Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 17

TKP’den İBB’ye ulaşım zamları protestosu

0

İstanbul’da UKOME tarafından ulaşıma yapılacak zam için toplantı İBB Çırpıcı Sosyal Tesisleri’nde başladı. Toplantı öncesi tesisin bulunduğu Millet Parkı önünde toplanan Türkiye Komünist Partisi üyeleri ulaşıma zam yapılmasını protesto etti. Eylemde konuşan TKP İstanbul İl Başkanı Senem Doruk İnam “Toplu taşma ücretin yarısından fazla zam yapmak suçtur. Bu suçu işleyen iktidar da muhalefette birliktedir.” Dedi.

ERCAN KÜÇÜK – BERAT KARAASLAN

 

 

Seçimler sonrası başlayan zam furyasında sıra ulaşıma geldi. Bu kapsamda İstanbul’da toplu taşımaya UKOME tarafından %57 zam yapılması planlanıyor. İBB Çırpıcı Sosyal Tesisleri’nde bir araya gelen UKOME üyeleri zammı konuşacaklar. Toplantı öncesi TKP İstanbul İl Örgütü üyeleri protesto gösterisi düzenledi. TKP İl Başkanı Senem Doruk İnam, ulaşım zamları konuşulurken bir yandan da ekmeğe zam geldiğine dikkat çekti. İnan şunları söyledi:

“Emekçiler zaten işlerine ulaşmak için toplu taşıma kullanıyor. Toplu taşma ücretin yarısından fazla zam yapmak suçtur. Bu suçu işleyen iktidar da muhalefette birliktedir. Evet ulaşım gider maliyetleri fazlalaşmış olabilir. Ama bu emekçilerin sorunu değil. Seçimlerden sonra iktidar vergilerle akaryakıta bir sürü zam yaptı evet bu zamların bedelini emekçiler mi ödemek zorunda? Emekçiler gidermek zorunda mı? Soruyoruz evet açık bir şey var. Bugün maliyetler adı altında soygun meşrulaşmış durumda. Soygunun yeni adı; maliyetler arttı. Emekçiler İstanbul’da çok zor koşullar altında yaşıyor. Evet, ulaşım zamlarını konuşuyoruz ama dün halk ekmeğe de zam geldi. Her gün düşünüyoruz. Eğer ev sahibi kiraya artış yaparsa evsiz kalır mıyım diye düşünüyoruz. Bugün herkes faturaları ödemek için kara kara düşünüyor.

‘MAAŞIN YÜZDE 10’U ULAŞIMA GİDECEK’

İnam açıklamasında, yüzde 57 zam yapılması halinde asgari ücretlinin gelirinin yüzde 10’unun ulaşıma gideceğini de vurguladı:

“Emekçiler bu karanlığı yaşarken birileri zenginliklerine zenginlik katıyor. Bunun nedeni şu: halkın kaynakları patronların kasasına doluyor. iktidar da muhalefet de birlikte yapıyorlar. Burada tek bir suçsuz var o da emekçilerdir. Halkın yaşam koşullarına saldırıda bulunan içerideki toplantıya söylüyoruz. Ulaşım temel bir haktır. Isınma gibi barınma gibi eğitim sağlık gibi temel bir haktır ve ücretsiz olarak sağlanmalıdır. Söylediğimiz şey çok açık halkın olan halkın adına kullanılmalıdır. Bugün belediyeler şirketler adına kaynaklarını çoğaltıyorlar. Belediye eliyle devredilen şirketler kar-zarar durumu tartışılıyor. Emekçilerin ne koşullarda ulaşım araçlarını kullandığı tartışılmıyor. Şu açık bugün İstanbullu bir emekçinin asgari ücret alan bir emekçi eğer toplantıdaki zam oranı kabul edilirse ücretinin %10 u ulaşım giderlerine gidecek. Bu hak mı? Bu düpedüz soygundur. Biz TKP olarak bu soygunun karşısında duracağız. Mücadele edeceğiz. İlan ediyoruz ki İstanbullu emekçiler istanbulu sırtında taşıyorlar. İçerde konuşanlar duysun onlar da istanbullu emekçileri ücretsiz taşımak zorundalar. Bu kenti ve ülkeyi cehenneme çevirdiler. Biz diyoruz ki başka bir yönetim mümkün. Belediyelerin şirketleşmediği, halkın ihtiyaçlarına uygun devletçi, eşitlikçi politikalarla yol alması mümkündür diyoruz. Bunun için TKP mücadelesini büyütecek. Bu cehennemi yıkacağız. Hak ettiğimiz güzel ülkeyi kuracağız. Hayatımızı çalanların yakasına yapışacağız. Hırsızlardan hesap soracağız. Bu toplantıyı yaparken bunu unutmasınlar.”

‘KÖPRÜYÜ KOŞARAK MI GEÇELİM?’

Açıklamada konuşan basın emekçisi Büşra İlaslan da ulaşımın ücretsiz olması gerektiğini belirtti: “Biz bugün işimize giderken bütçemizden 30-50 TL arasında bir rakam ayırmak zorundayız. Bir günümüzü geçirmek için gıdaya çok ciddi rakamlar ayırmak zorudayız. Çocuğumuza süt alırken binbir türlü hesap yapmak zorunda bıraktılar. Her sıkıştıklarında bundan önce olduğu gibi daha sert bir şekilde vatandaşın cebini delik deşik ediyorlar. Bizden bekledikleri koşarak işe gitmek mi? Büyükçekmece’den Yenibosna’ya Kadıköy’den Mecidiyeköy’e giden çalışmak için köprüyü koşarak geçmesini mi bekliyorlar? Biz de diyoruz ki ulaşım ücretsiz olmalıdır.”

TİP’te tartışmalı ihraç kararı: Zoomdan görüştüler, yazılı savunma almadılar

0

Seçimlere büyük bir heyecan ve rüzgarla giren Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) seçim sonrası parti içi hesaplaşmalar başladı. Seçimlerde istenen başarıyı elde edemeyen TİP’in Çanakkale il örgütünde üye olan Neslihan Ülkü Baş yazılı savunması alınmadan ihraç edildi. İhraç kararını parti üyelerinin olmadığı grupta yapılan duyuruyla öğrenen Baş, kendisine mobing uygulandığını, itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını, haklarını hukuk yoluyla savunacağını söyledi.

ERCAN KÜÇÜK

Seçimlerin ardından TİP’te bir yandan da örgüt içinde tartışmalı süreç sürüyor. Çanakkale il örgütünde Milletvekili adayı Ayfer Göl’ün yakın çalışma ekibinde de yer alan Neslihan Ülkü Baş partiden ihraç edildi. Röportajlık’a konuşan Baş Genel Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Ulaş Karaağaç tarafından kendisine hakkında şikayet dosyası olduğunun söylendiği, görüşmeyi sonraki günlerde zoom üzerinden yaptıklarını, kendisinden yazılı savunma alınmadığını belirtti. Baş, süreci şu şekilde anlattı:

“1 Mayıs’ta eylem alanında TİP kortejinin önüne LGBT bireyleri konuldu. Onlarla birlikte ‘Faşizme karşı bacak omuza’ sloganı attım. Sonra Çanakkale İl Örgütü Kadın sorumlusu arkadaş gelerek bu sloganın burada atılamayacağını, belirlenen sloganlar haricinde sloganlar atılmaması gerektiğini söyleyip tepki gösterdi. Ben de LGBT komisyonumuz olduğunu, 1 Mayıs’tan önce toplantı yapılmadığını, sloganların belirlenmediğini, belirlendiyse benim neden haberimin olmadığını sordum. Sonraki günlerde de sosyal medya hesabımdaki paylaşımlarımdan aldıkları ekran görüntüleriyle birlikte şikayet etmişler. Benim sosyal medyada partiyle alakası olmayan paylaşımlarda konuyla hiçbir alakası olmayan parti il sekreterini hedef aldığımı yazmışlar. Bir de ben tartışmayı devlet memurluğu nedeniyle partiye resmi üye olamayan kadın sorumlusuyla yaşamıştım, ancak olay yerinde olmayan Gençlik Sorumlusu üzerinden şikayet edilmişim. Bana şikayete konu olan paylaşımlarımı göstermediler, sadece okudular.”

İHRAÇ EDİLDİ AMA HALA PARTİ ÜYESİ

Neslihan Ülkü Baş, kendisinden yazılı savunma alınmadığını da vurguluyor. Baş, kararı beklerken ihraç edildiğini parti içinde konuyla alakası olmayan arkadaşlarından öğrendiğini söyledi. Kararı beklerken 14 Temmuz akşamı ise partiye üye olmayan kişilerin de yer aldığı Çanakkale TİP whatsapp grubuna bölge sorumlusu tarafından, ihraç edildiği bilgisi paylaşıldı. Daha sonra bu paylaşım gruptan silindi. Bu duruma tepki gösteren bir üye, MDK Üyesi Ulaş Karaağaç’a esas kararın ne zaman geleceğini sordu, Karaağaç Baş’a ‘Esas karar örgütün ilettiği karar’ cevabını verdi. Baş da, bölge sorumlusundan karara dair resmi yazı istedi, kendisine WhatsApp grubuna attığı mesajı dikkate alabileceğini belirtti.

Yaşanan olaylara tepki gösteren Baş, “İhraç kararını beklerken parti üyesi olmayan kişilerin bulunduğu grupta hakkımda bu paylaşımın yapılması mobbing ve itibarsızlaştırmadır. Bana hala esas karar gönderilmedi. Bu nedenle hukuki süreci başlatamıyorum.” Dedi. Baş, E-Devletten sorguladığında ise hala parti üyesi olarak gözüktüğünü de söyledi.

MDK ÜYESİ: İHRAÇ ETTİK

Tartışmaların merkezindeki MDK üyesi Ulaş Karaağaç’a telefonla ulaştık. Baş’ı ihraç ettiklerini belirten Karaağaç, soru sormamıza müsaade etmedi, bu konuda bir görüş belirtmeyeceğini açıklama yapmayacağını, konuyla ilgili Çanakkale TİP örgütünden bilgi alabileceğimizi söyledi.

Gazeteciler yine mahkemede!

0

Dönemin Gaziantep Valisi Davut Gül ve dönemin Vali Yardımcısı Hüseyin Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu 6 kişi hakkında rüşvet ve usulsüzlük iddiaları hakkındaki haberi nedeniyle açılan “Kamu Görevlilerine Hakaret” davasının ikinci duruşması bugün görüldü. 5 Aralık’a ertelenen davada yargılanan Mustafa Büyüksipahi, dava sürecini Röportajlık’a anlattı.

BERAT KARAASLAN

İstanbul Valiliğine atanan Davut Gül’ün Gaziantep Valiliği döneminde, rüşvet ağına yönelik mücadele etmediği ve personelinin rüşvet almasına izin verdiği iddialarıyla yapılan suç duyurusunu haberleştirdiği gerekçesiyle Cumhuriyet Gazetesi Muhabiri Nagihan Yılkın ve eski cumhuriyet.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Büyüksipahi hakkında dava açıldı.

