Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 16

Üniversitelerde Zam Yarışı

0

Üniversitelerde yeni akademik dönem başlarken üst üste zam yağmurları devam ediyor. Şimdi de bu zam yarışına Boğaziçi Üniversitesi katıldı. Öğrenci Temsilci Kurulunun yaptığı duyuruya göre yemekhane ücretlerine %100 zam geldi, yemek fiyatları 15 TL’ye çıktı.

BERAT KARAASLAN

Geçtiğimiz günlerde Kulüp odalarının boşaltılması ile gündeme gelen Boğaziçi Üniversitesi’nde bir haber de yemekhane fiyatlarından geldi. Üniversite yemek fiyatlarına %100 zam yaptı. Zamlı fiyat tarifesi ise şöyle:
Kahvaltı 10.00₺, Öğle ve akşam yemeği 15.00₺

SOSYAL MEDYADA TEPKİ

Zamın duyurulmasının ardından öğrenciler ise sosyal medyadan tepkilerini dile getirdi. Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilci Kurulunun başlattığı #HemYurtsuzHemAç hastagi altında öğrenciler şunları söyledi:

“KYK bursunuzla her gün üç öğün yemek yerseniz cebinizde 50 lira kalıyor hayırlı olsun”
“Her gün her öğün yemekhanede yemek yediğimiz takdirde bile aylık 1120 lira harcama yapıyoruz. KYK bursu ise 1250 lira. Kalan 130 lirayla nasıl barınıp nasıl geçinebiliriz? #HemYurtsuzHemAç”

“Boğaziçi’nde 30 gün 3 öğün yemekhanede yemek yemenin maliyeti: 1200₺
Lisans öğrencilerinin KYK bursu: 1250₺
Tweet bu kadar. #hemyurtsuzhemaç”

“Öğrenciye yurt verme 10 binlik yurtta kalmak zorunda olsun. Zam yap 1200 tl yemeğe versin. 1250 tl KYK ile bu öğrenci nasıl geçinecek kısmını da hiç düşünme #HemYurtsuzHemAç”

Sağlıklı yaşam ve ‘SAĞLIKLA BESLEN’mek için merhaba

0

Yaşamın her döneminde amaç; bugün ve yarınlarda sağlıklı olmak ve sağlıklı kalmak için ‘yeterli ve dengeli beslenme’ olmalıdır.

Sağlıklı beslenmeye geçiş her insanın besinlerle; yaşına, kilosuna, boyuna uygun günlük enerji ihtiyacının ve tüm hücresel düzeyde ihtiyaçlarının karşılandığı, yaşam şekli haline getirilmesi gereken bir süreçtir.

Bu süreçte sağlıklı beslenme aynı zamanda diyetin de kişinin günlük yaşam şekline uyum sağladığı bir adaptasyon sürecini kapsar. Sağlıklı beslenme sürecinde özellikle diyetin, diyet yapan kişinin yaşamına uyum sağlaması, diyet yapanın diyete uyum sağlaması kadar önemlidir. Ancak böylece sağlıklı beslenme bir yaşam şekli haline dönüştürülür.

Her insan diyet öncesinde farkında olarak ya da olmayarak dengesiz ve ya yanlış ve ya yetersiz beslenme ve ya uzun saatler aç kalma ya da yüksek kaloride beslenme gibi birçok beslenme hataları yapıyor. Tüm bunlar sonrası sağlıklı beslenmeye geçmek, beslenme düzenimizin oldukça değiştiği bir geçiş oluyor. Bu nedenle geçiş sürecini de iyi yöneterek dengeli beslenmek çok daha büyük önem taşıyor.

Geçiş süreci vücudu fabrika ayarlarına döndürecek, stres yaratmayacak ve vücudunu yoksunluğa sokmayacak nitelikte olmalıdır.

VÜCUDUMUZ YAŞAMSAL FAALİYETLERİ GÜNDÜZ YAPAR

Doğadaki tüm diğer canlılar gibi vücudumuz da tüm ağır işlerini, yaşamsal faaliyetlerini gündüz saatlerinde yaparlar. Canlı metabolizması gündüz saatlerinde enerji, vitamin, mineral, protein vb. makro ve mikro besin öğelerine daha çok ihtiyaç duyar ve aktif olarak kullanır.

Diyet sürecinde tüm bunların karşılanması çok önemlidir

  • Özellikle vücudun yapım onarım bakım işleri ve tokluk hissinin uzun sürmesi için protein içeren besinler tam alınmalıdır. Yanında da bol posa liff ile desteklenmelidir.
  • Protein için; et, tavuk, balık, yumurta, yoğurt, kefir peynir yemelidir. Posa liff içinde bol taze çiğ sebze tüketilmelidir.
  • Yeterli sıvı tüketilmeli ve klinik bir engel yoksa(böbrek hastalıkları vb.) kilo basına 33-35ml su günlük tüketilmelidir.
  • Kan şekeri dengesi ve sindirim sisteminin sağlıklı çalışması için tam tahıl içeren ekmekler tercih edilmelidir.

Bunlar karşılanmadığı ve ya az karşılandığında dokularda ve hücresel düzeyde açlık yaşanır. Buna bağlı olarak kas ve doku ile beraber kilo kaybı yaşanır. Bu durum da sağlıklı ve istenen bir zayıflama şekli değildir. Sonrasında tekrar kilo almak ve düşen bağışıklık sistemi ile de sık ve kolay hasta olmak kaçınılmaz olur.

Lakin tüm bunlara dikkat edilse de sağlıklı beslenmeye geçiş sürecinde ve sağlıklı beslenme yaşam şekli haline gelip günlük hayata adapte olana kadar zorlanmalar ve iştah durumunda değişimler yaşanabilir. Özellikle kronik hastalıklar (troid hastalıkları, diyabet, hipertansiyon, böbrek yetmezliği, kalp damar hastaklıkları vb.) varsa diyetisyen takibinde ve kontrollü şekilde diyet yapmalıdır. Aksi taktirde; riskli sağlık sorunlarına, hastalık yoksa da genel klinik durumun bozulmasına neden olabilir.

Aynı zamanda geçiş süreci kontrollü ve takipli de olunsa sağlıklı beslenme ile daha sağlıklı çalışmaya başlayan organlar-sistemler ve bu organlar-sistemlerde hızla görülen iyileşme nedeni ile kullanılan ilaçların dozları fazla gelmeye başlayabilir. Buna bağlı hipotansiyon, hipoglisemi, baş dönmesi, baş ağrısı, yorgunluk gibi sorunlar oluşabilir. Bu durumlarda ilaçların dozları için tekrar doktor kontrolü de gerekebilir. Klinik takip ihmal edilmemelidir.

Diyette tüm çabalara rağmen yaşam telaşı içinde; diyete tam uyum sağlanamadığında, mevsimsel geçişlerde ve ya özellikle kadınların regl dönemlerinde bağışıklık sisteminin sarsılması gibi sorunlar oluşur. Enfeksiyon hastalıklarına karşı yatkınlık artar. Bu nedenle sadece zayıflatan değil, besleyici ve koruyucu bir sağlıklı beslenme planlanmalıdır.

DİYET SÜRECİ HATALARINA DİKKAT

Diyet süreçlerinde yapılan hatalar da sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.

Genellikle hatalar arasında;

  • bilinçsizce az kalori almak ve daha hızlı zayıflamak
  • günlük yoğunluk nedeni ile ara öğünler ve kahvaltı atlanması gibi hatalar sık yapılmaktadır

Oysa sağlıklı bir diyet süreci fazla ya da farklı besin tüketildiğinde de, eksik besin alındığında da bozulur ve zayıflama sekteye uğrar.

Şöyle düşünelim: Bir iş yeri gibi sıkı tempo ve tam dinami ile durmadan çalışan bir iş yeridir beden. Bu iş yerinde tüm gün çalışacak işçiler(hücreler, organlar, enzimler vb.) için açılış öğünü olan kahvaltı çok önemlidir. Gece boyu içerde bakım onarım yenileme yapan hücreler ve güne başlayacak günün işleyişini yürütecek hücrelerin direk kullanacağı ilk besinler kahvaltıdan gelir. Bu nedenle kahvaltı; tedavi edici uzun gece açlığı sonrasında temel proteinler ve sağlıklı besinler içermelidir. Ayrıca kimse kahvaltı dışında anne sütünden sonra en değerli en temel protein olan yumurtayı ve peyniri diğer öğünlerde tüketmediği için kahvaltı altın değerinde sayılır.

