Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir kapalı gişe geçen Avrupa ve Türkiye turnelerinin ardından 2026’da yeniden Türkiye konserlerine başladı. İstanbul konserlerinin ilki 11 Mart’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde, 13 Mart’ta da İstanbul Lütfi Kırdar Anadolu Oditoryum’da yapıldı. İstanbul Lütfi Kırdar Anadolu Oditoryum’da düzenlenen konserde ilginç anlar yaşandı. Evgeny Grinko izleyiciyi Türkçe selamladı.

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir kapalı gişe geçen Avrupa ve Türkiye turnelerinin ardından 2026 yılında yeniden Türkiye konserleri için sahneye çıkıyor. Doğadan, kedilerden, çocukluk anılarından ve eski masallardan ilham alan besteleriyle tanınan sanatçı, mart ayında Türkiye’nin farklı şehirlerinde müzikseverlerle buluşmaya devam ediyor.


EVGENY GRİNKO TÜRKİYE TURNESİ 2026
Evgeny Grinko’nun 2026 Türkiye turnesi, hem büyük şehirleri hem de Anadolu’daki önemli kültür merkezlerini kapsayan geniş bir konser programından oluşuyor. Minimalist piyano müziğinin dingin ve duygusal atmosferini sahneye taşıyan sanatçı, dinleyicilere sakinlik ve derinlik dolu bir konser deneyimi sunmayı amaçlıyor. Grinko son olarak İstanbul Lütfi Kırdar Anadolu Oditoryum’da sahne aldı konserde ilginç anlar yaşandı. Evgeny Grinko izleyiciyi Türkçe selamladı. “Uzun ince bir yoldayım” türküsünü de piyanosu ile çalan sanatçı Türkçe öğrendiği sözcükleri sahnede söyleyince eğlenceli anlar yaşandı.

Tarih             Şehir        Salon
13 Mart 2026   İstanbul   Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı
15 Mart 2026  Kayseri     Kadir Has Gösteri ve Sanat Merkezi
16 Mart 2026   Sivas       4 Eylül Kültür Merkezi

Evgeny Grinko konserlerinin neden ilgi gördüğü merak ediliyor
Evgeny Grinko konserleri, sade piyano melodileriyle kurduğu güçlü duygusal bağ sayesinde geniş bir dinleyici kitlesine hitap ediyor. Sessizliğin ve melodinin dengeli kullanımı, konserleri yalnızca bir müzik etkinliği değil, aynı zamanda huzurlu bir sahne deneyimine dönüştürüyor. Bu yönüyle Grinko’nun konserleri her turnede yoğun ilgi görüyor.


Evgeny Grinko konser biletleri nereden alınır?
Evgeny Grinko’nun Türkiye turnesi kapsamındaki konserlerinin biletleri, Bubilet platformu üzerinden satışa sunuluyor. Önceki turnelerde konserlerin kısa sürede kapalı gişe olması nedeniyle, müzikseverlerin biletlerini erkenden temin etmeleri tavsiye ediliyor.

Kaynak: SüperHaber

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

0

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar Programı, İstanbul’da gerçekleştirildi.

1996 yılından bu yana Ramazan ayının ilk pazar günü düzenlenen programda, vakıf merkezinde kurulan çok sayıda sofrada katılımcılar birlikte oruç açtı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ve dualarla başlayan etkinlikte, Ramazan ayının paylaşma ve dayanışma ruhu ön plana çıkarıldı.

Programda konuşan Vakıf Başkanı Hasan Göksu, 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen yardım faaliyetlerine değinerek, vakfın depremin ilk anından itibaren organize olduğunu ve hem ayni hem de nakdi yardımlarla sahada yer aldığını söyledi. Göksu, depremzede ailelerin barınma, gıda, kıyafet ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanması için yoğun çaba gösterdiklerini belirterek, “İstanbul’daki hemşehrilerimizle Adıyaman arasında güçlü bir gönül köprüsü kurduk. Bu dayanışma ruhu bizim en büyük gücümüzdür.” ifadelerini kullandı.

Vakfın eğitim faaliyetlerine de değinen Göksu, öğrencilere yönelik burs desteklerinin sürdüğünü aktararak, yalnızca Adıyamanlı öğrencilere değil, mazlum coğrafyalardan gelen gençlere de destek verdiklerini kaydetti.

Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu da konuşmasında dünyada yaşanan insani krizlere dikkat çekerek, özellikle Gazze’de yaşananlara vurgu yaptı ve dayanışma çağrısında bulundu.

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

0

MEHMET KALFA

Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan Feriköy Spor Kulübü, amatör ligde liderliğini sürdürürken 100. yılında yeniden profesyonel liglere dönmeyi hedefliyor. Feriköy Spor Kulübü Müdürü Mahir Kılıç, Röportajlık.com’a verdiği özel röportajda kulübün hedefleri, altyapı vizyonu ve amatör liglerin mevcut durumu hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Süper Amatör Lig 6. Grup’ta liderliğini sürdüren kırmızı-beyazlı ekip, başkanından teknik heyetine, futbolcusundan taraftarına kadar büyük bir kenetlenme içerisinde şampiyonluk mücadelesini sürdürüyor. Hem A takımın yükseliş hedefi hem de altyapıda elde edilen başarılar camiaya umut verirken, kulüp köklü geçmişine yakışır şekilde yeniden profesyonel liglerde kalıcı olmayı amaçlıyor.

Feriköy’ün 100. yılı yaklaşırken, kulübün profesyonel liglere dönmesi için belirlediğiniz en net hedef nedir?

Feriköy Spor Kulübü’nün 100. yılı yaklaşırken en net hedefimiz, kulübümüzü kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı ile yeniden profesyonel liglere taşımaktır. Bu sadece sportif bir başarı hedefi değil; aynı zamanda kurumsal, mali ve altyapısal anlamda güçlü bir Feriköy inşa etme sürecidir.

Feriköy Spor Kulübü camiası olarak; kulüp başkanımız, teknik direktörümüz ve taraftarımızla hep birlikte el birliğiyle, tek amacımız 100. yılımızda 3. Lig’e çıkmaktır. Şu anda grubumuzda lider konumdayız. Temennimiz, bu sezon şampiyon olarak Bölgesel Amatör Lig’e yükselmek ve ardından 3. Lig’e, yani profesyonel liglere geri dönme hedefimize ulaşmaktır.

Takımın şu anda ligde lider olması, sezon sonu için beklentilerinizi nasıl etkiledi? Feriköy’ü yeniden profesyonel liglerde görecek miyiz?

Feriköy Spor Kulübü’nün şu anda ligde lider konumda olması, sezon sonu hedeflerimiz açısından hem motivasyonumuzu hem de sorumluluğumuzu artırmıştır. Sezon başında belirlediğimiz şampiyonluk hedefi doğrultusunda emin adımlarla ilerliyoruz. Liderliğimiz, doğru yolda olduğumuzu göstermektedir. Ancak futbolun ciddiyetinin farkındayız ve aynı disiplin, aynı inanç ve aynı mücadeleyle sezon sonuna kadar çalışmaya devam edeceğiz.

Takımımız, mücadele ettiği Süper Amatör Lig 6. Grup’ta liderliğini sürdürmektedir. Her türlü engellemelere ve baskılara rağmen liderliğimizi sezon sonuna kadar korumakta kararlıyız. Sezon sonunda şampiyonluğumuzu ilan ederek, profesyonel liglere giden yolda en önemli adımlardan biri olan Bölgesel Amatör Lig’e yükselmeyi hedefliyoruz.

Amatör liglerde mücadele eden köklü kulüplerin en büyük sorunu sizce nedir? Bu sorunların çözümü için hangi adımlar atılmalı?

