Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 15

Sayıştay’dan Hacettepe Üniversitesi’nde usulsüzlük tespiti

0

Üniversite yurt ve yemekhane ücretlerine zam haberleri ile gündeme gelen Hacettepe Üniversitesi Sayıştay 2022 Raporu’nda bu sefer de bir usulsüzlükle yer aldı. Raporda yer alan bilgilere göre, üniversite taşınmazlarının iktisadi işletmeye bedelsiz kullandırılması ve bu yerlerin elektrik, su ve doğalgaz bedellerinin üniversite özel bütçesinden karşılandığı ortaya çıktı.

Berat KARAASLAN

37 ADET İŞLETME BEDELSİZ KİRALANMIŞ
Hacettepe Üniversitesi geçtiğimiz süreçte Yurt ücretlerine %44, yemekhane ücretlerine de %74’lük zamlarla gündeme gelmişti. Üniversite şimdi de Sayıştay Raporuyla gündeme geldi. Sayıştay’ın yayınladığı 2022 değerlendirme raporunda Hacettepe Üniversitesi’nde yaşanan usulsüzlük ortaya çıktı. Raporda üniversitelerin nitelikleri ve yükümlülükleri hatırlatılıp usulsüzlük tespit ediliyor.
“Yapılan denetimlerde; turistik tesis, restoran, yüzme havuzu, otopark, kantin gibi 37 adet işletmenin; SKS’ye bağlı olmakla birlikte, idari ve mali yönden bağımsız olan İktisadi İşletme Müdürlüğünce ve mevzuatta sayılanların dışındaki kişilere de hizmet sunacak şekilde işletildiği anlaşılmıştır. Ancak Üniversite mülkiyetindeki taşınmazların bahse konu olan faaliyetler için yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin aksine, 2886 sayılı Kanun’da öngörülen rekabet koşulları oluşturulmaksızın bedelsiz olarak doğrudan iktisadi işletmeye kullandırıldığı…”

GİDERLER OKUL BÜTÇESİNDEN
Üniversite öğrencilerinin yemekhane ve yurt ücretlerine fahiş zamla gündeme gelen Hacettepe Üniversitesi, mevzuat dışında işletmeleri bedelsiz olarak kullandırdığı yetmezmiş gibi bu işletmelerin elektrik, su ve doğalgaz bedellerini de Üniversite bütçesinden karşılıyor.
“Ayrıca söz konusu işletmelere ait elektrik, su ve doğalgaz bedellerinin Üniversite bütçesinden karşılandığı tespit edilmiştir”

“İDARENİN BELİRTTİĞİ HUSUSLAR BULGUDAKİ TESPİTLERLE İLGİLİ DEĞİLDİR”
Sayıştay konu hakkında Üniversiteden istediği açıklama hakkında şöyle diyor:
“Kamu İdaresi cevabında, iktisadi işletmenin Sosyal Tesis ve İşletmeleri Şube Müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet gösterdiği ve söz konusu işletmelerin temel amacının kâr etmekten ziyade Üniversite bünyesinde çalışan personelin ihtiyaçlarının karşılanması olduğu, bu nedenle İdarenin hizmet alanı ve amaçlarından bağımsız, kurumun tüzel kişiliği dışında, ayrı tüzel kişilermiş gibi değerlendirilmesinin uygun olmadığı, dolayısıyla da üçüncü kişi lehine yapılmış bedelsiz tahsis veya devir işlemlerinden bahsedilemeyeceği ifade edilmiştir. Ancak bulguda, Üniversitenin mevzuatta öngörülen birimleri tarafından öğrencilere, çalışanlara, emeklilere ve bunların bakmakla yükümlü oldukları kişilere sunulan hizmetler kamu hizmeti kapsamında olduğundan bu amaçla kullanılan taşınmazlara yönelik herhangi bir değerlendirmede bulunulmamış olup Üniversite taşınmazlarının, doğrudan anılan daire başkanlığınca değil de özel hukuk hükümlerine tabi iktisadi işletmelerce 2886 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaksızın üçüncü kişilere de hizmet verecek şekilde kullandırılması konu edilmiştir. Dolayısıyla İdarenin belirttiği hususlar bulgudaki tespitlerle ilgili değildir. Ayrıca İdare tarafından sosyal tesis ve işletmelerde kullanılan enerji giderlerine ilişkin kamu alacaklarının zamanaşımı süreleri dikkate alınarak tahsil edileceği ve sayaçların ayrılması veya süzme sayaç takılması konusunda gerekli çalışmaların yapılacağı bilgisi de verilmiştir.”

Hacettepe Üniversitesi geçtiğimiz süreçte Yurt ücretlerine %44, yemekhane ücretlerine de %74’lük zamlarla gündeme gelmişti.

100.Yıl Cumhuriyet Koşusu Fatih’te

0

Fatih Belediyesi ve Atletizm Federasyonu’nun ortaklaşa düzenlediği Cumhuriyet’in 100. Yılında Türkiye buluşması maratonuna sayılı günler kaldı. 29 Ekim’de yapılacak olan ve çok sayıda atletin yarışacağı etkinlikte, Türkiye’nin en fazla turistine ev sahipliği yapan Sultanahmet’te koşuya start verilecek. 

Fatih’te Türkiye Buluşması

10 kilometrelik Cumhuriyet Koşusu Sultanahmet ve Eminönü parkurunda gerçekleşecek ve etkinliğe profesyonel koşucuların yanı sıra bu coşkuya ortak olmak isteyen vatandaşlar da katılım sağlayabilecekler. Etkinlik kapsamında Türkiye buluşması vurgulanacak. Cumhuriyet’in simge şehirleri olan Gaziantep, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Erzurum, Sivas, Amasya, İzmir, Samsun, Çanakkale ve Ankara’dan yola çıkan atletler Türkiye buluşmasının çatısı olan Sultanahmet’te yerlerini alacak. Birbirinden heyecanlı spor aktivitelerinin de yer alacağı Cumhuriyet koşusunun finalinde dereceye girenler çeşitli para ödüllerinin yanı sıra, kupa ve sürpriz hediyeler verilecek ve birbirinden heyecanlı aktiviteler katılımcıları bekliyor.

Çekme karavan size hiçbir yere bağlı kalmama özgürlüğü veriyor

0

Pandemi süreci, deprem ve tatil artan kira fiyatları ile Türkiye’de karavan satışları arttı.

Karavan hayatını seçen aileler tam zamanlı karavanda yaşayarak ve uygun fiyatlı tatil yaparak deneyimlerini üst düzeye taşıyor. Bir karavanda yaşamanın pek çok avantajının olduğunu söylemek lazım.

Gencer Karavan Genel Müdürü Erdal Gencer, sektörü, talepleri ve ürünlerini anlattı. Gencer, karavan hayatının en güzel yanının hiçbir yere bağlı kalmama özgürlüğü olduğunu söyledi.

Erdal Gencer, Çekme karavanda iç hacim motokaravana kıyasla daha geniş. Bu sebeple ev konforu daha yüksek ve bir çok eklenebilir donanım özelliği sebebiyle daha çok tercih edildiğinin altını çizdi. Şöyle devam etti: Çekme karavanınız ile varış noktasında kendi çektiğiniz araç ile şehir turu yapabilir, market alışverişine gidebilirsiniz. Yani özgürsünüz. Ama motokaravan tercih ederseniz özgür hareket etme olasılığınız azalacak. En basit örneği tuz almayı unuttuysanız bütün kampı toplayıp markete gitmeniz gerekir. Tabi bunlar için farklı yöntemler geliştirildi. Bisiklet ya da motor taşıma gibi. Ama bunlar sizin bagaj kapasitenizi öldürüyor ve araba konforundan vazgeçmenize sebep oluyor. Gerekli donanım ve güvenlik ekipmanları ile çekme karavanların motokaravanlardan daha güvenli ve konforlu.

‘AVRUPA STANDARTLARINDA ÜRETİM YAPIYORUZ’

Kayıt dışı ve merdiven altı karavan üretimi yapan yerlere dikkat etmek gerektiğini vurgulayan Erdal Gencer, ‘’Avrupa standartlarında üretim yapıyoruz. İzolasyonda dünyada kabul edilmiş en iyi malzemeleri kullanan bir firmayız. Donanım olarak kullanmış olduğumuz malzemelerin tamamı parmak ile gösterilen sayılı firmaların ürünü olmakla beraber bunların satış sonrası hizmetlerinide veriyoruz. Yerli ve ithal karavan ayrımının tam ortasında Gencer Karavan var.

‘MÜŞTERİLERİMİZİN BÜTÜN SORUNLARINA ANINDA ÇÖZÜM BULUYORUZ’

Yedek parça, panel tadilat, elektronik ve mekanik aksam sorunları ve yol yardım gibi pek çok alanda müşterilerimizin bütün sorunlarına anında çözüm buluyoruz. Kurumsal yapımız ile müşteri memnuniyet odaklı ürünler üretiyoruz.

