Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 95

Deniz Gezmiş’in Verdiği Röportajlar

0

Deniz Gezmiş..

Türkiye Devrim Tarihinin en önemli isimlerinden birisi. Özellikle genç kuşağın saygıyla andığı, kendisine örnek aldığı Deniz Gezmiş, 68 kuşağının sembol isimlerinden birisi. 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, mahkemede yaptığı savunmada ” ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye”nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.” diyerek son ana kadar mücadelesine devam etmiştir.

Deniz Gezmiş, 20 Eylül 1969’da Günaydın Gazetesi’ne, 23 Aralık 1969’da Devrim Gazetesi’ne röportajlar vermiştir. RÖPORTAJLIK olarak Deniz Gezmiş’in verdiği 2 röportajı toparladık ve sizlerin okumanıza sunduk. Deniz Gezmiş’in geçmişte verdiği ve yeni ortaya çıkan röportajı olursa onları da yayınlayacağız..

Deniz Gezmiş’le röportaj – Yurdaer Acar – Günaydın Gazetesi 20 Eylül 1969.

Üniversite öğrenci hareketlerinin lideri olduğu için fakülteden atılan ve polis tarafından aranmakta olan Gezmiş ile görüştüm.

Yatağının üstüne bağdaş kurmuş bir dergi okuyordu. Beni ürkek ve saklanan bir insan gibi değil aksine her zamanki gibi kendinden emin olarak karşıladı. Ve kelimelere basa basa, “Üniversiteye dönmeyeceğim” diye anlatmaya başladı.

Deniz Gezmiş : Senatonun beni üniversiteden çıkartma kararı anti-demokratiktir. Her antidemokratik karara karşı çıktığım gibi buna da karşı çıkacağım. Avukatım da kararın bozulması için Danıştay’a müracat etmişlerdir.

Yurdaer acar : Para konusunda ne yapıyorsun?”

Deniz Gezmiş : Bütün gelir kaynaklarımız üniversite öğrencilerinin harçlıklarından arttırdıkları üç-beş liradan ibarettir.Avukatlarımız ücret almadan benim ve benim durumumdaki arkadaşlarımızın davalarına bakarlar. Bu hareket de, mücadeleye inanmış kişilerin gösterdikleri bir dayanışma örneğidir.”

Lise birinci sınıfta iken öğretmeninin okuttuğu”Teneke” kitabı ile yurt gerçekleriyle karşılaşan ve yine öğretmeninin ezilen halk kitleleri hakkında verdiği bilgi ile yoğrulup üniversiteye bir devrimci olarak gelen Deniz Gezmiş 1968 Ocak ayında, “Devrimci Hukukçular” adında 18 arkadaşı ile birlikte bir dernek kurarak güçlenmeye başlamış. 12 Haziran 1968 tarihinde üniversite işgali olayını başlatan Deniz Gezmiş, “Ben tek başıma lider değilim. Tam bağımsız Türkiye isteyen kitleleri peşimden sürüklüyorum. Bütün üniversitenin birleşmesi amacıyla çalışıyordum. Kapıda nöbet tutan arkadaşlarımla benim aramda bir fark yoktur.”
Üniversiteyi işgal olayında kişisel meselelerini geriye atan Deniz Gezmiş, davaya inanmış bütün arkadaşları ile ya muvaffak olmayı yahut da ortadan silinmeyi peşin olarak kabul ettiğini belirterek,

“-Amacımızda muvaffak olduk, önceleri bizim hareketimizi önlemeye çalışan güçler sonra bize inandılar. 1968 Ekim’inde Devrimci Öğrenciler Birliğini kurduk. Bugün gücümüz İstanbul’da 5 bin, Ankara’da 4 bin olmak üzere 9 bin kişiye yükseldi. Mücadeleci kadromuz gittikçe çoğalacaktır.”

Yurdaer Acar : Yaptığınız mücadeledeki siyasi kanaatiniz nedir?

Deniz Gezmiş : Biz emperyalizmin boyunduruğu altındayız. Ülkemizin değişik problemleri vardır. Halkımızın büyük bir kısmı sömürülüyor. İşçi, köylü, memur ve yurdunu seven aydınlar güç durumda. Üniversiteden yetişenler yurdun gerçeklerini öğrenmeden diploma aldıkları için halka sırt çeviriyorlar. Bizim mücadelemiz toprak ağaları ve tefeciler tarafından ezilen Türkiye halkı içindir. Biz; verdikleri ile bizi okutan halka sırt çeviremeyiz.

Yurdaer Acar : Partilerin tutumlarına ne dersin?

Deniz Gezmiş :İşçi ve köylüden yana olduğunu söyleyen TÎP dahil bütün partiler yozlaşmış ve halka karşı durumdadırlar. Parlamenterler demokrasiyi sandıktan çıkma olarak kabul ediyor. Aslında ağa emri ile verilen oylar millet iradesi olamaz. Buna da demokrasi diyemeyiz. Bizim anladığımız demokrasi milli sınıfın emperyalizmi, ağalar ve tefecileri tasfiye ederek yönetimi ele almalarıdır.

Yurdaer Acar : Polise teslim olmayacağına göre, bundan sonraki mücadeleniz nasıl olacaktır?

Deniz Gezmiş : Bundan sonraki mücadelemiz parlamento dışı muhalefet şeklinde olacaktır. Bizim istediğimiz biçimde sokaklarda, tarlalarda, fabrikalarda ve meydanlarda olacaktır. Parlamenter mücadele anti demokratiktir. Çünkü, milletvekili olmak için paralı olmak şarttır. Basın özgürlüğü, kısıtlanmıştır. Bize mücadele edeceğimiz başka alan kalmadığı için savaşımızı sokaklarda vereceğiz. Ve tarih bir gün benim haklı olduğumu yazacaktır. Benim öğrenci olaylarına katılmama kimse mani olamaz. Öğrenci olarak değil devrimci olarak mücadele ediyorum. Emperyalizme, ağalığa karşı nerde mücadele varsa benim devrimci olarak görevim orada olmaktır.

Deniz Gezmiş son olarak bundan sonraki mücadelenin karşılarındakilere ağır darbeler indireceğini belirterek, “Onlar kendilerini güçlü sanıyorlar. Fakat aldanıyorlar” diyerek beni uğurlarken yeni başlatacakları devrimci hareketin temelini yeniden atmaya başlıyordu.”

 

“Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir”

Devrim Gazetesi – 23 Aralık 1969 – Sayı: 10 – Sayfa: 2-7

Atatürk’ün, “Tam bağımsızlık” ülküsünü kendilerine şiar edinen devrimci gençleri sindirmek için cinayet tedbirlerine kadar varan planlar yapılıyor şu günlerde. Tertipçilerin baş hedeflerinden biri de gençliğin önde gelen liderlerinden Deniz Gezmiş, son olayları şöyle yorumladı:

– Türkiye ekonomisi tam bir çıkmaz içindedir. Zamlara rağmen, bütçenin açığı 2,5 milyardır. Bu, tutucular koalisyonunun iflasını açıkça ortaya koymuştur. Tutucu güçler, egemenliklerini uzun süre devam ettiremeyeceklerini anlamış olmanın telaşı içindedir. Devrimci gençlik eylemini engellemek için tertiplere girişmeleri bundandır. Fakat umduklarının tersi olmuş ve bu olaylar bizi daha örgütlü, daha disiplinli ve daha güçlü eylemlere hazırlamıştır. Tertipleriyle gençliği ordunun karşısına düşürmek hedefine ulaşamadıkları gibi, devrimci gençlik eylemi, Mustafa Kemal’ci zinde güçler saflarını biribirlerine kenetlemiştir. Mustafa Kemal adı, geniş öğrenci kitlelerinde daha fazla ağızdan ağıza dolaşır olmuş, forumlarda Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe tekrarlanmış ve bunlar uygulanmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, Gazi Mustafa Kemal’in çizgisinin geniş kitlelerde ve bütün zinde güçlerde yankılanmasından korkmuşlardır bugün.

