“Aşk filan kalmadı” cümlesi son zamanlarda sıkça duyduğumuz yakınmalardan biri oldu. Peki gerçekten aşk mı yok oldu yoksa biz onu yanlış yerde mi arıyoruz? Sosyal medyanın gölgesinde, tüketim kültürünün hızında ve seçenek bolluğunun ortasında ilişkiler neden bu kadar kırılganlaştı? Tüm bu toksik ilişkiler içinde biz doğru kişiyi nasıl bulacağız? diye düşündüğümüz esnada Dr. Klinik Psikolog Pelin Hazer ile gerçekleştirdiğimiz röportajda kafamızdaki soru(n)larla yüzleşiyoruz.
Aşk hala var mı, yoksa artık sadece bazı alışkanlıklar mı yaşıyoruz?
Aşk var, evet; ancak uzun ilişkilerde aşkın yoğun hali zamanla yerini bağlanmaya ve alışkanlığa bırakır. Bu, duygunun bittiği değil evrildiği anlamına gelir. Sorun, alışkanlığı aşk sanmak ya da aşkın sadece heyecandan ibaret olduğunu düşünmektir.
Günümüzde ilişkiler neden bu kadar kısa ömürlü?
Tüketim kültürü, seçenek fazlalığı ve düşük tolerans eşiği ilişkileri etkiliyor. Zorlanma anında onarmak yerine değiştirmeyi tercih eden bir eğilim var.
Sosyal medya aşkı öldürdü mü, yoksa gerçek yüzünü mü ortaya çıkardı?
Sosyal medya aşkı öldürmedi; görünür kıldı. Hem sadakatsizlik hem romantizm daha şeffaf. Ancak kıyas kültürü ilişkilerde yetersizlik hissini artırabiliyor.
Dijital sadakatsizlik diye bir şeyden bahsedebilir miyiz?
Evet… Duygusal ya da romantik bir enerjiyi gizlice başka birine yöneltmek fiziksel temas olmasa da güveni zedeler. Aldatma artık çoğu zaman mesajlaşmayla başlıyor.
Neden herkes özgürlük diyor ama yalnızlıktan da şikâyet ediyor?
Özerklik ihtiyacı ile bağlanma ihtiyacı çatışabiliyor. İnsan hem birey olmak hem ait hissetmek ister denge zor kurulur.
Aşk emek mi ister yoksa doğru kişiyle kolay mı olur?
Uyum ilişkiyi kolaylaştırır ama her ilişki emek ister. Doğru kişiyle de çatışma olur fark; bu çatışmaları yönetme biçimindedir diyebiliriz.
Tek eşlilik hâlâ uygun mu?
Tek eşlilik ya da başka ilişki biçimleri, tarafların bilinçli ve karşılıklı rızasıyla sağlıklı olabilir. Önemli olan şeffaflık ve değer uyumudur.
‘Toksik ilişki’ kavramı çok sık kullanılır oldu. Peki her zor ilişki toksik midir?
Hayır… Toksik ilişki sistematik zarar içerir. Her çatışma toksisite değildir; bazıları büyüme alanıdır. Bu tarz tanımların bazen kendisi toksik olabiliyor 🙂
Bağlanma korkusu gerçek mi yoksa moda olan bir kaçış mı? Ya da her bağlanmak istemeyeni ‘bağlanma sorunu var’ diye etiketlemek doğru mu?
Gerçek bir psikolojik örüntüdür aslında… Ancak her bağlanmak istemeyen kişiyi patolojikleştirmek doğru değildir; bazen sadece hazır değildir. Bazen de kişinin önce kendisini sağlıklı bulması gerekir ve bu da bir yolculuktur.
İlişkilerde sürekli bir ‘doğru kişiyi’ arama durumu var. Peki bu doğru kişi var mı yoksa Türk filmlerinde klişeleşmiş olan “çok eskiden rastlaşacaktık” dediğimiz doğru zaman mı var?
Tek ve kaderci bir “doğru kişi” fikri romantiktir. Uyum, zamanlama ve karşılıklı emek daha belirleyicidir.
Klasik bir soruyla devam edecek olursak; sevmek mi zor, sevilmek mi?
Sevmek cesaret ister çünkü içerisinde reddedilme, terk edilme onaylanmama ihtimallerini içerir. Sevilmek ise kendini değerli görmeyi ancak bunu bencil olarak değil de önce kendini sonra karşısındakini sevebiliyorsa sağlıklıdır. Bunu da çoğunlukla, kişinin geçmiş deneyimleri hangisinin daha zor olduğunu belirler.