Davanın dün görülen ikinci duruşmasında savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Mütaalada davaya konu haberdeki ifadelerin “katılanın toplum içindeki saygınlığını zedelemeye yönelik olduğu, bu bağlamda hakaret suçunun yasal unsurlarının oluştuğu” gerekçesiyle Yılkın ve Büyüksipahi hakkında siyasi yasak ve 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istendi.

‘ŞİKAYETİ HABER YAPTIK’

Davayı Gazeteci Mustafa Büyüksipahi ile konuştuk. Vali Gül hakkında açılan davayı haberleştirdiklerini vurgulayan Büyüksipahi şunları söyledi: “Valilik bir ihale sürecinde anlaşmanın dışına çıkarak süreyi uzatıyor ve ek ödeme istiyor. Bir yurttaş da bunun hakkında yolsuzluk iddiasıyla suç duyurusunda bulunuyor. Muhabir arkadaşımız da bunu haberleştiriyor. Bir yurttaşın valilik hakkında suç duyurusunda bulunması haberdir. Davanın içeriği de tam olarak budur. Biz gidip de durduk yere Sayın Gül’ü şikayet eden bir haber yapmadık. Valilik hakkında rüşvet ve yolsuzluk iddiası başlığını kamu görevlisine hakaret olarak algılayıp dava açtılar.”

‘HABERİ ORTAYA ÇIKARAN YURTTAŞIN KENDİSİ’

Büyüksipahi mahkemede yaptığı savunmada konuyu eğip bükmeden haber yaptıklarını belirtti: “ İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 2. Duruşma görüldü. Savunmayı çok basit yaptım. Dedik ki “Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşının, devletin valisi hakkında suç duyurusunda bulunması haberdir. Hatta bundan daha haber ne olabilir. Üstelik haberi ortaya çıkaran yurttaşın kendisi, gidip suç duyurusunda bulunuyor. Biz de eğip bükmeden verdik. Dava da bana açıldı. Savunmalarımızı yaptık.

‘GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ’

Gazeteci Büyüksipahi duruşmanın 5 Aralık’a ertelendiğini söyledi. Gazetecilere baskının en çok arttığı dönemde olduğumuzu vurgulayan Büyüksipahi şunları söyledi: “Biz gazetecilik sınırları çerçevesinde mesleğimizi yapacağız. Kendimizi savunacağız. Her zaman gazetecilere yönelik bu tip baskılar oluyor. İktidarların gücüne göre de değişen oranlarda yansıyor. Şu anda baskının en arttığı dönemdeyiz. Dünyada da baskı anlamında önemli bir noktadayız. Mesleğimizi yapmaya devam edeceğiz”

Mustafa Büyüksipahi, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki para karşılığı haber yapma ve Cumhuriyet arşivinin satılması tartışmalarında vakıf yönetiminin, gazetecilik etiğine yakışmayan tutumunu gerekçe göstererek Cumhuriyet Gazetesi’ndeki görevlerinden istifa etmişti.

Menzil Tarikatı lideri Abdülbaki Erol öldü

0

Abdülbaki Erol, 12 Temmuz 2023 günü tedavi gördüğü Emsey Hospital hastanesinde hayatını kaybetti. Menzil cemaati olarak bilinen Nakşibendi tarikatının bir kolu olan grubun lideri Abdülbaki Erol, Gavs lakabıyla biliniyordu. Güneydoğuda çok etkili olan cemaatin Türkçe’yi çok az konuşabilen liderinin kim olduğuna bakalım.

BERAT KARAASLAN

Abdülbaki Erol 1949 yılında Adıyaman Kahta Menzil köyünde doğdu. Tarikat liderliği aileden gelen Abdülbaki Erol’un dedesi Gavs-ul Azam lakaplı Abdülhakim El Hüseyni olarak biliniyor. Aile Hz. Hüseyin soyundan gelenlere verilen adla Seyyid bir aile olduğunu iddia ediyor. Molla Abdülhakim Hüseynî, Suriye’de bulunan mürşidi Şeyh Ahmed Haznevî’ye on dört yıl boyunca gidip gelerek tasavvuf eğitimi aldı. Otuz altı yaşında iken de tasav­vuf bilgilerinden icazet alarak memleketine döndü. 

Abdülhakim Hüseyni’nin Şeyh olan iki oğlu Muhammed Raşid ve Abdülbaki idi.

Muhammed Raşit babası Abdülhakim’in vefatından sonra cemaatin başına geçti. Seyda Hazretleri lakabı ile tanındı. Cemaat onun döneminde oldukça genişledi. Dünya çapında mürit sayısına ulaştı. 1993 yılında hayatını kaybetti.

HOLDİNGLEŞEN CEMAAT

1993 yılında Muhammet Raşit Erol’un hayatını kaybetmesi ile Abdülbaki Erol cemaatin başına geçip Şeyh oldu. Cemaatin kurumsallaşması onun döneminde gerçekleşti. 1999 Yılında Kurulan Semerkand Vakfı, 2010 yılında açılan Semerkant Tv, 2013 yılında kurulan Vakfın paydaşı Beşir Derneği ve bizzat Başbakan Erdoğan tarafından 2012’de açılan Emsey Hospital hastanesi gibi imkanlara Abdülbaki Erol döneminde ulaşıldı. Cemaat faaliyetleri Semerkand Yayın Grubu adı altında Semerkand Tv, Radyo 15, Semerkand Yayınevi, Hacegan Yayınevi, Semerkand Dergisi, Semerkand Çocuk, Semerkand Aile ve Genç Okur Dergisi ile sürdürülmektedir. Ayrıca grup Semerşah Turizm ve Erşah Turizm adı altında hac ve umre organizasyonları da yapmaktadır.

Cemaat aynı zamanda FETÖ’yü andıran şekilde dershaneler aracılığıyla eğitim sektörüne de girse de fazla tutunamadı. Damla Dershanesi farklı şehirlerde kuruldu. Dershanelerde haftanın belli günlerinde sohbetler aracılığıyla cemaatler anlatıldı ve öğrenciler gezi adı altında Adıyaman Menzil köyüne götürüldü.

Bir sohbetinde askere gidemediğini de anlatıyordu. Abdülbaki Erol, birbirine “Sofi” ve “Kurban” diye hitap eden cemaat müritleri tarafından Gavs olarak adlandırılıyordu. Gavs evliyaların piri anlamına gelmektedir.

Cemaat özellikle 15 Temmuz sonrası Sağlık Bakanlığı’nda oldukça güçlendiği ve devletin çeşitli organlarında yer aldığına dair haberler yapıldı. Hatta FETÖ yargılamalarında Fetullahçı teröristlerin kendilerini gizlemek adına bu cemaatlerin isimlerini verdikleri de medyada yer aldı.

SİYASETİN İÇİNDE BİR TARİKAT

Cemaat reddetse de hep siyasetle iç içe oldu. Menzil’in çok ziyaretçi çekmesi üzerine Muhammed Raşid, 12 Eylül askeri yönetimi tarafından Gökçeada’da zorunlu ikamete gönderilmiş, fakat sağlık problemleri yüzünden Konsey kararı ile Ankara’ya yerleşmiş, sonra Menzil’e dönmüştür.

Özellikle Menzil Şeyhi Erol’un Alparslan Türkeş’e karşı bayrak açan Büyük Birlik Partisi lideri, eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve eski Maraş Ülkü Ocakları Başkanı Ökkeş Kenger Şendiler gibi önemli siyasi isimler, onun müritleriydiler. Eskiden bakanlık görevi icra eden Recep Akdağ ve Taner Yıldız’ın da Menzil mensubu olduğu dile getirilmektedir.

Cemaate ait olan Semerkand Vakfı 16 Mart 2023 tarihinde yaptığı basın açıklaması ile 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak olan genel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP ve MHP’nin içinde bulunduğu Cumhur İttifakını destekleyeceklerini bildirmiştir.

DİYANET RAPORUNDA MENZİL

Diyanet’in hazırladığı tarikatlar raporunda Menzil grubu ile alakalı şu bilgiler verilmektedir:

“Menzil grubu ülkemize en çok taraftara sahip gruplardan biridir. Şeyh önünde tövbe, zikir, vird, hatme, rabıta, cezbe, himmet gibi konular öne çıkmaktadır. Aynı şekilde rüya, keramet ve menkıbeye de önem verilmektedir. Bu görüşleri, sahih İslam anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Bu sakıncalı telakkiler Menzil cemaatinde daha çok vurgulanmaktadır. Son zamanlarda Menzil Cemaatinin bürokrasi de teşkilatlandığı ve kamuda etkisini artırdığı söylenmektedir. Doğru olması halinde ülkemizde orta ve uzun vadede sıkıntılara yol açacağı değerlendirilmektedir.” 

Hayatını kaybeden Abdülbaki Erol’un altı halifesi bulunmaktadır. Bu isimler;

Molla Muhammed Saki (Oğlu)

Molla Seyyid Mustafa

Molla Abdurrahman

Molla Nezir

Mola Muhammed Fettah

Molla Şeyhmus

İyi Parti’de yeni Başkanlık Divanı: 21 isimden 13’ü gitti, akrabasını da gönderdi!

0

 

İYİ Parti kurultayının ardından Başkanlık Divanı da belirlendi. Genel Başkan Meral Akşener, Başkanlık Divanını büyük oranda değiştirdi. Akşener’in akrabası Ümit Dikbayır’a da yeni Divanda yer vermemesi dikkat çekti.
ERCAN KÜÇÜK – BERAT KARAASLAN

RÖPORTAJLIK 10 GÜN ÖNCE YAZDI!
İyi Parti’de 21 kişilik Başkanlık Divanına 13 isim ilk defa girdi. Uğur Poyraz, Bahadır Erdem, Ümit Dikbayır gibi isimler Başkanlık Divanında yer almadı. Röportajlık, 24 Haziran’da yaptığı haberde Buğra Kavuncu, Oktay Vural ve Kürşat Zorlu Başkanlık Divanında yer alacağını yazmıştı.

İyi Parti’de kurultay günü: Kimler geldi kimler gitti?

Ayfer Yılmaz Genel Sekreter, Oktay Vural Siyasi İşler Başkanı olurken Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu yerini korudu. Bu isimlerden dikkat çekenleri şöyle;

Siyasi İşleri Başkanlığına MHP eski Grup Başkanvekili Oktay Vural,
Hukuk İşleri Başkanlığına FETÖ’nün Balyoz Kumpasında hedef aldığı Emekli Askeri Hakım Ahmet Zeki Üçok,Teşkilat Başkanlığına eski İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu,
Mali İşler Başkanlığına Cem Özdemir,Kurumsal İlişkiler Başkanlığına Şükrü Kuleyin,
Türk Dünyası ve Yurtdışı Türkler Başkanlığına, MHP Kurucusu Alparslan Türkeş’in kızı Ayyüce Türkeş görevlendirildi.

