Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 52

HDP adayı Garo Paylan: Benim belgem babaannemdi

0

HDP İstanbul 3. Bölge Adayı Garo Paylan ile 100. yılda Ermeni Soykırımı’nı, hükümetin söylemini, soykırım belgelerini ve HDP’nin seçimlere dair tutumunu konuştuk…

Ermeni Soykırımı’nın yıl dönümünde gerek Başbakan tarafından gerekse Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamalarda, 100 yıldır süren inkâr politikalarının devam ettiğini gördük. Üstelik Avrupa Parlamentosunun soykırımı tanıyan kararının ardından Mecliste grubu olan diğer siyasi partilerin de hükümetten çok farklı düşünmediği bir kez daha görüldü. Biri hariç; HDP.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez Ermenileri temsil eden vekiller Mecliste olacak. Ancak Ermeni halkının acıları ne kadar yansıyacak, talepleri ne kadar dile gelecek… İşte bu soru işareti. Çünkü AKP, CHP ve MHP’nin ‘soykırım’ ifadesine gösterdiği tepki önümüzdeki döneme dair bir işaret. Ermeni okulları yöneticisi ve HDP İstanbul 3. Bölge Milletvekili Adayı Garo Paylan diğer partilerin de Ermeni aday göstermesinden memnun. Ancak Paylan, diğer üç partinin 100 yıl önce soykırımı gerçekleştiren İttihat ve Terakki zihniyetinin devamcısı olduğunun altını çiziyor. Paylan ile 100. yılda Ermeni Soykırımı’nı, hükümetin söylemini, soykırım belgelerini ve HDP’nin seçimlere dair tutumunu konuştuk…

Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yılında hükümet kanadından oldukça gerilimli açıklamalara şahit oluyoruz. Bu açıklamaları gören, duyan Ermeniler ne hissediyor?
Ermeniler 100 yıldır çözülmemiş, inkar edilmiş, hâlâ aynı zihniyetin tezahür ettiği bir iklimde yaşıyor. Bu da onlara ‘güvercin tedirginliği’ yaşatmaya devam ediyor. Son günlerde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, eski içişleri bakanının dile getirdiği söylemler tamamen 1915 zihniyetinin tezahürüdür. ‘Ermeniler zengindir’den başlayan bu söylemler 1915 soykırımının, Varlık vergisinin gerekçelerinden biridir. Sanki “Onlar rehinedir ve mallarına mülklerine el konulabilir” sözünün tezahürleridir. “Ermenileri deport edebiliriz” lafı vardır. Bu rehine olarak görmenin tezahürüdür. Efkan Ala “Tehcir ettik” dedi. Tehcir etmek; bir yerden başka yere götürmek… İsterseniz tahterevalliyle, isterseniz yaldızlı arabalarla götürün; bu bir soykırımdır. ‘Soykırım’ tanımının tam da kendisidir. O insanların binlerce yıldır yaşadığını kökünden söküp başka yere atmak, isterseniz öldürmeyin ki yüz binlercesi öldürülmüştür, işte bu soykırımdır. Bugünkü söylem de o dönemin muktedirlerinin yaptıklarını sahiplenmektir aslında. Halbuki bizim istediğimiz şey, o dönemin muktedirlerini fail olarak göstermeleri. Ancak katillerimizi sahiplenmeye devam ediyorlar.

KULLANILAN DİL FAİLLERİN DİLİ

Geçen sene 24 Nisan’ın arifesinde Erdoğan taziye mesajı yollamıştı. Ancak bugün, ‘soykırım’ sözüne tahammül dahi edemiyor. Bu değişimin seçimlerle mi alakası var? Yoksa zaten var olan düşüncenin dile gelmiş hali mi?
Geçen yılki taziye mesajı olumlu bir adımdı. Yani samimiyetini sorgulamadan söylüyorum; devletin başbakanından gelmiş bir üzüntü beyanıydı. Hepimizi heyecanlandırmıştı. Ancak son bir yıla baktığımızda, o dönemin muktedirlerini sahiplenircesine ‘soykırım’ kelimesine karşı pozisyon aldılar ve tam da 1915’i gerçekleştiren faillerin dilini kullandılar. Aba altından sopa gösterdiler. Bu üzüntü beyanlarını da havada bırakıyor ve Ermeniler şu cümleyi duyuyor; “Biz tehcir yaptık.” Aslında ‘ayağınızı denk alın, yaptık yine yaparız’ diyorlar. Ermeni Patrikhanesine ortak acılar ayini yaptırıyorlar. Bakın, benim acım bana aittir. Benim acım hiçbir acının ne üstünde, ne altında, ne de ortağıdır. Oysaki onlar ‘ortak acılar’ diyerek, Ermeni’nin başına gelen büyük felaketin artık kabul edilmesinin ardından, Ermeni’nin acısını başka acılarla eşitlemeye çalışıyorlar. Bunu da Ermeni Patrikhanesi ile yapmaya çalışıyorlar. Bu artık uluslararası dünya için de, Türkiye’den pek çok insan için de ‘mide bulandırıcı’. Çünkü siz buradaki Ermenileri rehine gibi kullanıyorsunuz. Ateş düştüğü yeri yakar; ben kendi acımla yüzleşilmesini ve adaletin verilmesini istiyorum. Gelin 24 Nisan günü bunu yapalım. Ama 25 Nisan günü Balkanlarda öldürülmüş Müslümanların acısının peşinde koşalım; hangi devlet, hangi muktedir bunu yapmışsa onun hesabını soralım. Kafkaslarda kim Çerkes halkına kıydıysa, onu soralım. Her acının kendi içinde idrak edilmesini sağlayalım. Bu olduğu zaman o acıyı yaşayanlar iyileşir.

Hükümetin Çanakkale’de eş zamanlı bir anma gerçekleştirmesi de bununla mı alakalı? Acıları yarıştırmak… 
Anzaklar 25 Nisan’da çıkarma yapmışlardır, 24 Nisan’da değil. Yıllardır orada şafak ayini yapılır. Şimdi bu anmanın 24 Nisan’a çekilmesi şunu gösteriyor; devlet artık yeni pozisyon aldı. Evet, Ermeniler öldürüldüler, sürüldüler. Bu artık kabul ediliyor ama yeni pozisyon başka; acıları ortaklaştırmak. Çanakkale de bunun tezahürüdür. 25 Nisan’da Çanakkale’de çıkarma olmadan hemen bir gün önce, 24 Nisan’da İstanbul’da Ermeni aydınlar avlanıyorlardı. Doktorlar, sanatçılar… bu ülkenin aydınlarıydı onlar. Bu ülkenin diğer demokratları ile beraber eşitlik mücadelesi veriyorlardı. Bugünkü Kürt hareketi gibi düşünelim. Düşünün ki Çanakkale’de Türkler Kürtler birlikte savaşmışlardı, pek çok kimlik oradaydı, Ermeniler de oradaydı, diğer halklardan insanlar da oradaydı. Diyelim ki Kürtler orada savaşırken, Kürt aydınları da Kürdistan’da tutuklanmış olsalar, sürülmüş olsalar siz orada yaşanan acıyla Çanakkale’de savaşmayı ortaklaştırabilir misiniz? Tüm Ermenilerin tutuklandığı, sürüldüğü, soykırımın başladığı günü, tarihi çarpıtarak ‘ortak acılar’ diye anlatarak, hangi vicdanlara çözüm getirecek.

‘HAK ETMİŞLERDİR’ DEDİRTEN BİR TARİH ANLAYIŞI VAR

Yüzleşmeden neyi anlamalıyız? Kimi kesimler tazminat talebi olarak tarif ediyor…
Tazminat sonuçtur. Bugün Almanya’ya baktığımızda Yahudi Soykırımı ile öyle büyük bir felaket yaşandı ki; bununla yüzleşilmesinin sebebi, bunların bir daha yaşanmaması içindi. Öncelikli motivasyon bu olmalı. Bu Ermeniler için iyileşme vesilesidir. Hem Türkiye’deki hem de Diasporadaki Ermeniler için önemlidir ama büyük toplum için çok daha önemli. Yüzyıldır yaşayan bir zihniyet var. Her gün şehirlerimizde dolaşıyor. Bugün Ermeni’yi döven zihniyet yarın Alevi’yi dövüyor. Öbür gün Kürt’ü dövüyor. Öbür gün dönüp dolaşıp, Gezi gençliğini dövüyor, Berkin’i öldürüyor, Roboskî’de çocukları bombalıyor. Bu kara bulut her gün üzerimizde kol geziyor ve hiç mahkum edilmiyor. Bunları mahkum etmenin yolu; o zihniyetin yaptığı en büyük suça bakmaktan geçiyor. Bizim çağrımız budur. Çocuklarımız Talat Paşa isimli okullarda eğitim görüyor, caddelerinde yürüyor. ‘Hak etmişlerdir’ dedirten bir tarih anlayışımız var. ‘O gün hak etmişlerdir’… Ermenilerden sonra Dersim’deki Aleviler de hak etmişlerdir, Roboskî’de çocuklar da hak etmişlerdir…

BURADA YAŞANDI, ÇÖZÜLECEKSE BURADA ÇÖZÜLECEK 

Bir belge tartışması almış yürüyor. Katliam belgelere yansıdı mı? 
Ermeniler zaten belgeleri ile doğuyor. Benim belgem benim babaannemdi. Ben aynı evde büyüdüm. 1915’de, 8 yaşında bütün sülalesini kaybeden, yetim olarak tek başına ayakta kalabilmiş biri. Belge benim dedemdi. Anneannemdi, diğer dedemdi. Onların anlattıklarıydı. Belge dediğimiz şey onların ailelerinin olmamasıydı. Onların anlattıkları; önce erkeklerin toplanarak hemen şehrin kenarında katledilmeleri, kadınların, çocukların sürünmeleri, kendilerinin bir komşuya sığınarak hayatta kalabilmeleriydi ve giden hiçbirinin geri dönmemesiydi. Bu bana anlatılanları devletin hangi belgesi karşılayacak ki. Yani devlet dediğimiz aygıt suç işler, provokasyon yapar ve belgelere istediklerini yansıtırlar. Mesela Roboskî’de öldürülenler, ‘Onlar kaçakçılık yapıyorlardı’ diye geçer devlet belgelerine. Dersim’e baktığımızda ‘İsyan ettiler, hak ettiler’ diye geçer devlet belgelerine. Bu nedenle devletin ne kendisine ne de belgelerine güveniyorum, ama buna rağmen devlet belgelerinde o kadar çok şey var ki. Yani mesela sevkiyat defterleri var. Yok edilmiştir mesela. Devletin yazdığı tehcir yasası var. Telgraflar var. İnsanlar oradan oraya sürülürken, yollarda salgın hastalıklardan ölüyor ve ‘Cesetleri ne yapacağız?’ soruları var. Talat Paşa’nın kendi el yazısıyla defteri var mesela. ‘900 bin Ermeni sürüldü’ diye. Yani, bütün bunlar belge. Bir de ‘Karşı taraf belgesini açsın’ deniyor. Karşı taraf denilen kim acaba? Mesela Osmanlıysa bahsedilen, Osmanlı bizim de devletimizdi. Orada belge varsa onlar benim de belgelerim. Ermenistan dediğiniz başka bir devletin belgeleri. Önemli olan, Osmanlı Ermenilerinin belgeleri de bu devletin belgeleri. Yani neyi neyin karşısına koyuyorsunuz? Bu mesele uluslararası bir mesele değil, burada yaşandı. Çözülecekse de burada çözülecek.

Bunca zaman sonra, geçmişe göre toplumda bir değişim görüyor musunuz?
Uzun yıllardır verilen mücadeleler… Özellikle Hrant Dink’in verdiği mücadele ve büyük toplumda da verilen mücadeleler… Artık şu noktaya gelindi: Evet kötü bir şey oldu. Başlarına büyük felaket geldi. Benim çocukluğumda, Ermenilerin bir zamanlar bu ülkede yaşadığını bilmeyen büyük bir çoğunluk vardı, hâlâ da var ama gittikçe azalıyor. Artık insanlar başımıza bir felaketin geldiğini biliyorlar. Ancak, soykırım kelimesini kullanmak istemiyorlar… Hepimiz Nazilerin Yahudilere yaptığı soykırım filmleri ile büyüdük. Ermeni soykırımı düşünüldüğünde ‘Benim devletim böyle büyük bir kötülük yapmış olamaz’ refleksidir toplumdaki ki anlaşılır. Çünkü onlara büyük bir yalan söylendi, dört kuşaktır söyleniyor. Bu devlet büyük bir cinayet üzerine kuruldu. Bilmiyorlar ama artık bunun değiştiğini görüyoruz. İdrak noktasına gelindi. Adını koymakta zorlanıyoruz. Ben soykırım olarak tanımlıyorum ama açıkçası bu suçu kapsayan ve kabul eden herhangi bir kelimeye ben razıyım. Yeter ki o suçu kapsasın. O suçun mağdurlarının yüreğini soğutsun. O suçun faillerini de mahkum etsin. Talat, Enver, Cemal üçlüsünü katil olarak tanımlasın. İsimleri okullarımızın adlarından silinsin.

AKP, MHP, CHP… ÜÇÜ DE İTTİHATÇI

Seçimlere kısa bir zaman kaldı. Siz HDP’nin adayısınız. Cumhuriyet tarihinde ilk kez üç Ermeni milletvekilinin üç ayrı partiden Mecliste görev yapması söz konusu olacak…
Olumlu bir gelişme bu. HDP’nin Türkiye siyasetine feyiz verdiğini düşünüyorum. CHP’nin de böyle bir adım atması önemlidir. AKP’nin de adayının olması önemlidir. Kişisel olarak benim açımdan şundan önemli; ‘Ermeniler’ diye bir bakış var toplumda. Sanki Ermeniler bir meseleye tek tip bakan bir toplulukmuş gibi ortaya konuluyor. Ya çok kötücül sıfatlarla anılıyor ya da çok yüceltiliyor. Yani Ermenilerin de iyileri ve kötüleri var. Farklı ideolojilere sahip insanlar. Bu nedenle Mecliste birden fazla Ermeni’nin olması, farklı partilerden olması kimliğimizi normalleştiren bir durum olacak.

Bir taraftan ‘soykırım’ ifadesini kullandığı için danışmanlıktan alınan Etyen Mahcupyan’ın da partisi AKP’nin adayı var; Markar Eseyan… CHP’nin de bir Ermeni adayı var; Selina Doğan. Sizi onlardan ayıran nedir?
Sanırım üç aday içinde en şanslı olanı benim. Çünkü benim partimin Ermeni meselesinde duruşu çok net. Soykırım ile ilgili, kimliğim ile ilgili, hem de eşitlik temelinde kuracağımız gelenekle ilgili. Diğer partiler buna hazır değil bence. Diğer partilerde bir üst kimlik var, ötekiler de en fazla ‘hoş görülebilir’ bir unsur. Selina’nın da Markar’ın da işlerinin zor olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda CHP’nin içinde de AKP’nin içinde de ‘yüzleşme’ çabasında olanlar var, ama partileri öyle değil. Mesela Avrupa Parlamentosunun soykırım kararının ardından verdikleri tepki; çok manidar. Başkaca konularda birbirlerinden ayrı düşüyorlar ama iş Ermeni Soykırımı’na geldiğinde milli birlik hükümetini kuruyorlar. Zaten biri İttihat ve Terakki Cemiyeti geleneği temsilcisi CHP’dir. Biri muhafazakar ittihatçı AKP’dir. MHP’yi zaten söylemeye gerek yok. HDP ise kendisini soykırımcı zihniyetten ayrıştırdı. Ermeni

NEFES ALDIRAN BİR BİLDİRGE OLDU

HDP geçtiğimiz günlerde bildirgesini açıkladı. Nasıl tepkiler aldınız?
Hayal ettiğimiz şeyi toplumsallaştırdığımızı görüyorum. Şöyle bir algı vardı: HDP Kürt partisidir, Kürt’ün mücadelesini yapar… HDP’de bütün kimlikler buluştuk. Yeni habitatımızda ortak cümlelerimizi oluşturduk. Birbirimizin hassasiyetlerini gözeterek, birbirimizi etkileyerek, ortak cümlelerimizi oluşturduk. Buna emek mücadelesi, kadın mücadelesi çevre- ekoloji mücadelesi, sol-sosyalist mücadele birikimi eklendi. Ve artık Türkiye’nin sıkışmışlığında, tek adamlığa giden sürecinde herkese iyi gelen, nefes aldıran, romantik, umut veren, coşkulu, genç, cıvıl cıvıl bir kampanya ve seçim bildirgesi ortaya konuldu. Bu da teveccüh buldu. Bakın biz orada ortaya koyduğumuz her şeyi 8 Haziran’da bir anda hayata geçiremeyeceğimizi, tek başımıza iktidar olamayacağımızı biliyoruz Ancak, Türkiye siyaseti asla ve asla bunlar söylenmemiş gibi davranmayacak. Biz güçlü bir grupla Mecliste olduğumuz anda Türkiye siyasetini çok daha güçlü bir şekilde etkileyeceğiz.

Çağrı Sarı 29.04.2015

EVRENSEL

Yurt Gazetesi’nde Merdan Yanardağ Dönemi Yeniden Başladı

0

Yeniden Yurt gazetesinin başına geçen Merdan Yanardağ, Medyatava’ya konuştu: Yeni isimlerle görüştük.

24 Nisan’da Yurt gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak’ın görevine son verilmesiyle, gazetenin yeni yayın yönetmenliği için Merdan Yanardağ’a teklif götürülmüştü.

Aynı zamanda Yurt gazetesinin kurucu yayın yönetmeni olan Yanardağ, bu teklifi kabul etti ve bugün resmi olarak görevine başladı.

Yanardağ, yayın yönetmenliği teklifi aşamasında, çalışanların gecikmiş maaşlarının ödenmesi koşulu ile bu görevi üstleneceğini belirtmişti. Ayrıca Merdan Yanardağ’ın Yurt gazetesinin hisselerini satın aldığı yönünde iddialar da gündeme geldi.