Kahvaltı dışındaki öğünleri tam ve düzenli (2-3 saat ara ile) tüketmek ise kan şekerini dengede tutarak ve doğru mekanizma çalışması sağlayarak tüm sistemlerin sağlıklı işleyişini düzenler.

Tüm öğünlerde de tabi ki bol sıvı almak, posa ve lif alımını sağlayarak devam etmek, uzun uzun çiğneyerek ve daima dinlenerek yavaş yemek yemek; fizyolojimize en sağlıklı beslenme şeklini ve en iyi korunan sağlıklı stabiliteyi verecektir.

Hayatınız boyunca size tek bir faydası olmayan hatta çok faz zararı olan işlenmiş gıdalar, paketli ürünler ve özellikle rafine seker ve şekerli her şeyden, sağlıksız yağlardan(margarin vb.) ve fazla yağlı her şeyden uzak durmaya çalışın ya da tadımlık ve kontrollü tüketin. Tüketirseniz de karşılığında oluşacak toksinler ve istenmeyen hücrelere karşı, bol antioksidan ve antiinflamatuvar besinlerle iç temizlik yapmayı ihmal etmeyin.

ZAYIFLAMA SÜRECİ İYİ YÖNETİLEMEDİĞİNDE…

Zayıflama süreci iyi yönetilemediğinde, diyete uyum sağlanmadığında; hipoglisemi ve ya hipeglisemi şikayetleri, sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklar şikayetlerinde artış, aşırı gaz birikimi, ani tansiyon yükselmesi ve ya düşmesi, özellikle böbrek hastaları için risk teşkil eden dehidratasyon dediğimiz vücudun çok susuz kalması, su – tuz dengesinin bozulması ve ekstremitelerde ödemlenme gibi sorunlar görülebilir.

Bunlara ek olarak kişisel yaşam temposu ile gün içinde; düşük enerji ve buna bağlı depresif mutsuz gergin ruh halleri, yorgunluk, konsantrasyon azalması ve uyku hali gibi durumlar oluşabilmektedir.

Bu da iş ve ya evde günlük temposu fazla yoğun olanları daha da sıkıntıya sokmaktadır. Bunları engellemek adına diyete tam uyum sağlasak,  öğünlerde tam ve dengeli beslensek de, bu şikayetlerin giderilmesine yeterli gelmeyebiliyor.

Peki zayıflamak da istiyor ama aynı zamanda yaşamsal enerjimiz iş performansımız da düşmesin istiyorsak ne yapmalıyız?

Tabi ki doktor ve diyetisyeninizin bilgisi dahilinde takviyelerden destek alabilirsiniz.

Ancak alınan bu takviyeler hücresel düzeydeki süreçleri yönetmeye yönelik olursa anlamlı ve hissedilir fayda sağlar.

Bir ömür hastalıklardan ve ilaçlardan uzak  yaşamak, var olan hastalığınızın kontrolden çıkmadan gerilemesini sağlamak için güç sadece sizin elinizde. Yaşlılıkta oluşan hastalıklar dahil tüm hastalıklardan sağlıklı besleme ve sağlıklı bir yaşam şekli ile uzak kalabilirsiniz.

Unutmayın kaliteli bir yaşam ve sağlıklı bir hayatı siz de hak ediyorsunuz

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın.

 

                                    DİYETİSYEN KARANFİL ÖZDEMİR

Hacettepe Üniversitesi zamlara doymuyor!

0

Üniversitelerde zamlar durmak bilmiyor. Hacettepe Üniversitesi ise bu zam yarışında ipi önde göğüslüyor. Yurt ücretlerine %44’lük zammın şokunu atlatamayan Hacettepe öğrencileri şimdi de yemekhane ücretlerine gelen %74’lük zamla karşı karşıya kaldı.
Yapılan zammı Hacettepe Üniversitesi öğrencileri ile konuştuk.
– BERAT KARAASLAN

“Öğrenci olduğumuz bir kenara bırakılıyor”

Hacettepe Üniversitesi daha önce yurt ücretlerine gelen %44’lük zamla gündem olmuştu. Üniversite şimdi de yemekhane ücretlerine %74 zam yaptı, öğün fiyatı 15 TL’ye yükseldi. Röportajlık’a konuşan bir Hacettepe Üniversitesi öğrencisi zamların etkilerini şu şekilde anlattı:
“Aylık 1.000 liradan fazla bir bütçe ayırmamız gerekiyor yemekhane için ve porsiyonu az, kalitesiz, hatta içinden çıkan şeylerle canımızı tehlikeye bile atabilecek bir yemek konuluyor önümüze. Öğrenci olduğumuz bir kenara bırakılarak kararlar alınıyor Hacettepe’de. Bu kararla bunu görmüş olduk.”

“Yemeğin içinden kurşun çıktı”


Röportajlık’a konuşan arkadaşımıza yemekhanenin kalitesini sorduğumuzda ise akıl almaz bir örnek verdi.
“Çok trajikomik bir olay ama yemeğimizin içinden kurşun çıktı. İnsanlar gülerek soruyor sizin yemekhanede yemekten kurşun çıkıyormuş doğru mu diye. Biri sorsa da anlatsak diye bekledik bu olayda çünkü sosyal medyada komik bir olay gibi algılandı. Daha önceden de teller çıkmıştı. Yemekhane görevlilerine sorduğumuzda ise “meyvelerin taşındığı kasalardan böyle şeyler düşebilir bunlar normal” cevabını aldık.”

Konu hakkında Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi ve TKG üyesi Eylül Biçer ile de konuştuk.

“Tepkisizliğin sebebi örgütsüzlük”
Üniversite öğrencilerinin zamlara karşı tepkilerinin nasıl gelişeceğini sorduğumuzda şunları söyledi.
“Akademi ülkeden bağımsız değil ülkede toplumsal muhalefet baskılanıyor. Akademide de öğrenciler baskılanıyor. Bu sebeple öğrenci arkadaşlarımız bu baskıdan çekiniyorlar fakat bence bunun bir sebebi de örgütsüzlük. Örgütsüz olan insan tepkisiz de kalır.”

“Yemeği iki öğüne düşürüyorduk”
“Çok kötüydü gerçekten yani hep düşünüyorsunuz azıcık paranız var. Yemekhaneden yesek sadece şişkinlik yaratıyor ve kalitesiz. Öğle yemeğini atlayıp günde iki öğün yiyorduk çünkü fiyat performans açısından yetişemiyorduk.”

KİRLİ ÇATAL KAŞIKLAR
“Ayrıca çatal, kaşıklar hep kirliydi. Yemekhanenin çamaşır makinaları çok eski ve yenilenmediği için temizlik konusunda da ciddi sorunlar var. Üniversite nüfusu her geçen yıl artmakta buna karşılık yemekhane çalışanlarının sayısını azaltıyorlar. Beytepe kampüsünün nüfusu oldukça kalabalık olduğu için yemekhane emekçileri çok zorlanıyor. Durum böyle olunca da zaten oradan sağlıklı, hijyenik ve kaliteli yemekler beklemek olanaksız bir hale geliyor.

“Sağlıklı beslenmek en temel haklarımızdan bunun ücretsiz bir şekilde sağlanması gerekirken öğrencisine müşteri gözüyle bakan kar odaklı bakışı reddediyoruz. Hacettepe Üniversitesi en fazla ödenek alan üniversitelerden biri bizler de Hacettepe Komünist Gençliği olarak yemekhaneye yapılan son zamların peşini bırakmayacağız. Bu düzene boyun eğmeyeceğiz ve bu düzeni mutlaka değiştireceğiz.”

Bir zam haberi de Hacettepe Üniversitesi’nden: Yurtlara yüzde 44 zam!

0

Üniversitelerde zam haberleri bitmiyor. Bu defa da Hacettepe Üniversitesi’nden bir zam haberi geldi. Üniversite yurt ücretlerine %44 oranında zam yaptı. Gelen zamlarla beraber en ucuz yurt ücreti 680 TL’den 980 TL’ye yükseldi.

