Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 25

“İmparator” Süleyman Akdı, Röportajlik’a konuştu: Bold Pilot, Trapper ile beni hiç geçemedi

0

BOLD PİLOT,  TRAPPER İLE BENİ HİÇ GEÇEMEDİ

İnsanlar elbiseleri ile gelir karakteri ile uğurlanırmış. Miçiko ile geldiğinde fiyakalı bir elbise ile gelmişti hipodromlara. Sonra her üç yarıştan birini kazanan bir istatistik sahibi oldu. ‘Her horoz çöplüğünde öter’ deyiminin ezberini bozarcasına yurt dışında at bindiği Uzak Doğu ve Almanya’da da bu istatistiği horozsan her çöplükte ötersin dercesine sürdürdü. Yarışın büyük yarış veya küçük yarış olduğunu mont alırken öğrenirdi. Kafa kafaya lüte girdiği hiç bir yarışı neredeyse kaybetmedi, kırbacı elden ele aktarmanın mucidi oldu. Kendisi gibi mücadeleci, kaybetmeyi sevmeyen karakterli yarış atı Trapper ile sahalara damga vurdu. Miçiko ile geldi Trapper ile gitti… ‘İmparator Süleyman Akdı’ ile yaptığımız röporatajı keyifle okumanız dileğiyle…

Röportaj: Kadir ERGEN, Uğur TEMEL

(Fotoğraflar, Süleyman Akdı’nın arşivinden alınmıştır.)

İLK YARIŞIMDA ÜÇÜNCÜ OLDUM

Uğur Temel (U.T): 1963 senesinde ilk yarışınızı koştunuz. 13 yaşında tabela yapıyorsunuz. O yarışı anlatabilir misiniz?

Süleyman Akdı (S.A): Miçiko ile üçüncü olduğum yarış… O yarışın öncesinden başlamak lazım. 1961 senesinde, Karamehmet ekürisinin antrenörü, Burhan Şenemgen hocam, beni işe aldı, 250 lira maaş karşılığında. Ancak, Burhan hocam o sene bana lisans almadı. Ancak, at çalıştırıyorum, lisans verecek kişiler de seyrediyorlar beni. Ertesi sene, mülakata falan girmeden, benim lisansım geldi. Ardından sağlık muayenem yapıldı. Burhan abi (Şenemgen), yarış kıyafetlerimi, çizmelerimi hazırlattı. Burhan abi, birçok jokey’i yetiştiren kişi. Benim yarış kıyafetleri hazırlanmaya başladı yavaş yavaş. Hazırlıklar tamam olunca, Burhan abi, ‘Bu hafta ata biniyorsun’ dedi. Yarıştığım jokeyler arasında, Mümin Çılgın var, Hasan abi, Osman Kaplan var, Mehmet Özcan var… Hepsi dönemim ünlü jokeyleri. Heyecanlandım ben. O yarışın ne başladığını, ne de bittiğini hatırlamıyorum. Miçiko, yarışın başında start makinesinde kaldı.( atların yarışa başlarken aynı hizada olmasını sağlayan, her at için ayrı ayrı gözleri olan makine.) O yarışta üçüncü olduk. Herkes hayretler içinde bana bakıp, ‘Kim bu çocuk?’ dediğini hatırlıyorum. Ben 9-10 yaşından beri at çalıştırıyorum oysa. İlk yarışımdan sonra, Ankara’ya gittim. Tuğra diye bir ata biniyorum. Rahmetli Ekrem Kurt’un bindiği atla, benim at ayrılamıyorlar birbirlerinden. Rahmetli Ekrem abi, ‘Hadi, hadi .’ diyor. Ben de bana ‘Hadi’ diyor sanıyorum, çocuğum daha nereden bileyim… Yarış, at başı bitti.( Yarış deyimi. İki atın, bitiş çizgisine beraber girmesi.) On dakikaya yakın incelediler, kim birinci diye… Ekrem ağabey  kazandı o yarışı. Üçüncü yarışımda yine Tuğra’ya bindim ve kazandım. Ankara’da yedi –sekiz yarış kazandım. Döndüm İstanbul’a. Ahır jokeyi İsmail Dinçer’in atı Gabrielli isimli atı ile yarıştım. O ata binmek için 40,5 kilodan,36,5 kiloya indim ve kazandım.

PRESTIGE’İ TELEVİZYON SEYREDERKEN KEŞFETTİM. 

U.T: 1978’de Gazi Koşusunu Cihangir Harmony ile kazandınız. 1992’de de Prestige ile kazandınız bu koşuyu. Türk atçılığının en büyük koşusunda, start’tan potaya neler yaşanıyor? At binme tercihinizi, neler etkiliyor? Kendi çalıştırdığınız ata mı binmeyi tercih ediyorsunuz, Gazi koşusunda? 

S.A: İlk kazandığım Gazi’de ahır jokey’i idim. Rahmetli Halim Celaloğlu’nun bütün atlarına biniyordum. Cihangir Harmony zaten iyi attı. Zaten daha önce aynı atla iki yarış da kazanmıştık. O Gazi Koşusunu, kaybedeceğim diye hiç endişem olmadı. Daha önce Gazi koşusunda at binmiştim zaten, ,

Yedi ikinciliğim vardı.  At çok iyiydi. İkinci kazandığım Gazi Koşusu ise, tesadüf… Aydoğan (San) Bey vardı Allah rahmet eylesin, at sahibi. Gazi’ye yakın bir zamanda beraber yarış seyrediyoruz. Prestige’e, Ekrem ağabey binmişti. O yarışta çok yakın bitmişti. Aydoğan Bey’e dedim ki; “Ben kazanacak atı buldum.”. “Hangisi?” dedi. “Prestige.” dedim. Aydoğan Bey; “Biner misin bu ata?” dedi. “Binerim.” dedim. Atın sahibi Sedat Özcan’dı. Bindim o ata ve kazandık. O yarışta, tamamen stilinin dışında koştuk. Ön tarafta, yarışı kabullendik. Yarışın 1000 metresi geçilince de ilk sırada yerimizi aldık. Lala vardı, yarışın favorisi. Son virajda, ortalık karıştı, ben kaçtım o kalabalıktan. Lala yanıma gelse de, biz yarışı kazandık.

U.T: Jokeylikte idolünüz kimdi, kimi örnek aldınız? Babanız, rahmetli Davut Akdı mı? 

S.A: Benim idolüm babam değil. Çünkü, binişini hiç görmedim. Benim idealim, çok fakirlik çektiğimiz için, şampiyon jokey olup, kardeşlerime bakmaktı. Tek düşüncem buydu benim. Babam da şampiyon jokey ama tutumlu olmamış. Karamehmet ekürisinde 250 lira maaş almaya başlayınca, biraz rahatladık. İki sene aprantilikte kaldım. 1966 senesinde, Ekrem ağabeyin (Kurt) arkasına ikinci jokey oldum. Devamında, 30 seneye yakın, hep zirvede kaldım.

BENİM STİLİM BAMBAŞKA 

U.T: Koşu stilini örnek aldığınız bir isim yok mu? 

S.A: Hiç yok. Benim stilim bambaşka. Benim kafa kafaya  neredeyse hiç yarış kaybetmeyen, ata iyi hükmeden bir stilim var. Kamçıyı, sağ elden sol ele aldığımda, at buna reaksiyon gösterir. Türkiye’de bunun yaratıcısı benim. Yarış bitimine, 100 metre- 150 metre kala, kamçıyı el değiştiririm ve at bunu hisseder. Tabi, bunu zamanlamasını da iyi ayarlamak lazım.

Kadir Ergen (K.E): Süleyman ağabey, büyük yarış küçük yarış var mıdır? 

S.A: Benim için, tüm yarışlar aynıdır. Yarış biter, kazandığın parayı aldığın zaman, yarışın büyüklüğü- küçüklüğü anlaşılır. Benim önceliğim, seyirciye kaybettirmememdir. Onun için, her bindiğim atı kendim çalıştırıyorum. Ben kaybedersem, seyirci de kaybeder.

K.E: 1996 yılında Fikret Yüzatlı KV-8 koşu.(Bir koşu türü) Baranoviçi ile çok büyük sürpriz yaptınız. Bu atın ganyanı 5,05 verdi. Sizin haricinizde bir başka jokey binse, belki daha fazla ganyanı olacaktı. Yarıştan önce, yarışı kafanızda koşturduğunuzda Baranoviçi nerede bitirmişti?

 S.A: Siz hatırlatınca hatırladım. O at, kısa mesafe atıydı. Çok süratli bir attı. Bu tip kısa mesafelerde iki tane üç tane çok hızlı at varsa yarışın içinde ve yarış stratejinize göre gitmeyecekseniz o grubun arkasından gitmek için plan yaparsınız. Atınız çok hızlıysa da, kaça bildiğiniz kadar kaçacaksınız.

TRAPPER, ÇOK ÖZEL BENİM İÇİN

K.E: Size Trapper’ı sormak istiyorum.  

S.A: Trapper, çok özel bir at benim için. Trapper şöyle bir at; çok uzun mesafe 2400 atı değildi ama onu kimseye hissettirmiyorduk. Yarışlarda çok hızlı gitmesini istemiyordum.  Trapper’la koşarken, Bold Pilot’ı Cumhurbaşkanlığı Koşusunda geçtim. Ertesi sene yine geçtim, Bold Pilot bizi hiç geçemedi.

K.E: Atla aranızdaki uyumu nasıl sağlıyordunuz? 

S.A: Trapper, çamurda gitmez diyorlar. Atın sahibi Tarık Aydın, koşu sabahı “yağmur yağıyor” diye hayıflanıyordu. Trapper’a da, Halis (Karataş) biniyor. Halis beni geçti. Arkasından Ankara Koşusu var. Halis , Özdemir Bey’in atlarına biniyordu. Bana; “Trapper’a biner misin?” diye sordular. “Sonbahar’daki Cumhurbaşkanlığı koşusunda binmemi isterseniz, bu koşuda da binerim.” dedim. Olurdu olmazdı, kabul ettiler. Ankara koşusunu çok rahat kazandık. Sıra geldi, Cumhurbaşkanlığı Koşusuna. Koşunun olduğu gün, inanılmaz bir yağmur var. Pist, çok çamurlu olmasına rağmen, Bold Pilot’ı çok rahat geçtim. Trapper’ın, çamuru çok iyi koştuğunu, beni geçtiği gün öğrenmiştim çünkü.  1997’deki Büyük Taarruz Koşusuydu o.

TRAPPER, REKORA KOŞMAZDI

K.E: Bold Pilot, Halis Karataş ile 58 kiloda Gazi Koşusunu 2,26,22 ile kazandı. Siz de Trapper ile, Celal Bayar Koşusunu, 58,5 kiloda 2,26,84 ile kazandınız. Eğer 58 kilo olsaydınız, o koşuda 2.26,22’lik rekoru kırabilir miydiniz? 