Peki, çalışanların ücretleri ödendi mi? Yanardağ gazeteyi satın mı aldı? Yurt nasıl bir gazete olacak? Kadroya yeni isimler dahil olacak mı?

Medyatava, yeniden Yurt’un başına getirilen Merdan Yanardağ’a sordu.

Merdan Yanardağ’ın Medyatava’ya yaptığı açıklamalar şöyle;

Gazete çalışanlarının gecikmiş maaşları ödendiği takdirde bu görevi kabul edeceğinizi belirtmiştiniz. Çalışanların ücretleri ödendi mi?
Bu konularda kesin bir mutabakat sağladığımız için gazeteye döndüm. Bu ay içerisinde belli çalışanlarımızın alacakları ödenecek. Önümüzdeki aydan itibaren de düzenli bir ödemeye geçilecek. Çünkü insanların gelip gitmekten mutsuz olduğu bir yerde gazete çıkartılamaz. Ben kişisel olarak da çalışma arkadaşlarımızla karşı karşıya gelecek hiçbir pozisyonda olmam.

Yurt gazetesinde ne gibi değişiklikler olacak? Nasıl bir gazete yapacaksınız?
Gazeteyi başlangıç ilkeleri ve kuruluş hedefleri doğrultusunda yeniden yapılandıracağız. Çünkü bu gazete, 80.000 tirajı aşarak Türkiye’de muhalif gazetecilik bakımından etkili bir konum elde etmişti.

Bunu tartışmak şu aşamada anlamsız ancak, gazete benim olmadığım dönemde hem çeşitli sebeplerle çizgisinden önemli ölçüde uzaklaştırılmış, hem de kimyası çok ciddi bir şekilde değiştirilmişti. Çok ciddi bir okur kaybına uğradı ve toplumda Yurt’a karşı bir güvensizlik oluştu. Yeniden okurun güvenini kazanmak ve kendi okurlarıyla buluşturmak çok zor bir iş. Ancak, ben bunu arkadaşlarımızla birlikte başarabileceğimizi düşünüyorum.

Ben bu gazetenin kurucu genel yayın müdürüyüm. 7 seneye yakın gazetenin baş yazarlığını ve köşe yazarlığını yaptım. Bir anlamda bu gazete bizim yarattığımız, çocuğumuz gibi gördüğüm bir yayın organı. O bakımdan yeniden yayın yönetmenliği için davet edildiğimde buna kayıtsız kalamadım. Oturduk, konuştuk. Çalışanların ve gazetenin kamuoyuyla ilgili bir algı sorunu var farkındayım ama bütün bu engelleri aşabileceğimizi düşünüyorum.

Bu gazete yeniden halkçı, toplumcu, yurtsever, aydınlanmadan ve laiklikten yana bir çizgiye oturacak. Objektif haber verecek. Bu çok önemli. Bilgiyi, haberi eğmeden bükmeden, karartmadan topluma ulaştırmak, iyi ve etkili bir habercilik yapmak ve medya alanındaki iktidar kuşatmasını kırmak için elinden geleni yapacak. Yazarlar yorumlarında sonuna kadar özgür olacaklar. Yani haberde objektif, yorumda özgür bir gazetecilik çizgisini tutturmaya çalışacağız. Genel olarak medya ortamındaki kuşatmayı ve üzerindeki baskıların kırılmasında, sansür engelinin aşılmasında mücadelemizi sürdürerek, yeniden özgür habercilik ve gazetecilik yapılmasında üzerimize düşen rolü üstleneceğiz.

Yurt’un hisselerini satın aldığınız iddia ediliyor. Gazeteyi satın mı aldınız?
Bu doğru değil. Ortak da değilim, hisselerini de satın almadım. Öyle bir param da yok zaten. Gazetenin bütünlüğünü ilgilendiren, kesin hükümlere dayalı bir sözleşme yaptık. Yani gazetenin yalnızca yayın yönetimini değil, bütün yönetimini üstlenen bir anlaşma yaptık.

Gazetenin kadrosunda bir değişiklik olacak mı? Yeni isimler eklenecek mi?
Görüştüğümüz arkadaşlarımız var ancak henüz netlik kazanmış değil. Tabiki kadromuza takviye yapacağız. Varolan arkadaşlarımız büyük bir fedakarlıkla çalıştılar. Onlarla çalışmaya da devam edeceğiz. Bu daha çok bizimle aynı gazetecilik anlayışını paylaşan arkadaşlarımızla birlikte olmak şeklinde gerçekleşecek. Şu anda çalışan arkadaşlarımızı tenzih ederek söylüyorum; Türkiye’de çok sayıda yetenekli, kendini kanıtlamış ve başarılı arkadaşımızın çalışma ortamı kalmadı. Biz yeniden gazeteci arkadaşlarımıza gerçek anlamda gazetecilik yapacakları bir ortam sağlamaya çalışacağız.

Kimlerle görüştünüz?
Şimdilik isim vermek istemiyorum. Yeni yazarlarımız olacak.

Canan Kaya 05.05.2015

MEDYATAVA

Yurt Gazetesi’nde Merdan Yanardağ Dönemi Yeniden Başladı

0

Yeniden Yurt gazetesinin başına geçen Merdan Yanardağ, Medyatava’ya konuştu: Yeni isimlerle görüştük.

24 Nisan’da Yurt gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak’ın görevine son verilmesiyle, gazetenin yeni yayın yönetmenliği için Merdan Yanardağ’a teklif götürülmüştü.

Aynı zamanda Yurt gazetesinin kurucu yayın yönetmeni olan Yanardağ, bu teklifi kabul etti ve bugün resmi olarak görevine başladı.

Yanardağ, yayın yönetmenliği teklifi aşamasında, çalışanların gecikmiş maaşlarının ödenmesi koşulu ile bu görevi üstleneceğini belirtmişti. Ayrıca Merdan Yanardağ’ın Yurt gazetesinin hisselerini satın aldığı yönünde iddialar da gündeme geldi.

Peki, çalışanların ücretleri ödendi mi? Yanardağ gazeteyi satın mı aldı? Yurt nasıl bir gazete olacak? Kadroya yeni isimler dahil olacak mı?

Medyatava, yeniden Yurt’un başına getirilen Merdan Yanardağ’a sordu.

Merdan Yanardağ’ın Medyatava’ya yaptığı açıklamalar şöyle;

Gazete çalışanlarının gecikmiş maaşları ödendiği takdirde bu görevi kabul edeceğinizi belirtmiştiniz. Çalışanların ücretleri ödendi mi?
Bu konularda kesin bir mutabakat sağladığımız için gazeteye döndüm. Bu ay içerisinde belli çalışanlarımızın alacakları ödenecek. Önümüzdeki aydan itibaren de düzenli bir ödemeye geçilecek. Çünkü insanların gelip gitmekten mutsuz olduğu bir yerde gazete çıkartılamaz. Ben kişisel olarak da çalışma arkadaşlarımızla karşı karşıya gelecek hiçbir pozisyonda olmam.

Yurt gazetesinde ne gibi değişiklikler olacak? Nasıl bir gazete yapacaksınız?
Gazeteyi başlangıç ilkeleri ve kuruluş hedefleri doğrultusunda yeniden yapılandıracağız. Çünkü bu gazete, 80.000 tirajı aşarak Türkiye’de muhalif gazetecilik bakımından etkili bir konum elde etmişti.

Bunu tartışmak şu aşamada anlamsız ancak, gazete benim olmadığım dönemde hem çeşitli sebeplerle çizgisinden önemli ölçüde uzaklaştırılmış, hem de kimyası çok ciddi bir şekilde değiştirilmişti. Çok ciddi bir okur kaybına uğradı ve toplumda Yurt’a karşı bir güvensizlik oluştu. Yeniden okurun güvenini kazanmak ve kendi okurlarıyla buluşturmak çok zor bir iş. Ancak, ben bunu arkadaşlarımızla birlikte başarabileceğimizi düşünüyorum.

Ben bu gazetenin kurucu genel yayın müdürüyüm. 7 seneye yakın gazetenin baş yazarlığını ve köşe yazarlığını yaptım. Bir anlamda bu gazete bizim yarattığımız, çocuğumuz gibi gördüğüm bir yayın organı. O bakımdan yeniden yayın yönetmenliği için davet edildiğimde buna kayıtsız kalamadım. Oturduk, konuştuk. Çalışanların ve gazetenin kamuoyuyla ilgili bir algı sorunu var farkındayım ama bütün bu engelleri aşabileceğimizi düşünüyorum.

Bu gazete yeniden halkçı, toplumcu, yurtsever, aydınlanmadan ve laiklikten yana bir çizgiye oturacak. Objektif haber verecek. Bu çok önemli. Bilgiyi, haberi eğmeden bükmeden, karartmadan topluma ulaştırmak, iyi ve etkili bir habercilik yapmak ve medya alanındaki iktidar kuşatmasını kırmak için elinden geleni yapacak. Yazarlar yorumlarında sonuna kadar özgür olacaklar. Yani haberde objektif, yorumda özgür bir gazetecilik çizgisini tutturmaya çalışacağız. Genel olarak medya ortamındaki kuşatmayı ve üzerindeki baskıların kırılmasında, sansür engelinin aşılmasında mücadelemizi sürdürerek, yeniden özgür habercilik ve gazetecilik yapılmasında üzerimize düşen rolü üstleneceğiz.

Yurt’un hisselerini satın aldığınız iddia ediliyor. Gazeteyi satın mı aldınız?
Bu doğru değil. Ortak da değilim, hisselerini de satın almadım. Öyle bir param da yok zaten. Gazetenin bütünlüğünü ilgilendiren, kesin hükümlere dayalı bir sözleşme yaptık. Yani gazetenin yalnızca yayın yönetimini değil, bütün yönetimini üstlenen bir anlaşma yaptık.

Gazetenin kadrosunda bir değişiklik olacak mı? Yeni isimler eklenecek mi?
Görüştüğümüz arkadaşlarımız var ancak henüz netlik kazanmış değil. Tabiki kadromuza takviye yapacağız. Varolan arkadaşlarımız büyük bir fedakarlıkla çalıştılar. Onlarla çalışmaya da devam edeceğiz. Bu daha çok bizimle aynı gazetecilik anlayışını paylaşan arkadaşlarımızla birlikte olmak şeklinde gerçekleşecek. Şu anda çalışan arkadaşlarımızı tenzih ederek söylüyorum; Türkiye’de çok sayıda yetenekli, kendini kanıtlamış ve başarılı arkadaşımızın çalışma ortamı kalmadı. Biz yeniden gazeteci arkadaşlarımıza gerçek anlamda gazetecilik yapacakları bir ortam sağlamaya çalışacağız.

Kimlerle görüştünüz?
Şimdilik isim vermek istemiyorum. Yeni yazarlarımız olacak.

Canan Kaya 05.05.2015

MEDYATAVA

PKK’nın Ermeni kimliğine dikkat!

0
MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu teröristlerin telsiz konuşmalarında “1915’in intikamını alıyoruz” dediklerine dikkati çekip “Amaçları Türk birliğini engellemek” dedi

Halaçoğlu’nun, uzun yıllardan beri ısrarla savunduğu başlıklardan biri  PKK’nın Ermeni kimliği. PKK’nın misyonuna dair, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken ikazları var: Biz parti olarak Kürt değil PKK sorunu diyoruz. Kürt asıllı vatandaşlarımız PKK’nın kendilerini öldürdüğünü bilmiyor mu? Biliyor. Çoluk çocuk demeden öldürüyor. Asker emeklileri şimdi anlatıyor o telsiz konuşmalarını… Ne diyor PKK’lılar?

Türkiye’de yaptığı tahribata bakın…

Mağara kiliseler, sünnetsiz PKK’lılar biliniyor artık. PKK, Türk dünyasının entegrasyonunu önlemek için çıkarılmış bir vasıtadır. ABD, 1970’ten itibaren öngörüyor Sovyetlerin çökeceğini ve bir Türk dünyasının oluşacağını. Sovyetler 1990’lardaçöküyor. Eş zamanlı olarak PKK’nın Türkiye’de yaptığı tahribata bakın. PKK’yı alt etmeye harcadığımız gücü Türk cumhuriyetlerine harcasak ne olurdu bir düşünün!

MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Ermeni iftiralarını, Avrupa arşivleriyle çürüten konuşması, Avrupa Parlamentosu’nun maskesini böyle düşürdü: Tarihi gerçekler başka olabilir ama biz siyasi karar alıyoruz!

Evet 15 yıl Türk Tarih Kurumu başkanlığı yaptı, MHP milletvekili olarak  “Türk Milliyetçiliğinin siyasi temsili”  makamında, bu ülkenin yetiştirdiği en kıymetli bilim adamlarından biri; konuya dair sayısız eseri var, belleği başlı başına bir arşiv ama Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun“Ermeni Meselesi”ndeki duruşunu siyasi-ideolojik-ilmi tepkinin de ötesinde adeta bir çığlığa dönüştüren, mezalimin bizzat tanığı da olması belki… Kozan doğumlu Halaçoğlu, yaraları derin toprakların çocuğu:

– Amcam Ermeni kurşunlarıyla yaralanmış; kıl payı kurtulmuş. Teyzem -2012’de, 109 yaşında vefat etti- her şeyi hatırlıyordu. 13 yaşındaymış; insanları fırınlarda diri diri yaktıklarını hatırlıyordu. Kozan’da o fırın duruyor hâlâ. 5 binden fazla Müslüman’ı katlettikleri Saimbeyli’de -eski ismi Haçin- biri birine zulmediyorsa  “Hecin gavuru” derler, o zulümden kalan bir anıdır…

Rüyalarıma giriyordu

Hemen akabinde bir tarihçi olarak sahada çalışırken karşılaştıkları var.  “Gece rüyama giriyordu gördüklerim”  diyor:

– Iğdır, Tuzluca, Gedikli Köyü’nde 96 kişilik toplu mezar açtık. Samanlığa doldurup yakmışlar insanları. Bir anne, iki çocuğuna sarılmıştı. Çocukların birinin 8, birinin 16 dişi vardı. Bir kılıç sokmuşlar, üçünü beraber şişlemişler. O kılıçla çıktılar mezardan! Kars’ın Derecik Köyü’nde 476 kişilik toplu mezar açtık. Bir annenin saçları hâlâ duruyordu. Kucağında bebesiyle çıktı; 2 dişi vardı. Bu çalışmalarda psikolojim bozuluyordu. Düşünün, o insanlar can çekişmişler. Birbirlerine sarılmışlar, kapıya yığılmışlar… Böyle çıktı hep kazılan toplu mezarlarda. Bunları nasıl görmezden geleceğiz? Onlar ayin yaptı; biz ne yapacağız? Ermenilerin ayinine katılan hükümet katledilen 518 bin Türk için de bir Kur’an okutsaydı ya! Ama hâlâ birilerine şirin gözükmeye çalışıyorlar. Hâlâ…

Açık ve net ihanet

Bir yeni kişi bile öğrense kârdır,  “aslında ne olduğunu”  bir kere daha(!) izah ediyor:

1878, Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Ermeniler  “bağımsızlık”  peşinde koşmaya başladılar; Romanya, Yunanistan, Bulgaristan gibi örnekler vardı. Dünya Savaşı’ndan faydalanarak, Osmanlı vatandaşı oldukları halde hem İngiliz, hem Fransız, hem de Rus orduları içinde Osmanlı’ya karşı savaştılar. Bu devletler geçmişte Osmanlı topraklarında kurdukları okullarda zaten kendileri için militan yetiştirmişlerdi. Çanakkale’de ölüm kalım mücadelesi… Musul, Kafkasya, Filistin… Ermeniler bu dört cephe arasındaki irtibatı kesmek, asker için gönderilecek mühimmatı engellemek için 23 noktada isyan çıkardılar. Bursa’dan Van’a, Dörtyol’dan İzmit, Trabzon’a kadar… Buralar, dört ordumuzun birbiriyle irtibatını sağlayan telgraf tellerinin geçtiği merkezlerdi.  Filistin’de İngilizlerle savaşacak 20 bin Türk askerini buraya çekmek zorunda kaldı Osmanlı, Zeytun’da isyanı bastırmak için. Bunun adı açık ve net ihanet olarak adlandırılır! Ermeni Delegasyon BaşkanıBogosNubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanı’na yazdığı mektubunda açık açık“Savaşın başından beri sizin hedeflerinize inanmış olarak yanınızda savaşan tarafız” diyor. Tarih 1918. Kendi devletine karşı düşman kuvvetle savaştığını beyan ediyor. Osmanlıönceleri isyancıları mahkemeye çıkarıyordu. Yargılanıyor ve baskı ile serbest kalıyorlardı. Savaş döneminde, mahkeme yerine, kendi topraklarında ama savaş bölgesi dışına nakil kararı aldı.

Toplu mezar göstersinler

Ermeniler 1.5 milyon Ermeni’nin katledildiğini iddia ediyor ama;

– İddiayı ispatla da mükellefsiniz.  BM tarafından 1922’de yayınlanan bir belge var; hem İngilizce hem Fransızca. Bir örneğini de ABD’ye göndermişler. Denilen şu: Bütün dünyada Kasım 1922’de 3 milyon 4 bin Ermeni var. Belge aynen  “Bu nüfusun 817 bin 873’ü Türkiye’den göç etmiş Ermenilerdir” diyor. Yani ölmediklerini teyit ediyor. Aynı belgede “95 bin Ermeni kadın ve çocuk Müslüman olmuştur ve yukarıdaki rakama dahil değildir”  diyor. Çok kesin rakamlar. Diyor ki  “İstanbul’da 148 bin 998, Anadolu’da da 131 bin 175 Ermeni, Ermeni kimliğiyle yaşıyor.”  Hepsi toplam 1 milyon 200 bine varıyor. Osmanlı nüfus sayımlarına göre, Ermeni nüfusu 1 milyon 294 bin zaten. O zaman 1.5 milyon Ermeni nasıl ölüyor? Soykırıma uğradılarsa, devletin talimatı olması lazım. Hani? Aksine yolda alınacak tedbirlerle ilgili bir sürü talimatname yayınlanmış. Yardım kuruluşlarına yardım izni vermiş. Yolda saldıran, mallarını gasp eden, kimisini de öldüren, kaçıranları Divan-ıHarb’e çıkarmış; suçlular cezalandırılmış. Zaten artık soykırım olmaz. Kasıt olmadığıçıkar. 21 Aralık 1918’de devlet geri dönüş kararnamesi çıkarıyor. Bu tarihten sonra Osmanlı’da 644 bin 900 Ermeni, Ermeni kimliğiyle yaşamaya devam ediyor. Ermenilerin asıl milli mücadelede Fransızlarla iş birliği yaptıktan sonra Anadolu’da kalacak yüzleri kalmıyor. Fransızlar Ankara Antlaşması’yla yüzüstü bırakınca  “Siz döneksiniz, bize kraliyet sözü verdiniz ama bizi yalnız bıraktınız. Biz şimdi buradaki komşularımızın yüzüne nasıl bakacağız” diye Ermeniler söylüyor. Onun üzerine bir kısmı Hatay bölgesine, bir kısmı Lübnan’a, İskenderiye, İstanbul ve Ermenistan’a Fransızlarca naklediliyor. 1.5 milyon Ermeni öldüyse muhakkak bir yere gömüldüler. Birine 300 kişi koysanız; 5 bin toplu mezar eder. Nerede bunlar? Gösterin, açalım! Yanaşmıyorlar. Yok çünkü.

