Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 81

Faruk Bilir İle Başkanlık Sistemi Üzerine

0

Başkanlık Sistemi nedir? Başkanlık sisteminin eksik yönleri var mı? Bu sistemin en belirgin özelliği ne? İşte bu soruların cevabı ve fazlası..

Başkanlık sistemini kuvvetler ayrılığı ilkesinin kesin ve sert bir biçimde uygulandığı, başkanın doğrudan halk tarafından seçildiği ve görevini sürdürmek için parlamentonun güvenoyuna ihtiyaç duymadığı hükümet sistemi olarak tanımlayan Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Bilir, başkanlık sistemiyle ilgili olarak ‘ders’ niteliğinde bilgiler verdi.

LATİN AMERİKA’DA ‘BAŞKANCI’ SİSTEM VAR

Başkanlık sistemine muhalif olanların dile getirdiği, ‘Eğer başkanlık sistemi Türkiye’de uygulanırsa Latin Amerika’nın bazı ülkelerinde olduğu gibi diktatörlük gelir’anlayışa açıklık getiren Prof. Dr. Bilir, bu ülkelerde başkanlık sisteminden çok “başkancı” sistemlerin olduğunun altını çizdi.  Prof. Dr. Bilir, bu ülkelerden bazıları başkana parlamentoyu fesih yetkisi vermiştir halbuki tek taraflı fesih bu sistemin doğasına aykırıdır. Başkanın yürütmenin başındaki tek kişi olması dolayısıyla diktatörlüğü getireceğini iddia etmek doğru ve haklı bir bakış değildir, açıklamasında bulundu.

BİLİR: TÜRK HALKI VE TÜRKİYE’YE YAPILAN BİR HAKSIZLIK

Prof. Dr. Bilir, ülkemizin pek de kısa sayılmayacak bir demokrasi deneyimine sahip olması Latin Amerika ülkeleri örnek gösterilerek Türkiye’de de başkanlık hükümeti sisteminin diktatörlüğe yol açacağını ileri sürmenin ülkemiz ve halkına haksızlık olacağını söylemek mümkündür, sözleriyle serzenişte bulunmayı da ihmal etmedi.

TÜRKİYE İÇİN SÜPER OLACAK

Prof. Dr. Faruk Bilir’in anlattığına göre, milletvekili çok daha güçlü olacak; hem bütçeyi hem kanunları hem de denetimi Meclis yapacak; başkanlık sisteminin en belirgin özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesi gerçek anlamda uygulanacak; sistemin en güçlü ayağı parlamento olduğu için de Türkiye ‘diktatörleşir’ eleştirisi de boşa çıkacak. Kısacası Başkanlık sistemi gelirse Türkiye için süper olacak.

Başkanlık sisteminin avantaj ve dezavantajlarından da bahseden Prof. Dr. Bilir, bu sistem ile parlamenter sistem arasındaki farkları da paylaştı. İşte Prof. Dr. Faruk Bilir’in başkanlık sistemiyle ilgili olarak verdiği röportaj:

BAŞKANIN GÖREV SÜRESİ DOLMAK ZORUNDA

-Başkanlık sisteminde başkan nasıl seçilir yetkileri nelerdir?

ABD Başkanlık sisteminde başkan halk tarafından en fazla iki defa seçilir ve görev süresi dört yıldır. Görev süresi dolmadan görevinden alınması mümkün değildir. Ancak ABD Başkanlık sisteminde olduğu gibi bazı istisnai durumlarda örneğin suçlama (impeachment) gibi görevinden alınabilir. ABD başkanlık sisteminde başkan iki dereceli bir seçimle seçilmektedir. İki dereceli seçim başkanlık sisteminin zorunlu bir unsuru değildir. ABD’de de başkanın kanunları onaylama veya veto etme yetkisi, kanunların yürütülmesi yetkisi, başkomutanlık yetkisi dış ilişkileri yürütmek, üst düzey görevlileri atama yetkisi var. Ancak atama yetkilerinde daha çok senatonun görüş ve onayını almak zorunda.

-Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?

Başkanlık sisteminde başkan tarafından seçilen ve Meclisçe onaylanan yardımcıları vardır. Senatonun başkanın atamalarını onaylamama gibi bir yetkisi vardır. Ancak bu sistemin bir kontrol ve dengeler sistemi olmasının sonucu olarak başkan atamalarda senatonun da uygun bulacağı bir kişiyi atamaya özen gösterecektir.

SİSTEMİN EN BÜYÜK DEZAVANTAJI NE?

-Başkanlık sisteminin dezavantajları nelerdir?

Başkanlık sisteminin dezavantajlarından en önemlisi yasama yürütme organlarına farklı siyasi görüşlerin hakim olması durumunda bu iki organ arasında yaşanacak olan çatışmadır. Bu sistemdeki değer bir dezavantajda her ikisi de halk tarafından seçilen yasama ve yürütme organlarının  birbirlerine karşı ileri sürdükleri çifte meşruiyet sorunudur. Bu sorun daha çok yürütme ile yasama çoğunluğuna farklı siyasi görüşlerin hakim olması durumunda görülebilir. Buna bağlı olarak ancak yasama yürütme organlarına aynı siyasi eğilimlerin hakim olması durumunda herhangi bir çatışma yaşanmayacaktır.

BAŞKANLIK SİSTEMİNDE MİLLETVEKİLİ DAHA RAHAT VE ÖZGÜR

-Başkanlık sisteminde parlamento etkin midir?

Başkanlık sisteminde parlamento daha etkilidir. Bu sistemde parlamento kanun ve bütçe gibi çok önemli yetkilere sahiptir. Parlamento bu yetkiler aracılığıyla başkanı kendine muhtaç kılmakta ve parlamento ile uyumlu olmaya zorlamaktadır. Bu sistemde başkan ve bakanlar parlamento çalışmalarına katılamazlar. Parlamenter sistemlerde her ne kadar kanun yapma yetkisi parlamentoya ait olmakla birlikte kanun yapımında yürütmenin ağırlığı daha fazladır. Bu ağırlığı kanunlaşan tekliflerin büyük bir çoğunluğunun kanun tasarısı olmasında da görmekteyiz. Ayrıca bu sistemde milletvekillerinin bakan olamaması da parlamentoları daha etkili kılmaktadır.

-Nasıl Peki?

Çünkü milletvekillerinin bakanlık beklentisi olmaması onları daha rahat hareket etmeye yöneltebilir.  Yani aynı kişi aynı zamanda yasama ve yürütmede görev alamazlar.

FEDERAL YAPI OLACAK DİYE BİR KAİDE YOK

-Başkanlık sistemi federal devlete yol açar mı?

Başkanlık sisteminde federal bir yapıya sahip olmak, sistemin temel  ve zorunlu bir unsuru değildir. Federal yapı başkanlık sisteminin zorunlu bir sonucu değildir. Başkanlık sistemini sadece ABD ile özdeşleştirmek ve ABD devlet şeklinin bu sisteminin kurucu unsuru olduğunu savunmak doğru değildir. Aslında başkanlık sisteminden çok“başkanlık sistemleri”nden bahsetmek daha doğrudur. Fransa’daki bir başkanlık modelidir.

-Başkanlık sisteminin avantajları nelerdir?

Başkanlık sistemi istikrarlı etkili ve güçlü bir yönetim sağlar. Bu sistemde başkan, parlamenter sistemdeki başbakana göre, karar alırken daha fazla insiyatif kullanabileceğinden etkin bir yönetimin sağlar. Başkanlık sistemi gücü başkanın elinde topladığı için yürütme daha güçlüdür. Parlamenter sistemlerde yürütme gücü cumhurbaşkanı ile başbakan arasında paylaştırdığından, yürütmenin gücü azalmaktadır.

BİLİR: BAŞKANLIK SİSTEMİNDE KİMDEN HESAP SORACAĞINIZ BELLİ

-O zaman gücün bu şekilde bölünmesi bir zaaf değil mi?

Tabi ki öyle… Başkanlık sisteminde önemli kararların daha hızlı alınır. Bu sistemde başkan, parlamenter sistemdeki başbakan gibi, yasama organı tarafından güvensizlik oyuyla düşürülemeyeceği için, görev süresinin sonuna kadar bu görevde kalır ve böylece istikrarlı bir yönetim sağlanır. Bu istikrar başkanın görev süresinin sabit olmasından da kaynaklanır. Bu sistemde öngörülebilirlik ve hesap sorulabilirlik daha belirgindir. Seçmenlerin tercih ettiği parti seçimi kazanırsa tek başına hükümet olacaktır. Parlamenter sistemlerde koalisyon ihtimali seçmenin arzu etmediği bir siyasi partinin koalisyon yoluyla hükümette yer alması sonucunu doğurabilir. Başkanlık sisteminde hesap sorulacak kişi bellidir, o da başkandır. Parlamenter sistemlerde koalisyon dönemlerinde hesap sorulabilirlik çok zayıftır.

LATİN AMERİKA’DA YANLIŞ UYGULAMALAR VAR

-Başkanlık Sistemi diktatörlüğe ve padişahlığa yol açar mı?

Başkanlık sistemi hakkındaki eleştirilerin en yoğun olduğu alan bu alandır. Bu eleştiri daha çok Latin Amerika ülkelerindeki kötü uygulamalar gösterilerek yapılmaktadır. Ama Latin Amerika’daki eski ya da geçmiş uygulamalar ve bu ülkelerdeki sistem başkanlık sisteminden çok “başkancı” sistemlerdir. Bu ülkelerden bazıları başkana parlamentoyu fesih yetkisi vermiştir halbuki tek taraflı fesih bu sistemin doğasına aykırıdır. Başkanın yürütmenin başındaki tek kişi olması dolayısıyla diktatörlüğü getireceğini iddia etmek doğru ve haklı bir bakış değildir. Aslında başkanlık sistemi gerçek manada kuvvetler ayrılığını öngördüğü için totaliter bir sistemin oluşmasını daha çok engelleyen bir sistemdir. Çünkü bu sistem bir frenler ve dengeler sistemidir. ABD başkanlık sisteminde, yasama ve yürütme organlarına tanınan yetkiler bu organları karşılıklı olarak birbirlerine muhtaç kılmaktadır. Bu durum fren ve denge mekanizması olarak nitelendirilmektedir. Yani bu organlar karşılıklı yetkileri aracılığıyla birbirlerini frenlemekte ve dengelemekteler.Başkanlık hükümeti sisteminde aynı kişinin yasama organına da hakim olması zordur.

-Başkanlık sisteminde yasama ile yürütme arasındaki ilişkiler nasıldır?

Başkanlık sisteminin en temel özelliği yasama ile yürütme kuvvetlerinin hem fonksyonel hem de organik açıdan birbirinden ayrılmasıdır. Fonksiyonel ayrılıkla kastedilen yasama ile yürütmenin yerine getirdikleri görevlerin farklı olmasıdır. Yani yasama yasa yapma, yürütme ise hükümet etme görevlerini yerine getirmektedir. Bu sistemde her organ sadece kendi görevini yerine getirmekte organlar birbirine müdahale etmemektedir. Organik ayrılık ise yasama ile yürütme fonksiyonlarının ayrı ayrı organlar tarafından yerine getirilmesi ve bu organların birbirinden bağımsız olmasıdır. Yani bu organlar ayrı ayrı oylamalarla göreve geldikleri gibi görevlerini yerine getirme açısından birbirinden bağımsızdır. Başkanlık sistemi sert kuvvetler ayrılığına dayandığı için yasama ve yürütme organlarının birbirinden bağımsız olması sisteminin gereğidir.

BİLİR: FRANSA MODELİ BİR ALTERNATİFTİR

-Türkiye’de Başkanlık sistemi uygulanabilir mi? Diğer ülkelerdeki başkanlık sistemi Türkiye’ye adapte edildiğinde nelere dikkat edilmeli? Açıkçası Türk tipi bir başkanlık sistemi mümkün olabilir mi?

Klasik bir başkanlık sistemi yerine Türkiye için ülkenin içinde bulunduğu şartlarda daha demokratik olduğuna inanılan bir başkanlık sistem önerisi tercih edilmeli. Yani ülkemiz için ABD başkanlık sistemini benimseme gibi bir zorunluluk yoktur.ABD başkanlık sisteminin de bazı kusurları vardır. ABD başkanlık sisteminin temel eksikliği yasama ve yürütme organları arasındaki uyuşmazlıkların zamana zaman çatışmaya yol açmasıdır. Önemli olan bu çatışmaları çözecek mekanizmaları barındıran bir sistem oluşturmaktır. Örneğin meclis bütçeyi onaylamadığı zaman ya da başkan kanunları veto ettiği zaman sistemi etkin kılacak çözüm ve mekanizmaların olması gerekir. Uzlaşmazlığı ortadan kaldıracak mekanizmalar ama bunu başkanlık sisteminin zorunlu unsurlarını koruyarak yapmak gerekir. Örneğin başkan ve parlamento seçimlerinin aynı tarihlerde yapılması durumunda her iki organa da aynı görüşler hakim olacağı için çatışma ihtimali zayıftır. ABD de başkanlık ve parlamento seçimleri farklı tarihlerde yapılmakta ve bazı dönemlerde başkan ve parlamento çoğunluğu farklı partilerden oluşmaktadır. Ayrıca Fransa’da uygulanan yarı başkanlık sistemi de bir alternatiftir. Aslında bugünkü sistemimiz yarı başkanlık sistemine oldukça yakındır.

Ömer Süt 05.02.2015

HABER 7

Ünlü Sanatçının Kızı, Kılıçdaroğlu’na Danışman Oldu

0
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun çiçeği burnunda genç ve başarılı yeni danışmanı bir sanatçının kızı. İşte o isim ilk kez Medyaradar’ın usta röportajcısı Alev Gürsoy Cimin’e konuştu. Bakın o isim kim ve hangi çarpıcı açıklamalarda bulundu!

“Seninle bir dakika mutlandırıyor beni” diyordu; güzel sesli annesi bir şarkısında. “Ben de onunla 60 dakika”da mutlandım, desem yeridir. Güzel, başarılı ve çok genç bir kadın o. İnsan onunla konuşunca inanın tebessüm ediyor. Zaten ismi de ona çok yakışmış, Tebessüm!

Bugün sizlere medya dünyasından ya da sanat dünyasından birini değil ama çok yetenekli bir genç kadını tanıştıracağım.  Tebessüm Koçakcı. Yani bayan yetenek!!! Kendisi ünlü ses sanatçısı Semiha Yankı’nın kızı. Kısa bir süre öncede CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun halkla ilişkilerden sorumlu danışmanı oldu. Sanırım bugün bunu ilk kez benden öğreneceksiniz. İnanın onunla geçirdiğim bir saatten çok keyif aldım. İşini çok seviyor, CHP’ye de sevdalı, Atatürkçü. Yeteneği, çalışmaları ile biranda gözbebeği olmuş herkesin. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da onu manevi kızı gibi seviyor.

Annesi Semiha Yankı’ya da röportaj içerisinde sordum Tebessüm’ü ve CHP içindeki bu yeni görevini, kızı ile gurur duyuyor. “Zaten ben de kendimi bildim bileli CHP’den başka partiye oy vermedim” diyor. Onu yani Tebessüm’ü burada aslında daha çok anlatabilirim size, hayli özellikleri var ama bence röportajı okuyunca çok daha iyi tanıyacaksınız, o yüzden sözü yine çok uzatmadan, sizlere güneşli güzel günler dileyerek aradan sıyrılıyorum. Dilerim sizi tebessüm ettiren bir röportaja imza atmışımdır yine. Sevgiyle kalın…

Tebessüm… Ülkece unuttuk biz galiba bunu… Ne güzel isim bu Tebessüm. Kim takmış?
Tebessüm:  (Gülümsüyor) Benden yaşça biraz büyük kuzenim var. Annem çok düşkünmüş ona, o kuzenimin de bir okul arkadaşı varmış, Tebessüm. Muhtemelen bir çocukluk aşkı. Kuzenim gelip gidip anneme “çocuğunun adı Tebessüm olsun” diyormuş, bizimkilerin de çok hoşuna gitmiş, böylece ismim Tebessüm olmuş… Biraz olsun tebessüm ettirebiliyorsam ne mutlu bana…
Bazı kişiler isminin özelliklerini taşırlar bence sen de taşıyorsun, insan seninle konuşunca tatlı tatlı tebessüm edebiliyor, sahiden…
Tebessüm: Çok teşekkür ederim. Gerçekten çok gülen, mutlu olmayı bilen pozitif biriyimdir.

“ANNEM HİÇBİR ZAMAN BAŞKALARI GİBİ EĞİLİP BÜKÜLMEDİ”
Az önce annem dedin, hemen aklıma “Seninle bir dakika” isimli güzel şarkı geldi. Aslında seni değil ama anneni tüm Türkiye tanıyor… Ünlü ses sanatçısı Semiha Yankı’nın kızısın… Büyük işler yapıyorsun buna rağmen ön planda değilsin, ama sanırım bundan sonra ismini çok sık duyacağız… Bugün bu röportajda da herkes başarılı ve güzel bir kadını tanıyacak, biraz kendini anlatır mısın?
Tebessüm:  Semiha Yankı’yı ben sanatçı kimliğinin dışında anne olarak biraz anlatayım. Muhteşem bir kadın, muhteşem bir anne. Hani derler ya adam gibi adam, o da kadın gibi kadın, anne gibi anne… Bana en büyük örnek olduğu özellikleri Atatürkçü ve Cumhuriyet kadını olması. Çok korkusuz bir kadın, ne olursa olsun düşündüğünü dile getirir. Eğilip bükülmez, doğru olduğuna inandığı değerler için sonuna dek mücadele eder, savaş verir. Sosyal medyada dahi ne düşünüyorsa yazar hem de iş kaybı vs. düşünmeden. Savunduğunun arkasında durur ve ben onunla gurur duyuyorum.
Annen ünlü bir sanatçı, sen bunları anlatırken aklıma son günlerde sanatçıların duruşları geldi. Yavuz Bingöl, Tamer Karadağlı gibi isimler ve açıklamaları, ya da diğerleri… İçinden geçtiğimiz şu dönemde neredeyse hemen her sanatçı AK Saray’a koşarken siz 6 oka gittiniz neden?
Tebessüm: Nedeni çok açık: Ben Atatürkçü bir insanım. Cumhuriyet Halk Partisi de Atatürk’ün partisi. Onun dışında Kılıçdaroğlu, gerçekten çok düzgün bir insan, çok dürüst. Onun bilgisi, kültürü, hayata ve toplumlara bakışı inanın tüm gençleri etkileyebilecek türde… Kaldı ki CHP’deki tüm başkan yardımcılarımız vekillerimiz çok eğitimli, kendini iyi yetiştirmiş, her biri entelektüel, okuyan ve sürekli günden güne kendini geliştiren insanlar. Partinin geneline şöyle bir baktığınızda il başkanları olsun, belediye başkanları olsun hepsi vasıflı, üniversite mezunu insanlar. Üniversite mezunu olmayanlar da hayat okulundan çok iyi geçmiş insanlar. Hepsi kendi alanında bir bilge kişilik, içlerine girince bunu daha iyi anlayabiliyor kişi…
“GEZİ PARKI’NDA DİRENDİM”
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanlığını yapmaya başladın. Nasıl geldi teklif, nasıl keşfedildin?
Bir anda oldu aslında. Annem zaten kendisini çok eskiden tanısa da ben hiç tanışma fırsatı bulmamıştım ama kendisini sıkı takip edenlerden biriydim. Gezi Parkı’nda direndikten sonra bir şeyler yapmalıyım diye düşünmeye başlamıştım.
“ÇAPULCULUĞUMLA GURUR DUYUYORUM”
Çapulcusun yani?
Evet, sonuna dek!
Rahatsız olmuyor musun bu ifadeden?
Cevap: Hayır olmuyorum. Çok da seviyorum, hatta gurur duyuyorum.