Feriköy Spor Kulübü gibi köklü kulüplerin amatör liglerde yaşadığı en büyük sorunlardan biri, camiaların sahipsiz bırakılması ve hakem hatalarının kulüplerin emeklerine zarar vermesidir. Amatör liglerde yapılan bariz hakem hataları, verilen emeğin karşılığını almayı zorlaştırmaktadır. Bunun önüne geçebilmek için liyakat sahibi, iyi eğitim almış ve futbolu gerçekten bilen hakemlerin yetiştirilmesi şarttır. Bununla birlikte maddi imkânsızlıklar, tesis eksikliği ve yeterli destek görememek de amatör kulüplerin gelişimini zorlaştırmaktadır. Yerel yönetimlerin ve ilgili kurumların amatör kulüplere daha fazla destek vermesi, tesisleşmeye katkı sağlaması ve altyapıya yatırım yapılması halinde, köklü kulüpler yeniden hak ettikleri profesyonel liglere dönebilecektir.

Bu noktada, hakemlik sisteminin daha profesyonel ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması büyük önem taşımaktadır. Feriköy Spor Kulübü camiası olarak, bu sorunun çözümü için hakemliğin geçici veya ek bir görev olarak görülmesinden çıkarılması gerektiğine inanıyoruz. Hakemlik, başlı başına bir kariyer alanı olarak ele alınmalı ve bu mesleğe gereken değer verilmelidir. Özellikle spor eğitimi veren üniversitelerde hakemliğe yönelik özel branşlaşma imkânı sunulursa, daha bilinçli, eğitimli ve profesyonel hakemler yetiştirilebilir. Ayrıca hakemlerin düzenli eğitimlerden geçmesi, performanslarının objektif kriterlerle değerlendirilmesi ve gelişimlerinin sürekli takip edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu adımlar, hem amatör liglerdeki hakem hatalarının azalmasına hem de Türk futbolunun genel kalitesinin yükselmesine doğrudan katkı sağlayacaktır.

Feriköy’ün altyapı yapılanması hakkında neler söyleyebilirsiniz? Gelecekte Türk futboluna yeni yetenekler kazandırma konusunda nasıl bir vizyonunuz var?

Feriköy Spor Kulübü olarak görüyoruz ki, profesyonel liglerde yaşanan bazı olumsuzluklar ve altyapıya yeterli önem verilmemesi, kulüplerin uzun vadeli başarılarını zorlaştırmaktadır. Bu noktada bizim en büyük gurur kaynağımız, altyapımıza verdiğimiz önemdir. Katıldığımız altyapı liglerinde lider konumdayız; U14 ve U18 kategorilerinde şampiyonluklar elde ettik ve diğer altyapı gelişim liglerinde de başarılarımız devam etmektedir. Altyapımızda yetenekli sporcular yetiştirerek hem kulübümüzün geleceğini güçlendiriyor hem de Türk futboluna yeni oyuncular kazandırıyoruz.

Feriköy Spor Kulübü’nün misafirperverlik anlayışı ve sporda şiddete karşı duruşu hakkında neler söylemek istersiniz?

Feriköy Spor Kulübü olarak sporda şiddetin her türlüsüne karşıyız. Sahamıza gelen rakip takım ve taraftarlarını, kulübümüze yakışır şekilde fair-play çerçevesinde en iyi şekilde ağırlarız ve maç sonucu ne olursa olsun aynı saygıyla uğurlarız. Ancak bazı müsabakalarda üzücü ve istenmeyen olaylar yaşanabilmektedir. Bu tür olayların en önemli sebeplerinden biri, hakemlerin verdiği yanlış kararların saha içindeki gerilimi artırmasıdır. Bu durum sporcuları ve taraftarları olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle altyapı maçlarında, velilerin sporun ruhuna uygun şekilde bilinçli davranmaları büyük önem taşımaktadır. Maç içerisindeki pozisyonlara verilen aşırı tepkiler, hem genç oyuncuları hem de tribünleri gereksiz şekilde etkileyerek istenmeyen gerginliklere neden olabilmektedir. Bu nedenle altyapı düzeyinde hem velilerin hem de sporcuların fair-play bilinciyle hareket etmesi, şiddetin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Feriköy camiasına ve taraftarına vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir? Önümüzdeki yıllarda nasıl bir Feriköy hedefliyorsunuz?

Feriköy Spor Kulübü camiasına ve büyük taraftarımıza en önemli mesajımız, bize olan inançlarını her zaman korumalarıdır. Birlik ve beraberlik içinde, altyapısı güçlü, kurumsal yapısı sağlam ve yeniden profesyonel liglerde mücadele eden bir Feriköy inşa etmeyi hedefliyoruz. Bu süreçte taraftarlarımızın desteği bizim en büyük gücümüzdür. Biz sahada 11 kişi mücadele ederken, 12. adamımız her zaman tribündeki taraftarlarımız oluyor. Yağmurda, karda, en zor günlerimizde bile bizi yalnız bırakmadılar. Verdikleri destek bizim için çok kıymetli. Bu vesileyle camiamıza ve tüm taraftarlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

Feriköy Spor Kulübü Müdürü Mahir Kılıç, amatör kulüplerin sorunlarının gündeme taşınmasına ve çözümüne destek veren Röportajlık.com’a teşekkür ederek, “Amatör kulüplerin sesi olan ve sorunlarımızın duyurulmasına katkı sağlayan Röportajlık.com’a camiamız adına teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Küba ablukasına karşı Türkiye’de kampanya başlatıldı: Küba’da hastalar ölme riskiyle karşı karşıya

ABD Küba’ya uyguladığı ablukayı imzalanan 29 Ocak tarihli başkanlık kararnamesiyle sertleştirirken; José Marti Küba Dostluk Derneği, Türkiye Komünist Partisi ve Küba Cumhuriyeti Başkonsolosluğu ortak bir basın toplantısı düzenleyerek Küba’da yaşanan son gelişmeleri ve Türkiye’de ablukaya karşı başlatılan kampanyayla ilgili atılacak adımları kamuoyuyla paylaştı.

Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleşen basın toplantısında; José Marti Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan, Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan ve Küba Büyükelçiliği konuştu.

“KÜBA’DA HASTALAR ÖLME RİSKİ İLE KARŞI KARŞIYA”

Basın toplantısında açılış konuşmasını yapan José Marti Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan, “ABD tarafından imzalanan kararname ile Küba’ya yönelik abluka açık bir kuşatmaya dönüşmüş durumda. 29 Ocak’tan beri adaya ticari petrol gemileri, petrol taşıyamıyor. Ülkenin kendi kaynakları petrol ihtiyacının 4’te 1’ini karşılayabilir durumda. Yaşananlar Küba ekonomisini derinden etkiliyor, birçok sektör durma noktasına geldi. Sağlık sektöründe öncelikli hastalara yönelik bir düzenleme yapıldı, kısıtlama getirildi. Kamu kurumları haftanın belli günleri açık kalabiliyorlar. Ulaşımda, doğalgaz ve elektrik kullanımında kısıtlamalarla karşı karşıyalar. Özellikle sağlık alanında tehdit altında olan kesimler var. Gebe kadınlar, kanser hastaları, elektrik kullanımına ihtiyaç duyan hastalar yaşam riski ile karşı karşıya kalmış durumlar” dedi.

“MADDİ YARDIMI DA İÇEREN BİR KAMPANYAYI BAŞLATACAĞIZ”

Özkan ayrıca “Küba hükümetinin belli bir plan dahilinde hareket ettiğini, Küba halkının birlik duygusuyla planı hayata geçirmeye çalıştığını söyleyebiliriz.

Gelişmelerin karşısında derneğimiz bir imza kampanyası başlattı. Kampanyanın amacı cereyan etmekte olan acil durumu, ABD’nin saldırısını, atılan adımların geri adım atılması için kamuoyu baskısı oluşturmayı amaçlıyor. Derneğimiz bunun yanı sıra maddi yardımı da içeren dayanışmasını önümüzdeki günlerde kamuoyuna duyuracak” ifadelerini kullandı.