İngilizler niye susuyor?

Halaçoğlu’na göre “bütün mesele”;

– Foyaları ortaya çıkacak!, Türkiye’yi bugün soykırımla suçlayanların hepsinin dahli var. Fransa liste yayınladı“Fransa için ölen Ermeniler” diye; hepsi İstanbul doğumlu. 500 dolara, Rus konsolos ve büyükelçi raporlarını aldım;  “İstanbul ve Doğu Anadolu’yu İngiltere ile Fransa’ya bırakmamak için Ermenileri desteklememiz lazım”  diyorlar. ABD’den de silah geliyor. İngilizler hiçbir zaman meclislerine getirmediler bu konuyu. AP’de de,  “Soykırım olduğuna inanmıyoruz”  dediler. Çünkü Malta’da denediler, suçlayacak delil bulamadılar! Hukuken kapandı bu konu. Hem Malta’da hem de 1919’da Osmanlı, İspanya, Danimarka, Hollanda ve İsveç’e nota verip, ikişer tarafsız hukukçu yollamalarını istediğinde kapandı.

 

İktidar satarsa başka…

Bunları Avrupa Parlamentosu’nda anlattığında ne demişler biliyor musunuz Halaçoğlu’na;

BM’den ABD’den belgeler gösteriyorum.  “Adamlar öldü diyorsunuz ama bakın ölmemiş”  diyorum.  “Tamam, haklısınız, tarihi gerçek böyle olabilir ama siyasi karar alıyoruz”  diyor. Kim verdi size bu hakkı? Gerçekler ortadayken, nasıl olur da bir toplumu, bir milleti hem de insan hakları anlaşmasına aykırı olarak suçlayabilirsiniz? “Siz niye kendi üzerinize alınıyorsunuz, Osmanlı döneminde olmuş” diyorlar.“Osmanlı dönemi dediğin benim dedem. Ben onu soykırımcı olarak mı kabul edeyim? Hem de yapmamış olduğu halde… Siz savunma hakkı da tanımadan, bizi yargılıyor ve mahkûm ediyorsunuz. Parlamento yargı organı mı? Sonra da Avrupa değerlerinden söz ediyorsunuz. Engizisyon mahkemesi kurmuşsunuz” dedim. Hukuki hiçbir yaptırımı yok. Tabii hükümetiniz iktidarda kalmak uğruna her şeyi satacaksa o başka! Eğer kendilerine çok güveniyorlarsa mahkemeye başvursunlar!

 

AKP’nin işine gelmedi

İktidar kanadından yapılan açıklamaları“Her halde hainlikle yapmıyorlardır, şuursuzca”  diye tanımlıyor:

– Bir Cumhurbaşkanı’nın Ermenistan’a gitmiş olması bile yeterince yanlış bir politika. Bu “Ben suçlu hissediyorum ama siz affedin” demeye gelir. Van’ın düştüğü 17 Mayıs’ın“Ermeni Mezalim Günü”  olması için ve Van’a, Akdamar’ın karşısına, tecavüze uğramamak için hayatlarına kıyan kadınlar anısına İffet Anıtı dikilmesi için kanun teklifi verdim. Sonuç sıfır. AKP’nin işine gelmiyor bunlar. Çanakkale’de 24 Nisan töreni yapıyorlar! Bu kadar yozlaştırmanın gereği yok. Çanakkale barış alanı değil ki; yedi düvele karşı göğsümüzü siper ettiğimiz, kurşunların birbiriyle çarpıştığı, metrekareye 4 bin merminin düştüğü savaş.

Türkiye’de “aydın” geçinenlerin sözde soykırımın kabulünü bir medeniyet, insanlık ölçütü gibi dayatmasına da tepkili Halaçoğlu:

İnsanlığın ayaklar altına alınmasıdır bu. Orta Çağ Avrupası gibi… Suçsuz birine işkenceyle suçluyum itirafı yaptırılması gibi.
PKK 1915’in intikamını alıyor: Misyonu Türk Birliği’ni önlemek

MHP’li Halaçoğlu’nun, uzun yıllardan beri ısrarla savunduğu başlıklardan biri  PKK’nın Ermeni kimliği. PKK’nın misyonuna dair, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken ikazları var:

Biz parti olarak Kürt değil PKK sorunu diyoruz. Kürt asıllı vatandaşlarımız PKK’nın kendilerini öldürdüğünü bilmiyor mu? Biliyor. Çoluk çocuk demeden öldürüyor. Asker emeklileri şimdi anlatıyor o telsiz konuşmalarını… Ne diyor PKK’lılar? “1915’in intikamını alıyoruz.” Mağara kiliseler, sünnetsiz PKK’lılar biliniyor artık. PKK, Türk dünyasının entegrasyonunu önlemek için çıkarılmış bir vasıtadır. ABD, 1970’ten itibaren öngörüyor Sovyetlerin çökeceğini ve bir Türk dünyasının oluşacağını. Sovyetler 1990’lardaçöküyor. Eş zamanlı olarak PKK’nın Türkiye’de yaptığı tahribata bakın. PKK’yı alt etmeye harcadığımız gücü Türk cumhuriyetlerine harcasak ne olurdu bir düşünün! Hepsi danışıklı dövüş. Şimdi IŞİD’e karşı PKK ve PYD’nin desteklenmesi gibi.

Türkiye’nin haklılığı anlaşılmaya başlandı

Balkanlarla Sürekli İşbirliği ve Temas Derneği Başkanı Ali Sait Adiloğlu, “1915’te sadece Ermeniler değil Türkler de sıkıntılı bir dönem yaşamıştır. 1915’ten

15-20 yıl önce Balkanlar’da Müslümanların yaşadıklarına uluslararası toplum bir anlamda ’kör ve sağır’kalıyor” dedi.

Adiloğlu, 1915 yılında yaşananları tahlil etmenin siyasetçilerin değil, tarihçilerin işi olduğunu söyledi. Türkiye’nin her fırsatta Osmanlı ve devlet arşivlerini tarihçilere açmayı teklif ettiğini ancak bunun Ermeni cephesi tarafından kabul edilmediğini anlatan Adiloğlu, Türkiye’nin haklılığının yavaşyavaş daha iyi anlaşılmaya başlandığını dile getirdi.

Ermeni iddialarının, Balkan coğrafyasında da protesto edildiğini aktaran Adiloğlu, “Balkan ülkelerindeki tepkilerde Türkiye’nin bir etkisi yok, tamamen sivil inisiyatifle ortaya çıkıyor çünkü Balkan ülkelerinde yaşayan kardeşlerimiz biliyor ki en zor zamanlarında yanlarında Türkiye vardı. Bosna’da, Kosova’da, Makedonya’da ve diğer Balkan ülkelerinde Müslümanlara ve diğer halklara yönelik katliamlara en güçlü sesi Türkiye çıkarmıştır” diye konuştu.

Yıllardır Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda kan ve vahşet yaşandığını, sivillerin öldürüldüğünü hatırlatan Adiloğlu bu ülkelerde büyük acılar yaşandığını vurguladı.

Selcan Taşcı 27.04.2015

YENİÇAĞ

PKK’nın Ermeni kimliğine dikkat!

0
MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu teröristlerin telsiz konuşmalarında “1915’in intikamını alıyoruz” dediklerine dikkati çekip “Amaçları Türk birliğini engellemek” dedi

Halaçoğlu’nun, uzun yıllardan beri ısrarla savunduğu başlıklardan biri  PKK’nın Ermeni kimliği. PKK’nın misyonuna dair, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken ikazları var: Biz parti olarak Kürt değil PKK sorunu diyoruz. Kürt asıllı vatandaşlarımız PKK’nın kendilerini öldürdüğünü bilmiyor mu? Biliyor. Çoluk çocuk demeden öldürüyor. Asker emeklileri şimdi anlatıyor o telsiz konuşmalarını… Ne diyor PKK’lılar?

Türkiye’de yaptığı tahribata bakın…

Mağara kiliseler, sünnetsiz PKK’lılar biliniyor artık. PKK, Türk dünyasının entegrasyonunu önlemek için çıkarılmış bir vasıtadır. ABD, 1970’ten itibaren öngörüyor Sovyetlerin çökeceğini ve bir Türk dünyasının oluşacağını. Sovyetler 1990’lardaçöküyor. Eş zamanlı olarak PKK’nın Türkiye’de yaptığı tahribata bakın. PKK’yı alt etmeye harcadığımız gücü Türk cumhuriyetlerine harcasak ne olurdu bir düşünün!

MHP Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Ermeni iftiralarını, Avrupa arşivleriyle çürüten konuşması, Avrupa Parlamentosu’nun maskesini böyle düşürdü: Tarihi gerçekler başka olabilir ama biz siyasi karar alıyoruz!

Evet 15 yıl Türk Tarih Kurumu başkanlığı yaptı, MHP milletvekili olarak  “Türk Milliyetçiliğinin siyasi temsili”  makamında, bu ülkenin yetiştirdiği en kıymetli bilim adamlarından biri; konuya dair sayısız eseri var, belleği başlı başına bir arşiv ama Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun“Ermeni Meselesi”ndeki duruşunu siyasi-ideolojik-ilmi tepkinin de ötesinde adeta bir çığlığa dönüştüren, mezalimin bizzat tanığı da olması belki… Kozan doğumlu Halaçoğlu, yaraları derin toprakların çocuğu:

– Amcam Ermeni kurşunlarıyla yaralanmış; kıl payı kurtulmuş. Teyzem -2012’de, 109 yaşında vefat etti- her şeyi hatırlıyordu. 13 yaşındaymış; insanları fırınlarda diri diri yaktıklarını hatırlıyordu. Kozan’da o fırın duruyor hâlâ. 5 binden fazla Müslüman’ı katlettikleri Saimbeyli’de -eski ismi Haçin- biri birine zulmediyorsa  “Hecin gavuru” derler, o zulümden kalan bir anıdır…

Rüyalarıma giriyordu

Hemen akabinde bir tarihçi olarak sahada çalışırken karşılaştıkları var.  “Gece rüyama giriyordu gördüklerim”  diyor:

– Iğdır, Tuzluca, Gedikli Köyü’nde 96 kişilik toplu mezar açtık. Samanlığa doldurup yakmışlar insanları. Bir anne, iki çocuğuna sarılmıştı. Çocukların birinin 8, birinin 16 dişi vardı. Bir kılıç sokmuşlar, üçünü beraber şişlemişler. O kılıçla çıktılar mezardan! Kars’ın Derecik Köyü’nde 476 kişilik toplu mezar açtık. Bir annenin saçları hâlâ duruyordu. Kucağında bebesiyle çıktı; 2 dişi vardı. Bu çalışmalarda psikolojim bozuluyordu. Düşünün, o insanlar can çekişmişler. Birbirlerine sarılmışlar, kapıya yığılmışlar… Böyle çıktı hep kazılan toplu mezarlarda. Bunları nasıl görmezden geleceğiz? Onlar ayin yaptı; biz ne yapacağız? Ermenilerin ayinine katılan hükümet katledilen 518 bin Türk için de bir Kur’an okutsaydı ya! Ama hâlâ birilerine şirin gözükmeye çalışıyorlar. Hâlâ…

Açık ve net ihanet

Bir yeni kişi bile öğrense kârdır,  “aslında ne olduğunu”  bir kere daha(!) izah ediyor:

1878, Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Ermeniler  “bağımsızlık”  peşinde koşmaya başladılar; Romanya, Yunanistan, Bulgaristan gibi örnekler vardı. Dünya Savaşı’ndan faydalanarak, Osmanlı vatandaşı oldukları halde hem İngiliz, hem Fransız, hem de Rus orduları içinde Osmanlı’ya karşı savaştılar. Bu devletler geçmişte Osmanlı topraklarında kurdukları okullarda zaten kendileri için militan yetiştirmişlerdi. Çanakkale’de ölüm kalım mücadelesi… Musul, Kafkasya, Filistin… Ermeniler bu dört cephe arasındaki irtibatı kesmek, asker için gönderilecek mühimmatı engellemek için 23 noktada isyan çıkardılar. Bursa’dan Van’a, Dörtyol’dan İzmit, Trabzon’a kadar… Buralar, dört ordumuzun birbiriyle irtibatını sağlayan telgraf tellerinin geçtiği merkezlerdi.  Filistin’de İngilizlerle savaşacak 20 bin Türk askerini buraya çekmek zorunda kaldı Osmanlı, Zeytun’da isyanı bastırmak için. Bunun adı açık ve net ihanet olarak adlandırılır! Ermeni Delegasyon BaşkanıBogosNubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanı’na yazdığı mektubunda açık açık“Savaşın başından beri sizin hedeflerinize inanmış olarak yanınızda savaşan tarafız” diyor. Tarih 1918. Kendi devletine karşı düşman kuvvetle savaştığını beyan ediyor. Osmanlıönceleri isyancıları mahkemeye çıkarıyordu. Yargılanıyor ve baskı ile serbest kalıyorlardı. Savaş döneminde, mahkeme yerine, kendi topraklarında ama savaş bölgesi dışına nakil kararı aldı.

Toplu mezar göstersinler

Ermeniler 1.5 milyon Ermeni’nin katledildiğini iddia ediyor ama;

– İddiayı ispatla da mükellefsiniz.  BM tarafından 1922’de yayınlanan bir belge var; hem İngilizce hem Fransızca. Bir örneğini de ABD’ye göndermişler. Denilen şu: Bütün dünyada Kasım 1922’de 3 milyon 4 bin Ermeni var. Belge aynen  “Bu nüfusun 817 bin 873’ü Türkiye’den göç etmiş Ermenilerdir” diyor. Yani ölmediklerini teyit ediyor. Aynı belgede “95 bin Ermeni kadın ve çocuk Müslüman olmuştur ve yukarıdaki rakama dahil değildir”  diyor. Çok kesin rakamlar. Diyor ki  “İstanbul’da 148 bin 998, Anadolu’da da 131 bin 175 Ermeni, Ermeni kimliğiyle yaşıyor.”  Hepsi toplam 1 milyon 200 bine varıyor. Osmanlı nüfus sayımlarına göre, Ermeni nüfusu 1 milyon 294 bin zaten. O zaman 1.5 milyon Ermeni nasıl ölüyor? Soykırıma uğradılarsa, devletin talimatı olması lazım. Hani? Aksine yolda alınacak tedbirlerle ilgili bir sürü talimatname yayınlanmış. Yardım kuruluşlarına yardım izni vermiş. Yolda saldıran, mallarını gasp eden, kimisini de öldüren, kaçıranları Divan-ıHarb’e çıkarmış; suçlular cezalandırılmış. Zaten artık soykırım olmaz. Kasıt olmadığıçıkar. 21 Aralık 1918’de devlet geri dönüş kararnamesi çıkarıyor. Bu tarihten sonra Osmanlı’da 644 bin 900 Ermeni, Ermeni kimliğiyle yaşamaya devam ediyor. Ermenilerin asıl milli mücadelede Fransızlarla iş birliği yaptıktan sonra Anadolu’da kalacak yüzleri kalmıyor. Fransızlar Ankara Antlaşması’yla yüzüstü bırakınca  “Siz döneksiniz, bize kraliyet sözü verdiniz ama bizi yalnız bıraktınız. Biz şimdi buradaki komşularımızın yüzüne nasıl bakacağız” diye Ermeniler söylüyor. Onun üzerine bir kısmı Hatay bölgesine, bir kısmı Lübnan’a, İskenderiye, İstanbul ve Ermenistan’a Fransızlarca naklediliyor. 1.5 milyon Ermeni öldüyse muhakkak bir yere gömüldüler. Birine 300 kişi koysanız; 5 bin toplu mezar eder. Nerede bunlar? Gösterin, açalım! Yanaşmıyorlar. Yok çünkü.

İngilizler niye susuyor?

Halaçoğlu’na göre “bütün mesele”;

– Foyaları ortaya çıkacak!, Türkiye’yi bugün soykırımla suçlayanların hepsinin dahli var. Fransa liste yayınladı“Fransa için ölen Ermeniler” diye; hepsi İstanbul doğumlu. 500 dolara, Rus konsolos ve büyükelçi raporlarını aldım;  “İstanbul ve Doğu Anadolu’yu İngiltere ile Fransa’ya bırakmamak için Ermenileri desteklememiz lazım”  diyorlar. ABD’den de silah geliyor. İngilizler hiçbir zaman meclislerine getirmediler bu konuyu. AP’de de,  “Soykırım olduğuna inanmıyoruz”  dediler. Çünkü Malta’da denediler, suçlayacak delil bulamadılar! Hukuken kapandı bu konu. Hem Malta’da hem de 1919’da Osmanlı, İspanya, Danimarka, Hollanda ve İsveç’e nota verip, ikişer tarafsız hukukçu yollamalarını istediğinde kapandı.