“GENEL BAŞKANI’MI İLK GÖRDÜĞÜM GÜN HAYRAN OLDUM”
Gezi Parkı’nda direndikten sonra bir şeyler yapmalıyım dedin kendi kendine, orada kalmıştık! Sonra ne yaptın?
Tebessüm: Taşın altına elimizi koymalıyız diye düşündüm. Çünkü örgütlenme olarak biraz zayıfız, özellikle gençler olarak. Adı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Örgütü. Ne yapsam, nasıl etsem diye düşünürken CHP İl Başkanlığı’na gittim, o zaman Oğuz Kaan Salıcı il başkanıydı. Orada gönüllü olarak partiye destek vermeye başladım. Sonra kimsesiz çocuklara yönelik çok güzel bir proje yaptık, bunu grup başkanvekilimiz Akif Hamzaçebi’ye sunduk, o da Sayın Kılıçdaroğlu’na iletmiş. Bizimle görüşmek istedi. Görüştüğümüzde ben zaten genel başkanımıza hayran oldum.
“GERÇEK BİR LİDER TANIDIM”
Neden, hangi özelliklerine?
Televizyonda göründüğünün aksine çok farklı bir insan. Beyaz cam demek ki insanları bazen yanıltabiliyor. Bazen ünlü sanatçılar kameraların kendilerini 5-6 kilo fazla gösterdiğini söylüyor ya bu da ona benziyor. Televizyonlar bazen insanları olduğu gibi yansıtmıyor. Televizyonda doğal olarak hep siyaset konuştuğu için ben kendisinin nasıl biri olduğunu bilemezdim ama sonra tanıyınca o genel kültür bilgisi, sürekli okuması, insanlara, yurttaşlara yaklaşımıyla şahaneydi. Onda gerçekten bir liderlik gördüm, bir lider tanıdım.
Danışmanlık teklifi nasıl geldi peki?
Parti için durmaksızın gönüllü gece gündüz çalışıyordum zaten. Çalışıyorsun bir vasfın, unvanın olmalı dedi. Bana ve alanıma da uygun olan halkla ilişkiler danışmanlığına getirildim.

“HALKTAN KOPUK DEĞİLİZ, HALKIN TAA KENDİSİYİZ”
İşin çok zor, şimdiden kolay gelsin diyeyim çünkü CHP’ye yönelik eleştirilerin en başında halka çok da dokunmaması ya da halktan kopuk olması gösteriliyor…
Ben buna asla katılmıyorum. Adı üzerinde halk partisi. Onlar sadece kuru ve içi boş, altı çok dolu olmayan eleştiriden ibaret. Biz halkın ta kendisiyiz.
“BAZI HİZMETLERİN REKLAMI DEĞİL, GİZLİLİĞİ MAKBULDÜR”
CHP sahiden halka dokunabiliyor mu?
Bakın minicik bir örnek vereceğim size. Biz yaklaşık iki ay önce genel başkanım ile Tuzla’ya gittik. Orada bir eve girdik, evdeki çocuğa tekerlekli sandalye verdik yanımızda bir tane basın mensubu yoktu. O gün onlarca kişiye yardım ettik ama bunu basın yolu ile insanların gözüne sokmadık. O gün bir evden çıkıp bir diğerine girdik sürekli, bir teyze çağırdı bizi ısrarla evini görmemizi istedi. “Gelin ne olur evimin halini bir görün” dedi. Eve gittik harabe, içinde neredeyse eşya yok, genel başkanım “ilgilenir misin bu evle” dedi bana. Evi şimdi gidip görün saray gibi, biz işte bunları PR olarak görmüyoruz, basına vermiyoruz. Yaptığımız hiçbir şeyi reklam aracı olarak kullanmıyoruz. Nasıl ibadetin gizlisi makbulse, yardımların da gizlisi makbuldür. İnsanları başka insanlara mahcup ederek yardım yapılmaz ya da dilenci muamelesi yaparak.

“AK PARTİ SAMİMİ VE SAHİCİ DEĞİL”
AK Parti, reklam anlamında sanırım çok başarılı. Yapılan en küçük hizmet bile devasa büyütülüyor gözde, öyle değil mi?
Onlar sahte yapıyorlar, samimi, sahici değiller. Biz gönülden yapıyoruz hizmetleri. Göze sokmaya gerek yok. Keza kömür ve makarnaların seçim dönemlerinde halkımıza nasıl dağıtıldığını şaşkınlıkla izliyorduk.
Kadının yaşı sorulmaz derler, ama ben merak ettim…
30’a geldik.
“AKLIM VE VİCDANIMLA DANIŞMANLIK YAPIYORUM”
Çok gençsin. Halk ilişkiler danışmanlığı gibi zor bir görevi omuzlamışsın. Ana muhalefet gibi zor bir partinin liderine danışman oldun… Peki, senin yaşında biri halkı ne kadar tanıyabilir ki, yanlışsam düzelt?
Kendimi ne kadar tanıyorsam o kadar diyeyim. Bu iş yaş değil, gönül işi, vicdan işi. Yaşa değil başa bakacaksın demiş atalarımız, görüp geçirmek de önemli. Gittiğim bir evde sorunları görebiliyorsam, sokağı iyi analiz edebiliyorsam zaten bu işi yapabilirim. İlla 50-60’ı devirmeye gerek yok. O zaman da çok yaşlısın bu iş için derdin kesin. Vicdanlıyım, iyiyim, insanların da iyiliğini istiyorum, halk insanı olmakta böyle bir şey. (Gülüyor)
Mesela Mardin’deki, Bingöl’deki, Bitlis’teki bir köylünün nasıl ve ne gibi sorunlar yaşayabileceğini görüp de genel başkanına bu konuda şöyle yapalım diyebilir misin ya da ayrıntılı bir rapor sunabilir misin, şu yolu izlemeliyiz şeklinde?
Elbette. Aklımın ve vicdanımın yettiği ölçüde. 30 yaşında ve mega kentte yaşıyor diye bir genç sadece markaları bilmez, Muş’u da bilir, Sivas’ın ötesini de. Biraz merakı varsa biraz okuyorsa, biraz da toplumsal gerçekliklerin farkındaysa. Halkı için dertleniyorsa. Bizler ülke için ne yapabiliriz diye taşın altına elini koyan ve bizden sonrakilerin, çocuklarımızın geleceği için mücadele veren gençliğiz.
Hiç Doğu ve Güneydoğu’ya gidiyor musun?
Elbette, mesela Diyarbakır’a gittik kısa bir süre önce genel başkanımla. Çok da verimli bir ziyaret oldu. Orada STK’ları dinledik, aralarından bir arkadaş dedi ki, “ Diyarbakır’da çocuk parkı yok, çocukların enerjilerini atabileceği parklara ihtiyaçları var” dediler. Mesela 3 saatlik toplantıda 10 saniyelik geçen bir diyalogdu o ama ben park sıkıntısını hemen ajandama not aldım. Şimdi Diyarbakır’a nasıl çocuk parkı yapabiliriz, onun peşindeyim. Ben işimi beklentisiz yapıyorum, severek…

“KILIÇDAROĞLU’NUN TARİFİ YOK”
Sayın Kılıçdaroğlu’nu bana birkaç cümle ile özetle dersem, neler söylersin?
Ben onu tarif edemem inan. Çünkü muhteşem bir insan, tarifi imkânsız… Bir kez çok iyi niyetli, partiye ve toplumlara gönül vermiş, beklentisiz, çıkarsız, tam bir halk adamı, hizmet adamı. Derdi cebini milyonlarla doldurmak değil, sadece ülkesi ve ülkesinin geleceği…
“BEN DE ANNEM DE KORKUSUZ İNSANLARIZ”
Moda deyimle taraf olan bertaraf oluyor son yıllarda. Mesela annen bir sanatçı, ana muhalefete bu kadar yakın olman onu ürkütüyor mu?
Biz de öyle şeyler olmaz. Duyduğu zaman ağladı, hem de sevinçten. Bizler korkusuz insanlarız, neden korkalım ki? Bizi öldürecek halleri yok ya. En fazla insanlar ya işlerinden oluyor ya da kariyerlerinden haa canlarından olanlar da var tabii, Gezi Parkı’ndaki gençlerimiz gibi.
“YURT DIŞI İLE ÇALIŞMAK EN BÜYÜK ŞANSIM”
Sen danışmanlık dışında ne iş yapıyorsun, işlerinde herhangi bir bozulma oldu mu?
Ben reklam işi yapıyorum, bana öyle bir zarar vermediler, ayrıca veremezler de çünkü ben yurt dışı ile çalışıyorum.
Ne güzel şanslısın?
Her insanın savunduğunun arkasında durması gerektiğini düşünüyorum, her şeye ve herkese rağmen.

“SESİM HİÇ ANNEME BENZEMEMİŞ”
Annende Allah vergisi muhteşem bir ses var peki senin sesinde de bir Semiha Yankı’lık var mı, iyi misin ses anlamında da?
(Gülüyor) Hayır kesinlikle bu konuda hiç iddialı değilim.
“Seninle bir dakika” yıllardır dillerden düşmez. En sevdiğin şarkısı bu mu annenin?
Hayır, en sevmediğim diyebiliriz, çünkü artık dinleye dinleye yılgınlık geldi. Çok daha güzel şarkıları var sevdiğim hem de onlarca.
“DİZİ VE REKLAM TEKLİFLERİ ÇOK ALIYORUM”
Sanatçı kızı olunca insan sanata ilgi duyar, senin hiç öyle heyecanların oldu mu?
Yok, ne televizyon önü ne televizyon arkası gibi bir hevesim olmadı. Ama sinemaya hep ilgi duydum. Bana dizi ve reklam teklifleri çok geldi ama hiçbirini kabul etmedim.
Yani annesine iliştirilmiş bir kişi değilim diyorsun?
Annemle gurur duyuyorum. Ama ön planda olmak hiç istemedim.
Annenle ilişkilerin nasıl, mesela onunla bir dakika nasıl geçer?
Annem çok hareketli, pozitif bir kadındır. Çok keyifli ve kaliteli vakit geçiririz, bize her zaman çok yoğun dahi olsa vakit ayırmıştır. O bana göre daha çılgın, ben daha sakinimdir.
“BEN DE ONUNLA SOKAĞA ÇIKARIM”
Yine siyasete gireyim ben. İç güvenlik yasası son günlerin en tartışılır gündem maddelerinden biri haline geldi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bir sokak açıklaması oldu. Gençler sokağa çıkarsa en önde ben de yürürüm dedi, sen de olur musun öyle bir durumda yanında?
Kesinlikle, sonuna kadar onunlayım ve sonuna kadar yürürüm.
“SOKAK BAZEN KESİN ÇÖZÜMDÜR”
Sokak çözüm mü?
Sokak elbette çözüm. Gezi olaylarının başlangıcı da böyle oldu. Bir patlamaydı o, bir isyandı. İnsanlar özgürlükleri için sokağa çıktı. Artık insanların özeline giriliyordu. Hükümete “artık yeter” demek istedi milyonlar. Orada sadece CHP’liler yoktu.  MHP’li de vardı HDP’li de, sağcı da solcu da. İşin en önemli kısmını söyleyeyim; AK Parti’ye oy vermiş, gönül vermiş ama artık iktidarın bu güç şımarıklığından illallah etmiş insanlar da sokaktaydı, Gezi farklı düşünceleri buluşturdu.
“YASAKÇI ZİHNİYETE KARŞI GEZİCİ OLDUM”
Sen hangi kaygı ile Gezi’ye çıktın?
Her şeye yasak gelince, kadınlar kürtaj olamaz, sezaryen olamaz, şunu bunu giyemez vs. O kadar çok neden vardı ki. Mesela ben 4+4+4’e de çok karşıydım. Düşündüğüm ve savunduğum eğitim sistemi bu değil. Benim 2,5 yaşında bir oğlum var ve ben onun 5,5 yaşında okula gitmesini istemiyorum. Bu doğru değil.
Eğitim durumun ne?
Ben liseyi Ankara’da bitirdim. Üniversiteyi İstanbul’da okuldum, alanım reklamcılıktı. Benim ailemin büyük bir kısmı sinemacı. Eniştem oyuncu İrfan Atasoy. Durum böyle olunca sinema işlerine ilgi duydum ama oyuncu olarak değil, daha çok işin mutfağında mesela yönetmenlik, senaristlik gibi.
Önümüzde ülke kaderini değiştirecek ya da hiç değiştirmeyecek tekrar AK Parti’nin tek başına iktidar olabileceği bir genel seçim var. Sonuç şaşırtır mı bizi, ne bekliyorsun?
Allah korusun diyeyim o tek başına iktidarlık konusunda.

“KOLTUK DEĞİL, PARTİ SEVDALISIYIM”
Seni de milletvekili adayı olarak görebilecek miyiz ya da Meclis’te.
Hayır göremeyeceksiniz. Ben partiye gönül verdim, gönüllü parti çalışanıyım. Ben o siyasetçilerime destek için varım. Siyasi bir beklentim asla yok, olmayacak da.
Bazen danışmanlar sayesinde liderler vezir de olabiliyor rezil de… Zaman zaman Kemal Kılıçdaroğlu’nu da taca düşüren olaylar oluyor. Geçen günlerde de yaşadık zira bunu. Kırkharamiler meselesi. Erdoğan’ın Somali ziyaretinde hediye ettiği bir kitabın ‘Ali Baba ve 40 Haramiler‘le değiştirilmiş photoshoplu görselini gerçek sandı. Bu kritik hatalar nasıl yapılabilir?
Yapılmaması gerekiyor tabii. Ama elbet bir açıklaması vardır, ben halkla ilişkilerden sorumluyum şimdi bu sorunun yanıtını size verebilecek yetkide değilim.
Peki, CHP’de bir güvenlik zafiyeti var mı? Zira son günlerde Kılıçdaroğlu yumruklu saldırıya da uğradı, ayakkabılı saldırıya da…
Güvenlik zafiyeti yok. Sadece benim genel başkanım halkın çok içinde, ona ulaşmak kolay. Başkaları gibi öyle dünyanın en kalabalık koruma ordusu ile gezmiyor. Ayrıca zafiyet arıyorsanız geçtiğimiz günlerde yaşanan olayı bir irdeleyin bence. Zira Başbakanlığa kadar giren ve gazeteci olduğunu iddia eden biri Arınç’a “Gülen öldü mü” diye bir soru yöneltti. Sonra o kişinin gazeteci olup olmadığı tartışıldı, içeri nasıl girdiği merak konusu oldu. Başbakanlık binasından bahsediyoruz ve çok yoğun bir güvenlik duvarından…
“BİZDE DİKTATÖRLÜK YOK”
CHP’deki bu çok seslilik yani her kafadan ses çıkma olayı ne Allah aşkına?
Parti içi demokrasi diyelim. Bizde diktatörlük yok, herkes fikirlerini çok açık dile getirebiliyor. Bizim partimizde birilerinin talimatı ile sadece parmak kaldıran indiren vekillerimiz yok. Herkes çok eğitimli, yeri geliyor kendi partilerini de eleştirebiliyorlar, keşke diğer partilerde de bu olabilse.
Kılıçdaroğlu, o koltukta kalmalı mı?
Kesinlikle kalmalı. Başka hiçbir alternatifi yok. Partiyi de topladı zaten.
“İKTİDAR OLACAĞIZ OLAMAZSAK SUÇLU BİRAZ DA BASIN OLUR”
İktidar olmak CHP için bir hayal mi?
Bence bu seçimlerde olacağız. Eğer olamazsak da biraz suçu kendinizde yani medyada arayın. Biz kendimizi anlatamıyoruz, o şansı medya vermiyor. Sürekli sansür ve boykot yiyoruz, mitinglerimizi bile doğru düzgün yayınlamıyorlar. Kendimizi ifade edemiyoruz. Eşitlik yok, basın ilkeleri hiçe sayılıyor…
“MEDYA CHP’YE SANSÜR UYGULUYOR”
Türk medyasının durumunu da sormak farz oldu o halde?
Medyanın durumunu o korkak sanatçılarımızın durumuna benzetiyorum ben (Gülüyor) Dik duran, doğruları söyleyebilen, yazan çok az gazeteci kaldı.
“MEDYANIN DURUMU KORKAK SANATÇILARA BENZİYOR”
Erdoğan, her gazeteciye konuşmuyor. Belli gazetecilerle ekrana çıkıyor, belli soruları alıyor. Kılıçdaroğlu neden öyle yapmıyor?
Çünkü korkacak bir şeyi yok. Her soruya verebileceği bir cevap var. Adam dürüst. Ben gece 2’de kendisine yazdığım bir maile cevap verdiğini biliyorum. Biz Diyarbakır’a gittiğimizde yolda bir kitabı bitirdiğini bilirim. Bu özelliklerini inanılmaz seviyorum.
“ERDOĞAN’IN EYLEMLERİ YAŞAM TARZIMA UYGUN DEĞİL”
Kılıçdaroğlu ile Erdoğan’ı karşılaştırdığında arada nasıl farklar görüyorsun?
İnanılmaz bir uçurum var. Genel başkanımızın duruşu kültürü, sükûneti ve insanlara yaklaşımı bambaşka. Şimdi ben CHP’liyim ne dersem diyeyim taraflı olur en iyisi bu yorumu başkaları yapsın. Zaten Erdoğan’ı birebir tanımıyorum ama onunla ilgili çok olumlu sözler zaten duyamazsınız benden, yaptıkları ve uyguladıkları benim yaşam tarzım dışımda. Sadece saygı duyuyorum.
“HANGİ DİKTATÖRDEN BAHSEDİYORSUNUZ”
Muharrem İnce partinin başına gelseydi sence CHP için nasıl olurdu, yeni bir rüzgâr eser miydi acaba, mesela Kılıçdaroğlu’na diktatör demesini hiç unutamıyorum?
Benim genel başkanım diktatör olsa sizce şu an Muharrem İnce bunu söyleyebilir hatta partide hala siyaset yapıyor olabilir miydi? Kendisi şu anda Sayın Kılıçdaroğlu’na destek veriyor. Bana bir tek örnek verebilirler mi diktatör olduğuna dair. Diktatör olsa ön seçim yapar mıydı? İlla diktatör arıyorsanız çevrenize şöyle dikkatle bir bakın, meydanlarda esip gürleyen birini göreceksiniz ama bu isim benim genel başkanım değil.
“SANATÇILAR İKTİDARI SEVMİYOR, ROL YAPIYORLAR”
Türkiye’de sanatın gidişatını nasıl buluyorsun?
O da sanki bir nevi siyasetle bütünleşti son dönemlerde. Daha cumhuriyetçi ve sosyal demokrat bir partinin çatısı altında sanat yapmak daha kolay olurdu eminim ki! Bazıları aslında iktidara yakın olmasa da, görüşlerini benimsemese de daha fazla iş almak ve yahut mevcut işlerini korumak için farklı roller sergilemeye başladı. Mesela Yavuz Bingöl adına biz çok üzüldük. Esasında kendisinin de o görüşte olmadığını biliyoruz. Korkutulmuş da olabilir. Mesela Gezi olaylarında birçok sanatçı önce destek verdi ardından söylem değiştirdiler. İşte bunlar hep güvercin tedirginliği!
“SANATÇILARDA GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİ VAR”
Sorması ayıp bir genel başkan danışmanı iyi maaş alır mı ya da nedir maaş durumu?
(Şaşırıyor) Danışmanlar maaş mı alır? Ben gönül verdim bu işe, sonuna dek partim için gönüllü çalışıyorum, böyle bir beklentim yok. Gönülden genel başkanı ve partimi destekliyorum.
Vekillerle aran nasıl, mesela en çok hangilerini seversin?
Grup başkanvekilim Akif Hamzaçebi, Genel Sekreterimiz Gürsel Tekin, Genel Başkan Yardımcımız Sezgin Tanrıkulu gibi birçok ismi çok seviyorum.