Divana giren isimler kadar, ismi çizilenler de dikkat çekiyor. Öyleki Akşener, parti içinde kendisine en yakın isimlerden olan ve aralarında akrabalık bağı bulunan Ümit Dikbayır’ı da Divana almadı.

YANARDAĞ’I HEDEF ALMIŞTI,
LİSTEYE GİREMEDİ
Listede Siyasi İşlere Koray Aydın yerine Oktay Vural, Genel Sekreterliğe Uğur Poyraz yerine Ayfer Yılmaz, Hukuk ve Adalet İşlerine Bahadır Erdem yerine Ahmet Zeki Üçok ve Mali İşlere Ümit Dikbayır yerine Cem Özdemir getirildi.

Ümit Dikbayır delegeden en yüksek ret oy alarak asil listeden düşmüştü.
Geçtiğimiz günlerde tutuklanan TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında sert yorumlar yapan Bahadır Erdem de görevini Ahmet Zeki Üçok’a devretti.

Bahadır Erdem, Akşener’in altılı masadan kalktığı süreçte Yavaş ve İmamoğlu görüşmesinden sonra “Nerede Kalmıştık” paylaşımı ve ittifakı desteklemesi ile de hatırlanıyor.

İYİ Parti Başkanlık Divanı
Genel Başkan – Meral Akşener
Siyasi İşler Başkanı – Oktay VURAL
Genel Sekreter – Ayfer YILMAZ
Teşkilat Başkanı – M. Satuk Buğra KAVUNCU
Mali İşler Başkanı – M. Cem ÖZDEMİR
Kurumsal İlişkiler Başkanı – Şükrü KULEYİN
Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı – Ahmet Zeki ÜÇOK
Seçim İşleri Başkanı – Sedat AKSAKALLI
Uluslararası İlişkiler Başkanı – M. Naci CINISLI
Türk Dünyası ve Yurtdışı Türkler Başkanı – Ayyüce TÜRKES
Göç ve Sığınmacı Politikaları Başkanı – M. Tolga AKALIN
Yerel Yönetimler Başkanı – Burak AKBURAK
Medya İlişkileri Başkanı ve Parti Sözcüsü – Kürşat ZORLU
Ekonomi Politikaları Başkanı – Bilge YILMAZ
Kalkınma Politikaları Başkanı – Ümit ÖZLALE
Araştırma ve Veri Yönetimi Başkanı – Birol AYDEMİR
Milli Güvenlik Politikaları Başkanı – Ali DEMİR
Eğitim Politikaları Başkanı – Sevinç ATABAY
Toplumsal Politikalar Başkanı – Ece GÜNER
Kadın Politikaları Başkanı – Ünzile YÜKSEL
Şehircilik Politikaları ve Afet Yönetimi Başkanı – Türker YÖRÜKÇUOGLU
Parti İçi Eğitim Başkanı – Ayşe SUCU

‘Yaşananlar unutulmuyor, unutulmayacak’

0

6 Şubat Pazartesi günü Kahramanmaraş Bölgesinde meydana gelen 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde depremle birlikte bölgeye Trabzon İtfaiye Daire Başkanlığı tarafından gönderilen ekipler olay yerinde yaşadıklarını anlattı.

Bahar AKBUĞA / Ebru ULUDÜZ

Ülke tarihinde en büyük depremlerden olan Kahramanmaraş depremiyle birlikte yaşanan afetin etkisi, Türkiye’nin birçok yerinden hissedilirken milyonlarca insan da bu durumdan olumsuz etkilendi. Asrın felaketi olarak nitelendirilen Kahramanmaraş’ta yaşanan 7.7 ve 7. 6 büyüklüğünde 2 şiddetli deprem sonrası yıkımın yaşandığı Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Diyarbakır, Osmaniye, Adana ve Kilis’in dışında Suriye de depremde büyük hasar gördü.

Ülkemizi derinden sarsan bu depremlerin ardından yaşanılanlar unutulmuyor. Trabzon Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Çavuşu Faruk Yılmaz deprem bölgesini cehenneme benzeterek, iki bölgede çalıştığını, bunların Kahramanmaraş Elbistan ve Hatay Antakya olduğunu belirtti, “Hatay Antakya bir cehennem yeriydi” dedi. Ekipten Faruk Yılmaz, Ortahisar Grubu üçüncü adede ekip amiri olarak görev yapmakta ve 13 yıldan beri bu görevi icra etmekte. Yılmaz, hem ekibi hem de şahsını geliştirme çabası içerisinde olan bir itfaiye çavuşu olduğunu dile getirdi.

Deprem haberini aldıktan sonra bölgeye geçtiklerini belirten Yılmaz, sabah deprem haberi saat 04.17 geldiğinde tüm hazırlıklarını yaparak birimin başında olan amir koordinesinde kurtarmada görevli olan personelle iletişime geçilip 2.5-3 saat içerisinde deprem bölgesine irtibat etmek için yola çıktıklarını söyledi. Yılmaz, hazırlıkların 2.5-3 saat sürmesinin sebebi olarak, ön hazırlık aşamasının çok önemli olduğu ve bu sürede gerekli aşamaların tamamlanması olarak açıkladı. Konuşmamıza dahil olarak Eğitim Amiri Emin Uzun, Adıyaman’ a 3 araç 15 kişi, Kahramanmaraş Elbistan’a 3 araç 15 kişi ve Hatay Antakya Merkez ilçesine 3 araç 15 kişiden oluşan bir ekiple toplamda 1 hizmet aracıyla beraber 10 araç 45 personel 1 arama kurtarma köpeğiyle intikal ettiklerini dile getirdi.

Ekip, deprem bölgesinde 17 kişiyi ve arama kurtarma köpeği Rita sayesinde 3 kişi ve 1 kediyi enkaz altından kurtardı. Bunun yanı sıra; hayatını kaybetmiş 50 kişiyi enkazdan çıkardılar.

Enkaz çalışmaları hakkında bilgiler veren itfaiye çavuşu Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü; “Oradaki ilk hedef canlı belirtisi olan yerlere yönelmektir, ölmüş olana da insanlığımız ve görevimiz gereği müdahale ediliyor ama öncelikler var”.

Enkazda en fazla 8-9 saat en az 2-3 saat uğraştıklarını öğrendiğimiz ekip, Deprem bölgesinde birçok anılarının olduğunu ama anlatmayacaklarını dile getirerek “bizim bazı şeyleri dile getirmemiz, acıları tekrar yaşamamıza sebebiyet veriyor” şeklinde konuştu.. Konuşmasını devam ettiren ekip amiri olay yerine gidildiğinde devletin tüm birimlerinin görüldüğünü, burada bütün itfaiyecilerin canla başla çalıştığı, ayriyeten AFAD gibi bir kurumun hem organizasyon denetimin sahada olduğu hem de polis arama kurtarmadan, jandarma arama kurtarmaya tüm devlet kurumlarının kendi arama kurtarma birimlerin sahada aktif bir şekilde çalışmalarını sürdürdüğünü dile getirdi.

Sözlerini sürdüren Yılmaz, “Arama kurtarma çalışmasının sona ereceğine afat ve koordine ekipleri karar verir” dedi.  Ses alındığı müddetçe çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Yılmaz şunları anlattı: “Canlıyı çıkardıkları zaman çevresinde tekrardan akustik dinleme yapılıp ısıyla beraber sıcaklık alınıp alınmadığına bakılıyor. Veyahut ta enkaz haricindeki yakınlarının bilgisine başvuruluyor. Apartmanda veya dairede kaç kişi yaşadığı, yatak odalarının hangi kısımlarda kaldığı gibi bilgiler ediniliyor.”

Bölgede arama kurtarma ekiplerinin psikolojik olarak etkilendiğini belirten ekip, bu psikolojinin insandan insana fark edeceğini, depremin ne kadar büyük olduğunu daha iyi bir idrak edilebildiğini vurguluyor. Olay yerine gittikleri için, ne kadar büyük olduğunu ne kadar riskli olduğunu ve mağduriyetini daha iyi gözlemleme imkanı bulduklarını anlattılar:

“Televizyondan görmekle olay yerinde görmek aynı değil. Şunu daha iyi öğrendik insanın ne malı ne mülkü hiçbir şeyi gitmiyor. Yapılacak olan eğer Allah’a inanıyorsak sadece ibadet etmekten başka çaremizin olmadığı, ölüm kapıya dayandığında seni ahiret de karşılayacak olanlara hazırlıklı olman gerektiğinin farkında olmak. Maddi idrakla manevi idrakın önemi daha iyi anlaşılıyor. Temiz bir çamaşır ve bir kase çorbanın değeri..”

Sözlerini devam ettiren ekip çavuşu “Elimi 10 gün sonra suyla yıkadım ve çok mutlu oldum” diyerek bölgede temizlik hissiyatının bile ne kadar değerli olduğunu anlattı. Psikoloji olarak belirli sürenin devam edeceği hemen unutmayacağı belli. Yaşanılanların unutulması isteniyor, fakat zaman alacak. İtfaiyeci arama kurtarma olarak bazı şeyleri sadece görürüz, bakmayız bakmakla görmek arasında fark var. Pek çok vakalarda cesetler, parçalanmış vücut bütünlüğü bozulmuş insanlar görülür, onları dikkatli şekilde incelemek elimize bir şey geçirmez, görülür ve göreve devam edilir.” Dedi. Yılmaz da “Yapmalıyız ki etkilenmeyelim, kurtulmalıyız ki korkmayalım” dedi .

Trabzon Büyükşehir itfaiyesi deprem alanında 15 gün boyunca arama kurtarma faaliyetlerini sürdürdü. Merkeze geri döndüklerinde büyük bir kitle ve Başkan Vekili Atilla Ataman’la birlikte Vali Bey tarafından karşılandılar. Çiçeklerle karşılanan ekip ne kadar mutlu olduklarını dile getirdi. Bu noktada arama kurtarma köpeği Rita’ya da ilgi yoğundu, onu da çiçeklenme gururundan ayırmadılar. Böyle bir görevi icraat etmenin verdiği gurur ve mutlulukla tüm ekibin bu davranışla ne kadar onore olduklarını ekip çavuşu Faruk Yılmaz dile getirdi.