BERAT KARAASLAN

Akdeniz Üniversitesi, Marmara Üniversitesi derken şimdi de Ankara’da Hacettepe Üniversitesi öğrencileri fahiş zamların altında ezilmek isteniyor. Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı Sıhhiye ve Beytepe’de 4 kişilik yurtlar 980 tl, Beytepe Öğrenci evlerinde bazı bloklar 2740 bazıları ise 2440 TL oldu. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi 4. Sınıf öğrencisi Türkiye Komünist Gençlik (TKG) üyesi Buse Eylül Onat ile zamları konuştuk. Onat, Hacettepe’de yurt ücretlerine her sene zam yapıldığını anlattı.

“ODALAR ÇOK KÜÇÜK, TEMİZLİK YETERSİZ”

Röportajlık’a konuşan Onat şunları söyledi: “Kampüsümüzü rant alanına çevirdiler. Yurtları, kantinleri kamuya ait ne varsa öğrenciye fayda ilkesinden çıkarıp kar elde etme amacına yönlendirdiler. Elbette bu son birkaç yılın problemi değil, sistemsel bir problem. Son yıllarda da kampüslerimizde bunu pervasızca yapıyorlar. Bu sene yaşadığımız da bu. Yurt ücretlerine gelen zamlarla bizim öğrenim hayatına devam etmemiz çok zor.”

%44 zam gelen yurtların şartlarının kötü olduğunu aktaran Buse “Odalarda dört kişi kalıyoruz. Yurtlar zaten çok küçük kendimize ait bir alanımız yok. Hijyen anlamında zaten ciddi sorunlar yaşıyorduk üstüne geçen sene odalardaki temizliği de kaldırdılar. Sadece koridor ve ortak alanda bulunan banyo ve tuvalet temizleniyordu. Hafta sonları tuvalet ve banyo da temizlenmiyordu. Ciddi anlamda personel eksikliği var, covid bahanesiyle personel azaltımına gittiler. Çalışanlar üzerine de büyük bir yük yüklediler. Hem emekçiler olarak hem de öğrenciler olarak  sorunlar yaşıyoruz. Bizler temel haklarımıza kadar savaş açmış bu düzenle mücadelemizi vermeliyiz. Piyasacı bu düzene karşı TKP saflarında mücadelemizi büyütelim.”

ARTIK YIL ÖĞRENCİLERİ YURTSUZ KALIYOR

Çeşitli sebeplerden dolayı örgün öğretim süresini aşan öğrencileri ise daha kötü bir durum bekliyor. Üniversite SKS Daire Başkanlığının yaptığı açıklamaya göre öğrenciler yurtsuz kaldı. Üniversitenin yaptığı açıklamanın ilgili kısmı şöyle:
“Geçmiş yıllarda çeşitli nedenlerle artık yıl öğrenci sayılarının boş yatak kapasitesinin %5’inin çok üzerine çıktığı görülmüştür. Söz konusu durumun sürdürülmesi, üniversitemizi yeni kazanan öğrencilere yurt imkanı sunamamak anlamına geldiği için ve Yönergemizde var olan %5 sınırlaması nedeniyle artık yıl öğrencilerinin tümünü yurtlarımızda barındırma imkanımız kalmamıştır.”

 

Üniversitelerde yemeklere zam yağmuru sürüyor!

0

Üniversitelerde eğitim-öğretim dönemi başlamadan zam haberleri gelmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde Akdeniz Üniversitesi’nde yemek fiyatlarına yapılan fahiş zammın ardından bu sefer de Marmara Üniversitesi’nde zam yapıldı. Yemekhane ücretleri “artan yemekler sebebiyle” 5 TL’den 15 TL’ye yükseldi. Marmara Üniversitesi’ndeki zamları ve öğrencilerin tepkisini Hukuk Fakültesi 4. Sınıf öğrencisi Gülşen Babacan ile konuştuk.

Berat KARAASLAN

YEMEK FİYATI 3 KATI OLDU

Ekonomide süren sorunların vatandaşa karşılığı kullandığı ve tükettiği her şeye gelen fahiş zamlar oluyor. Maaşlara yapılan zamlar henüz ceplere girmeden her şeye yapılan zamlar vatandaşları daha da zor duruma sokuyor. Elinden bir şey gelmeyen vatandaş hemen her hafta başka şeye yapılan zamları konuşur hale geldi. Gelen haberlere göre anlaşılan bir süre üniversitelerde yapılan zamları konuşacağız. Akdeniz Üniversitesi’nde başlayan zam fırtınası şimdi de Marmara Üniversitesi’ne uğradı.

Marmara Üniversitesi öğrencisi Gülşen Babacan, zam haberini okula giden arkadaşlarının tesadüfen panoda duyuruyu görmesi ile öğrendiklerini söyledi. Ücretin 5 TL’den 15 TL’ye yükseldiği %200’lük zam haberinin öğrenci tarafından büyük tepkiyle karşılandığını aktaran Gülşen Babacan konu hakkında öğrencilerin kolektif bir kararlılık göstereceklerini aktardı:
“Daha önce yemekhane ücretleri 3 TL’den 5 TL’ye çıktığında çok tepki verilmemişti ama şimdi durum çok farklı. Şu an bir Whatsapp grubu kurduk. Konu ile alakalı ne yapabiliriz üzerine konuşuyoruz. Süreç çok yeni ama öğrenciler olarak mutlaka bu duruma tepkimizi koyacağız. Ayrıca gün içerisinde ikinci öğünü zaten pahalıya yiyorduk. Kalitesinden memnun değildik üzerine bir de zam geldi.”

Yurt ücretleri ile ulaşıma yapılan zamlar karşısında çaresiz kalan öğrenciler bin 250 liralık bursla İstanbul’da yaşam kavgası veriyor. Okul çevresinde yemek fiyatları pahalılığından yemekhanede dakikalarca kuyruk oluştuğunu da öğrendik. Öğrenciler online toplantı alarak zamlara karşı gelişecek süreci kararlaştıracaklar.

NE KÜLTÜR SANATI, YEMEK YİYEMİYORUZ

Gülşen her fikirden öğrencinin bu duyarlılığı gösterdiğini aktardı ve ağır zamlar altında yaşamaya çalışan öğrencilerin sıkıntılarını da aktardı.
“ Bu zam TÜİK verilerinin bile üzerinde bir zam. Her gün zamlar geliyor ve biz okurken bir yandan da çalışmak zorunda kalıyoruz. Bunu da beslenmek ve barınmak için yapıyoruz. Bırakın kültür-sanat etkinliğine katılmayı, kendimizi bu yönde geliştirmeyi beslenmek bile uğruna çok çalıştığımız bir durum haline geldi. Zaten ücretsiz olması gereken bir hizmet için büyük zamlar yapılmasına şiddetle tepkiliyiz. Buna karşı bir mücadeleye geçmek istiyoruz.”

Yükselen Kitap Fiyatları: Döviz arttı, fiyatlar uçtu!

0

Ekonomik koşullar yayıncılığı da derinden etkiledi. Kitap fiyatlarındaki artış okura yansıdı. Kitap okumakta ısrar eden okur ya ikinci el kitaba ya kitap takasına ya da e-kitaplara yöneldi. ‘Yükselen kitap fiyatları’ konulu yazı dizimizin ikinci bölümünde konunun diğer tarafı yayınevlerine mikrofon uzatttık.

ERCAN KÜÇÜK

‘Yükselen kitap fiyatları’ konulu yazı dizimize ikinci bölümle devam ediyoruz. Bu bölümde söz yayınevlerinde. Yayınevlerine kitap fiyatlarındaki artışın sebeplerini, ekonomik koşulların kendilerine etkilerini, aldıkları tedbirleri ve çözüm önerilerini sorduk. Röportajlık’a konuşan yayınevlerinin yöneticileri satışların 10’da bir oranında düştüğünü vurguladı, dövizle ithal edilen hammaddelerdeki fahiş fiyat artışlarına dikkat çekti. 