– Gençlik eylemleri içinde önemli bir yerin var ve tutucu güçler senin okuldan atılmış olmanı sürekli istismar konusu ediyorlar. Bu durumda senin söyleyeceklerin neler?

– Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri biraraya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır.

– Mustafa Kemal’in gençliğe yüklediği devrimci görevler nelerdir, biraz daha açıklar mısın?

– Türkiye ilk Kurtuluş Savaşı’ndan 50 yıl sonra tekrar yarı-sömürge durumdadır. Ve Kemalist bir Cumhuriyetin başına anti-Kemalist politikacılar geçmiştir. Politikacı, anti-Kemalist karşı devrim hareketine yeşil ışık yakmaktadır. Bu koşullarda gençlik, emperyalizme ve anti-Kemalist gidişe karşı verilen savaşta somut olarak ön safta bulunmaktadır. Elbette tarihi önderlik sorunu ayrı bir konudur. Bugün için gençlik, mümkün olduğu kadar geniş halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için devrim ci eylemde bulunacaktır. Kemalist Devrim tamamlanacak ve onun emperyalizmle çelişen bütün milli sınıf ve tabakalara maledilmesi sağlanacaktır. Gençlik bütün Kemalist güçlerle yek vücut olmak zorundadır.

– Halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için gençliğin dayanışma içinde bulunacağı Kemalist güçler kimlerdir?

– Bugün Türkiye’de Kemalist Devrim’in bekçiliğini yüklenen güçler arasında başta ordu, 27 Mayıs’ı yapan güçlerin önemli bir yeri vardır. Anti-Kemalist karşı devrim hareketine karşı gençlik bütün zinde güçlerle eleledir. Emperyalizmin işbirlikçileri gençlik ile öteki zinde güçlerin arasını açmak istemektedir. Fakat aynı inançta olan, yani emperyalizmi kovmuş, feodal unsurları tasfiye etmiş bir Kemalist Türkiye isteyen bu ilerici güçlerin arasını anti-Kemalist karşı devrimi tezgahlayanlar açmayı başaramayacaklardır.

– Emperyalizme karşı nasıl bir mücadele verilecektir?

– Bugün Amerikan emperyalizmi saldırganlık yolunu seçmiştir. Buna karşı biz de, emperyalizmin parmağının bulunduğu her yerde ona karşı aynı silahlarla mücadele yolunu seçtik: tıpkı Mustafa Kemal’in 50 yıl önce yaptığı gibi. Emperyalizm bugün millici güçleri tasfiye etmek için listeler hazırlamakta ve bütün kurumlarımıza elini uzatmaktadır. Bizse onları defterden sileli çok oldu. Milli kurumlarımıza uzanan elleri de kırmakta kararlıyız.

– Bazı çevreler bu görüşleri, “devrim yobazlığı” sayıyorlar. Bu sence nasıl açıklanabilir?

– Devrimcilik demek halk dalkavukluğu demek değildir. Her şeyden önce devrimcilerin görevi halkın önünde gitmek, halkın gerçek özlemleri için mücadele etmektir. Halk için düzen değişikliği isteyen gençliğe halk karşıdır gibi saçma bir iddiayla Kanlı Pazarları görmezlikten gelen ve gerçek devrimciyi yobazlıkla suçlamaya kalkışan tatlısu devrimciliğine özenmiş politikacı, aslında tutucu güçler koalisyonunun usta propagandalarının esiri olmaktadır. Politikacı, “halk kızar” diye, halk düşmanlarının uşaklığını yapmaktadır. Değirmenköy, Elmalı, Göllüce köyleri, davalarını desteklediğimiz bu topraksız köylüler bize hiç kızmadı, aksine gençliği bağrına bastı. Demir Döküm işçileri de öyle yaptı. Devrimci gençliği halkçı görünüp, egemen sınıflara göz kırpan tatlısu devrimcisi politikacı anlamaz ama işçi ve köylü anlar. Devrimci gençlik de onlara dalkavukluk etmez, gerçek kurtuluş yolunda onlarla birlikte mücadele eder. Hem egemen sınıflara göz kırpan oy goygoyculuğu, hem devrimcilik olmaz. Bugün bizi devrim yobazı olarak nitelendiren birkaç CHP yöneticisi Ortanın Solu tabanını temsil etmemektedir. Anti-Kemalist karşı devrimcilerin yanında yer alan bu birkaç yöneticiyle ortak bir mücadele söz konusu değildir. Fakat şuna inanıyoruz ki, tam bağımsızlık isteyen dürüst Ortanın Solu tabanı Kemalist bir Türkiye’nin kurulması için bizimle birlikte mücadele edecektir.”

Kerem Bürsin: Bu vücudu soyunmak için yapmadım

0

Türkiye’de fizikleriyle konuşulan oyuncular değişimden kaçar. Ama siz ‘Unutursam Fısılda’da uzun saçlarla karşımıza çıktınız. Şimdi ‘Şeref Meselesi’ndeki yeni karakteriniz için uzun zamandır spor salonundasınız…
İnsanların Kerem Bürsin’i değil canlandırdığım karakterleri düşünmesini istiyorum. Bu yüzden Yiğit karakterini kafaya taktım. Spor hocam Burak Uğur ile ‘Güneşi Beklerken’de de birlikte çalışıyorduk. Orada canlandırdığım karakter zengin bir çocuktu. Ağırlık da kaldırabilir, spor salonuna da gidebilirdi. Oysa ‘Şeref Meselesi’ndeki Yiğit, Ayvalık’ın bir köyünde doğuyor. Ailesinin maddi durumu iyi değil. Bu yüzden kendi imkânlarıyla spor yapıyor, doğal bir vücudu var.

Nasıl ortaya çıktı o kaslar?
Kendi ağırlığımı kullanarak çalıştım. Hocamla doğal fizik yapısını oluşturmak için bazı hareketler tasarladık. Mesela 8 metrelik bir gemi halatının ucuna bağlanmış 30 kiloluk bir yükü 3.30 metrelik yükseklikten çekmem gerekiyordu. Bunu 100 tekrar yapıyordum. Ayrıca boks antrenmanları yaptık. Bunlar beni fitness salonuna gitmiş biri değil de köyde günlük işlerini yapan bir genç haline getirdi. Beslenme konusunda da aldığım kaloriyi kestik. Hatta diyetisyene gittim. Zordu yani.

Sonuçta kaç kilo gitti?
Kilomu bilmiyorum. Çünkü kas daha ağır olabiliyor ama beden olarak daraldım. 32 beden giyerken 29 bedene düştüm. Kıyafetlerimin çoğu artık üzerime olmuyor. Diyetisyen vücudumda sadece dört kilo yağ olduğunu söyledi. Onu vermenin de tehlikesi olabilirmiş. Kastan yememek için bu yüzden iki hafta tamamen sıvıyla beslendim. Brokoli, elma, ananas gibi şeyleri karıştırıp hazırladığım sıvıları içerek güne başladım. Şimdi de fiziğimi korumak için istediğim gibi yiyemiyorum.