“Yaşanılan bu korkunç olayda herkesin küçük de olsa katkısı olduğu herkesin oradaki insanlar için seferber olduğu maddi, manevi küçük, büyük el tutulduğu ve tutulması gerektiği biz insanlığın böyle zamanlarda birbirimize daha çok kenetlenerek baş edebileceğimiz hep beraber üstesinden gelebileceğimiz asrın felaketini yaşadık. Tek temennimiz yaralarımızın bir an önce sarılması, üstünden zaman geçti ve geçiyor diye gözlerimizi o illere kapatmamamız. Hepimiz bu dünya da bir şeylerin değişmesi farkına varılması konusunda ses çıkarmaya başlamalı göz yumma aşamasını yenmeliyiz. Oturduğumuz binaların güvenliğini, temelinin sağlamlılığı araştırmalı bunları yok saymamalı ve en önemlisi ertelememeliyiz. Biz üzerimize düşenleri yaptıktan sonra Allah’a sığınmalıyız. Allah büyük afetlerin tekrar gündeme gelmesinden hepimizi korusun. Fakat böyle bir durumla da karşılaştığımız zaman devletimizin tüm ekiplerini; ambulans, polis, itfaiye, hastane, gibi kurumların yanımızda olduğunu bilmek bizi mutlu eder.”

İyi Parti’de kurultay günü: Kimler geldi kimler gitti?

0

İyi Parti’nin 3. Olağan Kurultayı, bugün yapıldı. Kurultayda yeniden genel başkan seçilen Meral Akşener’in Genel İdare Kurulu da belli oldu. Delegeler, 50 üyeden oluşan Genel İdare Kurulu’nu (GİK) da oyladı. Yeni GİK’te, Başkanlık Divanı’nda yer alan 6 isim kendine yer bulamadı.

ERCAN KÜÇÜK –BERAT KARAASLAN

Seçim sonrası muhalefette yaşanan tartışmaların ardından merakla beklenen İyi Parti Kurultayı bugün tamamlandı. Meral Akşener’in tek aday çıktığı kongrede seçim blok liste ile yapıldı. 50 kişilik GİK büyük oranda değişti. Röportajlık’ın edindiği bilgiye göre listelerin hazırlanmasında Uğur Poyraz, Ümit Dikbayır ve Buğra Kavuncu’nun etkisi oldu. Bu kapsamdaki isimlerden birisi de Beylikdüzü İlçe Başkanı Erol Karapınar oldu. Karapınar, Buğra Kavuncu’ya en sadık isimlerden birisi olarak gösteriliyor. Kurultayın en büyük süprizi ise Eski MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın İyi Parti’ye katılıp, GİK listelerine girmesi oldu. 34’ü yeni isimlerden olmak üzere 50 kişilik yeni GİK’te yer alan dikkat çekici isimler şunlar oldu:

50 KİŞİLİK LİSTEDE 34 YENİ İSİM

Yakın dönemde Meral Akşener Başdanışmanı olarak atanan Ahmet Zeki Üçok, MHP Kurucusu Alparslan Türkeş’in kızı Ayyüce Türkeş Taş, “Biz İYİ Parti olarak belediye kazanmak istiyoruz. İYİ Parti olarak bizim yerel yönetimlerdeki gücümüzü göstermek istiyoruz” sözleriyle gündeme gelen Ümit Özlale, Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu, Bilge Yılmaz, Genel Başkan Danışmanı Turhan Çömez, Gazeteci Selcan Hamşioğlu.

Yeni GİK’te yeni dönem milletvekili seçilen bazı isimlere de yer verilmemesi dikkat çekti. Ciddi Gazete’nin haberine göre GİK’te yer almayan milletvekilleri şöyle:

Koray Aydın (Ankara), Şenol Sunat (Manisa), Yasin Öztürk (Denizli), Müsavat Dervişoğlu (İzmir), Dursun Ataş (Kayseri), Lütfü Türkkan (Kocaeli), Erhan Usta (Samsun), Adnan Beker (Ankara), Yüksel Arslan (Ankara), Aykut Kaya (Antalya), Ahmet Eşref Fakıbaba (Ankara), Turan Yaldır (Aksaray), Lütfullah Kayalar (Yozgat), Hakan Şeref Olgun (Afyon), Yüksel Selçuk Türkoğlu (Bursa), İdris Nebi Hatipoğlu (Eskişehir), Mehmet Mustafa Gürban (Gaziantep), Nimet Özdemir (İstanbul), Ersin Beyaz (İstanbul), Seyithan İzsiz (İstanbul), Hüsmen Kırkpınar (İzmir), Ünal Karaman (Konya), Adnan Şefik Çirkin (Hatay), Rıdvan Uz (Çanakkale), Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu (İstanbul), Mehmet Salim Ensarioğlu (İstanbul), Mustafa Cihan Paçacı (İstanbul), Burhanettin Kocamaz (Mersin), Mehmet Akalın (Edirne), Bilal Bilici (Adana), Ahmet Ersagun Yücel (İstanbul), Hasan Toktaş (Bursa), Yavuz Aydın (Trabzon)

Genel İdare Kurulu’nda 34 İsim İlk Defa Seçildi. İlk defa GİK seçilenler şöyle:

1-Bilge Yılmaz

2-Ümit Özlale

3-Sevinç Atabay

4-Ayfer Yılmaz

5-Kürşad Zorlu

6- Ayyüce Türkeş Taş

7-Ömer Karakaş

8-Turhan Çömez

9-Buğra Kavuncu

10-Selcan Hamşıoğlu

11-Ayşe Sucu

12-Hüseyin Özlük

13-Mustafa Veysel Güldoğan

14-Oktay Vural

15-Berna Sukas

16-Rıdvan Yalçın

17- Ali Demir

18- Ahmez Zeki Üçok

19-Alpaslan Yücel

20-Taner Demirer

21- Birol Aydemir

22- Türker Yörükçüoğlu

23-Sedat Aksakallı

24-Ece Güner

25-Yetkin Öztürk

26- Ali Gökdemir

27-Erol Karapınar

28-İmren Tüfekçi

29-Orkun Kanber

30- Ayşen Kurt

31- Emin Yetin

32-Raşit Emir Süer

33-İrem Yaman

34-Fatih Koca

BAŞKANLIK DİVANI SİL BAŞTAN

İyi Parti’de parti yönetiminin yer aldığı Başkanlık Divanı’ndaki bazı isimlerin de yeni GİK’te yer almaması dikkat çekti. Başkanlar Kurulu Bir önceki dönem Başkanlık Divanı üyesi olan 6 isim yeni dönemde Genel İdare Kurulunda yer almadı. Bu isimler şöyle;

İYİ Parti TBMM Grup Başkanı olan Koray Aydın, Seçim İşleri Başkanı Şenol Sunat, Uluslararası Politikalar Başkanı Ahmet Kamil Erozan, Türk Dünyası ve Yurtdışı Türkler Başkanı Rıdvan Uz, Daha Ortadoğu Politikaları Başkanı Mehmet Salim Ensarioğlu, Kurumsal İlişkiler Başkanı Cihan Paçacı

Değişim tartışmalarının yaşandığı bir dönemde kurultayını gerçekleştiren İYİ Parti, kadrolarını yenilerken Meral Akşener’in geçtiğimiz döneme göre yeni bir Başkanlık Divanı kurması bekleniyor. Yeni Başkanlık Divanı’nda yeni GİK üyelerinden Buğra Kavuncu, Kürşat Zorlu ve Oktay Vural’ın Başkanlık Divanında yer alması yüksek ihtimal gözüküyor. Bahadır Erdem ve Metin Ergün yerini korurken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 14 yıl boyunca özel kalemi olarak görev yapan Ömer Karakaş’ın da Teşkilatların başına geçmesi bekleniyor. İyi Parti tüzüğüne göre Genel Başkan Akşener’in Başkanlık Divanı’na GİK üyeleri dışından 3 kişi atama hakkı bulunuyor.

Eski CHP Milletvekili Sapan: ‘Kılıçdaroğlu ve ekibi derhal istifa etmeli’

0

Aylardır Türkiye’de gündemin tek hakim konusu seçimler sona erdi. Cumhur İttifakı’nın beklenenin üstünde oy alması Millet İttifakı’nda özellikle CHP içinde tartışmaları beraberinde getirdi. Üstüste olumsuz koşullara rağmen Tayyip Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı olması da rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinin tartışılmasına neden oldu.

ERCAN KÜÇÜK

Millet İttifakı ilk toplanmaya başladığından beri Cumhurbaşkanı adaylığı üzerine birçok iddia ortaya atıldı. Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun isimleri anketlerde önde çıkmasına rağmen günün sonunda Kılıçdaroğlu ortak aday oldu. 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerde ise kaybeden isim Kılıçdaroğlu oldu. Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olduktan sonra ilk ihraç ettiği isimlerden Eski CHP Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan ile seçim sonuçlarını konuştuk. Kılıçdaroğlu’nun adaylığına büyük tepki gösteren Sapan, Millet İttifakı’nın da Deva ve Gelecek Partisi’ne yaradığını vurguladı. Sapan’ın sorularımıza verdiği cevaplar şu şekilde:

‘DOĞRU ADAY KILIÇDAROĞLU DEĞİLDİ’

-Aday belirlenmeden önce kamuoyunda Kılıçdaroğlu’ndan başka isimler konuşuluyordu. Doğru aday kimdi sizce?

Kemal Kılıçdaroğlu hiçbir açıdan doğru aday değildi. Genel seçmenin aradığı donanım, karizma, liderlik ruhu, entelektüel birikim (özellikle Baykal döneminde yükselen çıta açısından),en önemlisi de ikna yeteneği, Kılıçdaroğlu’nun en eksik yanlarıydı. Bugüne kadar çizdiği zikzaklar onu seçmenin kafasına inandırıcılıktan uzak tutarsız bir siyasetçi olarak işledi. Bu, aşılması imkansız bir engeldi. Özellikle 20 senelik, güçlü ve retorik açısından üstün olmakla birlikte, seçmenleri tarafından sevilen bir rakip karşısında eli kolu bağlı kalmak gibi bir şeydi! Sabanın traktör ile yarışı gibi bir şeydi! Bu açıdan baktığınızda maça 6-0 mağlup başlıyordu.

Bence doğru aday Kılıçdaroğlu haricindeki herkesti. Oldukça donanımlı, toplumun her kesiminden gönüldaş bulabilecek, Türkiye’yi dış dünyada da temsil edebilecek niteliklere sahip çok güçlü adaylar vardı. Ama olmadı. Oysa toplum değişime, yeni bir anlayışa aç ve hazırdı. Maalesef bu fırsat kaçtı.

-CHP’nin aldığı oyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce başarılı mı?

Alınan oy YCHP’nin ya da Kılıçdaroğlu’nun değil, sıkışmış bir toplumun 2 seçenekten birini tercih etme zorunluluğundan kaynaklanan bir rakam. Oran bizi şaşırtmamalı. Zira seçenek yoktu. Sadece 2 seçenekli bir seçimde alınan hiçbir oy başarı hanesine yazılamaz. Zira oyların önemli bir bölümü seçeneksizlik dolayısıyla verilen oylardır. Bu bakımdan Kılıçdaroğlu ve ekibi son derece başarısızdır. Ve derhal istifa etmelidir.