KEMAL OKUYAN: “KÜBA ABD’NİN MEYDAN OKUMASINA KAFA TUTABİLECEK AZ SAYIDA ÜLKEDEN BİRİ”

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, yaptığı konuşmada ABD’nin Küba’ya yönelik saldırıları karşısında sessiz kalacak bir parti olmadıklarını belirtti.

“TKP açısından Küba ile ilişkilerin çok özel anlamları var” diyen Okuyan, “Küba özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası çok özel bir direniş gösteriyor. Küba’daki sistemin artıları eksilerine dair çok tartışma yapabiliriz. Bazı ayrıntıları geçiyorum. Küba çok ileri insani değerleri savunan bir ülke. Küba ile dayanışmanın böyle bir boyutu var, birincisi bu.

İkincisi Küba ve Küba Komünist Partisi ile çok köklü bir bağımız var. Üçüncü boyutu ise ABD emperyalizminin dünyaya ayar verme girişimleri. Küba küçük bir ada ülkesi ama Küba dünyanın geri kalanına göre bu meydan okumaya kafa tutabilecek az sayıda ülkeden biri. Bu meydan okumanın bir diğer yanı uluslararası dayanışmadır. Küba diğer ülkelerle kıyasla daha güçlü uluslararası dayanışma bağları kurabilmiştir” dedi.

“ABD’NİN ENFORMASYON ALANINDA KÜBA’YA YÖNELİK SALDIRILARINA DESTEK OLMAK İNSANLIK SUÇUDUR”

ABD’nin enformasyon alanında da Küba’ya saldırdığını belirten Okuyan, “Türkiye’de onlarca mesele varken neden Küba ile ilgileniyorsunuz diyorlar. Onlarca meselemiz olduğu için Küba ile dayanışıyoruz. Kaldı ki TKP, Filistin direnişine de destek verdi. İran’a yönelik bir saldırı olduğunda da İran halkının da yanında olacağız. Bu yüzden ABD’nin Küba’ya yönelik saldırısına sessiz kalacak bir parti değiliz.
Küba hakkında çok fazla yalan söyleniyor. Küba’nın medya olanakları sınırlı. Küba’nın CIA odaklı propagandaya karşı daha fazla dayanışmaya ihtiyacı var. Küba’ya karşı saldırıda enformasyon alanında ABD’ye destek olunması insanlık suçudur” sözlerini sarf etti.

“KÜBA’NIN DİRENCİNİ ARTTIRMAYA YÖNELİK ADIMLAR ATTIK, ATIYORUZ”

“Küba ile dayanışma dünyadaki komünist partilerin gündeminde olan bir başlık” diyen Okuyan ayrıca “Daha çok politik bir dayanışmaydı. Küba gerçeklerini dünya kamuoyuna anlatmak. Saldırı olduğunda dayanışmada bulunmak. Şimdi özel bir durum var, enerji ile alakalı bir durum. Bu enerji krizinin hafifletilmesi için bir çaba var. Biz de yakın ilişkide bulunduğumuz komünist partilerle sembolik dayanışmanın yanı sıra neler yapabileceğimize bakacağız. Küba’nın çok hızlı bir şekilde güneş enerjisini kullanmaya yönelik hamleler var.
Biz de derneğin başlatacağı ya da partimizin başlatacağı kampanya ile destek olacağız. Küba’nın direncini arttırmaya yönelik adımlar attık, atıyoruz” ifadelerini kullandı.

MUSTAFA DESTİCİ’YE YANIT

Gazetecilerin Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici’nin “Türkiye Talibanlaşmaz ama Kübalılaştırılmasına izin vermeyeceğiz” sözlerine ilişkin soruya da yanıt veren Okuyan, “Kübalılaştırmadan ne anladıklarını söylemeleri lazım öncelikle. Küba’nın yaşattığı değerlerin Türkiye’de egemen olmasından bahsediyorsa bunu yapacağız zaten. Bu türden açıklamalar, özellikle iktidarın gayri resmi ortağı bir partinin bir ülkeye dair konuşurken dikkatli davranması gerekir” ifadelerini kullandı.

“ANTİ EMPERYALİST MÜCADELE EMEK MÜCADELESİNE BAĞLANMADAN BU ÇILGINLIK SONA EREMEZ”

ABD’nin dünya genelindeki son hamlelerinin arkasında Çin’in yükselişini engelleme hedefi olduğunu söyleyen Okuyan, şunları kaydetti: “Bütün bu meselelerin merkezinde Çin’in yükselişi var. Trump iktidarının temel hedeflerinden biri Çin’in savaş olmaksızın dünyanın tepesine yerleşmesini engellemek. NATO bitti gibi değerlendirmeler için çok erken.

Trump sınır tanımam, sınır benim diyor. Bu yeni bir durum. Bu yeni durum, yeni tip mücadeleler ortaya çıkaracak. Bu değişiklikler milyonlarca yoksul insanlar için ne ifade ediyor? Türkiye’deki yoksul insanlar bu değişikliklerle ilgilenmiyor. Uluslararası düzeyde anti-emperyalist mücadele emek mücadelesine bağlanmadan bu çılgınlık sona eremez.”

KÜBA BAŞKONSOLOSU: “KÜBA’NIN ABD’Yİ TEHDİT ETTİĞİ İDDİASI ASILSIZDIR”

İstanbul Küba Başkonsolosu Raúl Ernesto Madrigal Cárdenas, basın toplantısında yaptığı konuşmasında “Son atılan adım 1961 yılından beri uygulanan ablukanın tırmandırılmış olan halidir. 1961 yılında başlatılan ablukanın amacı, Küba ekonomisinde kıtlık yaratarak Küba Devrimi’nin yıkılmasıdır. Küba ile ticaret yapacak olan şirket ve ülkelere yönelik yaptırımlar Birleşmiş Milletler Beyannamesi’nde de öngörülen başka ülkelerin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi ilkesine aykırıdır. Ülkenin yakıt tedarikinin engellenmesine yönelik bu adımlar, Küba’nın sağlık, eğitim, elektrik ve gündelik yaşamını olumsuz etkilemektedir. Küba’nın ABD’ye yönelik tehdit oluşturduğu iddiası asılsızdır. Küba hiçbir baskıyı kabul etmeksizin diğer ülkelerle karşılıklı saygı ve çıkarlar doğrultusunda iktisadi ve diplomatik ilişkilerini sürdürmeye devam edecektir” dedi.

Uluslararası kamuoyuna seslenen Başkonsolos, “Bizler de uluslararası kamuoyunu bu adımları reddetmeye, uluslararası ilişkilerde çok yanlılığı desteklemeleri çağrısında bulunuyoruz. Küba Cumhuriyet İstanbul Başkonsolosu olarak ülkede bulunan dostluk derneklerine, dayanışma hareketlerine ve bütün yurttaşlarınıza gösterdikleri dayanışmadan dolayı teşekkür ediyoruz. Küba egemenliğin, haysiyetini, barış içinde kalkınma hakkını kullanmaya devam edecek” ifadelerini kullandı.

“SAVAŞ KOŞULLARINDA DAHİ UYGULANAMAZ”

“Küba’ya uygulanan abluka 1960’tan beri bir soykırım politikasıydı” diyen Cárdenas, “Küba halkını hedef alan bir politika olarak tarif ediliyordu. Küba halkının kalkınmasını olumsuz bir biçimde etkileyen soykırım politikası olarak tanımlıyoruz. Bu soykırım politikası çok sayıda Kübalı’nın ölümüne neden oldu. Salgın hastalıklara neden oldu. Son adım, soykırım politikasının radikalleşmesidir.
Bu uygulamanın uluslararası kuralları aykırı olduğu da aşikâr. Bu kurallar, savaş koşullarında da dahi bu yaptırımların uygulanmamasını söylüyor” sözlerini sarf etti.