 

İktidar satarsa başka…

Bunları Avrupa Parlamentosu’nda anlattığında ne demişler biliyor musunuz Halaçoğlu’na;

BM’den ABD’den belgeler gösteriyorum.  “Adamlar öldü diyorsunuz ama bakın ölmemiş”  diyorum.  “Tamam, haklısınız, tarihi gerçek böyle olabilir ama siyasi karar alıyoruz”  diyor. Kim verdi size bu hakkı? Gerçekler ortadayken, nasıl olur da bir toplumu, bir milleti hem de insan hakları anlaşmasına aykırı olarak suçlayabilirsiniz? “Siz niye kendi üzerinize alınıyorsunuz, Osmanlı döneminde olmuş” diyorlar.“Osmanlı dönemi dediğin benim dedem. Ben onu soykırımcı olarak mı kabul edeyim? Hem de yapmamış olduğu halde… Siz savunma hakkı da tanımadan, bizi yargılıyor ve mahkûm ediyorsunuz. Parlamento yargı organı mı? Sonra da Avrupa değerlerinden söz ediyorsunuz. Engizisyon mahkemesi kurmuşsunuz” dedim. Hukuki hiçbir yaptırımı yok. Tabii hükümetiniz iktidarda kalmak uğruna her şeyi satacaksa o başka! Eğer kendilerine çok güveniyorlarsa mahkemeye başvursunlar!

 

AKP’nin işine gelmedi

İktidar kanadından yapılan açıklamaları“Her halde hainlikle yapmıyorlardır, şuursuzca”  diye tanımlıyor:

– Bir Cumhurbaşkanı’nın Ermenistan’a gitmiş olması bile yeterince yanlış bir politika. Bu “Ben suçlu hissediyorum ama siz affedin” demeye gelir. Van’ın düştüğü 17 Mayıs’ın“Ermeni Mezalim Günü”  olması için ve Van’a, Akdamar’ın karşısına, tecavüze uğramamak için hayatlarına kıyan kadınlar anısına İffet Anıtı dikilmesi için kanun teklifi verdim. Sonuç sıfır. AKP’nin işine gelmiyor bunlar. Çanakkale’de 24 Nisan töreni yapıyorlar! Bu kadar yozlaştırmanın gereği yok. Çanakkale barış alanı değil ki; yedi düvele karşı göğsümüzü siper ettiğimiz, kurşunların birbiriyle çarpıştığı, metrekareye 4 bin merminin düştüğü savaş.

Türkiye’de “aydın” geçinenlerin sözde soykırımın kabulünü bir medeniyet, insanlık ölçütü gibi dayatmasına da tepkili Halaçoğlu:

İnsanlığın ayaklar altına alınmasıdır bu. Orta Çağ Avrupası gibi… Suçsuz birine işkenceyle suçluyum itirafı yaptırılması gibi.
PKK 1915’in intikamını alıyor: Misyonu Türk Birliği’ni önlemek

MHP’li Halaçoğlu’nun, uzun yıllardan beri ısrarla savunduğu başlıklardan biri  PKK’nın Ermeni kimliği. PKK’nın misyonuna dair, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken ikazları var:

Biz parti olarak Kürt değil PKK sorunu diyoruz. Kürt asıllı vatandaşlarımız PKK’nın kendilerini öldürdüğünü bilmiyor mu? Biliyor. Çoluk çocuk demeden öldürüyor. Asker emeklileri şimdi anlatıyor o telsiz konuşmalarını… Ne diyor PKK’lılar? “1915’in intikamını alıyoruz.” Mağara kiliseler, sünnetsiz PKK’lılar biliniyor artık. PKK, Türk dünyasının entegrasyonunu önlemek için çıkarılmış bir vasıtadır. ABD, 1970’ten itibaren öngörüyor Sovyetlerin çökeceğini ve bir Türk dünyasının oluşacağını. Sovyetler 1990’lardaçöküyor. Eş zamanlı olarak PKK’nın Türkiye’de yaptığı tahribata bakın. PKK’yı alt etmeye harcadığımız gücü Türk cumhuriyetlerine harcasak ne olurdu bir düşünün! Hepsi danışıklı dövüş. Şimdi IŞİD’e karşı PKK ve PYD’nin desteklenmesi gibi.

Türkiye’nin haklılığı anlaşılmaya başlandı

Balkanlarla Sürekli İşbirliği ve Temas Derneği Başkanı Ali Sait Adiloğlu, “1915’te sadece Ermeniler değil Türkler de sıkıntılı bir dönem yaşamıştır. 1915’ten

15-20 yıl önce Balkanlar’da Müslümanların yaşadıklarına uluslararası toplum bir anlamda ’kör ve sağır’kalıyor” dedi.

Adiloğlu, 1915 yılında yaşananları tahlil etmenin siyasetçilerin değil, tarihçilerin işi olduğunu söyledi. Türkiye’nin her fırsatta Osmanlı ve devlet arşivlerini tarihçilere açmayı teklif ettiğini ancak bunun Ermeni cephesi tarafından kabul edilmediğini anlatan Adiloğlu, Türkiye’nin haklılığının yavaşyavaş daha iyi anlaşılmaya başlandığını dile getirdi.

Ermeni iddialarının, Balkan coğrafyasında da protesto edildiğini aktaran Adiloğlu, “Balkan ülkelerindeki tepkilerde Türkiye’nin bir etkisi yok, tamamen sivil inisiyatifle ortaya çıkıyor çünkü Balkan ülkelerinde yaşayan kardeşlerimiz biliyor ki en zor zamanlarında yanlarında Türkiye vardı. Bosna’da, Kosova’da, Makedonya’da ve diğer Balkan ülkelerinde Müslümanlara ve diğer halklara yönelik katliamlara en güçlü sesi Türkiye çıkarmıştır” diye konuştu.

Yıllardır Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda kan ve vahşet yaşandığını, sivillerin öldürüldüğünü hatırlatan Adiloğlu bu ülkelerde büyük acılar yaşandığını vurguladı.

Selcan Taşcı 27.04.2015

YENİÇAĞ

Efsane haber spikeri çok sert konuştu..

0
Yıllar yıllar geçse de,
Onlarca yeni yüz, yeni haber spikerleri yetişse de,
O’nun adı ve O’nun yüzü milyonların hafızalarına kazındı bir kere…
Unutulmaz bir isim.
Haber spikerliği dendiğinde, O’ndan bahsetmeden geçmek imkansız.
Buğulu sesi, etkili vurgusu, yetiştirdiği habercilerle fenomen bir kadın.
 
Doğru bildiğini söylemekten çekinmiyor!
O’nun için; ‘’büyük kanal, küçük kanal’’ kavramı fark etmiyor.
 
Âşık olduğu haberciliği, ölene kadar yapmak istiyor.
 
Ve o efsane isim konuştu.
Dilinin kemiği yok! Verdi veriştirdi.
13 yıldır yüksek oy oranıyla tek başına iktidarda olan Ak Parti; hiç mi iyi bir şey yapmadı mı sizce?
Ülkemizi yöneten AKP iktidarı için iyi şeyler yaptı demek, çaldılar ama çalıştılar demekle eş anlamlıdır.
Ayrıca ortaçağ zihniyetinin tüm unsurlarının dayatıcısı olanların, ülkeyi teröristlerle bölünmeye götürenlerin alkışlanacak en küçük bir başarısı yoktur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a ‘’çok sert’’ bir mektup yazdınız. Çok konuşuldu. Geri dönüş oldu mu size? Özetle ne yazdınız o mektupta?
Emine Erdoğan’a yazdığım mektup müsriflik, talan ve yağmalama karşısında ülkemizin insanının duyduğu hassasiyetin bir ifadesidir.
Ülkemizin milli ve manevi değerlerinin pervasızca talan edilmesine başkaldırıdır.
Bir ülke başbakanı veya cumhurbaşkanının o ülkenin adını taşıyan uçağa binmesi ve konutta oturması işin gereğidir.
Ama mevcut konut ve uçaklar ihtiyacı fazlasıyla karşılarken, lüksten öte arabesk bir görgüsüzlüğün dayatılması kabul edilemez.
Vatan Partisi’nin amacı iktidar diyorsunuz! Kimilerine göre; ‘’uçuyorsunuz!’’ Peki, gerçekten ‘’uçuyor musunuz?’’
Vatan Partisi, BİRLEŞEN TÜRKİYE, ÜRETEN TÜRKİYE, AYDINLIK TÜRKİYE diyerek yola çıktı.
Bugün kilit partidir.
Çağdaş Türkiye’nin beklentisine göre ekonomik, sosyal, kültürel hayatın yeniden kurulması için vardır.
Atatürk ilke ve devrimlerinin en gerçek ve tek savunucusudur, bekçisidir.
Ülkenin bölünme tehdidiyle burun buruna olduğu bu süreçte iktidar ve malûm muhalefet partilerinin anayasamızla teminat altına alınan değerlerimizi hiçe saymaya çalışmasının karşısında durarak, devlet anlayışımızın olmazsa olmazı laiklik ilkesinin yaşatılması için var gücüyle mücadele etmektedir.
Ülke gerçeklerini çok iyi bilen, ayakları yere basan, hayaller peşinde uçmayan bir partidir.
Başta Silivri zindanının duvarları olmak üzere aydınlanmamızın önündeki bütün engelleri yıkan VATAN PARTİSİ, seçim barajı denen anti demokratik barajı da yıkacak, bölücülere inat parlamentoda olacaktır.
Atamızın mirasına, O’nun Altı Ok’una ülkemizin millî, manevî değerlerine sahip çıkmak Vatan partisinin olmazsa olmazıdır.
Partimizin programı okunduğunda her şey kolayca anlaşılacaktır.
Havuz medyası veya yandaş medyanın görmezden gelme çabaları Vatan Partisinin önünde asla engel değildir.
Çok iyi biliyoruz ki güneş balçıkla sıvanamaz.
Vatan partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Abdullah Öcalan ile yıllar önceki görüntüleri toplumun bazı kesiminde hala büyük rahatsızlık yaratıyor. Bu durum partinin oy oranını nasıl etkiler?
Partinin oy oranı niye etkilensin? Sayın Perinçek, Abdullah Öcalan adlı terörist ile bir gazeteci olarak görüşmüştür.
Konu defalarca sorulmuş ve defalarca yanıtlanmıştır.
Ayrıca Sayın Perinçek malûm ithamla DGM’de yargılanmış ve aklanmıştır.
Çok merak edenler, gazetecilik yapmak isteyenler Vatan Partisi internet sitesinde cevabı geniş olarak bulabilirler.
Bunu soranlar, “Öcalanla biz görüşmedik.
Görüşenler ‘’şerefsizdir” dedikten hemen sonra evet “Öcalan ile görüşüyoruz, görüştük” diyenlere de bir zahmet sorsunlar.
Haber spikerliği denildiği zaman hala tek isim olarak anılıyorsunuz. Hala birçok meslektaşımız için idolsünüz. Bu neden böyle?
Türkçemize aşkla bağlılığım, olayları izleyicilere aktarışım ve haber mutfağının bir işçisi oluşum diyebilirim.
Hangi haber spikerlerini beğeniyorsunuz? Haber sunarken yapılan en büyük hata nedir? Sadece ‘’güzel olmakla’’ oluyor mu bu iş?
Hangi haber spikerleri denince fazla isim vermek olanaksız.
Bazı iyiler var. Ama isimlerini vermek doğru değil.
Güzellik kavramı göreceli bir şey.
Ayrıca bu ayrımcılık olur. Meslekte erkekler de var.
Türkiye’de şuanda en çok izlenen ana haber bültenlerinden biri olan Fox Haber, bir Amerikan televizyonu. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Millî yayıncılıktan yanayım.
Yabancı ortaklı kanallar, hangi gerçekleri ne kadar tartışabilir? En çok izlenme oranı neye göre belirleniyor?
Ayrıca en çok izlenen demek doğru değil.
Haber adı altında üçüncü sayfa haberleri ve magazin aktarmak habercilik değildir.
İzleyiciler pek çok kanalın dizileri, içi boş yarışma programlarıyla Amerikan usulü uyuşturuluyor.
Gündemden uzaklaştırıyor.
Tam bir toplum mühendisliği yayın kuruluşları eliyle dayatılıyor. Hepsi bu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘’çok iyi bir hatip, çok etkileyici bir konuşmacı’’ söylemi sizce doğru mu?
Sayın Erdoğan; prompter yani camları önünden alınınca ne hale geliyor. Youtube’a bakın.
Geriye dönüp baktığınızda, mesleğinize dair en büyük ‘’keşkeniz’’ nedir?
Asla keşkelerim olmadı. Hep kendi doğrularımdan yola çıktım.
Medya özgür mü şuan? Bir gün yaptığınız haberlerden dolayı, kelepçelenip götürülmekten korkuyor musunuz?
Kelepçelerden korkanlar gazeteci olamaz.
Medya elbette özgür değil.
Bu biraz da patronların ilişkilerinden kaynaklanıyor.
Meslekte çok şey gördüm ama ‘şu olayı asla unutamıyorum’ dediğiniz bir şeyi paylaşır mısınız bizimle?
Her anı anılarla dolu bir meslekte,  tek anıyı paylaşmak zor.
Eşkıya,  Kara Melek,  Üvey Baba,  Son,  Gerçek Kesit,  Kanalizasyon gibi dizi ve filmlerde rol aldınız? Oyunculuk, haberciliğinizin önüne geçer mi bir gün?
Benim sözünü ettiğiniz filmlerde, haber sunarken görüntüm kullanılmıştır.
Ben oyuncu değilim. Gazeteciyim, haber spikeriyim.
Teşekkürler Gülgün Feyman…
Yavuz Oymak 26.04.2015

Efsane haber spikeri çok sert konuştu..

0
Yıllar yıllar geçse de,
Onlarca yeni yüz, yeni haber spikerleri yetişse de,
O’nun adı ve O’nun yüzü milyonların hafızalarına kazındı bir kere…
Unutulmaz bir isim.
Haber spikerliği dendiğinde, O’ndan bahsetmeden geçmek imkansız.
Buğulu sesi, etkili vurgusu, yetiştirdiği habercilerle fenomen bir kadın.
 
Doğru bildiğini söylemekten çekinmiyor!
O’nun için; ‘’büyük kanal, küçük kanal’’ kavramı fark etmiyor.
 
Âşık olduğu haberciliği, ölene kadar yapmak istiyor.
 
Ve o efsane isim konuştu.
Dilinin kemiği yok! Verdi veriştirdi.
13 yıldır yüksek oy oranıyla tek başına iktidarda olan Ak Parti; hiç mi iyi bir şey yapmadı mı sizce?
Ülkemizi yöneten AKP iktidarı için iyi şeyler yaptı demek, çaldılar ama çalıştılar demekle eş anlamlıdır.
Ayrıca ortaçağ zihniyetinin tüm unsurlarının dayatıcısı olanların, ülkeyi teröristlerle bölünmeye götürenlerin alkışlanacak en küçük bir başarısı yoktur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a ‘’çok sert’’ bir mektup yazdınız. Çok konuşuldu. Geri dönüş oldu mu size? Özetle ne yazdınız o mektupta?
Emine Erdoğan’a yazdığım mektup müsriflik, talan ve yağmalama karşısında ülkemizin insanının duyduğu hassasiyetin bir ifadesidir.
Ülkemizin milli ve manevi değerlerinin pervasızca talan edilmesine başkaldırıdır.
Bir ülke başbakanı veya cumhurbaşkanının o ülkenin adını taşıyan uçağa binmesi ve konutta oturması işin gereğidir.
Ama mevcut konut ve uçaklar ihtiyacı fazlasıyla karşılarken, lüksten öte arabesk bir görgüsüzlüğün dayatılması kabul edilemez.
Vatan Partisi’nin amacı iktidar diyorsunuz! Kimilerine göre; ‘’uçuyorsunuz!’’ Peki, gerçekten ‘’uçuyor musunuz?’’
Vatan Partisi, BİRLEŞEN TÜRKİYE, ÜRETEN TÜRKİYE, AYDINLIK TÜRKİYE diyerek yola çıktı.
Bugün kilit partidir.
Çağdaş Türkiye’nin beklentisine göre ekonomik, sosyal, kültürel hayatın yeniden kurulması için vardır.
Atatürk ilke ve devrimlerinin en gerçek ve tek savunucusudur, bekçisidir.
Ülkenin bölünme tehdidiyle burun buruna olduğu bu süreçte iktidar ve malûm muhalefet partilerinin anayasamızla teminat altına alınan değerlerimizi hiçe saymaya çalışmasının karşısında durarak, devlet anlayışımızın olmazsa olmazı laiklik ilkesinin yaşatılması için var gücüyle mücadele etmektedir.
Ülke gerçeklerini çok iyi bilen, ayakları yere basan, hayaller peşinde uçmayan bir partidir.
Başta Silivri zindanının duvarları olmak üzere aydınlanmamızın önündeki bütün engelleri yıkan VATAN PARTİSİ, seçim barajı denen anti demokratik barajı da yıkacak, bölücülere inat parlamentoda olacaktır.
Atamızın mirasına, O’nun Altı Ok’una ülkemizin millî, manevî değerlerine sahip çıkmak Vatan partisinin olmazsa olmazıdır.
Partimizin programı okunduğunda her şey kolayca anlaşılacaktır.
Havuz medyası veya yandaş medyanın görmezden gelme çabaları Vatan Partisinin önünde asla engel değildir.
Çok iyi biliyoruz ki güneş balçıkla sıvanamaz.
Vatan partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, Abdullah Öcalan ile yıllar önceki görüntüleri toplumun bazı kesiminde hala büyük rahatsızlık yaratıyor. Bu durum partinin oy oranını nasıl etkiler?
Partinin oy oranı niye etkilensin? Sayın Perinçek, Abdullah Öcalan adlı terörist ile bir gazeteci olarak görüşmüştür.
Konu defalarca sorulmuş ve defalarca yanıtlanmıştır.
Ayrıca Sayın Perinçek malûm ithamla DGM’de yargılanmış ve aklanmıştır.
Çok merak edenler, gazetecilik yapmak isteyenler Vatan Partisi internet sitesinde cevabı geniş olarak bulabilirler.
Bunu soranlar, “Öcalanla biz görüşmedik.
Görüşenler ‘’şerefsizdir” dedikten hemen sonra evet “Öcalan ile görüşüyoruz, görüştük” diyenlere de bir zahmet sorsunlar.
Haber spikerliği denildiği zaman hala tek isim olarak anılıyorsunuz. Hala birçok meslektaşımız için idolsünüz. Bu neden böyle?
Türkçemize aşkla bağlılığım, olayları izleyicilere aktarışım ve haber mutfağının bir işçisi oluşum diyebilirim.
Hangi haber spikerlerini beğeniyorsunuz? Haber sunarken yapılan en büyük hata nedir? Sadece ‘’güzel olmakla’’ oluyor mu bu iş?
Hangi haber spikerleri denince fazla isim vermek olanaksız.
Bazı iyiler var. Ama isimlerini vermek doğru değil.
Güzellik kavramı göreceli bir şey.
Ayrıca bu ayrımcılık olur. Meslekte erkekler de var.
Türkiye’de şuanda en çok izlenen ana haber bültenlerinden biri olan Fox Haber, bir Amerikan televizyonu. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Millî yayıncılıktan yanayım.
Yabancı ortaklı kanallar, hangi gerçekleri ne kadar tartışabilir? En çok izlenme oranı neye göre belirleniyor?
Ayrıca en çok izlenen demek doğru değil.
Haber adı altında üçüncü sayfa haberleri ve magazin aktarmak habercilik değildir.
İzleyiciler pek çok kanalın dizileri, içi boş yarışma programlarıyla Amerikan usulü uyuşturuluyor.
Gündemden uzaklaştırıyor.
Tam bir toplum mühendisliği yayın kuruluşları eliyle dayatılıyor. Hepsi bu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘’çok iyi bir hatip, çok etkileyici bir konuşmacı’’ söylemi sizce doğru mu?
Sayın Erdoğan; prompter yani camları önünden alınınca ne hale geliyor. Youtube’a bakın.
Geriye dönüp baktığınızda, mesleğinize dair en büyük ‘’keşkeniz’’ nedir?
Asla keşkelerim olmadı. Hep kendi doğrularımdan yola çıktım.
Medya özgür mü şuan? Bir gün yaptığınız haberlerden dolayı, kelepçelenip götürülmekten korkuyor musunuz?
Kelepçelerden korkanlar gazeteci olamaz.
Medya elbette özgür değil.
Bu biraz da patronların ilişkilerinden kaynaklanıyor.
Meslekte çok şey gördüm ama ‘şu olayı asla unutamıyorum’ dediğiniz bir şeyi paylaşır mısınız bizimle?
Her anı anılarla dolu bir meslekte,  tek anıyı paylaşmak zor.
Eşkıya,  Kara Melek,  Üvey Baba,  Son,  Gerçek Kesit,  Kanalizasyon gibi dizi ve filmlerde rol aldınız? Oyunculuk, haberciliğinizin önüne geçer mi bir gün?
Benim sözünü ettiğiniz filmlerde, haber sunarken görüntüm kullanılmıştır.
Ben oyuncu değilim. Gazeteciyim, haber spikeriyim.
Teşekkürler Gülgün Feyman…
Yavuz Oymak 26.04.2015