‘İLHAMIMI BABAMDAN ALDIM’

Yurtdışında eğitimini tamamladıktan sonra Gencer Kasa’da işe başlayan Erdal Gencer, Baykuş Grubu’nun karavan projesi getirmesi ile Gencer Karavan’ın doğdunu ifade etti. Gencer, projenin prototip aşamasında sonlandırıldığını ama bilgi birikimi, emek ve çalışmaları değerlendirdiklerini söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: ‘’ Önümüzde bir fuar vardı. TÜYAP Karavanist ve CNR Kamp ve Karavan fuarı… Bunlara katılmaya karar verdik fakat Baykut Grubuyla çalıştığımız modelleri kullanamayacağımız için tekrar yeni modeller çalıştık. Zamanımız çok kısıtlıydı. 5 ay gibi bir zamanda birbirinden farklı 4 yeni model çıkarttık. Ama bu işe asıl heves etmemin sebebi babam Ayhan Gencer. Gencer Kasa’da başarılı bir marka oluşturmuş fakat gönlü hep karavan yapmak ya da karavan ile seyahat etmek olan birisi.

Oyüzden ilhamımı kendisinden aldım. Benim ilk girişimcilik deneyimim. Nerden baksanız ilk iş deneyimim bile olabilir. Ama başarmak için tek kişinin değilde ekibin ne kadar değerli olduğunu biliyorum.

‘MARKA DEĞERİNİ ARTTIRMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ’

Ekibim ile birlikte Gencer Karavan markasını kendi sektöründe aynı Gencer Kasa’da olduğu gibi marka değerini arttırmak için elimizden gelen tüm gayreti gösteriyoruz. Türkiye’de takdir edilen bir şirket ve marka bilinirlik elde etmek kısa vadede en büyük hedeflerimizden biri.

‘EKONOMİK KRİZ BİZİ DE ETKİLEDİ’

Her sektörde olduğu gibi karavan sektöründe de ekonomik krizin hissedildiğini vurgulayan Erdal Gencer, döviz cinsinden borçlandığımız için hergün biraz daha kamburumuz büyüyor dedi. Gencer, kriz ortamlarında yaşanılan sorunları fırsata çevirmek ve bu fırsatlardan yararlanarak büyüyebilmek bir beceri işidir. Gencer Karavan’ı tanımak isteyen müşterilerimizi fabrikamızda ağırlamaktan mutluluk duvarız dedi.

‘2024 FUARINA YENİ ÜRÜNLERİMİZ İLE GELİYORUZ’

İnception modelinde çıkan 2 layoutu tamamen değiştirdiklerini vurgulayan Gencer, 2024 TÜYAP Karavanist fuarında çıkaracağımız yeni ürünlerin en büyük özelliği fiyat-performans dedi. Erdal Gencer, şöyle devam etti: Tüm ihtiyaçlara karşılık verebilen kompakt, hızlı hareket edebileceğiniz, yeterli ferahlığa sahip karavanı tekrar sevmenizi sağlayacak iki farklı model ile sizi fuarda karşılayacağız. Çocuklu aileler için ranzalı 4 kişilik, konforuna düşkün müşterilerimiz için ise yataklı oturma gruplu 4 kişilik versiyonumuz ile herkesi karavan dünyasına dahil etmeyi planlıyoruz.

Hangi diyet en iyi diyet?

0

Saglıklı beslenme, sağlıklı ve kalıcı kilo verme size ömürlük bir sağlık vaat eder. En son ne demiştik? “Metabolizmanın kontrolü yeniden bizim elimize geçince de artık kilo vermek veya almak veya her ne istiyorsanız ona uygun beslenme planı herseyi çözecektir.”

Gelelim saglıklı yaşama geçme kararı ardından zayıflamak için yapılacak diyete. Önce “Fazla kilo nedir?” ve “Zayıflama diyeti nedir?” tanımlayalım.

Fazla kilo: Vücudun ideal kilo aralığının üzerinde olması durumunu ifade eder. Tıbbi olarak, kişinin Vücut Kitle İndeksi (VKİ) kullanılarak hesaplanır. VKİ, kişinin boyu ve kilosu arasındaki ilişkiyi değerlendirir. VKİ 25’in üzerinde ise kişi kilolu kabul edilir, 30’un üzerinde ise obez, 35 üzeri ise morbit obez olarak sınıflandırılır.

Kilo fazlalığı, özellikle yağ oranının yüksekliğine de bağlı olarak sağlık sorunlarına neden olabilir ve kalp hastalığı, diyabet, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların riskini artırabilir. Sağlıklı bir yaşam için kilo kontrolü önemlidir.

Zayıflamak ise olmamız gereken kilo aralığına gelmek ve sağlıklı oranda yağ dengesinde olmaktır. Bunun için temelde kalori açığı yaratılarak planlanan günlük beslenme ise zayıflama diyeti olmaktadır. Burada metabolizma hızlandıran mide bağırsak geçişini etkileyen besinler yardımcılarımız olmaktadır.

Peki en iyi diyet hangisi?

Tabi burada talep ve hangi açıdan bakıldığı da önemli.

  • En hızlı zayıflatan mı?
  • Metabolizmayı en hızlı arındıran mı?
  • En sağlıklı olan mı?
  • Kolay uygulanan mı?
  • Hızlı sonuç veren mı?
  • Dengeli kilo verdirip kası koruyan yağı yaktıran mı?
  • Kastan kilo aldıran mı?
  • Bölgesel incelten mi?

Uzayıp gidiyor. Aslında hepsi. Peki bize hangi diyet hepsini veya bir çoğunu birden  verebilir? Bunu cevaplamadan önce şöyle bir diyet çeşitlerime bakalım. O kadar çok diyet tipi var ki insanın kafası karışıyor aslında.

Mesela en yaygın ve popüler diyetler söyle:

  1. Ketojenik Diyet
  2. Paleo Diyet
  3. Akdeniz Diyeti
  4. Düşük Karbonhidratlı Diyet
  5. Vegan Diyet
  6. Vejetaryen Diyet
  7. Oruç Diyeti (İntermittent Fasting)
  8. Akıllı Beslenme (Flexible Dieting)
  9. DASH Diyeti
  10. Düşük kalorili diyet
  11. Çok Düşük kalorili diyet
  12. Düşük yağlı diyet
  13. Çiğ besin diyeti
  14. Glutensiz diyet
  15. Yüksek proteinli diyet
  16. Su diyeti
  17. Atkins Diyeti

Ve daha bir cok diyet tipi sayabiliriz

En iyi diyet, kişisel tercihlere, yaşam tarzına ve sağlık hedeflerine bağlı olarak değişebilir. Bir diyetin başarılı olması, uzun vadeli sürdürülebilirlik açısından önemlidir. Çünkü diyet sadece zayıflama değil, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde kilo vermek ve sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemektir. 

Bir diyetin temel özellikleri şöyle olmalıdır:

  1. Kişiye özel olmalı. Her diyet herkese iyi gelmeyebilir.
  2. Varsa hastalıklarına, ilaçlarına ve sağlık durumuna uygun düzenlenmiş olmalı.
  3. Günlük beslenme şekli ve yaşam şartlarına uygun olmalı.
  4. Kişinin günlük besin öğesi ihtiyacını karşılamalı.
  5. Sağlıklı besinleri içermeli.
  6. Esnek olmalı ve günlük rutine uyum sağlamalı.
  7. Ekonomik olmalı.
  8. Sevilen besinleri içermeli ve damak tadına uyum sağlamalı.
  9. Sağlık riski yaratmamalı.
  10. Yaşam şekli haline gelebilmeli ve sürdürülebilir olmalı.

Yani herkese uygun veya en iyi diyet diye birşey yoktur. Herkese, genel yaşama ve hastalıklara yönelik, ortak sağlıklı öneriler olabilir ama kilo verme hatta alma diyetlerinde herkese uygun tek tip bir diyet yoktur.

Çünkü:

•Bazı diyetler, bazı hastalıklara iyi gelirken; başka bir hastalığını tetikleyebilir. 

•Bir kişiyi zayıflatan diyet bir başkasına kilo aldırabilir.

•Bu nedenle en iyi diyet kişiye özel ona göre düzenlenmiş diyettir.

O zaman ne diyoruz?

Hepimiz eşsiz ve özeliz. Haliyle en iyi diyet, bize özel ve eşssiz olan diyettir.

Sağlıcakla kalın efendim

9 Eylül Kemalist Platformu Yola Çıktı

0

Aralarında milletvekili, sendikacı, hukukçu ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin bulunduğu 9 Eylül Kemalist Platformu, İzmir’de ilk toplantısını gerçekleştirdi. İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümümde toplanan platform yayımladığı bildiriyle Atatürkçülerin tek çatı altında toplanması için çağrıda bulundu.

Kemal Anadol, Nur Serter, Bülent Baratalı, Birol Başaran, Hüseyin Özbek, Suay Karaman, Necla Kendigelen, Osman Gazi Oktay, Dilek Akagün, Mustafa Çetin, Adnan Boğa, Ergün Aydoğan, Erdal Karademir gibi birçok milletvekili, sendikacı, hukukçu ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin bulunduğu aydınlar tarafından kurulan 9 Eylül Kemalist Platformu, düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümünde İzmir’de toplandı.