S.A: Trapper, rekora koşan bir at değildi. Rekora koşsak eküri koşardık.  Ama ilginçtir; rakipleri hızlı koşarsa, Trapper da hızlı koşardı. Bold Pilot ise tam tersiydi… Bold Pilot, yarışı önde kabullenirdi, Trapper yarışı sonda kabullenirdi. Son 400’de Trapper hiç kazanmayacak gibi gözükürdü ama son 200’de yarışı alırdı. Ayarlıyorduk onu… Uzun mesafede, erken yürüdüğün zaman kaybedersin.

K.E: Trapper’a sekiz yarış üst üste bindiniz. Jokey Kulüp koşusunda, Selim Kaya bindi, birinci oldu. Aynı jokey ile Ankara’da Cumhurbaşkanlığı koşusunda 3. Oldu. Bu iki koşuda, Trapper’a niye binmediniz? 

S.A: Tarık Aydın’ın vardı öyle düşünüşleri…

K.E: Bahsettiğim yarış, 1999 senesinin Cumhurbaşkanlığı koşusu. Hatta, bu yarışın bitişi bir sene sonraki Jokey Kulüp takviminde yer aldı. Lütfen hatırlamaya çalışın; o yarışı Ahmet Atçı Sorgunbey’i ile çok büyük sürpriz yaparak kazandı. Ama seyirci, kazanan ata değil, Selim Kaya ile üçüncü olan Trapper’a ve sizin bindiğiniz yedinci olan Mertkaya’ya bakıyordu. Seyirci, Trapper’ın üzerinde sizi mi arıyordu?

S.A: Bilemiyorum, kime baktıklarını…

JOKEYLER, BİRBİRLERİNİ SEVMEZLER

U.T: Süleyman ağabey, jokeyler arasında gruplaşma var mı? 

S.A: Jokeyler aslında birbirlerini hiç sevmezler. Arkadaş değildirler. Örneğin; beraber bir lokantada yemek yemezler. Senelerce hiç jokey arkadaşım olmadı benim.

U.T: Yanlış mı anlaşılır? 

S.A: Yanlış anlaşılır tabi. Örneğin, Halis Karataş ile bir akşam beraber yemek yesek, ardından yarışta kim geride kalırsa kalsın, laf olur. Dedikodu çarkları döner.

KİMSE BANA ŞİKE TEKLİF EDEMEZ

U.T: Hipodromlarda şike anlamında bir şeylerin döndüğüne hiç şahit oldunuz mu? 

S.A: Kesinlikle böyle bir şeyi ne duydum, ne de gördüm.

U.T: Jokeyler arasında olmasa bile, at sahipleri arasında olabilir mi peki? 

S.A: Ben ahırları bilemem. Jokeyler arasında böyle bir şey olmaz. Yarış hayatım boyunca, bir kişi gelip de bana şike teklif dahi edemedi, edemezdi de…

JOKEY’İN ÇALIŞTIRDIĞI ATA BİNMESİ ZOR 

U.T: Jokey, çalıştırdığı ata mı binmeli? 

S.A: O sistem kalktı artık. Eskiden, haftanın iki günü yarış vardı, at çalıştırabiliyorduk. Şimdi öyle değil ki… Üç gün burada at binen jokey, diğer günler, başka şehirlerdeki yarışlara gidiyor. Ne zaman at çalıştıracak?

U.T: Bu durumda jokey atı nasıl tanıyabiliyor? 

S.A: İzleyerek, tanımaya çalışıyor. At özel bir at ise, galop günlerinde çalıştırdıkları da oluyordur. Anca şu olur, kışın İstanbul’da kalan jokeyler, at çalıştırabilirler. Sistem, artık, öteki türlüsüne izin vermiyor.

GAZİ’Yİ ERTÜL YÜZÜNDEN KAYBETMEDİM

K.E:  Süleyman ağabey, 1995 yılı Gazi Koşusunu sormak istiyorum size. Üç tane at var: Sakab, Jerry Lewis, Sertkaya… Üç atta Gazi’nin favorisi gösteriliyordu. Siz Jerry Lewis’e biniyordunuz. Yarışın bitimine 800 metre kala, Sakab’ın jokeyi ile aranızda nahoş bir olay geçti; birbirinize kamçı ile vurdunuz. Bu olay yaşanmasaydı, yarışın seyri değişir miydi? 

S.A: Değişmezdi. Orda da olay şu; Ertül (Ertül Cankılıç- Sakab’ın jokeyi) çocukluğunda, bizim yanımıza apranti geldi. Ahırın antrenörü Zekeriya Aydın’dı ve elimizde çok büyük eküriler vardı. Ertül; kabiliyetliydi, iyi de jokey oldu. Yarışlarda, devamlı beni kapatıyordu. Birkaç kere uyardım. Gazi’den bir gün evvel, bana büyük bir koşu kaybettirdi. Gazi koşusunda da içime geldi. Ben de vermedim, kapattım. Ben onun yüzünden kaybetmedim aslında. Beni 1800 virajında, başka jokey kapattı. Ben koşuyu orada kaybettim.

BANA ‘İMPARATOR’ DEDİLER, LAKABIM ÖYLE KALDI

K.E: Esmer teninizden dolayı bir hayli lakabınız olmuş? 

S.A: İlk önce Eusebio (Mozambik asıllı Portekizli futbolcu) dediler. Ardından Pele (Brezilyalı futbolcu) demeye başladılar. 1974 senesinde Batı Almanya Milli Takımı Dünya Kupasını kazandı. O takımın kaptanı Beckanbauer’e ‘İmparator’ diyorlardı. Bana da ‘İmparator’ demeye başladılar. Öyle kaldı.

K.E: Sizin için İmparator olmak mı zordu yoksa İmparator kalmak mı? 

S.A: İmparator olmak da zor, İmparator kalmak da zor.

K.E: Bu unvanı aldıktan sonra,Fatih Terim’i,  atçılık deyimi ile, plase yaptınız.. Ardından İbrahim Tatlıses sürpriz oldu yine atçılık deyimiyle. Ve de Sergen Yalçın’ını da tabelaya aldınız. Sergen’i tabelaya almanızın sebebi; futboldaki mahareti mi, at sevgisi mi yoksa at sahibi oluşumu? 

S.A: İkimiz de Beşiktaşlı olduğumuz için. Sergen; düzgün bir kardeşimiz. Futbolla ilgili bir mesaj da verelim; Sergen’i tekrardan Beşiktaş’ın başında görmek isterim, sıkı bir Beşiktaş taraftarı olarak.

AT YARIŞI BANA GÖRE; TEMAŞA

K.E: Eski bir at sahibi ile tanışma fırsatım oldu. Sizden iyi olmasın, çok güzel sohbeti vardı. Konuşmanın bir yerinde; “ Altı ganyan oynayanları ben anlayamıyorum. Atın yemini vermiyorsunuz, suyunu vermiyorsunuz, idmanını yaptırmıyorsunuz. Neden oynarsınız, anlamıyorum.” dedi. Bu düşünceye katılır mısınız? 

S.A: Buna cevap vermem mümkün değil. Biz buradan ekmek yiyoruz. Bana; ‘At yarışı nedir?’ desen, ‘At yarışı, temaşadır’ derim. Benim bu sorunuza verebileceğim tek yanıt bu olur.

 ATLAR, ‘KISACI UZUNCU’ DİYE AYRILMAZ

K.E: Gazi’den sonra Gazi’de başarılı olan atlar istisnalar hariç daha sonrasında başarılı yarışlar çıkartmıyorlar. Mesela Welldone son 20 yarışında tabela yapamadı. Bunun sebebi ne sizce? 

S.A: Bir at Gazi’ye gelirken 2 yaşlılığında iyi bir at olduğunu gösteriyor, zor yarışlar koşuyor. Sonra 3 yaşına dönüyor. Mesela Gazi koşabilecek bir atın; Dişi Tay Deneme ya da Erkek Tay Deneme koşmaması lazım. Neden? 1600 koşacaksın, oradan gelip Akson koşacaksın, sonra erkekler 2200 kısraklar 2100 koşacaksın. Şimdi o 1600 metre çok zor bir metre çok zor bir yarış.

U.T: 1600 metre uzun bir mesafe değil ama? 

S.A: Onun için işte atlar uzun mesafeci kısa mesafeci diye ayrılmazlar. Efor sarf ediyorlar. 1600 metre, Gazi’yi koşacak bir at için, kısa bir mesafe. Oradan geliyor Akson’a… 21 gün sonra da geliyor Gazi’yi koşuyor. Gazi Koşusu zaten Haziran ayı’nın üçüncü haftası koşuluyor, çok sıcak bir hava. Kiminin evi (ahırı) çok sıcak. Atlar başka şehirlerden geliyorlar, atlar çok fazla efor sarf ediyorlar.

YAVUZHAN’I ARKASINA SAKLANARAK GEÇTİM 

K.E: Yavuzhan diye efsane bir at vardı. Siz de onu Sıh Taha ve Haberbatur ile defalarca geçtiniz. Yavuzhan kafa-burun geçerdi sizde öyle geçtiniz. Efsaneyi geçenler neden efsane olamadılar? 

S.A: Yavuzhan’ı şöyle anlatayım. Bende bindim Yavuzhan’a. Onu geçtiğimiz senenin ertesinde ben bindim Yavuzhan’a. Yeşilköy’de bir balıkçı lokantam vardı. At binmediğim bir dönem olmuştu, o dönemde yarışları televizyondan seyrediyorum. Jokeyler bu Yavuzhan’ın rakiplerine biniyor, 800’de dışına çıkıyor Yavuzhan da jokeyleri çanta gibi getiriyor. Zaten hiç bırakmıyor çok mücadeleci bir attı. Ben kafaya koydum Yavuzhan’ı bir at bulup geçeceğim. Çünkü nasıl geçeceğimi de biliyorum arkasına saklanacağım beni hiç görmeyecek. Geldim atları çalıştırmaya başladım. Yarış hazırlandı. Sıh Taha’nın sahibi;  ‘Biner misin?’ dedi. ‘Binerim.’ dedim. Yarış başladı. Ben dediğim gibi, arkasına saklandım hiç kıpırdamadım. Halis biniyordu Yavuzhan’a. Son 200 metreye kadar beni hiç görmedi. Son anda hücum ettim ufak bir farkla geçtim. Herkes nasıl geçildi diye şaşırdı. Bir süre sonra yine yarıştık aynı atla yine arkasına saklandım yine sonda hücum ettim daha zor oldu ama yine geçtim. Bir gün Süleyman Sırrı Turan, arayıp balık yemeğe çağırdı. Gittim; Süleyman Sırrı Turhan’ın eşi balıkları yaptı. Oturduk, ben “Süleyman Amca senin Haberbatur’a binsem Yavuzhan’ı daha rahat geçerim” dedim. Haberbatur o zaman popüler değil ama ben atı görüyorum. Arkasına saklanıp sonra hadi dediğim de geçilme ihtimali yok çok hızlanıyorat. Haberbatur yarışlarda, beni seyrediyor gözlük takmadı. Antrenörü Davut’a; ‘Şu ata bir gözlük takalım, at beni seyrediyor.’ dedim. Takmadı. Bir yarış daha bindik, takmadı.  Dedim ki; ‘Ya gözlüğü takarsınız ya da ben giderim.’ Koşarken gözlük kullandığını yazıyorsun ama idman da takacaksın ki, at sana alışsın. Neyse taktık. 1600 metre bir yarış koşacağız o zaman Yavuzhan yok, Şubat var. Son 200 metre bir koşuyoruz at bir hızlanıyor inanamazsın. İki hafta sonra Yavuzhan geldi onu da geçtik. Beni o sene hiç geçemedi. Ertesi sene üç iyi at var Haberbatur’a Halis geçti. Ben Yavuzhan’a geçtim o sene de yenilmedik. Cumhuriyeti Koşusu var. Caş’a Ahmet biniyor. ‘Ben binecegim.’dedim. Amacım; Caş ile de Yavuzhan’ı geçme, artık işin şovundayız. Ben biliyorum çünkü nasıl geçildiğini. At seni görmezse, hızlanmıyor onun için geçebiliyorsun. Ve Süleyman Amca, Haberbatur’la Yavuzhan’ı geçtiğimizi göremedi. O hafta araba kazası yaptı ve rahmetli oldu.