‘Hayalim Fenerbahçe’ye hoca olmak’

0

Dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı futbolcularından biri, aksini iddia eden var mı? Neşeli sol ayak… Alçakgönüllülükte son nokta… Özellikle hocalığa terfi ettikten sonra eğlencede sınır tanımayan Brezilyalı… Tabii ki Roberto Carlos… Akhisar’a kendisini ziyarete gittim.

Hava güzel, temiz… İstanbul’dan gelince böyle detaylar etkiliyor tabii. Tesise ilk gelenlerden biri Roberto Carlos; erken kalkmayı severmiş. Aynı Fenerbahçe’de olduğu gibi Roberto, göbek yapmamış, bacak kasları kendini bırakmamış, hatta daha da şişmiş gibi ama yemekten değil… Oyuncularla ilişkisi inanılmaz. Eğer biz oradayız diye böyleyse en iyi erkek oyuncu Oscar’ını kendisine taktim etmek isterim ki iki türlü de Roberto kârlı çıkar bu işten. Antrenman öncesi kendisini ayak tenisi ve penaltı atışlarında epey bir yorsam da sonraki 2 saat boyuncafutbolcularla birlikte lig maçına çıkacakmış gibi koşturdu. Benim küçüklüğüm onun sol ayağıyla attığı frikik gollerini, bizim genelde hüsrana uğradığımız dünya kupası maçlarında yaptığı ve matematikçilerin hâlâ çözemediği vuruşlarını izlemekle geçti. Gördüm ki kendi yaş grubunda bir lig yapsalar takımı uçurur Roberto. Şimdilerde adı Fenerbahçe teknik direktörlüğünde geçiyor. Sordum tabii…

Çok önemli bir soruyla başlayacağım…

Hazırım.

Kalın bacaklı kızlara “Kilo ver biraz, bacakların Roberto Carlos gibi oldu” derler… Duydun mu?

Duymuştum… Çok komik…

Kadınlarla çalışmadın ama benim şutları beğendin…

Süperdi. Az kalsın ayağını incitiyordun ama takıma alındın. n

Sağol ve geçmiş doğum günün kutlu olsun Roberto… Aileden uzak nasıl geçiyor o doğum günleri?

Çok teşekkürler… Sonuncusunu ailemle birlikte geçirdim. En ufak bir boşlukta yanlarına Madrid’e gidiyorum ama gidemediğim zamanlar zor tabii…

Neden burada yaşamıyorlar?

Kızım Madrid’de okula gidiyor. Şimdilik kimseyi yerinden yurdundan etmek istemedim ama seneye Manisa Akhisarspor’da devam edersem İzmir’e gelecekler. İzmir’de oturuyorum. Antrenmanlara oradan gidip geliyorum. n

Sen aynı zamanda İspanya vatandaşısın. Hangi duygularla İspanya vatandaşı olmuştun?

Çok mutlu oldum İspanya vatandaşı olunca..

Neden?

Şaka yapıyorum… O dönem 5 yıldır Real Madrid’de oynuyordum. Kulübe yardım amacıyla vatandaşlığa geçtim çünkü bu sayede başka yabancılar da gelebilecekti takıma. Milli duygularla değil yani. n

Türk vatandaşlığı konusunda ne hissediyorsun?

Türk vatandaşlığına geçebilmem için ya Brezilya ya da İspanya vatandaşlığından vazgeçmem gerekiyor. Ailem orada yaşıyor, öbürü de öz vatanım, çok zor. Türk vatandaşı da olmak isterdim ama teknik olarak imkânsız. Benim gibi koyu renkli Türk pek yok, güzel olurdu. n

Gözlemlediğim kadarıyla duygusal bir insansın. Futbolcularla ilişkin de etkileyici, izlerken çok eğlendim, sahaya dalmak istedim.

Ben “Sahaların büyük yıldızı Roberto Carlos” kıyafetimi antrenmanda çıkarıyorum, “Hoca, arkadaş Roberto” kimliğimle gidiyorum. Bir de eski yöntemlerle değil daha modern ve eğlenceli oyunlarla antrenman yaptırıyorum. Karşılıklı saygıya da çok önem veriyorum. İlk 11 diye bir şey yok takımda, herkes eşit.

Ayak tenisi oynuyorlar, çok görmedim futbol antrenmanlarında…

Ben geldiğimde vardı, çok eğlenceli bir spor. Antrenmanda kullanmıyorum ama onlar öncesinde ya da sonrasında ısınırken oynuyorlar. Seneye burada olursam plaj kumu getirteceğim. Plaj futboluyla karışık ayak tenisi. Çok zor ama inanılmaz yararlı bir antrenman.

‘BEĞENDİĞİM TÜRK FUTBOLCULAR’

Bir türlü erimeyen bacak kasların, kaleci gibi taç atmaların hep doğuştan mı sence?

Bence öyle. Vücut çalışılan salonların kapısından girmem.

Ama futbolcu gibi koşuyorsun antrenmanda. Kim hoca, kim futbolcu ayırt edemiyorum, hâlâ oynuyorsun yani…

Oturmayı sevmem, antrenmanda da böyle. Ben içinde olunca onlar da daha bir şevkle çalışıyorlar. Taktik çalışırken kenara geçerim ama…

Eskiden yapılan bir röportajda Mehmet Aurelio’yu çok sevdiğini söylemiştin, ya şimdi?

Mehmet Topal, Emre Belözoğlu, Gökhan Töre ve Selçuk İnan’ı çok beğeniyorum. Öte yandan çok kaliteli futbolcular var.

O zaman neden bir arada bir şey olmuyor?

Kültürel bakış açısıyla ilgili bir durum. Biz Brezilya’da dostluk maçına bile kazanmak için çıkarız. Fatih Terim bu anlamda çok şey yapabilir. Kazanma isteğini hissettiren bir hoca.

‘BELKİ ALEX KULÜP İÇİN O KADAR DA BÜYÜK DEĞİLDİR’ 

Alex geldi ve döndü biliyorsun. Aran nasıl, İstanbul’da jübile yapılmamasına ne diyorsun?

Burada olduğunu bile bilmiyordum. Jübileden önce konuştuk. Ayrılışının problemli olduğunu herkes biliyor. Bence o da burada jübile yapmak istemezdi. Fenerbahçe’ye birçok ünlü ve başarılı futbolcu geldi, gitti o zaman onları da çağırmaları gerekiyordu. Belki kulüp için o kadar da büyük biri değildir.

Olur da Fenerbahçe’nin başına gelirsen tüm bu futbol dışı meselelerle de savaşabileceğini düşünüyor musun?

Çok güçlü biriyim. Antrenmanlarda bu güçlü yönümü gösteremeyebilirim çünkü orada amaç onları maçlara en iyi şekilde hazırlamak. Patron değilim, kapım herkese, her zaman açık. İkili ilişkilerini iyi kurarsan futbolcu sahada sadece kendisi için değil senin için de koşar.

“Fenerbahçe’yi yendikten sonra pek sevinmedi” dendi senin için…

Duygusal bakarsan mantıklı bir durum, oynadığım kulüp ama ben takımımı Gençlerbirliği maçına nasıl çıkarıyorsam Fenerbahçe maçına da aynı duygularla çıkarıyorum. Tabii ki sevindim.

‘BREZİLYA’NIN YEMESİ NORMAL’

 Brezilya, Dünya Kupası’nda Almanya’dan 7 tane yedikten sonra neler hissettin?

Beni daha çok endişelendiren, Brezilya kazansaydı ve şampiyon olsaydı en son kazandığımız kupanın fotoğrafı arkaya kayacaktı ve orada ben de vardım. 7 gol sadece Brezilya’nın değil herkesin başına gelir, futbol bu. Her yüzyılda bir olabilecek bir şey…

Siz şampiyon olduğunuzda da Almanya’yı yenmiştiniz. Aynı Almanya 7 gol atıyor. Acaba yeni Roberto Carlos’lara mı ihtiyaç var?

Aslında çok iyi oyuncular var. Bence bu skorun sebebi tecrübesizlik. Bir de şampiyonanın Brezilya’da olması oyuncuların üzerinde baskı oluşturdu. Ev sahibi olmanın dezavantajlı olduğunu düşünüyorum. Gençler kaldıramadı.

‘FENERBAHÇELİ YÖNETİCİLER SORDU’

Herkes bunun cevabını bekliyor… Fenerbahçe’ye gelecek mi? Hatta bunu Portekizce soracağım. Se um dia vai ser tecnico de Fenerbahçe…

Hahaha… Ben Türkçe cevap veremiyorum ama hayalim bir gün Fenerbahçe’nin hocası olmak.

Bir görüşme ya da nabız yoklama var mı?

Kâğıt üzerinde bir sözleşme ya da görüşme olmadı ama Fenerbahçeli eski yöneticiler olsun, yeniler olsun sordular bana, “Bir gün düşünür müsün” diye…

Bir de “Hooijdonk yardımcısı olacak” diye bir dedikodu geldi kulağıma, var mı ihtimal?

Ben kimsenin yardımcısı olmam.

Hayır, o senin yardımcın olacak diye…

Benim Valmira diye bir yardımcım var, yardımcılarım da hep Brezilyalı ama Hooijdonk çok sevdiğim bir arkadaşım, birlikte çalışma imkânımız olabilir.

Bu Brezilyalılar Türkiye’yi neden bu kadar çok seviyor?

Çünkü Türk kültürü ve insanı Brezilya’ya çok benziyor. Futbola olan aşklarından yaşama şekillerine, müziğe olan tutkularına kadar birçok şey aynı. Bu da burada yaşayan Brezilyalılara rahatlık sağlıyor. n

Fenerbahçe’ye yapılan saldırı sonrası pılını pırtını toplayıp gidesin geldi mi? Bruno Alves’in korku dolu açıklamaları oldu dış basına..

Bazı kişilerin psikolojik sorunlarını evinde yaşamak yerine, bütün dünyaya yansıtmasından doğuyor

‘KADINDA EN SON ARADIĞIM ÖZELLİK GÜZELLİK’ 

Tüm bu yoğunluğa rağmen iyi bir babasın. Oğlun Ricardo da Brezilya’da futbolcu diye duydum.

Bir takımın altyapısında oynuyor ama profesyonel değil. Ben “Futbolcu ol” falan da demedim. Anneleri giriyor kanlarına. Avukat olsam bütün çocuklar avukat olacaktı herhalde.

Yetenek genetik değil yani…

Bence değil ama annesi çok yetenekli olduğunu söylüyor. Oğlum da bana “Dünyanın en yakışıklı futbolcusu sensin” diyor. Demek konu aile olunca mantıklı düşünemiyorsun.

Bir de sana çapkın derler hep, öyle durmuyorsun…

Bekârlık zamanlarımda çapkınlık yaptım. Mariana’yla 8 yıldır beraberiz ve ona çok bağlıyım. Arkadaşlarımla dışarı çıksam bile çapkınlık yapmıyorum.

Mesafe de aşkı öldürmüyor gördüğüm kadarıyla…

Bence daha sağlıklı böyle.

Yedinci çocuğu Mariana’yla yaptınız. Sekizinci gelecek mi?

Yeterince var, beni artık kısırlaştırmanın zamanı geldi sanırım. Gerçi Mariana’dan tek çocuk haksızlık, kızım Manuela Mariana’dan olan tek çocuğum, diğerlerinin hep aynı anneden kardeşi var. Aslında bir kardeşi olsa fena olmaz…

Eşine seni bağlayan hangi özelliği?

Kadınlarda en son aradığım özellik, güzelliktir ama Mariana güzel olmasının yanında çok akıllıdır. Boş konuşmaya başladığı anda güzellik biter benim için.

‘ARKADAŞ ARANIYOR’

 İzmir’de neler yapıyorsun?

Antrenmandan çıkıp eve varmam 5’i buluyor. Bazen 7 maç seyrediyorum. İtalya, İspanya, İngiltere ligleri var. Acıktığımda problem yaşıyorum. Genelde de restoranda yiyorum.

Arkadaşın var mı? Yok…

İnstagram’da paylaşacağım “Arkadaş aranıyor” diye.

Hep köftesi güzel yerlere hoca oluyor diyorlar…

Vallahi öyle bir şey yok. Ben et severim. Nerenin eti meşhur?

Akhisar çok güzel bir yer ama dünyanın en güzel yerlerinde futbol oynamış bir adam Akhisar’da ne yapar?

Bütün hocalar için geçerli olan şey, işe ufaktan başlamak. Sivasspor da Akhisar da benim için birer okul oldu. Böyle güzel bir kariyerin ardından iki maç sonra yönetim tarafından gönderilmek istemiyorum. Sivas’ta başarılı olduğuma inanıyorum.

Nazenin Tokuşoğlu 26.04.2015

HABERTÜRK

‘Hayalim Fenerbahçe’ye hoca olmak’

0

Dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı futbolcularından biri, aksini iddia eden var mı? Neşeli sol ayak… Alçakgönüllülükte son nokta… Özellikle hocalığa terfi ettikten sonra eğlencede sınır tanımayan Brezilyalı… Tabii ki Roberto Carlos… Akhisar’a kendisini ziyarete gittim.

Hava güzel, temiz… İstanbul’dan gelince böyle detaylar etkiliyor tabii. Tesise ilk gelenlerden biri Roberto Carlos; erken kalkmayı severmiş. Aynı Fenerbahçe’de olduğu gibi Roberto, göbek yapmamış, bacak kasları kendini bırakmamış, hatta daha da şişmiş gibi ama yemekten değil… Oyuncularla ilişkisi inanılmaz. Eğer biz oradayız diye böyleyse en iyi erkek oyuncu Oscar’ını kendisine taktim etmek isterim ki iki türlü de Roberto kârlı çıkar bu işten. Antrenman öncesi kendisini ayak tenisi ve penaltı atışlarında epey bir yorsam da sonraki 2 saat boyuncafutbolcularla birlikte lig maçına çıkacakmış gibi koşturdu. Benim küçüklüğüm onun sol ayağıyla attığı frikik gollerini, bizim genelde hüsrana uğradığımız dünya kupası maçlarında yaptığı ve matematikçilerin hâlâ çözemediği vuruşlarını izlemekle geçti. Gördüm ki kendi yaş grubunda bir lig yapsalar takımı uçurur Roberto. Şimdilerde adı Fenerbahçe teknik direktörlüğünde geçiyor. Sordum tabii…

Çok önemli bir soruyla başlayacağım…

Hazırım.

Kalın bacaklı kızlara “Kilo ver biraz, bacakların Roberto Carlos gibi oldu” derler… Duydun mu?

Duymuştum… Çok komik…

Kadınlarla çalışmadın ama benim şutları beğendin…

Süperdi. Az kalsın ayağını incitiyordun ama takıma alındın. n

Sağol ve geçmiş doğum günün kutlu olsun Roberto… Aileden uzak nasıl geçiyor o doğum günleri?