“TÜM AİLEM CHP’Lİ”
Semiha Hanım da CHP’ye üye mi?
Tabii ki üye. Bizde herkes partiye üye zaten…
“EN BÜYÜK SORUN EĞİTİM”
Türkiye’nin en büyük sorunu ne sence?
Bence en büyük sorun eğitim. Yapboza dönen bir eğitim sistemimiz var. Sanki bu iktidar insanlar eğitimli olmasın, eğitimsizlesin, bilinçlenmesin diye uğraşıyor.
Projelerin neler?
Ben halkla ilişkiler danışmanıyım ama sosyal projeler de yapmayı çok seviyorum.

Bu ilk röportajındı ve bana verdin sana bunun için sonsuz teşekkür ediyorum. Ve şimdi senin bu yeni görevinle ilgili annene birkaç soru sormak istiyorum. Semiha Hanım, öncelikle hayırlı olsun kızınızın yeni görevi sizi tebessüm ettirdi mi?
Semiha Yankı: Ben 57 yaşında bir kadınım, CHP’den başka hiçbir partiye oy vermedim. Son derece Atatürk duruşlu, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir annenin başka türlü bir kızının olması zaten mümkün değildi. Tebessüm kendi başına bir birey aklı çok başında, çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum ve ben onunla gurur duyuyorum.
SEMİHA YANKI: “AK PARTİLİ DEĞİLİM, BÖYLE BİR PARTİYİ İSTEMİYORUM”
Sanatçılar fikirlerini böyle açık dile getirmekten korkar oldu, sizi çok cesur buldum!
Semiha Yankı: Korkular yıkılmak, yasaklar delinmek için yapılmış, ben hayatım boyunca kimseden korkmadım. Ne yani AK Parti’li değilim diye beni mi öldürecekler? Değilim istemiyorum da böyle bir partiyi. Onlar tarafından yönetilmek de istemiyorum.
Aman Semiha Hanım dikkat, işleriniz sekteye uğrayacak bu sözler yüzünden. Benim röportaj buna sebep olursa üzülürüm!
Semiha Yankı: Kimin umurunda? Beni sahneye çıkarmayıp da ne yapacaklar, bana iş vermeyip de ne yapacaklar? Sahneye çıkamazsam, şarkımı söyleyemezsem başka iş yaparım. Onuruyla simit satan çok sokakta, aç mezarı da yok bu ülkede.

Alev Gürsoy Cimin 06.02.2015

MEDYARADAR

Ünlü Sanatçının Kızı, Kılıçdaroğlu’na Danışman Oldu

0
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun çiçeği burnunda genç ve başarılı yeni danışmanı bir sanatçının kızı. İşte o isim ilk kez Medyaradar’ın usta röportajcısı Alev Gürsoy Cimin’e konuştu. Bakın o isim kim ve hangi çarpıcı açıklamalarda bulundu!

“Seninle bir dakika mutlandırıyor beni” diyordu; güzel sesli annesi bir şarkısında. “Ben de onunla 60 dakika”da mutlandım, desem yeridir. Güzel, başarılı ve çok genç bir kadın o. İnsan onunla konuşunca inanın tebessüm ediyor. Zaten ismi de ona çok yakışmış, Tebessüm!

Bugün sizlere medya dünyasından ya da sanat dünyasından birini değil ama çok yetenekli bir genç kadını tanıştıracağım.  Tebessüm Koçakcı. Yani bayan yetenek!!! Kendisi ünlü ses sanatçısı Semiha Yankı’nın kızı. Kısa bir süre öncede CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun halkla ilişkilerden sorumlu danışmanı oldu. Sanırım bugün bunu ilk kez benden öğreneceksiniz. İnanın onunla geçirdiğim bir saatten çok keyif aldım. İşini çok seviyor, CHP’ye de sevdalı, Atatürkçü. Yeteneği, çalışmaları ile biranda gözbebeği olmuş herkesin. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da onu manevi kızı gibi seviyor.

Annesi Semiha Yankı’ya da röportaj içerisinde sordum Tebessüm’ü ve CHP içindeki bu yeni görevini, kızı ile gurur duyuyor. “Zaten ben de kendimi bildim bileli CHP’den başka partiye oy vermedim” diyor. Onu yani Tebessüm’ü burada aslında daha çok anlatabilirim size, hayli özellikleri var ama bence röportajı okuyunca çok daha iyi tanıyacaksınız, o yüzden sözü yine çok uzatmadan, sizlere güneşli güzel günler dileyerek aradan sıyrılıyorum. Dilerim sizi tebessüm ettiren bir röportaja imza atmışımdır yine. Sevgiyle kalın…

Tebessüm… Ülkece unuttuk biz galiba bunu… Ne güzel isim bu Tebessüm. Kim takmış?
Tebessüm:  (Gülümsüyor) Benden yaşça biraz büyük kuzenim var. Annem çok düşkünmüş ona, o kuzenimin de bir okul arkadaşı varmış, Tebessüm. Muhtemelen bir çocukluk aşkı. Kuzenim gelip gidip anneme “çocuğunun adı Tebessüm olsun” diyormuş, bizimkilerin de çok hoşuna gitmiş, böylece ismim Tebessüm olmuş… Biraz olsun tebessüm ettirebiliyorsam ne mutlu bana…
Bazı kişiler isminin özelliklerini taşırlar bence sen de taşıyorsun, insan seninle konuşunca tatlı tatlı tebessüm edebiliyor, sahiden…
Tebessüm: Çok teşekkür ederim. Gerçekten çok gülen, mutlu olmayı bilen pozitif biriyimdir.

“ANNEM HİÇBİR ZAMAN BAŞKALARI GİBİ EĞİLİP BÜKÜLMEDİ”
Az önce annem dedin, hemen aklıma “Seninle bir dakika” isimli güzel şarkı geldi. Aslında seni değil ama anneni tüm Türkiye tanıyor… Ünlü ses sanatçısı Semiha Yankı’nın kızısın… Büyük işler yapıyorsun buna rağmen ön planda değilsin, ama sanırım bundan sonra ismini çok sık duyacağız… Bugün bu röportajda da herkes başarılı ve güzel bir kadını tanıyacak, biraz kendini anlatır mısın?
Tebessüm:  Semiha Yankı’yı ben sanatçı kimliğinin dışında anne olarak biraz anlatayım. Muhteşem bir kadın, muhteşem bir anne. Hani derler ya adam gibi adam, o da kadın gibi kadın, anne gibi anne… Bana en büyük örnek olduğu özellikleri Atatürkçü ve Cumhuriyet kadını olması. Çok korkusuz bir kadın, ne olursa olsun düşündüğünü dile getirir. Eğilip bükülmez, doğru olduğuna inandığı değerler için sonuna dek mücadele eder, savaş verir. Sosyal medyada dahi ne düşünüyorsa yazar hem de iş kaybı vs. düşünmeden. Savunduğunun arkasında durur ve ben onunla gurur duyuyorum.
Annen ünlü bir sanatçı, sen bunları anlatırken aklıma son günlerde sanatçıların duruşları geldi. Yavuz Bingöl, Tamer Karadağlı gibi isimler ve açıklamaları, ya da diğerleri… İçinden geçtiğimiz şu dönemde neredeyse hemen her sanatçı AK Saray’a koşarken siz 6 oka gittiniz neden?
Tebessüm: Nedeni çok açık: Ben Atatürkçü bir insanım. Cumhuriyet Halk Partisi de Atatürk’ün partisi. Onun dışında Kılıçdaroğlu, gerçekten çok düzgün bir insan, çok dürüst. Onun bilgisi, kültürü, hayata ve toplumlara bakışı inanın tüm gençleri etkileyebilecek türde… Kaldı ki CHP’deki tüm başkan yardımcılarımız vekillerimiz çok eğitimli, kendini iyi yetiştirmiş, her biri entelektüel, okuyan ve sürekli günden güne kendini geliştiren insanlar. Partinin geneline şöyle bir baktığınızda il başkanları olsun, belediye başkanları olsun hepsi vasıflı, üniversite mezunu insanlar. Üniversite mezunu olmayanlar da hayat okulundan çok iyi geçmiş insanlar. Hepsi kendi alanında bir bilge kişilik, içlerine girince bunu daha iyi anlayabiliyor kişi…
“GEZİ PARKI’NDA DİRENDİM”
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanlığını yapmaya başladın. Nasıl geldi teklif, nasıl keşfedildin?
Bir anda oldu aslında. Annem zaten kendisini çok eskiden tanısa da ben hiç tanışma fırsatı bulmamıştım ama kendisini sıkı takip edenlerden biriydim. Gezi Parkı’nda direndikten sonra bir şeyler yapmalıyım diye düşünmeye başlamıştım.
“ÇAPULCULUĞUMLA GURUR DUYUYORUM”
Çapulcusun yani?
Evet, sonuna dek!
Rahatsız olmuyor musun bu ifadeden?
Cevap: Hayır olmuyorum. Çok da seviyorum, hatta gurur duyuyorum.

“GENEL BAŞKANI’MI İLK GÖRDÜĞÜM GÜN HAYRAN OLDUM”
Gezi Parkı’nda direndikten sonra bir şeyler yapmalıyım dedin kendi kendine, orada kalmıştık! Sonra ne yaptın?
Tebessüm: Taşın altına elimizi koymalıyız diye düşündüm. Çünkü örgütlenme olarak biraz zayıfız, özellikle gençler olarak. Adı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Örgütü. Ne yapsam, nasıl etsem diye düşünürken CHP İl Başkanlığı’na gittim, o zaman Oğuz Kaan Salıcı il başkanıydı. Orada gönüllü olarak partiye destek vermeye başladım. Sonra kimsesiz çocuklara yönelik çok güzel bir proje yaptık, bunu grup başkanvekilimiz Akif Hamzaçebi’ye sunduk, o da Sayın Kılıçdaroğlu’na iletmiş. Bizimle görüşmek istedi. Görüştüğümüzde ben zaten genel başkanımıza hayran oldum.
“GERÇEK BİR LİDER TANIDIM”
Neden, hangi özelliklerine?
Televizyonda göründüğünün aksine çok farklı bir insan. Beyaz cam demek ki insanları bazen yanıltabiliyor. Bazen ünlü sanatçılar kameraların kendilerini 5-6 kilo fazla gösterdiğini söylüyor ya bu da ona benziyor. Televizyonlar bazen insanları olduğu gibi yansıtmıyor. Televizyonda doğal olarak hep siyaset konuştuğu için ben kendisinin nasıl biri olduğunu bilemezdim ama sonra tanıyınca o genel kültür bilgisi, sürekli okuması, insanlara, yurttaşlara yaklaşımıyla şahaneydi. Onda gerçekten bir liderlik gördüm, bir lider tanıdım.
Danışmanlık teklifi nasıl geldi peki?
Parti için durmaksızın gönüllü gece gündüz çalışıyordum zaten. Çalışıyorsun bir vasfın, unvanın olmalı dedi. Bana ve alanıma da uygun olan halkla ilişkiler danışmanlığına getirildim.

“HALKTAN KOPUK DEĞİLİZ, HALKIN TAA KENDİSİYİZ”
İşin çok zor, şimdiden kolay gelsin diyeyim çünkü CHP’ye yönelik eleştirilerin en başında halka çok da dokunmaması ya da halktan kopuk olması gösteriliyor…
Ben buna asla katılmıyorum. Adı üzerinde halk partisi. Onlar sadece kuru ve içi boş, altı çok dolu olmayan eleştiriden ibaret. Biz halkın ta kendisiyiz.
“BAZI HİZMETLERİN REKLAMI DEĞİL, GİZLİLİĞİ MAKBULDÜR”
CHP sahiden halka dokunabiliyor mu?
Bakın minicik bir örnek vereceğim size. Biz yaklaşık iki ay önce genel başkanım ile Tuzla’ya gittik. Orada bir eve girdik, evdeki çocuğa tekerlekli sandalye verdik yanımızda bir tane basın mensubu yoktu. O gün onlarca kişiye yardım ettik ama bunu basın yolu ile insanların gözüne sokmadık. O gün bir evden çıkıp bir diğerine girdik sürekli, bir teyze çağırdı bizi ısrarla evini görmemizi istedi. “Gelin ne olur evimin halini bir görün” dedi. Eve gittik harabe, içinde neredeyse eşya yok, genel başkanım “ilgilenir misin bu evle” dedi bana. Evi şimdi gidip görün saray gibi, biz işte bunları PR olarak görmüyoruz, basına vermiyoruz. Yaptığımız hiçbir şeyi reklam aracı olarak kullanmıyoruz. Nasıl ibadetin gizlisi makbulse, yardımların da gizlisi makbuldür. İnsanları başka insanlara mahcup ederek yardım yapılmaz ya da dilenci muamelesi yaparak.

“AK PARTİ SAMİMİ VE SAHİCİ DEĞİL”
AK Parti, reklam anlamında sanırım çok başarılı. Yapılan en küçük hizmet bile devasa büyütülüyor gözde, öyle değil mi?
Onlar sahte yapıyorlar, samimi, sahici değiller. Biz gönülden yapıyoruz hizmetleri. Göze sokmaya gerek yok. Keza kömür ve makarnaların seçim dönemlerinde halkımıza nasıl dağıtıldığını şaşkınlıkla izliyorduk.
Kadının yaşı sorulmaz derler, ama ben merak ettim…
30’a geldik.
“AKLIM VE VİCDANIMLA DANIŞMANLIK YAPIYORUM”
Çok gençsin. Halk ilişkiler danışmanlığı gibi zor bir görevi omuzlamışsın. Ana muhalefet gibi zor bir partinin liderine danışman oldun… Peki, senin yaşında biri halkı ne kadar tanıyabilir ki, yanlışsam düzelt?
Kendimi ne kadar tanıyorsam o kadar diyeyim. Bu iş yaş değil, gönül işi, vicdan işi. Yaşa değil başa bakacaksın demiş atalarımız, görüp geçirmek de önemli. Gittiğim bir evde sorunları görebiliyorsam, sokağı iyi analiz edebiliyorsam zaten bu işi yapabilirim. İlla 50-60’ı devirmeye gerek yok. O zaman da çok yaşlısın bu iş için derdin kesin. Vicdanlıyım, iyiyim, insanların da iyiliğini istiyorum, halk insanı olmakta böyle bir şey. (Gülüyor)
Mesela Mardin’deki, Bingöl’deki, Bitlis’teki bir köylünün nasıl ve ne gibi sorunlar yaşayabileceğini görüp de genel başkanına bu konuda şöyle yapalım diyebilir misin ya da ayrıntılı bir rapor sunabilir misin, şu yolu izlemeliyiz şeklinde?
Elbette. Aklımın ve vicdanımın yettiği ölçüde. 30 yaşında ve mega kentte yaşıyor diye bir genç sadece markaları bilmez, Muş’u da bilir, Sivas’ın ötesini de. Biraz merakı varsa biraz okuyorsa, biraz da toplumsal gerçekliklerin farkındaysa. Halkı için dertleniyorsa. Bizler ülke için ne yapabiliriz diye taşın altına elini koyan ve bizden sonrakilerin, çocuklarımızın geleceği için mücadele veren gençliğiz.
Hiç Doğu ve Güneydoğu’ya gidiyor musun?
Elbette, mesela Diyarbakır’a gittik kısa bir süre önce genel başkanımla. Çok da verimli bir ziyaret oldu. Orada STK’ları dinledik, aralarından bir arkadaş dedi ki, “ Diyarbakır’da çocuk parkı yok, çocukların enerjilerini atabileceği parklara ihtiyaçları var” dediler. Mesela 3 saatlik toplantıda 10 saniyelik geçen bir diyalogdu o ama ben park sıkıntısını hemen ajandama not aldım. Şimdi Diyarbakır’a nasıl çocuk parkı yapabiliriz, onun peşindeyim. Ben işimi beklentisiz yapıyorum, severek…

“KILIÇDAROĞLU’NUN TARİFİ YOK”
Sayın Kılıçdaroğlu’nu bana birkaç cümle ile özetle dersem, neler söylersin?
Ben onu tarif edemem inan. Çünkü muhteşem bir insan, tarifi imkânsız… Bir kez çok iyi niyetli, partiye ve toplumlara gönül vermiş, beklentisiz, çıkarsız, tam bir halk adamı, hizmet adamı. Derdi cebini milyonlarla doldurmak değil, sadece ülkesi ve ülkesinin geleceği…
“BEN DE ANNEM DE KORKUSUZ İNSANLARIZ”
Moda deyimle taraf olan bertaraf oluyor son yıllarda. Mesela annen bir sanatçı, ana muhalefete bu kadar yakın olman onu ürkütüyor mu?
Biz de öyle şeyler olmaz. Duyduğu zaman ağladı, hem de sevinçten. Bizler korkusuz insanlarız, neden korkalım ki? Bizi öldürecek halleri yok ya. En fazla insanlar ya işlerinden oluyor ya da kariyerlerinden haa canlarından olanlar da var tabii, Gezi Parkı’ndaki gençlerimiz gibi.
“YURT DIŞI İLE ÇALIŞMAK EN BÜYÜK ŞANSIM”
Sen danışmanlık dışında ne iş yapıyorsun, işlerinde herhangi bir bozulma oldu mu?
Ben reklam işi yapıyorum, bana öyle bir zarar vermediler, ayrıca veremezler de çünkü ben yurt dışı ile çalışıyorum.
Ne güzel şanslısın?
Her insanın savunduğunun arkasında durması gerektiğini düşünüyorum, her şeye ve herkese rağmen.