Dizide bu kadar çaba harcanan kasların ne kadarını göreceğiz?
İlk bölümde biraz göreceğiz o kadar. Ama ben vücudu soyunacağım ya da herkes görsün diye yapmıyorum. Canlandıracağım karakter böyle.

Türkiye’de erkek bedeni, kadın bedeni kadar reyting yapıyor mu?
Maalesef. Ama ben oraya takılmamaya çalışıyorum. Güzel görünmek beni motive etmiyor. Ne yazık ki dünyada öyle bir algı var. Kapitalist sistem içinde markaların reklamlarında hep güzel vücutlu insanlar görülüyor. Oysa işin önemli kısmı sağlıklı olmak. Zaten bu da güzel vücudu beraberinde getiriyor.

Güzel görünmek sizi motive etmiyor ama size bayılıyorlar. Neden o halde?
Umarım oyunculuğumdandır. Çünkü ben yakışıklı olmaya değil, oyunculuk konusunda iyi olmaya çalışıyorum.

HİÇBİR ZAMAN ‘OLDUM’ DEMEYECEĞİM
Şu an popülersem yarın belki olmayacağım. Bunun farkındayım. Bu yüzden her şeye karşı hazırlıklıyım. Ve işime çok asılıyorum. 10 sene sonrasını düşündüğümde hayalim sağlıklı yaşayıp aile sahibi olmak. Keşke beş çocuğum olsa. Bunları da söylemesi kolay ama yapması kolay mı bilmiyorum. Sonuçta bu işe yeni başladım ve bu meslek çocukları nasıl etkiler ondan da emin değilim.

İyi bir aile, başarılı bir kariyer, sağlam bir fizik… Hayat size mi güzel?
Mükemmel bir insan değilim. Ama iyi ve saygılı olmaya çalışıyorum. Çabam bunun için. Yoksa benim de hem insan hem oyuncu olarak bir sürü hatam var.

Dergilerde yılın adamı seçilen Kerem’in hayallerimizdeki gibi pırıltılı bir hayali yok mu yani? Aslında sıkıcı bir adam mısınız?
Evet, sıkıcı ve normal bir hayatım var. Tabii istesem dışarıya çıkarım, başka ülkeleri gezerim, sete geç giderim. Ama benim için hayat bunlardan ibaret değil. Çünkü buraya gelmem hiç kolay olmadı. Bu yüzden elimdeki çok değerli ve ben değerini biliyorum.

Şöhreti mi kastediyorsunuz?
Asla ondan bahsetmiyorum. “İşim oyunculuk. Paramı bundan kazanıyorum” diyebilmek önemli. Bu cümleyi kurabilmek içinde bir sürü değişik işler yaptım. Bu yüzden işin hakkını vermek lazım. Ben bir hayali yaşıyorum.

“Ya biterse?” diye korktuğunuz oluyor mu?
Hayır. Bir gün bile olsa bunu yaşamak acayip bir şey. Biterse de “Güzeldi, şimdi Yeni Zelanda’da marangozluk yapabilirim” derim.

Yüz binlerce fanınız var, yüzlerce de fan sayfanız. İnsanlar ağzınızdan çıkacak bir cümleye bakıyor. Bunlara bakarak “Ben oldum” diyor musunuz?
O ne demek ya? Ben hiçbir zaman olmayacağım. Çünkü olduğum zaman oyunculuk yapmayıp başka şey yapmalıyım. Yoksa ne zevki kalır?

KADINLAR BENİM İÇİN HASSAS NOKTA

Canlandırdığınız rollerde genelde kızlar hep size hasta. Özel hayatınızda da durum böyle mi?
Hayır. Zaten bu yüzden bu roller hoşuma gidiyor. Ben bu iki karakterin yaptıklarını gerçek hayatta asla yapamam çünkü kendimi o kadar ciddiye almıyorum..

Çapkın mısınız?
Kadınlar benim için hassas nokta. Maalesef yaşadığımız dünyada bir obje olarak görünüyorlar. Bu da beni rahatsız ediyor. Bu yüzden bir kızı beğensem bile onu rahatsız ediyorsam flört etmem.

Gece kulübe gitsek karşı masadaki kızları tavlamak için bir göz kırpmanız yetmez mi?
Onu yapamam işte. İlk tanınmaya başladığım zamanlar yakın bir arkadaşımla dışarıya çıktık. Sürekli kızlar bakıyordu. Yüzümde bir şey var sandım. “Şuyum buyum” diye hayatımı yaşamıyorum.

Hakan GENCE – Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU 22.11.2014

HÜRRİYET

 

Kerem Bürsin: Bu vücudu soyunmak için yapmadım

0

Türkiye’de fizikleriyle konuşulan oyuncular değişimden kaçar. Ama siz ‘Unutursam Fısılda’da uzun saçlarla karşımıza çıktınız. Şimdi ‘Şeref Meselesi’ndeki yeni karakteriniz için uzun zamandır spor salonundasınız…
İnsanların Kerem Bürsin’i değil canlandırdığım karakterleri düşünmesini istiyorum. Bu yüzden Yiğit karakterini kafaya taktım. Spor hocam Burak Uğur ile ‘Güneşi Beklerken’de de birlikte çalışıyorduk. Orada canlandırdığım karakter zengin bir çocuktu. Ağırlık da kaldırabilir, spor salonuna da gidebilirdi. Oysa ‘Şeref Meselesi’ndeki Yiğit, Ayvalık’ın bir köyünde doğuyor. Ailesinin maddi durumu iyi değil. Bu yüzden kendi imkânlarıyla spor yapıyor, doğal bir vücudu var.

Nasıl ortaya çıktı o kaslar?
Kendi ağırlığımı kullanarak çalıştım. Hocamla doğal fizik yapısını oluşturmak için bazı hareketler tasarladık. Mesela 8 metrelik bir gemi halatının ucuna bağlanmış 30 kiloluk bir yükü 3.30 metrelik yükseklikten çekmem gerekiyordu. Bunu 100 tekrar yapıyordum. Ayrıca boks antrenmanları yaptık. Bunlar beni fitness salonuna gitmiş biri değil de köyde günlük işlerini yapan bir genç haline getirdi. Beslenme konusunda da aldığım kaloriyi kestik. Hatta diyetisyene gittim. Zordu yani.

Sonuçta kaç kilo gitti?
Kilomu bilmiyorum. Çünkü kas daha ağır olabiliyor ama beden olarak daraldım. 32 beden giyerken 29 bedene düştüm. Kıyafetlerimin çoğu artık üzerime olmuyor. Diyetisyen vücudumda sadece dört kilo yağ olduğunu söyledi. Onu vermenin de tehlikesi olabilirmiş. Kastan yememek için bu yüzden iki hafta tamamen sıvıyla beslendim. Brokoli, elma, ananas gibi şeyleri karıştırıp hazırladığım sıvıları içerek güne başladım. Şimdi de fiziğimi korumak için istediğim gibi yiyemiyorum.

Dizide bu kadar çaba harcanan kasların ne kadarını göreceğiz?
İlk bölümde biraz göreceğiz o kadar. Ama ben vücudu soyunacağım ya da herkes görsün diye yapmıyorum. Canlandıracağım karakter böyle.