Bayraklı’da bulunan Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde bir araya gelen platform üyeleri, yayımladıkları bildiri ile ilkelerini ve kuruluş amaçlarını kamuoyuna duyurdu. CHP 23’üncü ve 24’üncü dönem İstanbul Milletvekili Nur Serter tarafından okunan bildiride, “Cumhuriyetimizin 100. yılında yurdumuzu ve ulusumuzu yeniden aydınlığa kavuşturmak, Mustafa Kemal Atatürk’e olan borcumuzdur.” denildi.

Toplantının açılış konuşmasını yapan CHP eski Milletvekili Kemal Anadol, 14 – 28 Mayıs seçimlerinin çok önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Anadol, Türkiye’nin karanlık bir tünele girdiğini belirterek, “21 senedir bu tünelin içindeyiz. Halk ateşten bir gömlek gibi pahalılığı giymek zorunda. Orta sınıf resmen tasfiye ediliyor. Neo-liberalizm bütün vahşiliği ile halkımızın üzerinden silindir gibi geçiyor. 14 Mayıs Seçimleri öncesinde muhalefet tarafında hiçbir seçimde görülmemiş bir ortam yaratıldı. “Bu, köprüden önceki son çıkıştır. Bu son seçimdir. Eğer bu seçim kaybedilirse Türkiye’de bir daha seçim olmayacaktır.” denilerek topluma psikolojik bir travma yaşatıldı. 6’lı masayı oluşturanlar, her türlü yanlışı yapmakta özgürlerdi. Ama gerçekten tek adam rejiminin gitmesini isteyenler, olacakları görenler, itiraz edenler, ‘Saray’ın adamı’ olmakla suçlandı. Hatalar üstüne hatalar yapıldı. Sonuçta hüsran ve hayal kırıklığı toplumun üstüne bir sis gibi çöktü.” ifadesini kullandı.

“UMUT IŞIĞI YAKACAĞIZ”
Kuruluş amaçlarını, “Büyük Atatürk’ün dediği gibi ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu kaybetmedim.’ İşte bizler, umudunu kaybetmeyenler, yeniden halka umut ışığı yakmak isteyenler bir araya geldik.” ifadeleri ile duyuran Anadol, parti kurma girişimlerinin olmadığını vurguladı.

CHP’nin kurumsal kimliğine sahip çıktıklarını, yönetici kadrolarını ise eleştirdiklerini ifade eden Anadol, “Biz Atatürk’ün en büyük iki eserinden biri olan CHP’nin tüzel kişiliğine asla kötü bir söz söylemiyoruz. Halkın umudunu kıran, hezimete uğratan yöneticileri eleştiriyoruz. Bir tarafta koltuğuna yapışmış bir genel başkan, diğer taraftan sahipsiz, ideolojisiz, ne olduğu belli olmayan bir ‘değişim’ söylemi… Biz burada taraf olamayız. Biz Kemalistler olarak, “Çare Kemalizm’de” diyenleri tek çatı altına toplamak için buradayız. Altı oku özümseyenler olarak buradayız.” dedi.

SERTER: ATATÜRK’ÜN PARTİSİ NE YAZIK Kİ İŞGÂL ALTINDA
Konuşmacılardan CHP 23. ve 24. dönem İstanbul Milletvekili Nur Serter, CHP’nin Atatürk’ün ideolojisinden koparıldığını belirterek, “Bizler CHP’yi yeniden Atatürk’ün partisi yapmak için çok uğraştık ama olmadı. Şimdi Cumhuriyet’i yeniden Atatürk’ün Cumhuriyet’i yapmak için yola çıkmalıyız. İşte 9 Eylül Kemalist Platformu bunun için vardır.” İfadelerini kullandı. 9 Eylül Kemalist Platformu ile yeniden meydanları dolduracaklarını kaydeden Serter, “Yeniden milyonlara ulaşacağız. Bizler, yeniden bu milleti temsil etmek için mücadeleye girmek zorundayız.” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerde bulunan Serter, “Ne yazık ki yönünü şaşırmış bir genel başkanın rotasında yol alan parti, sığınacak bir liman arayışına girmiştir. Atatürk’ün partisi bugün ne yazık ki işgal altındadır. Atatürk’ün partisi bugün ideolojisinden, yüz yıllık tarihinden, tüm ilke ve değerlerinden koparılmıştır. AKP iktidarı ile Türkiye’de laik devlet yok edildi. İslam devletine geçildi. Artık laik ve bilimsel eğitim yok. İşte bütün bunlara ses çıkarmayan, ‘helalleşme’ kampanyalarıyla yol alan Türkiye’nin en onurlu partisinin tarihini mahkûm eden bir anlayışa karşı biz varız diyoruz. Bunun için yola çıkıyoruz. Yolumuz açık olsun.” dedi.

“‘BEN DERSİMLİ KEMAL’İM’ DİYORSAN ATATÜRK’ÜN KOLTUĞUNDA OTURMA”
Toplantıda söz alan Türkiye Barolar Birliği Başkanı eski Başkan Yardımcısı Hüseyin Özbek ise CHP’nin Cumhuriyet’i koruma misyonundan uzaklaştığını belirterek, “Cumhuriyet Halk Partisi, Türk modernleşmesinin damıtılmış siyasal örgütüdür. CHP’nin DNA’sında, kültüründe, özünde Türk aydınlanması vardır. Eğer Türkiye’yi dağıtma gibi bir proje varsa, Türk ulusunun birliğinin siyasal teminatını tasviye ederek işe başlar.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin 29 Ekim 1923’te ulus devlet olarak kurulduğunun altını çizen Özbek “CHP de üniter yapının teminatı olmuştur. Bugün ben “Dersimli Kemal’im” diyorsanız Atatürk’ün koltuğunda oturmayacaksınız. CHP’nin şu anda Cumhuriyet’i korumak ve savunmak gibi bir misyonu yok. Kıbrıs’taki, Ege’deki hakları korumak gibi bir misyonu yok.” diye konuştu.

BAŞARAN: BİZLER ATATÜRKÇÜLER OLARAK ÇOK SAYIDAYIZ, ANCAK ÖRGÜTSÜZÜZ
Atatürkçü Düşünce Derneği Kadıköy eski Başkanı Birol Başaran, muhalif seçmenin ümitsizliğe kapıldığını belirterek, “Şu anki tabloyu hepimiz görüyoruz. 21 yıllık AKP karanlığından geçiyoruz. Bunun karşısında dik duramayan CHP’nin önderlik ettiği bir muhalefet var. En sonunda 14 ve 28 Mayıs’ta ağır bir yenilgi aldık ve ruhen yaralandık. Öncelikle ayağa kalkmamız gerek. Atatürk’ün inanmış insanları olarak cesaretimizi ve kendimize olan güvenimizi hiçbir şekilde kaybetmememiz lazım.” ifadelerini kullandı.

9 Eylül Kemalist Platformu ile yeni bir yol açtıklarını vurgulayan Başaran, “Bizler Atatürkçüler olarak çok sayıdayız, ancak örgütsüzüz. Bu ülkeyi toparlamamız lazım. Bu nedenle 9 Eylül Kemalist Platformu, Atatürkçüleri bir bayrak altına toplayarak topluma bir moral vermeli. Çayımızı demleyeceğiz ve bir daha ayağa kalkacağız. Mücadeleye devam etmemiz lazım. Bu topraklarda Atatürk hiçbir zaman yenilmedi, biz de Atatürkçüler olarak yenilmedik, yenilmeyeceğiz. Yol yeni başlıyor. Eninde sonunda bu karanlıktan çıkacağız.” dedi.

“CUMHURİYET KURUMLARINI KAYBETTİK”
“Muhalif kitlelerde büyük bir kararsızlık, bir gönül bağı kopuşu var, siyasi olarak temsil edildiğini hissetmiyorlar.” diyen Hukukçu Murat Fatih Ülkü ise şu ifadeleri kullandı:

“Cumhuriyet’in kurucu felsefesini, Cumhuriyet kurumlarını büyük oranda kaybettik. CHP, sırtındaki misyonla, kurucu felsefeyle tek amacı iktidar olmak olan siyasi partilerden farklıdır. O yüzden “Ne pahasına olursa olsun iktidar olacağız” diyemez. Sayın Kılıçdaroğlu ve ekibinin siyasal İslamcılara, ikinci cumhuriyetçilere, neoliberallere, ‘yetmez ama evet’çilere, bölücü Kütçülere şirin görünerek seçim kazanma aritmetiği iflas etti.”

Yaklaşık 5 saat süren toplantının ardından 9 Eylül Kemalist Platformu’nun bildirisi CHP 23. ve 24. dönem İstanbul Milletvekili Nur Serter tarafından okundu. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

9 EYLÜL KEMALİST PLATFORMU DUYURUSU
Türkiye, Atatürk İlke ve Devrimleri ile başlatılan uyarlık ve bağımsızlık yolculuğunda KILAVUZ’unu yitirmiştir.