‘YAYINCININ GELECEĞİ DEVLETİN ELİNDE’

Kaynak Yayınları Genel Müdür Yardımcısı Celal Demirel fiyat artışlarında ana etken olarak dövize vurgu yaptı. Kitap basımında kullanılan malzemelerin yurtdışından temin edildiğini belirten Demirel, “Yayıncının geleceği devletin elinde” dedi. Satışların yaklaşık 10’da bir oranında düştüğünü vurgulayan Demirel şunları söyledi:

“Kitap kağıdı yurt dışından temin edildiği için, kağıt üretimi durduğundan dolayı, Euro ve Dolar arttığı sürece kağıt fiyatları artar. Bu da kitabın maliyetine otomatik olarak yansır. Matbaalardaki tüm malzemelerin hepsi dolar ve euro ile alınıyor. Bunlar da Türkiye’de üretilmiyor. Türkiye’de üretimi olmayan bir sektörde şu anda çalışıyoruz. Boya kalıp bunların hepsi şu anda günlük dolar ve euro üzerinden işlem görüyor. Dolayısıyla onlar da ek yapıyor. 

“İşçi ücretlerindeki artış da zorunlu olarak yansıdı. Buna mukabil kitap satışlarında çok büyük bir yükseliş olmadığından dolayı maliyetler otomatik olarak artıyor. Depo ve ofis kiraları da olağanüstü arttı. Konutta %25 sınırı var ama işyerinde yok. Bizim depomuzun kirası 14 bin TL idi şu anda 25 bin TL oldu. 

“Yani kısacası şu: siz ülkedeki kitapçıları yayıncıları korumak istiyorsanız Euroya dolara bağlı sistemi ortadan kaldırmanız gerekir. Yayınevlerini bugünkü darboğazdan kurtulmasının tek şansı var. Euroya ve dolara bağlı sistemi ortadan kaldırmak. Yayıncının geleceği devletin elinde. Devlet insanların kitap okumasını istiyorsa önünü açacak.

‘YAZARA ‘SPONSOR BUL’ DİYORUZ’

“Satışlarımız çok düştü. Örneğin haftada sattığımız kitap 1000 ise şu anda 100 kitaba düştü. Öyle bir sert düşüş oldu. Tüm yayınevlerinde bunu gözlemliyoruz. 

“Fuarlar şu anda tekrar başladı. Fuar kiraları olağanüstü pahalı. Fuarın malzemeleri pahalı. Şimdiden düşünüyoruz. Fuarda nasıl satış yapıp nasıl kurtaracağız diye. Zorunlu olarak katılıyoruz çünkü orada okurla yüzyüze geliyoruz. Burada yerel yönetimlere de büyük iş düşüyor. Yerel yönetimlerin yapacağı kitap fuarları çok önemli. Kocaeli Belediyesi her şeyi yükleniyor, kira almıyor, destekler de veriyor. Bu biraz nefes aldırıyor.

“Kitap basıyoruz ama çok dikkatli davranmak zorundayız. Her kitabı basamıyoruz. Yazara, ‘Sen bu kitaba sponsor bul ya da kendin sponsor ol, bastığımız kitabın yarısını sana verelim yarısını satışa sunalım ’ diyoruz. Bu şekilde ara formüller geliştirdik. Satış tekrarı yaptırdığımız yayınlar dışında çok fazla yayın basma şansımız yok. Ayda 7-8 yeni kitap basardık, şimdi 2-3’e düştü. 

‘TEMEL SEBEP EKONOMİK İSTİKRARSIZLIK, DIŞA BAĞIMLILIK’

Yazılama Yayınevi Satış ve Pazarlama Sorumlusu Ogün Hakan Küçükünal kitap fiyatlarının artışını ithal hammaddedeki maliyet artışlarına bağladı. Sadece kitap fiyatlarının değil her şeyin fiyatlarının arttığına dikkat çeken Küçükünal, tedbir olarak kitap baskılarını azalttıklarını söyledi. Küçükünal şunları söyledi:

“Maalesef kitap fiyatları da ekmeğin fiyatı gibi, sebze meyve fiyatları ve diğer her şeyin fiyatı gibi çok arttı. Bunun temel sebebi ekonomik istikrarsızlık, döviz kurlarındaki anormal artış ve tabi  dışa bağımlılık. Türkiye kendi selülozunu ve kağıdını üretemiyor, döviz kurlarındaki yükselme de kâğıt fiyatlarına yansıyor. Sadece kitap kağıdı değil matbaa materyalleri de ithal ediliyor. Tabi bunu sadece matbaa maliyetinin artışı olarak da görmemek lazım,  paketleme maliyetlerinden tutun kargo maliyetlerine her şeyin maliyeti kontrolsüzce artıyor.  Yabancı dilde yazılmış kitaplara ödenen telifler de kurla beraber artıyor. Tüm bu maliyet artışları kitap satış fiyatlarına yansıyor. 

“Baskı planımızda olan kitapların bazılarını ertelemek ve kitapların baskılarının adetlerini düşürmek durumunda kaldık. Maliyet artışları satış fiyatlarımıza yansıdı. Ancak tabi kitap satış fiyatlarının artması da okurların alış gücünün azalmasından kaynaklı olarak satış rakamlarında düşüşe sebep oluyor. Bu bir tür kısır döngü. 

‘TYB’NİN ÖNERİLERİ DİKKATE ALINMALI’

“Daha önce Türkiye Yayıncılar Birliği’nin, Yayıncılar Kooperatifi’nin ‘kitap ve basılı materyallerin maliyetleriyle ilgili döviz kurlarının sabitlenmesi ve Kültür Bakanlığı’nın yayınevlerini sübvanse etmesine yönelik önerilerinin dikkate alınması gerekiyor. Ama bunun olacağı yönünde bir beklenti de yok aslında. Ülke ekonomisinin genelinde bir iyileşme olmadan yayıncılıkta iyileşme olması ve kitap fiyatlarının düşmesi pek mümkün değil. Devlet geçtiğimiz ay yaptığı KDV artışı ile kitap üretim maliyetlerini de arttırmış oldu, bunun satış fiyatlarına yansımaması mümkün mü? Yani kura, enflasyona ilave olarak beklenmedik ek maliyetlerle de karşı karşıyayız.

AYDA 5-6 KİTAPTAN 1-2 KİTABA

“Basmak istediğimiz kadar basamıyoruz. Basmak istediğimiz her kitabı da basamıyoruz. Eskiden orta ölçekli yayınevleri ayda ortalama 5-6 kitap basabiliyordu, şimdi ayda 1-2 kitap basmak bile zor oluyor. Yukarıda belirttiğim gibi biz de baskı planını daraltmak, baskı adetlerini azaltmak, daha az maliyetli eserlere yönelmek, çeviri planımızı yeniden düzenlemek gibi süreçlerden geçiyoruz.”

FUAR MASRAFLARI OLDUKÇA YÜKSEK

Pankuş Yayınları Koordinatörü Yılma Başar Korkmaz da girdilerdeki dövize dayalı maliyet artışlarına dikkat çekti. Korkmaz, fuar masraflarının da oldukça yüksek olduğunu vurguladı. Korkmaz şöyle konuştu:

“Ne yazık ki en temel sorun kağıt ve ardından gelen mürekkep gibi diğer ham madde sorunları takip ediyor. Kağıt dövize bağlı ve her geçen gün dolar ve euro artışıyla birlikte kitaplar basılamaz yahut satılamaz bir hal alıyor. Kitaplarda kullanılan farklı çeşitlerde kağıtlar var ve bunların kaynağı Avrupa. Aslına bakarsanız Avrupa’da kağıt fiyatları ucuzladı fakat bunun farkını bizim yayıncılarımız hissedemeyecek kadar büyük bir döviz baskısı içerisinde. İkinci nokta mürekkep ve ofset cihazların/yedek parçaların da yurt dışından gelmesi, dolayısıyla bunlar da dövize bağlı. Bunun neticesinde matbaadan çıkan bir kitap zaten okuyucu için standart diye ifade edilebilecek bir fiyatta oluyor. Yayıncının ise nakliye, depolama gibi maliyetlerinin yanı sıra matbaaya da kısa sürede ödemesi gereken borcu oluyor. Bu kadar masrafa kendi kârını da eklediğinde okuyucu için alınması çok zor fakat yayıncı için de ancak kurtarılabilir fiyatlar ortaya çıkıyor. Bu masraflar tek başına baskı oluşturmuyor. Dolaylı masraflar da var ki fuar ya da süreli yayınlardaki kaybedilen bedeller gibi.