Türkiye’de erkek bedeni, kadın bedeni kadar reyting yapıyor mu?
Maalesef. Ama ben oraya takılmamaya çalışıyorum. Güzel görünmek beni motive etmiyor. Ne yazık ki dünyada öyle bir algı var. Kapitalist sistem içinde markaların reklamlarında hep güzel vücutlu insanlar görülüyor. Oysa işin önemli kısmı sağlıklı olmak. Zaten bu da güzel vücudu beraberinde getiriyor.

Güzel görünmek sizi motive etmiyor ama size bayılıyorlar. Neden o halde?
Umarım oyunculuğumdandır. Çünkü ben yakışıklı olmaya değil, oyunculuk konusunda iyi olmaya çalışıyorum.

HİÇBİR ZAMAN ‘OLDUM’ DEMEYECEĞİM
Şu an popülersem yarın belki olmayacağım. Bunun farkındayım. Bu yüzden her şeye karşı hazırlıklıyım. Ve işime çok asılıyorum. 10 sene sonrasını düşündüğümde hayalim sağlıklı yaşayıp aile sahibi olmak. Keşke beş çocuğum olsa. Bunları da söylemesi kolay ama yapması kolay mı bilmiyorum. Sonuçta bu işe yeni başladım ve bu meslek çocukları nasıl etkiler ondan da emin değilim.

İyi bir aile, başarılı bir kariyer, sağlam bir fizik… Hayat size mi güzel?
Mükemmel bir insan değilim. Ama iyi ve saygılı olmaya çalışıyorum. Çabam bunun için. Yoksa benim de hem insan hem oyuncu olarak bir sürü hatam var.

Dergilerde yılın adamı seçilen Kerem’in hayallerimizdeki gibi pırıltılı bir hayali yok mu yani? Aslında sıkıcı bir adam mısınız?
Evet, sıkıcı ve normal bir hayatım var. Tabii istesem dışarıya çıkarım, başka ülkeleri gezerim, sete geç giderim. Ama benim için hayat bunlardan ibaret değil. Çünkü buraya gelmem hiç kolay olmadı. Bu yüzden elimdeki çok değerli ve ben değerini biliyorum.

Şöhreti mi kastediyorsunuz?
Asla ondan bahsetmiyorum. “İşim oyunculuk. Paramı bundan kazanıyorum” diyebilmek önemli. Bu cümleyi kurabilmek içinde bir sürü değişik işler yaptım. Bu yüzden işin hakkını vermek lazım. Ben bir hayali yaşıyorum.

“Ya biterse?” diye korktuğunuz oluyor mu?
Hayır. Bir gün bile olsa bunu yaşamak acayip bir şey. Biterse de “Güzeldi, şimdi Yeni Zelanda’da marangozluk yapabilirim” derim.

Yüz binlerce fanınız var, yüzlerce de fan sayfanız. İnsanlar ağzınızdan çıkacak bir cümleye bakıyor. Bunlara bakarak “Ben oldum” diyor musunuz?
O ne demek ya? Ben hiçbir zaman olmayacağım. Çünkü olduğum zaman oyunculuk yapmayıp başka şey yapmalıyım. Yoksa ne zevki kalır?

KADINLAR BENİM İÇİN HASSAS NOKTA

Canlandırdığınız rollerde genelde kızlar hep size hasta. Özel hayatınızda da durum böyle mi?
Hayır. Zaten bu yüzden bu roller hoşuma gidiyor. Ben bu iki karakterin yaptıklarını gerçek hayatta asla yapamam çünkü kendimi o kadar ciddiye almıyorum..

Çapkın mısınız?
Kadınlar benim için hassas nokta. Maalesef yaşadığımız dünyada bir obje olarak görünüyorlar. Bu da beni rahatsız ediyor. Bu yüzden bir kızı beğensem bile onu rahatsız ediyorsam flört etmem.

Gece kulübe gitsek karşı masadaki kızları tavlamak için bir göz kırpmanız yetmez mi?
Onu yapamam işte. İlk tanınmaya başladığım zamanlar yakın bir arkadaşımla dışarıya çıktık. Sürekli kızlar bakıyordu. Yüzümde bir şey var sandım. “Şuyum buyum” diye hayatımı yaşamıyorum.

Hakan GENCE – Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU 22.11.2014

HÜRRİYET

 

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz Röportajı – TAMAMI

0

ÜLKÜ OCAKLARI GENEL BAŞKANI OLCAY KILAVUZ İLE SÖYLEŞİ

  • Sayın Başkan, ağır Türkiye gündeminde ve yoğun faaliyet programınızda bizlere ayırdığınız zaman için teşekkür ediyorum. Size ilk sorum Türkmen soydaşlarımıza sahip çıkmak için iki kere yapmış olduğunuz Kerkük ziyaretleri hakkında olacak. Bu ziyaretlerinizdeki amaç ve orada soydaşlarımızla beraber yaşadıklarınız hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Cevap: Biz sizlere teşekkür ederiz, bu fırsatı bize verdiğiniz için.

Türkmeneli biz Ülkücüler için, Turan coğrafyasının nadide bir parçasıdır. Türk Milliyetçileri, Irak Türklüğünü hiçbir zaman için Anadolu Türklüğünden ayrı görmemiş, onu, Anadolu Türklüğünün doğal bir uzantısı olarak görmüştür. Nitekim, sosyal, kültürel ve itikadî noktada geniş ve derin bir birlikteliğimiz de söz konusudur. Türkmeneli, bize Osmanlı’nın vasiyeti, Misak-ı Milli’nin emanetidir. Fakat bugüne geldiğimizde, kadim vatan toprağı olan Türkmeneli, sahipsiz bırakılmış, Türkmen kardeşlerimizin can ve malları tehlikeye düşmüş, kardeşlerimiz Türk’e dost olmadığı tarih tarafından defalarca saptanmış odakların arasında bir başına bırakılmıştır. Yani kardeşlerimizin maddi ve manevi varlıkları, kalleşlerimizin olmayan vicdanına terk edilmiştir. Biz Ülkü Ocakları olarak, Kerkük’ü, Emirli’yi, Tuzhurmatu’yu Ankara’dan, Nevşehir’den ya da Ceyhan’dan ayrı görmedik, bundan sonra da göremeyiz. Bu anlamda, Türkmeneli’nde yaşanan her hadiseyi, her sorunu kendi meselemiz olarak kabul ediyoruz.

Tüm bu yönleriyle ele aldığımızda, Türkmeneli’ne ilgi göstermeyi ve orada yaşananlara kayıtsız kalmamayı bir vazife olarak telakki ederek, bölgeye ziyaretlerde bulunduk.