Cumhuriyet kazanımlarına yönelik saldırılar sürerken, Devrim’in Partisi ilkelerinden, tarihsel birikiminden ve ideolojisinden kopartılarak, bir kimliksizleştirilme operasyonu ile abluka altına alınmıştır.

1924 Anayasasında tanımlanan ve tüm mazlum milletlere umut olan TÜRKİYE MODELİ, emperyalizmin iç ve dış uzantılarınca kuşatılmış, Kuruluş Doktrinin iki taşıyıcı kolonu Ulus Devlet ve Laiklik saldırıların odağına oturtulmuştur.

Etnik ve mezhepsel kimlikleri öne çıkartarak Ulusal Kimliğimizi yok etmeyi amaçlayan örgütlü propagandanın maskeli piyonları, demokrasi söylemlerinin ardına saklanmayı sürdürmektedirler.

Demokrasinin ve aydınlanmanın ön koşulu olan laikliğin içi boşaltılmış, din; toplumsal, kamusal, siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamın belirleyicisi kılınmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi emanet ettiği Türk Gençliği, laik ve bilimsel eğitimden kopartılarak “dindar ve kindar gençlik projesine” teslim edilirken, Devrim’in Partisi sessiz ve kayıtsız kalmayı sürdürmüştür.

Dinsel söylem ve eylemlerle halkımızın temiz dini duyularını sömürmek, yaygınlık kazanırken, Cumhuriyeti kuran parti, başlattığı “Helalleşme Kampanyası’ ile hiç sorumluluk taşımadığı konularda ideolojisini ve tarihsel kimliğini tüm olumsuzlukların faili ilan ederek kendisini tarih önünde mahkûm etmiştir.

Devrim Kanunları ile yasaklanan tarikatların giderek güç kazandığı, geniş kitleleri zihinsel ve bedensel bir esarete sürüklediği süreçte, Aklın ve Bilimin yol göstericiliğini unutan Devrimin Partisi, Tarikatları dahi hoş görecek kadar ekseninden sapmıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığının Şeyhülislamlığa dönüştüğü, fetvalarla yönetilen ve adım adım Siyasal İslam Devletine evrilen ülkemizde, karşı devrim hamlelerine suskun kalmak, sürece katkı yapmakla eş değerdir.

Atatürk’ün iki büyük eserinden birisi olmanın değerini unutan ve tarihsel sorumluluğunu taşımaktan uzaklaşan, Kemalizm’i, Cumhuriyet İlke ve Devrimlerini güvencesiz bırakarak Türk siyasetinde derin bir boşluğun oluşmasına yol açan bir siyaset anlayışına kayıtsız kalma olasılığı yoktur.

9 Eylül Kemalist Platformu, Atatürk Türkiye’sini yaratan ve yaşatan ilke ve devrimlere sahip çıkarak, siyasetin yarattığı boşluğu doldurmak amacıyla kurulmuştur.

-“Particilik yapmamak – Siyasetten kopmamak” ilkesini esas alır.
-Emperyalizme karşıdır. Tam bağımsızlığı hedefler.
-Ulusal ve Uluslararası düzeyde her türlü siyasal ve ekonomik kuşatmaya karşı toplumsal farkındalık oluşturmayı önceler.
-Demokrasiyi, ulusalcılığı, cumhuriyetçiliği, halkçılığı, devrimciliği temel ilkeleri kabul eder.
-Planlı karma ekonomiyi destekler, neo-liberal politikalara karşıdır.
-Parasız, laik ve bilimsel eğitimi, parasız sağlık hizmetine erişimi savunur.
-Cumhuriyetin 100. Yılında Atatürk’ün emanetine sahip çıkacak Kemalist Genlik Hareketini, Çağdaş Türkiye’nin etkili gücü ve güvencesi kabul eder.
-Kadın hakları ve kadının toplumsal statüsünü yapılandıracak yeni bir Kadın Devriminin gücüne ve gereksinimine inanır.
-Dünya, çevre sorunlarından habersizken bir dal kesmemek için köşkü yürüten Atatürk’ün çevre duyarlılığını sürdürür.
-Torunlarımızdan miras aldığımız havayı, suyu, toprağı, ormanı ve mavi vatanı bilinçli bir çevre duyarlılığı ile korur.
-İsçi sınıfının hak ve çıkarlarına sahip çıkmayı, güçlü ve özgür sendikacılık hareketini vazgeçilmez kabul eder.
-Atatürk’ün başlattığı kooperatifçilik girişimlerini yeniden güçlendirerek tarım çalışanlarının refah düzeylerinin yükseltilmesini öngörür.
-Demokrasinin güvencesi olan Orta sınıf, neo-liberal politikalar sonucu imha edilmiş, köylü toprağından koparılmış, memur, emekli ve isçi açlık sınırında yasamaya mahkûm edilmiştir. 9 Eylül Kemalist Platformu, Orta sınıfın yeniden inşasını sağlayacak politikalara destek vermeyi, öncelikli hedefleri arasında görür.
-Özgür basının demokrasinin vazgeçilmez önkoşulu olduğuna ve basın özgürlüğüne yönelik saldırılarla mücadele edilmesi gerektiğine inanır.
-Yargının bağımsız, tarafsız, adil, hızlı, güvenilir olmasını ister, üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü için çaba harcar.

Yukarıda belirtilen ilkelere inanan, katkı yapmayı amaçlayan tüm Kemalist, Atatürkçü, Aydınlanmacı yurtsever kişi ve kuruluşlar ile işbirliği yapmaya hazırdır.

Cumhuriyetimizin 100. Yılında yurdumuzu ve ulusumuzu yeniden aydınlığa kavuşturmak, Mustafa Kemal Atatürk’e olan borcumuzdur.

 

KAYNAK: GAZETEKOLEKTİF

TSP Genel Başkanı Ersezer: Sosyalistler Birlik Yapmaz, Tekleşir

0

Sosyalist Cumhuriyet Partisi (SCP) ve Toplumcu Kurtuluş Partisi (1920 TKP) Türkiye siyasetinde eşine az rastlanır tavırda bulundu, Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) çatısı altında birleşti. İlk röportajı Röportajlık’a veren TSP Genel Başkanı Yılmaz Ersezer, birleşmek istedikleri partileri açıkladı.
ERCAN KÜÇÜK

Mayıs ayında yapılan seçimlerin ardından yaklaşık 5 ay geçti, siyaset koridolarları ısınmaya başladı. Özellikle milliyetçi kesimde yeni partilerin kurulması konuşulurken beklenmedik hareket sosyalistlerden geldi. 2 sosyalist parti SCP ve 1920 TKP birleşerek TSP’yi kurdu.

TSP Genel Başkanı Yılmaz Ersezer, ilk röportajını Röportajlık Genel Yayın Yönetmeni Ercan Küçük’e verdi. Birleşmeyi istedikleri partileri de açıklayan Ersezer, Kemalist-Sosyalist ittifakını ilişkin olumlu gelişmelerin olduğunu da vurguladı. Ersezer’in sorularımıza verdiği cevaplar şu şekilde:

Ercan Deniz Küçük (EDK): Öncelikle hayırlı olsun. İki sol gelenekten gelen siyasi partinin birleşmesi ile Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) kuruldu. Siz de ilk kurucu genel başkan oldunuz. Yapılan konuşmalarda hep birliktelik, Kemalist-Sosyalist ittifakının gerekliliği ve önemi vurgulandı. Sosyalistlerin birliği savunuldu. Bu birliktelik bu iki parti ile mi kalacak yoksa başka görüşmeler yaptınız mı? Yapacak mısınız?

YILMAZ ERSEZER (YE): Biz Türkiye Solu’nun antiemperyalist kesimi ile uzunca bir süredir ilişki halindeyiz zaten. Dostluk ilişkilerimiz, görüşmelerimiz devam ediyor ama birlik farklı bir süreç. Doku uyuşması vs. gerek. Bunu 1920 TKP ile gerçekleştirdik ve birleştik. Birleşmek istediğimiz Türkiye Komünist Hareketi gibi Devrim hareketi gibi hem emperyalizm konusunda kafası net hem vatanseverlik, yurtseverlik, Mustafa Kemal, cumhuriyet devrimleri gibi milli çizgide de kafası net gruplar var. Bu muhtemelen önümüzdeki dönemde sahada gerçekleşecek.

Günlük hayatında herkes çok gerçekçidir. Zor bir yükle karşılaştığınız zaman o yükü taşımanıza yardım edecek kimse ona gitmekte tereddüt etmiyorsunuz. Fakat iş siyasete geldiğinde gerçekçilik neden ve nasılsa ortadan kalkıyor ve birlikte yapılabilecek pek çok şeyin yapılamaması durumu ne yazık ki sol ve sosyalistleri1 çok fazla da rahatsız etmiyor. Şimdi biz bu süreci tersine çevirmeyi hedefliyoruz. Bir yandan tarih akıyor, dünyada 3. dünya savaşı başladı, Amerikan emperyalizmi çöküyor çökerken de dünyayı kana bulamakla tehdit ediyor. Buna göre yeni saflaşmalar var.