Çok teşekkürler… Sonuncusunu ailemle birlikte geçirdim. En ufak bir boşlukta yanlarına Madrid’e gidiyorum ama gidemediğim zamanlar zor tabii…

Neden burada yaşamıyorlar?

Kızım Madrid’de okula gidiyor. Şimdilik kimseyi yerinden yurdundan etmek istemedim ama seneye Manisa Akhisarspor’da devam edersem İzmir’e gelecekler. İzmir’de oturuyorum. Antrenmanlara oradan gidip geliyorum. n

Sen aynı zamanda İspanya vatandaşısın. Hangi duygularla İspanya vatandaşı olmuştun?

Çok mutlu oldum İspanya vatandaşı olunca..

Neden?

Şaka yapıyorum… O dönem 5 yıldır Real Madrid’de oynuyordum. Kulübe yardım amacıyla vatandaşlığa geçtim çünkü bu sayede başka yabancılar da gelebilecekti takıma. Milli duygularla değil yani. n

Türk vatandaşlığı konusunda ne hissediyorsun?

Türk vatandaşlığına geçebilmem için ya Brezilya ya da İspanya vatandaşlığından vazgeçmem gerekiyor. Ailem orada yaşıyor, öbürü de öz vatanım, çok zor. Türk vatandaşı da olmak isterdim ama teknik olarak imkânsız. Benim gibi koyu renkli Türk pek yok, güzel olurdu. n

Gözlemlediğim kadarıyla duygusal bir insansın. Futbolcularla ilişkin de etkileyici, izlerken çok eğlendim, sahaya dalmak istedim.

Ben “Sahaların büyük yıldızı Roberto Carlos” kıyafetimi antrenmanda çıkarıyorum, “Hoca, arkadaş Roberto” kimliğimle gidiyorum. Bir de eski yöntemlerle değil daha modern ve eğlenceli oyunlarla antrenman yaptırıyorum. Karşılıklı saygıya da çok önem veriyorum. İlk 11 diye bir şey yok takımda, herkes eşit.

Ayak tenisi oynuyorlar, çok görmedim futbol antrenmanlarında…

Ben geldiğimde vardı, çok eğlenceli bir spor. Antrenmanda kullanmıyorum ama onlar öncesinde ya da sonrasında ısınırken oynuyorlar. Seneye burada olursam plaj kumu getirteceğim. Plaj futboluyla karışık ayak tenisi. Çok zor ama inanılmaz yararlı bir antrenman.

‘BEĞENDİĞİM TÜRK FUTBOLCULAR’

Bir türlü erimeyen bacak kasların, kaleci gibi taç atmaların hep doğuştan mı sence?

Bence öyle. Vücut çalışılan salonların kapısından girmem.

Ama futbolcu gibi koşuyorsun antrenmanda. Kim hoca, kim futbolcu ayırt edemiyorum, hâlâ oynuyorsun yani…

Oturmayı sevmem, antrenmanda da böyle. Ben içinde olunca onlar da daha bir şevkle çalışıyorlar. Taktik çalışırken kenara geçerim ama…

Eskiden yapılan bir röportajda Mehmet Aurelio’yu çok sevdiğini söylemiştin, ya şimdi?

Mehmet Topal, Emre Belözoğlu, Gökhan Töre ve Selçuk İnan’ı çok beğeniyorum. Öte yandan çok kaliteli futbolcular var.

O zaman neden bir arada bir şey olmuyor?

Kültürel bakış açısıyla ilgili bir durum. Biz Brezilya’da dostluk maçına bile kazanmak için çıkarız. Fatih Terim bu anlamda çok şey yapabilir. Kazanma isteğini hissettiren bir hoca.

‘BELKİ ALEX KULÜP İÇİN O KADAR DA BÜYÜK DEĞİLDİR’ 

Alex geldi ve döndü biliyorsun. Aran nasıl, İstanbul’da jübile yapılmamasına ne diyorsun?

Burada olduğunu bile bilmiyordum. Jübileden önce konuştuk. Ayrılışının problemli olduğunu herkes biliyor. Bence o da burada jübile yapmak istemezdi. Fenerbahçe’ye birçok ünlü ve başarılı futbolcu geldi, gitti o zaman onları da çağırmaları gerekiyordu. Belki kulüp için o kadar da büyük biri değildir.

Olur da Fenerbahçe’nin başına gelirsen tüm bu futbol dışı meselelerle de savaşabileceğini düşünüyor musun?

Çok güçlü biriyim. Antrenmanlarda bu güçlü yönümü gösteremeyebilirim çünkü orada amaç onları maçlara en iyi şekilde hazırlamak. Patron değilim, kapım herkese, her zaman açık. İkili ilişkilerini iyi kurarsan futbolcu sahada sadece kendisi için değil senin için de koşar.

“Fenerbahçe’yi yendikten sonra pek sevinmedi” dendi senin için…

Duygusal bakarsan mantıklı bir durum, oynadığım kulüp ama ben takımımı Gençlerbirliği maçına nasıl çıkarıyorsam Fenerbahçe maçına da aynı duygularla çıkarıyorum. Tabii ki sevindim.

‘BREZİLYA’NIN YEMESİ NORMAL’

 Brezilya, Dünya Kupası’nda Almanya’dan 7 tane yedikten sonra neler hissettin?

Beni daha çok endişelendiren, Brezilya kazansaydı ve şampiyon olsaydı en son kazandığımız kupanın fotoğrafı arkaya kayacaktı ve orada ben de vardım. 7 gol sadece Brezilya’nın değil herkesin başına gelir, futbol bu. Her yüzyılda bir olabilecek bir şey…

Siz şampiyon olduğunuzda da Almanya’yı yenmiştiniz. Aynı Almanya 7 gol atıyor. Acaba yeni Roberto Carlos’lara mı ihtiyaç var?

Aslında çok iyi oyuncular var. Bence bu skorun sebebi tecrübesizlik. Bir de şampiyonanın Brezilya’da olması oyuncuların üzerinde baskı oluşturdu. Ev sahibi olmanın dezavantajlı olduğunu düşünüyorum. Gençler kaldıramadı.

‘FENERBAHÇELİ YÖNETİCİLER SORDU’

Herkes bunun cevabını bekliyor… Fenerbahçe’ye gelecek mi? Hatta bunu Portekizce soracağım. Se um dia vai ser tecnico de Fenerbahçe…

Hahaha… Ben Türkçe cevap veremiyorum ama hayalim bir gün Fenerbahçe’nin hocası olmak.

Bir görüşme ya da nabız yoklama var mı?

Kâğıt üzerinde bir sözleşme ya da görüşme olmadı ama Fenerbahçeli eski yöneticiler olsun, yeniler olsun sordular bana, “Bir gün düşünür müsün” diye…

Bir de “Hooijdonk yardımcısı olacak” diye bir dedikodu geldi kulağıma, var mı ihtimal?

Ben kimsenin yardımcısı olmam.

Hayır, o senin yardımcın olacak diye…

Benim Valmira diye bir yardımcım var, yardımcılarım da hep Brezilyalı ama Hooijdonk çok sevdiğim bir arkadaşım, birlikte çalışma imkânımız olabilir.

Bu Brezilyalılar Türkiye’yi neden bu kadar çok seviyor?

Çünkü Türk kültürü ve insanı Brezilya’ya çok benziyor. Futbola olan aşklarından yaşama şekillerine, müziğe olan tutkularına kadar birçok şey aynı. Bu da burada yaşayan Brezilyalılara rahatlık sağlıyor. n

Fenerbahçe’ye yapılan saldırı sonrası pılını pırtını toplayıp gidesin geldi mi? Bruno Alves’in korku dolu açıklamaları oldu dış basına..

Bazı kişilerin psikolojik sorunlarını evinde yaşamak yerine, bütün dünyaya yansıtmasından doğuyor

‘KADINDA EN SON ARADIĞIM ÖZELLİK GÜZELLİK’ 

Tüm bu yoğunluğa rağmen iyi bir babasın. Oğlun Ricardo da Brezilya’da futbolcu diye duydum.

Bir takımın altyapısında oynuyor ama profesyonel değil. Ben “Futbolcu ol” falan da demedim. Anneleri giriyor kanlarına. Avukat olsam bütün çocuklar avukat olacaktı herhalde.

Yetenek genetik değil yani…

Bence değil ama annesi çok yetenekli olduğunu söylüyor. Oğlum da bana “Dünyanın en yakışıklı futbolcusu sensin” diyor. Demek konu aile olunca mantıklı düşünemiyorsun.

Bir de sana çapkın derler hep, öyle durmuyorsun…

Bekârlık zamanlarımda çapkınlık yaptım. Mariana’yla 8 yıldır beraberiz ve ona çok bağlıyım. Arkadaşlarımla dışarı çıksam bile çapkınlık yapmıyorum.

Mesafe de aşkı öldürmüyor gördüğüm kadarıyla…

Bence daha sağlıklı böyle.

Yedinci çocuğu Mariana’yla yaptınız. Sekizinci gelecek mi?

Yeterince var, beni artık kısırlaştırmanın zamanı geldi sanırım. Gerçi Mariana’dan tek çocuk haksızlık, kızım Manuela Mariana’dan olan tek çocuğum, diğerlerinin hep aynı anneden kardeşi var. Aslında bir kardeşi olsa fena olmaz…

Eşine seni bağlayan hangi özelliği?

Kadınlarda en son aradığım özellik, güzelliktir ama Mariana güzel olmasının yanında çok akıllıdır. Boş konuşmaya başladığı anda güzellik biter benim için.

‘ARKADAŞ ARANIYOR’

 İzmir’de neler yapıyorsun?

Antrenmandan çıkıp eve varmam 5’i buluyor. Bazen 7 maç seyrediyorum. İtalya, İspanya, İngiltere ligleri var. Acıktığımda problem yaşıyorum. Genelde de restoranda yiyorum.

Arkadaşın var mı? Yok…

İnstagram’da paylaşacağım “Arkadaş aranıyor” diye.

Hep köftesi güzel yerlere hoca oluyor diyorlar…

Vallahi öyle bir şey yok. Ben et severim. Nerenin eti meşhur?

Akhisar çok güzel bir yer ama dünyanın en güzel yerlerinde futbol oynamış bir adam Akhisar’da ne yapar?

Bütün hocalar için geçerli olan şey, işe ufaktan başlamak. Sivasspor da Akhisar da benim için birer okul oldu. Böyle güzel bir kariyerin ardından iki maç sonra yönetim tarafından gönderilmek istemiyorum. Sivas’ta başarılı olduğuma inanıyorum.

Nazenin Tokuşoğlu 26.04.2015

HABERTÜRK

Türkiye’nin En Genç Vekil Adayı Elif İlhamoğlu, Röportajlık’a Konuştu

0

Türkiye 7 Haziran’da yapılacak genel seçimlere hazırlanıyor. Milletvekili aday listelerini hazırlayan siyasi partiler seçim çalışmalarına il il devam ediyorlar. 20 partinin katılacağı seçimde özellikle bazı isimler dikkat çekiyor ve ön plana çıkıyor. Elif İlhamoğlu da bu isimlerden birisi. Türkiye’nin en genç milletvekili adayı olması nedeniyle dikkatleri üzerinde toplayan Elif İlhamoğlu aday listesinde diğer partilerdeki genç adaylar gibi arka sıralarda yer almıyor. Vatan Partisi, Elif’i İstanbul 2.Bölge 3.sıradan aday gösterdi. Vatan Partisi’nin 25 yaşındaki milletvekili adayı Elif İlhamoğlu ile, üniversite mücadelelerinden milletvekilliği adaylığına giden süreci, projelerini, gençliğe bakışını, İşçi Partisi’nin isim değiştirip Vatan Partisi ismini almasını, HDP’nin barajı aşma tartışmalarını, kadın haklarını ve 1 Mayıs’ta nerede olacaklarını konuştuk.

Röportaj: Ercan Deniz Küçük

twitter.com/ercandenizkucuk

Foto: Nehir Kazancı

Ercan Küçük (EK) : Sizi sizden dinleyelim. Elif İlhamoğlu kimdir?

Elif İlhamoğlu (Eİ) : 16 Ocak 1990 İzmit doğumluyum. İzmit’te doğdum büyüdüm. Annem babam Tokatlı. Annem emekli öğretmen, babam emekli elektrik teknisyeni. Emekli çocuğuyum yani. Bir de benden 15 yaş büyük bir ablam var. Annemin tayini nedeniyle İzmit’e taşınıyoruz. Ben de İzmit’te doğuyorum. İlkokul, ortaokul, lise öğrenimimi İzmit’te tamamladım. Lisede aktif olarak eylemlere katılıyordum. Ama bir örgütle değil bireysel olarak katılıyordum. TGB’nin Ergenekon tertiplerindeki eylemlerine katıldım. Bu sayede lisede TGB’li olmuş oldum. Sonra Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’ni bitirdim.

NEDEN VATAN PARTİSİ?

EK : Türkiye’nin en genç milletvekili adayısınız. Neden aday oldunuz? Ve neden Vatan Partisi?

Eİ : Biz gençler olarak şunu görüyoruz; Bugün mecliste özellikle gençliğin taleplerini, özlemlerini dile getirebilecek, bu talepleri gerçekleştirebilecek, karşılayabileceki gençliği anlayabilecek vekiller yok mecliste. Ben de gençliğin taleplerini, özlemlerini yerine getirebilmek, mecliste gençleri temsil edebilmek, meclisi ve Türkiye’yi gençleştirebilmek için aday oldum. Neden Vatan Partisi sorusuna da şöyle cevap verebilirim; Ben kendimi devrimci, mücadeleci biri olarak tanımlıyorum. Dolayısıyla bu mücadele bugüne kadar nasıl devam ediyorsa meclise girdikten sonra da devam edecek. Vatan Partisi’nin Türkiye’nin dört bir yanındaki adaylarına baktığımız zaman Türkiye’nin en mücadeleci insanları diyebiliriz. Büyük halk hareketlerinden çıkan, o halk hareketlerine önderlik eden, barikatları, Silivri zindanlarını yıkan, Ergenekon tertiplerini çökerten adaylar hepsi. Birçok seçkin aday var. Bakanlar, gençler, kadınlar, avukatlar, profesörler, işçiler, emekçiler, çiftçiler. Bunların hiçbiri vitrin süsü değil. Bunu bilmem çok önemli. 1.si mücadeleci adaylar. 2.si de vitrin süsü değiller. Biz gençler de Vatan Partisi’nin vitrin süsü değiliz. Birçok parti genç aday çıkartıyor ama listelerdeki sıralarına baktığımızda, 26.sıra, 30.sırada olduklarını görüyoruz. Ben Vatan Partisi’nde İstanbul 2.Bölge 3.sıra adayıyım. Yadigar Özen arkadaşımız Denizli’de 2.sıra adayı. Ankara’da Fırat arkadaşımız, Malatya’da Adnan Türkkan arkadaşımız 1.sıra adayı. Vatan Partisi’nin gençleri hep en ön sıralardan adaylar. Bu adaylar büyük halk hareketine önderlik eden adaylar. Vatan Partisi gençlerine güveniyor. O yüzden onları en ön sıralardan aday gösteriyor. Bu yüzden ben de Vatan Partisi’nden adayım.

“TÜRKİYE’DE GENÇLİK YENİDEN TARİH SAHNESİNE ÇIKTI”

EK : Aynı zamanda üniversite mücadelesinin de içinden geliyorsunuz. Siz günümüz gençliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eİ : Gençlik üzerinde hep “80 sonrası apolitik gençlik” yaftası vardı. 80 sonrası gelen 90 kuşağı apolitik bir gençliktir, okumaz, yazmaz, çizmez, sesini çıkartmaz, toplumsal olaylara duyarsızdır, sadece gezer, tozar, eğlenir, bireysel düşkünlüklerine bakar. Hep böyle adlandırıldık. Ama 2012’yle başlayan halk hareketine baktığınız zaman bu halk hareketinin tetikleyicisi, öncüsü hep gençlik olmuştur. 2012’de başlayan hareket Haziran’da doruğa ulaşıyor. Ve bunun en önemli öznesi gençlik. Türkiye’de sadece 2012’de ya da günümüzde değil, 1908 Hürriyet Devrimi’nde, 27 Mayıs’ta da gençlik hep en öndeydi. Özellikle de üniversite gençleri hareketlerin dinamiğini oluştururdu. Bugün yine Türkiye’de gençlik tarih sahnesine çıktı. O apolitik yakıştırmalarını üzerinden attı ve halk hareketinin yine başına geçti, öznesi konumuna geldi. Fakat 68’e kıyasla baktığımızda biraz farklı bir gençlik var. Mizahı, yaratıcılığı, daha ön plana çıkartan, mizahı ve yaratıcılığı zekasıyla birleştiren bir gençlik var günümüzde.

Bugün gençlik Türkiye’de yaşanan herşeyin farkında. Ve aslında buna dur demek için ayağa kalkmış durumda. Haziran Hareketi bunun en büyük göstergelerinden biri. Gençlik orada en somut ve meşru taleplerini dile getirdi. Özgür Türkiye, bağımsız Türkiye, demokratik Türkiye dedi. Yaşam alanlarına müdahale ettirmedi, çevreme, kentime, üniversiteme, parkıma dokunamazsın dedi. Yaşam alanlarını korudu. Ve en sonunda hükümet istifa talebi en çok gençler tarafından dile getirildi. Bu taleplerle ayağa kalktı. Şu çok önemliydi: bu yükselen direnişte, harekette en önemli temsillerden biri Türk Bayrağı ve ‘Mustafa Kemal’in Askerleriyiz’ sloganı oldu. Bu da şunu gösteriyor: Karen Fogg’un e-postaları vardır. Orada 1.görev olarak kültür emperyalizminin en önemli görevlerinden birisi Türk gençliğini milli kimliğinden koparmaktır. Gençlik Haziranda da bayrağına ve Mustafa Kemal’e sahip çıktı. Türk gençliğini milli kimliğinden koparamadılar. Bir yandan neoliberal baskıya, ideolojik hegomanyaya, bir yandan gerici baskıya rağmen gençliği milli kimliğinden koparamamış oldular. Üniversitelerde ciddi baskılar var. Rektörler değiştiriliyor, gerici akademik kadrolar yerleştiriliyor, kulüpler kapatılıyor. Evrim dersleri yasaklanıyor, sergiler dağıtılıyor. Gençliğe söz hakkı tanınmıyor. Konseyler kapatılıyor ya da AKP’nin temsilcileri o öğrenci temsilciliklerinin başına getiriliyor. Ama buna rağmen gençlik yine alternatifini yaratıyor. Üniversitenin ticarileştirilmesi, medreseleştirilmesiner karşı kendi kültürünü kendi yaşamını yaratıyor kampüs içerisinde. Onlar McDonalds’lar, Starbucks’lar açıyorlar üniversitelere. Ama öğrenciler oradan yemiyor, öğrenci yemekhanesi, kantini diyor, kendisi kantin açıyor, kazan kaynatıyor, çorbalar dağıtıyor. İstanbul Üniversitesi rektörlük seçiminde 1.sırada yer alan Raşit Tükel’e sahip çıkıyor gidiyor amfileri işgal ediyor. Evrim dersi yasaklanınca, bilimden yana olan hocasını buluyor, gidiyor bahçede, kantinde evrim dersi yapıyor. Bugün sadece yıkıcı değil aynı zamanda yapıcı alternatifini koyan bir gençlik var Türkiye’de.