Ziyaretlerimiz bildiğiniz gibi, 25 Haziran 2014 tarihinde Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli Bey’in “Sen de doyur, sen de giydir!” temasıyla başlatmış olduğu ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından yürütülen “Türkmeneli’ne Türk’ün Elini Uzat” adlı yardım kampanyası çerçevesinde gerçekleşmiştir. Türkmen kardeşlerimizle yapılan görüşmeler neticesinde bir takım gıda maddeleri ve giysi ihtiyaçlarının bulunduğunu tespit edilmiş ve bu kapsamda bir liste kamuoyuyla paylaşılarak yardım toplanmaya başlanmıştır. Türkiye’nin dört bir yanından gönderilen 20 tır gıda ve giysi yardımı, 7 Temmuz 2014 Pazartesi günü yola çıkmıştır. Yardımların sınırdan geçirilmesinde, Irak sınırları içinde güvenliğinin sağlanmasında ve dağıtılmasında, kamu kurumlarından ya da diğer yardım kuruluşlarından herhangi bir destek maalesef ki görmedik. Bilakis, bu yardım faaliyetimize zımnen köstek olup, engellemeye çalıştılar. O kadar ki, yardımların tehlikeye düşmesinin yanında zaman zaman hayatımızın da tehdit altında olduğunu hissettik. Bu şartlara rağmen bize emanet edilen yardımları, bütün Türkmeneli coğrafyasına hiçbir etnik ve mezhepsel ayrım gözetmeksizin dağıtarak sağ salim yerine ulaştırdık.

İkinci ziyaretimiz ise Kurban Bayramı ve toplanan nakdi yardımların iletilmesi amacıyla gerçekleşti. 2 Ekim 2014 Perşembe Günü başlayan ziyaretimiz, Kurban Bayramı’nı da içine alacak şekilde toplam 8 gün sürdü. Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’in de vekâletini alarak kendileri adına da kurban kestik. Toplanan yardımların bir kuruşunun veya bir kolisinin dahi zayi olmasına izin vermeden kardeşlerimize teslim ettik. Bu kapsamda, 7500 aileye gıda, 2000 aileye de nakdi yardım gerçekleştirdik ayrıca Kurban kampanyamız kapsamında da Türkmen ailelere kurban dağıtımında bulunduk. Ziyaretlerimiz kapsamında, kurban eti, giysi, gıda ve nakdi olarak 50.000’den fazla aileye ulaşmış bulunmaktayız.

Türkmeneli’nde gördüğümüz manzara gerçekten son derece üzüntü vericidir. Bölgedeki farklı unsurlara, mezhep ve etnik temelli olarak bir takım ülkelerden ve gruplardan yardımlar ulaşmaktadır; ancak Türkmenler tamamen sahipsiz ve kimsesiz bırakılmıştır. Soydaşlarımız, savaşın dehşetini yaşamakta, açlık ve susuzluktan çocuklar hayatını kaybetmektedir.

Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli’nin talimatıyla gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerimizde, liderimizin ve Anadolu Türklüğünün selam ve muhabbetini kardeşlerimize ilettik.

Ülkü Ocakları’nın bölgeye gidişi Türkmenler tarafından büyük bir coşku ve mutlulukla karşılanmıştır. Bizim de yardımlara bizzat nezaret etmemiz, Kurban Bayramını Türkmeneli’nde idrak etmemiz karşısında, Türkmen kardeşlerimiz “Bizi sevdiğinizi ispat ettiniz, yardımlardan ziyade sizin gelmeniz bizim için çok önemli” ifadeleriyle düşüncelerini belirttiler. Yine aynı bölgede bir amcamız ise “Türk Milliyetçilerinin, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in bizi yalnız bırakmayacağını mutlaka geleceğini biliyorduk.” sözleriyle oradakilerin duygularına tercüman oldu. Kardeşlerimiz yalnız olmadıklarını, Anadolu Türklüğünün kalbinin kendileri için çarptığını görmüş oldular. Bölgedeki siyasiler dini liderler, sivil toplum temsilcileri ve Türkmen bürokratlar bizzat teşekkürlerini ilettiler.

Gözlemlediğimiz bu samimi hislerin resmi yansıması da Irak Türkmen Cephesi yöneticileri ve diğer Türkmen teşkilatlarının, yardımlara bizzat refakat etmemizden duyduğu heyecanı dile getirmesidir. Ben de yeri gelmişken, kampanyamızın başarıya ulaşmasında emeği ve katkısı olan Genel Merkez yöneticilerimize, il ve ilçe ocaklarımız ile tüm hayırsever vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.

  • AKP hükümetinin Peşmergeye, PYD’ye, PKK sahip çıkarken, yaşadıkları zulümlerde Türkmenleri yalnız ve sahipsiz bırakması, Irak’taki Türkmenler nazarında nasıl bir duyguyla karşılanmaktadır?

Türkmeneli’ndeki kardeşlerimiz için Türkiye Cumhuriyeti ve Ankara, Osmanlı’nın devamı olarak görülmüş ve Irak Türklüğünün hür yaşamasına ilişkin umutların sembolü olmuştur. Türkülerinde, ağıtlarında anavatana olan bağlılıklarına ve sevgilerine yer vermişler, Türklüğün kalbi olarak Ankara’yı kabul etmişlerdir. Siyasetlerini Ankara’ya göre belirlemişler, Ankara’dan gelecek işarete göre hareket etmişlerdir.

Türkmeneli’nin Ankara’ya bu yönelişine rağmen, Ankara’nın Ortadoğu ve Irak politikasında özellikle son yıllarda Türkmen varlığını hesaba kattığı ifade edilemez. Maalesef bugün Türkiye’nin Irak politikasının merkezinde Türkmenler yer almamaktadır. Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti, kendisine dost ve müttefik olarak Peşmerge ve Barzani’yi seçmiş, o derece ki Barzani çapulcubaşısı AKP kongresine katılmış ve “Türkiye seninle gurur duyuyor!” tezahüratları ile karşılanmıştır. Sadece Peşmerge değil, siyasi iktidar ABD, AB, İran, IŞİD ve diğer bütün güç odaklarını dikkate almış fakat Türkmenleri bir türlü göz önüne almamıştır. Kerkük’te bulunduğum sürede bizzat şahit olduğum durum şudur: Türkmen kardeşlerimiz AKP Hükümetinin Barzani ile yaptığı işbirliğine büyük tepki duyuyorlar. Türkmen kardeşlerimiz Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden bırakın yardımı istemeyi ve destek görmeyi, “IŞİD ve karşımızdaki düşmanlara, Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti hiç değilse mermi vermesin, yeter” diyecek duruma gelmişlerdir. Türkmen kardeşlerimiz, IŞİD belasını başlarına saranın Tayyip Erdoğan olduğunu düşünmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine olan tepkileri o derece ileri seviyeye ulaşmıştır ki, yaptığımız yardımların önce AKP Hükümeti tarafından gönderildiğini düşünerek reddetmişler, daha sonra yardımların Ülkü Ocakları tarafından gönderildiğinin anlaşılması üzerine yardımları kabul etmişlerdir.

Türkmen’siz ve vizyonsuz politikalar karşısında Türkmeneli’ndeki kardeşlerimizin gönülleri karışık duygular içindedir. Ağabey bildikleri, bir işaretiyle harekete geçecekleri Ankara’nın bu ilgisizliği karşısında, günden güne daha bir umutsuzluk içine sürüklenmektedirler. Biz Ülkü Ocakları olarak bu umutsuzluğu kırmak için sonuna kadar mücadele ediyoruz, fakat bu mücadelemizde Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin yanımızda olmayışı, bizi olduğu kadar Türkmen kardeşlerimizi de üzüntüye sevketmektedir.