Denenmeyen hiçbir yol, yöntem kalmamıştır. İstifa etmeme gerekçesi olabilecek yeni ve denenmemiş bir motivasyon aracı da yoktur. Bu, öylesine büyük bir başarısızlıktır ki, Türkiye’nin siyasi geçmişinde tek bir örneği yoktur.

Kılıçdaroğlu dost düşman herkes ile işbirliği yaptı, partinin kurucu ilkelerine ihanet etti, kendi örgütlerini yok saydı, hem Türkiye Cumhuriyeti’ni hem CHP’yi kuran büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü bile inkar etti. Ne pahasına? İktidar olma pahasına ama tüm bunlara rağmen olamadı. Kimi zaman İslamcı, kimi zaman solcu olmaya çalıştı. Bazen liberal, bazen de demokrat olmaya çalıştı.

Mezhepçi de oldu, etnikçi de. Semazenler bile hızına erişemedi… Bir ara fakir de olmaya çalıştı ama ETRO marka gömleğini gizleyemedi! Bir tek Atatürkçü olmadı! Olamazdı da zaten. İthal ettiği beden ve konuşma dili yakayı ele verdirirdi. Onun kafasının içinde Atatürk düşmanlığı var. Onun kafasının içinde cumhuriyetten intikam alma duygusu var. Onun kafasının içinde cumhuriyet ile hesaplaşmak için yanıp tutuşanları, görevi gereği onurlandırmak var. Bu nedenlerle partiden derhal uzaklaştırılmalıdır.

YEREL SEÇİMLER HEZİMET OLACAK!

-İttifaktaki Deva Partisi, Gelecek ve Saadet Partilerinin katkıları tartışılıyor. İttifak kime yaradı?

İttifaktan en karlı çıkan parti Deva ve Gelecek’tir. YCHP’yi resmen kekleyerek müthiş bir başarıya imza attılar. Hiç de hak etmeden 40 milletvekili aldılar. Burada tek üzüldüğüm emektar CHP örgütü ve seçmenidir. Onların beklentilerini, umutlarını ve geleceğini çal (dır) dılar, çaresiz bıraktılar. Onları tekrar motive etmek artık çok zor. Tam da bu nedenle yerel seçimler hezimet olacak!

-CHP’de genel başkanlık tartışmaları devam ediyor. Bir yandan da Kılıçdaroğlu’nun istifayı düşünmediği iddia ediliyor. Sizce Kılıçdaroğlu devam etmeli mi? Hayırsa yerine kim gelmeli?

CHP’nin başına kimin geçeceğinden çok hangi anlayışın geçeceği önemli! Mevcut yönetimin anlayışı devam ederse CHP tabela partisi olacaktır. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi kendi genlerine dönmelidir. Çare Mustafa Kemal Atatürk’tür. Alınacak ilham ve ders Nutuk’ta yazılıdır!

Hayır kurumundan Holdinge; Bir Kızılay Hikayesi

0

Şubat ayında yaşanan ve 11 ili doğrudan etkileyen 2 deprem arama kurtarma ve sonrasındaki çalışmalarda ne durumda olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmemizi sağladı. Afetten kurtulan vatandaşlar için çadır bulunamazken, çadır bulmakla sorumlu Kızılay’ın AHBAP’a parayla çadır satması büyük tepkilere neden oldu.

Ancak Kızılay’ın bu tartışmalı kararı ne ilk ne de sondu. Yıllardır Kızılay’daki usulsüzlükleri haberleştiren Birgün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı, bunları Kızılay Holding kitabıyla yayınladı. Kızılay’ın 1999’dan beri yaşadığı skandalları bir araya getiren Arı ile gazetede bir araya geldik. Arı’ya, Kızılay’ın holdingleşmesi neden tartışılıyor, iktidarların gözü neden Kızılay’da, Kızılay nasıl düzelir gibi soruları sorduk.

ERCAN KÜÇÜK

ÇOK BÜYÜK PARALARI YÖNETİYOR

İktidarlar neden Kızılay’a hakim olmak ister?

Birincisi çok büyük bir parayı yönetiyor. Kitapta 2021 bütçesini yazmıştık. Kitap basıldıktan sonra 2022 bütçesi açıklandı. 2021’de 8 milyar, 2022 bütçesi 10 milyar lira. Bu büyük bir para. Öncelik nedeni bu. İkincisi bir istihdam alanı iktidarlar için. Mesela Kızılay’ın personel sayısı yaklaşık 15.000. Üçüncü olarak bir prestij demek. Kızılay yönetim kurulu üyeliği unvanı için insanlar birbirini yiyor. Uluslararası boyutu var. ‘Sudan da onu yaptık. Yemen’e bilmem ne gönderdik vs.’ Ana nedenleri bunlar. Ama tabii en büyük nedeni dediğim gibi bütçesi ve gayrimenkulleri. 6.000 civarında gayrimenkulü var. Büyük kısmı hala duruyordur diye tahmin ediyoruz. Elbette elden çıkardıkları vardır ama eğer bazı şeyler de bilinir. Örneğin Ankara’daki Kızılay AVM, Pendik’te çok büyük bir arazileri var. İmar planını değiştirmek istediler. Sanırım Cihangir taraflarında İstanbul’un en kıymetli bölgesi orada birtakım arazileri var. Bunlar elden çıkarılsa bilinir duyulur. Ama daha ufak çaplı şeyleri satmış olma ihtimalleri yüksek. Onu tabii açıklamadıkları için takibini yapamıyoruz maalesef.

Şirketleşmeden bahsediyorsunuz. Kızılay’ın holdingleşmesinin ne sakıncası var mesela? Hükümet değişse ya da Kızılay liyakatli isimlerin eline geçse bu bir sorun olmaktan çıkar mı?

Holdingleşmesinin en büyük sakıncası hayır kurumunu ticarethaneye dönüştürmesi. Ben Kızılay’ın elbette gelir kazanması gerektiğini düşünüyorum. Bunu zaten 1930’lu yıllarda ülkenin kurucusu Atatürk bile düşünmüş. Rivayete göre bir rahatsızlık yaşıyor maden suyu ona iyi geliyor. Sonra orayı kendi şahsi parasıyla alıyor ve Kızılay’a başlıyor. Kızılay buradan bir gelir elde etsin diyor. Yılda 2 milyar şişeye yakın maden suyu satışı var. En büyük gelir kaynağı. Elbette böyle şeylerden, Kızılay gelir sağlamalı. Ama holdingleşerek bir rant alanı yarattılar. Mesela şu an 11 şirket var, bir de şirketin çatısı var: Holding 12 ayrı yapı, hepsinin ayrı ayrı yönetim kurulları var. Hepsinin ayrı ayrı genel müdürleri var. Mesela daha önce böyle bir yapısı yoktu ve bu inanılmaz bir bütçe kaynağı demek. İnanılmaz bir kadrolaşma demek. Zaten holdingleşmeden sonra Kızılay’ın personel sayısı tavan yapıyor ve denetimden uzak oluyor. Şimdi Kızılay’ın internet sitesine baktığınızda Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü araç kiralayacak, onun ihalesini görürsünüz. Ama şirketler kurulduktan sonra şirketlere ihalesiz alımlar yapılıyor. Hepsinin 7-8 kişilik yönetim kurulu var, hepsi huzur hakkı alıyor, hepsini araç tahsis ediyor. Hepsinin Genel Müdürü var. Ve bir kar amacı gütmeye yöneliyorlar. Erdoğan 2015’te ‘Türkiye’yi bir anonim şirket gibi yöneteceğiz’ demişti. Kızılay da bunun örneği. Anonim şirket gibi yönetmeye çalıştığınızda Kızılay’ı işte gördük. Depremde çadır satarsınız. Bir şirket mantığıyla hareket edersiniz. Yani kâr amacı güderek. Bu da Kızılay yapısına ters.

HAYIR KURUMUNDAN 11 ŞİRKETLİ HOLDİNGE

Şunu tam anlayamadım. Kızılay Derneği bir de bunun haricinde şirketler var. Holding ve holdinge bağlı şirketler var. Bu karlar Kızılay Derneği’ne aktarılıyor mu? Kızılay’ın gelir kalemini nasıl etkiliyor?

Bunları açıklamadıkları için bilemiyoruz. Hatta bu röportaja özel bilgi verelim. Geçen günlerde Kızılay’ın yönetim kurulu üyesiyle konuştum. Şu an mevcut yönetimde olan Kerem Kınık’la yönetime giren. Ona da söyledim. 11 şirket 12 ayrı yapı var ve bu şirketlerin kaçının kar, kaçınan zarar ettiği bilinmiyor. Öyle şirketler var ki kâr etmesi pek mümkün değil. Kızılay içecek kâr eder, maden suyu üretimi orada. Ama mesela Kızılay kültür sanat AŞ.; Kızılay’ın bir dergisi var, onu basıyor, onu da her yere bedava dağıtıyor.  Orada bir sürü insan istihdam etmişler. Genel Müdürü atamışlar 7 kişilik yönetim kurulu var. Hepsine araç tahsis etmişler vs. Bu şirketin kar etme imkanı yok. Başka şirketler de var, hatta bir şirket var. 3 personeli vardı. Yani bir genel müdür, 2 personeli var altında. Ve faaliyet raporları yayınlıyor. Kızılay, her yılın sonunda kamu kurumları gibi.  Orada detaylı biçimde anlatmaları lazım. Anlatmıyorlar. Yönetim kurulu üyesine de söyledim. Dedim ki ‘Halkın tekrar Kızılay’a güvenmesi için bunları niye açıklamıyorsunuz?’ Kızılay yönetim kurulu 15 günde bir toplanıyor. Bu kararların hepsi gizli hiçbirini açıklamıyorlar. Ne kararı alır? Açık açık söyledim. ‘Siz emniyet genel müdürlüğü müsünüz? MİT misiniz? Bunları niye internet sitenize koymuyorsunuz’. Evet, haklısınız falan diyor. Bunlar gizlendiği zaman kafalarda soru işareti oluyor işte. O şirketlerde neler dönüyor, nerelere paralar aktarılıyor maalesef bilemiyoruz.

‘KINIK’TAN VAZGEÇTİKLERİNİ SANMIYORUM’

99 depreminden 2 ay sonra hem hükümetten hem muhalefetten büyük baskılar geliyor. Dönemin Kızılay Başkanı Kemal Demir istifa ediyor. O dönem bir baskıyla kızlar Genel Başkanı istifa ettirilebiliyor. Bu dönem iktidar kanadından da eleştiriler gelmesine rağmen yaklaşık 3 ay Kızılay başkanı direndi. En son seçimlere 2 gün kala istifa etti. Cumhurbaşkanı Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık’tan neden vazgeçti?