Türkiye içeriden ve dışarıdan kuşatılmış, ekonomisi yıkılmış. Büyük bir müdahale gerekiyor ama sosyalistler küçük küçük gruplar halinde varlıklarını sürdürmekten memnunlar. Bu anlaşılabilir bir durum değil bu böyle çok fazla gitmez. Önümüzdeki 1-2 sene, geçtiğimiz 30-40 sene gibi olmayacak bu kesin. Sosyalistler tarih tekerleğinin dönüşünü izleyen değil ona müdahale edenler olma iddiasındadır.

Sosyalistim dediğiniz zaman ‘ben izleyici değil yön verenim’ diyorsunuz ve o zaman ona göre konumlanacaksınız. Önümüzdeki dönemde ben çok olumlu gelişmeler olacağını ama muhtemelen bu tür görüşmeler üzerinden değil sahada, pratikte, mücadele içinde bu birleşmelerin gerçekleşeceğini düşünüyorum.

EDK: Peki bu birleşmeler TSP çatısı altında mı olacak yoksa bir güç birliğinden mi bahsediyoruz?

YE: Sosyalistler birlik yapmaz, sosyalistler tekleşir. Ben aynı hedefe baş koyduğum iş için, kendisini devrime adayan insanlarla neyin ittifakını birliğini yapacağım? Sosyalistler birleşir. Bu çok önemli. Bunun için TSP çatısı o çatı bu çatı hiç önemli değil, program önemli. Bizim birleşeceğimiz, bilimsel sosyalist olarak tanımladığımız solda temel ilkelerimiz var. O ilkelerde birleşiğimiz solla çatının hiçbir önemi olmamak üzere birleşmek isteği ve arzusundayız.

EDK: Yeni partinin genel başkanı SCP’den siz oldunuz. Genel sekreter 1920 TKP’den İsmail Kaplan oldu. Burada bir eş başkanlık modeli gibi bir model mi ortaya çıktı?

YE: Hayır kesinlikle değil. Bu birleşmeyi biz kafalarda gerçekleştirdik. Şimdi TSP çatısı altında fiilayata geçirdik. Kurucular Kurulu 6 ay yetkili ve sonra kongre yapacağız. Parti örgütleri paylaşılmadı, kesinlikle tekleştik. Yönetimi de eşit ağırlıklarla oluşturduk ki önümüzdeki 6 ayda kongre sürecinde kongreye birleşmiş, tekleşmiş bir parti olarak girelim. Kongrede yeni organlar ve yeni yöneticiler bütün üyelerin katılımıyla ve birlikte seçilecek. Bu 6 aylık süreçte kimler ve hangi kadrolar öne çıkarsa o isimler öne çıkacak. Belki de 1920 TKP’den arkadaşlar bakarsınız kongreye kadar daha öne çıkacak. Tek kıstas partiyi ileriye taşıyacak kadrolar.

EDK: Türkiye yaklaşık 4-5 ay önce bir seçime gitti. O zaman ne olmadı bugün ne oldu da o gün sağlanamayan birleşme bugün sağlandı.

YE: Aslında, biz 1920 TKP’li arkadaşlarla yaklaşık 3 senedir ortak eylemler, toplantılar yapıyoruz. Birbirimizi tanıma süreci yeni değil. Mehmet Bedri Gültekin ve İsmail Kaplan ile birleşme meselesi üzerine benim de içinde olduğum 3 toplantı yaptılar. Türkiye solu ayrılmaya çok eğilimli ve çok tecrübelidir o konuda. Birleşme işi çok nadir gerçekleşen bir süreç. Burada olabilecek her türlü sıkıntı açısından seçimden öncede de her basın açıklamasına ve her kitle eylemine birlikte katıldık. Bu karşılıklı birbirimizi tanıma süreciydi. O anlamda seçim belirleyici bir etken olmadı. Seçimlerdeki solun başarısızlığı da bir etken değildi. Biz sosyalistlerin birliğini hatta sadece sosyalistlerin de değil, Vatansever milliyetçilerin, Atatürkçülerin de Milli Demokratik Devrim Programı’nda birliğini çok uzun yıllardır savunuyoruz ama son 3 senedir çok yüksek sesle dillendiriyoruz. Bu ihtiyaç gelip kendisini bize toplumdaki aydınlara dayatıyor. Yakın zamanda çok olumlu gelişmeler duyacaksınız, özellikle Kemalist-Sosyalist İttifak’ına ilişkin… Türkiye bir uçurumun eşiğinde orada çözüm arayan unsurların çok ciddi bir yakınlaşması var bu bir mecburiyet çünkü.yakın zamanda bunu sizlerle paylaşacağız

Neden kilo veremiyoruz? Neden kilo alamıyoruz?

0

Her iki durumda da neden talebimize uygun beslenme düzenine geçip diyet yapmamız gerekiyor. Peki neden?

Öncelikle kilo alma ve verme, acıkma ve doyma gibi tüm bu sistemlerin bir çalışma düzeni var. Biz ne zamanki yanlış beslenme, hareketsiz yasam, sağlıksız yaşam şartları ve genetik faktörlerle bozduk sistemi; aslında tam da o zaman çıktı bu sorunlar. Üstüne düzeltmek yerine devam ettiysek ve yaşamsal değişim yapmadıysak, ilerledi de ilerledi sorun. Ve Kilo sorunu; önce sağlık sorunu sonra hastalıklara dönüştü.

Peki vücudumuz ne diyor bu işe? Hadi biraz onu anlayalım. Unutmayın temel mantığımız şu:

“Vücut kusursuz çalışan bir mühendislik harikası” olarak yaratıldı. Yanlış beslenmeyi, sağlıksız besinleri, yapay besinleri, işlenmiş gıdaları tanımaz. Onun yakıtı ve ihtiyacı daima tabiattadır. Yani en doğal en sağlıklı olandır. Bu besinlerle ihtiyaçlarını karşılar ve çalışması için gerekli enerjiyi ve besin öğelerini alır, tıkır tıkır işine bakar.

Ama bunun yerine ihtiyaçları yanlış besinlerle, yanlış şekilde karşılanırsa ve sağlıksız hareketsiz bir yaşam ile de devam edilirse, çalışması için yaratılmış kasların olduğu kollar bacaklar hatta sırt bile paslanmaya bırakılırsa makine arıza verir.

Lakin vücudumuzun büyük şanslı olduğumuz bir özelliği var. Ona nasıl bakarsanız bakın heemen hasta olmaz sizi de hemen yarı yolda bırakmaz. Yani sağlıksız yaşam şeklinin yaşam kalitenizi düşürmesi zaman alır. Çünkü vücudumuz yaratılışı gereği hayata tutunmaya programlıdır. Siz ona nasıl bakarsanız bakın yaşamaya çalışır ve kötü de olsa mevcut şartlara adapte olur. Tabi zamanla hastalıklar olur, ömür kalitesi ve süresi kısalır ama daima direnir ve bu yıllar sürer. Lakin; siz vücudunuza iyi davranıp ona iyi bakmaya başladığınızda ise toparlanması bir kaç ayda hızla baslar. Hastalıklar geriler vücut kendini temizler ve güçlenir. Çünkü tabiatına uygun yaşam onu fabrika ayarlarına döndürür ve hemen kendi onarım ve tamirini başlatır.

İşte bu noktada biz kilo verememe veya alamama sorununun mantığını çözüyoruz aslında. İki durumda da bilin ki, makinenin bir yerini bozdunuz ve tamir bakım gerekiyor. Bunu da yapacak olan besinler ve egzersizdir. Hep kilolu veya hep çok zayıf dediğimiz insanlar vardır. Ama ikisi de normal değil, ikisi de normal vücut tipi değil.

Yaratılışımızda kaşektik (cok zayıf) veya obez (yüksel kilolu) vücut yok! Bu bizim yaşamsal olarak yaptıklarımızın sonucu. Haliyle yaşamsal hatalar düzeltilirse vücudumuz da normale yaklaşacaktır. Genel olarak hadi bakalım neden kilo verilemez veya alınamaz?

KİLO VEREMEME NEDENLERİ NELERDİR?