“SESİM HİÇ ANNEME BENZEMEMİŞ”
Annende Allah vergisi muhteşem bir ses var peki senin sesinde de bir Semiha Yankı’lık var mı, iyi misin ses anlamında da?
(Gülüyor) Hayır kesinlikle bu konuda hiç iddialı değilim.
“Seninle bir dakika” yıllardır dillerden düşmez. En sevdiğin şarkısı bu mu annenin?
Hayır, en sevmediğim diyebiliriz, çünkü artık dinleye dinleye yılgınlık geldi. Çok daha güzel şarkıları var sevdiğim hem de onlarca.
“DİZİ VE REKLAM TEKLİFLERİ ÇOK ALIYORUM”
Sanatçı kızı olunca insan sanata ilgi duyar, senin hiç öyle heyecanların oldu mu?
Yok, ne televizyon önü ne televizyon arkası gibi bir hevesim olmadı. Ama sinemaya hep ilgi duydum. Bana dizi ve reklam teklifleri çok geldi ama hiçbirini kabul etmedim.
Yani annesine iliştirilmiş bir kişi değilim diyorsun?
Annemle gurur duyuyorum. Ama ön planda olmak hiç istemedim.
Annenle ilişkilerin nasıl, mesela onunla bir dakika nasıl geçer?
Annem çok hareketli, pozitif bir kadındır. Çok keyifli ve kaliteli vakit geçiririz, bize her zaman çok yoğun dahi olsa vakit ayırmıştır. O bana göre daha çılgın, ben daha sakinimdir.
“BEN DE ONUNLA SOKAĞA ÇIKARIM”
Yine siyasete gireyim ben. İç güvenlik yasası son günlerin en tartışılır gündem maddelerinden biri haline geldi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bir sokak açıklaması oldu. Gençler sokağa çıkarsa en önde ben de yürürüm dedi, sen de olur musun öyle bir durumda yanında?
Kesinlikle, sonuna kadar onunlayım ve sonuna kadar yürürüm.
“SOKAK BAZEN KESİN ÇÖZÜMDÜR”
Sokak çözüm mü?
Sokak elbette çözüm. Gezi olaylarının başlangıcı da böyle oldu. Bir patlamaydı o, bir isyandı. İnsanlar özgürlükleri için sokağa çıktı. Artık insanların özeline giriliyordu. Hükümete “artık yeter” demek istedi milyonlar. Orada sadece CHP’liler yoktu.  MHP’li de vardı HDP’li de, sağcı da solcu da. İşin en önemli kısmını söyleyeyim; AK Parti’ye oy vermiş, gönül vermiş ama artık iktidarın bu güç şımarıklığından illallah etmiş insanlar da sokaktaydı, Gezi farklı düşünceleri buluşturdu.
“YASAKÇI ZİHNİYETE KARŞI GEZİCİ OLDUM”
Sen hangi kaygı ile Gezi’ye çıktın?
Her şeye yasak gelince, kadınlar kürtaj olamaz, sezaryen olamaz, şunu bunu giyemez vs. O kadar çok neden vardı ki. Mesela ben 4+4+4’e de çok karşıydım. Düşündüğüm ve savunduğum eğitim sistemi bu değil. Benim 2,5 yaşında bir oğlum var ve ben onun 5,5 yaşında okula gitmesini istemiyorum. Bu doğru değil.
Eğitim durumun ne?
Ben liseyi Ankara’da bitirdim. Üniversiteyi İstanbul’da okuldum, alanım reklamcılıktı. Benim ailemin büyük bir kısmı sinemacı. Eniştem oyuncu İrfan Atasoy. Durum böyle olunca sinema işlerine ilgi duydum ama oyuncu olarak değil, daha çok işin mutfağında mesela yönetmenlik, senaristlik gibi.
Önümüzde ülke kaderini değiştirecek ya da hiç değiştirmeyecek tekrar AK Parti’nin tek başına iktidar olabileceği bir genel seçim var. Sonuç şaşırtır mı bizi, ne bekliyorsun?
Allah korusun diyeyim o tek başına iktidarlık konusunda.

“KOLTUK DEĞİL, PARTİ SEVDALISIYIM”
Seni de milletvekili adayı olarak görebilecek miyiz ya da Meclis’te.
Hayır göremeyeceksiniz. Ben partiye gönül verdim, gönüllü parti çalışanıyım. Ben o siyasetçilerime destek için varım. Siyasi bir beklentim asla yok, olmayacak da.
Bazen danışmanlar sayesinde liderler vezir de olabiliyor rezil de… Zaman zaman Kemal Kılıçdaroğlu’nu da taca düşüren olaylar oluyor. Geçen günlerde de yaşadık zira bunu. Kırkharamiler meselesi. Erdoğan’ın Somali ziyaretinde hediye ettiği bir kitabın ‘Ali Baba ve 40 Haramiler‘le değiştirilmiş photoshoplu görselini gerçek sandı. Bu kritik hatalar nasıl yapılabilir?
Yapılmaması gerekiyor tabii. Ama elbet bir açıklaması vardır, ben halkla ilişkilerden sorumluyum şimdi bu sorunun yanıtını size verebilecek yetkide değilim.
Peki, CHP’de bir güvenlik zafiyeti var mı? Zira son günlerde Kılıçdaroğlu yumruklu saldırıya da uğradı, ayakkabılı saldırıya da…
Güvenlik zafiyeti yok. Sadece benim genel başkanım halkın çok içinde, ona ulaşmak kolay. Başkaları gibi öyle dünyanın en kalabalık koruma ordusu ile gezmiyor. Ayrıca zafiyet arıyorsanız geçtiğimiz günlerde yaşanan olayı bir irdeleyin bence. Zira Başbakanlığa kadar giren ve gazeteci olduğunu iddia eden biri Arınç’a “Gülen öldü mü” diye bir soru yöneltti. Sonra o kişinin gazeteci olup olmadığı tartışıldı, içeri nasıl girdiği merak konusu oldu. Başbakanlık binasından bahsediyoruz ve çok yoğun bir güvenlik duvarından…
“BİZDE DİKTATÖRLÜK YOK”
CHP’deki bu çok seslilik yani her kafadan ses çıkma olayı ne Allah aşkına?
Parti içi demokrasi diyelim. Bizde diktatörlük yok, herkes fikirlerini çok açık dile getirebiliyor. Bizim partimizde birilerinin talimatı ile sadece parmak kaldıran indiren vekillerimiz yok. Herkes çok eğitimli, yeri geliyor kendi partilerini de eleştirebiliyorlar, keşke diğer partilerde de bu olabilse.
Kılıçdaroğlu, o koltukta kalmalı mı?
Kesinlikle kalmalı. Başka hiçbir alternatifi yok. Partiyi de topladı zaten.
“İKTİDAR OLACAĞIZ OLAMAZSAK SUÇLU BİRAZ DA BASIN OLUR”
İktidar olmak CHP için bir hayal mi?
Bence bu seçimlerde olacağız. Eğer olamazsak da biraz suçu kendinizde yani medyada arayın. Biz kendimizi anlatamıyoruz, o şansı medya vermiyor. Sürekli sansür ve boykot yiyoruz, mitinglerimizi bile doğru düzgün yayınlamıyorlar. Kendimizi ifade edemiyoruz. Eşitlik yok, basın ilkeleri hiçe sayılıyor…
“MEDYA CHP’YE SANSÜR UYGULUYOR”
Türk medyasının durumunu da sormak farz oldu o halde?
Medyanın durumunu o korkak sanatçılarımızın durumuna benzetiyorum ben (Gülüyor) Dik duran, doğruları söyleyebilen, yazan çok az gazeteci kaldı.
“MEDYANIN DURUMU KORKAK SANATÇILARA BENZİYOR”
Erdoğan, her gazeteciye konuşmuyor. Belli gazetecilerle ekrana çıkıyor, belli soruları alıyor. Kılıçdaroğlu neden öyle yapmıyor?
Çünkü korkacak bir şeyi yok. Her soruya verebileceği bir cevap var. Adam dürüst. Ben gece 2’de kendisine yazdığım bir maile cevap verdiğini biliyorum. Biz Diyarbakır’a gittiğimizde yolda bir kitabı bitirdiğini bilirim. Bu özelliklerini inanılmaz seviyorum.
“ERDOĞAN’IN EYLEMLERİ YAŞAM TARZIMA UYGUN DEĞİL”
Kılıçdaroğlu ile Erdoğan’ı karşılaştırdığında arada nasıl farklar görüyorsun?
İnanılmaz bir uçurum var. Genel başkanımızın duruşu kültürü, sükûneti ve insanlara yaklaşımı bambaşka. Şimdi ben CHP’liyim ne dersem diyeyim taraflı olur en iyisi bu yorumu başkaları yapsın. Zaten Erdoğan’ı birebir tanımıyorum ama onunla ilgili çok olumlu sözler zaten duyamazsınız benden, yaptıkları ve uyguladıkları benim yaşam tarzım dışımda. Sadece saygı duyuyorum.
“HANGİ DİKTATÖRDEN BAHSEDİYORSUNUZ”
Muharrem İnce partinin başına gelseydi sence CHP için nasıl olurdu, yeni bir rüzgâr eser miydi acaba, mesela Kılıçdaroğlu’na diktatör demesini hiç unutamıyorum?
Benim genel başkanım diktatör olsa sizce şu an Muharrem İnce bunu söyleyebilir hatta partide hala siyaset yapıyor olabilir miydi? Kendisi şu anda Sayın Kılıçdaroğlu’na destek veriyor. Bana bir tek örnek verebilirler mi diktatör olduğuna dair. Diktatör olsa ön seçim yapar mıydı? İlla diktatör arıyorsanız çevrenize şöyle dikkatle bir bakın, meydanlarda esip gürleyen birini göreceksiniz ama bu isim benim genel başkanım değil.
“SANATÇILAR İKTİDARI SEVMİYOR, ROL YAPIYORLAR”
Türkiye’de sanatın gidişatını nasıl buluyorsun?
O da sanki bir nevi siyasetle bütünleşti son dönemlerde. Daha cumhuriyetçi ve sosyal demokrat bir partinin çatısı altında sanat yapmak daha kolay olurdu eminim ki! Bazıları aslında iktidara yakın olmasa da, görüşlerini benimsemese de daha fazla iş almak ve yahut mevcut işlerini korumak için farklı roller sergilemeye başladı. Mesela Yavuz Bingöl adına biz çok üzüldük. Esasında kendisinin de o görüşte olmadığını biliyoruz. Korkutulmuş da olabilir. Mesela Gezi olaylarında birçok sanatçı önce destek verdi ardından söylem değiştirdiler. İşte bunlar hep güvercin tedirginliği!
“SANATÇILARDA GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİ VAR”
Sorması ayıp bir genel başkan danışmanı iyi maaş alır mı ya da nedir maaş durumu?
(Şaşırıyor) Danışmanlar maaş mı alır? Ben gönül verdim bu işe, sonuna dek partim için gönüllü çalışıyorum, böyle bir beklentim yok. Gönülden genel başkanı ve partimi destekliyorum.
Vekillerle aran nasıl, mesela en çok hangilerini seversin?
Grup başkanvekilim Akif Hamzaçebi, Genel Sekreterimiz Gürsel Tekin, Genel Başkan Yardımcımız Sezgin Tanrıkulu gibi birçok ismi çok seviyorum.

“TÜM AİLEM CHP’Lİ”
Semiha Hanım da CHP’ye üye mi?
Tabii ki üye. Bizde herkes partiye üye zaten…
“EN BÜYÜK SORUN EĞİTİM”
Türkiye’nin en büyük sorunu ne sence?
Bence en büyük sorun eğitim. Yapboza dönen bir eğitim sistemimiz var. Sanki bu iktidar insanlar eğitimli olmasın, eğitimsizlesin, bilinçlenmesin diye uğraşıyor.
Projelerin neler?
Ben halkla ilişkiler danışmanıyım ama sosyal projeler de yapmayı çok seviyorum.

Bu ilk röportajındı ve bana verdin sana bunun için sonsuz teşekkür ediyorum. Ve şimdi senin bu yeni görevinle ilgili annene birkaç soru sormak istiyorum. Semiha Hanım, öncelikle hayırlı olsun kızınızın yeni görevi sizi tebessüm ettirdi mi?
Semiha Yankı: Ben 57 yaşında bir kadınım, CHP’den başka hiçbir partiye oy vermedim. Son derece Atatürk duruşlu, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir annenin başka türlü bir kızının olması zaten mümkün değildi. Tebessüm kendi başına bir birey aklı çok başında, çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum ve ben onunla gurur duyuyorum.
SEMİHA YANKI: “AK PARTİLİ DEĞİLİM, BÖYLE BİR PARTİYİ İSTEMİYORUM”
Sanatçılar fikirlerini böyle açık dile getirmekten korkar oldu, sizi çok cesur buldum!
Semiha Yankı: Korkular yıkılmak, yasaklar delinmek için yapılmış, ben hayatım boyunca kimseden korkmadım. Ne yani AK Parti’li değilim diye beni mi öldürecekler? Değilim istemiyorum da böyle bir partiyi. Onlar tarafından yönetilmek de istemiyorum.
Aman Semiha Hanım dikkat, işleriniz sekteye uğrayacak bu sözler yüzünden. Benim röportaj buna sebep olursa üzülürüm!
Semiha Yankı: Kimin umurunda? Beni sahneye çıkarmayıp da ne yapacaklar, bana iş vermeyip de ne yapacaklar? Sahneye çıkamazsam, şarkımı söyleyemezsem başka iş yaparım. Onuruyla simit satan çok sokakta, aç mezarı da yok bu ülkede.

Alev Gürsoy Cimin 06.02.2015

MEDYARADAR

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özçelik: Yol haritası devletten değil Öcalan’dan geldi

0
Kamu Düzeni eski Müsteşarı Özçelik: Hazırladığım rapora göre BDP ile görüşülmesi gerekiyordu, oysa İmralı muhatap alındı PKK kırsalla birlikte şehirlere de yerleşti

Murat Özçelik, görevi nedeniyle konularla ilgili derinlemesine bilgi sahibi olduğunu vurgulayarak “Ortada süreç kaldığına inanmıyorum. PKK bölgede hâkimiyet kurdu. Örgüt şehirlere de yerleşmiş. Böyle bir durumda AKP ‘süreç başarıyla devam ediyor’ diyor” ifadelerini kullandı.Kandil’in sözde süreçte bebek katilinden daha fazla yetkili ve söz sahibi olduğunu kaydeden Murat Özçelik, şöyle konuştu: Teröristbaşı Öcalan’ı AKP iktidarı öne çıkardı. Bunu da, Kandil’le paslaşarak yaptı. AKP zannetti ki nasıl olsa bu hapiste, MİT ile olayı götürüyoruz. AKP iktidarının “ihanet” sürecine dönüştürdüğü “çözüm paketi”nin mimarlarından emekli Büyükelçi Özçelik, “Süreç kalmadı. PKK, bölgede hakimiyet kurdu. Devletin yerine Öcalan’ın yol haritası tercih edildi” dedi

Emekli Büyükelçi Murat Özçelik, aynı zamanda eski Kamu Düzeni ve Güvenliği  Müsteşarı. CHP  Genel Başkan Yardımcısı. Hükümetin, Milli Birlik ve Kardeşlik adıyla kamuoyuna sunmaya çalıştığı “Açılım” ya da “ihanet süreci”nde önemli görev üstlendi. Hazırladığı yol haritasını dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’a ve devletin zirvesine sundu. Bebek Katili Abdullah Öcalan ve Kandil yerine  BDP-HDP ile görüşülmesini istedi. Ancak MİT Müsteşarı Hakan Fidan, tam tersi bir yol haritası yazdı. Bebek Katili Öcalan’ı merkeze oturttu. Ve Özçelik bu yol haritasına tepkisini “Devletin değil, Öcalan’ın yol haritası ile hareket ediyorsunuz” diye dile getirdi.

Kimileri ihanet süreci diyor.Siz nasıl bir isim verirsiniz?
Ortada bir süreç kaldığına inanmıyorum. Sadece herkesin memnun olduğu bir ateşkes durumu var. Maalesef bu çözüm süreci denen, AKP’nin söylediği süreçte o kadar büyük yanlışlar yapıldı ki. Güneydoğu Anadolu’da PKK hâkimiyet kurdu. Belli bir kesim baskılar karşısında kaçmaya, bölgeden gitmeye karar verdi. PKK sadece kırsalda değil şehirde de yerlerini almış vaziyette. Böyle bir durumda AKP çıkıyor bu süreç başarıyla devam ediyor diyor. Aklımızla gırgır mı geçiyorlar.

Oslo’dan haberiniz var mıydı?
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığım sırasında çözüm sürecine ilişkin olarak bir yol haritası ortaya koydum. Kimlerle görüşülmesi gerektiğini tek tek belirledim. Dedim ki, “Bu işi Öcalan’la görüşerek yapamazsınız. Öncelikle bu işi -HDP o zaman BDP adındaydı- oradan başlayarak görüşelim.” Hakan Fidan ve Efkan Ala bundan tedirgin oldu. Bir toplantıda bu işin içinde İngiltere’nin olduğunu anladım. Bana durmadan dışarıdan modeller sunuyorlar. Bu işi İngiltere’nin çözdüğü yöntemle çözemezsiniz. Öcalan farklı. Bölgedeki insanlarla konuşulmalı. BDP ile konuşmanız gerekir. Böylelikle sorunu çözmüş olursunuz. Ama devletin yerine Öcalan’ın yol haritası tercih edildi.

Hakların verileceği yer Meclis
Emekli Büyükelçi Murat Özçelik, AKP dışındaki görüşlerin temsil edilmediği süreçte toplumsal uzlaşıdan bahsedilemeyeceğini de belirtti. Özçelik, Kürtlerin sözkonusu evrensel haklarının verilebileceği yerin ancak Meclis olduğunu da kaydetti. AKP iktidarın çözüm süreci dediği ihanet sürecinde Kandil’in Abdullah Öcalan’dan daha fazla söz sahibi olduğunu kaydeden Özçelik, “Öcalan’ı AKP öne çıkardı. Bunu da Kandil’le paslaşarak yaptı. AKP zannetti ki nasıl olsa bu hapiste, MİT ile olayı götürüyoruz. Bazen Öcalan, barış meleği gibi ortaya çıkıyor, Kandil de bulunduğu yerden ’vururuz’diyor. Ama görünen o ki Abdullah Öcalan’ın önce bölgesel özerklik, sonra da benim bu bölgesel özerkliğin üzerine oturmam ve orayı benim idare etmem ve sonra da bakarız şeklindeki yol haritasını ağır ağır uygulamaya geçirdiler” dedi. Batı’daki Türklerin bir bölümünün, “Bunlar bir doğum yaptıklarında 7 bebek yapıyorlar. Başka amaçları var gibi geliyor. Bir taraftan bölge diyorlar ama diğer taraftan istediklerini yapabiliyorlar. O zaman verelim bölgeyi gitsinler bağımsız olsunlar. Ama bana da bulaşmasınlar” diye düşündüğünü ifade eden Emekli Büyükelçi Murat Özçelik, AKP’nin iflas ettiği çözüm sürecinde Öcalan’ın Kürt halkı gözündeki konumunun biraz daha güçlendiğini söyledi.

Çözümde neler olacağına milletvekilleri karar verir

CHP’nin sürece yaklaşımı nasıl şekillenecek?
CHP olarak şunu da söylüyoruz. Yerel yönetimler daha fazla geliştirilmezse katılımcı demokrasiyi bu ülkede geliştiremiyoruz. Muğla’daki belediyelerin durumuna bakalım, bir de AKP’nin aldığı belediyelerin durumuna bakalım. Bunu biz hakkaniyetli başka bir sisteme çevirmezsek ve oralarda insanların kendi yaşamlarını kararlaştıracakları bir düzene sokmazsak olmaz. Ancak bu şekilde Türkiye’nin bölgesinde yüksek bir yere varacağını düşünüyoruz. Ama bunu nasıl yapacağız? Bunu yaparken söylediğimiz ilke olması lazım. Avrupa Konseyi’nin Yerel Yönetimler Özerklik şartı üzerine gidecek bir sistemle Meclis’te yaparız. Meclis’te yaptığımız zaman HDP ile İmralı ile yasal zemin gibi şeylere gerek kalmaz. Çünkü parlamento yasal zemindir. Bu sorunun çözümü içinde yasal zemin içerisine parlamentoya oturduğu andan itibaren Kürtlerin de bu resmidir değildir gibi düşünceleri ortadan kalkar. Biz CHP olarak 7 Haziran’da iktidara yürüyoruz diyoruz. Ümit ediyoruz HDP yüzde 10’un üzerine çıkar. Bundan hiçbir çekincemiz olmadığı gibi Türkiye’nin faydasına yararına olacak en iyi çözümün ortaya çıkması en büyük dileğimizdir. Umarız HDP çıkar, MHP’de oyunu yükseltir ve biz de yükselteceğiz ama AKP eski oyunu alamayacak.
Sizin hazırladığınız yol haritasınız anlatır mısınız? Niye kabul görmemişti.
Ben, Öcalan’ın hapisten çıkmasını uygun gördüm demek yetkiniz var mı? Diğer partilerin haberi olmadan başka bir şey yapacaksınız. Türk halkına sordunuz mu? İstemeyen ne kadar çok adam olduğunu biliyorlar mı? Kürt halkının hakları mıdır önemli olan yoksa Cumhurbaşkanının Başkanlık sistemine bu memleketi çevirip Öcalan’ın hapisten çıkması mı? Öcalan’ın hapisten çıkıp bölgesel özerklik içinde kendi halkına baskıyla bir rejim kurması mı? Bölgesel özerklik mi ne olacağına ne CHP ne AKP ne Cumhurbaşkanı ne Başbakan karar verebilir. HDP de veremez. Karar verecek olan milletin iradesini temsil eden milletvekilleridir.