Vazgeçti mi bilmiyoruz. Afet Bakanı falan olursa şaşırmam. Çok vazgeçtiğini düşünmüyorum. Büyük ihtimalle başka bir yerde yine kendisini değerlendirirler. Eğer seçimi kazanırlarsa, onu da bekleyip göreceğiz. Birazcık oy kaygısı güderek bir şey yapmak istendi. Malum daha önce kendi Bakanlığına dezenfektan satan bakan vardı. Onu da görevden aldılar. Birazcık toplumun tepkisi dinmeyince, bu Kızılay meselesi de sönümlenmeyince birazcık insanlara da yatıştırmak için böyle bir adam attı. Ama Kerem Kınık’tan ben çok vazgeçebileceklerini düşünmüyorum.

Erdoğan’ın çok eski yol arkadaşlarından birisi. Hatta Erdoğan ailesinin desteğini alarak Kızılay içerisinde Yıldırım ailesine karşı savaş açmış bir isim. Bunların hepsini Erdoğan ailesine güvenerek yaptı. Böyle bir konumdayken çok vaz geçilebilir değil bence.

99 döneminde de aslında Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in bir açıklaması yok. Kemal Demir ile dostlukları çok eskiye dayanıyor. Farklı partilerde 60’lı 70’li yıllarda meclis çatısı altında çok kavga ediyorlar. Ama Kemal Demir’in çevresine göre aralarında bir hukuk bir dostluk gelişiyor. Sonra Demirel Cumhurbaşkanı olunca geçmişten tanıdığı bir isim, araları daha da iyi oluyor, yakınlaşıyorlar.

O dönem muhalefet ayağa kalkıyor. Bir taraftan koalisyon iktidarları var. Ve inanılmaz bir öfke oluyor. Ve öfke tek bir yere kanalize oluyor. Çünkü tek otorite o zaman Kızılay. Şimdiki bu AFAD vs yok. Baskılara dayanamıyorlar. Birazcık ar damarı da varmış ama o zaman. İstifa etmek zorunda kalıyorlar. Sonra da yargılanıyorlar.

NÜFUS ARTMIŞ ÇADIR STOĞU ERİMİŞ

2011 Van depreminden sonra dönemin Kızılay başkanı Ahmet Lütfi Akar, tahminlerin 20.000 afetzede olduğunu ancak ortaya çıkan durumda 600.000 afetzede ile karşılaştıklarını söylüyor. Bu depremde de yine benzer söylemler duyduk işte. 10 ilde yaşanması, çok daha büyük olması nedenleriyle yetişemedik vs. Bu tahminler neden tutmuyor?

Bu bir kılıf bence. Çünkü Kızılay’ın çadır stoğuna bakıyoruz. 2015’te 90.000 çadırı var deposunda. Ama bu depremde 50.000 bile çadır yok, 46 binlerde. Nüfus artmış, uzmanlar deprem tehlikesi var demiş ama stoklardaki çadırı eritmişler. Yarısını dağıtmışlar veya başka bir yere göndermişler. Konteynır fabrikası var Kızılay’ın. Orada fabrikanın müdürü uyarmış defalarca. ‘Arazimiz devasa kapalı alanımız var, konteynır üretelim. Afetler için stok koyalım’ demişti. Bunu bir mali kayıp olarak görmüş Kızılay. Bence bu hikaye birazcık kılıf. Kızılay’ın sorumluluğu bu: 1.Si kan hizmetleri, 2.si afetlere hazırlık. Ülke nüfusuna baktığımızda biraz büyük bir İstanbul deprem beklendiğini herkes biliyor. Böyle bir felaket yaşadık. 99’da yaşadık, 2011’de benzer açıklamalar var. Aklın yolu bir. O zaman ne yapılması gerekiyor? Türkiye’nin farklı bölgelerindeki depolarında belki 500.000 çadır stoklanması gerekiyor. Belki 20-30-50 bin konteynır stoklanması gerek. 2011’de öyle bir şey yaşanmış. Bu depremde yine gördük ki çadır yok, konteynır yok. Ders çıkarmıyorlar ama bu şekilde kılıf uyduruyor. Beklediğimizin üzerindeydi vs. diye.

UÇMAYAN UÇAĞA PARA ÖDEDİLER

Peki geçmiş dönemlerin skandallarını yazmışsın. Bu dönemin seni en çok 3 skandalı sorsam?

Uçmayan uçağa para ödemeleri. O kadar akılsızca iş yapıyorlar ki birinci sırada bu var. Yurt dışında bir ülkeye yardım gönderecekler sanırım 270.000 $. Uçağı kiralıyorlar, uçuş izni alamıyorlar. Sözleşme gereği şirkete parayı zaten peşin ödüyorlar. Şirket ‘ben havalimanına uçağı getirdim. Kapıları açtım, yüklemeye başladım. Sen son anda uçuş izni alamadık dedin ama ben bu paramı alırım’ diyor. Biz bu haberi yaptık, Kızılay açıklama yaptı. ‘Hukuki süreç başlattık, paramızı geri alacağız. Bizi kara alıyorsunuz’ dediler. Sonra o hava havayolu şirketinin sahibiyle de bir iletişim geliştirdik. Bir yıl sonra mahkeme sonuçlandı. Kızılay ‘biz paramızı geri alacağız, bizi karalıyorsunuz’ dedi. Yaklaşık 60-70 bin TL gibi bir para daha karşı tarafın avukat masrafı işte dosya masrafı diye kaybetti. Akıllarınca tamamen kendi hataları nedeniyle bu parayı kaybediyorlar. Daha bağırıyorlar, onu kurtaracağız diyorlar. Bir o kadar para daha kaybediyor. Bu büyük bir rezalet. Bence bu zarar nedeniyle en başta yargılanmaları lazım.

Önce uçuş izni alırsın, sonra uçağı kiralarsın. Sonra bir de gemiyle gönderiyorlar yardımı bir de oraya bir dünya para ödüyorlar. Böyle bir dünya parayı bizim yaptığımız yardımları böyle çöpe atıyorlar.

İkinci sırada konteyner fabrikasına daha önceki kebapçılık yapan bir adamın müdür yapmaları var. Buna da çok şaşırmıştım.

İçişleri Bakanlığı Kızılay’a ceza kesmiş, neden kestiğini açıklamıyor. Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kurulu denetlemeye gidiyor, tertemiz rapor veriyorlar. 2 ay sonra istifa ediyor, Kızılay’da çalışmaya başlıyor. Bunların hesabını kimse sormuyor. O yüzden üzülüyorum.

Kızılay Başkanı makam aracıyla 2 insanın öldürülmesi var. Bu da çok canımı yakan bir şeydi. İnsanların derdine derman olması gereken bir kurum. Ama o kurumun başındaki ismin arabası 2 insanı hayattan koparıyor. Videosunu da izlemiştim. Motorlu sürücü kural ihlali yapıyor, dönmemesi gereken yerde dönüyor. Ama Kızılay Başkanının makam aracını kullanan şoförü aşırı süratli gidiyor. Videoda izlerken bile o kadar süratli gidemeyeceğini insan fark ediyor.

Kızılay’ın yaptığın haberlere açtığı davalarda durum ne?

Birinden ceza aldım. Önce 2 yıl vermişti. Sonra indirim yaptı, 1 yıl 8 ay. İçişleri Bakanlığı Kızılay Genel Müdürü İbrahim Altan ile Kızılay Başkanı Kerem Kınık’a ceza kesiyor. Nedenini açıklamıyorlar. Bu kadar şeyi siz ödeyeceksiniz, geri Kızılay’a diyorlar. Orası da bir muamma. Kendi ceplerinden Kızılay’ın kasasına ödüyorlar. Ben de bunu haberleştirdim. Dekontları yayınladık. Burada Kişisel verileri Koruma Kanununu ihlal ettiniz dediler. Mahkeme açıldı, 4-5 ayda sonuçlandı. 1 yıl 8 ay hapis cezası aldım. Ben de nasıl bu kadar hızlı sonuç alınır diye şaşırıyorum. Sonra öğrendim Kızılay’ın hukuk müşavirliğinden bir takım insanların birilerinin ağabeyleri, kardeşleri çok yukarılarda Yargıtay’da vs tanıdıkları varmış. Sanırım onların vasıtasıyla olduğu bir iş.

Onun dışında geçenlerde Suç duyurusunda bulundular. Kızılay’ın maden suyunda arsenik çıkıyor. Sınırın 2 katı. Migros’un tespit ettiği bir şey. Orada milyonlarca insanı zehirlemişler. Yılda en az 1,5 milyon maden suyu satan bir yapı. Olması gerekenin 2 katı arsenik var. Uzun süre tüketildiğinde birçok kansere neden oluyor ve zehir. Bunu yazdık. Ticari itibarımızı zedelediler, suç duyurusunda bulunacağız dediler. Savcı ifadeye çağırdı, gittik, oradan dava açılır diye düşünüyordum ama kovuşturmaya yer yok dedi. Zaten Migros’un analiz raporları vardı, savcıya sunduk. Kızılay üzerine yaptığım haberleri anlattım. 2-3 gün sonra takipsizlik kararı verdiğini öğrendik.

BİRGÜN MUHABİRİ ALİ A.

Bunların o kadar çok şeyi var ki. 2019 da ilk haberleri yapmaya başladığımda sürekli twitterdan beni tehdit ediyorlardı. Hatta birinde bana bir maille ses kaydı gönderdiler. Kızılay’daki başkalarının haber kaynaklarımın aralarındaki konuşması benim hakkımda. Abuk subuk şeyler ve maille ‘devamını dinlemek istiyorsan şöyle mail at’ diye yazmışlar. Ses kayıtlarını kesip kırmışlar. O dönem Kızılay yönetiminde olan birini aradım. ‘Siz fetö’cü müsünüz? Bunlar Fetö taktikleri. Nedir bu konuşmayı kesip biçmişsiniz. Zaten benim bir diyaloğum yok.’ dedim.

O dönem Melih Gökçek’in araba meselesi çok gündem olmuştu. Kızılay’da da yardım parasıyla alınan lüks araç meselesi vardı. Gökçek’in çip meselesi falan çok tartışıldı Kızılay’daki bunun 10 katı tartışılır, demiştim. Haber kaynaklarım aralarında bunları konuşuyorlar, benim adım geçiyor. Saçma sapan bir şey. 5-6 aylık konuşmayı kaydetmişler, kesmişler. Bana mail gönderdiler. Tabii şaşırdım. Kızılay yöneticilerini aradım. Telefonda bir gevrek gevrek gülüyorlar. Sonra onu yükledikleri siteden yarım saat sonra kaldırdılar. Epey insan izlemişti. Whatsapp gruplarına falan göndermişler. Böyle tuhaf tuhaf şeylerdi. Twitter’dan vesaire çok tehdit geliyordu.