  • Düzensiz ve Yetersiz Beslenme:
    • Sağlıksız gıda seçimleri
    • Yüksek kalori alımı
    • Porsiyon kontrolünün eksikliği
  • Fiziksel Aktivite Yetersizliği:
    • Hareketsiz yaşam tarzı
    • Egzersiz eksikliği
  • Metabolizma Sorunları:
    • Metabolizmada yavaşlama yapan endokrin sistem hastalıkları
    • Hormonal dengesizlikler
  • Duygusal Yeme Alışkanlıkları:
    • Stres yeme
    • Duygusal açlık
    • Aslen kilo verememenize neden olacak düzeyde bir duygusal aclıkta bozuk kan degerleri ve endokrin sistemdeki bozukluklara baglıdır.
  • Yetersiz Uyku:
    • Uyku eksikliği kilo alımına neden olabilir.
  • Genetik Faktörler:
    • Aile geçmişi ve genetik faktörler etkileyebilir.
  • Yetersiz Hidrasyon:
    • Su tüketiminin yetersiz olması metabolizmayı etkileyebilir.
  • Tıbbi Sorunlar:
    • Bozulmuş glukoz toleransı, Tiroid ve insülin salınımı sorunları gibi tıbbi durumlar kilo verme sürecini etkileyebilir. Ki hepsi yine endokrin sistem sorunlarıdır.
  • İlaçlar:
    • Bazı ilaçlar kilo alımına neden olabilir.
  • Yanlış Diyet Yaklaşımı:
    • Radikal diyetler veya hızlı kilo kaybı yöntemleri uzun vadeli başarı sağlamayabilir.
  • Motivasyon Eksikliği:
    • Kilo verme sürecine devam etmek için motivasyon eksikliği.

KİLO ALAMAMA NEDENLERİ NELERDİR?

  • Hızlı Metabolizma:
    • Endokrin sistem ile ilgili sorunlar kaynaklı bazı insanlar daha hızlı metabolizmaya sahiptir, bu nedenle kalori alımı daha yüksek olmalıdır.
  • Yetersiz Beslenme:
    • Yetersiz kalori alımı veya dengesiz beslenme kilo alımını engelleyebilir.
  • Yüksek Fiziksel Aktivite:
    • Yoğun egzersiz veya ağır fiziksel aktivite kilo alımını zorlaştırabilir.
  • Tıbbi Sorunlar:
    • Geçirilmiş ciddi hastalıklar enfeksiyonlar, ameliyatlar, kemoterapi gibi tedaviler, Sindirim sorunları, bağırsak hastalıkları, insülin salınımındaki bozukluklar ve tiroid problemleri gibi tıbbi durumlar kilo alımını etkileyebilir.
  • Yüksek Stres Seviyeleri:
    • Kronik stres, iştahı azaltabilir ve kilo alımını engelleyebilir.
    • Aynı zamanda tütün ürünü kullanımı da vücut için bir stres faktörü. Ayrıca bağırsak ve sindirim sistemini yanlış yönde çalıştırıp kilo kaybı ve vitamin mineral yetersizliği ile doku kaybı nitelikli kilo alamama yapar
  • Yüksek Metabolizma Genetikleri:
    • Aile geçmişi ve genetik faktörler kilo alımını etkileyebilir.
  • Duygusal Faktörler:
    • Duygusal sorunlar veya yeme alışkanlıkları kilo alımını etkileyebilir.
  • İştah Kaybı:
    • Bozulan endokrin sistem buna bağlı gelişen duygusal ve psikolojik bozulmalar bilinçli olarak yememe veya İştah kaybı veya besinlere karşı isteksizlik yapar ve kilo alımını engelleyebilir.
  • İlaçlar:
    • Bazı ilaçlar iştahı azaltabilir, kusma ishal gibi sorunlar yaratabilir veya kilo kaybına neden olabilir.

Yani; iki durumda da “bazı insanlar zayıf bazı insanlar kilolu olur. Yapısı böyle onların” gibi bir durum yok! Normalin dışındaki her durum biyolojimiz için doğal olmayan bir durumdur ve bir soruna bağlıdır. Öyleyse ne yapmamız gerek?

Her iki durumda da hızla; gerekli kan tahlili, doktor muayenesi ve diyetisyen kontrolü ile mevcut durumu tanımlamak gerekir. ‘Teşhis olmadan tedâvi olmaz’ malum. Sonrasında vücudunuzu ve metabolizmanızı tanıyınca ona uygun bir beslenme tedavisi gerekli ise ilaç tedavisi ile süreç kontrol altına alınıp fabrika ayarlarına dönmek gerekir. Metabolizmanın kontrolü yeniden bizim elimize geçince de artık kilo vermek veya almak veya her ne istiyorsanız ona uygun beslenme planı her şeyi çözecektir. Öyleyse ‘en uygun beslenme tipi veya diyet hangisi olmalı?’ sorusuna geldik yani.

O da bir sonraki yazı da… Haftaya da onu konusalım. Şimdilik Sağlıcakla kalın…

 

Kemalistler Trakya’da Çalıştay Düzenledi

0

Kemalist Yön Hareketi’nin düzenlediği Kemalizm çalıştaylarının ikincisi Kırklareli’nde yapıldı. Siyasi parti temsilcilerinin de katıldığı iki gün süren çalıştayda örgütlenme, eğitim ve gençlik başta olmak üzere birçok alanda görüşler tartışıldı.

Oturumların gerçekleştirildiği çalıştayda Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu, ADD Kırklareli Şube Başkanı Erdem Erdin, Kemalist Yön Hareketi Başkanı Ahmet Ayçiçek, Büyük Kemalizm Kurultayı Başkanı Av. Arif Anıl Öztürk, tiyatro sanatçısı Utku Erişik, siyasi parti temsilcileri ve çoğunluğu genç olan katılımcılar yer aldı.

‘CUMHURİYETLE KUL OLMAKTAN ÇIKTIK’

Çalıştayın açılış konuşmasını Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu yaptı. Kesimoğlu konuşmasında Kemalizm’in önemine vurgu yaptı ve Kırklareli’ndeki demokrasi anlayışını anlattı; “Burada herkes bireydir, Cumhuriyet’le birlikte biz kul olmaktan çıktık ve yurttaş olduk burada da bilinçli yurttaşlar yaşıyor… Burada demokrasi kültürü yüksektir, hiçbir emek karşılıksız kalmaz tabi ki burada insanüstü bir mücadele azmi ve kararlılığı gerekiyor. Bu tek başına yapılacak bir iş değil.”

Kesimoğlu’nun konuşmasından sonra çalıştay düzenlenen oturumlarla devam etti. Utku Erişik “Kitle İletişimi” başlıklı oturumda insanların birbirleriyle ve kitleler ile iletişiminde tekniklerin önemini anlattı. Oturumlarda gelecekte yapılması planlanan etkinlikler üzerine görüşler sunuldu. Bu görüşler arasında sosyal medyada daha aktif çalışmak, özellikle gençlerin katılımı için çeşitli etkinlikler ve teorik çalışmalar söyleşiler arasında görüşülen konulardan bazıları.

Çalıştay süresince gerçekleştirilen oturumlarda uzlaşılan konular yayınlanan sonuç bildirgesinde belirtildi. Bildirgede Cumhuriyetimizin 100. Yılında karşılaştığımız iç ve dış tehditler tespit edildi, alınan kararlar aktarıldı. Bildirge şu şekilde:

SONUÇ BİLDİRGESİNDE KARARLILIK VURGUSU

“Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız şu günlerde hem ülkemizin hem de tüm dünyanın yaşadığı büyük sorunlar, genel bir huzur, barış, güvenlik, açlık ve sağlık gibi temel konularda büyük tedirginlikler doğurmaktadır.

İnsanlık tarihinin tanık olduğu bazı sorunlu dönemlerden çok daha farklı olarak, teknolojinin ilerlemesi ve dünya nüfusunun artması ile birlikte “savaş” ve “uluslararası göç dalgaları” gibi başlıklar yine tüm dünyayı ve elbette ülkemizi ciddi biçimde tehdit etmektedir.

Bu bağlamda, Kemalizm’in ulusaldan evrensele uzanan ideolojik çizgisi, karanlık bir uçuruma doğru yuvarlanmakta olan ülkemiz için yine kurtarıcı bir reçete olmayı sürdürmektedir.

Ankara’da Birinci Büyük Kemalizm Kurultayı ve Malatya’da Doğu Anadolu Kemalizm Çalıştayı ardından, Kırklareli Kemalizm Çalıştayı, bu yerel ve küresel kaygıları taşıyan, Mustafa Kemal Atatürk’ü ilke ve devrimleriyle içselleştirmiş, Kemalizm’e yürekten bağlılık taşıyan vatanseverler tarafından başarıyla gerçekleştirilmiştir.

Bu çalıştayın İkinci Büyük Kemalizm Kurultayı öncesinde kurultayın da ön hazırlığı niteliğini taşıması, Millî Mücadele döneminde emperyalizme karşı tek yürek olmayı başarmış ve tam bağımsızlık aşkını tüm dünyaya kongre ve mitinglerle duyurmayı başarmış ulusumuzun bir var olma – yok olma sürecinde sergilediği refleks düşünüldüğünde büyük önem taşımaktadır.

Karşıdevrimin Türkiye’yi hedeflediği noktaya getirmek üzere gösterdiği çaba, aldığı iç ve dış destekle gün geçtikçe artmaktadır. Örneğin; son günlerde karma eğitimin bile tartışılmaya açılmış olması, karşıdevrimin kararlı yapısının en yakın örneğidir.

Biz daha kararlıyız, daha da kararlı olacağız. Ülkemizi karanlığa sürüklemek isteyenler olduğu müddetçe, biz de olacağız ve daha çok olmak üzere daha çok çalışacağız.