“Fuar masrafları oldukça yüksek oluyor, kastedilen miktar en küçük yerden başlamak üzere en aşağı 20 bin TL dolaylarında. Biraz daha büyük, daha doğrusu normal bir stant istediğiniz zaman bunun bedeli 40-50 bin TL’lere kadar çıkabilmektedir. Yani aslında ortalama olarak her fuarda 30 bin TL’yi havaya saçıyorsunuz ve reklam bedeli için. Sizin orada kâr edebilmeniz için tüm masraflar dahil 150 bin TL ve üzeri kazanmanız lazım ki büyük yayınevleri haricinde pek de mümkün olmuyor çünkü vatandaşın da hali ortada. Bunun haricinde kargo masrafları çok arttı. Normal kitabın gönderisine bunu yansıtabiliyorsunuz –okuyucu bundan da rahatsız aslında haklı olarak çünkü miktarlar çok yüksek- fakat süreli yayın aboneliklerinde yansıtamıyorsunuz. Dergicilik zaten Türkiye’de büyük masrafları olan bir alan, bu yüzden zorlu geçiyor.

“Abonelik tutarı başta 10x ise kargo ve baskı bedelleri o günün şartları ya da muhtemel sürece göre hesaplanıyor. Yıl biterken ise tüm masraflar 40x olmuş, dolayısıyla süreli yayınlar büyük bir zarar kaynağı oluşturabiliyor bu süreçte. Bunun da tek sorumlusu istikrarsız bir ekonomidir, yayıncılar her ne kadar okuyucuyu maddi anlamda rahatsız etmek istemese de bazı nesnel şartlar süreci oldukça zorluyor.”

“Satışlar oldukça düştü. Takdir edersiniz ki tüm yayıncıların öyle. Fiyatları oldukça düşük tutmaya çalışıyoruz ki okuyuculardan da bu şekilde dönüş oluyor ‘fiyatlarınız neden bu kadar düşük?’ Diye. İnsanların aklında pahalı değilse kalitesiz bir kitaptır şeklinde bir tabu oluşmuş durumda ne yazık ki. Bu sorunlu bakış açısı büyük yayınevlerinin ihtiyaçları olmadığı pahalılığa meşruiyet kazandırırken küçük yayınevlerinin sürümden kazanma gerekliliğini de mahkûm ediyor. Bu düşük fiyat durumu devam edemeyecek ne yazık ki, belli periyotlarda fiyatlarımızı aşamalı şekilde arttıracağız.”

SEKA’NIN YAĞMA VE TALAN SÜRECİ

“Aydın’da bir kağıt fabrikası kuruldu, Avrupa’nın en büyük kağıt fabrikası. Güzel bir cümleyle giriş yaptım fakat mutlu ederken biraz da soru işaretlerini beraberinde getirdi. Madem en büyük kağıt fabrikası, madem yerli ve milli bir üretim, bu fiyatlar ne? Bu kadar haklı bir soruya az rastlanır fakat cevabı çok net: O fabrikada kitap kağıdı üretilmiyor, koli kağıdı ya da kalın gramajlı kitap kullanımı haricindeki kağıtlar üretiliyor. Bunun da gerekçesi kitap kağıdı sektörün %10’unu oluşturuyormuş. Açıkçası iktidarın zaten entelektüel gelişime karşı tutumunun ideolojik bir gerekçesi olabilir bu durum. Milli devletin ve erken dönem cumhuriyet ideolojisinin meyvesi SEKA’nın yağma ve talanı süreci bu noktalara kadar getirdi. Öncelikle verimli ve düzenli üretimi olan devletin kağıt fabrikasına ihtiyacı var. Boya/mürekkep gibi devamlılığı olan malzemelerin milli üretiminin olması şart. Makinelerin alımında vergilerin geçici süre düşük tutularak basın yayın sektöründeki tüm cihazların milli üretiminin teşviki zaruridir. Bu sorundan ancak kamucu ekonomi tutumuyla çıkabiliriz. Aksi takdirde matbaa-yayıncı-vatandaş üçlü sacayağı olarak gerek aydınlanma gerekse maddi karanlığa sürüklenmeye devam edeceğiz.”

“Kitap basabiliyoruz fakat süreci uzadı. Önceden her ay birkaç kitap basabiliyorduk fakat şimdi ayda bir kitaba ya da bazı aylar basamamaya kadar süreç gitti. Tedbir olarak ancak fiyatları yükseltebiliyorsunuz. Sosyal medyanın verimli kullanımını yapabiliyorsunuz. İnternet satışı ile birlikte aslında dükkan kirası gibi bir dertten kurtuluyorsunuz.”

TEKELLEŞME VURGUSU

Alakarga Yayınevi Sahibi Suat Duman, kitap baskısında kullanılan hammadelerdeki tekelleşmeye dikkat çekti. Maliyetlerdeki artışlardan dolayı kitabın zenginlerin ulaşabileceği lüks eğlenceye dönüştüğünü belirten Duman, kitap listelerini revize ettiklerini ifade etti. Duman şunları söyledi:

“Kitap üretmenin bedeli kısa süre içinde aşırı yükseldi, buna karşılık kitaba para ayıran insanların gelirleri aynı düzeyde yükselmedi. Kitabın artık pahalı görünmesinin sebebi bu.

“Yayıncılar ithal kağıtla çalışıyor, kitap kağıdı üretimi ülkemizde ya hiç yok ya da çok sınırlı. Türk lirasının yabancı paralar karşısında hızla erimesi anında kâğıt fiyatlarına yansıdı. Yetmezmiş gibi kağıt tekeline sahip birkaç firma bu güçlerini insafsızca yayıncı ve okurun aleyhine kullanınca maliyetler günden güne hatta saatten saate katlanarak arttı. Kalıpların da ithal olması ve aynı tekelci süreçlerin orada da işlemesi; nakliye, kargo fiyatları, hizmet bedeli de eklenince kitap bir anda kendini ancak zenginlerin ulaşabileceği bir lüks eğlenceye dönüşmüş buluverdi. Tabii zenginlerin kitapla eğlendiği günler bir önceki çağda kaldı. O nedenle kitap fiyatı arttı ama kitapçı (yazar, yayıncı, matbaa vs) kazanamadığı gibi okur da kaybetti. 

“Bu süreç bizi de olumsuz etkiledi. Telif eserlerin bir kısmından vazgeçmek zorunda kaldık. Dövizle çalışan ajans ve yazar teliflerine çevirmen telifi de eklenince kitabın matbaaya gidene kadar oluşan maliyeti zaten makul sınırları aşıyordu. Kitap listemizi revize ettik ve enflasyonun kontrol altına alınacağı günler gelene dek maceradan uzak durmanın yollarını aradık. 

KİTAPLAR RAFLARA GİRMEZ OLDU

“Bu ekonomik süreçler yayın dünyasına hâkim dağıtım şirketlerini de etkiledi tabii. Faaliyetine son verenler oldu, buna karşılık yeni dağıtım firmaları ortaya çıktı vs. Asıl gözle görünür sonuçsa dağıtım mantığının değişmesi oldu. Önceleri, yeni kitapları hatırı sayılır miktarda alan ve bunu iş birliği içinde olduğu kitapçılara mutlaka ulaştıran dağıtımcılar bile kitapçılardan gelen siparişlere göre yayıncıdan kitap alır oldu. Çoksatarlar bir yana (gerçi bu kavram da tarihe karıştı çoktan ama) kitaplar kitapçı raflarına girmez oldu. Kitapların görünür olabildiği tek mecra neredeyse dijital mağazalara dönüştü. Bu da aslında sanal bir demokratikleşmeden fazlasını getirmedi, haberdar olmadığınız bir kitabın dijital mağazalarda da karşınıza çıkması mümkün değil çünkü. 

“Bize gelince, elbette dağıtım firmalarıyla etkin bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz. Ancak bir yandan da kendi dijital mağazamızdan, shopier üzerinden satış yapıyoruz ve buna eskiye göre daha ağırlık veriyoruz. Okurun da işine gelen bu oluyor, zira dağıtım ve kitapçı paylarından sıyrılınca kitap fiyatları da okur için daha kabul edilebilir hale geliyor.”