Emre Erçiş o bir tweet attı o dönem 2019’da. Adımı da yanlış yazmış, Birgün Muhabiri Ali A. diye kodlamış. Şu kişiyle bilmem kaç kere telefon görüşmesi tespit edildi. Orada da Fetö’ye bağlamış. Bu tartışılması gereken bir şeydi. Birincisi hedef gösteriyor. İkincisi Fetöcü diyor. Üçüncüsü kaç telefon görüşmesi yaptığım vs. bunun bilgilerini paylaşmış. Ona bu bilgiyi nasıl sundular? Bu kadar basit bir şey mi? Ama ondan sonra baktılar vazgeçmiyoruz durmuyorum. Öyle bıraktılar. Sonra işte bir davayla yıldırmaya çalıştılar. Baktılar orada da şey yok.

KINIK GİTTİ MENZİLCİ BAŞKAN GELDİ

Peki Kerem Kınık gitti. Kızılay’da işler her şey düzelecek mi?

Çözülmeyecek işte, ben onu anlatmaya çalışıyorum. Şimdiki yönetim kurulu mesela. Başkan geçici olarak Menzilci birisi oldu; Fatma Meriç Yılmaz. Çıkıp kadın demiyor ki ben Menzilci değilim diye. Telefonda dahi dedim. ‘Siz Menzilcisiniz.’ ‘Hayır, yanlış biliyorsun yanlış söylüyorsun’ demiyor yani inkar etmiyor. Değişen sadece isimler. AKP’li vekilin olduğu AKPli meclis üyesi, AKP’li eski Belediye Başkanı Hasan Can’ın kardeşi. Hiç alakası yoksa bile bürokratsa bile, ‘Onu Emine hanım istedi. Onun hemşiresi onun tanıdığı işte o yüzden yönetime girdi.’ Böyle resmi olarak AKP yöneticiliği vs yoksa bile böyle bir kadro. ,Sadece yönetim kurulu değil denetleyenler. Daha önce Hizbullahtan tutuklanan bir isim Kızılay’ı denetliyor. Genel müdürleri, şirketlerin yönetim kurulu Bilal Erdoğan’ın arkadaşları, Erdoğan’ın eski dostu İsmail Hakkı Turunç. Vasıfsız ailecek hamam işleten birisi şimdi Kızılay çadır AŞ’nin yönetiminde. Ve Kızılay’ın başkan danışmanıydı. Kerem Kınık tek bir isim yani komple bu yapının baştan aşağı değiştirilmesi lazım. Zihniyetin değiştirilmesi lazım. Delege yapısının değiştirilmesi lazım. Diyelim yönetim komple istifa etti. Yeni yönetimi siyasi partilerdeki gibi yine delege seçecek, ama Kerem Kınık delege operasyonu yaptı. Delegelerin  %98’i ya AKP üyesi ya Memur-Sen üyesi. Şimdi bu isimler nasıl bir yönetim belirleyebilir? Menzilci Fatma Meriç Yılmaz gidecek İsmailağacı Mehmet Yılmaz gelecek. Yani AKP’li Kerem Kınık gidecek. AKP’li başka bir isim gelecek. O yüzden tek birisinin gitmesi çözüm değil.

EFSANE BAŞKAN DEDİKLERİ KİM ÇIKTI?

Sosyal medya paylaşımlarında kitabın Kızılay çalışanları ya da Kızılay gönüllüleri tarafından okunduğu fotoğrafları paylaşıyorsun. Bu kitap Kızılay içinde nasıl bir etki yarattı?

Çok merak ediyorlardı zaten kitap baskıdayken. Şimdi sürekli fotoğraflar atıyorlar. Bir de 4 yıldır haber de yaptığım için güven oluştu. Ben o kadar haber yaptım. Birçok insanla konuştum. ‘İsmail bizi sıkıntıya sokmaz, bizi ifşa etmez, işimizden etmez’ diyorlar. Bazılarına numaram ulaşmış, birbirine veriyorlar. Bizim de bilmediğimiz çok şey varmış vs. diyorlar.

Denetim ve şeffaflık şart. Birincisi şeffaf olacak. Harcamalarını, ihaleleri açıklayacak. Ankara Büyükşehir Belediyesi ihalelerini canlı yayınlıyordu. Hayır kuruluşu Kızılay niye bunu yapmıyor? Mesela Eskişehir’de Kızılay’ın kan hizmetleri var, şubesi var. Eskişehir’de aracı nereden kiralıyor? AKP’li vekilin oğlundan. Ankara kocaman bir yapı. Her tarafta AKP’nin ekmeğini yediği bir kurum. O yüzden şeffaf olacak, ikincisi denetlenmesi.

Kızılay’ın açıkçası tartışmalardan uzak, skandallarla anılmayan bir kurum olmasını isterim. Aslında benim derdim de bu. Hem buradaki rezillikleri insanlar duysun bilsin istiyorum. Hem de bu kurumdaki bir şeyler değişsin istiyorum ama zor görüyorum. Liyakatli yöneticilerin buraya gelmesi lazım. İnsanlar buraya parası yenecek bir yer olarak görmemeli. Maalesef buraya gelen çok kirli ilişkilere bulaşmışlar.

Yine size özel söyleyeyim. Kemal Kılıçdaroğlu, eski Kızılaycılarla görüşmüştü. ‘Biz iktidar olduğumuzda Kızılay’ı gerçek Kızılay’cılara vereceğiz. Yönetim yapısını değiştireceğiz’ dedi. O toplantıyı organize eden isim Kızılay’ın önceki başkanlarından Tekin Küçükali’ydi. Uğur Dündar’ın efsane başkan dediği isim. Şimdi çok basit Tekin Küçükali diye Google’a yazdığınızda karşınıza çıkan şeyi ben söyleyeyim. Kızılay Başkanlığından ayrıldıktan sonra Metro Holding’in yöneticiliğini yapmış. Holding sahibi Galip Öztürk cinayete azmettirmekten müebbet hapis cezası aldı ve kaçak. Mesela onun şirketinde yöneticilik yapmış. Galip Öztürk, 2 senedir mi böyle? Hayır. Her zaman şaibeli olduğu biniyordu. Şimdi bu sıkıntı. İktidar değişmiş olacak ama düzen yine aynı devam etmiş olacak. Kerem Kınık gidecek ve bu sefer başka şaibeli bir tip. Kızılay gibi bir kurumun başına böyle biri de gelmemeli. Bana kalırsa geçmişi tartışmalı olmamalı bu kurumun başına gelen şaibeli olmamalı.

Seçimlerde Uygurlar kime yakın?

0

Türkiye 14 Mayıs’ta hem yeni Cumhurbaşkanını hem de TBMM kadrolarını seçmek için sandık başına gitti. Hiçbir adayın yüzde 50’yi aşamadığı ilk turda adaylar daha çok vaatlerini ve projelerini sunmuştu. Bunlardan en dikkat çekeni belki de Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun İpek Yolu’nu canlandırma projesi ve Uygurlar üzerinden Çin’i hedef almasıydı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamasına gelen tepkiler ve geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı “ABD, Uygur Türk’ü kardeşlerimizi kullanarak Çin’i sıkıştırma politikasını devam ettirmeye çalışıyor” açıklamaları Türkiye’de yaşayan Uygurlar’ın oy tercihini de merak konusu yaptı.

ERCAN KÜÇÜK

Uygurlar’ın, Türkiye’yle soy, tarih ve din bağı tartışmasız bir gerçek. Bu nedenle Çin’den ayrılan Uygurlar’ın ilk tercihi genellikle Türkiye oluyor. 1960’lardan beri yaşanan göçlerle bugün Türkiye’deki Uygurlar’ın sayısı onbinlerle ifade ediliyor. Yıllardır vatandaşlık almak gibi sorunlarla karşılaşan Uygurlarla ilgili son dönemde başlatılan çalışmalarda sona gelindiği ifade ediliyor. Edindiğimiz bilgilere göre son 1 yılda 30 bine yakın Uygur Türk Vatandaşlığına kabul edildi. Ancak bunların çoğu, YSK’nın seçim takvimine yetişmediği için oy kullanamıyor. Yine de Uygurlar, Türk siyasetinde özellikle milliyetçi kesim açısından önemli bir konuma sahip. Öyleki Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medya hesabından yayımladığı “Ne batı ne doğu, bu Türk’ün yolu” başlıklı videoda, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde tarihi İpek Yolu’nu canlandıracağı sözünü verdi. Türkiye’den Çin’e yeni bir ticaret ve taşıma koridoru açacağını açıklayan Kılıçdaroğlu, projenin hayata geçebilmesi için Uygur şartını şu sözlerle ifade etti:

“Bu proje Çin adına büyük bir fırsat teşkil edeceği için Türkistan’a uyguladıkları zulmü durdurmaları ön şartlarımızdan biri olacak. Biz oradaki canımızı, kanımızı kaderine terk etmeyeceğiz.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da, CNN Türk kanalında katıldığı “Tarafsız Bölge” programında “Amerika, Çin’e karşı Türkiye’deki Uygur dernekleri üzerinden de yürümeye çalışmakta. İşim olduğu için kimin hangi süreci nasıl yürüttüğünü görüyorum. ABD, Türkiye’yi bir saha olarak görüyor ve Türkiye’yi de etkileyecek şekilde, Uygur Türk’ü kardeşlerimizi kullanarak Çin’i sıkıştırma politikasını devam ettirmeye çalışıyor. Bunu uzun süredir ABD Türkiye’de iç politika malzemesi olarak kullandı.” Dedi.

CUMHUR İTTİFAKINI DESTEKLİYOR DEMEK DOĞRU DEĞİL

Son tartışmalar gözleri bir anda Türkiye’deki Uygurlar’a çevirdi. Çünkü Uygurlar yaptıkları etkinlikler, görüştükleri isimler ve yaşam tarzları olarak Cumhur İttifakı’na oldukça yakın görünüyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun ve Soylu’nun açıklamaları sonrası bazı Uygurlar’dan bu algıya itirazlar yükseldi.

Dünya Uygur Kurultayı (DUK) Sözcüsü Ankara Üniversitesi DTCF öğretim üyesi Prof. Dr. Erkin Emet, Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının memnuniyet verici olduğunu vurguladı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan da benzer bir çıkış görmek istediklerini belirtti.

Kendisine ulaştığımız Emet şunları iletti: ‘Türkiye’deki Doğu Türkistanlılar, Uygurlar Cumhur İttifakı’nı destekliyor’ diye bir algı var ya da en azından bazı çevreler böyle bir algı oluşturmaya çalışıyor, ancak böyle bir durum da söz konusu değil. Uygurlar arasında da Cumhur İttifakı’nı destekleyen var, Millet İttifakı’nı destekleyen var, başka partileri destekleyen var. ‘Uygurlar Cumhur İttifakı’nı destekliyor’ diye bir genelleme gerçeği yansıtmıyor. Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların çoğu hangi parti Uygur meselesi ile ilgileniyorsa o partiye oy veriyor.”