YÖK KALDIRILACAK !

EK : Milletvekili adayısınız. İllaki projeleriniz vardır. En iddialı, en başta yapmak istediğiniz proje nedir?

Eİ : Bugün Türkiye’de gençliği en önemli problemlerinden birisi geleceksizlik problemidir. Gençliği güncel sorunlardan kimi zaman koparan, kimi zaman güncel sorunların tam merkezine oturtan geleceksizlik problemidir. Bugün Türkiye’de üniversite mezunlarının pek çoğu iş bulamıyor. Gençlerin işsizlik oranları %20-30 dolaylarında. Üniversiteden mezun oluyor iş bulamıyor. Ya da ilgi alanına yönelik bir iş bulamıyor. Mesela mühendislik bitiriyor, bir şekilde formasyon bulup öğretmen olmaya çalışıyor. Ya da başka işlerde çalışıyor. Dolayısıyla gençlik iş bulamıyor. Geleceğine sahip çıkamıyor. Iş bulamadığı için kendisini gerçekleştiremiyor. Başka alanlarda çalıştığı için mutsuz oluyor. Bu bir çok psikolojik durumu, depresyonu yanında getiriyor. Gençliğin geleceksizlik probleminin, işsizlik oranının bu kadar büyük olmasının en önemli sebeplerinden biri Türkiye’nin üretim ekonomisinden çıkması. Türkiye üretim ekonomisinden çıkıyor, istihdam alanları yaratılamıyor. Bilimsel üretim ekonomisinden çıktığı için bilimsel, teknolojik gelişmeleri de takip edemiyor. Dolayısıyla bu gelişmelere uygun istihdam alanları yaratılamıyor. Ve bu iş alanında da kalitesiz eleman yetiştirme sonucu doğuyor. Bunlar birbirini diyalektik olarak etkiliyor. röp1

Vatan Partisi iktidara geldiğinde üretim ekonomisini yeniden tesis edecek. Üretim ekonomisi yeniden tesis edilince bilimsel, teknolojik gelişmeler yakından takip edilecek. Bunla doğru orantılı olarak da gençliğin geleceksizlik problemine ciddi oranda çözümler bulunmuş olacak. Gençlerin istediği bölümlerde okuması, ilgi alanına yönelik bölümlerde okuması, buralardan mezun olduğunda ilgi alanına ve mezun olduğu bölümlere yönelik iş bulması, hatta yeni iş alanlarının açılması, tam istihdamın sağlanması söz konusu olacaktır.

Diğer sorunlardan birisi üniversitede parasız eğitim problemidir. Serbestçe, parasız şekilde üniversitede okuyabilmek gençliğin en temel haklarından birisi. Bu temel hakkı elde edememiş bir genç özgür sayılamaz. Bu bir anlamıyla da özgürlük problemi bizim için. İlk öğretimden üniversiteyi bitirene dek parasız eğitimin sağlanması gerekiyor. Bu eğitime de devam ederken temel ihtiyaçları olan barınma, yol, yemek gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Diğer problemlerden biri YÖK gibi bir kurumla üniversitelerin iktidarın arka bahçesi gibi kullanılması. Bu gerici İktidarın ‘kindar değil, dindar gençlik’ de bahsettiği kindar gençlik aslında ayağa kalkan gençlik yani bizleriz. Dindar dediği gençlik de kendilerinin üniversitede yetiştirmek istedikleri gençlik. Okumayan, tartışmayan, iktidarlara biat eden bir gençlik yetiştirmeye çalışıyorlar. Üniversitenin bilimsel özelliğini tamamen ortadan kaldırdılar. Üniversiteler bilim yuvası olmaktan çıktı hurafe yuvası haline geldi. Bilim üreten merkezler değil hurafe üreten merkezlere oldu. Üniversitelerin laik yapısı yeniden kazandırılacak. Üniversiteler bilim üretim merkezleri haline dönüştürülecek. Üniversiteler iktidarların arka bahçesi olmaktan çıkartılacak. YÖK kaldırılacak ve üiversitelere kendi özerkliği verilecek. Üniversitelerin akademisyenleri öğrencileri, Çalışanları hep birlikte kollektif bir yönetimle yönetecekler. Türkiye’de de laik özgür bilimsel ortamın yaratılması için en başta bu ortamın kurulması gerekiyor. Bu yapının kurulması çok önemli. Bir diğer önelim unsur da gençlik üzerinde oynanan oyunlar demiştik. Karen Fogg’un epostaları, Avrupa ve Amerikan kültür emperyalizminin gençlik üzerindeki etkileri demiştik. Bunlar kendini şöyle gösteriyor; gençliği üretimden kopartıp, toplumdan soyutlaştırıp yalnızlaştırmaya ve tüketime itiyorlar. Toplumsal olaylara ilgi duymayan çevresine ilgi duymayan, ailesiyle arkadaşlarıyla sorun yaşayan, giderek yalnızlaşan gençlik yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye’de 5 yıl öncesine baktığımızda depresyon oranının gençler üzerinde çok yaygın olduğunu görürüz. Liselerde başlar bu depresyon. Birkaç yıl öncesine kadar gençler içindeki intihar oranlarının yükseldiğini görebiliriz. Sorduğunuz zaman “kendimi kalabalıklar arasında yalnız hissediyorum” derler. Pırıl pırıl bir genç kendini neden yalnız hisseder? Çünkü toplumdan soyutlanmış ve yalnızlığa itilmiştir. Tamamen tüketime itilmiştir. Bu bireyci, yoz, tüketim kültürünü en başta yok etmemiz gerekiyor. Bu tüketim kültürünün, yozlaşmanın içerisine düşen gençlik ister istemez uyuşturucuya sarılıyor. Uyuşturucu kullanma oranının bugün ortaokullara kadar indiğini görebiliriz. Gençliği bu tüketim ve yoz kültürden uzaklaştırıp, toplumla iç içe sokarak, toplumun merkezi yaparak, gençliğin üreteceği, ilgi alanlarına yönelik faaliyetler gerçekleştireceği, kültürel sanatsal, sporsal aktiviteler kendisini bulacağı, tanıyacağı sosyal bir kimlik edineceği alanlar yaratılacak. Dolayısıyla gençlik bu tüketim kültüründen, bireycilikten, uyuşturucudan uzaklaşacak. Toplumla iç içe, üreten, kendisiyle ve toplumla barışık bir gençlik bunlara ihtiyaç duymayacak zaten.

EK : Lise ve üniversitelere giriş sınavları sürekli değiştiriliyor. Vatan Partisi’nin bu sınavlara yönelik projeleri var mıdır?

Eİ : Lise ve üniversitelere baktığımız zaman geleceksizlik problemi nedeniyle gençler en fazla para kazanabileceği, iş bulacağı bölümlere yöneliyorlar. Benim yeğenim de lisede. Bölüm seçecek. Edebiyata ilgi duyuyor ama ailesi o bölümlerden iş bulamazsın diyorlar. Dile ilgi duyuyor, “İngilizce bilen çok fazla insan var, 2.dili de öğrenmen lazım. iş bulamazsın” diyorlar. Sayısala yönel diyorlar. Çocuklar istedikleri bölümleri seçemiyorlar. Tamamen sermayenin kurguladığı gelecek odaklı bölümlere, mesleklere yönelmek zorunda kalıyorlar. Kimse kendi ilgili alanına yönelik meslek seçemediği için ne üniversitede ne de sonrasında başarılı olamıyor. Seçtiği alanlarda derinleşemiyor. Bu da büyük bir başarısızlık duygusu yaratıyor gençlik üzerinde. Bu başarısızlık duygusu beraberinde özgüven eksikliği getiriyor. Topluma küsme, yalnızlaşma ve bireyci bir insan olarak toplumda yer almayı getiriyor. Vatan Partisi programında gençler ilkokuldan itibaren kendi ilgi alanlarına göre yönlendirilecek. Liseye geldiğinde bu genç hangi alana ilgi duyduğu, hangi mesleği yapmak istediğini kafasında belirlemiş olacak. Gençlik ilgi alanlarına yöneltilecek, istihdam alanları çoğaltılacak, gençliğin seçebileceği meslek alanları çoğaltılacak ve gençliği yarış atına çeviren sınav sistemi de giderek yavaş yavaş ortadan kaldırılacak.

ELİF İLHAMOĞLU’NUN HAYALİNDEKİ TÜRKİYE

EK : Türkiye’nin en genç milletvekili adayı nasıl bir Türkiye hayal ediyor?

elif3Eİ : Bugün Türkiye’de gazetelerin 3.sayfalarına, akşam ana haberlere baktığımız zaman önümüze bir Türkiye tablosu çıkartılıyor. Bu tablo Özgecanlar’ın tecavüze uğradığı yakıldığı, kadınların şiddet gördüğü, bebeklerin şiddet gördüğü bir tablo. Aslında sadece kadınlara da değil, bebeklere, erkeklere de tecavüz edildi. Hatta hayvanlara ve damacanaya tecavüz edilen bir ülke haline getirildi Türkiye. Şiddet odaklı bir Türkiye olduk. Doğu Perinçek diyorki “Türkiye tecavüzcüler ülkesi olmayacak”. Türkiye tecavüzcüler ülkesi haline getirildi. Şiddet odaklı ülke haline getirildi. Bunun en büyük sebeplerinden biri de insanı değil, metayı, parayı merkezine alan iktidardır. AKP’nin 12 yıllık iktidarına baktığımızda hırsızlık, yolsuzluk, yalan, dolan, katillik her şeyi görüyoruz. Yolsuzluk iktidarı sadece parayı, metayı merkeze aldığı için iktidardaki bu çürüme topluma da yansıyor. Bizim hayalimizde, gençliğin özlemindeki Türkiye; metanın değil insanın merkeze alındığı, sevgi, emek odaklı bir Türkiye. Barış, kardeşlik, dayanışmanın geliştirildiği, bu duygularla bir gelecek kurulacak bir Türkiye özlemi var. Bugün baktığımızda ne insanın ne emeğin değeri var. 300 işçimiz Soma’da can veriyor. Hemen arkasından Ermenek faciası yaşanıyor. Mecidiyeköy’de asansörde işçilerimiz hayatını kaybediyor. İş kazalarının bu kadar arttığı, emeğin bu kadar değersiz olduğu bir Türkiye’de sevgiyi de bekleyemeyiz. Emek ve sevgi birbiriyle orantılı şeyler. Emeğin merkez alındığı, emeğin değer olduğu, bir Türkiye’de sevgi odak alınır. Gençliğin en büyük özlemi bu. Emeğin, sevginin, insanın odak alındığı, bağımsız, özgür bir Türkiye.

KADINLARI YENİDEN YURTTAŞ KONUMUNA GETİRECEK PROGRAM 6 OK’TUR”

EK : Siz de Vatan Partisi’nin kadın adaylarındansınız. Az önce sizin de bahsettiğiniz gibi kadına yönelik şiddet, tecavüz olayları, kadının 2.sınıf vatandaş yerine konmasını görüyoruz. Elif İlhamoğlu ve Vatan Partisi meclise girdiğinde kadınlar için neler yapacak?

Eİ : Kadın sorunu yakıcı bir sorundur. Bugün baktığımızda AKP’nin Türkiye’de en çok saldırdığı 2 unsur var. 1.si gençlik diğeri, de kadın. Çok somut ve yakıcı olarak bu politikalar gözümüzün önüne geliyor. Kadının toplumsal yaşamdan uzaklaştırmaya, üretimden koparmaya, eve kapatmaya çalışıyorlar. Bu politikayı da AKP’nin neoliberal gerici ideologları ekranlarda çıkıp hayasızca dile getiriyor. “Hamile kadın sokakta gülemez, kadın kahkaha atamaz. Erkek kadın ayrı oturmalıdır, merdivenlerden çıkamaz” diyorlar. Eğitimi bırakın yürüyen merdivenleri bile erkek kadın diye ayırmaya çalışıyorlar. AKP döneminde son 10 yılda kadına şiddet oranı %1400 arttı. Bu da AKP’nin kadınlar üzerindeki gerici uygulamalarının aslında topluma bir yansımadır. Nasıl gençler üzerindeki baskı arttıkça gençler ayağa kalktıysa kadınlar da üstündeki baskı arttıkça ayağa kalkmaya başlıyorlar. Yine 2012’de yükselen halk hareketinin en önünde kadınlar vardı. Kırmızılı kadın, siyahlı kadın Haziran hareketinin simgeleri haline geldiler. Ulus Meydanı’nda tomaya göğüs geren Türk bayraklı kadın, sapanlı teyze Haziran direnişindeydi yine. Bugün gençlik gibi kadınlar da mücadelenin en önündeler. Fakat bir yandan da AKP o gerici uygulamalarını toplumda yeniden üretebilmek için çözüm arayışına girmiş gibi görünüyor. Aile Sosyal İşler Bakanlığı bazı yasalar çıkartmaya çalışıyor. Sivil toplum kuruluşları öneriler getiriyor. Çözüm olarak kadınlara özel pembe metrobüs olsun, kadınlar o metrobüsle tacize uğramadan sağlıklı şekilde gidip gelsin diyorlar. Özgecan katlediliyor. Diyorlarki “gece okulunda okuyordu. Bu tehlikeli bir şeydir. Gece okulunun saati 17’ye kadar olsun. Kızlar eve erken gitsinler, öldürülmesinler”. Sokağa çıkmasınlar, kız erkek sınıflarda ayrı otursunlar deniyor. Bunların hepsi o gerici normlarını, yasalarını toplum içinde yeniden üretmeye çalıştıkları önlemler.

Kadınlar buna başkaldırıyor. Gülemezsin diyorlar, kadınlar çıkıp kahkahalar atıyorlar. Dans edemezsin diyorlar, kadınlar sokağa çıkıp dans ediyorlar. Vatan Partisi bu meseleyi özünde şöyle değerlendiriyor; evet Türkiye’de bir kadın sorunu vardır. Ama bu kadın sorunu bu çerçeve içerisinde Türkiye’nin diğer sorunlarından ayrı tutulamaz. Evet kadın sorunu, kadına şiddet vardır. Ama çocuğa, erkeğe de şiddet vardır. Kadın sorununu diğer sorunlardan soyutladığınız zaman önümüze pembe metrobüs gibi çözümler çıkar. Kadınlar eve erken gitsin çıkar, imdat butonu çıkar. Ama kadın sorununu Türkiye’nin iktidar probleminden ayırmadığınız zaman ortaya gerçekçi çözümler çıkar. Türkiye’de bugün kadını özgürleştirecek, 2.sınıf vatandaş olmaktan kurtaracak en önemli çözüm laik Türkiye’yi yeniden inşa etmektir. Laiklik sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değildir. Toplamında Fransız devriminde öne çıkan laiklik, eşitlik sorunudur. Aslında insanların özgür ve eşitçe yaşadığı bir düzeni getirir laiklik. Kadınları yeniden yurttaş konumuna getirecek, cumhuriyetin özgür bireyi, özgür yurttaşı konumuna getirecek olan program 6 Ok programıdır.

EK : Kadın haklarından bahsetmişken Gezi direnişinin öne çıkan kitlelerinden olan LGBTİ’leri de konuşmak istiyorum. LGBTİ’lerle ilgili bir çalışmanız var mı? LGBTİ adayınız var mı?

Eİ : Vatan Partisi olaylara, tarihe hep sınıfsal bakar. Olgularla değerlendirir. Bugün toplumu birleştirebilmek için özlemini duyduğumuz özgür, bağımsız, demokratik, laik Türkiye’yi kurabilmek için meselelere sınıf temelli bakmamız gerekiyor. Neoliberal ideolojinin Türkiye’deki en büyük etkilerinden birisi özellikle sol içerisinde sınıf temelli bakışı kaldırıp onun yerine etnik, cinsiyetçi, dinsel, mezhepsel bakış açısını getirmesidir. Aslında baktığımızda özünde sol sınıf savaşıdır. Ama bugün baktığımızda etnik, mezhepsel, cinsel ayrımları daha çok ön plana çıkaran ve onların peşine düşmüş sol görürüz. Bu neoliberal solculuktur işte. LGBTİ’deki arkadaşlara baktığımız zaman bazı hakları olduğunu ve onları kazanmak istediklerini söylüyorlar. Bugün Türkiye’de hak kazanmanın en önemli yolu toplamında bir Türkiye tablosu düşünmektir. Ve burada da o kimlik savaşını değil sınıf savaşını ön plana çıkarmaktadır. Lenin’in emperyalizm tanımıyla birlikte aslında yeni bir sınıf savaşımı kavramı da doğmuş oldu 20.yüzyılda. Bugün o sınıf kavramı işçiyle burjuvazi arasında değil ezen ve ezilen uluslar arasındadır. Ezen ezilen ulus çelişmesinde ezen, emperyalist ulusların yaratmaya çalıştığı şey dünyada ulus devletlerin parçalanmasıdır. Ulus devletlerin parçalanıp küresel emperyalizmle birlikte şekillendirmeye çalıştıkları bir harita vardır. Sınıf savaşını biz bugün ezen ve ezilen uluslar üzerinden ortaya koyuyorsak bugün önümüzde şu görev durmaktadır: ulus devleti savunmak ve korumak. Bağımsız ve özgür bir Türkiye’yi kurmak. Ama bugün emperyalizmin Türkiye’ye dayattığı şey bölünmedir. Ermeni sorunu, Kürt sorunu üzerinden bölünmektir. Türkiye’nin üniter, laik yapısı en çok saldırdıkları unsurlardır. Burada bize düşen görev etnik, mezhepsel, cinsel kimlik ayrımları üzerinden değil de ezen ezilen uluslar kavramı üzerinden sınıfsal bir savaşıma girmektir. LGBTİ meselesini, Femen meselesini, kadın örgütlerini daha doğrusu kimlik siyaseti yürüten her türlü kitle örgütünü, partiyi bu şekilde değerlendiriyoruz.