‘BİNDİR SÜLO’YU AL PARAYI’ 

U.T: Eskiden padokta “Bindir Sülo’yu al parayı” diye pankartlar açılırmış. Yeni kuşak seyirci ile eski kuşak seyircilerin arasındaki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz?

S.A: Önce o pankarttan bahsedeyim. Pankartı asan bizim akrabamız; benim kız kardeşimin kocasının babası Mehmet Amca. Paşa Mehmet diyorlar, Osmaniyeli. Mehmet Amca;  büyük yarışlarda gelir o pankartı asar. Başbakanlık Koşusu yapıyoruz, rahmetli Özal Başbakandı. Ama Süleyman Demirel’de siyasete etkin bir roldeydi. ‘Bindir Sülo’yu Al Parayı’ pankartını görünce, korumalar Mehmet amcayı hemen alıyorlar. Karakola götürülüyor, sorguda akrabam olduğu öğrenilince serbest bırakılıyor. O gün  Seren isimli atla, Başbakanlık Koşusu’nu ben kazanmıştım. Başbakan Özal; ödülü verirken baktı bana ‘Sen benden de kısaymışsın.’ Demişti. Rahmetli esprili bir adamdı.

ESKİDEN AT YARIŞI SEYİRCİSİ AVAM’DI

U.T: Yurtdışındaki at yarışlarını seyrettiğimiz zaman, Tribünlerde çok güzel giyinen, özenli ve elit insanlar görüyoruz. İster istemez bir kültür farkı oluşuyor ülkemizdeki at yarışı seyircisi de bu yöne mi evriliyor? 

S.A: Ben pazar günleri buraya geliyorum, ben eskiden jokey iken beni bu kadar tanımıyorlardı. Bugünlerde buraya geldiğimde benimle fotoğraf çektirmeyen kimse kalmıyor. Hem merak hem de bilinç arttı. Bir de artık gençler daha fazla ilgileniyor. Eskiden at yarışı seyircisi daha avam’dı. Artık anne babalar geliyor çocuklarını da getiriyorlar, daha bir kalite kazanmış durumda. Bunun sebebi de bu raylı sistem (Marmaray’ı kastediyor). Bu sistem buraya çok büyük bir hava kazandırdı. Burada kulübünde yaptığı güzel şeyler var çocuklara at bindirmek gibi etkinliklerde yapılıyor. Çocukken burada at binen belki 30 yıl sonra ne at sahipleri çıkacak.

 POTA İLERİDEYMİŞ

K.E: 2000 yılında İzmir’de Kanije Koşusu var. Magrip ve Ağakaraca halkın gözünde bitmiş ikili. 600’de beklendiği gibi Magrip geldi kendini önüne attı. Sizde dışına çok rahat geldiniz Ağakaraca ile dışına çok rahat geldiniz ve geçtiniz son düzlükte ne oldu? 

S.A: Son düzlükte değil, potayı ileri almışlar. Ben geldim pota kafamda olduğu başka yerde olduğu için bitti diye düşündüm. Yarış bitti bana kaybettin dediler. Şaşırdım sonradan öğrendim ki pota ileri alınmış. Ben size bir yarış anlatayım. Ankara’da Cumhuriyet Kupası koşuluyor. Selim Kaya, Tamerinoğlu’na biniyor Yavuzca’ya da Mehmet Kaya biniyor. Yarış 350 milyar TL. Selim kazansa 35 milyar alacak attan dolayı. Selim kazandı. Bir tane eksik kamçı vursa kaybedecek.

ABARTILDIĞI GİBİ DEĞİL O OLAY

U.T: Sosyal medyada bir olay konuşuldu. Rahmetli Kemal Serdar Özçolak bu isimle alakalı bir kuş olayı var? Nedir bu kuş olayı? 

S.A: Şimdi bu kuş olayı bir güvercin olayı. Bende meraklıyım güvercine rahmetli de meraklı isimlerimiz de var yani. Rahmetli, kuşlara bakan bir çocuk vardı Lemi. Ben ondan evvel 5 çift kuş verdim Serdar Bey’e. Sonrasında hastalandı korona oldu ve ardından rahmetli oldu. Sabah da taylarım var çalışacağım acele ediyorum; Lemi’ye ‘Çıkar, bana kuş ver’ dedim.O da;  ‘tamam’ dedi ve ben de aldım. Sonra seyisin bir tanesi; ‘Süleyman Akdı kuş aldı’ dedi. Aile bizi mahkemeye verdi. Sonra geldiler özür dilediler, davayı geri çektiler. Kulüp araya girdi bana da ‘dava açma’ dediler bizde açmadık. Bir de şunu anlatayım. Ben aldığım kuşları geri verdim. Yaşar diye bir arkadaşı var buradan çıktı 2 bin TL’ye kuşları sattı. Yaşar parayı cebe atacak bir arkadaş değil. Kuşlar bu kadar değersiz aslında yani.

U.T: Basına göre kuşların değerinin 120 bin lira olduğu fakat 80 bin liraya satıldığı söyleniyor?

S.A: Hepsi asparagas. Olay çok fazla büyüdü.

 

 

Uğur Hoca Yazıyor: BATSMAN, ‘PROFESÖRÜ’ KURTARDI

0

Sezon başından beri yazıyorum, yeni sakal bırakmaya başladığımdan sözüm anca dinlenir oldu. Her maç değişik saha dizilişi ve değişik taktik, Fenerbahçe’ye zarar veriyor.

UĞUR TEMEL

Fenerbahçe’yi takip eden birçok meslektaşlarımın, dün akşam maç yazılarını birçok kez değiştirdiklerini iddia ederim ama ispatlayamam…

Transferin son anlarında alınan Batshuayi, Jesus’un “Profesör” unvanını korumasına yardımcı oldu. Eğer maç 4-4 berabere bitseydi, basınımız “araştırma görevlisi” unvanını bile çok görebilirdi Jesus’a…

Sezon başından beri yazıyorum, yeni sakal bırakmaya başladığımdan sözüm anca dinlenir oldu. Her maç değişik saha dizilişi ve değişik taktik, Fenerbahçe’ye zarar veriyor. Bir maç üçlü savunma, beşli orta saha, diğer maç 4’lü savunma 3’lü orta saha… Jesus’un fantezisi, pahalıya mal olabilirdi bu akşam. Takımın düzeni ile bu kadar oynanmaması gerektiğini, her maç sonu yazıyorum ve anlaşılan o ki; yazmaya da devam edeceğim. Fenerbahçe defansının arkasına atılan her topun tehlike yarattığını yazıp duruyorum. İlk iki gol defansın arkasına sarkan adamların getirdiği toplardan yendi. Üçüncü gol, penaltı, dördüncü gol de defansın ve Altay’ın ikramı. Karagümrük’ün çektiği şut sayı zaten altı… Bu altı şutun, dörtü gol oluyorsa, işleyişte sıkıntı var demektir. Sıkıntının sebebi de; her maç farklı taktik diziliştir.

Andrea Pirlo, Fenerbahçe’ye karşı, Fenerbahçe gibi oynattı takımını. Ön alanda baskısını, maçın son çeyrek saatine kadar iyi yaptı Karagümrük. Son bölümde, Diagne’nin oyuna girişi ile ön alan baskısı da kırıldı. Son gol öncesinde Diagne, Szalai’nin üzerine gitse atılacak pasın çok düzgün olmayacağı kanaatindeyim. Fenerbahçe, bu sezon ilk kez 4 golü aynı maçta kalesinde gördü. Jesus, bundan ders çıkarır mı? Sanmıyorum… Fenerbahçe’nin her maç değişen taktik varyasyonlarını sezon boyunca seyredeceğimizi tahmin ediyorum.

Her ne kadar Valencia hat-trick yapmış olsa da, maçın adamı bence Crespo. Portekizli oyuncu, Fenerbahçe için sezonun en iyi transferi… Her maç üzerine koyarak oynuyor.

Ocak ayı itibariyle FIFA kokartı takması beklenen hakem Atilla Karaoğlan, üç kez penaltıya hükmetti dün akşam. Üç penaltı da doğru karardı. Kendisine ve yardımcı hakemlerine yapılan itirazların şiddetinde gerekli uyarıyı ve cezalandırmayı yapabilseydi, kusursuz bir performans sergilemiş olacaktı.

Dursun Çiçek yazdı: ‘İlk seçimde demokratik değişime hazırız’

0

Millet İttifakının kurucusu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, muhalefetin hem parlamento seçimini, hem de cumhurbaşkanlığını kazanacağını belirterek, “Cumhurbaşkanlığı seçimini birinci turda alırız” tahmininde bulundu.