“ABD KÜBA’DA SOYKIRIM UYGULUYOR”

Gazetecilerin sorularına da yanıt veren Başkonsolos, ABD’nin Küba’da soykırım uyguladığını söyleyerek şunları kaydetti: “ABD’nin bu politika ile amaçladığı Küba halkını devrimden uzaklaştırmaktı. Devrime karşı halkın ayaklanmasını sağlamaktı. Enformasyon alanında da bir kuşatma uyguluyordu. Hem dışarıya hem içeriye Küba’nın sorunlarının sistemden kaynaklandığını söyleniyordu. Son atılan adım tüm sorunların ablukadan kaynaklandığını açık hale getirdi. Bekledikleri şeyin karşıtını yarattılar Küba’da. Küba bu saldırılara karşı bir birlik duygusu var.

Ekonomisi uzun zamandır abluka tarafından baltalanmış olan, doğal kaynakları kısıtlı, enerji konusunda dışa bağımlılığı olan bir ülkenin böylesi tam bir kuşatmaya karşı nasıl dayanabildiği sorusunun yanıtı bu birlik tablosunda. Küba devrimci önderliğinin yaptığı sınırlı kaynakları en akılcı şekilde öncelendirmek ve planlamak. Bunu halk katılımıyla gerçekleştirmek, halka sürekli hesap vermek. Küba her zaman elindekini de eşit paylaşan, yokluk da zorlukları da eşit paylaşan bir ülke oldu.”

“ABD’NİN TEHDİTLERİNE BOYUN EĞMEYİN”

“Küba’ya yönelik atılan en son adım çok sayıda ülke tarafından kınandı” diyen Cárdenas, “Bununla beraber biz de bütün ülkelerle ticareti korumaya dönük girişimlerde bulunuyoruz. Fakat en son atılan adım spesifik olarak petrol tedarikine yönelikti. Buna ilişkin bir gelişme mevcut değil. Bizim bütün ülkelere çağrımız şu: ABD’nin tehditlerine boyun eğmesinler” ifadelerini kullandı.

“RUSYA PETROL GÖNDERECEĞİNİ RESMEN AÇIKLADI”

Küba Dışişleri Bakanı’nın Rusya ziyaretine ilişkin soruya ise Başkonsolos, “Görüşmede Rusya tarafı, Küba’ya petrol göndereceğini resmi olarak açıkladı. 29 Ocak kararnamesinin ardından yapılan ilk resmi petrol gönderme açıklamasıdır. Umuyoruz ki, Rusya’nın açık deklarasyonu, bir yol açsın, diğer ülkeler de somut adım atsınlar” dedi.

“KÜBA’YA UÇAN UÇAKLARIN YAKITINI MEKSİKA KARŞILIYOR”

Meksika’nın ablukaya rağmen petrol göndereceğini açıklamasına ilişkin soruya da yanıt veren Cárdenas, “Meksika ile olan ilişkilerimiz çok eskiye dayanan ilişkiler. Aynı zamanda son dönemlerde Venezuela’ya yönelik saldırıdan önce Meksika Küba’nın en büyük petrol tedarikçilerindendi. Gıda ve ihtiyaç maddeleri içeren bir gemi gönderdiler. Ancak petrol girişi Meksika’dan gelmedi. Küba’ya uçmakta olan uçakların yakıt tedariki Meksika’da sağlanıyor. Böylece Küba’ya uluslararası uçuşların devam ettirilmesini sağlayabiliyoruz. Meksika’nın elinden geleni yaptığına ve yapmaya devam edeceğine inancımız tam” ifadelerini kullandı.

İstanbul Küba Başkonsolosu Raúl Ernesto Madrigal Cárdenas son olarak ise “Türkiye’deki medyada Küba iflas etmiş bir devlet olarak yazılıyor. Hiçbir iflas etmiş devlet Küba’nın maruz kaldığı abluka karşısında ayakta kalamazdı. Son birkaç aylık gelişmenin ardından başka bir tablo ile karşı karşıya kalırdık eğer devlet gerçekten iflas etmiş olsaydı. Bugün Küba’da okullar açık, hastaneler açık, insanlar işlerine gidip gelmeye devam ediyorlar. Bunların altında bin bir zorluk var. Küba’nın kurumları açık. İflas etmiş devlet söylemi, gerçekliği yansıtmıyor. Aksine son aylarda yaşananlar, devam edebilme yeteneği Küba Devleti’nin ayakta kaldığını gösterdi.

Bin bir zorluğun ortasında Küba ekonomisi işlemeye devam ediyor. Küba’nın maruz kaldığı ablukanın nedeni de bu, işleyişine devam ediyor olması. Madem Küba’nın devleti, ekonomisi işlemiyordu; bıraksalardı da Küba kendi kendine çökseydi.”

Dünyayı Sarsan Epstein Skandalı: Gündemdeki kitap “Hiç Kimsenin Kızı” ilk kez Türkiye’de

0

New York Times ve Der Spiegel Bestseller listelerine giren “Hiç Kimsenin Kızı”, çocuk istismarını koruyan küresel güç ağını sansürlemeden anlatıyor.

Uzun yıllar boyunca milyarderler, siyasetçiler, devlet başkanları, prensler, bürokratlar, akademisyenler ve “saygın” unvanlar taşıyan isimler etrafında şekillenen bir sistemi anlatan kitap, ilk kez Türkçede.

Virginia Roberts Giuffre 15 yaşında … Maxwell tarafından bir otel resepsiyonundayken tuzağa çekildi. Masaj adı altında Epstein ‘e sunuldu ve ilk andan itibaren onun tacizlerine uğradı, ardından başka erkeklere de sunuldu, psikolojik ve bedensel şiddete uğradı.

Epstein soruşturması başladığında susmamayı tercih etti. 

Kamuoyunda Prens Andrew’in en az üç kez tacizine uğramış çocuk olarak gündeme geldi.

İlk tanıştıklarında çektirdiği fotoğrafı en önemli kanıtlar arasında sayıldı.

  • Trump ile ilk ne zaman tanıştı?
  • Prens Andrew ile nasıl tanıştırıldı ve kaç kez bir araya geldi?
  • Hangi başbakan tarafından vahşice tecavüze uğradı?
  • Epstein kız çocuklarını nasıl taciz ediyordu?
  • Adasında yapılan partilere kimler geliyordu?
  • Özel uçak ile kız çocukları nerelere gidiyordu?
  • Epstein’e kız bulan Maxwell ne rol oynuyordu?

Kitapta bu ve bunun gibi birçok sorunun cevabını tüm şeffaflığıyla bulacaksınız. 

Uluslararası basında “cesur”, “sarsıcı” ve “dönüm noktası” olarak nitelendirilen eser, şimdi Türkçe edisyonuyla, Türk okurlara da bu küresel yüzleşmenin kapılarını aralıyor. Editoryal titizlikle hazırlanan kitap, bireysel bir hayat hikâyesi sunmakla kalmıyor; aynı zamanda istismarla mücadele eden herkes için bir referans metni olmayı hedefliyor. Kitap, mağdurların sesini görünür kılarken, hukuki ve toplumsal sorumluluğa da dikkat çekiyor.

“Bir Zamanlar Sessizdim, Şimdi Sesimi Buldum”

Kitabın girişinde Giuffre, yaşadığı dönüşümü şu sözlerle ifade ediyor: “Bir zamanlar sessizdim ama şimdi sesimi buldum.

Bu kitap bu dönüşümün bir sonucu.”

Giuffre, kitabını yalnızca kendi hikâyesini anlatmak için değil, başkalarına cesaret vermek için yazdığını vurguluyor: “Hikâyemin, istismara uğrayan insanların kendilerini daha az yalnız hissetmesine yardımcı olmasını istiyorum.”

Henüz 15 yaşındayken yaşadığı şiddet ve istismarı anlatırken ise şu satırlar dikkat çekiyor:

“Bir seks kölesi olarak öleceğime inanıyordum.”