Yükselen kitap fiyatları: ‘Kitap almak lüks hale geldi’

Doların yükselmesi ve mevcut ekonomik koşullardan en çok etkilenen sektörlerden birisi de yayıncılık sektörü oldu. başta kağıt olmak üzere hammaddelerdeki fahiş fiyat artışları da kitap fiyatlarına yansıdı, bundan da okurlar direk etkilendi. Fiyatlardan şikayetçi olan okurlar, özellikle internet üzerinden sürekli indirim kovaladıklarını, kitap almanın lüks hale geldiğini vurguladı.

ERCAN KÜÇÜK

İthal kağıda bağımlılık, döviz kurundaki dalgalanmayla, yazılı basının yanında yayıncılığı da derinden etkiledi. Zor günler yaşayan yayınevleri bu durumu kitap etiketlerine yansıttı. Zorunlu ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanan vatandaşlar için kitap almak lüks hale geldi. Kitap almaktan vazgeçmek istemeyenler ise diğer masraflarından kısmak zorunda kalıyor. Kimi okurlar da internetten indirim kovalarken bazı okurlar ise ikinci el kitaplara yönelmiş durumda.

Röportajlık olarak kitap fiyatlarının etkileri ve sebepleri ile ilgili yazı dizisi başlatıyoruz. İlk bölümde fiyatların etkilerini yayınlıyoruz. Bu kapsamda okurlara sosyal medya üzerinden “Kitap fiyatlarını nasıl buluyorsunuz? Kitap alabiliyor musunuz?” sorularını yönelttik. Gelen cevaplarda artık sıfır kitap almanın ne kadar zorlaştığı ortaya koyuluyor. İşte o yorumlar:

SAHAFLARIN YOLUNU ARŞINLIYORUM

Ayşe Karabat: “Çok değil, 2-3 sene önce rutinim olan birçok şeyden vazgeçtim. Her şeyin çok daha azını ve kalitesi düşük olanını alıyorum. Bazı şeyleri hiç almıyorum artık çünkü gittikçe pahalılaşan kitapları almaya devam etmek istiyorum.”

Bilge Cenik: “Geçenlerde Trendyol üzerinden bir kitabın fiyatına baktım. Aynı kitap bir satıcıda 250 civari iken başka bir satıcıda 650 civarındaydı. Acaba diğerleri korsan mı satıyor diye şüphelenerek pahalı satan satıcıya mesaj attım. Serbest piyasa diye cevap verdiler.”

Nurcan Özbay: “Kitapçıdan fiyatlardan dolayı güncel kitap almayalı çok uzun zaman olmuştu. Satış sitelerinin bildirimleri açık. İndirim yapan yayınevi var mı diye takipteyim. Artık yeni çıkan kitabı okumayı çok istesem de bekliyorum. Sahafların, ikinci el kitapçıların yolunu arşınlıyorum”

Berfin Bakay: “Çok pahalı.  Hadi çalışan alıyordur belki de öğrenci nasıl alıyordur acaba? Alsan da tek tük alıyorsun işte. İnternetten almak yine daha avantajlı olabiliyor direk kitapçıdan almak daha pahalı”

Taner Sezgin: “Kitap fiyatları deyince aklıma ilk gelen şey mağaza giderleri oldu. Zaten mağaza satış fiyatı ile internet satış fiyatı arasında fark olması da bundan kaynaklanıyor. Personel, elektrik, kira gibi giderler nedeniyle mağaza da fiyatlar daha fazla oluyor. Her şeye zam gelmesi sebebiyle de insanların gidip kitaba dokunma, o kağıt kokusunu hissetme, sayfaları çevirerek satın alma gücü azalıyor. Ayrıca bu İnternetten satış yöntemi insanların evinden dışarıya çıkmasını da engelliyor. Sosyalleşmenin önünde de engel olarak görüyorum bunu. Bir de aslında kitap maliyeti ile etiket fiyatı arasında ciddi bir kazanç var. Ara zamanlarda %25 -30; fuar zamanlarında da %40 – 50 indirim yapmalarının sebebi de bu. Aslında daha uygun fiyata satabilirler kitabı.”

Gazeteci Gökhan İlhan: “Nadir Kitap’ı elbette tavsiye ederim. Hele orada kitapsever dostu Amon Amarth Sahaf var listesine göz atmanızı tavsiye ederim. 150 TL ve üzeri kargo ücretsiz.”

Halime Gümüş: “Kitap okumak temel ihtiyaç olmaktan çıkıp lüks sınıfına geriledi maalesef”

Diğer yorumlar da şu şekilde:

-“D&R kampanyalarını takip ediyoruz (: bir de internetten kitabın ucuzunu arayıp kargo bekliyoruz. Nerede o al kitabı çık hemen oku devri.”

-“Yine de alıyorum. Ancak başka şeylerden kısıyorum.”

-“Akademik kitaplar anormal seviyede pahalı. Romanlarda oranlı bir artış var yani 5 yıl önce 20 TL’ye aldığım romanın yeni baskısı şu an 110 TL. Bu da normal genel enflasyona kıyasla ancak bir öğrenci için ya da kira faturalar çıktıktan sonra elinde yaşamak için 2-3 bin TL kalan birisi için tabii ki artık lüks. Ben harçlıklarımı bitirip kendi kütüphanemi yaratmıştım daha lise sonda. Şu an böyle bir şeyi yapamazdım muhtemelen.”

-“Ne alması? Korkudan gidip bakamıyorum bile fiyatlara. Kitap en ucuz yolculuktur insanın kendi içinde diyeceğim bir kitap olmuş kaç para hem aç kalacağız hem cahil”

“Çok pahalı çok pahalı çok pahalı. Alıyoruz tabi ama bir kitabı alabilmek için öğrenci biri olarak şahsen okulda aç durup para biriktirmem gerekiyor.”

‘BİRBİRİMİZE PDF PASLIYORUZ’

-“PDF seferberliği yapıyoruz, birbirimize PDF paslıyoruz. Kitap fuarına gidince TTK’dan alışveriş yapıyoruz. Kaliteli ve ucuz olduğu için. Onun dışında geçen senelerde alıp okumadığım kitaplardan seçip okuyorum.”

-“Bireysel olarak, hala mecburen tüketiyorum. Kuramsal yayınların e-kitap işi hala yok. Artış yayıncılık için asla sürdürülebilir değil. Muhtemelen topyekun bir elektroniğe kayış hızlanıyor. 6 ayda bir kitap sipariş kitap sayısı ve ücret arasındaki uçurum artıyor.”

-“Artan fiyatlar bizi gerçekten zorluyor. Kitabevlerinden, daha ekonomik olması sebebiyle internetten alışverişe yöneldik. Kimi korsan kitap peşinde ister istemez. Son zamanlarda kitapsever dostlarla kitap değiş tokuşu yapmaya başladık. Her şeyimi paylaşırım da kütüphanemdeki kitabımı paylaşmak zoruma gidiyor 🙂 İşbankası Yayınları ve YKY’nin indirim günlerinde dostlarla birbirimizi haberdar eder, gider toplu alışveriş yaparız”

-“Çok çoook pahalı…Aksini iddia eden kitap almıyordur”

-“Nadiren alıyorum. Bunda fiyatların da etkisi var tabii ki ancak yayınevlerinin çoğunu, niteliksizlikleri olsun iş etikleri olsun politik duruşları olsun, beğenmiyorum. Okuduğum çoğu materyal İngilizce olduğundan pdf’ten başka bir seçeneğim yok zaten. İyi ki daha önceden idare edecek kadar bir kütüphane oluşturmuşum diyorum evimde.”

Akdeniz Üniversitesi’nde yemekhaneye yüzde 133 zam!

0

Türkiye üst üste zamlarla boğuşurken bir zam haberi de Antalya’dan geldi.  Akdeniz Üniversitesi’nden yemekhane ücretlerine %133 oranında zam yapıldı. Ekonomik krizle boğuşan gençlerin gelen fahiş zam ile ilgili düşüncelerini Akdeniz Üniversitesi Tıbbi Laboratuvar Bölümü son sınıf öğrencisi Hazal Üner ile konuştuk.