Irak Türklüğü, mezhepçi İran ile ırkçı Peşmerge arasında kalmış, bu arada kalmışlık karşısında son derece ilgisiz olan siyasi iktidarın Türkmenleri Peşmerge idaresi altında toplama çabaları karşısında şaşkınlıklarını ve üzüntülerini gizleyememektedir. Kuzey Irak’ta AKP hükümetinin desteğiyle meydana getirilmek istenen bir oldu-bittinin benzeri, Ayn el-Arap’ta Peşmerge ve PYD’ye destek verilerek Suriye’de de gerçekleştirilmek istenmektedir. Ancak her ne olursa olsun kardeşlerimiz, Türkmenler’e destek verebilecek tek gücün Anavatan Türkiye olduğu gerçeği karşısında sabır ve metanetle siyasi iktidarın kendine gelmesini beklemeye devam etmektedirler.

  • Sayın Başkan, Türk Dünyasına ve Türkmeneli’ne olan alakalarınızı biliyoruz. Son yıllarda hem Irak, hem de Suriye’deki Türkmen soydaşlarımızın yaşadıkları sıkıntılar ortadadır. Bu bölgede, Türkmen soydaşlarımız için öngördüğünüz başka projeler var mı?

Şüphesiz ki Türkmeneli ile ilgili çalışmalarımız bundan sonra da devam edecektir. Türkmeneli, bir başka ifadeyle Irak ve Suriye Türklüğü bizim nazarımızda her zaman önceliklidir, bölgede yaşananlar karşısında sessiz kalmamız düşünülemez.

Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’in talimatıyla başlatmış olduğumuz “Türkmeneli’ne Türk’ün elini uzat” adlı kampanyamız kapsamında yaptığımız ziyaretlerle ilgili olarak az önce bazı açıklamalarda bulunduk. Bu ziyaretlerimizde, bir takım incelemeler ve gözlemler yapma fırsatı bulduk. Özellikle dikkatimizi çeken hususlardan biri, Türkmence eğitim yapan okulların ve bu okullarda eğitimlerini sürdürmeye çalışan soydaşlarımızın durumuydu.

Bizi birbirimize bağlı kılan, milli kimliğin ve milli kültürün yaşatılmasındaki en önemli sacayağı olan Türkçe’miz, Türkmeneli’nde yüzyıllar boyu konuşulmaya devam etsin; hoyratlar yaşasın, ses bayrağımız Türkçe dalgalanmaya devam etsin diye bu okulların varlığını sürdürmesi amaçlı bir yardım kampanyası düzenledik. Bu okullara bir takım yardımlarda bulunduk, Irak Türkmen Öğrenci ve Gençler Derneği’ndeki ülküdaşlarımız bu okullara ziyaretler gerçekleştirip defter, kalem, silgi, cetvel, sırt çantası gibi kırtasiye malzemelerini öğrenci kardeşlerimize ulaştırdılar. Ayrıca okullarımızın ihtiyaçları için de tahta, çöp kutusu (küçük), çöp bidonu, hazır perde, plastik sandalye, küçük masa, elektrikli soba, halı, spor malzemeleri, Renkli Fotokopi Makinası gibi malzemeler de temin edilerek okullarımıza dağıtılmıştır.

Kerkük Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Ömer Neccar ve beraberindeki heyet Genel Merkezimizi ziyaret ederek yapılan bu yardımlar ve okullarımızın son durumu hakkında bilgi verdi. “Türkmeneli’ne Türk’ün elini uzat” kampanyasına verdikleri destek ve gösterdikleri çabadan dolayı başta Ocak Başkanımız Ahmet Ömer Neccar olmak üzere Kerkük Ülkü Ocaklı kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Bununla birlikte Suriye Türkmenleri ile ilgili olarak da bir kampanya hazırlığı içindeyiz. “Dünyanın neresinde bir Türk varsa, derdi derdimiz, acısı acımızdır” şiarıyla Esad ve IŞİD belası arasında kalmış Suriye Türklüğü için de bir yardım kampanyası düzenleyeceğiz. Suriye Türkmenleri’nin kaderi de maalesef Irak Türkmenleri’nin kaderi gibi AKP iktidarı tarafından yalnızlığa mahkûm edilmek olmuştur. Ancak Ülkü Ocakları ve onu bağrından çıkaran necip Türk Milleti, Suriye’deki kardeşlerine de elini uzatacaktır. Önümüzdeki günlerde inşallah, Suriye Türkmenleri için gerçekleştireceğimiz kampanyanın detaylarını da açıklayacağız.

  • Ortadoğu Bölgesindeki gelişmelere bağlı olarak, Türkiye’de iç çatışma isteyen karanlık güçlerin provokasyonlarında son zamanlarda büyük bir artış var. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Türkiye’yi ve Ülkücüleri çatışmalardan uzak tutma ve koruma konusundaki hassasiyetini sizler de titizlikle uyguluyorsunuz? Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

Türkiye, coğrafi ve stratejik konumu ile küresel ve bölgesel güç unsurlarının dikkatlerini üzerinde toplamaktadır. Bu bağlamda, gerek yabancı gerekse yerli bir takım unsurların memleketimiz üzerinde planlarının olması tabiidir. Bize düşen vazife, bu planlar karşısında uyanık olmak ve olayları tüm boyutlarıyla analiz edebilmektedir.

Bizim sokak olayları konusundaki siyasetimizi ve duruşumuzu liderimiz Sn. Devlet Bahçeli’nin talimatları belirlemektedir. Bizzat kendilerinin ifadeleriyle, “sokaklar karanlık, kirli ve kanlı; meydanlar ise aydınlık”tır. Ülkücü Gençliği kendi kirli planlarına alet etmek isteyenler, başta liderimiz Sn. Devlet Bahçeli ve Ülkücü Hareketin mensuplarının feraseti karşısında başarısız olmaya mahkûmdurlar. Bizim sembollerimizi kullanan, kurt işaretleri yapmak suretiyle bir takım gerginliklerin tarafı olan, kamuoyunu provoke etmek isteyenlerin olduğunu takip ediyoruz. Şu iyi bilinmelidir ki, Ülkü Ocakları, disiplinli ve iyi organize olmuş bir teşkilattır; bu bağlamda belirli hadiseler karşısındaki tepkisini kurumsal ve organize bir şekilde gösterecektir. Münferit olarak ve bizim sembollerimiz kullanılarak gerçekleştirilen tepki ve hadiselerin teşkilatımızla ilişkilendirilmesini kati surette reddediyoruz.

Ülkü Ocakları, demokratik bilinci yüksek ve vatan sevgisiyle teşekkül etmiş bir teşkilattır. Bizler, demokratik haklarımızı kullanmak amacıyla barışçıl ve silahsız gösteriler, yürüyüşler veya mitingler gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Bu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bizlere tanıdığı temel ve tabii haklardandır. Ancak silahlı bir çatışma kapsamında, Ülkücüleri sokakların karanlığında görmek isteyenler, Ülkücü gençliği, ailesinden veya okulundan koparmak isteyenler, sükûtu hayale uğrayacaklarını bilmelidirler.

Ülkücü Hareket, tarihin acı fakat gurur dolu hatıralarından süzülüp gelen, çatışma nedir, mücadele nedir bilen bir harekettir. Ülkücüler, her türlü mücadeleye hem ferdi olarak hem de teşkilat olarak hazırdırlar, ihtiyaç hâsıl olduğunda Kuvayı Milliye ruhu ile hareket ederek Anadolu Türklüğünü müdafaa edecektir. Bizim ne zaman ne şekilde hareket edeceğimizi belirleyen, Türkmen Beyimiz Sn. Devlet Bahçeli’nin talimatları ve işaretleri olacaktır.