Dr. Dursun Çiçek
25-26. Dönem İstanbul Milletvekili
8 Ekim 2022

İktidar kanadından 6’lı masaya gelen eleştirileri de değerlendiren Kılıçdaroğlu, “Bütün vidaları gevşemiş devlet yapısını yeniden inşa etmek istiyoruz” dedi. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemden söz eden Kılıçdaroğlu; “Bir toparlanma süreci ya da hasar tespit komisyonu gibi, bir toparlanma sürecinin başlangıcında neleri yapacağımızı anlatıyoruz. Bir şekli ile bir program da açıklamış oluyoruz aslında. Her aşamada biraz daha ilerliyoruz biraz daha iyi bir noktaya taşıyoruz birlikteliğimizi. Koalisyon ancak seçimden sonra olabilir. Ama bugünden bizim yayınladığımız her bildiri aslında ittifakın bir anlamda “seçim beyannamesi” gibi bir şey. Altı genel başkanın imzaladığı bildiriler seçim beyannamesi. Aynı zamanda bu ittifakın kendi içindeki tutarlılığını, vaatlerini gösteren, iktidara geldiği zaman neleri yapacağını kamuoyuna açıklayan belgeler bunlar” dedi.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin oluşturduğu ‘altılı masa’, görüşmelerin ardından altı siyasi partinin lideri ortak imzayla yayınladıkları açıklamada iş birliğinin güçlü bir şekilde devam edeceğini vurguladı, ortak adayın “Herkesin cumhurbaşkanı” olacağını belirtti. Ortak açıklamada, “Toplumun her bir kesimini ve 85 milyon insanımızı en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak Cumhuriyetimizin 2. yüzyılına yaraşır bir Türkiye’yi inşa etmek ve vatandaşlarımızın tüm problemlerine çözüm oluşturmak amacıyla başlattığımız “Liderler Buluşmaları”nın siyasette istişareyi, nezaketi, centilmenliği ve iş birliğini ilke olarak benimsemiş partilerin Genel Başkanları olarak; ülkemizi hızla felakete sürükleyen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin doğal sonuçlarına, yani; ekonomide iflasa, iç ve dış politikada itibarsızlaşmaya, kamu kurum ve kadrolarındaki çürümeye, yaşanan sosyolojik ve psikolojik çöküntüye dur demek için ilk kez 12 Şubat 2022 tarihinde bir araya gelerek kararlılığımızla milletimize umut olduk” dedi.

Ortak açıklamada; “siyasi iktidarın, ortaklarının, varlıklarını iktidarın varlığına adamış medyanın tüm siyasi mühendisliklerine, çabalarına, hakaretlerine, isnatlarına ve iftiralarına rağmen milletimize umut olmanın verdiği güçle 28 Şubat 2022 tarihinde “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metnimizi” geniş katılımlı bir organizasyonla kamuoyu ile paylaştık. Kurduğumuz komisyonlarla, ortaya koyduğumuz ilkeleri tek tek hayata geçirme hazırlıklarımızın hukuki ve toplumsal alt yapılarını güçlendirecek adımlar attık. Bu çerçevede; geçtiğimiz süreç içinde “Temel İlkeler ve Hedefler”, “Seçim Güvenliği” ve “Bazı Ekonomik Kurumların Reformu” komisyonlarının metinlerini kamuoyu ile paylaştık. Bugünden itibaren seçim öncesi, seçim dönemi, seçim günü ve seçim sonrası olmak üzere önümüzdeki tüm süreçlerde istişareye önem veren anlayışımızla birlikte yol yürümeye devam etme kararlılığında olduğumuzun altını tekraren çizmek isteriz. Milletimiz emin olsun; ortak Cumhurbaşkanı adayımız hem “Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı” hem de sadece bu masa etrafında bir araya gelen siyasi partilere oy verenlerin değil, “Herkesin Cumhurbaşkanı” olacaktır. Milletimiz müsterih olsun; bu karanlık günlerin bitmesine çok az kaldı” diyen liderler iktidar yolunda güç birliğinin temel ilkelerini kamuoyu ile paylaştı.

Bu topraklarda; toplumsal kutuplaşma son bulacak; toplumsal barış hâkim olacak; öfke ve nefret dili kaybedecek; nezaket ve karşılıklı saygı kazanacak; demokrasi ve hukukun üstünlüğü tesis edilecek; ahlaki yozlaşma ve manevi tahribatın önüne set çekecek etkin politikalar geliştirilecek;     rüşvet, torpil, iltimas gidecek; adalet, dürüstlük ve liyakat gelecek; hak eden hak ettiğini eksiksiz alacak; israf ve hayat pahalılığı son bulacak; üretim esas alınacak; geniş halk kitlelerinin yoksullaşmasına yol açan bir avuç rantiyeciye kaynak aktarımına son verilecek” dedi…

İktidarın dış politikada en büyük hatası olan, milyonlarca sığınmacının ülkemize girişine ve terörle mücadelede zafiyetlere neden olan Suriye ile ilişkileri normalleştirme girişimlerini de değerlendiren Kılıçdaroğlu, geç de olsa olumlu bir adım olduğunu belirterek, “Bir barışma ikliminin yaratılması güzel ama kavgayı yaratanların topluma hesap vermesi lazım, toplumdan çıkıp özür dilemesi lazım” görüşünü dile getirdi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu; büyükelçiler önünde açıkça; “Muhalefetle Suriye’deki rejimi bizim bir şekilde anlaştırmamız lazım. Aksi takdirde kalıcı barış olmaz. Ateşkes olmadan kimse inşa konusunda yardım etmiyor. Türkiye olarak biz elimizden geleni yaparız ama tüm bunların öbeğinde ateşkes var. Bunun için de çalışmalarımızı hızlandıracağız” dedi. 11 yılık savaş, yıkım, hamasetle süslenen çizgisinden bir açıklama ile bir anda barışçıl bir çizgiye geçmek kolay olmayacak. Bu konuda kahrolsun Esad diyen ve bu nedenle de Esad’la uzlaşmaya tepki göstermesi beklenen MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir” diyerek Çavuşoğlu’nun açıklamasını daha da ileri götürdü. AKP Genel Başkanı Yardımcısı Hayati Yazıcı, “Şam ile ilişkiler direkt hale gelebilir, seviyesi de yükselebilir” diyerek Çavuşoğlu’nun alt düzeyde sürdürülecek gibi gösterdiği ilişkileri geliştirme girişimlerinin düzeyinin yükseltilmesini istedi.

Son dönemde Millet İttifakının oy oranındaki artışı vurgulayan araştırmalarda gerçekleştirilen seçim anket sonuçları yayınlandı. Peki, son seçim anketinde hangi parti ne kadar oy alıyor? İttifakların oy oranları kaç? ‘Bu pazar genel seçim olsa oyunuzu hangi siyasi partiye verirsiniz?’ diye sorulan anketlerde; CHP ve İYİ Parti ortaklığındaki Millet İttifakı’nın oy oranı kararsızların oyları dağıtıldıktan sonra yüzde 40’ın üzerine çıkıyor. Cumhur İttifakı’nı oluşturan AKP ve MHP’nin toplam oyu ise yüzde 40’ın altına düştü. İki ittifak arasındaki oy farkı ise yüzde 5’i geçti. Yapılan anketin sonuçlarına partiler bazında bakıldığında, zirvede CHP yer alıyor. Ana muhalefet partisi kararsızların oyları dağıtıldığında ilk defa yüzde 30’lara ulaştı. İktidar partisi AKP’nin oyu ise yüzde 28 olarak çıkmaya başladı. Millet İttifakı ortaklarından İYİ Parti’nin oyu yükselirken, Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin oy oranı sürekli düşüyor. Mutfaktaki yangın, seçmeni her geçen gün daha da fakirleştiren hayat pahalılığı, sığınmacı sorunu gibi temel sorunlar karşısında bilimsel ve ikna edici bir çözüm konusunda millete umut veremeyen iktidar ilk seçimde kaybedeceğini biliyor. Ekonomi ve başta Suriye olmak üzere dış konulardaki iktidarın yanlış tercihleri sonucu ülkemizde 2001 seçim şartlarına benzer ekonomik sorunlar ile hayatımız çekilemez hale geldi. Bu siyasi şartlarda yaklaşan seçimlerde millet ittifakının iktidar şansı her geçen gün artıyor.  

Sayın Kılıçdaroğlu’nun seçimden hemen sonra Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme fiilen geçişin ilk Cumhurbaşkanı ve Sayın Akşener’in Başbakan konumunda Cumhurbaşkanı Yardımcısı olduğu, Savunma ve Güvenlik; Ekonomi; Yerel Yönetimler; Dışişleri; Gençlik gibi temel hizmet alanlarında ilgili bakanlıkların ve kamu kurumlarının kontrol ve koordinesini sağlayacak Cumhurbaşkanı Yardımcıları olmak üzere Altılı Masanın Genel Başkanları dahil yedi liyakatli ve tecrübeli siyasi şahsiyetin yönetimde etkin olduğu bir ortak yönetim sistemine hazır olmalıyız. Esnaf Bakanlığı, Acil Hizmetler Bakanlığı (Göç ve Afetler) , Denizcilik Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı gibi yeni kurulan 20 ayrı Bakanlık, hükümette seçmen oldukları oranda en az 10 kadın bakan, her bakanlıkta en az biri liyakatli ve tecrübeli uzman bürokrat ve diğeri liyakatli ve tecrübeli siyasetçi iki bakan yardımcısı olmak üzere 20’si kadın ve genç 40 bakan yardımcısının ülkemizi yönettiği çağdaş bir Türkiye hayali kuruyoruz. Bu demokrasi, yönetim reformunu ve değişimi, cumhuriyetimizin yüzüncü yılında ve ikinci yüzyıla girerken bir asırlık cumhuriyetin kurucu ilke ve değerlere yeniden dönüşünü gerçekleştirmek üzere başta Altılı Masadaki Liderler olmak üzere muhalefetteki siyasetçileri ve yetkinin asil sahibi milyonlarca seçmenimizi bu milli demokrasi görevine samimi ve etkili katkı ve destek vermeye davet ediyoruz. 

 

OKU KORKMA: MERHAMET

0

HAFTANIN ARDINDAN: MERHAMET

Avusturya’lı yazar Stefan Zweig 1900’lerin başlarında Merhamet adlı romanında acınası değil, duygusallıktan uzak, yaratıcı merhametten bahseder, yaklaşık 350 sayfa boyunca.

KADİR ERGEN

Irak sokaklarında ise 700’lü yıllarda çocuklar oyun oynamaktadır ama Hanife’yi dışlarlar, oyunlarına almazlar. Bu durum oradan geçen Numan isminde birinin dikkatini çeker ve bir dahaki geçişinde Hanife’ye yiyecek ve oyuncaklar verip arkadaşlarıyla paylaşmasını ister. Hadise bir kaç kez tekrarlanır. Sonunda çocuklar Hanife’yi dışlamaktan vazgeçerler, aralarına  alırlar ve bu oyuncakları yiyecekleri getiren olsa olsa babasıdır diyerek Numan bin Sabit’e Hanife’nin babası anlamına gelen Ebu Hanife derler. Yaratıcı merhamet Stefan Zweig’i yazar bizi okur yapar. Yaratıcı merhamet Numan bin Sabiti Ebu Hanife bir kısım Müslümanı da Hanif yapar.

1 Ekim 2022 Cumartesi günü Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe-Kilit Operasyonu’nda Astsubay Yusuf Ataşı Şehit verdik. Cennet’in merhamet kapısından girdi Yusuf evladımız. Allah şehadetini kabul, mekanını cennet etsin.