BERAT KARAASLAN

YEMEK FİYATLARINA %133 ZAM

Yemekhane ücretlerine zammın geçtiğimiz süreçte de yapıldığını, ücretin 5 TL’den 6 TL’ye çıkarıldığını ve porsiyonlarının küçültüldüğünü fakat öğrenci tepkisi ile karşılaşılınca geri adım atıldığını aktaran Hazal, yapılan %133’lük zam ile 6 TL olan yemekhane ücretinin 14 TL’ye çıkarıldığını anlattı. Hazal, öğrencilerin yeni yapılan zam karşısında okulların açılması ile tepkilerini koyacaklarını söyledi. Üner, üniversitenin zam kararının sebeplerine dair herhangi bir açıklama yapmadığını da aktardı.

2. YEMEĞE %515 ZAM

Akdeniz Üniversitesi’nde iki öğün yemek veriliyor. Öğrenciler için öğün fiyatı 14 TL fakat ikinci öğün yemek istendiğinde fiyat 40 TL’ye yükseliyor. Bu oran geçtiğimiz sene 6.50 TL iken yapılan %515  zamla beraber  40 TL’ye yükseldi. Hazal geçtiğimiz süreçte üniversite yönetiminin aldığı kararları haberleştirdiği için öğrencilere ceza verildiğini belirtti.

Kadıköy’de Akbelen’e destek eylemi: Yağma ve talana son vereceğiz, devletleştireceğiz

0

Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı’nda süren ağaç kıyımına karşı bugün Türkiye Komünist Partisi’nin çağrısıyla Kadıköy’de bir eylem gerçekleştirildi.

Bugün saat 19.30’da Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi önünde buluşan yurttaşlar, “Yağma ve talana son vereceğiz, devletleştireceğiz” pankartı açtı. “Limak defol bu memleket bizim”, “Bu ülke bu halk satılık değil”, “Boyun eğme memlekete sahip çık” sloganlarının atıldığı eylem yurttaşların yoğun ilgisi ve desteğiyle karşılaştı. Eylemde TKP Merkez Komite üyesi Savaş Sarı bir konuşma yaptı.

Sarı’nın açıklamasının yanı sıra elektrik mühendisi Erhan Karaçay ve Kazdağları Sanatçı Dayanışması adına Mustafa Köz konuşmalarını yaptı. Karaçay konuşmasında bilim insanların raporlarının ciddiye alınmamasına vurgu yaparken, Köz “Akbelen’in özgürlüğü bizim de özgürlüğümüzdür” başlıklı açıklamayı okudu.

Talan ettiğiniz doğanın da hesabını soracağız!

Yaşananların 2014’e uzandığını hatırlatarak konuşmasına başlayan TKP Merkez Komite üyesi Savaş Sarı şu ifadeleri kullandı:

“Muğla’nın Milas ilçesinde Akbelen’de özel bir şirketin iş makinaları günlerdir ağaç kesiyorlar. Jandarma ve emniyetin koruması altında bir doğa katliamı gerçekleştiriliyor.

Akbelen’de yeni linyit rezerv alanlarının açılması iddiası ile hareket ediyor YK Enerji. Yani Limak ve İçdaş patronlarının kurduğu ortaklık.

Aslında yaşadıklarımızın başlangıcı 2014 yılında Kemerköy Termik Santrali’nin aynı ortaklığa satılmasıyla başlıyor. Hatta daha da geriye gidersek bu ve ülkede yaşadığımız neredeyse birçok doğa katliamı Türkiye’de on yıllardır her tür hukuk ve kuralı hiçe sayarak devam eden piyasacı özelleştirmeci yamyamlığın sonucu olarak karşımıza çıktı ve çıkıyor. Bir de şimdi utanmadan hukuktan kuraldan bahsediyorlar. On yıllardır tanımadığınız, uygulamadığınız Danıştay kararlarını, bilir kişi raporlarını, mahkeme kararlarını ne yapacağız.

Ormanlarımız yanıyor bakıyoruz arkasından ormanların çeşitli bahanelerle özel şirketlerin yağmasına açılması çabası çıkıyor. Dereler taşıyor, kasabalarımız, kentlerimiz sel altında kalıyor. Bakıyoruz ardında üç kuruş para için patronların insafına bırakılmış derelerde gerçekleştirilen HES projeleri çıkıyor.

AKP iktidarı tüm bunları yaparken Türkiye’nin kalkınmasından, büyük Türkiye’den söz ediyor ve birkaçına dair örnekler verdiğim yamyamlığın önünü açıyor. Elbette ki Türkiye kendi elektriğini ve enerjisini üretecek. Ama bu enerjinin üretimi birilerini zengin etmek için gerçekleştirilmeyecek. Bu ülkenin zenginlikleri bir yamyam sürüsünün doymak bilmez iştahına kurban edilmeyecek.

Bugün evlerimizde ısınmaktan, doğalgazı, elektriği bile kullanmaktan korkar hale geldiysek işte bu özelleştirmecilerin, piyasacıların Türkiye’yi getirdikleri yerin sonucudur. AKP Türkiyesi patronları iştahlandıran halkı yoksullaştıran, doğamızı, kentlerimizi de talan eden bir düzeni temsil etmektedir.

Diyorlar ya süreki bunların derdi üç beş ağaç değil. Evet bizim derdimiz Türkiye. Derdimiz Türkiye’yi bitiren, halkımızı yoksullaştıran bu arsızlığa izin vermemek. Bizden, halktan, bu ülkeden çaldığınız her şeyi tek tek geri alacağız ve devletleştireceğiz. Talan ettiğiniz doğanın ve yağmanın da hesabını soracağız.

Akbelende bu katliamı gerçekleştirenlerden de Telekomu, Tüpraşı, Elektrik işletmelerini satan, yağmalayanlardan da hesap soracağız. Tüm bu zengilikleri elinizden geri alacağız.”

Özel Güvenlik Sektörünü İşin Ehli Anlattı

0

Merhaba kıymetli okurlar ve takipçiler…

Türkiye’de 772 bin 742 kişi özel güvenlik kimlik kartı sahibi var. 352 bin 631 kişi ise aktif olarak çalışıyor. Özel Güvenliği hayatımızın her alanında artık sık sık görebiliyoruz Özel güvenlikler, alışveriş merkezlerinde, konutlarda, eğlence merkezlerinde, parklar da, şirketlerde, kurum ve kuruluş gibi yerlerde bizlerin güvenliğini sağlamak, bizlere yardımcı olmak için mücadele veriyorlar.

Yüz binlerce vatandaşın istihdam edildiği özel güvenlik sektörünü uzun zamandan beri merak eden biri olarak, 2008 yılından beri özel güvenlik sektöründe eğitim kurumu olarak önemli işler başaran, her özel güvenlik sınavına minimum 400 kişiyi hazırlayan, kurulduğu günden bugüne kadar binlerce insana istihdam ortamı sağlayan, sağlamaya devam eden SK Özel Güvenlik Eğitim Kurumu kurucusu, işin ehli, uzmanı Eren Uçar’a sordum.

Gökhan İlhan:  Sizi ve SK Özel Güvenlik Eğitim Kurumunu tanıyabilir miyiz?

Eren Uçar: 2008 yılı bizim kuruluşumuzdur. Memleketi Erzurum olan emekli bir askerim. Dedik ki, “Emekli olduktan sonra Erzurum’da ne yapacağız? “ Soğuk, kar kış, kıyamet var. Gidelim İstanbul’a. İstanbul’a geldikten sonra da malum bizim askerlerin her yapacağı bir iş olmuyor. Güvenlik sektöründe başlamaya karar verdik. Özel Güvenliğinde 2007’de eğitim kurumlarına ihtiyacı vardı. Bugün hala ihtiyaç devam ediyor.

