İsrail, Ortadoğu’da Filistin’e karşı başlattığı soykırıma varan saldırılarında cepheyi genişletmeye devam ediyor. Bir yandan da Batılı ülkelerde önce halklar ardından siyasi yöneticiler İsrail tepkilerini artırıyor. İspanya’nın başı çektiği süreçte son olarak Kanada, Avustralya ve İngiltere Filistin devletini tanıdıklarını açıkladı.
Röportajlık’ın yeni formatı 3 Soru-3 Cevap’ta Gazeteci Mustafa Kemal Erdemol, bölgedeki gelişmeleri yorumladı.
Ercan Küçük
SORU: Kanada, Avustralya ve İngiltere Filistin devletini tanıdıklarını açıkladı. İspanya da sürekli İsrail’e tepki gösteriyor. Batı artık İsrail’in soykırımına karşı tavır mı alıyor? Yoksa bu emperyalizmin iç anlaşmazlığı mı?
CEVAP: Batı’nın tüm bu yaşananlara rağmen İsrail’e karşı tavır değişikliği içinde olduğunu söylemek çok erken olur. 7 Ekim’de Hamas eylemleriyle başlayan süreci Batının da öngöremediği orantısız bir şiddetle sürdüren İsrail’e karşı tepki ilk olarak Batılı devletlerden değil, Batılı kamuoyundan geldi. Söz konusu devletlerin İsrail’e karşı hâlâ beklenen tutumumu almamaları “tarihsel ayıpları”ndan, yani Yahudi soykırımından tüm Avrupa’nın sorumlu olduğu inancından kaynaklanıyor. Bu tarihi yük nedeniyle Batılı devletler her koşulda İsrail yanlısı tutum aldılar. Kuşkusuz İsrail’in, bulunduğu bölgede modernitenin temsilcisi olduğu iddiası, bölgedeki kimi batı karşıtı güçlerin batılı devletlere/kurumlara yönelik saldırılarda İsrail’in batı yanlısı sözde “önleyici” bir devlet olması da bu desteklemenin nedenleri arasındaydı.
Bölgede batı tarafından Sovyetler Birliği’ne karşı “kullanılan” İslamcı unsurların Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra batıyı hedef almaları, İsrail’i bölgede en önemli batı müttefiki yaptı. Tüm bunlar İsrail’in Batılı devletlerce desteklenmesine, korunmasına, katliamlarına göz yumulmasına yol açtı.
Ancak bölge jeopolitiğinin değişmesi, ABD’nin de AB’nin de Çin ve Rusya ile girdikleri siyasi/ticari rekabette İsrail dışında da başka müttfefikler bulma ihtiyacını doğurdu. Dolayısıyla İsrail batının/ABD’nin vazgeçilmezi olmaktan çıkmış oldu. Destek yine sürmekle birlikte AB içinde İsrail’in Gazze soykırımına yönelik açık tutum alan ülkeler çıktı. İspanya bunu en sert yapanlardan. Bu tutumuyla aslında genel AB politikasının dışına çıkmış olmakla birlikte “kelebek etkisi” yapacak bir de ivme başlatmış oldu. Emperyalistler arası kimi çelişkilerin de İsrail üzerinden karşıtlık/yandaşlık temelinde bir ayrışma yaratma ihtimali de elbette mümkün.
İspanya’nın özel bir durumu var; çünkü iktidarda her ne kadar sıradan bir sosyal demokrat bir parti de olsa “sosyalist” adını taşıyan bir iktidar var. Ülkenin uzun bir faşizm geçmişi var. İspanya uzun süredir kısıtlı savunma bütçesini askeri teçhizattan ziyade uluslararası barış gücü misyonlarına harcamayı tercih eden, derin bir “barışsever” poitika izliyor. 1936-1939 yılları arasında yaşanan İç Savaş’ın anlamsız, boşuna katliamları da, İspanyol ulusal bilincine derin bir iz bırakmıştır. Bunlar İspanya’nın İsrail’e karşı olmasının temel gerekçeleri. Kamuoyu da iktidarı bu tutumunda destekliyor. Elcano Kraliyet Enstitüsü’nün verilerine göre, İspanyolların yüzde 82’si İsrail’in eylemlerini soykırım olarak görüyor, yüzde 78’i Avrupa hükümetlerinin Filistin’i resmi olarak tanımasını destekliyor. Bu tutumun AB’nin diğer ülkelerine de yayılma ihtimali var.
SORU: İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD’den Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin sürgün edilmesine karşı Sina Yarımadası’nda askeri varlığını arttırdığı öne sürülen Kahire yönetimine baskı yapmasını istediği belirtildi. İsrail, Suriye, İran, Yemen ve Lübnan’dan sonra Mısır’ı hedef alıyor. İsrail tüm Ortadoğu’yu ele geçirmek mi istiyor?
CEVAP: Evet, tüm Ortadoğu’yu ele geçirmek istiyor. Ama tek gösterge Mısır’a ABD eliyle baskı yapılmasını istemesi değil. Arap dünyasında İsrail’le ilişki kuran ilk ülke olması nedeniyle Mısır İsrail’in “ABD’den baskı isteyerek durdurulacak” bir ülke değil. Aralarında önemli olmayan gerginliklere rağmen iki ülke ilişkileri iyi.
İsrail devleti, dini gerekçelere dayanarak “Nil nehrinden Fırat’a kadar” sloganıyla (İsrail Parlamentosu’nun girişinde de yer alır) “vaadedilmiş toprakları” tamamlamayı temel politikası haline getirmiş bir ülke. 1982 tarihli Oded Yinon Planı uyarınca, 1977’de kabul edilen Begin Doktrini kılavuzluğunda (nükleer yapımını bahane ederek saldırıyı içerir) yayılmayı hedefler. Batı Şeria’da İsrailli yerleşimciler eliyle başlattığı işgal/ilhak hareketinin temel ideolojisi budur.
1982 tarihli Oden Yinon Planı uyarınca önce Irak, sonra Libya, ardından Suriye ile İran, mümkünse “mini devletlere” bölünmek dahil etkisiz hale getirilecekti. Irak, Libya ile Suriye bu plana uygun olarak etkisiz hale getirildiler. İran, elbette güçlü bir devlet geleneğine sahip olmasının da verdiği avantajla kolay yem olmayacak belki ama hedefte olduğu biliniyor. Ortadoğu’yu tamamen ele geçirme gerçekçi bir politika olmamakla beraber İsrail’in niyeti bu. Durdurulmazsa ya ele geçirecek ya da kendisine bağlı mekanizmalar yaratacak Ortadoğu’da.
SORU: Türkiye ile İsrail sıcak çatışmaya girer mi?
CEVAP: Jeopolitik ortam bu tür çatışmayı mümkün kılmıyor. Türkiye bir NATO ülkesi, İsrail tüm NATO’yu karşısına alamaz. Bir nükleer güç olmasına rağmen (kabul etmiyor, var ya da yok demiyor, yani Nükleer Belirsizlik -Nuclear Ambiguity politikası uyguluyor) Türkiye ile savaşmak Irak, Suriye, İran’la karşılaştırıldığında pek kolay olmaz.
Ayrıca, AKP iktidarı ne derse desin, İsrail ile Türkiye’nin çıkarları düşmanlıklarından daha fazla. Bölgede İsrail’le ticareti uzun süre sürdüren (hâlâ sürdürdüğü kuşkusu var) ülke Türkiye.
Öngörülemez bir siyasal ortam olduğu için yine de “kesin olmaz” denemese de olma ihtimali zayıf bir olasılık İsrail-Türkiye savaşı.