Bu gidişat kan kokuyor
Süreç nereye doğru gidiyor?
Hiçbirimiz kavga ve savaş dönemine girmek istemiyoruz. Kandil’in de başka yerlerle uğraştıklarını görüyoruz. Onlar da içeride başka şeye girmek niyetinde değiller. Kimse ne İran’dan ne başka istihbaratlardan bahsediyor. Sanki AKP söyleyecek diğerleri de kabul edecek. Dünya böyle değil. Çevremizdeki bir sürü ülke de AKP’nin sayesinde Türkiye’ye karşı pozisyon belirlemiş vaziyettedir. Böyle bir şeyin çözülmeyle sonuçlanmaması için şuna çok dikkat etmek gerekiyor. Kürt vatandaşlar şunu bilsinler. Kazara AKP bu seçimde iktidara gelmiş olsun. Mevcut iktidarın devamı halinde dahi çözemedikleri bir olayı güvenlik tedbirleriyle çözmekten başka hiçbir alternatifi kalmamıştır. Bu gidişat maalesef kan kokuyor.

İhvan’ı AKP siyasete soktu
İlişkiler neden alt üst oldu?
Mezhepçi politikaya döndüğü son 2011 itibariyle baktığımızda Arap Baharı’nın ortaya çıkardığı bir şey vardı. Müslüman kardeşler aslında örgüttür. Halk zannediyor ki onlar bizim Müslüman kardeşlerimiz. Müslüman kardeşimiz farklı Müslüman Kardeşler örgütü farklı bir şeydir. Bu örgütle bizim örgütümüz yani AKP, İhvan’ın adamları olduklarından dolayı dediler ki, Mısır’da ihvan dedi ki biz siyasete girmeyelim diye düşündüler. Yok dediler. AKP’nin tavsiyesiyle girdiler onlar da askerin tepesine binmeye kalktı. Ardından da darbeyle atıldılar. Eğer Müslüman Kardeşler Mısır’da kazanmış olsaydı, o örgütle birlikte çalışan Cumhurbaşkanı tamam diyecekti. Mısır benimle, Filistin, Ürdün önemli bölümü benimle, HAMAS, Sünni Araplar, IŞİD. IŞİD’i radikalden atarım orası da Sünni bir devlet olur, Kürtler benimle eyalet sistemine de geçerim. İşte benim başına geçeceğim hilafet budur diyecekti. Kendilerine göre bir dünya kurmuşlardı.

Vatadaşlarımız dikkatli olmalı
Türkiye’nin dış politikası nasıl?
O dünya Mısır ile birlikte yıkıldı. Suudi Arabistan kralı değiştiği için Müslüman Kardeşler’e destek verilir. Suudi Arabistan, Katar, Türkiye işbirliğiyle, eski modelle IŞİD’i palazlandırıp eski modele dönmenin peşindeler. IŞİD zaten Sykes Picot’u da ortadan kaldırdı. Irak’ta da sözümüz geçer mi? Bunun oluru yoktur. Bunun olmamasını temin edecek güçler dışarıda çok fazladır. AKP, Amerika’nın hep dibinde durdu. Şimdi bir CHP’li Amerikalıyla konuşacak olsa ‘gördünüz mü’ tepkiler veriyor. Adımlarınızı atarken reel politiğe, gerçekliğe, diğerlerinin yaklaşımlarına bakar ona göre pozisyon belirlersiniz. Bunun tam tersi pozisyon Türkiye’yi böler. Hele hele Halid Meşal’in Türkiye’ye gelip buradan operasyonlarını yürütmeye başlaması demek bizim için ayrı felakettir. Gırtlağımıza kadar terörün içine gireriz. Vatandaşlarımızın çok dikkat etmesi gerekiyor.

Necdet Pekmezci 06.02.2015

YENİÇAĞ GAZETESİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özçelik: Yol haritası devletten değil Öcalan’dan geldi

0
Kamu Düzeni eski Müsteşarı Özçelik: Hazırladığım rapora göre BDP ile görüşülmesi gerekiyordu, oysa İmralı muhatap alındı PKK kırsalla birlikte şehirlere de yerleşti

Murat Özçelik, görevi nedeniyle konularla ilgili derinlemesine bilgi sahibi olduğunu vurgulayarak “Ortada süreç kaldığına inanmıyorum. PKK bölgede hâkimiyet kurdu. Örgüt şehirlere de yerleşmiş. Böyle bir durumda AKP ‘süreç başarıyla devam ediyor’ diyor” ifadelerini kullandı.Kandil’in sözde süreçte bebek katilinden daha fazla yetkili ve söz sahibi olduğunu kaydeden Murat Özçelik, şöyle konuştu: Teröristbaşı Öcalan’ı AKP iktidarı öne çıkardı. Bunu da, Kandil’le paslaşarak yaptı. AKP zannetti ki nasıl olsa bu hapiste, MİT ile olayı götürüyoruz. AKP iktidarının “ihanet” sürecine dönüştürdüğü “çözüm paketi”nin mimarlarından emekli Büyükelçi Özçelik, “Süreç kalmadı. PKK, bölgede hakimiyet kurdu. Devletin yerine Öcalan’ın yol haritası tercih edildi” dedi

Emekli Büyükelçi Murat Özçelik, aynı zamanda eski Kamu Düzeni ve Güvenliği  Müsteşarı. CHP  Genel Başkan Yardımcısı. Hükümetin, Milli Birlik ve Kardeşlik adıyla kamuoyuna sunmaya çalıştığı “Açılım” ya da “ihanet süreci”nde önemli görev üstlendi. Hazırladığı yol haritasını dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’a ve devletin zirvesine sundu. Bebek Katili Abdullah Öcalan ve Kandil yerine  BDP-HDP ile görüşülmesini istedi. Ancak MİT Müsteşarı Hakan Fidan, tam tersi bir yol haritası yazdı. Bebek Katili Öcalan’ı merkeze oturttu. Ve Özçelik bu yol haritasına tepkisini “Devletin değil, Öcalan’ın yol haritası ile hareket ediyorsunuz” diye dile getirdi.

Kimileri ihanet süreci diyor.Siz nasıl bir isim verirsiniz?
Ortada bir süreç kaldığına inanmıyorum. Sadece herkesin memnun olduğu bir ateşkes durumu var. Maalesef bu çözüm süreci denen, AKP’nin söylediği süreçte o kadar büyük yanlışlar yapıldı ki. Güneydoğu Anadolu’da PKK hâkimiyet kurdu. Belli bir kesim baskılar karşısında kaçmaya, bölgeden gitmeye karar verdi. PKK sadece kırsalda değil şehirde de yerlerini almış vaziyette. Böyle bir durumda AKP çıkıyor bu süreç başarıyla devam ediyor diyor. Aklımızla gırgır mı geçiyorlar.

Oslo’dan haberiniz var mıydı?
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığım sırasında çözüm sürecine ilişkin olarak bir yol haritası ortaya koydum. Kimlerle görüşülmesi gerektiğini tek tek belirledim. Dedim ki, “Bu işi Öcalan’la görüşerek yapamazsınız. Öncelikle bu işi -HDP o zaman BDP adındaydı- oradan başlayarak görüşelim.” Hakan Fidan ve Efkan Ala bundan tedirgin oldu. Bir toplantıda bu işin içinde İngiltere’nin olduğunu anladım. Bana durmadan dışarıdan modeller sunuyorlar. Bu işi İngiltere’nin çözdüğü yöntemle çözemezsiniz. Öcalan farklı. Bölgedeki insanlarla konuşulmalı. BDP ile konuşmanız gerekir. Böylelikle sorunu çözmüş olursunuz. Ama devletin yerine Öcalan’ın yol haritası tercih edildi.

Hakların verileceği yer Meclis
Emekli Büyükelçi Murat Özçelik, AKP dışındaki görüşlerin temsil edilmediği süreçte toplumsal uzlaşıdan bahsedilemeyeceğini de belirtti. Özçelik, Kürtlerin sözkonusu evrensel haklarının verilebileceği yerin ancak Meclis olduğunu da kaydetti. AKP iktidarın çözüm süreci dediği ihanet sürecinde Kandil’in Abdullah Öcalan’dan daha fazla söz sahibi olduğunu kaydeden Özçelik, “Öcalan’ı AKP öne çıkardı. Bunu da Kandil’le paslaşarak yaptı. AKP zannetti ki nasıl olsa bu hapiste, MİT ile olayı götürüyoruz. Bazen Öcalan, barış meleği gibi ortaya çıkıyor, Kandil de bulunduğu yerden ’vururuz’diyor. Ama görünen o ki Abdullah Öcalan’ın önce bölgesel özerklik, sonra da benim bu bölgesel özerkliğin üzerine oturmam ve orayı benim idare etmem ve sonra da bakarız şeklindeki yol haritasını ağır ağır uygulamaya geçirdiler” dedi. Batı’daki Türklerin bir bölümünün, “Bunlar bir doğum yaptıklarında 7 bebek yapıyorlar. Başka amaçları var gibi geliyor. Bir taraftan bölge diyorlar ama diğer taraftan istediklerini yapabiliyorlar. O zaman verelim bölgeyi gitsinler bağımsız olsunlar. Ama bana da bulaşmasınlar” diye düşündüğünü ifade eden Emekli Büyükelçi Murat Özçelik, AKP’nin iflas ettiği çözüm sürecinde Öcalan’ın Kürt halkı gözündeki konumunun biraz daha güçlendiğini söyledi.

Çözümde neler olacağına milletvekilleri karar verir

CHP’nin sürece yaklaşımı nasıl şekillenecek?
CHP olarak şunu da söylüyoruz. Yerel yönetimler daha fazla geliştirilmezse katılımcı demokrasiyi bu ülkede geliştiremiyoruz. Muğla’daki belediyelerin durumuna bakalım, bir de AKP’nin aldığı belediyelerin durumuna bakalım. Bunu biz hakkaniyetli başka bir sisteme çevirmezsek ve oralarda insanların kendi yaşamlarını kararlaştıracakları bir düzene sokmazsak olmaz. Ancak bu şekilde Türkiye’nin bölgesinde yüksek bir yere varacağını düşünüyoruz. Ama bunu nasıl yapacağız? Bunu yaparken söylediğimiz ilke olması lazım. Avrupa Konseyi’nin Yerel Yönetimler Özerklik şartı üzerine gidecek bir sistemle Meclis’te yaparız. Meclis’te yaptığımız zaman HDP ile İmralı ile yasal zemin gibi şeylere gerek kalmaz. Çünkü parlamento yasal zemindir. Bu sorunun çözümü içinde yasal zemin içerisine parlamentoya oturduğu andan itibaren Kürtlerin de bu resmidir değildir gibi düşünceleri ortadan kalkar. Biz CHP olarak 7 Haziran’da iktidara yürüyoruz diyoruz. Ümit ediyoruz HDP yüzde 10’un üzerine çıkar. Bundan hiçbir çekincemiz olmadığı gibi Türkiye’nin faydasına yararına olacak en iyi çözümün ortaya çıkması en büyük dileğimizdir. Umarız HDP çıkar, MHP’de oyunu yükseltir ve biz de yükselteceğiz ama AKP eski oyunu alamayacak.
Sizin hazırladığınız yol haritasınız anlatır mısınız? Niye kabul görmemişti.
Ben, Öcalan’ın hapisten çıkmasını uygun gördüm demek yetkiniz var mı? Diğer partilerin haberi olmadan başka bir şey yapacaksınız. Türk halkına sordunuz mu? İstemeyen ne kadar çok adam olduğunu biliyorlar mı? Kürt halkının hakları mıdır önemli olan yoksa Cumhurbaşkanının Başkanlık sistemine bu memleketi çevirip Öcalan’ın hapisten çıkması mı? Öcalan’ın hapisten çıkıp bölgesel özerklik içinde kendi halkına baskıyla bir rejim kurması mı? Bölgesel özerklik mi ne olacağına ne CHP ne AKP ne Cumhurbaşkanı ne Başbakan karar verebilir. HDP de veremez. Karar verecek olan milletin iradesini temsil eden milletvekilleridir.

Bu gidişat kan kokuyor
Süreç nereye doğru gidiyor?
Hiçbirimiz kavga ve savaş dönemine girmek istemiyoruz. Kandil’in de başka yerlerle uğraştıklarını görüyoruz. Onlar da içeride başka şeye girmek niyetinde değiller. Kimse ne İran’dan ne başka istihbaratlardan bahsediyor. Sanki AKP söyleyecek diğerleri de kabul edecek. Dünya böyle değil. Çevremizdeki bir sürü ülke de AKP’nin sayesinde Türkiye’ye karşı pozisyon belirlemiş vaziyettedir. Böyle bir şeyin çözülmeyle sonuçlanmaması için şuna çok dikkat etmek gerekiyor. Kürt vatandaşlar şunu bilsinler. Kazara AKP bu seçimde iktidara gelmiş olsun. Mevcut iktidarın devamı halinde dahi çözemedikleri bir olayı güvenlik tedbirleriyle çözmekten başka hiçbir alternatifi kalmamıştır. Bu gidişat maalesef kan kokuyor.

İhvan’ı AKP siyasete soktu
İlişkiler neden alt üst oldu?
Mezhepçi politikaya döndüğü son 2011 itibariyle baktığımızda Arap Baharı’nın ortaya çıkardığı bir şey vardı. Müslüman kardeşler aslında örgüttür. Halk zannediyor ki onlar bizim Müslüman kardeşlerimiz. Müslüman kardeşimiz farklı Müslüman Kardeşler örgütü farklı bir şeydir. Bu örgütle bizim örgütümüz yani AKP, İhvan’ın adamları olduklarından dolayı dediler ki, Mısır’da ihvan dedi ki biz siyasete girmeyelim diye düşündüler. Yok dediler. AKP’nin tavsiyesiyle girdiler onlar da askerin tepesine binmeye kalktı. Ardından da darbeyle atıldılar. Eğer Müslüman Kardeşler Mısır’da kazanmış olsaydı, o örgütle birlikte çalışan Cumhurbaşkanı tamam diyecekti. Mısır benimle, Filistin, Ürdün önemli bölümü benimle, HAMAS, Sünni Araplar, IŞİD. IŞİD’i radikalden atarım orası da Sünni bir devlet olur, Kürtler benimle eyalet sistemine de geçerim. İşte benim başına geçeceğim hilafet budur diyecekti. Kendilerine göre bir dünya kurmuşlardı.

Vatadaşlarımız dikkatli olmalı
Türkiye’nin dış politikası nasıl?
O dünya Mısır ile birlikte yıkıldı. Suudi Arabistan kralı değiştiği için Müslüman Kardeşler’e destek verilir. Suudi Arabistan, Katar, Türkiye işbirliğiyle, eski modelle IŞİD’i palazlandırıp eski modele dönmenin peşindeler. IŞİD zaten Sykes Picot’u da ortadan kaldırdı. Irak’ta da sözümüz geçer mi? Bunun oluru yoktur. Bunun olmamasını temin edecek güçler dışarıda çok fazladır. AKP, Amerika’nın hep dibinde durdu. Şimdi bir CHP’li Amerikalıyla konuşacak olsa ‘gördünüz mü’ tepkiler veriyor. Adımlarınızı atarken reel politiğe, gerçekliğe, diğerlerinin yaklaşımlarına bakar ona göre pozisyon belirlersiniz. Bunun tam tersi pozisyon Türkiye’yi böler. Hele hele Halid Meşal’in Türkiye’ye gelip buradan operasyonlarını yürütmeye başlaması demek bizim için ayrı felakettir. Gırtlağımıza kadar terörün içine gireriz. Vatandaşlarımızın çok dikkat etmesi gerekiyor.

Necdet Pekmezci 06.02.2015

YENİÇAĞ GAZETESİ

Alparslan Türkeş’in 1992’de Verdiği Röportaj

Alpaslan Türkeş 1917’de Lefkoşa’da doğdu. 1954’te Harp Akademisi’ni bitirdi. Genelkurmay Yayın Şubesi, Washington’daki NATO Daimi Komitesi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı NATO Şubesi Müdürlüğü’nde bulundu. 1960 İhtilalinde albay rütbesindeydi. Hareketin önlerinde yer aldı ve Ankara Radyosu’nda ilk bildirileri okudu. Milli Birlik Komitesi üyeliği ve Başbakanlık Müsteşarlığı yaptı. Komite içinde beliren görüş ayrılığı nedeniyle 14 arkadaşıyla birlikte emekliye ayrıldı, 1961’de Yeni Delhi Büyükelçiliği Müşavirliğine gönderildi. 1962te Türkiye’ye döndü. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne girdi ve 1964’te genel başkanlığına seçildiği bu partinin adını Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirdi. MC hükümetlerinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 1965-80 arasında TBMM’de Adana Milletvekili olarak bulundu. 12Eylül’de tutuklandı, yargılandı. Evli. Yedi çocuk babası. İngilizce biliyor.

Türkeş, MÇP okulu açtı

MÇP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş, üniversiteli gençler arasından seçilen 40’ar kişilik gruplara, 80 öncesinde olduğu gibi seminerler verdiğini açıkladı, Türkeş 3 ay süren seminerlerin MÇP Okulu olduğunu söyledi.

Liderliğinizi vurgulayan “Başbuğ” lakabı kumandan olarak tanımlanıyor.. Bugün kimlere kumanda ediyorsunuz?

Sözlükten eksik almışsınız. “Başbuğ”, Türklerin liderleri için, Genel Başkan anlamında kullanılır. Tarafımdan empoze edilmemiştir. Kitleler “Söylemeyin” dememize rağmen, söylüyorlar. Müdahale edemiyoruz.

Siz daha çok lider anlamı üzerinde duruyorsunuz.

Anlamı odur. Komutan anlamına gelmez.

Sözlükte komutan anlamı da var. Ama Başbuğ’u siz de benimsedinizdeğil mi?

Yoo! Ağzımdan böyle bir şey alamazsınız. Halk, içinden “geleni söylerse, ona bir şey yapamazsınız ki!

Efendim, parti içinde asker, parti dışında derviş görüntünüz var. Bu ikilemi yıllar boyu, bir kişilikte taşımak güç oluyor mu?

Siz askerliği bilmiyorsunuz. Askerlik dervişliktir. Bütün askerler, vatan savunmasını yapan, fedakâr dervişlerdir. Ben, askerken de, politikaya geçtikten sonra da milletimin hizmetindeyim.

Muhalifleriniz de yandaşlarınız da Türk siyasetinin bir fenomeni olduğunuzda hemfikirler. Siz kendinizi nasıl bir siyasi figür olarak görüyorsunuz?