Velhasılı kelam, Ülkücü Gençliğin gündemi, sokak çatışmaları veya muhtemel anarşi ortamına müdahil olmak değildir. Bizler, güçlü ve müreffeh bir Türkiye hedefine kilitlenmiş şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ülkücü gençler, kendi eğitim ve kariyer planlarını yapacak, Müslüman Türk kimliklerini koruyarak özlerini yitirmeden çağın gerektirdiği tüm bilgi ve donanıma sahip olacak, şahsiyetli, ahlaklı ve kararlı bir şekilde hedeflerine yürüyeceklerdir.

  • Sık sık Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde gezilere ve çeşitli programlara katılıyorsunuz burada gördüğünüz manzara nedir? PKK’nın yol ve kimlik kontrolü yaptığı ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bile “Hâkimiyeti kaybettik” dediği bir atmosferde sizce Türkiye nereye sürüklenmek istemektedir?

Biz Ülkücüler için, Ankara neyse, Diyarbakır ya da Bitlis, Bingöl ya da Van aynıdır, birdir. Ülkü Ocakları olarak, vatan coğrafyasının tamamında faaliyet göstermeyi bir vazife olarak addediyoruz. Ülkü Evleri, Burs kardeşliği, kurban yardımı gibi projelerimizin yanı sıra eğitim ve sosyal faaliyetlerin tamamını, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde de hayata geçirmekteyiz. Bu kapsamda, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde de çalışmalarımız devam ediyor, çalışmalarımız kapsamında ziyaretlerimiz ve bir takım temaslarımız oluyor.

Bölgeye yaptığımız ziyaretlerde esnafımızla bir araya geliyoruz, kamu kurumlarının yöneticileriyle istişarede bulunuyoruz; böylece meydana gelen hadiseleri birebir gözlemleme ve ilk ağızdan dinleme fırsatını elde ediyoruz. Yaptığımız ziyaretlerde şunu gördük ki; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir ortamın var. Bölge insanımız devletin yokluğunda, örgütün baskı ve tehdidi altında kalmaktadır. Bir başka ifade ile bölgede, örgüt ile insanımız baş başa kalmış, insanımız örgütün insafına terk edilmiştir. Bu atmosferde vatandaşlarımız, “acaba çocuğum mu kaçırılır, evim mi kundaklanır, dükkânım mı yağmalanır” endişesiyle PKK terörüne boyun eğmek durumunda kalmıştır. Asker kışlaya çekilmiş, polis vazifesini yapmaktan, siyasi iktidar eliyle alıkonmuştur; devlet dairelerinden PKK’nın arzusuna muhalif hiçbir karar çıkmamaktadır. Bölgede adeta devlet geri çekilmiş, idareyi ve hâkimiyeti eli kanlı örgüte teslim etmiştir. PKK ve bağlı unsurlar, kırsaldaki etkinliklerini kent merkezlerine taşımış, asayiş ve mahkeme birimleri kurmuş, kimlik kontrolleri yapar hâle gelmiştir. Cizre ve Silopi’de kendilerince özerklik ilan etmiş, giriş çıkışları denetlemeye başlamışlardır. Bu gelişmeler yaşanırken, işin en acı yanı, yıllarca devlete hizmet etmiş, o bölgede güvenlik güçlerimizin yanında yer almış köy korucuları yalnız bırakılmış ve örgüt tarafından hedef alınmış, haklarında alınan infaz kararları hunharca yürürlüğe konulmuştur. Örgüt, bununla da kalmamış, sivil kıyafetli askerlerimizi de katlederek kahpelik ve kalleşliğin zirvesine ulaşmıştır. En acısı da şudur ki, terör belasından usanan insanımız, bölgeyi terk etmeye hazırlanmaktadır. Bölgenin siyasi iktidarın politikaları sonucu terör örgütünün hakimiyet sahası haline gelmesiyle birlikte, örgütün baskısı altında olan devletine ve Türk milletinin milli manevi değerlerine bağlı bölge insanları özellikle son bir yıl içerinde topraklarını, hatıralarını geride bırakarak göç etmektedir. Hâl böyle iken, yandaş basın kuruluşları tarafından, bu hadiseler, Anadolu insanından saklanmakta, yaşanan gelişmeler demokrasi ve insan hakları adına önemli adımlar gibi yansıtılmaktadır.

Böyle bir ortamda, bölge insanı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni maalesef yanında görememektedir. Askerin ve polisin can güvenliğinin tehlikede olduğu bir bölgede, örgütle mücadele eden korucuların örgüt tarafından cezalandırılabildiği bir süreçte, bölge halkından devletin yanında olmasını beklemek abesle iştigaldir. Sizin de ifade ettiğiniz gibi İçişleri Bakanı Ala dahi, devletin bölgede hâkimiyetini yitirdiğini itiraf etmektedir. Şüphesiz ki bu noktada, bölge halkının özgür iradesinin sandığa yansıyacağını beklemek mümkün değildir.

AKP tarafından yürütülen, kendilerince çözüm, esasında bir çözülme süreci olan bu ihanet yolunda, öncelikle bölge halkının Türk Milleti’nden ve Ankara’dan duygusal olarak koparılması ve daha sonra bu zemin üzerinden tesis edilecek, özerklikten bölünmeye giden bir yol haritası benimsenmiştir. AKP Hükümeti de bu yol haritasının uygulayıcısı ve taşeronu olarak, Anadolu’daki bin yıllık kardeşliğimizi kavga ve ayrılıkla noktalama hedefini gütmektedir. Küresel güç merkezleri tarafından Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir kısmını da içine alacak bir Kürt devleti kurulmak istenmektedir, bu hedefin gerçekleşmesi adına da Ayn el-Arap koridoru ile Suriye ve Irak’taki Kürt bölgeleri arasında bir birlik tesis edilmesi için çaba gösterilmektedir

Sonuç olarak, AKP’nin ve küresel destekçilerinin Anadolu coğrafyasına ektiği ayrılık tohumlarının filizlenmesine karşı kararlı ve vakur bir duruş sergilenmelidir. İnanıyoruz ki Türk Milleti de bu hain planın farkına varacak ve gereğini yapacaktır.

  • Türk milliyetçilerinin, Ülkücü Hareketin çeşitli sembol ve kavramları kullanılarak son zamanlarda iktidar yanlısı oluşumlar kurulmaya başlanmıştır. Bu oluşumlara karşı Ülkücülere bir uyarınız olacak mı?

Ülkü Ocakları, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük ve en güçlü gençlik teşkilatıdır. Bu bağlamda, çok defa taklit edilmiş, farklı fikirleri benimseyen kimselerce benzerleri kurulmaya çalışılmıştır.

Ülkü Ocakları herhangi bir sivil toplum kuruluşu olarak basite indirgenemez. Ülkü Ocakları binlerce yıllık mazisi olan, Çin’den Balkanlara kadar uzanan coğrafyada pek çok medeniyet ve devlet kurmuş bir milletin, 21. Yüzyıldaki gençlik aşısıdır. Ocak deyince ilk akla gelen Hoca Ahmed Yesevi ocağıdır ve bu ocaklar yetiştirdiği talebeleriyle Türklüğü ve İslamı Anadolu’ya ve Balkanlara nakış nakış işleyen fikir, iman ve aksiyon merkezleridir. Bu ocaklar ki, Hacı Bektaş’ın, Yunus’un, Hacı Bayram’ın çırasının yandığı ocaklardır. Mevlana’nın “hamdım, piştim, yandım” dediği, şairin “Nice hamlar pişer bizim ocakta” dediği ocaktır Ülkü Ocakları.