Şehidimizin arkadaşları ile olan bir sohbetinde adeta yaratıcı merhamet bir daha tanımlanıyordu. Acınası değil, duygusallıktan uzak… Deşifresi bire bir şöyle:

‘’Abi benim vasiyetim bak, hayatta en çok istediğim şey, kanka harbi çok istiyorum bir tane kız çocuğu istiyorum tamam m, kanka gerçekten? Eğer ölürsem biliniz veya anlaşın bir şekilde, bir tane lösemi çocuk tamam mı? Kız çocuğu olsun ama! Kusura bakmayın erkekler. Kız çocuğu olsun kanka, şey yapın, bütün masraflarını karşılayın tamam mı? Hayatı boyunca okulu falan bütün her şeyini karşılayın. Benim vasiyetim bu. Bir de anamın babamın elini öpün bayramlarda.’’

Bir detaya da dikkatlerinizi çekmek isterim. Yusuf Ataş’ın babası Bingöl’de görevli polis memuru. Aylıklı babanın aylıkla geçinen oğlu, kendi gibi ayın 15’inden 15’ine aylık alanlara vasiyet ediyor. Ne bir STK’ya sesleniyor, ne bir sanatçıya seslenmiş, ne de hali vakti yerinde olanlardan rica etmiş, yangına ağzında su taşıyan karıncalara vasiyet etmiş. Maaşlı adam böyledir, maden faciasından sağ kurtulur, devletin ambulansında sedye kirlenmesin diye ‘çizme mi  çıkartayım mı?’ diye sorar (o vatandaşımızı umre ziyareti ile ödüllendirmişlerdi). STK’lar, sanatçılar, vakıflar, vatandaşlar bu vasiyete sahip çıktı…

Bizlerden ricam hepimizin etrafında, yanında yöresinde bir Uzman Çavuş, bir Astsubay, bir Subay, bir polis memuru vardır. Ayşe Anne, Fatma Anne, Ahmet Baba, Mehmet Baba, DEVLET BABA, sağlıklarında soralım, ‘benden taraf bir isteğin var mı?’ diye. Gönlü olanın gönlünden geçeni vardır…

Şehidimizin polis memuru babası Necat Ataş oğlunun şehadet haberini vermek üzere arayanlar hakkında ‘göz aydınlığı için aradılar’ diyor. Oğlum diyor tez canlıydı, ataktı, hep görev isterdi komutanlarından. Yedi yaşındaki kız kardeşine çok düşkündü, benden çok onu arar sorardı.  Necat kurtuluş demek. Yusuf ah eden, inleyen demek. Dinleyen olmak dileğiyle…

 

Y ar eder memleket derdini,

U ğrun uğrun toprağa düşenler.

S u bilir şehadet şerbetini,

U çmağa İsmail’den kanat takanlar.

F ani de sanma, bırakmaz nöbetini.

A l bayrak, sarıldı Yusuf’a

T ahtına omuz verdi kalanları

A rşın yüce katının dorukları

Ş ahit oldu rütbe-i mertebesine…

*****************

ÇUBUKLU LACİ: KEDİ OTU

8-17-18-20-33-37 bitti mi, bitmedi bir de 52 var. Loto sonuçları değil bunlar, dakika. Kartalın Redmond ve Weghorst ile birer, Dele Ali ile iki ve Muleka ile üç kez, kendi evinde 4-3-3 oynarken, deplasmanda 3-4-3 oynayan kanaryanın defansı arasında kaçaktan volta attığı dakikalar… İletişim Fakülteleri’nde metne rakamla başlamayın derler ama  Jesus’tan fırsat kalıyor mu birader? Obsesif kompülsif bozukluk gibi ofsayt takıntısı var, gelene gidene hemde.  Bugün Jesus’un lig performansını tartışmıyorsak Beşiktaş’ın uçamayan Hollandalısı Weghorst’un 89. dakikada Altay’ı geçip direğe takılmasıdır. Bu Jesus’ta Rıdvan tüyü var, (Konya’yı tenzih ederim) bir şekilde kazanıyor ya da berabere kalıyor…

Jesus’un ikinci önemli silahı ise öngörülemez on biri. Düşünsenize Valerien İsmael ile, Berber Ramço Fener’in ilk on birini  aynı anda öğreniyor:  Strateji kuramıyorsunuz, taktik geliştiremiyorsunuz, sağ beki kim, sol açığı kim, kimin üzerine oynayacaksınız, kimi yıpratacaksınız bilemiyor, ittifakta zorlanıyorsunuz!

Maçın ilk yarısında Beşiktaş Altay’a top göstermeyerek tarihe geçti. Abdülkerim Bardakçı Galatasaray’a transfer olduğunda pek önemsememiştim ama Tayyip Talha maç maç bizi üzeceğe benziyor. Geçen yıl Kasımpaşa’da 14 maçta 12 gol atan Muleka futbolunu geliştirmiş, defansa epey yardım etti. Ferdi topu koşturmak yerine kendini koşturuyor, içe katetse iyi, bolca enine kat ediyor, futbol dikine oynanır. Toprağı bol olsun 95-96’larda Dalian Atkinson isminde bir İngiliz futbolcumuz vardı, Oğuz Çetin’in derinlemesine attığı paslara muhteşem koşular yapardı. Oysa bize gelmeden önce kalecisinden aldığı topla 18’den 18’e kat ediyordu. Bitirme kendini paşam, bugünün yarını da var… Salih Uçan’ı istekli ama güçsüz gördüm, Valerien gibi. Bizim güçsüz Arda Güler’e Ronaldo’nun kondisyon hocası gelecekmiş. Gelsin. İkisini bir çalıştırsın, ücretini kırışalım. İsmael Allah’a emanet…İrfan Can’ın ilk yarı sonuna doğru, taca çıktı çıkmadı tartışması yapılan bir pozisyonu vardı. Tekrarında alt taraftan televizyonda bir televizyon reklamı geçince anlaşılmadı, zorlu ve nazif olmayan bir andı. Bir reklam da stadın içinde vardı. Kapalının üst katındaki reklam panosunda Çin Halk Cumhuriyeti’nin 73. Kuruluş yıldönümü Çince kutlanırken, alt katta ise Türkçesi vardı. Uygarca baktığınızda anlamlı ama ya Uygurca baktığınızda…

İlk yarıyı 42. Dakikada Weghorst’un şutunu kornere çelerek kapatan Atilla Szalai, Lincoln’un yarı sahadan şekillendirdiği atağında öz ayağı ile ikinci yarı perdeyi açamayınca, sonlarda üstünlüğü Beşiktaş ele geçirdi. Yine Lincoln ilgisi olmayan bir yerde ilgili işlerini oyun kuralları içinde yerine getirdi ve yerine Alioski’nin girmesi Jesus’un 86’dan sonra beraberliğin aklına geldiğinin resmiydi… Jesus’un onbiri, Ismael’in ise oyuna sonradan girenleri iyiydi. Volkan Bayarslan ne şişi yaktı ne kebabı. Maç sonrası teknik direktörlerin açıklamaları müsabaka gibi kontrollüydü, kazanamadık diyemediler, kaybetmedik diyebildiler. Bizim Uğur Temel derbiyi ‘DERBİCİK’ diye tek –cikle nitelemiş, çiftlese bile olurmuş, ne kanarya ötebildi ne kartal pençeleyebildi…  ‘Netçe’ itibarıyla sonuç 80’ler çeşmesi gibiydi, tıs-tıs berabere.

Kedi otu, azının sakinleştirici etkisi olduğu, beyni rahatlattığı, uykuyu düzenlediği, fazlasının baş ağrısı baş dönmesi ve mide bulantısı yaptığı bir bitki. Ömrü ise en az üç yıl anlamında ‘çok yıllık’ olarak nitelendiriliyor. Valerien kedi otu anlamına da geliyor. Bakalım, 3 yıllık mı, bir kaç günlük mü?

Not: Umarım Fenerbahçe taraftarının maça alınmaması ile Josef de Souza kendi için güvenli bir ortamda oynamıştır. Mazallah gitmeye falan kalksaydı, karpuz sezonu da bitti, ne keserdik?

 

Uğur Hoca Yazıyor: KAZANDI AMA…

0

Mirasyedi gibi, har vurup harman savuruyor Beşiktaş. Ligin arası, Dünya Kupası nedeniyle, yaklaşırken gol pozisyonlarında bu kadar müsrif olmak, hayra alamet değil.

UĞUR TEMEL

Ezber bozalım ve en son söyleyeceğimizi en başta söyleyelim; Beşiktaş’ta işler iyi gitmiyor… Bu akşam Beşiktaş’ın Giresun yerine daha dişli bir rakibi olsa idi, üç puan hasretini dindirebilir miydi, bilemiyorum… Adeta tek kale oynanan maçta bu kadar az gol pozisyonuna girilmesini anlamak, mümkün değil. Rakip pozisyon vermez, sıkı kapanır, açık alan bulamazsın bir noktaya kadar anlarım… Ancak, Giresun’un, benzetmede hata olmaz, yürümeye mecali yok. Ne doğru dürüst defans yapabiliyor, ne de atağa çıkabiliyor. Ve rakibini bu halde yakalayan Beşiktaş, maçı koparacak golü bulamıyor… Tecrübeli ayakların, haftalardır, suskun olmasını neye bağlamak lazım bilemiyorum… On dört şutun, sadece beşi isabetli… Mirasyedi gibi, har vurup harman savuruyor Beşiktaş. Ligin arası, Dünya Kupası nedeniyle, yaklaşırken gol pozisyonlarında bu kadar müsrif olmak, hayra alamet değil. Maçın son anlarında, Giresunspor’un tek isabetli şutu ofsayt olmasa, yandı gülüm keten helva…

Giresunspor, bu şekilde giderse işi çok zor. Bir takım maç boyunca, üstelik kendi evinde, tek isabetli şut ile oynuyorsa, teknik adamın şapkayı önüne koyması ve nerede hata yaptığını düşünmesi gerekir. Rakip baskılı oynasa da, oyun kopmamış. Beraberlik – ve belki de üç puan- hâlâ ortada… Doldur- boşalt yapmak da mı aklınıza gelmedi ey Çotanaklar?

Maçın hakemi Yaşar Kemal Uğurlu’nun bir tane tartışmasız biten maçını hatırlamıyorum… Paratoner gibi maşallah, olayı hep çekiyor. Yine olaylı ama şansının yardımıyla doğru karalar verdiği bir maç yönetti. Beşiktaş’ın verilmeyen golünde, Talha ofsayt, ancak öncesinde Talha’ya yapılan hareket faul. Zaten önce avantajı oynatıyor. Avantajı kaybedince de penaltıyı veriyor. Uygulama doğru olmasına doğru da, altı buçuk dakika da bu pozisyonun çözülememesi entresan… Maçın 90. Dakikasında Giresun’un golünde de, Oğulcan’a pası veren Hayrullah ofsaytta. İsmail Şencan gibi kaliteli bir yardımcı hakemin bu pozisyonu VAR incelemesine bırakmaması gerekirdi.