Demokrasiye, hukukun üstünlüğüne inanmış, milliyetçi bir siyaset adamıyım. TC’yi biricik bağımsız, Müslüman Türk devleti olarak gördüğümden, onun yüceltilmesi ülküsünü benimsedim. Politika cesaret, ihtilal yapmak ise ondan fazla cesaret ister. Ben ikisini de yapabilen kimselerden biriyim. Pişman değilim.

Dünyanın yaşadığı son on yıl, karizmanızı nasıl etkiledi?

Tabii, 12 Eylül olayı, bize çok acı çektirdi. Yapanların suç işledikleri kanaatindeyim. Bir siyasi parti olarak iyi bir gelişme içindeydik. Siyasi gelişmemizi baltaladı. Sonra sıfırdan başladık.

İhtillalleri sizin içinde veya dışında olmanıza göre mi değerlendiriyorsunuz?

Toplumlar meselelerini ihtilal yolu açılmadan hukuk yolu ile çözmelidirler. 27 Mayısın meydana geliş şartları çok değişiktir. 12 Eylül’e hiç benzemez. 27 Mayıs siyasi partiler arasındaki münasebetlerin düşmanlık şekline dökülmesi ve hukuk dışı mücadele yollarına taşması sebebiyle meydana gelen bir patlamadır. Bu da olmasa iyi olurdu. Fakat yurdumuzdaki siyasi tıkanıklığı gideren, başta anayasa olmak üzere birçok reformlar getiren bir demokrasi hamlesi olmuştur.

Kamuoyunun bir bölümünde haklı ya da haksız, isminiz hâlâ “korkuyu” çağrıştırıyor. Bundan rahatsız oluyor musunuz?

Hayır. Kimseye kötülük yapmadım, suç da işlemedim. İdeolojik taassupla aleyhimde yazılıp, söylenenler gerçek dışıdır. Daima parti mensuplarından kanunsuz hareketlere kapılmamalarını istemişimdir. Kimsenin öldürülmesi için değil emir vermek, en ufak bir telkinde bulunmamışımdır.

Mensuplarınızın tümü bu isteğe uydular mı?

Bu gereksiz bir soru. Ben partinin lideriyim. Size ilkelerimizi söylüyorum. Bu, mahkemelerin, karar vereceği bir konudur. Ben şimdi bütün mensuplarımı nasıl kötü bir zan altına sokayım? Biz şiddet yolunu benimsemediğinizi mahkemelerde de ortaya koyduk.

Sovyetlerdeki değişimlerden sonra Turancılığın altın dönemi başlıyor mu?

Daha altın dönemine çok uzağız. Bu küçücük, ama ümit verici bir adım. Onlar, tabii Türkiye’den liderlik bekliyorlar. Ama Türk yönetim kadro ve aydınlarını o liderliğe soyunmak üzere eğitilmiş görmüyorum.

Turancılığın yıldızını bundan sonra yine biz parlatacağız” diyorsunuz…

Biz kimsenin itibar etmediği, hatta suçladığı ve hapishanelere attığı dönemlerde de Turancılık ülküsünü yaşattık. Bugün bu görüşe birçok kimseler sahip çıkmaktadır. Bundan sevinç duyuyoruz.

Hayatınızda yaptığınız en doğru şey ve en büyük hatanız neydi?

Yaptıklarımın hepsi doğrudur. Hata görmüyorum.

İnsan olup da hata yapmamak mümkün mü efendim?

İnsanların hepsi hata yapar. Ben siyasi faaliyetim bakımından söyledim. Bütün görüşlerim doğru çıkmıştır. Uzun vadeli meseleleri iyi kestirebiliyorum.

MHP, başöğretmenliğini yaptığınız bir siyasi okuldu. Bu okulun en parlak öğrencileri diğer partilere dağıldı. Sizce bu öğrenciler okulu niye kırdılar?

Diğer partilere gidenler en parlak öğrenciler değildi. Sıradan öğrencilerdi. Parlak öğrenciler burada, yanımda.

Ama ANAP’da yüzde 65, DYP’de yüzde 40 oranında eski MHP’li var.

Vardır, vardır. Görün ne muazzam bir mektep açmışım ben. (Kahkahalar)

Bu duruma “Önemli olan zihniyetin yaşaması” diyerek seviniyor musunuz? Yoksa yuvaya dönseler de güçlü bir grup kursak mı diyorsunuz?

Hayır. Bu duruma üzülüyorum. Çünkü hangi ülküye sahip olursa olsun, kişiler gittikleri partinin ülküsüne hizmet edebilirler, kendi ülkülerine değil.

Dolayısıyla MHP zihniyetinin diğer partilerde yaşadığını düşünmüyorsunuz…

Evet. Onları daima etrafıma çağırdım. Ama çeşitli sebeplerden bir kısmı geldi, bir kısmı hâlâ oralarda. Ama döneceğini umuyorum ve bekliyorum.

Onları sıradan öğrenciler olarak kabul etmenize rağmen mi bekliyorsunuz?

Hepsi benim yetiştirdiğim çocuklarımdır. Hepsinin memlekete değerli hizmetleri olmuştur, burada toplanmaları memleket için çok daha hayırlı olacaktır.

“Çocuklarınızın” başka partilere dağılmalarında sizin, bazılarını “Hain” ilan etmenizin payı olmuş mudur acaba?

Hayır. Kimseyi hain ilan etmedim. Bunlar asılsız sözlerdir.

Sizin “Davadan döneni vurun” sözlerinizi hatırlıyorum.

O söz maksatlı olarak çarpıtılmıştır. İkinci Cihan Savaşı başladığında Trakya’da subayken, erlerime, subaylarıma söylediğim bir sözdür. Sonra beni suçlamak maksadıyla ayrı ayrı manalara çekilerek kullanılmıştır. Hiç kimseyi de, benden ayrıldı diye bir cezaya maruz bırakmadım.

Yanınızda eski Ülkü Ocakları Gençlik Kolları başkanlarından kaç kişi var?

Çok. Hepsi burada. 12 Eylül’ü gözden uzak tutmayın. Vatana hizmet için meşru bir partiye girenler, kendilerini hapishanede buldular. İdam talebiyle yargılandılar. Büyük işkenceler gördüler, yakınları da işkence gördü. Gidenlerin çoğu bu tesirler altındaydı. Bizim o sırada tutuklu, partimizin de olmaması nedeniyle diğer siyasi partilere gitmişlerdir.

MHP ile MÇP zihniyeti arasında bir fark var mıdır?

Yoktur. Bazı şeyler değişmez.

Buradan, partinizin 10 yıl öncesinde kalıp gibi donduğu yorumu çıkıyor.

Vatanın bölünmezliği, Türk milletinin birliği, TC devletini yaşatmak ilkeleri değişmez. Biz o gün de bunları savunduk. Bugün de savunuyoruz.

Bir defasında “Benim tek suçum vardı, anarşinin önlenmesi için teşebbüslerde bulunmak” dediniz. PKK terörüne karşı da teşebbüste bulunacak mısınız?

Onlar hukukun içindeki teşebbüslerdi. Güvenlik Mahkemeleri kurulmasını, sıkıyönetim ilan edilmesini teklif etmek gibi. Vatandaşlara Türk milletine karşı, ilan edilmemiş bir savaş sürdüğünü anlatmamız lazım.

Siz hep milliyetçi gençlerin komünizme karşı kalkan görevi yaptığını savundunuz. Teröre karşı bugün de onlara görev vermeyidüşünüyor musunuz?

O zaman da görev vermedim. Kalkan görevi yapmaları fikri alanda Marksizm’e kaymalarını önlemekti. Yoksa onların karşısına silahlı güç çıkarmadık.

Siz çıkarmasanız bile bunlar bir vakıa olarak yaşandı.

Hayır yaşanmadı. Karşı taraf silahlıydı. Bu tarafın içine birtakım ajanlar karıştırıldı. Maksatlı olarak birtakım oyunlar düzenlendi. Yoksa bu taraf silahlı değildi. Silahlı olsa iç savaş çıkardı.

Aranıza karışan ajanlar sol eğilimli miydi?

Çatışmaları çıkarlarına uygun gören çeşitli örgütlere mensup ajanlar da işin içinde rol aldı. Acaba sol mu? Bilemiyoruz ki. Belki sol da var, başkaları da.

Ajanlara karşı ne gibi önlemler aldınız?

Her şey yazılmaz. Bunlara karşı, her ay 10 bin kişiye Atatürk Spor Salonu’nda konferans veriyor, mücadele metodu olarak barışçı yoldan hareket etmelerini, kesinlikle çatışmaya girmemelerini tavsiye ediyordum. Hasımlarımız bizi kanunsuz yollara sürerlerse kolayca ezebilirler. Oyuna gelmeyin diyordum.

PKK’nın size yönelik tehditleri oldu. Cevap verecek misiniz?

Cevabı devlet verir. Biz fikri savunduk. Türk milleti bütündür, Türk-Kürt diye bölünmez. Kürt realitesini tanıyacaksınız, parçalanacaksınız. Böyle şey olmaz! Bunun dışında, kanunsuz hareketlere karşı tedbir alacak olan, devlettir. Bizden kalkan olmak diye bir şey beklenemez.

Eski beyanlarınızdan biri de, MHP hareketinin komünizm tehlikesine karşı var olduğuydu. Komünizm tehlike olmaktan çıktığına göre, varlık nedeniniz nedir?

Bu da çok yanlış. Biz komünizmi önlemek için değil, Türk milletini kalkındırmak için ortaya çıktık. Türk milletine felaket getireceğine inandığımız Marksizm’e karşıyız. Faşizme karşı olduğumuz gibi. Birçokları bu meseleyi anlamak istememişlerdir. Bu, siyasi istismardır.

MHP seminerlerinde yetişen gençliğe coca cola ve kız arkadaşı gibi konularda sınırlamalar getirdiğiniz söyleniyor.

Yok öyle bir şey. Şimdi de seminerlerimiz var. Şimdi de üniversiteden seçtiğimiz gençleri alıyorum, bizzat ben seminer veriyorum. Birincisi bitti, ikincisine başlayacağız. 40’ar kişi, 40’ar kişi alıyorum. 15’i kız, 25’i erkek olmak üzere. 3 ay sürüyor. Okul gibi.

Onlara son yılların gelişmelerinden sonra farklı bir mesaj veriyor musunuz?

Gaye toplumu kalkındırmak. 12 Eylül’den önce de bunu anlattım; “Düşüşümüz nasıloldu?” Cumhuriyet kurulalı 70 yıl oldu, hala Türkiye, Japonya, Almanya gibi kalkınamadı. Bunu başarmak için neler yapmalı konularını anlatıyorum.

Ama özlemler değişti, gençlik 10 yıl öncesinin gençliği değil ki…

Gençliğin özlemleri değişmedi…

O gençleri herhalde üniversitelere yazı göndererek seçiyorsunuz?

Hayır. Bizim gençlik teşkilatımız var. Onlar seçiyor. Onları öğretmen olarak seçiyoruz. Programımızı iyice kavrayıp başkalarına da anlatabilmesi için.

Gazetecilere de açık mı o seminerler?

İstediğiniz zaman çağırırız. Ama siz de imtihana tabi olacaksınız.

Ama ne soracaksınız bana? Dokuz Işık’ı mı?

Tabii, Dokuz Işık’ı soracağız.

Bilemediğimde almayacak mısınız?

O zaman bakarız duruma.

Siz sanırım, evlenme kararını parti genel idare kurulunda onaylattıran tek siyasi lidersiniz. Bunun mantığı nedir?

Evet. Ele alındı, görüşüldü, kabul edildi.

Bu askeri bir yapılanmayı akla getiriyor.

Eşimin vefatından sonra üç yıl yalnız yaşadım. “Evlenmeniz lazım” dediler.

Gelin adayını da onlar mı buldu?

Yok, gelin adayını ben seçtim. Onlara da haber verdim.

İzin verin, çok ilginç. Seçtiğiniz eşi partinize onaylattırdınız.

Beraber mücadele ediyoruz. Onlar benim arkadaşlarım. Şimdi evleneceksiniz; arkadaşlarınıza haber vermez misiniz?

Ben vermem.

Vermez olur musunuz? Ben topladım hepsini böyle böyle dedim.

Yoksa seçtiğiniz kişiye muhalefet mi ettiler?

Hayır, hayır…

Âşık mı olmuştunuz?

Ben o konuda bir şey söylemem.

Nuriye Akman 12.01.1992

nuriyeakman.com

Alparslan Türkeş’in 1992’de Verdiği Röportaj

Alpaslan Türkeş 1917’de Lefkoşa’da doğdu. 1954’te Harp Akademisi’ni bitirdi. Genelkurmay Yayın Şubesi, Washington’daki NATO Daimi Komitesi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı NATO Şubesi Müdürlüğü’nde bulundu. 1960 İhtilalinde albay rütbesindeydi. Hareketin önlerinde yer aldı ve Ankara Radyosu’nda ilk bildirileri okudu. Milli Birlik Komitesi üyeliği ve Başbakanlık Müsteşarlığı yaptı. Komite içinde beliren görüş ayrılığı nedeniyle 14 arkadaşıyla birlikte emekliye ayrıldı, 1961’de Yeni Delhi Büyükelçiliği Müşavirliğine gönderildi. 1962te Türkiye’ye döndü. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne girdi ve 1964’te genel başkanlığına seçildiği bu partinin adını Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirdi. MC hükümetlerinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 1965-80 arasında TBMM’de Adana Milletvekili olarak bulundu. 12Eylül’de tutuklandı, yargılandı. Evli. Yedi çocuk babası. İngilizce biliyor.

Türkeş, MÇP okulu açtı

MÇP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş, üniversiteli gençler arasından seçilen 40’ar kişilik gruplara, 80 öncesinde olduğu gibi seminerler verdiğini açıkladı, Türkeş 3 ay süren seminerlerin MÇP Okulu olduğunu söyledi.

Liderliğinizi vurgulayan “Başbuğ” lakabı kumandan olarak tanımlanıyor.. Bugün kimlere kumanda ediyorsunuz?

Sözlükten eksik almışsınız. “Başbuğ”, Türklerin liderleri için, Genel Başkan anlamında kullanılır. Tarafımdan empoze edilmemiştir. Kitleler “Söylemeyin” dememize rağmen, söylüyorlar. Müdahale edemiyoruz.

Siz daha çok lider anlamı üzerinde duruyorsunuz.

Anlamı odur. Komutan anlamına gelmez.

Sözlükte komutan anlamı da var. Ama Başbuğ’u siz de benimsedinizdeğil mi?

Yoo! Ağzımdan böyle bir şey alamazsınız. Halk, içinden “geleni söylerse, ona bir şey yapamazsınız ki!

Efendim, parti içinde asker, parti dışında derviş görüntünüz var. Bu ikilemi yıllar boyu, bir kişilikte taşımak güç oluyor mu?

Siz askerliği bilmiyorsunuz. Askerlik dervişliktir. Bütün askerler, vatan savunmasını yapan, fedakâr dervişlerdir. Ben, askerken de, politikaya geçtikten sonra da milletimin hizmetindeyim.

Muhalifleriniz de yandaşlarınız da Türk siyasetinin bir fenomeni olduğunuzda hemfikirler. Siz kendinizi nasıl bir siyasi figür olarak görüyorsunuz?

Demokrasiye, hukukun üstünlüğüne inanmış, milliyetçi bir siyaset adamıyım. TC’yi biricik bağımsız, Müslüman Türk devleti olarak gördüğümden, onun yüceltilmesi ülküsünü benimsedim. Politika cesaret, ihtilal yapmak ise ondan fazla cesaret ister. Ben ikisini de yapabilen kimselerden biriyim. Pişman değilim.

Dünyanın yaşadığı son on yıl, karizmanızı nasıl etkiledi?

Tabii, 12 Eylül olayı, bize çok acı çektirdi. Yapanların suç işledikleri kanaatindeyim. Bir siyasi parti olarak iyi bir gelişme içindeydik. Siyasi gelişmemizi baltaladı. Sonra sıfırdan başladık.

İhtillalleri sizin içinde veya dışında olmanıza göre mi değerlendiriyorsunuz?

Toplumlar meselelerini ihtilal yolu açılmadan hukuk yolu ile çözmelidirler. 27 Mayısın meydana geliş şartları çok değişiktir. 12 Eylül’e hiç benzemez. 27 Mayıs siyasi partiler arasındaki münasebetlerin düşmanlık şekline dökülmesi ve hukuk dışı mücadele yollarına taşması sebebiyle meydana gelen bir patlamadır. Bu da olmasa iyi olurdu. Fakat yurdumuzdaki siyasi tıkanıklığı gideren, başta anayasa olmak üzere birçok reformlar getiren bir demokrasi hamlesi olmuştur.

Kamuoyunun bir bölümünde haklı ya da haksız, isminiz hâlâ “korkuyu” çağrıştırıyor. Bundan rahatsız oluyor musunuz?

Hayır. Kimseye kötülük yapmadım, suç da işlemedim. İdeolojik taassupla aleyhimde yazılıp, söylenenler gerçek dışıdır. Daima parti mensuplarından kanunsuz hareketlere kapılmamalarını istemişimdir. Kimsenin öldürülmesi için değil emir vermek, en ufak bir telkinde bulunmamışımdır.

Mensuplarınızın tümü bu isteğe uydular mı?

Bu gereksiz bir soru. Ben partinin lideriyim. Size ilkelerimizi söylüyorum. Bu, mahkemelerin, karar vereceği bir konudur. Ben şimdi bütün mensuplarımı nasıl kötü bir zan altına sokayım? Biz şiddet yolunu benimsemediğinizi mahkemelerde de ortaya koyduk.

Sovyetlerdeki değişimlerden sonra Turancılığın altın dönemi başlıyor mu?

Daha altın dönemine çok uzağız. Bu küçücük, ama ümit verici bir adım. Onlar, tabii Türkiye’den liderlik bekliyorlar. Ama Türk yönetim kadro ve aydınlarını o liderliğe soyunmak üzere eğitilmiş görmüyorum.

Turancılığın yıldızını bundan sonra yine biz parlatacağız” diyorsunuz…

Biz kimsenin itibar etmediği, hatta suçladığı ve hapishanelere attığı dönemlerde de Turancılık ülküsünü yaşattık. Bugün bu görüşe birçok kimseler sahip çıkmaktadır. Bundan sevinç duyuyoruz.

Hayatınızda yaptığınız en doğru şey ve en büyük hatanız neydi?

Yaptıklarımın hepsi doğrudur. Hata görmüyorum.

İnsan olup da hata yapmamak mümkün mü efendim?

İnsanların hepsi hata yapar. Ben siyasi faaliyetim bakımından söyledim. Bütün görüşlerim doğru çıkmıştır. Uzun vadeli meseleleri iyi kestirebiliyorum.

MHP, başöğretmenliğini yaptığınız bir siyasi okuldu. Bu okulun en parlak öğrencileri diğer partilere dağıldı. Sizce bu öğrenciler okulu niye kırdılar?

Diğer partilere gidenler en parlak öğrenciler değildi. Sıradan öğrencilerdi. Parlak öğrenciler burada, yanımda.

Ama ANAP’da yüzde 65, DYP’de yüzde 40 oranında eski MHP’li var.

Vardır, vardır. Görün ne muazzam bir mektep açmışım ben. (Kahkahalar)

Bu duruma “Önemli olan zihniyetin yaşaması” diyerek seviniyor musunuz? Yoksa yuvaya dönseler de güçlü bir grup kursak mı diyorsunuz?