Özel Güvenlikle ilgili, önce eğitim kurumunu kurdum. Ardından fiziki güvenlik ihtiyacı doğdu, Fiziki güvenliği kurduk. Akabinde temizlik ve yönetim hizmetleri ihtiyacı olduğunu gördük, ardından temizlik ve yönetim hizmetlerini kurduktan sonra iş hayatında şunu öğrendim, dik, net ve dürüst çalıştığınız süre içerisinde hep kazanıyorsunuz. Bugüne kadar hiç kaybettiğim olmadı. Çünkü ben, çok netimdir, çok dikimdir. Yüzde 99.9’da dürüstümdür. Yapamayacağım hiç bir sözü hiç kimseye vermem. Hatta bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımıza da hep söylerim: “Hiç kimseye yapamayacağınız, hiçbir sözü vermeyin, vermiş olduğunuz sözlerin yüzde 100’nü yerine getirin ki başarılı olun.” Bu duruşumuzdan dolayı bugüne kadar da başarılı oldum. Bu zamana kadar SK Güvenlik olarak kaybettiğimiz hiçbir projemiz olmadı. İstisnadır, ekonomik nedenlerden dolayı bizim bıraktığımız projeler oldu. Ama daha kimse demedi ki “SK Güvenlik şu işi yapamıyor.” Kaldı ki eğitim anlamında, Türkiye’de hemen hemen SK Güvenlik olarak ilk sıradayız. Farklı firmalara oranla bakıyorum, örneğin birileri 100 ya da 200 personel sınava sokuyorsa, biz minimum 400 personeli özel güvenlik sınavına sokuyoruz.  Bu da insanların bize olan güvenini artırıyor. Bu zamana kadar hiçbir olumsuz durumla karşı karşıya kalmadık. Bundan sonra da kalmayacağımızı düşünüyoruz.

 Gökhan İlhan: Türkiye, Özel Güvenlik sektöründe gelişimini tamamladı mı?

Türkiye’de özel güvenlik sektörü, 5188 sayılı kanundan önce bizim 2495 sayılı bir özel güvenlik hizmetlerine dayalı bir kanun vardı. Bu kanuna göre, özel güvenlik personellerinde çok fazla özellik aranmıyordu. Örneğin, özel güvenlik çalıştıracak olan kişi veya firma, “Sen güvenlik olmak istiyor musun?” sorusunu sorup, o işi yapmak isteyen kişiyi valiliğe götürüp, herhangi bir denetime, herhangi bir sınava, herhangi bir eğitime tabi tutmadan özel güvenlik kimliği düzenletip, o kişinin özel güvenlik olarak çalışmasını sağlıyordu. Baktılar ki bu iş artık iyice gelişti, ihtiyaç doğmaya başladı. 2004 yılından sonra bu durumu bir kanuna yerleştirdiler. 5188 sayılı kanunu çıkardılar, bu kanunla ilgili de dediler ki; “Bu saatten sonra özel güvenlik görevlisi olacak arkadaşımız en az ortaokul mezunu olması lazım. Eğitim kurumuna gidip, özel güvenlik ile ilgili eğitim alması lazım.” Bu sayede eğitim kurumlarını da kanuna bağladılar.  Şu ana kadar özel güvenlik sekörü iyi bir portföy’de gidiyor. Türkiye’de aşırı derecede özel güvenliğe ihtiyaç var. Özellikle İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Adana, Antalya gibi büyükşehirler de özel güvenlik açığı var. Biz de bile personel ihtiyacı var.

Gökhan İlhan: Sektörün Türkiye ekonomisine faydası nedir?

Eren Uçar: Örneğin, İstanbul’da polis sayısı 500 bin olması gerekirken, şuan 300 bin. Bir memurun devlete olan maliyetinden daha düşük özel görevlisinin firmalara olan maliyeti. Dolayısıyla ekonomiye de bu bağlamda çok önemli katkısı var. Kamu da çalışan özel güvenlik görevlileri, özel güvenlik şirketlerinde çalışanlardan daha maliyetli. Gerçi son zamanlarda kamu ile ilgili bir kanun çıktı. Kamu da çalışan bütün personelleri kendi bünyelerine aldılar. Şöyle bir duyum da, kamu yeniden özel güvenlik şirketlerinden hizmet almak isteğine dair. Ümit ederiz bu yasa gerçekleşir. Şirketlerde çalışan özel Güvenliğin ekonomiye katkısı, kamu da çalışan özel güvenlik görevlisine daha fazla olduğunu görebiliyoruz.

Gökhan İlhan: Sizce, Türkiye özel güvenlik sektöründe Dünya’nın neresinde?

Eren Uçar: Türkiye, özel güvenlik sektöründe bana göre ilk dörtte yer aldığını tahmin ediyorum. Amerika, Rusya gibi ülkelerin ardından Türkiye özel güvenlik sektöründe dünyada ilk dörtte girebilecek seviye de olduğunu görüyoruz.

Gökhan İlhan: Teknolojinin gelişmesi özel güvenlik sekörünü nasıl etkiledi?

Eren Uçar: Teknolojinin gelişimi özel güvenlik sektörünü de olumlu yönde etkilemeye devam ediyor. Alarm sistemlerinin, kamera sistemlerinin, dronların gelişmesi özel güvenlik sektöründe önemli ilerlemeye neden oldu. Mesela, önceden özel güvenlik personelinin işini yapıp, yapmadığını gidip görev yerinde görmen gerekiyordu. Bugün geldiğimiz noktada gelişen kamera sistemleri, alarm sistemleri, tur kontrol sistemleri sayesinde her şeyi yakından takip edebiliyoruz. Kişi hangi saatte nereye gitmiş? Ne yapmış? Takip edebiliyoruz. Bazen kamera sistemlerine bakıyorum, öyle güzel programlamalar yapmışlar ki, firmalara, eğlence merkezlerine, alışveriş merkezlerine, restoranlara, girişi yasak olan şahısları yüzünden tanıyarak güvenlik personeline bilgi veriyor. Kolluk kuvvetleri tarafından aranan şahıslar olsun ya da araçlar olsun, sisteme araç plakaları yüklendiği an itibariyle daha güvenli bir şekilde kontrol altına alınması sağlanıyor.

Gökhan İlhan: Özel Güvenliğin Türkiye’de asayişe faydası nedir?

Eren Uçar: Özel güvenlik sonuç olarak, yardımcı kolluk kuvvetidir. Örneğin, bir ilçede veya bir ilde 10 tane ekip görev yapıyorsa, bugün 5 tane görev yapıyor. Özel güvenlik sayesinde kolluk kuvvetinin sayısı da yarı yarıya azaldı. Çünkü ihtiyaç yok, bir yerde bir olay olduğu zaman orada güvenlik görevlisi varsa kolluk kuvvetleri gelene kadar yaşanan olaya müdahale ediyor. Özel güvenlik görevlisinin çözemediği herhangi bir adli olay meydana geldiği zaman polise bildiriyor veya jandarmaya bildiriyor.  Dolayısıyla özel güvenlik personeli polisin yükünü de yüzde 50 oranında azaltmış oluyor. Zaten bununla ilgili ortak programlarımız var. Özel güvenlik görevlilerinin kullanmış olduğu, Özel Güvenlik Denetleme Başkanlığı’nın geliştirmiş olduğu “KAAN” isminde bir program var. Güvenlik görevlisi oradan durumu bildirdiği an itibariyle en yakın mesafedeki polis ekibi hemen olaya müdahale ediyor.

Gökhan İlhan: Son olarak ne söylemek, ne eklemek istersiniz?

Eren Uçar: Eğitim kurumlarında görev yapan yönetici arkadaşlarımız bu işe daha fazla özen gösterirlerse eğer özel güvenlik görevlisi olacak arkadaşlarımızı mükemmel bir şekilde işleri ile ilgili yetiştirirlerse güvenlik sektöründe daha sonra çalışacak olan arkadaşlarımız o kadar çok verimli olur. Bütün iş eğitim kurumlarında başlar, eğitim kurumlarında biter.

Bu röportajı gerçekleştirmem için şahsıma kapılarını açan SK Özel Güvenlik Eğitim Kurumu ortağı Arzu Bıçakçı’ya kurumun operasyondan sorumlu müdürü Sedanur Uçar’a çok teşekkür ederim.

Sektörle ilgilenenler, “Ben de özel güvenlik olmak istiyorum. Ama bilgim yok, ne yapmam gerekli?” gibi sorulara cevap bulabilmeniz adına, SK Özel Güvenlik Eğitim Kurumunun iletişim numarasını buraya yazıyorum: (0216) 657 02 17

Bu röportajı Jim Rohn’un şu sözüyle noktalamak istiyorum, “ Ya hayallerinizi değiştirmelisiniz ya da becerilerinizi büyütmelisiniz.”

Röportaj: Gökhan İlhan

27 Temmuz 2023 – Yakacık