Uğur Hoca Yazıyor: GEÇ OLDU, GÜÇ OLMADI

0

Fenerbahçeli dostlar kızmasınlar ama yolu, araba devrilmeden göstermek gerekir… Fenerbahçe’nin arka bölgesine atılan her top tehlike yaratıyor.

UĞUR TEMEL

Tarihi fark olurdu, top biraz daha Fenerbahçe’yi sevseydi. İki gol attı, 4 katını da kaçırdı Sarı-Lacivertli takım. Gerçek bir santrafor olsa Çubukluda, Avrupa Ligi’nin gol rekoru kırılması işten bile değildi.

Jesus, ezber bozmaya devam ediyor. Her maç farklı on bir, her maç farklı oyun anlayışı. Kazanan her zaman haklıdır ve tartışılmaz. “Profesör Jesus”un göze hoş gelen dikine futbol anlayışında işler iyi gidiyor. Takım, istekli, futbola aç, oynama arzusu içinde bir grafik çiziyor. Kazanılan maçlar da işin keyifli yönü. Ancak…

Fenerbahçeli dostlar kızmasınlar ama yolu, araba devrilmeden göstermek gerekir… Fenerbahçe’nin arka bölgesine atılan her top tehlike yaratıyor. Jesus, takım boyunu kısaltırken, defansla kaleci arasındaki bölgeyi çok açıkta bırakıyor. Beşiktaş derbisinden sonra da yazmıştım; Fransa’da ki Rennes maçında defansın arkasına atılan, birbirinin kopyası iki top da gol oldu. AEK Larnaka, bu şekilde iki pozisyona girdi. Bu tip pozisyonların ilerleyen maçlarda can yakmaması için, ofsayt taktiğinin bir kez daha gözden geçirilmesi gerekeceğini düşünüyorum.

Kadro genişliğinin olması bir takım için güzel bir şey. Bu genişlik içinde oyuncu seçmek, teknik direktörler için tatlı bir sıkıntı olsa gerek. Ama her maç, kadro ile oynamak, farklı on birler ve farklı taktiksel dizilişler seçmek ne kadar doğru bir düşünüş bilemiyorum. Takım kazandığı sürece bu kimseyi rahatsız etmez elbette, sadece yazdığımız ile kalırız.

Maharet, testiyi kırmadan suyu getirebilmekte… Öyle ya da böyle Jesus, bunu başarıyor. Arkaya atılan toplara da çözüm bulunursa, bu Fenerbahçe’nin seyrine doyum olmaz.

Kadir Ergen: HAFTANIN ARDINDAN…

0

HAFTANIN ARDINDAN… BİR ÇALIDIR GARİBİN MEZAR TAŞI

‘Hemi babam hemi hocam’ dediği atasının belki oyun arkadaşıydı da. Civar köylerdeki düğünlere babasıyla çengi olur gider, adam olur gelirdi. Evvel kemanla tanıştı, sonra sazla. Sazda karar kılmıştı ama sazın karar perdesinde karar kılması vakit aldı. Eskiler sazın akort kulaklarına yakın yerinden ve ‘la’dan çalardı, o karar perdesiyle uzlaştı, ortaya yakın bir yere taşıdı karar perdesini ve ‘re’den çaldı. Mesafe aralığı arttığı gibi, hemi sağa hemi de sola eşit bölüm kaldı, gönlü gibi. (Tıpkı hiç tanımadığı bir insana not verir gibi ortaya elli dedi, ama hep arttırdı, hiç eksiltmedi…)

Orta Asya’dan at sırtında kopuzla dombıra ile gelenlerin Bozkır’da  bağlama olmuş haliydi. Dikenlidüzü’nün çakırdikeni ona ‘bozkırın tezenesi’ diyecekti; o da milletine ‘ayağınızın turabı gonüllerinizin hızmatçısıyım ‘ diyecek, ceketini çıkartırken izin isteyecekti, Gönül Okulu’ndan mezun doğmuştu…

Hayat tarzıyla, duyarlılığıyla, Abdalları’na sahip çıkmasıyla yer etti insanların gönlünde. Tek kişilik orkestra gibiydi, dinlenmeden dinletirdi kendini. Dost eline sel gitse bozkırdan gözyaşını katardı içine; GİZLİ GİZLİ… Acı, savaş, afet, göç, isyan, aşk dedi, yoksulluk demedi, ”yoksuzluk” dedi, tezenece. Tarihinde, kültüründe, örfünde ne varsa heybesinde onlar vardı.

Babası Leyla’sına gelinim demeyince bağlamasına döktü içini, “Ah Leyla” dedi, “Yalan Dünya” dedi, “Şu Garip Halim”den dedi. Analar ınsandır, biz ınsanoğlu dedi. Onu anlamak için bi yerlerden aşmak lazımdı, Bahça DiYarı’ndan aşanlar anladı, aşarken düşenler bi iyi anladı…

Memleket dışında değil, memleketinde de yalnızdı. Şair yalnızlığı gibiydi abdal garipliği, mahlası da garipti…

Kendine atılan taşları bağrında yeşertip geri verirdi, biraz Aşık Veysel idi. Gönül Dergâhı’na eğri odun taşımamıştı, biraz Yunus Emre idi. Rakı demez ırakı derdi, patlıcana baldırcan, gönüle gonül, neyse oydu, biraz Celaleddin Rumi idi… Modern zamanın moderen evliyası idi…

Gençlere tavsiyesinde ‘ne yaparlarsa yapsınlar, aşkla yapsınlar’ demişti; kendi gibi. Hayata da aşıktı, ölümü görev bellemişti: ”O” ‘çağırınca gitmek, hepimizin vazifesi’ derdi. Ama şunu da eklerdi, ‘bana öldü demeyin, yoruldu gitti deyin’.

Yorulup gidişinin ‘’O’’nuncu yılında saygı ve özlemle…

Öğrenmişti bu dünyadan giderayak

Garibin mezer daşı bir çalıydı ancak

​                              Kıymet bilmez dünya daim döner

Kadir söyler kendi dinler ancak

 

*********************

 

HİLAL YILDIZ FUTBOL BEYAZI

Hilal Yıldız’ın futbol beyazında işler yolunda gitmiyor:

İç Anadolu’nun bazı ilçelerinin nüfus sayılarına bakalım hep beraber. Konumuz demografi değil ablacım. Ankara Çubuk, nüfusu 91 bin küsur, Yozgat Sorgun 79 bin, Kayseri Develi 66 bin, Niğde Bor 60 bin, Konya Cihanbeyli 51 bin. Faroe 48 bin, bu dış Anadolu’dan, Anadolu dışından yani. Bu nüfusun yarısı kadın olsa kaldı 24 bin, çoluğu çocuğu, yaşlısı genci var hacım, kaldı mı sana kemiksiz 3-4 bin.

İşte biz bu üç dört bin kişi arasından seçilen 11 kişiye futbol maçında yenildik abicim, düzeltiyorum, ‘yumruk yedik ama nakavt olmadık'(mış). Vuran üç olimpiyat şampiyonu Kübalı Stevenson falan değil ha, bizi yakan bizim ateş, Stefan… Ben ne diyeyim şimdi, demeyeyim de yazayım en iyisi, Üniversite 1 soslu lise İngilizcem ile… Onun ki de Bavyera kremalı İngilizce, azıcık  tutuk ama idare eder.

STEFAN KUNTZ’a AÇIK MEKTUBUMDUR

Dear Stefan, yok vazgeçtim Türkçe olsun, hem tercüman bari parasını hak etsin, vesile olursam ne mutlu bana.

Sevgili Sitefan satırlarıma başlamadan evvel üzerime farz olan Allah’ın selamını mahsus sunar, hasretle galibiyet beklerim.

Sitefan’ım Şansölyem, altmışlarda siz bizi Almanya’da işe alırken atın dişlerine bakar gibi ağzımızın içine bakmıştınız. Yalansa ekmek ayrı çarpsın, siyah beyaz arşivler ayrı çarpsın. Biz senin ağzının içine bakmadık ama, milli takımı iyi idare et diye gözünün içine bakıyoruz.

Sitefancım biz Portekiz’e Porto’da yenildik, sana bi şey dedik mi, ofsayt dedik. Konya’da İtalya’ya yenildik, sana bi şey dedik mi, demedik, hatta  hazırlık maçı dedik, neye hazırlık bile demedik. E bu ne? Bu da mı ofsayt, bu da mı hazırlık? Faroe’ye yenilince de mi susacağız, başka?!

Alman Alman’a sigara ikram etmezken, sen bizden 3 kuruşa 5 köfte istiyorsun. Bizde de ne kadar ekmek o kadar köfte derler. Yok öyle.

Ben zamanında bir Alman markının nasıl kazanıldığını bilmem, bilemem. Ama bir Alaman markının nasıl kazanıldığını bizim Alamancı’lardan bilirim. Elli feniği hasret, yirmi beş feniği pis işler, kalanı da aşağılanma…Senin euroyla aran böyle mi?, Değilse biraz ciddiyet lütfen.

Faroe (Koyun) Adaları Milli Takımı’nın toplam değeri 3 milyon 750 bin euro. Bu hafta bönkörlüğüm üstümde 250 bin de benden dörde tamamlayalım gardaşlık. FIFA dünya sıralamasında biz ilk ellideyiz, onlar 125’inci, hamdolsun. En pahalı oyuncuları Edmundsson, hani şu ikinci golü iteleyen, ederi 500 bin euro, gerisi elli yüz, elli yüz…

Sayın abim, transfer sezonu 8 Eylül’de kapandı ama, o kulüpler içindi. Sen, temsil mesela sakatlığını atlatan formda Mahmut Tekdemir’i alabilirsin. Senin parestezi (halk arasında uyuşma-karıncalanma) olmuş orta sahanda sıpazım neyin bırakmaz. Beğenmedin mi? Crespo verelim abime, hiç milli! Sen al adını ben koyarım çağırması kolay olsun diye. Ahmet Crespo olsun o da. Biz de polis memurları bile Mustafa Denizli’ye ‘hoca Ali Güneş’i çıkar Baliç’i al’ diye taa ne zaman akıl verdiydi. Konu milli takım olunca hepimiz memuruz. Hem ben arada sayın abim diyorum… Hem de köprü yıkıldımıydı yol gösteren çok olur.

Sakat ve cezalıların yerlerini dolduramadık falan dermişsin sağda solda. Deme. Be mübarek oynayanından vazgeçtim, koşanını alsaydın. Son iki maçtır muhteşem rakiplerimizden az koştuk beyim. Yaşar Usta’mı kızdırma bak. Seni tornaya bağlar, iki punta arasına alır, tırlama diye bi de yataklar; bor yağını açarsa öp de başına koy. Pasoyu verdimi sen sağ ben selamet…

Sen bizdensin, artıkın iyicene anladım. Çok güzel mazeret üretiyorsun. Yoksa çoluk çombalak gelseler Şükrü Saracoğlu Stadı’nı dolduramayacak bir nüfusu, bizim kıytırık Youtuberlar’ın bile takipçi sayısından az bir rakamı bu kadar şahlandıramazdın. Keşki sana seni anlatabilsem, haftaya cumaya gelirsin.