Hayır. Bu duruma üzülüyorum. Çünkü hangi ülküye sahip olursa olsun, kişiler gittikleri partinin ülküsüne hizmet edebilirler, kendi ülkülerine değil.

Dolayısıyla MHP zihniyetinin diğer partilerde yaşadığını düşünmüyorsunuz…

Evet. Onları daima etrafıma çağırdım. Ama çeşitli sebeplerden bir kısmı geldi, bir kısmı hâlâ oralarda. Ama döneceğini umuyorum ve bekliyorum.

Onları sıradan öğrenciler olarak kabul etmenize rağmen mi bekliyorsunuz?

Hepsi benim yetiştirdiğim çocuklarımdır. Hepsinin memlekete değerli hizmetleri olmuştur, burada toplanmaları memleket için çok daha hayırlı olacaktır.

“Çocuklarınızın” başka partilere dağılmalarında sizin, bazılarını “Hain” ilan etmenizin payı olmuş mudur acaba?

Hayır. Kimseyi hain ilan etmedim. Bunlar asılsız sözlerdir.

Sizin “Davadan döneni vurun” sözlerinizi hatırlıyorum.

O söz maksatlı olarak çarpıtılmıştır. İkinci Cihan Savaşı başladığında Trakya’da subayken, erlerime, subaylarıma söylediğim bir sözdür. Sonra beni suçlamak maksadıyla ayrı ayrı manalara çekilerek kullanılmıştır. Hiç kimseyi de, benden ayrıldı diye bir cezaya maruz bırakmadım.

Yanınızda eski Ülkü Ocakları Gençlik Kolları başkanlarından kaç kişi var?

Çok. Hepsi burada. 12 Eylül’ü gözden uzak tutmayın. Vatana hizmet için meşru bir partiye girenler, kendilerini hapishanede buldular. İdam talebiyle yargılandılar. Büyük işkenceler gördüler, yakınları da işkence gördü. Gidenlerin çoğu bu tesirler altındaydı. Bizim o sırada tutuklu, partimizin de olmaması nedeniyle diğer siyasi partilere gitmişlerdir.

MHP ile MÇP zihniyeti arasında bir fark var mıdır?

Yoktur. Bazı şeyler değişmez.

Buradan, partinizin 10 yıl öncesinde kalıp gibi donduğu yorumu çıkıyor.

Vatanın bölünmezliği, Türk milletinin birliği, TC devletini yaşatmak ilkeleri değişmez. Biz o gün de bunları savunduk. Bugün de savunuyoruz.

Bir defasında “Benim tek suçum vardı, anarşinin önlenmesi için teşebbüslerde bulunmak” dediniz. PKK terörüne karşı da teşebbüste bulunacak mısınız?

Onlar hukukun içindeki teşebbüslerdi. Güvenlik Mahkemeleri kurulmasını, sıkıyönetim ilan edilmesini teklif etmek gibi. Vatandaşlara Türk milletine karşı, ilan edilmemiş bir savaş sürdüğünü anlatmamız lazım.

Siz hep milliyetçi gençlerin komünizme karşı kalkan görevi yaptığını savundunuz. Teröre karşı bugün de onlara görev vermeyidüşünüyor musunuz?

O zaman da görev vermedim. Kalkan görevi yapmaları fikri alanda Marksizm’e kaymalarını önlemekti. Yoksa onların karşısına silahlı güç çıkarmadık.

Siz çıkarmasanız bile bunlar bir vakıa olarak yaşandı.

Hayır yaşanmadı. Karşı taraf silahlıydı. Bu tarafın içine birtakım ajanlar karıştırıldı. Maksatlı olarak birtakım oyunlar düzenlendi. Yoksa bu taraf silahlı değildi. Silahlı olsa iç savaş çıkardı.

Aranıza karışan ajanlar sol eğilimli miydi?

Çatışmaları çıkarlarına uygun gören çeşitli örgütlere mensup ajanlar da işin içinde rol aldı. Acaba sol mu? Bilemiyoruz ki. Belki sol da var, başkaları da.

Ajanlara karşı ne gibi önlemler aldınız?

Her şey yazılmaz. Bunlara karşı, her ay 10 bin kişiye Atatürk Spor Salonu’nda konferans veriyor, mücadele metodu olarak barışçı yoldan hareket etmelerini, kesinlikle çatışmaya girmemelerini tavsiye ediyordum. Hasımlarımız bizi kanunsuz yollara sürerlerse kolayca ezebilirler. Oyuna gelmeyin diyordum.

PKK’nın size yönelik tehditleri oldu. Cevap verecek misiniz?

Cevabı devlet verir. Biz fikri savunduk. Türk milleti bütündür, Türk-Kürt diye bölünmez. Kürt realitesini tanıyacaksınız, parçalanacaksınız. Böyle şey olmaz! Bunun dışında, kanunsuz hareketlere karşı tedbir alacak olan, devlettir. Bizden kalkan olmak diye bir şey beklenemez.

Eski beyanlarınızdan biri de, MHP hareketinin komünizm tehlikesine karşı var olduğuydu. Komünizm tehlike olmaktan çıktığına göre, varlık nedeniniz nedir?

Bu da çok yanlış. Biz komünizmi önlemek için değil, Türk milletini kalkındırmak için ortaya çıktık. Türk milletine felaket getireceğine inandığımız Marksizm’e karşıyız. Faşizme karşı olduğumuz gibi. Birçokları bu meseleyi anlamak istememişlerdir. Bu, siyasi istismardır.

MHP seminerlerinde yetişen gençliğe coca cola ve kız arkadaşı gibi konularda sınırlamalar getirdiğiniz söyleniyor.

Yok öyle bir şey. Şimdi de seminerlerimiz var. Şimdi de üniversiteden seçtiğimiz gençleri alıyorum, bizzat ben seminer veriyorum. Birincisi bitti, ikincisine başlayacağız. 40’ar kişi, 40’ar kişi alıyorum. 15’i kız, 25’i erkek olmak üzere. 3 ay sürüyor. Okul gibi.

Onlara son yılların gelişmelerinden sonra farklı bir mesaj veriyor musunuz?

Gaye toplumu kalkındırmak. 12 Eylül’den önce de bunu anlattım; “Düşüşümüz nasıloldu?” Cumhuriyet kurulalı 70 yıl oldu, hala Türkiye, Japonya, Almanya gibi kalkınamadı. Bunu başarmak için neler yapmalı konularını anlatıyorum.

Ama özlemler değişti, gençlik 10 yıl öncesinin gençliği değil ki…

Gençliğin özlemleri değişmedi…

O gençleri herhalde üniversitelere yazı göndererek seçiyorsunuz?

Hayır. Bizim gençlik teşkilatımız var. Onlar seçiyor. Onları öğretmen olarak seçiyoruz. Programımızı iyice kavrayıp başkalarına da anlatabilmesi için.

Gazetecilere de açık mı o seminerler?

İstediğiniz zaman çağırırız. Ama siz de imtihana tabi olacaksınız.

Ama ne soracaksınız bana? Dokuz Işık’ı mı?

Tabii, Dokuz Işık’ı soracağız.

Bilemediğimde almayacak mısınız?

O zaman bakarız duruma.

Siz sanırım, evlenme kararını parti genel idare kurulunda onaylattıran tek siyasi lidersiniz. Bunun mantığı nedir?

Evet. Ele alındı, görüşüldü, kabul edildi.

Bu askeri bir yapılanmayı akla getiriyor.

Eşimin vefatından sonra üç yıl yalnız yaşadım. “Evlenmeniz lazım” dediler.

Gelin adayını da onlar mı buldu?

Yok, gelin adayını ben seçtim. Onlara da haber verdim.

İzin verin, çok ilginç. Seçtiğiniz eşi partinize onaylattırdınız.

Beraber mücadele ediyoruz. Onlar benim arkadaşlarım. Şimdi evleneceksiniz; arkadaşlarınıza haber vermez misiniz?

Ben vermem.

Vermez olur musunuz? Ben topladım hepsini böyle böyle dedim.

Yoksa seçtiğiniz kişiye muhalefet mi ettiler?

Hayır, hayır…

Âşık mı olmuştunuz?

Ben o konuda bir şey söylemem.

Nuriye Akman 12.01.1992

nuriyeakman.com

Beşiktaş İntegral Forex’li Bajramovic: ‘Milli takıma niye gideyim?’

0

Beşiktaş İntegral Forex’in tecrübeli oyuncusu Bajramovic, ülkesi Bosna Hersek’te, siyasetteki yolsuzluğun milli takımı dahi etkilediğini söyledi.

Daha önce Türkiye Basketbol Ligi’nde Banvit ve Türk Telekom formalarını giyen Kenan Bajramovic, geçen sezon Beşiktaş İntegral Forex ile anlaştı. Siyah beyazlı takımda ikinci sezonunu geçiren Bajramovic, performansıyla dikkat çekti. Boşnak oyuncu geçtiğimiz hafta bir şanssızlık yaşadı ve Türk Telekom ile oynadıkları lig maçında sakatlık geçirdi. Sol kasık adalesi yırtılan ve iki  hafta boyunca sahalardan uzak kalacak olan 34 yaşındaki Bosna Hersekli oyuncu, Al Jazeera‘nin sorularını yanıtladı.

Beşiktaş’a gelmeye nasıl karar verdiniz?

Geçen sene geldim ve gerçekten çok başarılı bir sezondu. Hem kendi açımdan, hem de takım açısından. Buraya gelirken en önemli faktör şuydu benim için: Birbirimizi çok iyi tanıyor olmamız. Onlar benim nasıl oynadığımı ve şu ana kadar neler yaptığımı biliyordu. Ben de takımın durumunu ve hedeflerini çok iyi biliyordum. İki taraf da çok istedi ve geldim. Mutluyum.

Daha önce Banvit ve Türk Telekom’da da forma giydiniz. Bu iki takımla Beşiktaş’ı kıyaslayabilir misiniz?

Türk Telekom’da her şey gerçekten çok iyiydi. Banvit’te ise büyük bir şehir olmaması nedeniyle bazı sıkıntılar yaşadım. Benim Bosna Hersek’te ailem ve akrabalarım var. Ve genelde çok sık görüşürüz. Ama Bandırma’da hem onlar için yapacak çok fazla şey yoktu; hem de ulaşım İstanbul’a göre daha zor. Sonuçta baktığınızda, Saraybosna’dan İstanbul’a günde iki uçuş var. O anlamda burası çok daha iyi oldu benim için.

Daha önce Litvanya ve Almanya liglerinde oynadınız. Bu ülkelerden sonra Türkiye’de olmak nasıl?

Açıkcası buradaki ortam, daha önce basketbol oynadığım ülkelerden daha farklı. Bir kere herkes daha dürüst ve sıcak. Ayrıca ortam daha içten ve rekabet zarar verici boyutlarda değil. Bazı gelenekler farklı olsa da kendimi burada hiç yabancı hissetmedim ve hissetmiyorum da… Tabii bunda daha önce çalıştığım antrenörlerin ya eski Yugoslavya’dan, ya da Türk olmasının da etkisi var. Çok çabuk uyum sağladım. Hiç zor olmadı.

Aileniz İstanbul’a uyum sağlayabildi mi?

İstanbul dünyanın en güzel 10 şehri arasında. Dünyada, İstanbul’u görüp de sevmeyecek biri olabileceğini sanmıyorum. Eşim ve çocuklarım da İstanbul’a hayran kaldılar. Klasik olacak biraz ama tek sorun kalabalık ve trafik. Ama bir süre yaşadıktan sonra, şehri çözüp alternatif yolları da bulunca  her şey daha kolay oluyor.

Bu sezonda da istatistiklerinize bakıldığında, takıma özellikle skorda sağladığınız katkı dikkat çekiyor. Takımdaki rölünüz düşünüldüğünde bir uzun oyuncu olarak yükünüzü artırıyor mu bu durum?

Beşiktaş beni alırken, ilk hedefi, takıma skor katkısı sağlayacak bir uzun oyuncu katmaktı. Beşiktaş’a transferimden önce de istatistiklerim çok parlaktı. Ama bu sene rolüm biraz farklı. Çünkü bu sezon takımda skora katkı sağlayan başka uzun oyuncular da var. Takımın bu sezonki ihtiyacı, ekstra pas yapan, savunmaya katkıda bulunan ve tüm bunları yaparken de genç oyuncuların basketbolunu geliştirmesinde yardımcı olacak bir oyuncu. Bu sezon benden beklenen bu. Antrenörüm benden ne isterse yapmaya çalışıyorum.

Hem Türkiye Ligi’nde, hem de Eurocup’ta mücadele ediyorsunuz. Bu sezon önünüze koyduğunuz hedef ne?

Türkiye Ligi için ilk hedefimiz final oynamak. Eurocup’ta da amacımız gidebileceğimiz yere kadar yükselmek. Ve rakiplerimize bakıldığında da bu hedefimize ulaşmak o kadar da zor gürünmüyor. Tabii diğer takımlar gibi bizde de maç ritminden kaynaklanan yorgunluk ve küçük sakatlıklar gibi sorunlar olabiliyor. Bazen haftada üç maç yapıyoruz. Kolay değil tabii ama elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Size göre Türkiye Basketbol Ligi hangi düzeyde?

Gerçekten çok kaliteli ve çekişmeli bir lig. Bu sezon kulüpler çok kaliteli oyuncuları kadrolarına kattılar. Beş yabancının aynı anda sahaya çıkmasına izin veren düzenlemenin ardından kalite daha da yükseldi. Bence sadece Türk basketbolu olarak düşünmemek gerek. Bu lig uluslararası bir lig oldu ve buradaki mücadele herkese zevk veriyor.

Bu durum Türk oyuncular için sorun yaratmaz mı?

Ligde kalitenin artması milli takım için de büyük avantaj. Türk milli takımını oluşturan oyuncuların iyi basketbolcularla rekabeti, kadroya girebilmek için onları daha da geliştirecek.

Türk Milli Takımı’nı son Dünya Kupası’nda izleyebildiniz mi? Sizce başarılı mıydı?

Türkiye’nin İspanya’da oynadığı  üç maçını izledim. Türk basketbolu sürekli zirveye oynuyor. Milli takımda jenerasyonlar değişirken, geçici bir duraklama olabiliyor. Türkiye’de de bu yaşandı. Bu çok normal. Alttan gelen gençlerin daha da tecrübe kazanması için zaman gerek.Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada bu böyle. Bu tip geçiş dönemlerinde bunların yaşanması çok normal.

Sizin ülkenizin milli takımında da benzer bir durum yok mu? 12 yıl Bosna Hersek milli takımında forma giydiniz. Son dört yılda kaptanlığını yaptınız. Şimdi sizin yerinizde Mirza Teletovic var. Onun performansını nasıl buluyorsunuz?

Milli takımda geçirdiğim 12 yıl sonunda şunu söylebilirim, bizim takımımızın en önemli sorunu süreklilik ve profesyonel olmayan bakış açısı. Baktığınızda dünya genelinde çok kaliteli Boşnak oyuncular var. Ama bunları milli takıma getiremiyoruz. Bazen geliyor, bazen gelmiyor. Devletin de bir desteği, verdiği bir garanti yok. Sonuçta milli takıma gelen oyuncuların tümü profesyonel ve sakatlanma korkusu yaşıyorlar. Daha önce bunları milli takımda yaşadık. Milli takımda sakatlandım, federasyon bana “Başının çaresine bak” dedi. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir saçmalık yok. Durum böyle olunca da kimse milli takıma gitmek istemiyor. Ben de gitmek istemiyorum. Neden gideyim ki? Önce profesyonelleşmek gerek, devletimizin bu duruma el atması gerek.

Bosna Hersek’teki siyasi belirsizlik ve ekonomik krizin bunda etkisi ne size göre?

Benim en çok sinirlendiğim nokta şu: Bosna Hersek’in nüfusu 100 milyon olsa ve bu nüfusta bir devleti ve ekonomiyi yönetmeye çalışırken sorunlar yaşansa anlarım. Ama bizim nüfusumuz 4,5 milyon. Beşiktaş ilçesi kadar bir ülkeyiz neredeyse. Buna rağmen yolsuzlukların ve skandalların ardı arkası kesilmiyor. İktidara her gelen kendini düşünüyor. Kimsenin halkı umursadığı yok. İnsanlar aç, karnını doyuramıyor. Ben bir sporcu olarak bu sorunları görürken, işi ülkeyi yönetmek olan siyasetçiler bunu nasıl görmüyor? Hiç anlayamıyorum. Ülkeye o kadar yardım geliyor ama ortada yine bir şey yok. Neden? Çünkü Bosna Hersek’te politikacılar hırsız.

30 yaşını geçtikten sonra sporculara, aktif sporu bıraktıktan sonra ne yapacağı sorulmaya başlanır. Daha ne kadar oynamayı düşünüyorsunuz ve bundan sonraki kariyer planınız ne?

Daha ne kadar oynarım bilemiyorum. Yıldan yıla değişiyor durum. Yakın arkadaşımın bir sözü var: “Antrenmanlar zor ama para tatlı.” Kendimi iyi hissettiğim sürece biraz daha oynamak isterim. Aslında biraz da kendi memleketimde oynamak istiyorum. Ailem ve akrabalarımla olmak istiyorum. Ne kadar kazanırsam kazanayım, onlardan uzak kaldığım her yıl boşa geçmiş gibi geliyor. Çok yakında bu hedefimi gerçekleştirmeyi planlıyorum. Saraybosna’ya döneceğim. Basketbolu ülkemde bırakmak istiyorum.

Enver Hasanoğlu 05.02.2015

Al Jazeera

Beşiktaş İntegral Forex’li Bajramovic: ‘Milli takıma niye gideyim?’

0

Beşiktaş İntegral Forex’in tecrübeli oyuncusu Bajramovic, ülkesi Bosna Hersek’te, siyasetteki yolsuzluğun milli takımı dahi etkilediğini söyledi.

Daha önce Türkiye Basketbol Ligi’nde Banvit ve Türk Telekom formalarını giyen Kenan Bajramovic, geçen sezon Beşiktaş İntegral Forex ile anlaştı. Siyah beyazlı takımda ikinci sezonunu geçiren Bajramovic, performansıyla dikkat çekti. Boşnak oyuncu geçtiğimiz hafta bir şanssızlık yaşadı ve Türk Telekom ile oynadıkları lig maçında sakatlık geçirdi. Sol kasık adalesi yırtılan ve iki  hafta boyunca sahalardan uzak kalacak olan 34 yaşındaki Bosna Hersekli oyuncu, Al Jazeera‘nin sorularını yanıtladı.

Beşiktaş’a gelmeye nasıl karar verdiniz?

Geçen sene geldim ve gerçekten çok başarılı bir sezondu. Hem kendi açımdan, hem de takım açısından. Buraya gelirken en önemli faktör şuydu benim için: Birbirimizi çok iyi tanıyor olmamız. Onlar benim nasıl oynadığımı ve şu ana kadar neler yaptığımı biliyordu. Ben de takımın durumunu ve hedeflerini çok iyi biliyordum. İki taraf da çok istedi ve geldim. Mutluyum.

Daha önce Banvit ve Türk Telekom’da da forma giydiniz. Bu iki takımla Beşiktaş’ı kıyaslayabilir misiniz?

Türk Telekom’da her şey gerçekten çok iyiydi. Banvit’te ise büyük bir şehir olmaması nedeniyle bazı sıkıntılar yaşadım. Benim Bosna Hersek’te ailem ve akrabalarım var. Ve genelde çok sık görüşürüz. Ama Bandırma’da hem onlar için yapacak çok fazla şey yoktu; hem de ulaşım İstanbul’a göre daha zor. Sonuçta baktığınızda, Saraybosna’dan İstanbul’a günde iki uçuş var. O anlamda burası çok daha iyi oldu benim için.