EN BÜYÜK İHANET

Doğu Türkistan Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Seyit Tümtürk’le de görüştük. Tümtürk, teşkilatların bir siyasi partinin tekelindeymiş gibi gösterilmesinin davalarına yapılmış bir ihanet olarak gördüklerini açıkladı:

“Kılıçdaroğlu’nun açıklaması çok kıymetli değerli bir açıklama. Türkiye’deki siyasiler tarafından Kuşak-Yol Projesi ilk defa çok net ve doğru ifade edilmiş oldu. Cumhur İttifakı da keşke Kılıçdaroğlu’nun adaletli hakkaniyetli doğru yaklaşımıyla bu şartı (Uygurlara zulmün kaldırılması) koymuş olsaydı. Batıdaki ülkeler soykırım dedi ama Türkiye de böyle bir cümle kullanılmamıştır.

“Doğu Türkistan meselesi siyaset üstü, tüm Türk devleti ve milletinin Kıbrıs gibi milli davasıdır. Hiçbir partinin tekelinde deme lüksü yoktur. İktidar ve muhalefetiyle ortak davasıdır. Bir Doğu Türkistan teşkilatı bir siyasi partinin tekelindeymiş gibi göstermesi bu davaya yapılmış en büyük ihanettir. Hiç kimse Doğu Türkistanlıların oyunun tamamının X partisinin güdümünde olduğunu iddia edemez, kimseye söz veremez.

Kendilerine herhangi bir ittifaktan görüşme talebi gelip gelmediğini sorduğumuz Tümtürk şunları söyledi:

“Beklentilerimiz karşılanmadığı ya da sorularımıza cevap veremeyecekleri için Cumhur İttifakından AKParti-MHP kanadından bize bir ziyaret ya da temas olmadı. BBP ve YRP’den adaylar ve temsilciler geldi, biz de başarılar diledik. Millet İttifakından da bir ziyaret gerçekleşmedi. Hiçbir siyasi partinin kuklası ya da proje ortağı değiliz. Biz Kılıçdaroğlu ve Erdoğan’ı yüzde 50-50 görüyoruz. İkisinin de kazanma şansı yüksek.”

UYGURLAR HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADILAR

Uygurların seçim tercihlerini sorduğumuz isimlerden birisi de Uygur Akademisi Vakfı Başkanı Ferhat Kurban Tanrıdağlı. Tanrıdağlı, Uygurların iktidara karşı hayal kırıklıkları olduğunu vurguladı:

“Kılıçdaroğlu’ndan özellikle CHP’den böyle bir açıklama görmemişti Uygurlar. Diğer siyasi partiler de bu konularda tam sessiz kaldığı bir dönemde Kılıçdaroğlu’nun bu açıklaması hoşlarına gitmiş olabilir. Diasporadaki Uygurlar Ak Parti’den ziyade onu destekleme yönünde demeçleri olmuş. Bence şu an yarı yarıya. Çünkü ortada bir Maarif Derneği faktörü var.

Uygurların yarısı kadarı onun peşinden gider. Bence oylar 2’ye bölünmüştür diye düşünüyorum. MHP’nin AK Parti’nin tavrı belli. Uygurlar biraz hayal kırıklığına uğradılar diye düşünüyorum ben.”

AKPYE DESTEK AZALIYOR

DUK Türkiye Temsilcisi ve Dünya Uygur Kurultayı Vakfı Başkanı Abdureşit Abdulhamit de Serbestiyet isimli siteye yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Kılıçdaroğlu’nun açıklaması biz Doğu Türkistan kökenli Türkiye vatandaşlarını memnun etti. Millet İttifakı’nın paydaşları arasında; İYİ Parti’de, Gelecek Partisi’nde Uygur meselesiyle ilgili çok duyarlı isimler var. Konunun takipçisi olan, sürekli olarak irtibatta olduğumuz isimler var. Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti, Doğu Türkistan meselesi ile ilgili raporlar hazırladı. Gelecek Partisi’nin de parti programında var.

“Bugüne kadar Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların çoğunun, özellikle dini hassasiyetler ekseninde AKP’ye destek verdiği söylenebilir. Ancak son dönemde bu desteğin azaldığı gözlemleniyor. Bu seçimler için ‘Doğu Türkistanlıların çoğunluğu AKP’yi destekliyor’ diye bir kanaate ulaşmak söz konusu değil.”

ABDLİ UYGUR’DAN KILIÇDAROĞLUNA DESTEK, SOYLU’YA TEPKİ

ABD’de yaşayan Uygurlardan Salih Hudayar da Kılıçdaroğlu’na destek verdi. ABD vatandaşı olan ve kendisini Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti Başbakanı olarak tanıtan Hudayar, sosyal medya hesabından şunları yazdı:

“Çin’in güvenliğini kendi güvenliği” olarak gören, Çin ile geniş güvenlik ve istihbarat işbirliğine sahip olan ve Çin’in Doğu Türkistan’ı baltalama çabalarına açık ve gizli destek veren Sayın Erdoğan ve yönetimini desteklemiyorum!

Salih Hudayar

“Sayın Kılıçdaroğlu konusunda o kadar iyimser değilim ama Millet İttifakı’nda Doğu Türkistan’la dayanışma gösterenler var, umarız Türkiye’de kapsamlı bir Doğu Türkistan yanlısı politika başlatabilir ve uygulayabilirler. Ama Çin’in Uygur/Türk halklarına karşı sürmekte olan soykırımını açıkça savunan ve Çin’in #DoğuTürkistan’daki işgalini destekleyen Ankara’daki sadık Çin uşağı Doğu Perinçek @RTErdogan ‘i destekliyorsa o zaman vatansever Türk halkının bence @kilicdarogluk’na oy vermesi gerekir.

“28 Mayıs seçimlerinde Çin’in işgal altındaki Türk yurdu Doğu Türkistan’da Uygur/Türk halklarına karşı uyguladığı soykırımı desteklemeyen ve Doğu Türkistan’a karşı Çin ile işbirliği yapmayan adaya oy vermenizi rica ediyoruz.”

Hudayar, Soylu’ya da şu sözlerle sert tepki gösterdi:

“Onların kardeşliği ancak Doğu Türkistan’ı Çin ile pazarlıklarında bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalıştıklarında var oluyor. Doğu Türkistan/Uygurları  Çin’e sattıklarında, aleyhimize çalıştıklarında, bizi ihanet ettiklerinde “kardeşlik” diye bir şey kalmıyor. Bu kalleşler için tek “kardeşlik” paradır. Onlara Çin gibi milyarlar veremeyeceğimiz için Çin onların kardeşleri, biz değiliz.”

OYUM KILIÇDAROĞLUNA’

Toplama Kampı Mağdurları Platformu isimli grubun kurucularından Cevlan Şirmemet, oyunu Kemal Kılıçdaroğlu’na vereceğini söyledi. İktidar kanadından bu güne kadar destek göremediklerini vurgulayan Şirmemet, Serbestiyet’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Kılıçdaroğlu daha önce de Uygur konusuyla ilgili açıklamalar yaptı. Bu çıkışı yapıcı buluyorum. Çin’de kamplara atılan yakınlarımıza, ailelerimize ulaşmak için bu çıkışın yararlı olabileceğini umut ediyorum. İktidara gelmesi halinde bu sözün de takipçisi olacağız. Türkiye vatandaşı bir Uygur Türkü olarak benim oyum Kılıçdaroğlu’na.”

Şirmehmet, Soylu’ya da attığı tweetle tepki gösterdi. Şirmemet şunları yazdı: “İşine gelince öyle kardeş, böyle kardeş, biz öyle sahip çıkarız, böyle sahip çıkarız. İşine gelmedi mi Amerika’nın Türkiye ile Çin’i bir birine düşürmek için kullanan bir piyon. Biz Uygurlar Soykırıma uğrayan, Hayatta kalma mücadelesinde olan bir halkız.”

Soylu’ya bir tepki de İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in meclis kürsüsüne çıkardığı Nursiman Abdureşid’den geldi. Şirmemet’in tweetini alıntılayan Abdureşid, “Ne Büyük bir Amerikamış be , her şeyin altından çıkıyor.” Yazdı.

AYASOFYADA ERDOĞANLA BERABERLER

Uygurlar içinde Ak Parti’ye yakın kesimler de bulunuyor. Bunların başını Doğu Türkistan Maarif Derneği çekiyor. Maarif Derneği içinde görüştüğümüz kişiler, Uygurların içinde Millet İttifakı’na da oy verenler olduğunu belirterek, herhangi bir resmi destek ilanı yapmayacaklarını ancak kendilerinin Cumhur İttifakı’na daha yakın olduklarını söyledi. Dernek Başkanı Hidayetullah Oğuzhan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda bu iddiaların içini dolduruyor.

Hidayet Oğuzhan ve ekibi 7 Mayıs’ta Ak Parti’nin Atatürk Havalimanı alanında düzenlediği mitinge katıldı. Oğuzhan, bunu şu sözlerle duyurdu: Bu Aziz millet Bu Devlet Teslim olmaz! 14 Mayıs İnşallah Türkiye’nin 2. Yüzyılında Türkiyemiz, Türk ve İslam dünyasının ümit ve arzularını yerine getirecek bir umut ve inançla tarihe geçmeyi Allahtan niyaz ederiz.” Oğuzhan, 8 Mayıs’ta attığı uzun bir tweette İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan övgü dolu sözlerle bahsetti. Yazısına “Bu duygu ve düşünceler marjinal ve bir avuç dışında galip ekseriyet Halkımızın görüşüne tercümanlık etmektedir” diyerek başlayan Oğuzhan, bakanlığı döneminde sık sık bir araya geldikleri Soylu için “Allah Zülcelal Sayın Süleyman SOYLU Bakanımızın yolunu açık kılsın, vizyon ve misyonlarında muvaffak eylesin, gazası gazamız olsun. Sayın Süleyman SOYLU biz Doğu Türkistan camiası olarak her zaman yanınızda olduğumuzu bilmenizi isteriz.” Dedi.

Hidayet Oğuzhan ve Maarif Derneği, 10 Mayıs günü, Zeytinburnu Belediye Başkanı. Ömer Arısoy, Ak Parti Zeytinburnu İlçe Başkanı Selami Delibalta, Ak Parti 2. Bölge Milletvekili Adayı Şevki Şar ile ve beraberindeki heyeti ağırladı. Ziyaret sosyal medyadan paylaşıldı.

Oğuzhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Mayıs akşamı Ayasofya Camii’ndeki programa katılıp buradan “Müminler Ayasofya Camii Kebirde. Allah’ım inananları muzaffer eyle. Aramızdaki sefihlerin hatası yüzünden musulmanları muahaza eyleme ya Rab!” cümlesiyle video paylaştı. Hidayet Oğuzhan seçim günü yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kemal Kılıçdaroğlu için kullandığı ‘Bye Bye Kemal’ sözlerine vurgu yaparak “İnşallah alayına Bye Bye diyeceğiz yazdı.