Ben sana ne deyim? Allah tependen mi baksın deyim? Demeem. Allah akıl fikir versin, ıslah etsin, Allah ileride kulüp takımı felan çalıştırmayı nasip etsin derim. Kölün Maruf Gücü mesela, yakışır.

Senin için yapabileceğim bi şey varsa ne olur söyle, çekinme darılırım. Siz de nasılken nasıl bilmiyorum ama bizde böyleyken böyle. Satırlarıma burada your sinkereli ile son verirken tekrar selam ederim.

Hamiş: Sitefan’ım tırışkam, o B Ligi var ya, B Ligi, senin tam zandığın  gibi çıkılan bi yer değil, düşülen bi yer, İngiltere daha yeni düştü. Ayrıcana ben bir haftacık geriden geliyorum diye geç kalmışlığım yoktur. Hem bizde yedisi var, kırkı var, elli ikisi var, olmadı sene-i devriyesi var, helvası var. Yeriz inşallah. AMİN. Burası önemli. Siz de AMEN diye geçen kısım. Dilekçenin imzası gibi düşün, biz de imzasız dilekçe geri döner canımın içi. İşimiz duaya kaldıysa, hade, edelim. İlahi yarabbi, tez Sitefan kuluna hidayet ver, öngörü kabiliyeti ve sezme becerisi ver. İyi on bir çıkarmasını, oyuna müdahale edebilmesini nasib et. Sen verdin sen al yarabbi. AMİN.

Mektup bitter, yazı bitmez.

İşin bir de meşin toptan başka altın top kısmı var; evlere şenlik. Maç sonrası, burnunun soluğuyla TRT Spor’a konuk oldu, hemen nabzına göre şerbet verdiler, oysa gelmeden önce peeeey. Neyse konumuz peeeey değil. 2005 yılında olaylı İsviçre maçındaki şimdi milletvekili olan Alpay Özalan’ı görür gibi oldum, bu idareci tipi. Aynı yüz ifadesi ve beden dili vardı. Hani psikologların ne yaptığını bilmeyen ruh hali diye nitelediği.

Buraya kadar hicv-i lisan ettimse ne mutlu bana. Selim Soydan’ın açıklamalarına, Faroe Milli Takımı Teknik Direktörü’nün billur geçmelerine, doyçe zaytunglarının bizimkine dumkof (aptal) demelerine hiç girmiyorum. Allah bir daha böyle yazı yazdırmasın, gene AMİN…

Hade sii yuu…

****************

 

VOLEYBOL BEYAZI

Hilal Yıldız’ın Voleybol Beyazı’nda işler iyi. Bayanlarımız grubundaki i ilk maçında Tayland’a 3-2 yenildikten sonra Güney Kore’yi 3-0,  Dominik’i 3-2, Hırvatistan’ı 3-0 yenerek grupta puanını 9’a çıkardı ve Polonya maçının sonucundan bağımsız olarak son 16 turuna kalmayı başardı.  Filenin Sultanları’nı tebrik ediyor ve başarılar diliyoruz…

********************

 

ÇUBUKLU LACİ BASKET SARISI

Çubuklu Laci’nin basket sarısı sezona hazır değil. Hele Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı almaya hiç hazır değilmiş, izledik gördük. Karşılaşmaya sakatlıkları sebebiyle tedavi gören Nemanja Bjelica, Tonye Jekiri ve Tarık Biberoviç’ten mahrum çıksak da, beşe beş oynadık, eksik değildik,  bu kadardık…

Daha evvel 7 şampiyonluğumuz vardı, 16 kez final oynadık, işte en son 2017’de Banvit’i yenip kupayı almıştık … Geçmişin tatlı anıları bugünü kurtarmaz, başarı istikrardır, istikrar başarıdır…

  1. Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda 24. finalinde 13. Şampiyonluğa uzanan Anadolu Efes’i tebrik ederiz.

    Anadolu Efes ilk çeyreği dış atışlardaki üstünlüğü ile 23-15 önde kapadı. Fenerbahçe Beko ikinci çeyreğe sert savunma ile başladı ve çeyreğin ilk beş dakikasında rakibine yalnızca 2 sayı vererek sert savunmanın semeresini aldı ve farkı 5 sayıya kadar indirdi. Devreye bu anlardan sonra kritik ve zor zamanların, el yakan topların korkusuz ismi Ante Zizic girdi ve üst üste 7 sayı bularak skoru 32-20’ye getirdi. Anadolu Efes 15-0’lık  seri sonrası devreyi 42-23’ten kapattığında 16 sayısını Zizic üretmişti.

Düşük skorlu üçüncü çeyreği Fenerbahçe Beko 11-10 üstünlükle geçti ama skorda denge yoktu, rakibimiz son çeyreğe 52-36’lık avantajla girdi. Dördüncü çeyreğin ilk üç dakikasını Nigel Hayes’in üst üste 5 sayısı ile geçen Fenerbahçe Beko farkı 12 sayıya kadar indirdi. Fenerbahçe Beko bitime 3 dakika kala farkı önce 9 sayıya sonra 7 sayıya kadar indirse de Anadolu Efes kontrollü oyunu ile dahasına izin vermedi ve müsabaka 62-71 Anadolu Efes’in galibiyeti ile sonuçlandı.

Anadolu Efes’te Ante Zizic 22 sayı 5 ribaund, Vasilije Micic 16 sayı 9 asist, Will Clyburn 14 sayı 7 asist ve Rodrigue Beaubois 11 sayı 7 asist ile oynadılar. Fenerbahçe Beko’da ise Nigel Hayes 13, Marko Guduric de 10 sayı ürettiler.

10 bin 400 seyirci kapasiteli Ankara Spor Salonu’nun ev sahipliği yaptığı müsabaka sonrası Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan adına Cumhurbaşkanı yardımcısı sayın Fuat Oktay kupayı verirken, Anadolu Efes adına kaptan Doğuş Balbay kupayı aldı. Maçın en değerli adamı ise Ante Zizic oldu.

Fenerbahçe Beko’ya ikincilik şildini TBF Başkan Vekili Ömer Onan verirken, madalyalarını ise TBF Asbaşkanı Kemal Dinçer ile TBF Yönetim Kurulu üyesi Lize Karaboğa Kaptan takdim etti…

Uğur Hoca Yazıyor: DERBİCİK!

0

Orta sahaların bu kadar kolay geçildiği bir maçta, biz seyircilere daha nicel ve daha nitel kale önü zenginlikleri izletilmesini beklerdim, açıkçası.

UĞUR TEMEL

Saman alevi gibi parlayan, her iki takım orta sahasının bol kayıpla oynadığı, gol pozisyonu açısından kısır sözcüğünün fazla kaldığı, toplam 38 faulün çalındığı, her iki hocanın da “bir puan iyidir” düsturu ile sahada olduğu garip bir maç izledik, yaprakların yeşilden yavaş yavaş sarıya dönmeye başladığı bu Ekim akşamında…

Derbi maçının yorumuna Sezen Cumhur Önal tadında başlayacağım, hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Sağolsun her iki takım oyuncuları, oynar“mış” gibi yapınca, sizleri yazının içine davet edebilmek için tek seçeneğim buydu…

Latife bir tarafa, yazının girişi derbinin özeti aslında… Kör dövüşü gibi bir oyun oldu, İnönü’de. Üstün oynayan bir taraf olmadığı gibi, gol pozisyonu açısından da bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda enstantaneler izledik. İlk yarı da üç pozisyon Fenerbahçe’den, maçın sonunda iki pozisyon Beşiktaş’tan… Orta sahaların bu kadar kolay geçildiği bir maçta, biz seyircilere daha nicel ve daha nitel kale önü zenginlikleri izletilmesini beklerdim, açıkçası.
Jesus’un ofsayt taktiğini çözebilmek zor. Bu maça kadar, bu plan işledi. Fenerbahçe’nin rakipleri her hafta ofsayta düşme rekoru kırıyorsa sorun yok demektir. Ancak, çok hızlı olmadığını düşündüğüm tandemin saliselik hatası, bir anda işleri terse çevirir ki, buyurun Fransa’da ki Rennes maçını hatırlayın. Önde baskı, Fenerbahçe’nin bu sezon en başarılı yaptığı işlerden. Kadro derinliğinin de bu baskıyı yapabilecek oyunculardan oluşuyor. Ancak, bu maçta bu ana plan, çok fazla işlemedi. Beşiktaş defansı, topu çıkartırken, görerek ve ayağa oynadı.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz; Beşiktaş yönetimi Valerian İsmail’in yerine hoca aramaya başlamış bile. Söyleyenlerin yalancısıyım, bu gelişme yeni de değil üstelik. Kokusu yakın da çıkacaktır elbette… Beşiktaş için, 80 ila 90 arasındaydı maç. Uzatmalarla beraber, 13-14 dakikalık periyotta, oyuncu değişiklikleri ve Fenerbahçe’nin yorgunluğu sayesinde iki pozisyon buldular. Teknik direktör değişikliklerine her ne kadar karşı olsam da, Beşiktaş’ın yanlışının dönerek kâr etme zamanı, geldi galiba…

Volkan Bayarslan’a gelince… Dua etsin, kör dövüşü yapan oyunculara ve bir de oyuna sonradan dâhil olan Mert Hakan’a. Maçın ilk yarısında vermediği iki sarı kart, ikinci yarıda kendisini ezmediyse sebebini çok iyi maç yönetmesine bağlamasın sakın… Futbolcular iyi niyetli olmasa, kurduğu FIFA hakemi olma hayallerinden, erken uyanırdı.

TRT Belgesel yeni yayın dönemine hazır

0

Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen tanıtım toplantısına TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Ziyad Varol, TRT Yönetimi, TRT Belgesel’in ekran yüzleri ile kültür, sanat ve siyaset dünyasından birçok isim katıldı.

ENİS DERDİMENTOĞLU

Programda konuşan Genel Müdür Sobacı, 18 televizyon kanalı, 17 radyo istasyonu, giderek büyüyen uluslararası haber platformları, dijital uygulamalar ile ulusal ve uluslararası onlarca etkinliğe sahip olan TRT’nin, yeni dönemde her bir kanalının ve platformunun ayrı ayrı yürütülen çalışmalarla yenilenerek zenginleştiğini ve derinlik kazandığını söyledi.