Giuffre, Epstein ve Maxwell’in kurduğu sistemin nasıl işlediğini kitabında açık biçimde anlatıyor: “Onlarla geçirdiğim yıllar boyunca beni çok sayıda zengin ve güçlü insana sattılar.”

Son olarak yaşadığı korkuyu ve çaresizliği ise şu sözlerle dile getiriyor:

“On yıllar sonra bile ikisinden ne kadar korktuğumu hâlâ hatırlıyorum.”

Giuffre, bir kız çocuğunun yaşadığı travmaları, uğradığı istismar ve tecavüzleri tüm açıklığı ile kaleme aldı. Epstein sisteminin kimlere uzandığını, kimlere gönderildiğini anlattı. 

42 yaşında, Nisan 2025 tarihinde intihar ettiği iddiasıyla ölümü kamuoyuna duyuruldu.

Kitap o öldükten sonra yayımlandı. 

“Hiç Kimsenin Kızı”, sessiz bırakılanların sesi, görmezden gelinenlerin hafızası ve adalet mücadelesinin yazılı bir belgesi olarak, yılın en önemli yayınları arasında gösterilmeye aday.

Yayınevlerinden tutuklamalara karşı ortak tepki: “Yayımcılık suç değildir”

0

Ceylan Yayınları’nın temsilcisi Hüseyin Gültepe ve yayınevi editörü Sonnur Sağlamer tutuklanırken yayınevi imtiyaz sahibi Hüsnü Fuat Uygur hakkında ise ev hapsi kararı verildi.

Çok sayıda yayınevi verilen kararlara yönelik ortak bir açıklama yayımlayarak meslektaşlarına destek verdiklerini ifade etti. Açıklamada, kitapların ve yayımcılık faaliyetlerinin “kriminalize edilmesinin” kabul edilemeyeceğini vurgularken Ceylan Yayınları üzerindeki baskıların son bulmasını, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasını talep ettiklerini bildirdiler.

“Yayımcılık suç değildir” diyerek ortak açıklamaya imzaya atan yayınevleri ise şöyle:

Avesta Yayınları, Ayrıntı Yayınları, Belge Yayınları, Berfin Basın Yayın, Bilim ve Gelecek, Bulut Yayınları, Canut Yayınevi, Cem Yayınevi, Dipnot Yayınları, Doğu Kitabevi, Dönüşüm Yayınları, Ege Yayınları, Günışığı Kitaplığı, İstos Yayın, Kaldıraç Yayınevi, Kalkedon Yayınları, Kanes Yayınları, Kor Kitap, Lis Yayınları, Literatür Yayınları, Mavibulut Yayınları, Mayıs Yayınları, Nesin Yayınevi, Nika Yayınevi, NotaBene Yayınları, Ozan Yayıncılık, Paloma Yayınevi, Sentez Yayıncılık, Sol Kültür, Su Yayınevi, Tekin Yayınevi, Varlık Yayınları, Yar Yayınları, Yazılama Yayınevi, Yeni Dönem Yayıncılık, Yeni İnsan Yayınevi, Yordam Kitap

Mücadele sporlarının gelişen yüzü: SAMBO

0

Mehmet KALFA

Röportajlık.com olarak gelişmekte olan spor branşlarına verdiğimiz destek devam etmektedir. Son dönemde hem düzenlenen organizasyonlar hem de altyapı çalışmalarıyla dikkat çeken Sambo branşının geleceğini, Sambo Teknik Kurulu Başkanı Yahya Karataş ile gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşide ele aldık.

Türkiye’de Sambo’nun geldiği nokta, yapılan turnuvalar, açılan antrenör ve hakem kursları ile genç sporculara yönelik hedefler hakkında önemli değerlendirmelerde bulunan Karataş, branşın kısa sürede gösterdiği gelişimi ve gelecek vizyonunu Röportajlık.com’a anlattı. Sambo’nun Türkiye genelinde yaygınlaşması, kulüplerin artan ilgisi ve uluslararası başarı hedefleri de sohbetimizin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Muhammet Yahya Karataş. 9 yaşımdan itibaren spor hayatıma judo ile başladım. Spor kariyerimin ilk dönemlerinde judo ile ilgilendim, ardından sambo branşına yöneldim. 2013 yılından bu yana aktif olarak sambo müsabakalarına katılmaktayım. Avrupa ve Dünya Şampiyonalarına katılan, ayrıca Avrupa Oyunları’nda mücadele eden ilk Türk sporcu oldum. Hem judo hem de sambo branşlarında ulusal ve uluslararası alanda çeşitli dereceler elde ettim. Sambo Federasyonu’nda Teknik Kurul Başkanıyım.

Türk Sambo’sunun geleceğine yönelik olarak Teknik Kurul tarafından belirlenen temel hedefler nelerdir ve bu hedeflere ulaşmak için hangi stratejik adımlar planlanmaktadır?

Türkiye’de Sambo’nun gelişimi adına öncelikli hedefimiz; büyükler, gençler, ümitler ve yıldızlar kategorilerinde düzenlenen müsabaka ve yarışma sayısını artırarak sporcularımıza ve kulüplerimize daha geniş bir alan açmaktır. Teknik Kurul olarak Eğitim Kurulu ve Merkez Hakem Kurulu ile birlikte antrenör ve hakem eğitimlerimize aktif şekilde devam etmekteyiz. Sambo’nun resmî bir branş haline gelmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiştir. Bu süreçte düzenlenen kurslar sonucunda 55 antrenörümüz ve 75 hakemimiz eğitimlerini tamamlayarak sertifikalarını almıştır. Sambo camiasının gelişimi, büyümesi ve sürdürülebilir bir geleceğe sahip olması adına sporcu, antrenör ve hakem katılımını son derece önemli görmekteyiz.

Sambo’da kalıcı başarı için sporcu yetiştirme süreci yaş gruplarına göre nasıl planlanmaktadır?

Sambo branşında büyükler, gençler, ümitler, yıldızlar ve minikler olmak üzere beş farklı yaş kategorisi bulunmaktadır. Özellikle minikler, yıldızlar ve ümitler kategorilerinde sporcularımızın önünü açmayı hedefliyoruz. Çocuklarımızın erken yaşta Sambo ile tanışması, branşımızın güçlü bir altyapı kazanmasını sağlayacaktır. Bu doğrultuda ülkemizin farklı bölgelerindeki kulüplerimize destek vererek sporcu sayısını artırmayı ve geleceğe yatırım yapmayı amaçlıyoruz. Küçük yaş gruplarıyla çalışan antrenörlerimizin bu süreçteki rolü oldukça önemlidir. Bizler de onların gelişimine katkı sağlayarak daha nitelikli sporcuların Sambo camiasına kazandırılmasını hedefliyoruz.

Antrenör ve hakemlerin eğitimi, lisanslanması ve uluslararası standartlara uyumu konusunda ne gibi çalışmalar yürütülmektedir?

Antrenör ve hakem eğitimlerimiz, FIAS tarafından hazırlanan mevzuatlar doğrultusunda gerçekleştirilmektedir. Uluslararası standartlar, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın talimatları çerçevesinde uygulanmakta ve antrenörlerimiz ile hakemlerimiz bu ölçütlere göre sertifikalandırılmaktadır. Eğitimlerini başarıyla tamamlayan antrenör ve hakemlerimizin, bir yılını doldurmalarının ardından üst kademelere geçebilmeleri için yeni kurslar planlanmaktadır. Ayrıca uluslararası hakemlik ve antrenörlük seminerlerine katılım konusunda da gerekli yönlendirmeler yapılmaktadır.

Türk sporcuların uluslararası arenada daha rekabetçi ve kalıcı başarılar elde edebilmesi için öncelikli stratejileriniz nelerdir?