VATAN PARTİSİ HOMOFOBİK Mİ?

EK : Sonuçta LGBTİ bireyler toplumda dışlanan, ötekileştirilen bireyler. Buradan şu sonuç çıkmaz mı? ‘Vatan Partisi homofobiktir’

Eİ : Toplumda pek çok dışlanan kesim yaratılmaya çalışılıyor. Bahsettiğimiz neoliberalizmin üzerinden bir dışlanmışlık ve bu dışlanmışlığa karşı da kimlik siyasetlerini ön plana çıkarabilmek için bir renklilik yaratmaya çalışıyorlar. Bunlar Türkiye’nin renkleri deniyor. Ve bu renkler üzerinden, kimlik siyaseti üzerinden, etnik, mezhepsel, cinsel ayrımlar üzerinden Türkiye’yi bölmeye çalışıyorlar. Bu ayrımlar bugün toplumdaki en büyük ayrışmayı yaratan şeydir. Bu üniversitede de yaşanıyor. Üniversitelerde dinli, dinsiz, türbanlı, türbansız ayrımını soktuğun zaman gençlik içinde bir ayrım yaratmış oluyorsun. Akademisyenler arasında ayrım yaratmış oluyorsun. Kimlik siyaseti üzerinden Türk, Kürt, Laz, Çerkes ayrımı yapmış oluyorsun. Mezhepsel ayrım yapmış oluyorsun. LGBTİ, homoseksüel vs ön plana çıkartarak toplumda ciddi bir ayrışma yapmış oluyorsun. Bireyleri toplumdan dışlayan şey aslında bu ayrışmayı yaratmaktır. Bu kimlik siyaseti üzerinden kendini tanımladıkça toplumdaki bu ayrışma derinleşiyor. Neoliberalizm buna bireysel özgürlük diyor. Bu bireysel özgürlük değildir. Bu toplumu ayrıştırma özgürlüğüdür. Toplumda tek tek bireylerin özgürlüğünden bahsedemeyiz. Türkiye’nin toplamında bir ulusun özgür olmadığı bir ortamda bireylerin tek tek özgürlüğünden bahsedebilir miyiz? Senin ulusun özgür değil, Türk milleti özgür değil. Burada bireyin özgürlüğünden bahsedilemez. Bireylerin özgürlüğü adı altında toplumda kimlikler üzerinden ayrışma yaratmaya çalışıyorlar. Bu çok tehlikeli bir ayrışmadır. İnsanların haklarını kazanabileceği ortam bu ayrışma ortamı değildir. Sadece kimlik siyaseti üzerinden hakları kazanmayı bırakın sadece toplumdaki ayrışmayı daha da derinleştirmiş, kendilerini daha da ötekileştirmiş olurlar. Herkesin hakkına saygı duyuyoruz ve sahip çıkıyoruz. Fakat diyoruz ki haklarımıza sahip çıkabilmemiz için önce özgür bireyler değil özgür yurttaşlar olmalıyız. Özgür bir Türkiye olmadan özgür yurttaş olunmaz. Özgür yurttaş olmadan da kimse hakkına sahip çıkamaz. Kimlik siyasetlerine sonuna kadar karşıyız. Bugün kimlik siyaseti yürütmek demek toplumsal ayrışmayı derinleştirmek demektir. Buradan bir hak, özgürlük çıkmaz. Aksine emperyalizmin çıkarları elde edilmiş olur.

VATAN PARTİSİ’NİN BARAJ SORUNU YOK”

EK : Öncesinde İşçi Partisi şimdi de Vatan Partisi yıllardır seçimlerde barajın altında kalıyor. Bu seçim oy beklentiniz nedir? Partinin isim değişikliğine gitmesi nasıl bir etki yarattı? Nasıl tepkiler aldınız?

Eİ : Çok olumlu bir tepki yarattı. Çünkü Vatan Partisi talebi aslında halktan gelmişti. İşçi Partisi’nin Ergenekon, Balyoz tertiplerinin çökertilmesiyle toplumun gözünde önemli bir yeri vardı. Halktan gelen tepkilere göre isim tam kucaklayıcı değildi. “Ben memurum, kendimi tam olarak ait hissedebileceğim bir isim değil” diye bakıyorlardı. Hatta işçilerden de böyle talep geldi. Yatağan Direnişinde İşçi Partisi’nin çok büyük bir rolü olmuştur. Direnişe İşçi Partili işçiler önderlik etmişlerdir. Özellikle Yatağan’dan böyle bir talep gelmişti. Toplumun tüm kesimleri tarafından kucaklanması, daha çok benimsenmesi için adının değiştirilmesini talep ediyoruz denildi. Program değişikliği olmadı, sadece isim değişikliği oldu. Programı yine aynı. Vatan Partisi isminin belirlendiği son kurultayda birçok aydınımız, bazı valiler, emekli hakimler, askerler, akademik çevrelerden bazı isimler ve Tayfun İçli, Yaşar Okuyan gibi farklı siyasi kesimlerden de isimler katıldı. Bu katılım Türkiye’nin değişik siyasi kesimlerini temsil ediyor. Biz Vatan Partisi’ni ‘Halkçıların, Devrimcilerin, Milliyetçilerin partisi’ olarak tanımladık. En çok da bu birleştirici özelliğinden dolayı halkta çok büyük bir umut, sevinç ve coşkuyla karşılandı. Türkiye’nin emperyalist odaklara karşı durabilmesi için birleşmeye ihtiyacı var. Vatan Partisi ‘Türkiye’nin tam bağımsızlığını ve 6 Ok programını savunan herkesle birleşmeye hazırız’ diye çağrılar da yaptı. Halk üzerinde Vatan Partisi’nin en çok coşku uyandıran etkilerinden birisi birleştirici özelliği. Oy beklentisine de gelirsek Vatan Partisi’nin baraj problemi yok. Çünkü daha iktidara gelmeden Vatan Partisi Türkiye’nin bir çok problemini çözmüştür. Doğu Perinçek Sözde Ermeni soykırımının 100.yılında Avrupa Mahkemelerinde gitmiş, tartışmış savaşmış, en yüksek mahkemelerinde soykırım yalanını çökertmiştir. Türkiye’nin devrimcilerine, aydınlarına, Türk ordusuna yapılan Ergenekon, Balyoz operasyonlarını çökertmiştir. Partiye katılan askerler de “Bizi Vatan Partisi kurtarmıştır” diyorlar. Diğer problem de komşularla yaşanan sorunlar. Komşularla sıfır sorun diye yola çıktılar ama bugün baktığımızda kapısını çalacağımız bir tane komşumuz kalmadı. Ben TGB’nin Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkanı’yım. Yakın zamanda Suriye ve Lübnan’daydım. Bu ayın sonunda İran’a da bir ziyaretimiz olacak. Gittiğimde oralarda AKP’ye karşı çok büyük bir öfke görüyorum. Bugün Suriye’deki terör ihracatının 1.sorumlusu AKP’dir diyorlar. Baas Partisi Genel Sekreteri Hilal Hilal ile görüştük. AKP iktidarıyla Türk Milletini birbirinden ayırıyorlar. “Türk halkıyla kardeşlik duygularımız bakidir. Ama AKP iktidarı bu yaptıklarının cezasını ödeyecek” diyorlar. Aynı zamanda Türkiye’ye de diş bilenmiş oluyorlar. Vatan Partisi’ne baktığımızda Genel Başkan Doğu Perinçek, İran’da Ahmedinecad ile görüşüyor. Suriye’de Esad’la görüşüyor. Mısır’a gidiyor, hatta Vatan Partisi iktidarında şu ticari anlaşmaları yapacağız diye konuşuyorlar. Karşılıklı sözler veriyorlar. Komşularla barış noktasında Vatan Partisi’nin en önemli söylemlerinden birisi “Yurtta barış, dünyada barış” tır. En önemli problemlerden birini daha Vatan Partisi daha iktidara gelmeden çözmüş durumda. Ancak iktidarların çözebileceği problemleri çözüyor ve iktidara aday.

HDP’Yİ MECLİSE TAŞIMAK BİR AMERİKAN PROJESİDİR”

EK : HDP’nin bu süreçte yükselişi söz konusu. Barajı geçeceği konuşuluyor. Özellikle de ana akım medyada HDP üzerine tartışmalar yapılıyor. Siz Vatan Partisi’nin baraj problemi yok diyorsunuz ama hep HDP konuşuluyor. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eİ : Hep HDP konuşuluyor çünkü bu çok güzel kurgulanmış bir oyun her seçim döneminde olduğu gibi. Ana akımda HDP’nin bu kadar yer alması, kurultaylarının, seçim bildirgelerinin canlı yayında gösterilmesi, temsilcilerinin sürekli ekranlarda olması bunu çok açık gösteriyor. Şimdi bir yasa çıkartıldı. Her siyasi partiye eşit oranda yer verilecek şeklinde. Peki Vatan Partisi nerede? HDP’nin bu kadar öne çıkartılması, parlatılması, şunu gösteriyor; ABD’nin, Diyarbakır’ın merkez olduğu, Türkiye’nin güneydoğusunu içine alan Büyük İsrail Projesi’nin Türkiye’deki yürütücüsü HDP. En önemli planlarından biri HDP’yi meclise taşımaktır. Bugün HDP’yi meclise taşımak bir Amerikan projesidir. Büyük İsrail kurma, Akdeniz koridoru oluşturma projesinin en önemli temellerinden birisidir. Ne yazıkki bu projeye “HDP meclise girerse Başkanlık Sistemi’ni AKP geçiremez” diyerek muhalefeti de ortak ettiler. Bugün güya 6 Ok’un, Atatürk’ün partisi CHP diyorki; “Türkiye’nin önündeki tehlikeler karşısında HDP ile ittifaka hazırız.” Muhalefetiyle, iktidarıyla, ana akım medyasıyla işbirliği halinde HDP’yi meclise taşıma projesini yürütüyorlar. Biz HDP’nin parlatılmasını bir proje olarak değerlendiriyoruz. Bugüne kadar meclisten geçen yasalara baktığımız zaman hep HDP ile bu projeleri kolkola geçirdiğini görebiliriz. AKP’nin çıkarttığı hangi projede HDP karşısına dikilmiştir? HDP bugün Türkiye halkının hangi hakkını savunmuştur? Kadın sorununu mu, gençlik sorununu mu? Üniversitelere dair, Türkiye’nin bağımsızlığına dair, Özgür Türkiye’ye dair ne demiş? Aksine HDP’ye baktığımız zaman AKP’nin çıkarttığı bütün gerici yasalarda, uygulamalarda hep kolkola olduğunu görürüz. Bunları yaparken de hep AKP’ye karşıymış gibi bir görüntü izleyip, seçimlerin hemen ertesinde kolkola girmiştir. Eminizki HDP barajı geçerse AKP ile kolkola Başkanlık Sistemini geçirecek. Aksine Başkanlık Sisteminin geçmemesi için HDP’nin barajı aşamaması, Vatan Partisi’nin mecliste olması çok önemli.

EK : Kürt sorunu hakkında Milli Hükümet Programınızda ‘Türkiye’de Kürt meselesi demokratik hak ve özgürlükler açısından esas olarak çözülmüştür’ diyorsunuz. Bunu biraz açmanızı isteyeceğim. Bir de Kürt sorunu konusunda çözüm önerileriniz nelerdir? elif4

Eİ : Demokratik haklara baktığmızda dilini konuşabilme, okuyabilme, diline ilişkin yayınlar çıkarabilme, üretimde bulunabilme vs baktığımız zaman bugün Kürt halkının bir çok demokratik sorununun çözüldüğünü görebiliyoruz. Diyarbakır’da Kürtçe Hamlet oynatılıyor. Televizyonları, radyoları var. Açılım paketiyle PKK’nın devreye sokulmasından önce Türkiye’de Kürt ve Türk halklarının kardeşliği de iyi bir çizgideydi. Bugün Türkiye’de Kürt halkına karşı Türk halkında faşist, ırkçı, şiddet içerikli duygular yok. Bu duygular yerini kardeşlik duygularına bıraktı. Tam da bu yüzden Türkiye’de halkların kaynaşması, kardeşlik duygularının yeniden kazanılması, demokratik sorunların çözülmesi nedeniyle yeniden HDP ve PKK kartı devreye sokuldu. Bu birleşmeyi yeniden bozmak, ayrıştırmak için yaptılar. Sorun demokratik haklar açısından büyük oranda çözülmüştür. Ekonomik anlamda sorunlar vardır. Ama bunlar Türkiye’nin tamamında vardır zaten. Türkiye ciddi bir ekonomik krizin eşiğindedir. Bunu birkaç gün önce Tayyip Erdoğan’da zor durumdayız diyerek açıkladı. Zor bir ekonomik krizin eşiğinde olduğumuz bir dönemdeyiz. Vatan Partisi’nin öne sürdüğü 6 Ok programı, Milli Hükümet Programı Türkiye’yi sıcak para bağımlılığından, tüketim ekonomisinden çıkartıp üretim ekonomisine sokacak bir programdır. Bununla birlikte kalan demokratik haklar da çözülecektir. Bugün en önemli problem Türkiye’nin birliği, bütünlüğü, bağımsızlığı, kardeşliği problemidir. Buna sarılmak gerekmektedir. “Türk de biziz Kürt de bizi diyor” Vatan Partisi. Ötekileştirmeden, kimlik ayrımını ön plana çıkartmadan. Türkiye’yi bağımsız kılacak en önemli şey bu halkların birbirine sıkıca sarılmasıdır.

VATAN PARTİSİ 1 MAYIS’TA NEREDE OLACAK?

EK : 1 Mayıs geliyor. Geçtiğimiz sene İşçi Partisi 1 Mayıs’ı Kadıköy’de kutlamıştı. Bu sene Vatan Partisi 1 Mayıs’ı nerede kutlayacak?

Eİ : Vatan Partisi bu sene 1 Mayıs’ta Bakırköy’de olacak.

EK : Neden Bakırköy?

: Geçtiğimiz senelerde de aynı tartışmalar yaşanmıştı. 1 Mayıs Emeğin Bayramıdır. 1 Mayıs’ta emekçinin, işçinin taleplerinin konuşulması, bunların dile getirilmesi gerekmektedir. Ama Türkiye’de senelerdir Taksim tartışması yüzünden 1 Mayıs hep alanlara hapsediliyor, alan tartışması haline getiriliyor. 1 Mayıs’a bir ay kala, alan tartışmaları başlıyor ve bu alan tartışmalarında işçinin, emekçinin hiçbir talebi dile getirilmiyor. Ne taşeronlaşma, ne özelleştirme, ne iş kazaları hiçbirini duyamazsınız. Halbuki işçinin problemlerinin arttığı, işçi ölümlerinin bu kadar göz önünde olduğu, topluca katliamların yaşandığı bu dönemde işçilerinin haklarının, taleplerinin 1 Mayıs’a aylar kala konuşulmaya başlanması, 1 Mayıs’ta buna ilişkin topyekün yaptırımlar uygulanması, sendikaların buna ilişkin neler yapacaklarını konuşması, belki grev hazırlıklarının başlatılması gerekmektedir. Ama Türkiye’de bunların hiçbirisi olmuyor. 1 Mayıs’a yaklaşırken alan tartışmalarını görmekteyiz. “Taksim’de olacak mıyız, olmayacak mıyız?” “Taksim açılacak mı, açılmayacak mı?” Senelerdir 1 Mayıs’ta işçilerin, sendikaların bir çoğunun yer almadığı, dağınık şekilde grupların polisle çatıştığı görüntüleri görüyoruz. Ve 2 Mayıs’ta gazetelerin manşetlerinde “Taksim’de yine olay çıktı, gruplar polisle çatıştı” başlıklarını görüyoruz. Hani nerede işçilerin problemleri? Bunların hiçbirini göremiyoruz. 1 Mayıs alan tartışmalarının değil, işçilerinin taleplerinin dile getirileceği bir gündür. Bu yüzden Taksim’i tercih etmedik. Bakırköy’de izinli alanlar arasında ve bu taleplerin tartışılacağı, dile getirileceği alanlardan bir tanesi. Bu yüzden 1 Mayıs’ta Bakırköy’deyiz.

DENİZ GEZMİŞLER’İN İDAMINA ONAY VEREN HASAN KORKMAZCAN

EK : Deniz Gezmişler’in idamına onay veren Hasan Korkmazcan ile aynı partide siyaset yapmakla ilgili bazı soru işaretleri oluştu kamuoyunda. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Eİ : Hasan Korkmazcan daha yeni bu konu ile ilgili demeç verdi ve o dönemin kurbanı olduğunu ifade etti. Kendisi şu an her şeyiyle Deniz Gezmişler’in bizlere bıraktığı bağımsızlık mücadelesini savunmaktadir ve yolunun Deniz Gezmişler’in yolu olduğunu söylemiştir. Bu mücadeleyi de Vatan Partisi’nde vermektedir. Önemli olan bugün bu mücadeleyi sahiplenmesidir. Ayrıca kendisi mecliste 12 Mart muhtırasına karşı gelen tek milletvekilidir o dönem.