Daha önce Litvanya ve Almanya liglerinde oynadınız. Bu ülkelerden sonra Türkiye’de olmak nasıl?

Açıkcası buradaki ortam, daha önce basketbol oynadığım ülkelerden daha farklı. Bir kere herkes daha dürüst ve sıcak. Ayrıca ortam daha içten ve rekabet zarar verici boyutlarda değil. Bazı gelenekler farklı olsa da kendimi burada hiç yabancı hissetmedim ve hissetmiyorum da… Tabii bunda daha önce çalıştığım antrenörlerin ya eski Yugoslavya’dan, ya da Türk olmasının da etkisi var. Çok çabuk uyum sağladım. Hiç zor olmadı.

Aileniz İstanbul’a uyum sağlayabildi mi?

İstanbul dünyanın en güzel 10 şehri arasında. Dünyada, İstanbul’u görüp de sevmeyecek biri olabileceğini sanmıyorum. Eşim ve çocuklarım da İstanbul’a hayran kaldılar. Klasik olacak biraz ama tek sorun kalabalık ve trafik. Ama bir süre yaşadıktan sonra, şehri çözüp alternatif yolları da bulunca  her şey daha kolay oluyor.

Bu sezonda da istatistiklerinize bakıldığında, takıma özellikle skorda sağladığınız katkı dikkat çekiyor. Takımdaki rölünüz düşünüldüğünde bir uzun oyuncu olarak yükünüzü artırıyor mu bu durum?

Beşiktaş beni alırken, ilk hedefi, takıma skor katkısı sağlayacak bir uzun oyuncu katmaktı. Beşiktaş’a transferimden önce de istatistiklerim çok parlaktı. Ama bu sene rolüm biraz farklı. Çünkü bu sezon takımda skora katkı sağlayan başka uzun oyuncular da var. Takımın bu sezonki ihtiyacı, ekstra pas yapan, savunmaya katkıda bulunan ve tüm bunları yaparken de genç oyuncuların basketbolunu geliştirmesinde yardımcı olacak bir oyuncu. Bu sezon benden beklenen bu. Antrenörüm benden ne isterse yapmaya çalışıyorum.

Hem Türkiye Ligi’nde, hem de Eurocup’ta mücadele ediyorsunuz. Bu sezon önünüze koyduğunuz hedef ne?

Türkiye Ligi için ilk hedefimiz final oynamak. Eurocup’ta da amacımız gidebileceğimiz yere kadar yükselmek. Ve rakiplerimize bakıldığında da bu hedefimize ulaşmak o kadar da zor gürünmüyor. Tabii diğer takımlar gibi bizde de maç ritminden kaynaklanan yorgunluk ve küçük sakatlıklar gibi sorunlar olabiliyor. Bazen haftada üç maç yapıyoruz. Kolay değil tabii ama elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

Size göre Türkiye Basketbol Ligi hangi düzeyde?

Gerçekten çok kaliteli ve çekişmeli bir lig. Bu sezon kulüpler çok kaliteli oyuncuları kadrolarına kattılar. Beş yabancının aynı anda sahaya çıkmasına izin veren düzenlemenin ardından kalite daha da yükseldi. Bence sadece Türk basketbolu olarak düşünmemek gerek. Bu lig uluslararası bir lig oldu ve buradaki mücadele herkese zevk veriyor.

Bu durum Türk oyuncular için sorun yaratmaz mı?

Ligde kalitenin artması milli takım için de büyük avantaj. Türk milli takımını oluşturan oyuncuların iyi basketbolcularla rekabeti, kadroya girebilmek için onları daha da geliştirecek.

Türk Milli Takımı’nı son Dünya Kupası’nda izleyebildiniz mi? Sizce başarılı mıydı?

Türkiye’nin İspanya’da oynadığı  üç maçını izledim. Türk basketbolu sürekli zirveye oynuyor. Milli takımda jenerasyonlar değişirken, geçici bir duraklama olabiliyor. Türkiye’de de bu yaşandı. Bu çok normal. Alttan gelen gençlerin daha da tecrübe kazanması için zaman gerek.Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada bu böyle. Bu tip geçiş dönemlerinde bunların yaşanması çok normal.

Sizin ülkenizin milli takımında da benzer bir durum yok mu? 12 yıl Bosna Hersek milli takımında forma giydiniz. Son dört yılda kaptanlığını yaptınız. Şimdi sizin yerinizde Mirza Teletovic var. Onun performansını nasıl buluyorsunuz?

Milli takımda geçirdiğim 12 yıl sonunda şunu söylebilirim, bizim takımımızın en önemli sorunu süreklilik ve profesyonel olmayan bakış açısı. Baktığınızda dünya genelinde çok kaliteli Boşnak oyuncular var. Ama bunları milli takıma getiremiyoruz. Bazen geliyor, bazen gelmiyor. Devletin de bir desteği, verdiği bir garanti yok. Sonuçta milli takıma gelen oyuncuların tümü profesyonel ve sakatlanma korkusu yaşıyorlar. Daha önce bunları milli takımda yaşadık. Milli takımda sakatlandım, federasyon bana “Başının çaresine bak” dedi. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir saçmalık yok. Durum böyle olunca da kimse milli takıma gitmek istemiyor. Ben de gitmek istemiyorum. Neden gideyim ki? Önce profesyonelleşmek gerek, devletimizin bu duruma el atması gerek.

Bosna Hersek’teki siyasi belirsizlik ve ekonomik krizin bunda etkisi ne size göre?

Benim en çok sinirlendiğim nokta şu: Bosna Hersek’in nüfusu 100 milyon olsa ve bu nüfusta bir devleti ve ekonomiyi yönetmeye çalışırken sorunlar yaşansa anlarım. Ama bizim nüfusumuz 4,5 milyon. Beşiktaş ilçesi kadar bir ülkeyiz neredeyse. Buna rağmen yolsuzlukların ve skandalların ardı arkası kesilmiyor. İktidara her gelen kendini düşünüyor. Kimsenin halkı umursadığı yok. İnsanlar aç, karnını doyuramıyor. Ben bir sporcu olarak bu sorunları görürken, işi ülkeyi yönetmek olan siyasetçiler bunu nasıl görmüyor? Hiç anlayamıyorum. Ülkeye o kadar yardım geliyor ama ortada yine bir şey yok. Neden? Çünkü Bosna Hersek’te politikacılar hırsız.

30 yaşını geçtikten sonra sporculara, aktif sporu bıraktıktan sonra ne yapacağı sorulmaya başlanır. Daha ne kadar oynamayı düşünüyorsunuz ve bundan sonraki kariyer planınız ne?

Daha ne kadar oynarım bilemiyorum. Yıldan yıla değişiyor durum. Yakın arkadaşımın bir sözü var: “Antrenmanlar zor ama para tatlı.” Kendimi iyi hissettiğim sürece biraz daha oynamak isterim. Aslında biraz da kendi memleketimde oynamak istiyorum. Ailem ve akrabalarımla olmak istiyorum. Ne kadar kazanırsam kazanayım, onlardan uzak kaldığım her yıl boşa geçmiş gibi geliyor. Çok yakında bu hedefimi gerçekleştirmeyi planlıyorum. Saraybosna’ya döneceğim. Basketbolu ülkemde bırakmak istiyorum.

Enver Hasanoğlu 05.02.2015

Al Jazeera

‘Tut Sözünü’ tutmuş sözünü

0

İki yakın arkadaşın fantastik hikayesini esprili bir dille anlatan ‘Tut Sözünü’ filminin oyuncularıyla bir araya geldik. Filmin hem senaryosunda hem oyunculuğunda imzası bulunan Kemal Uçar ve bu eğlenceli filmin kadın başrolünde yer alan Demet Özdemir,filmi ve oyunculuk serüvenlerini anlattılar.

Demet Özdemir: İyi bir yolda ilerlediğimi düşünüyorum

Tut Sözünü nasıl bir film oldu sence?

Gerçekten çok dozunda çok yerinde, başka türlü bir komedi oldu. Çünkü senaristlerimizin başka türlü bir komedi dilleri var. Bu çok hoşuma gitti. Son dönemlerde komedi filmlerinde komik işler olabiliyor ama ucuz yollu başka şeylere başvurabiliyorlar. Senaryoyu,  ilk okuduğumda böyle bir şey görmedim zaten komedide oynama kararını verdiren de bu oldu. Yoksa ben dizi yapardım ya da dram bir sinema filmi yapardım beni bunlardan vazgeçiren senaryosu, farklı dili oldu.

Filmdeki karakterinin adı da Demet, tesadüf mü oldu?

Evet çok büyük tesadüf oldu. Demet karakterini ilk okuduğumda herhalde bu benim rolüm değil dedim. İsterseniz değiştirelim dediler ben kalsın istedim bu güzel tesadüfün.

Yine fantastik bir projeyle karşımızdasın?

Evet Sana Bir Sır Vereceğim’den sonra yine bir şansım oldu. Ama bu kez benim özel güçlerim yok. J

Hep sıradan bir insanı oynamak istemiştim zaten J

İlk defa sinemada olmak perdede kendini izlemek nasıldı?

Çok güzel, çok ayrı bir heyecan. Daha fazla heyecan yaptım tabii ki dizide oynamak da mesleğim. Ancak sinemada daha ciddi geliyor bana, haftalık reytinge göre değişmeyen bir durum var. Bir kere yapma şansınız oluyor güzelse güzel değilse değil… oyunculuğunu da değiştiremezsin bir daha. Bu yüzden daha heyecanlıydım daha ciddiye aldım bu durumu.

Peki Sana Bir Sır Vereceğim’den sonra nasıl gidiyor hayat?

Çok güzel gidiyor. Aşama aşama, basamak basamak gidiyor. O yüzden bir basamak çıkıyorum biraz orada dinleniyorum, öğreniyorum. Ve sonra bir sonraki basamağa çıkıyorum. Benim için çok verimli gittiğini düşünüyorum. Çünkü çok riskli bir zaman dilimiyidi. İlk işimden sonraki adımlarım… iyi bir yolda ilerlediğimi düşünüyorum, inşallah daha da iyi olacak.

Fanların çok merak ediyor, yeni projen var mı?

Şu anda da dinlenme aşamasında ve görüşme aşamasındayım. Çok yakında bir projemiz olacak televizyonda.

Bir sonraki projen Kurt Seyit ve Şura’da yer almak nasıl bir deneyim oldu senin için?

Oyunculuk deneyimim için çok büyük bir adımdı. Ekip, oyuncular çok profesyonel çok iyilerdi. Gerçekten bana her saniye bir şey öğretiyorlardı. Hilal Saral’ın emeğine sağlık, bütün oyuncu arkadaşlarımın da… sonlarda Zerrin Tekindor dahil olunca en büyük mutluluğum o zamanlarda oldu. Sette boş vaktim olmuyordu sürekli bir şeylere dahil olup öğrendim. Çok değerli tiyatrocu büyüklerim ve genç yetenekli arkadaşlarımla çok verimli bir çalışma dönemi geçirdim. Benim için kurs gibi oldu. Sana Bir Sır Vereceğim daha heyecanlı daha enerjik daha hareketli bir setti, kurt seyit ise daha oturaklı bana yine çok şey öğreten bir setti.

Sana Bir Sır Vereceğim’den sonra tiyatro provalarını görmüştüm…

Evet, provalar yapıyorduk ama dizi çıkınca, zamanlama olarak tutmadı. İkisi bir arada imkansızdı, oyuna başka bir cast yapıldı. Ama tiyatro yapmayı hala istiyorum.

Dans şu an hayatının neresinde?

Epey uzaklaştım. Düğün dernek de olmuyor ki bu aralar dans edelim J dans, 16-19 yaş arası, aslında para kazanmak için yaptığım ama çok da eğlendiğim bir dönemimdi. Oyunculuğa çok fazla konsantrasyon ve eğitim gerekiyor bunu bölmek istemiyorum açıkçası.

Bundan sonra ideallerin ne?

Kesinlikle bir festival filminde olmak istiyorum. Tamamen gerçekten somut bir hatıra bırakmak istiyorum, evlendiğimde çocuğum olduğunda. Kendimi öyle bir filmde izliyor olmanın hazzını da yakalamak istiyorum. Ve çekerken neler öğrenebileceğimi tahmin bile edemiyorum.

Dizilerle ilgili bir hedef belirleyemiyorum açıkçası çünkü bu dönem çok ilginç. Hikayesi iyi bana yakın olan ve bana birçok şey katacak bir dizi istiyorum. Görüşmelerimiz de şu an bir dram dizisi. Tabii ki para kazanmak için de bu işi yapıyoruz, kimse yalan atmasın bu kadar çile çekilmez. Benim en çok istediğim festival filmi…

Fanlarına ne demek istersin?

Onları çok seviyorum. Bu aralar biraz boşum onlarla ilgilenebiliyorum. Ama yine de eskisi kadar ilgilenemiyorum özür diliyorum. Onlar da hak verir diye düşünüyorum, zaman geçtikçe sorumluluklarımız çok fazla artıyor. İşlerle ilgili çok fazla şey düşünmeye çalışmaya başlıyoruz. Şu an Sana Bir Sır Vereceğim’deki kadar zaman olarak boş değilim ama onları çok seviyorum ve çok teşekkür ediyorum beni hiç bırakmadıkları için, çok sağ olsunlar.

Kemal Uçar: Bir hayal kurdum, yazdım ve oynadım

Kendi yazdığın ve oynadığın bir filmi perdede izlemek neler hissettirdi?

İster gişe yapsın ister yapmasın, ben bir hayal kurdum yazdım ve çok şanslıyım oynadım bir de. Çok az insan var kendi yazdığı filmi yapabilen. Ben misyonumu tamamladım, bundan sonrası seyircinin… Bizim buradan kazanacağımız parayla tekrar film yapmaktan başka derdimiz yok, kimse yat almayı planlamıyor. Biz sadece daha iyi filmler yapabilmeyi hayal ediyoruz.

Giray Altınok ile hem beraber yazdınız senaryoyu hem de iyi bir ikili olmuşsunuz, nasıl bir araya geldiniz?

Biz Giray’la seneler önce tanıştık ve hep aynı şakalara güldüğümüzü fark ettik. Daha önemlisi beraber yazdığımızı fark ettik. O da yazıyormuş ben de yazıyordum. Onun yazdıklarını bir okudum kendim yazmış gibi hissettim. O benimkini okudu aaa aynı dedi. Çok enteresandır senaryo yazanlar bilirler, bu kadar aynı şeyi yazmak çok zor. Giray, benim tanıdığım en iyi komedi oyuncularından biri… en güzel şakaları ona yazmaya çalışırım çünkü onun müthiş oynayacağını bilirim.

Kendi canlandırdığın Bahadır karakterini yazarken neler düşündün?

Kendimiz yazdığımız için kendimize yazdığımız karakterlerde bir şansımız var. İki karakter arasında keskinlik olmasını istedik. Bir de Bahadır benim kendi içimde parçaları olan bir karakter. Ben mesela yaptığım bir şey çok iyiyse anlatamam. Bahadır’la iç dünyamız biraz benziyor ama tabii ben onun kadar obsesif değilim. Onu oynamak çok hoşuma gitti, istiyorum ki hemen bir daha çekelim.

TRT 1’de devam eden Yedi Güzel Adam’da olmak, Nuri Pakdil’i canlandırmak nasıl?

Tamamen özel olduğu için gittiğim bir proje. O dönem başka teklifler de vardı ama o olsun istedim çünkü ben edebiyat mezunuyum, Türk Edebiyatı değil ama çok ilgilenen biriyim. Manevi bir borcum vardı. Bazen borç ödemek için bir şeyler yaparsınız. Çok da zorlu bir karakteri oynuyorum, o biraz zorladı. Allah uzun ömür versin Yedi Güzel Adam’dan hayatta olan iki karakterden biri. Nuri Pakdil, sevecek mi sevmeyecek mi diye epey düşündüm şimdi bayılıyor, çok mutlu, en yakışıklı en iyi oyuncu benim diyor J benim ama Kemal değil J hem borcumu ödüyorum hem iyi bir iş yaptığımız için çok mutluyuz. Ama keşke daha çok seyredilse, bu da bir gerçek o kadar çok seyredilmiyor. Televizyonda az sayıda yapılan özel işlerden biri.

Peki yine TRT’de yayınlanan Kampüsler Yarışıyor’u sunmak neler kattı sana?

Sunuculuk olarak beni farklı yerlere götürecek, bu yönde farklı projeler olacak, düşünüyoruz.

Tiyatro?

Kahramanmaraş’a gidip geliyorum. Geceleri prova yapıyoruz. Shaft adlı bir tiyatro grubumuz var, oyunumuzu Giray yazdı., tek başına. Psikolojik komedi, kara komedi diyebilirim türüne. Oyunun adı: Siz, tek ben hepiniz.

Ezel dizisi ilk projendi, dönüm noktası sayılır değil mi senin için?

Evet tabii ki başlangıç işim. Benim tanınmamı sağlayan bir iş. Ve şanslı bir dönüm noktası. Şöyle de bir şey var Türkiye’de yapılmış en iyi dizi. Daha iyisi de yapılmadı. Daha iyisinin de yapılacağını da pek zannetmiyorum ve ben şanslıydım ki onun içindeydim. Seneler geçiyor hala konuşuluyor. Benim için çok stresliydi de ilk işim, etrafımda Tuncel Kurtiz gibi büyük oyuncu. Onu görünce kalıyorsun, daha dün üniversitede küçük bir çocuksun.. şimdi mesela filmde Ezel’den tecrübeliyim artık, daha rahat davranabiliyorum. Erkan abiyle (Erkan Can), zafer abiyle (zafer algöz)

Peki filmde çok değerli oyuncular var Erkan Can, Zafer Algöz, Ayla Algan, Mehmet Özgür. Onları ikna etmek için uğraş verdiniz mi?

Onlar sadece filmi senaryoyu sevdiği için geldiler. Bu filmdeki herkes filmi sevdiği için geldi. Bu nadir olur, biz oyuncuyuz ve hayatımızı bundan kazanıyoruz. Ama bazen de bazı projeleri severiz ve gideriz. Böyle bir kadroyu oluşturmayı ancak büyük şirketler yapabilirdi. Biz başardık, şanslıyız.

Bundan sonrasında da komedi mi çekersiniz yoksa farklı türlere girer misiniz?

Evet gireceğiz Giray’la. Bu filmin umarım devamı olur ama olmasa da. Şu an üzerinde çalıştığımız 7-8 farklı iş var. Gerilim ve korku dışında her türden işler yazmaya çalışıyoruz. Hep komedi gideceğiz diye bir şey yok, bu ikiliyi çok değişik de seyredecekler.

Belki ekibi televizyonda bir diziye de taşırsınız? Bana çok tutar gibi geldi…

Filmimizin yönetmeni Oğuz, ben ve Giray çok iyi üç arkadaşız. Bu sayede biz filmi çekerken hiçbir şakayı Oğuz’a anlatmak zorunda kalmadık. Şanslıyız böyle üçlü bir arkadaş grubuyuz. Roller farklı Giray’la be yazıyoruz. Var yazdığımız bir şeyler neden olmasın çok istiyoruz. Televizyon işi de yapmak istiyoruz çünkü değişik şeyler yapmayı planlıyoruz.

Çağnur Öztürk 05.02.2015

T24