Öncelikli hedefimiz sporcu havuzumuzu genişleterek 2026 Türkiye Şampiyonası’nda daha yüksek bir katılım sağlamaktır. Bu geniş havuz içerisinden oluşturulacak milli takım ile uluslararası organizasyonlarda daha fazla başarı elde etmeyi amaçlıyoruz. Sadece bugünü değil, altyapıdan doğru şekilde yetiştirilen sporcularla gelecekte çok daha büyük başarılara ulaşacağımıza inanıyoruz. Bu nedenle ülkemizin her bölgesindeki kulüp çalışmalarına büyük önem veriyoruz.

Sambo’nun Türkiye genelinde daha fazla tanınması, kulüp sayısının artması ve gençler için cazip hale gelmesi adına hangi adımlar atılacaktır?

Sambo; gücün, tekniğin ve mücadelenin ön planda olduğu bir branş olması nedeniyle gençler arasında her geçen gün daha fazla ilgi görmektedir. Turnuva sayısını artırarak sporcularımızın motivasyonunu yükseltmeyi, kulüplerimizin ise bu organizasyonlarda kendilerini göstererek bir üst seviyeye çıkmasını hedefliyoruz. Bunun yanı sıra, mücadele sporlarında tanınmış ve gençler tarafından takip edilen isimlerden alınan sosyal medya destekleri ile Sambo branşını daha görünür kılarak gençlerimizin doğru bir yönlendirme ile bu branşı tercih etmelerini sağlamayı amaçlıyoruz.

Söyleşi sonunda Yahya Karataş, Sambo branşına gösterilen ilgi ve verilen destekten dolayı Röportajlık.com’a teşekkür etti.Gelişmekte olan spor branşlarının görünür kılınmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Karataş, Sambo’nun tanıtımına katkı sunan bu tür röportajların camia adına çok değerli olduğunu ifade etti.

Tarık Balyalı “Hesap Sorulmalı- AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları” kitabını tanıttı: Bu kitapta gizli tanıklar yok, belgeler, müfettiş raporları var

0

Önceki dönem CHP’nin İBB Grup Sözcüsü S. Tarık Balyalı “Hesap Sorulmalı- AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları” kitabını tanıttı. “Bu kitapta -mış’lar, -miş’ler, gizli tanıklar yok. Yalancılar yok, iftiracılar yok. Uydurulmuş belgeler yok. Müfettiş raporları var” diyen Balyalı, çevresi tarafından “Silivri soğuktur” gibi sözler duyduğunu belirtti. Kitapta bulunan belgelerle ilgili sadece bir belediyeye soruşturma açıldığını da ekledi.

Tekin Yayınevi Genel Yayın Yönetmeni Elif Akkaya, düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Tarık Balyalı’nın mesleki geçmişine dikkat çekti. Balyalı’nın uzun yıllar İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesinde görev yaptığını hatırlatan Akkaya, mali müşavirlik mesleğinin “hesap, kitap ve maliyet analizinde” sağladığı uzmanlığa vurgu yaptı. Akkaya, Balyalı’nın bir dosyayı incelediğinde kamu harcamalarındaki olası usulsüzlükleri fark edebilecek donanıma sahip olduğunu ifade etti.


“Bu sürecin en önemli boyutlarından birinin kamu kaynaklarının etkin ve şeffaf kullanılmaması”

Toplantıda söz alan avukat Doğan Subaşı, Türkiye’nin olağanüstü bir dönemden geçtiğini belirterek, bu sürecin en önemli boyutlarından birinin kamu kaynaklarının etkin ve şeffaf kullanılmaması olduğunu söyledi.

Subaşı, söz konusu kitabın yalnızca güncel tartışmalara değil, ileride bu dönemi anlamak isteyenler için de önemli bir kaynak niteliği taşıyacağını dile getirdi. Kamu bütçesinin kullanımına ilişkin tartışmaların toplumda daha geniş bir bilinç oluşturması gerektiğini vurguladı.


“Silivri soğuktur” denildi

Kitabın yazarı Tarık Balyalı, eserin ortaya çıkış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kitabı yazma fikrini paylaştığında çevresinden “Başına bir şey gelir mi?” şeklinde uyarılar aldığını belirten Balyalı, mevcut atmosferin eleştiri ve itiraz konusunda toplumda çekince oluşturduğunu ifade etti.

Balyalı, bu durumun yalnızca siyasetçilerle sınırlı kalmadığını, sosyal medyada görüş paylaşan vatandaşların dahi benzer kaygılar taşıdığını savundu.


“Tarihin en absürt davası”

Balyalı konuşmasında, Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davalara da değindi. İmamoğlu’nun üniversite geçiş sürecine ilişkin görülen davayı ve casusluk davasını da tarihin en absürt davaları olarak nitelendirdi.


“Müfettiş raporları var”

“Hesap Sorulmalı – AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları” adlı eserde, Adalet ve Kalkınma Partisi dönemine ilişkin İBB ve Pendik Belediyesi’nde gündeme gelen usulsüzlük iddialarının yer aldığı belirtildi.

Balyalı, kitapta yer alan tüm iddiaların daha önce belediye meclisinde gündeme getirilen, tutanaklara geçmiş veya müfettiş raporlarına konu olmuş başlıklardan oluştuğunu ifade etti.

Eserde; kayıp olduğu öne sürülen makam araçları, silinen verilerin ortaya çıkarılması, vakıf ve derneklere yapılan tahsisler ile bu işlemlere ilişkin kamu zararı iddiaları gibi konuların belgeleriyle birlikte aktarıldığı bildirildi.


Toplantı, Tarık Balyalı’nın gazetecilerin sorularını yanıtlamasıyla sona erdi.

Bir 14 Şubat çıkmazı; Herkes için bir doğru kişi var mı?

0

“Aşk filan kalmadı” cümlesi son zamanlarda sıkça duyduğumuz yakınmalardan biri oldu. Peki gerçekten aşk mı yok oldu yoksa biz onu yanlış yerde mi arıyoruz? Sosyal medyanın gölgesinde, tüketim kültürünün hızında ve seçenek bolluğunun ortasında ilişkiler neden bu kadar kırılganlaştı? Tüm bu toksik ilişkiler içinde biz doğru kişiyi nasıl bulacağız? diye düşündüğümüz esnada Dr. Klinik Psikolog Pelin Hazer ile gerçekleştirdiğimiz röportajda kafamızdaki soru(n)larla yüzleşiyoruz.

Aşk hala var mı, yoksa artık sadece bazı alışkanlıklar mı yaşıyoruz?

Aşk var, evet; ancak uzun ilişkilerde aşkın yoğun hali zamanla yerini bağlanmaya ve alışkanlığa bırakır. Bu, duygunun bittiği değil evrildiği anlamına gelir. Sorun, alışkanlığı aşk sanmak ya da aşkın sadece heyecandan ibaret olduğunu düşünmektir.

Günümüzde ilişkiler neden bu kadar kısa ömürlü?

Tüketim kültürü, seçenek fazlalığı ve düşük tolerans eşiği ilişkileri etkiliyor. Zorlanma anında onarmak yerine değiştirmeyi tercih eden bir eğilim var.

Sosyal medya aşkı öldürdü mü, yoksa gerçek yüzünü mü ortaya çıkardı?

Sosyal medya aşkı öldürmedi; görünür kıldı. Hem sadakatsizlik hem romantizm daha şeffaf. Ancak kıyas kültürü ilişkilerde yetersizlik hissini artırabiliyor.

Dijital sadakatsizlik diye bir şeyden bahsedebilir miyiz?

Evet… Duygusal ya da romantik bir enerjiyi gizlice başka birine yöneltmek fiziksel temas olmasa da güveni zedeler. Aldatma artık çoğu zaman mesajlaşmayla başlıyor.

Neden herkes özgürlük diyor ama yalnızlıktan da şikâyet ediyor?