Kırklareli Kemalizm Çalıştayı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisini bir yaşam biçimi olarak benimsemiş Kemalistlerin hem yerel hem de ulusal örgütlerde daha aktif görevler almasının; başta aile, arkadaş ve sosyal medya çevresi olmak üzere Kemalizm’in ülkemizin bugünkü gündem maddelerine çözüm üreten ilerici yapısının daha fazla tanıtılmasının; tüm bunlarla birlikte örgütlenmenin her zamankinden daha çok önem taşıdığının vurgulandığı bir çalıştay olmuştur.

Kemalistler, yine Atatürk’ün “manevî mirasım” olarak belirttiği akıl ve bilim ışığında ülkemizin her sorunuyla yakından ilgilenmeye ve çözümler üretmeye devam edecektir.

Çocuk ve gençlere Atatürk’ün doğru ve bütünüyle anlatılması, özellikle okul müfredatından cumhuriyet devrim ve kazanımlarının her yıl biraz daha çıkarılarak azaltılmasından ötürü büyük önem taşımaktadır. Kırklareli Kemalizm Çalıştayı’nda, çocuklara yönelik kitap ve çizgi – animasyon filmleri hazırlanması kararı alınmıştır. İstanbul’da yapılacak kurultaya kadar bu çalışmanın anapara kaynağı ve baskı gibi teknik konuları üzerine çalışılacaktır.

Gerici ve bölücü unsurların sosyal medya ve her türlü internet ortamını aktif bir biçimde kullanıyor olması, yarattıkları etkinin de ülkemize olumsuz yansımasına neden olmaktadır. Kemalistler, sosyal medya hesaplarını bu bağlamda daha aktif kullanmak zorundadır. Hazırlanacak kısa videolar ve ses kayıtlarıyla Kemalizm’in tanıtılması, karşıdevrime karşı kitlelerin bilinçlendirilmesi ve uyarılması açısından yaşamsal önemdedir.

Başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere, Kemalistlerin düzenli aralıklarla buluşması, yeni kişilerin kazanılması, oluşturulacak okuma ya da meslek grupları aracılığıyla da ideolojik derinliğin kazanılması açısından önemlidir.

Kemalizm, olmazsa olmaz kırmızı çizgileri “tam bağımsızlık” ve “anti-emperyalizm” olan, emperyalizme tarihinin en büyük dersini vermiş olan ideolojidir. Bu çizgilerde buluşmak ve Atatürk’le ilgili bir sorunu olmamak koşuluyla, dernek, topluluk, vakıf, parti gibi örgütlerle iletişim halinde kalmak, vatanımızın aydınlık geleceğini yaratabilmemiz için zorunluluktur. Çalıştayda bu ilişkilerin bundan sonra çoğaltılması görüşü ön plana çıkmıştır.

Küresel iklim krizi, gıda, su, çevre, sığınmacı sorunu gibi ülkemizi de yakından ilgilendiren konular; İkinci Büyük Kemalizm Kurultayı’nda ayrıntılı olarak tartışılacak konular arasına alınmıştır. Kemalistler olarak, ülkemiz kadar, içinde yaşadığımız dünyaya karşı da duyarlı bir duruş göstereceğiz; Mustafa Kemal Atatürk’ten gelen saygın çizginin aynı saygınlıkta sürdürüldüğünü ve sürdürüleceğini duyurmak isteriz.

Şubat ayında yaşadığımız büyük deprem felaketiyle ilgili bir çalıştay düzenlenmesi önerisi kabul görmüştür. Bu çalıştay, bir daha böyle felaketlerin yaşanmaması için Kemalizm’in akıl ve bilim vurgusu ışığında konunun uzmanlarının da katılımıyla gerçekleştirilecektir.

Kırklareli Kemalizm Çalıştayı, bugüne kadar yapılan taktiksel ya da yöntemsel yanlışların da açıkça konuşulmasıyla, Kemalizm’i geleceğe daha sağlam adımlarla taşıyacak ana kadronun oluşmasına katkı sunmuştur.

Kemalistler olarak, 1919’un mücadeleci ve 1923’ün devrimci ruhuyla mücadele etmeyi sürdüreceğiz.

Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Mustafa Kemal Atatürk! Yaşasın Cumhuriyet!”

CHP’li belediye 2 bin Nutuk’u geri dönüşüme vermiş!

0

CHP’li Kartal Belediyesi, 2019’da CHP’ye yakınlığıyla bilinen Toplumsal Yayıncılık’a binlerce Nutuk bastırmıştı. Gazeteci Gökhan İlhan geçtiğimiz günlerde Nutuk’ların tuvalet kağıdı yapılmak üzere geri dönüşüme verildiğini ortaya çıkartmıştı. Kartal Belediyesi meclis toplantısında MHP tarafından gündeme getirildi. MHP Kartal Belediye Meclis Üyesi Mehmet Gödekdağ, meclis konuşmasında 350-400 kilo Nutuk’un geri dönüşüme verildiğini açıkladı.

Ayandon internet sitesi yazarı Gazeteci Gökhan İlhan, “CHP’nin Çöpe Attığı Atatürk’ün Kitabı “Nutuk”u Tuvalet Kâğıdı Olmaktan Kurtardım” başlıklı köşe yazısında, kendisine gelen haber üzerine gittiği geri dönüşümcüden tuvalet kağıdı yapılmak üzere olan 500 civarı Nutuk aldığını yazmıştı. İlhan yaptığı incelemede kitapların CHP’li Kartal Belediyesi’nin Toplumsal Yayıncılık’a 2019’da bastırdığı “7’den 70’e Nutuk” olduğunu öğrendi. İlhan konuyu sorduğu Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Âdem Uçar’dan cevap alamadı.

Nutukların geri dönüşüme verilmesi tepkilere neden oldu. Konu  Eylül ayındaki belediye meclis toplantısında yeniden gündeme geldi. MHP Kartal Belediye Meclis Üyesi Mehmet Gödekdağ mecliste yaptığı konuşmasında, geri dönüşüme gönderilen Atatürk’ün kitabı “Nutuk”un yaklaşık 350-400 kilo olduğunu belirtti. Aynı zamanda sahaflık da yapan İlhan yazısında, bu ağırlık kitapların yaklaşık 2bin kitap ettiğini vurguladı.

 

Kerkük Krizi’nin Dünü Bugünü

0

Kerkük gündemi son zamanlarda tekrardan alevlendi. 2017 sonrası Kerkük’te kaçan Peşmerge güçlerinin Kerkük’e yeniden dönmesi ile alakalı karar Bağdat tarafından onaylanması ile özellikle Kerkük-Erbil karayolu olmak üzere şehrin farklı kesimlerinde çıkan olaylar oldukça büyük bir krize dönüştü.

BERAT KARAASLAN

Irak Federal Mahkemesinin Ortak Operasyon Merkezi’nin KDP’ye devrinin ertelendiğini duyurması ile bölge yeniden sakinleşmeye başladı. Peki Kerkük gündeminin detaylarında neler var? Kerkük’te çoğunluk kimde?
Bu sorunun yanıtını vermeden önce tarihe bakmamız gerekmektedir.

Yıl 1991…
ABD öncülüğünde müttefiklerin Irak’a yaptıkları saldırılar sonucu Irak ordusunun bir kısmı çözülmüş ve dağılmıştı. Ülkenin bazı kesimlerinde otorite boşluğu meydana gelmişti. Saddam Irak ordusunun elde kalan kısımlarını Bağdat’ta toplamıştı. Kuzey’de Kürtler güney bölgelerde Şii’ler otorite boşluğundan faydalanıp ayaklandılar. Artan kargaşa Bağdat’ın durumunu tehlikeye soktuğundan Saddam tüm şehirlerdeki askeri otoriteyi temsil eden güçleri Bağdat’a çekti. Kerkük de bu şehirlerden birisiydi.

18 Mart 1991’de Kerkük, peşmergenin açık işgaline uğradı. Şehir boşaltıldığı için mukavemet gösterecek bir kuvvet de yoktu. Kerkük bir hafta boyunca yağmalandı. Bu yağmalama da Nüfus ve Tapu dairesindeki veriler tümüyle yakıldı ve tahrip edildi. Birçok bina, ev, iş yeri yağmalandı.

Toparlanan Irak Ordusu 26 Mart 1991’de Tuzhurmatı, Tavuk ve Tazehurmatı’dan sonra Kerkük şehrine girdi. Peşmerge kaçmaya başladı.28 Mart 1991’de Altunköprü’de binlerce Türkmen Irak Ordusu ve Peşmerge arasında kalarak can verdi.