Sobacı, kamu yayıncılığı sorumluluğuyla hareket eden TRT’nin tüm içerikleri bir mücevher gibi hassasiyetle işlediğini belirterek, şöyle devam etti:

“Bu içeriği iletişim mecralarımız vasıtasıyla siz değerli izleyicilerimize ve uluslararası değerli takipçilerimize pek çok farklı kanaldan sunuyoruz. Bugünün dünyasında bir insana ulaşmak ne kadar kolaysa, onunla kalıcı bir iletişim sağlamak o kadar zor. Milyonlarca mesajın ve içeriğin arasında sıyrılmak, dikkatleri çekmek ve bilgiyi idrak seviyesine çıkarmak meselesi, kitle iletişimin en kritik noktası diyebiliriz bugünlerde.

“Bizler asıl olanı, insanın ve varlığın özünü, ruhu ve hakikati temel alan, ahlaki sınırları koruyan, insanın dış ve iç dünyasını bir bütünlük içinde dengeleyen ve bugünün dünyasının gerçeğini anlatan bir içerik alanını benimsiyoruz. Bunun içindir ki pek çok ülkede çocuklar, TRT yapımı çizgi filmlerden öğrendikleri Türkçe ile selamlaşıyor. Türk dizileri ve yapımlarının sayesinde, yetişkinlerle Türkçe iletişim kuruyoruz.”

TRT Belgesel’in, Türkiye’nin en çok izlenen belgesel kanalı olduğunu aktaran Sobacı, içerik yelpazelerini, farklı özelliklerdeki izleyici kitlelerinin ilgi alanları ve beklentilerine göre genişlettiklerini ifade etti.

“KALBİNİZDE KÖPRÜLER KURMAYI UMUT EDİYORUZ”

Uzun süren çalışmalar ve titizlikle yürütülen süreçler sonunda mevcut yapımların yanı sıra onlarca yeni programla seyirci karşısında olmaktan gurur duyduklarını dile getiren Sobacı, “İnsanı, doğayı, tarihi, olayları ve konuları perde perde açıp arka planındaki mücadeleyi evlerinize taşıyor, yaşamın derinliği, narinliği ve detaylarıyla hemhal olacağınız bir yeni dönemi size vadediyoruz. Görünenin değil, özün izinde bir yayın içeriğiyle geçmişten geleceğe, coğrafyamızdan dünyanın her köşesine zihninizde bağlantılar, kalbinizde köprüler kurmayı umut ediyoruz.” diye konuştu.

Mehmet Zahid Sobacı, TRT Belgesel’in yeni yapımlarına değinerek, doğa, insan ve macera odaklı yapımların yanı sıra yeni dökü-dramalar, yakın tarihe ve gündeme odaklı araştırma, süreç belgeselleri, bilim teknoloji belgeselleri, sualtı belgeselleri, spor belgeselleri ve sıra dışı özgün hikayelerin seyirci karşısına çıkacağını aktardı.

YENİ YAPIMLAR İLGİ ÇEKİYOR

Farklı tür ve konudaki içeriklerle yeni sezonda 23 yeni yapım ekranlara gelecek. İzleyenlere tarihten maceraya, insan hikayelerinden bilime kadar çeşitli kategorilerde içerikler sunan TRT Belgesel, “Savunma Sanayiinin Yalnız Dehaları”, “Oyunbozan”, “Maskelerin Ardında: Siber Savaş” başta olmak üzere çeşitli yapımlar seyirciyle buluşacak. Çok sevilen “Tarihin Efsaneleri”, “Türkiye’nin Dev Yapıları”, “Ulak”, “Aile Olmak”, “Su Savaşları” gibi önde gelen yapımlar ise yeni bölümleriyle kanalda yerini alacak.

 

Tekrarlanan KPSS’de yeni iddialar

0

31 Temmuz’da yapılan KPSS’de birçok sorunun bir yayınevi tarafından yayınlandığı ortaya çıkmasıyla sınav iptal edilmişti. 18 Eylül’de tekrarlanan sınavda bu sefer başka iddialar sınava giren adayların tepkisini çekti.

ERCAN KÜÇÜK – ENİS DERDİMENTOĞLU

KPSS’de (Kamu Personeli Seçme Sınavı) şüpheler iptal edilen sınavın ardından devam ediyor. 31 Temmuz 2022’de yapılan KPSS 1. Oturum Genel Kültür ve Genel Yetenek Sınavı’nda çıkan soruların Yediiklim Yayınevi’nin KPSS hazırlık kitapçıklarında yer alan sorularla birebir aynı ve benzer çıkmıştı. Gelen tepkiler üzerine sınav iptal edilmiş ve 18 Eylül 2022 yılına ertelenmişti. Tekrarlanan sınavda bu sefer de sınav kitapçıklarının poşetlerinin bazı adaylara yırtılmış şekilde verildiği iddia edildi.

‘CİMER’E YAZIVERİN’

18 Eylül’de yapılan tekrar sınavının ardından sosyal medyada sınava dair yine şüpheler ve sınav yönetmeliğine aykırı hareketlerin yapıldığı iddia edildi. İddiaların ardından sosyal medyada benzer olaylara şahit olanlar paylaşım yapmaya başladı. Kimi iddialarda sınav kitapçıklarının tamamen açık olduğu, kitapçık poşetlerinin yırtık geldiği belirtilirken iddia sahipleri sınav gözetmenlerine durumu sorduklarında, “Bir şey olmaz devam edin”, “Ben kazayla yırttım”, “Olur böyle şeyler Cimer’e yazıverin” şeklinde cevaplar aldığını sosyal medya hesapları üzerinden anlattılar.

KAMERA SİSTEMİ ÇALIŞMIYOR MU?

Kitapçık poşetlerinin yırtılması iddialarının yanında sınava giren bazı adaylar sosyal medyada kamera sistemine sahip olan dijital saatlerin olmadığını, kamera sisteminin oturumunu kayıt altına almadığını ve analog saatlerin oturumda kullanıldığını ifade ettiler.

Bazı adaylar soruların daha önce sorulan sorular olduğunu, bazı adaylar da özellikle KPSS Alan Bilgisi Maliye testi sorularının müfredat dışından geldiğini iddia ettiler.

ÖSYM’DEN AÇIKLAMA: HATAEN

Daha önceki yıllarda hatta iptal edilen KPSS’de kitapçıkların açık geldiğine dair hiçbir iddia bulunmazken Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nden (ÖSYM) yapılan açıklamada, tek bir örnek üzerine dikkat çekildi. Balıkesir, Gaziantep, Hakkari ve Antalya’da gerçekleştiği iddia edilen benzer olaylar üzerinde durulmadığı görüldü.

Yapılan açıklamada Şanlıurfa Rabia Hatun Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi 630213024 numaralı salonda 2’nci sırada sınava giren adayın soru kitapçığının kendisine poşetsiz teslim edildiğini belirttiği aktarıldı. Başkanlık tarafından yapılan inceleme sonucuna göre, sınav evrakı poşetinin salon başkanı tarafından saat 09.09’da sınav salonuna kapalı olarak getirildiği ifade edilen açıklamada, kapalı olan poşetin salon başkanı tarafından 09.39-09.41 saatleri arasında adayların huzurunda açıldığı belirtildi. Soru kitapçıkları poşeti ile cevap kağıtları poşetinin saat 09.44’te salon başkanı tarafından sınav poşetinin içinden çıkarılarak adayların huzurunda masa üzerine konulduğu aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Soru kitapçıkları poşetinin 09.58-09.59 saatleri arasında adayların huzurunda salon başkanı tarafından açıldığı, bu işlem esnasında adayların da gözlemlediği şekliyle soru kitapçıklarının en altında yer alan iki kitapçık poşetinin de tüm soru kitapçıklarının yer aldığı sınav evrakı poşeti ile birlikte hataen yırtılarak açıldığı, salon başkanı tarafından hataen yırtılarak açılan iki soru kitapçığından birinin, iddia sahibi adaya saat 10.00’da teslim edildiği anlaşılmıştır. Bahse konu ifade ile ilgili yapılan bu tespitler ve değerlendirmeler ilgili adayla paylaşılmış ve dijital saate entegre kamera kayıtları izletilerek sınavın güvenliği ile ilgili herhangi bir sorun olmadığı net olarak tespit edilmiştir.”

ÖSYM tarafından yapılan açıklama sınava giren adayları tatmin etmedi. Açıklamayı yetersiz bulan adaylar sosyal medyada sohbet odalarında ve #hataen etiketine yazarak tepkilerini yazdı,  bazı adaylar da sınavın iptal edilmesini istedi.

‘HER GEREKENİ YAPTIK’

Röportajlık’ın konuyla ilgili konuştuğu isimler konunun takipçisi olacaklarını belirtti. CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık iddialar ile alakalı araştırma ve soru önergelerini verdiklerini, geriye dönük araştırma yapılmasını istediklerini vurguladı. ÖSYM ile de iletişime geçtiklerini belirten Karabıyık, “Meclis açılınca tepki ne olacak bilemiyoruz,  çünkü verdiğimiz araştırma önergesi verilmedi” ÖSYM ile de iletişime geçtik, bize belli bir cevap vermediler” dedi.

‘İLK GÜNDEN BERİ ARAŞTIRIYORUZ’

İYİ Parti Eğitim Politikaları Başkanı ise konu ile ilgili parti olarak ilk günden beri somut bir delil bulabilmek için araştırdıklarını belirtti. Atabay, “İptal edilen sınavın ardından hata yapmak çok kolay değil bu yüzden henüz elimizde delil oluşturabilecek bir kanıt bulamadık. Ekiplerimiz araştırmaya çık sıkı bir şekilde bir şekilde devam ediyor. İddia üzerinden yorum yapmak doğru olmaz” diye konuştu.

‘SORUNU ÇÖZECEK İRADELERİ YOK’

Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay sorumlu olarak ÖSYM’yi işaret ederek tepki gösterdi. ÖSYM’nin daha önce düzenlediği sınavlarda soruların çalınmasını hatırlatan Özbay şunları söyledi:

“Yıllardır şaibeye karışmamış tek bir sınav bile yapamayanlar yine yapamamışlardır. Sorunun kaynağında kendilerini görmedikleri için sorunu çözecek iradeleri de yok. Sınavlar hazırlanma sürecinden, soruları hazırlayan komisyona kadar atanan birçok liyakatsiz yöneticiler, güvenlik açısından alınmayan tedbirin de sorumlusudur. 20 yıldır şaibe karışmamış tek bir sınav yok. Genel değerlendirmemiz bu yönde. Balık baştan kokar bir kere. Bu olayları ölçüp değerlendirecek liyakata sahip bir ÖSYM Başkanı da yok. Daha önce iptal edilen sınav için “Bu eğitimin Susurluk’udur” demiştik. Sadece soru aynı üzerinden gidersek Susurluk’taki gibi sadece arabanın içerisinden çıkan kimliklerle ilgileniriz. Halbuki bunun altında, siyaset var. Derinlemesine araştırılması lazım sadece soruların üzerinden gitmek bu işi çözmez. Altında derin bağlar olduğunu görmek lazım. Eğer sorumlu kişiler yapamıyorlarsa kurumların kapısını bize açsınlar biz araştırmayı üstlenelim.”