Özerklik ihtiyacı ile bağlanma ihtiyacı çatışabiliyor. İnsan hem birey olmak hem ait hissetmek ister denge zor kurulur.

Aşk emek mi ister yoksa doğru kişiyle kolay mı olur?

Uyum ilişkiyi kolaylaştırır ama her ilişki emek ister. Doğru kişiyle de çatışma olur fark; bu çatışmaları yönetme biçimindedir diyebiliriz.

Tek eşlilik hâlâ uygun mu?

Tek eşlilik ya da başka ilişki biçimleri, tarafların bilinçli ve karşılıklı rızasıyla sağlıklı olabilir. Önemli olan şeffaflık ve değer uyumudur.

‘Toksik ilişki’ kavramı çok sık kullanılır oldu. Peki her zor ilişki toksik midir?

Hayır… Toksik ilişki sistematik zarar içerir. Her çatışma toksisite değildir; bazıları büyüme alanıdır. Bu tarz tanımların bazen kendisi toksik olabiliyor 🙂

Bağlanma korkusu gerçek mi yoksa moda olan bir kaçış mı? Ya da her bağlanmak istemeyeni ‘bağlanma sorunu var’ diye etiketlemek doğru mu?

Gerçek bir psikolojik örüntüdür aslında… Ancak her bağlanmak istemeyen kişiyi patolojikleştirmek doğru değildir; bazen sadece hazır değildir. Bazen de kişinin önce kendisini sağlıklı bulması gerekir ve bu da bir yolculuktur.

İlişkilerde sürekli bir ‘doğru kişiyi’ arama durumu var. Peki bu doğru kişi var mı yoksa Türk filmlerinde klişeleşmiş olan “çok eskiden rastlaşacaktık” dediğimiz doğru zaman mı var?

Tek ve kaderci bir “doğru kişi” fikri romantiktir. Uyum, zamanlama ve karşılıklı emek daha belirleyicidir.

Klasik bir soruyla devam edecek olursak; sevmek mi zor, sevilmek mi?

Sevmek cesaret ister çünkü içerisinde reddedilme, terk edilme onaylanmama ihtimallerini içerir. Sevilmek ise kendini değerli görmeyi ancak bunu bencil olarak değil de önce kendini sonra karşısındakini sevebiliyorsa sağlıklıdır. Bunu da çoğunlukla, kişinin geçmiş deneyimleri hangisinin daha zor olduğunu belirler.

Çocuk adalet sisteminin en büyük çelişkisi: Hem fail hem mağdur

0

Türkiye’de son dönemde çocukların suça karıştığı vakalar giderek artarken, çetelere katılım yaşının da her geçen gün daha da düştüğüne tanıklık ediyoruz.

Avukat Gizem Gonce ile çocuk adalet sistemi üzerine gerçekleştirdiğimiz röportajda; son dönemde kamuoyunda sıkça duyduğumuz “suça sürüklenen çocuk” kavramı üzerinden Türkiye’deki çocuk adalet sisteminin güçlü ve zayıf yönlerini ele alırken; ceza sorumluluğunun yaşa göre nasıl belirlendiğinden, çocuğun üstün yararı ilkesinin yargılamalarda ne ölçüde hayata geçirildiğine; yoksulluk, göç ve aile yapısının çocukların suça sürüklenmesindeki rolünden, yeni nesil suç çetelerinin çocukları nasıl hedef aldığına kadar pek çok başlığı detaylı bir şekilde konuştuk.

Hukukta neden ‘suçlu çocuk’ değil de ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramı kullanılıyor? Tanımın hukuki niteliği nedir?

Çocuk Koruma Kanunu (5395 sayılı Kanun) m.3 açıkça şu şekilde düzenlenmiştir; “Suça sürüklenen çocuk”: Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk. Bir diğer deyişle “Suçu işleyen” değil, “işlediği iddiası ile” olarak kabul edilmektedir. Masumiyet karinesinin çocuklar bakımından hassas uygulandığı üzerinde durulmaktadır. Kanunlarımızda tanımın hukuki niteliği şu şekildedir;

a) Maddi ceza hukuku bakımından; çocuğun kusur yeteneği ile sınırlıdır. (TCK m.31), Türk Ceza Kanunun kapsamında yaşa göre ceza sorumluluğu getirilmiştir. Yaş küçüklüğü halinde Ceza yerine güvenlik tedbirleri uygulanması mümkündür.
b) Usul hukuku bakımından çocuğa özgü soruşturma ve kovuşturma usulleri uygulanır, çocuk büroları, çocuk mahkemeleri, uzman raporlarının düzenlenmesi gerekmektedir.
c) Sosyal hukuk ve koruyucu hukuk bakımından değerlendirmek gerekirse çocuk, aynı zamanda korunmaya muhtaç çocuk kabul edilmektedir.

Türkiye’de çocukların ceza sorumluluğu hangi yaş aralıklarında ve nasıl belirleniyor?

Türkiye’de çocukların ceza sorumluluğu yaşa bağlı, kademeli ve kusur yeteneği esaslı olarak belirlenmektedir. Türk Ceza Kanunu 31. Maddesinde yaş küçüklüğü durumu düzenlenmiştir. Yaş küçüldükçe ceza sorumluluğu azalır. 0–12 yaş grubu çocuklar için Hiçbir şekilde ceza sorumluluğu bulunmamaktadır.

TCK m.31/1 uyarınca; 12 yaşını doldurmamış çocuklar: Ceza sorumluluğuna sahip olmayıp haklarında ceza verilemez ve Hüküm kurulamaz. Ancak: Çocuk Koruma Kanunu kapsamında koruyucu ve destekleyici tedbirler uygulanabilmektedir.

Çocuğun üstün yararı ilkesi doğrultusunda çocuk tamamen korunacak birey olarak görülmektedir. 12–15 yaş grubu çocuklar için ceza sorumluluğu, ayırt etme gücüne bağlı olarak düzenlenmektedir. TCK m.31/2 düzenlenen yaş aralığında farklı kurallara bağlı olarak sorumluluk değerlendirilmektedir. Ayırt etme gücü yoksa fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamıyorsa, davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişmemişse ceza verilmez ancak güvenlik tedbirleri uygulanır. Ayırt etme gücü varsa ceza verilir fakat indirim yapılması zorunludur. İndirim oranları kanunda şu şekilde düzenlenmiştir;

18–24 yıl → 18 yıl, Müebbet → 24 yıl Diğer hallerde → cezada 2/3 oranında indirilir.

Ayırt etme gücünün tespiti için hakim tarafından pedagog, psikolog, sosyal çalışmacı raporlarıyla somut olaya göre değerlendirilme yapılır. 15–18 yaş grubu suça sürüklenen çocuklar için ceza sorumluluğu vardır ama indirimli olarak uygulanmaktadır. TCK m.31/3 kapsamında bu yaş grubunda; ayırt etme gücü varsayılır ceza sorumluluğu bulunmaktadır.

Çocukların yargılanmasında ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesi işletiliyor mu?

Çocuğun üstün yararı ilkesi hem uluslararası hem de ulusal hukukta kabul edilmiştir. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (m.3): Çocukla ilgili her işlemde çocuğun üstün yararı esas alınır.

  • Anayasa m.41: Devlet, çocuğun korunması için gerekli tedbirleri alır.
  • 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu: Yargılama dâhil tüm süreçlerde çocuğun hakları ve yararı gözetilmelidir.
  • CMK ve Çocuk Mahkemeleri: Çocuklar için özel usuller öngörülmüştür.

Suça sürüklenen çocukların ortak profillerinden söz edebilir miyiz? Yoksulluk, göç, aile yapısı ne kadar belirleyici? Bunların yargı sürecinde herhangi bir etkisi var mı?