Kerkük tarihi benzeri katliamları çokça yaşamıştır. Gelelim sorumuzun cevabına… Sırasıyla Telafer, Musul, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Tazehurmatu, Tuzhurmatu, Kifri, Karatepe, Hanekin, Diyala, Mendeli ve Bedre bölgelerine tarihte Türkmeneli denirdi. Buralar Türkmenlerin yaşadığı yerlerdir.
İngiliz işgali döneminde bölge valisi olan W. R. Hay, Türkmenlerin Irak’ta dağınık olarak değil, bölgesel şekilde yerleştiklerini tespit etmiştir ve şu ifadeleri kullanmıştır:

“Belli bir şerit üzerinde bazı şehirler vardır. Bu şehirlerde yerleşik vatandaşlar Türkçe konuşurlar. Bu şerit, çoğunluğu Kürt olan bölgeyle çoğunluğu Arap olan bölgeyi birbirinden ayırır. Kerkük, Türklerin yoğun olduğu merkezdir. I. Dünya Savaşı’ndan önce nüfusu 30.000 idi. Şehrin etrafında da Türkçe konuşulan birçok köy vardır.”
2003 yılında Saddam devrilmesiyle ABD, Irak’ı işgal etti. Bölgenin demografik yapısının esas değişikliği işte bu dönemde meydana geldi. Bu müdahale bugün Araplaştırma şeklinde devam ediyor.
Veryansın TV’de Eray Çelebi’nin yaptığı haberde konuşan Kerkük Gazetesi Türkiye Temsilcisi Şemsettin Kuzeci, Kerkük’ün 2017’den önce Kürtleştirildiğini, sonrasında ise Araplaştırıldığını vurgulayarak, “Kerkük’te Türkmen toplumunun, kendi refahı ve özgürlüğü için anlaştığı tek bir konu vardır. O da Kerkük Valisi’nin Türkmen olmasıdır.” dedi. Kuzeci, Türkmen kentini Araplaştıran Kerkük Valisi Rakan Said el-Cuburi’nin T.C. vatandaşı olduğuna dikkat çekti. Bugün Kerkük şehrinin yarısını Kürtler, diğer yarısını ise Arap ve Türkmenler oluşturmaktadır.

Kerkük’e Çekilen Operasyon
ABD Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeyi kontrol altına almak için bir Kürt devleti kurma operasyonu yaptı. Bu operasyonun temelleri Körfez savaşına kadar gitmektedir. Bu devletin ilk ayağı Kuzey Irak’ta idi. Barzani ailesinin eskiden İngilizlerle süren beraberliği şimdi ABD ile devam ediyordu. ABD bölgede Kürtleri önce bir araya getirip otonom bir bölge oluşturdu. Daha sonra peşmergeyi destekleyerek bölgenin güvenliğini devretti.
Saddam sonrası Irak’ta, Saddam’ın Araplar lehine nüfusa müdahale ettiği (Kürt nüfusa yönelik katliamlar gerçekleştirildi iddiaları) iddiasıyla bazı bölgelerde normalleşme çalışmaları yapılması kararlaştırıldı. Bu kapsamda 2005’te Irak Anayasası 140. Maddesi ile Kerkük, Musul, Diyala ve diğer tartışmalı bölgelerin 1968-2003 arasındaki demografik değişimlerinin önce normalleştirilmesi sonra nüfus sayımı yapılması ve ardından referandum yoluyla kaderinin belirlenmesini amaçlanıyor. Anayasa’nın geçici maddesine göre 140. Madde’deki demografik düzenlemeler 2007’ye kadar yapılmalıydı fakat bu çalışmalar o dönemde yapılamadı. 2019 yılında Irak Federal mahkemesi bu süreci anayasaya aykırı şekilde tekrardan başlattı. İşgal sonrası Türkmenlere karşı yürütülen sindirme ve Türkmen bölgelerine Kürtlerin yerleştirilmesi ile demografik yapı bu sefer açıkça IKBY lehine işletilmektedir. Ancak bu şekilde zengin petrol bölgelerine sahip Kerkük, Bölgesel Yönetim kontrolüne verilebilir.
İşte Kerkük’e çekilen operasyonun esas nedeni da budur. Kerkük petrolü Ortadoğu’nun en değerli petrollerindendir. ABD enerji güvenliği için Kerkük’ü kontrolü altında tutmak istiyor. Bunu da en iyi Kürt devleti ile yapacağını biliyor. Bu sebeple ABD Büyükelçisi her fırsatta 140. Madde sorununun çözülmesi ile barışın geleceğini söylüyor.

Kerkük’e PKK Sokuluyor ve Suikastlar Yapılıyor
2017 Bağımsızlık referandumuna kadar IŞİD tehlikesi sebebiyle Peşmerge Kerkük’te bulunuyordu. Fakat 2017 referandum sürecinde Irak Ordusunun ve bölge ülkelerinin direnci sebebiyle Peşmerge gene silahları atıp Kerkük’ten çekildi. Şimdi son yıllarda tekrardan Kerkük’te varlık göstermek isteyen Barzani’nin Peşmergesi bu sefer PKK’yı araç olarak kullanıyor.

Geçtiğimiz sene önce Irak Başbakanlığı tarafından Kerkük’te resmi yazışmalarda Arapça ve Kürtçe kullanılması kararı alarak Türkmen Şehrinde Türkçe yasaklandı. Yasak kararından 1 gün sonra ise Kerkük’te Türkmen Cephesi’nin Güvenlik Şefi Ahmet Tahir, evinin önünde park halinde bulunan aracına yerleştirilen bombanın infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti.

Türkmen Cephesi, bölgenin otoritesizlik ve kaos içinde olduğu izlenimi vermek ve 140. Madde tartışıldığı bu süreçte Bağdat ve Erbil’in işini kolaylaştırmak için Peşmergenin PKK’yı bölgeye soktuğunu düşünüyor.
Veryansın TV’den Eray Çelebi’nin yaptığı haberde konuşan saha yetkilisi yaklaşan seçimlere dikkat çekerek şunları söylüyor:
“Barzaniler; 2005 yılından önce valilik, asayiş, belediye başkanlığı ve devlet dairelerini kontrol ediyordu. Bu, seçimlerde birinci parti çıkmalarına olanak sağlıyordu. 2017 yılından sonra bölge kontrollerinden çıktı. Seçimler, Kerkük’ün özel durumundan dolayı 2005’ten beri yapılmıyordu. Uzun bir sürenin ardından seçim kararı çıktı. Kent kontrolleri dışında… O yüzden 7 maddeyi de hayata geçirmeye çalışıyorlar. Seçimleri kazanmak için Kerkük’ün kritik merkezlerinde kontrol sağlamak hedefindeler.“ dedi.

Kerkük’te Son Durum
Bugün Kerkük’te durum sakinleşmiş durumda. Kerkük’te Türkmen partiler yapılacak olan seçimlere tek liste halinde girme kararını yinelediler. Bununla beraber Irak Federal Mahkemesinin aldığı erteleme kararı ise devam ediyor. IKBY lideri Barzani ise “Kerkük’ün Kürt toprağı olduğunu ve akan Kürt kanının hesabını soracaklarını ifade ederken ABD Bağdat Büyükelçisi de Bağdat ve Erbil’in 140. Maddeyi uygulamaları gerektiğini söylüyor.

Irak Türkmen Cephesi ise tehlikenin devam ettiğini ifade ediyor. Veryansın TV’ye konuşan ITC Yönetim Kurulu Üyesi Mardin Gökkaya Kerkük’te tehlikenin henüz geçmediğini, Irak mahkemesinin Bağdat’ın talimatını iptal etmediğini vurgulayarak, “Barzani 2017’nin rövanşını almak istiyor. Peşmergeye ‘16 Ekim’den önce Kerkük’e girmemiz şarttır’ diye talimat verilmişti.” dedi.

Gökkaya, “Bağdat ve Erbil üzerinde daha fazla bası yapılması gerekiyor Yerel seçimler 18 Aralık’ta yapılacak. Peşmerge Kerkük’te güvenlik güçlerinin karargahına dönerse kendi tabanlarını motive ederler. Bizim tabanı ise baskı altına alırlar. Bu bizi etkiler. Kerkük’te yerel yönetim eskisi gibi olmayacaktır. 2005’ten beri seçimler yapılmadı. Şimdi seçimlerin yapılması çok kritik. Bölgedeki kuvvetlerin kendini göstermesi açısından belirleyici. Zira Meclis Başkanı da Vali de bu seçimlerin sonucunda atanacak.“ dedi.

Konu hakkında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise “Kerkük’ün huzur ve istikrarı, Irak’ın bütününün huzur ve istikrarına doğrudan etki etmektedir. Kerkük’ü barış içinde bir arada yaşama kültürünün sembolü olarak görüyoruz” dedi ve şehirdeki PKK varlığının sona erdirilmesi için Bağdat’a bir çağrıda bulundu.

Gene konu hakkında sorulara cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “Bölgenin barış ve huzuru için Kerkük’ün yapısını bozacak faaliyetlerden uzak durulmalı. Kerkük’ün yapısını bozacak her eylem, Irak’ın bütünlüğünün bozulması demektir. Türkmen yurdu Kerkük, yüzlerce yıldır farklı kültürlerin bir arada barış içinde yaşadığı coğrafya olmuştur. Bu coğrafyanın huzurunun, bütünlüğünün bozulmasına izin vermeyeceğiz.” dedi.