Dikkat edilmesi kaydıyla suça sürüklenen çocuklar için ortak risk profillerinden söz etmek mümkündür. Ancak bu faktörler nedensel ve kaçınılmaz olmayıp, risk artırıcı unsurlar olarak kabul edilmektedir. Yoksulluk, göçmenlik ve aile sorunu olan çocuklar suç işler şeklinde bir ön kabul doğru olmayacaktır.

Yoksulluk en güçlü risk faktörlerinden biridir. Düzensiz beslenme, eğitimden kopuş, erken yaşta çalışma, sokaklarda daha fazla vakit geçirme durumları suça karışma ihtimalini de arttırmaktadır. Aile yapısının parçalanmış olması şiddet içeren ev ortamında büyüyen çocuklar ihmal ve istismara maruz kaldıklarında;ebeveynlerinin madde bağımlılığı veya ağır ruhsal sorunlarının varlığı da göz önüne alındığında bu durum çocuğun suça karışmasını arttırmaktadır.

Çocuklar mı suç işliyor yoksa koşullar mı onları suçla buluşturuyor?

Suç koşulları kavramı, çocukların riskli çevrede büyümeleri, yoksulluk çekmeleri, aile içi ihmal, ayrımcılık, okuldan kopma gibi sosyal faktörlerle daha sık karşılaşması anlamına gelmektedir. Yapılan araştırmalara göre çocuğun içinde bulunduğu sosyoekonomik, psikolojik ve toplumsal ortamın, davranış biçimini belirlemede biyolojik veya kişisel özelliklerden çok daha belirleyici olduğunu görülmektedir.

Bir kez suç işledi, tekrar eder mi? Hakan Çakır cinayetindeki gibi bir durumda…

Suça sürüklenen çocuklar daha önce işledikleri suçtan sonra tekrar suç işleyebildikleri yapılan araştırmalarda görülmektedir. Risk faktörleri burada belirleyici rol oynamaktadır. Çok küçük yaşta sokakta zaman geçiren, aile desteği alamayan, okul ve toplum bağlarının zayıf olduğu, işlemiş olduğu suç sonrası yeterli rehabilitasyon veya sosyal destek sağlanamaması, hafif görünen bir suçun ardından çocuk sistem tarafından yeterince korunmaz veya yönlendirilmezse, daha ciddi suçlara sürüklenme olasılığı artmaktadır. Bu durum ceza yargılaması sisteminin “topluma kazandırma” işlevini tam olarak yerine getiremediğinin göstergesidir.

Topluma kazandırma ve güvenlik hususunda çocuk adalet sistemi, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma üzerine kuruludur. Suça sürüklenen çocuğu sadece “denetim altında tutmak” amaçlanmakta olup rehabilitasyon eksik bırakılmaktadır.

Sosyal destek, eğitim, psikolojik terapi, aile desteği gibi koruyucu mekanizmalar yeterince işletilemediğinden eksiklik, toplumsal güvenliği riske atmaktadır. Bu durumda suça sürüklenen çocuk risk faktörleriyle yeniden karşılaşır.

Hakan Çakır cinayetinde olduğu gibi; Suça sürüklenen çocuğun önceki suçları ve çete bağlantısı, sosyal denetim eksikliği ve çevresel risk faktörleri, yetersiz rehabilitasyon ve takibi bir araya gelerek ciddi sonuçlara yol açmaktadır.

Yeni nesil suç çetelerine çocuk yaşta katılımlar oluyor. Çizgi film isimleri kullanılarak suç işleniyor. Bu çocukların çetelere katılması nasıl bu kadar kolay?

Yeni nesil suç çeteleri, çocuk psikolojisini ve dijital kültürü çok iyi okuyarak örgütlenmektedir. Özellikle çizgi filmlerde suçu “oyunlaştırma” amaçlanarak şiddeti ciddiyetinden arındırmakta, suçu “rol” haline getirmekte, çocuğun zihninde “ben suç işlemiyorum, karakter oynuyorum” algısı yaratmaktadır.

Suça sürüklenen çocukların çetelere katılması, psikolojileri hedef alınması, suçun oyunlaştırılması, aidiyet boşluğu doldurulması ve ceza sisteminin erken aşamada müdahale edememesi telafisi mümkün olmayan sonuçları beraberinde getirmektedir. Çocuk ceza sisteminin temel amacı ceza vermek olmayıp suça sürüklenen çocuğun topluma kazandırılması amaçlanmaktadır.

Çocuklar için verilen cezalar gerçekten “ıslah” edici mi, yoksa daha büyük bir suç döngüsünün başlangıcı mı?

5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve CMK’nın çocuk hükümleri çerçevesinde; suç işleyen çocuğa tutuklama tedbiri verilmeden öncelikle tedbir uygulanmalı, eğitim ve rehabilitasyon programları ile çocuğun topluma yeniden kazandırılması hedeflenmelidir. Bunun yanı sıra koruyucu ve önleyici yaklaşım ile suça sürüklenen çocuğun kişisel gelişimi ve toplumsal uyumu gözetilir. Sosyal inceleme ve rehberlik, denetimli serbestlik, eğitim ve mesleki programlar, aile ve çevre destek çalışmaları yapılarak ceza  sisteminin amacının çocuğu suçluya dönüştürmek değil, suça sürüklenmesini önlemektir. Uygulamada en sık karşılaştığımız durum tutuklama ve hapis kararlarının öncelikli verilmesidir.

Suça sürüklenen çocuk suç işlediğinde ilk müdahalede tutuklama kararı verilmektedir. Bu durum çocuğu suçlu kimliğiyle etiketlenmekte, rehabilitasyonun eksik olması, sosyal hizmet raporlarının gecikmesi, eğitim ve psikolojik desteğin yetersiz kalması suça sürüklenen çocukların daha fazla suça karışmasına sebep olur. Tekrarlayan suç döngüsü çocuğun suç kaydının olması ve okuldan kopması tekrar suça karışmasını arttırmaktadır.

Önceden hafif suç işlemiş çocuklar daha ciddi suçlara yönelmekte… Bu döngü çeteleşme, şiddet ve yoksullukla birleşince rehabilitasyon ihtimali azalmaktadır.

Birçok çocuk hem mağdur hem fail olabiliyor. Hukuk sistemi bu çelişkiyi nasıl ele alıyor?

Ceza yargılamasında bir çocuk hem mağdur hem fail olabilmektedir. Bu çelişki, sistemin hem koruma hem de yargılama fonksiyonlarını dengede tutması gerektiğini göstermektedir.

Çocuğun çift rolü olarak hem mağdur hem faildir. Fiziksel/psikolojik şiddet, istismar, ihmal, aile içi şiddet, Yoksulluk, göç, okuldan kopma gibi risk faktörleri ile Suça sürüklenme, hırsızlık, şiddet, çete faaliyetleri çoğu zaman fail davranışı, çocuğun maruz kaldığı mağduriyetle bağlantılıdır kabul edilmektedir.

Son olarak… Bir çocuğun bir çocuğu öldürdüğü yerde adalet nasıl sağlanır?

Türk hukukunda özellikle 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve Çocuk Mahkemeleri şu şekilde bir sistem getirmektedir; Öncelikle suça sürüklenen çocuğun korunması için tedbirler alınmalıdır.

Koruma tedbirleri: Çocuk mağduriyeti tespit edilmeli, (istismar, ihmal, şiddet) Ailesi veya çevresi yetersizse geçici bakım verilmeli, psikolojik destek sağlanmalı, eğitim gibi tedbirler uygulanmalıdır.

Suça sürüklenme tedbirleri: Çocuk bir suç işlediğinde suçun niteliğine ve çocuğun yaşı/gelişimine göre öncelikli tedbirler uygularız. Buradaki amaç rehabilitasyon ve suça sürüklenen çocuğun topluma kazandırılmasıdır. Ceza yargılaması burada ikili bir değerlendirme yapmaktadır. Suça sürüklenen Çocuğun fail davranışı, mağduriyetin sonucu olarak görülüp hafifletici faktör kabul edilmektedir.