Sözün özü, bir dernek kurmak, vakıf kurmak kolaydır. Sırtınızı bir yerlere dayayarak bazı kimseleri bir araya getirmek, bunlara görevler tevdi edip idare etmek kolaydır. Ancak “ocak” olmak zordur. Ocak olmak için, tarih önünde defalarca imtihana girmek, her seferinde de alnının akıyla çıkmak gerekir.

AKP iktidara geldiğinden bu yana, Ülkücü Hareketi yakından izlemiş ve her fırsatta Ülkücü Hareketin dinamiklerinden faydalanmaya kalkışmıştır. Gün olmuş “bağımsız ülkücüler” peyda etmiş, gün olmuş gittiği yerin yenisi olmayı beceremeyen, “eski ülkücü” mahlası ile gezenleri tedavüle sürmüştür. Yetmemiş mitinglerinde kutlu üç hilalimizi kullanmış, kerameti kendinden menkul adamları Ülkücülerin sözcüsü ve temsilcisi gibi lanse etmekten çekinmemiştir. Şimdilerde de “ocak” adı altında bazı oluşumlar kurarak, akıllarınca bir gençlik teşkilatı kurma çabasına girmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, taklitler, ancak ve ancak aslını yaşatırlar.

Türk Milliyetçilerinin adresi Ülkü Ocakları, partisi ise Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Sembollerimizi kullanarak siyaset geliştirmeye çalışanlar hadlerini bilmelidirler, gerektiğinde yasal yolları takip ederek izledikleri bu çirkin siyasetleriyle mücadele etmeye devam edeceğiz.

  • Türk gençliğini hedef alan çağımızın en büyük tehlikelerinden biri de uyuşturucudur ve bunun başını da sentetik uyuşturucu çekmektedir. Her gün gazete ve televizyonlarda bu konuda acı haberleri görmekteyiz. Son zamanlarda uyuşturucuya karşı kampanya çalışmalarınızı yoğunlaştırdınız. Ülkü Ocaklarının bu konu hakkında yapmış olduğu çalışmalardan bahseder misiniz?

Bugün maalesef tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gençliği avuçlarının içine alarak etkisiz hale getirmek isteyen uyuşturucu çeteleri ve bunlarla ilişkili odaklar kirli bir takım oyunlar sergilemektedirler. Sizin de belirttiğiniz gibi bu sentetik uyuşturucu ile ilgili raporlar, ürkütücü gerçekleri gözler önüne seriyor. Düşünün ki, İstanbul’da bir lisede, son sınıf öğrencileriyle yapılan bir ankete göre bu sentetik uyuşturucunun kullanım oranı % 11,4 olarak tespit edilmiş. Bir başka ifadeyle her 10 öğrenciden biri bu uyuşturucu maddeyi kullanmaktadır.

Bizler de Ülkü Ocakları olarak, bu vahim manzara karşısında sessiz kalamazdık ve harekete geçmek mecburiyetindeydik. Bir gencimizi bile uyuşturucuya kurban vermeye tahammülümüz olamaz. Bu kapsamda uyuşturucu kullanımı ile etkin bir mücadele yürütmek amacıyla “Uyuşturucuya hayır” kampanyası başlattık ve vakfımız bünyesinde “Uyuşturucuyla Mücadele Platformu”nu kurduk. Bu platform aracılığıyla, gerek sosyal medya ve gerekse saha çalışmalarıyla toplum nezdinde farkındalık oluşturacağız ve hali hazırda il-ilçe emniyet teşkilatları, sağlık müdürlükleri ve uyuşturucuyla mücadele yürüten sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde faaliyetler gerçekleştiriyoruz.

Uyuşturucuyla mücadele temalı bu kampanyamızın başlangıcını “CEHALET” adlı tiyatro oyunu ile 25.10.2014 tarihinde MHP Genel Merkezi Gün Sazak Konferans Salonu’nda gerçekleştirdik. Bu oyun, bütün illerimizde de İl Ocaklarımızın himayesinde sahnelenmeye devam etmektedir.

Ülkü Ocakları olarak, uyuşturucuyla olan mücadelemizi arttırarak devam ettireceğiz. Türk Milletinin yükselmesinin önündeki engellerle mücadele etmeye, yılmadan, usanmadan devam edecek, “Sağlıklı nesiller, umutlu yarınlar” şiarıyla geleceğimizin teminatı olan Türk gençlerinin sokakların karanlığına terk edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz.

  • Burs Kardeşliği” adını verdiğiniz Üniversite öğrencileri için anlamlı bir çalışma başlattığınız, bu konuda biraz bilgi verir misiniz?

Ülkü Ocaklarının öncelikli hedeflerinden biri, Türkiye’de fikri hür, vicdanı hür, yüksek iradeye sahip, devletin ve milletin geleceğini ve sorumluluğunu taşımaya hazırlanan ve kendine güvenen bir gençliğin yetişmesidir. Bu amaca hizmet etmek adına, “Burs Kardeşliği” adlı bir projeyi hayata geçirmiş bulunmaktayız.

Burs Kardeşliği Projesi, eğitim hayatında başarı gösteren ancak maddi desteğe ihtiyacı olan lisans, önlisans, yüksek lisans ve doktora talebelerine, bir kişi veyahut grup tarafından eğitime katkı sağlama amaçlı belli bir miktar burs verilmesini içeren sistemdir.

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı, proje kapsamında, burs bağışında bulunan hayırsever ile bursiyer arasında bağlantı kurulmasına vesile olacaktır. Bir başka ifadeyle, hayırseverler ile öğrencilerimiz arasında bir köprü vazifesi göreceğiz, hayırsever vatandaşımız burs bedelini burs alacak öğrencinin hesabına doğrudan yatıracaktır. Bizler de bursun zamanında ve belirtilen miktarlarda yatırılıp yatırılmadığını takip edeceğiz. Binlerce gencimize verilecek bu bursla ilgili olarak hedefimiz, önümüzdeki yıllarda Yüz bin öğrenciye ulaşabilmektir.

Burs Kardeşliği projemizle ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler, internet sitemizden veya doğrudan Genel Merkezimizden bilgi alabilir, bizlere ulaşabilirler.

  • Sayın Başkan, Ülkü Ocakları’nın proje odaklı bir şekilde ve pek çok farklı alanda çalışmalarını sürdürdüğünü biliyoruz. Son olarak, Ülkü Ocakları’nın yürüttüğü projelerle ilgili olarak biraz bilgi verir misiniz?

Ülkü Ocakları, üstlendiği tarihsel ve toplumsal misyon ile doğru orantılı olarak pek çok alanda çalışmalar yapmaktadır. Bunlardan bir kaçını, Burs Kardeşliği, Uyuşturucuyla Mücadele Kampanyası ve Türkmen kardeşlerimize yapılmış yardımları az önce zikrettik.

Bunların dışında çalışmalarımız, özellikle gençlik ve toplumun dezavantajlı kesimleri üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Bizim en çok önem verdiğimiz projelerden biri, Ülkü Evleri projemizdir. Bilindiği gibi, üniversite gençliğinin en büyük sorunlarından biri de barınmadır. Devlet yurtlarının yetersizliği, özel yurtların ve ev kiralarının pahalılığı karşısında, Ülkü Ocakları harekete geçmiştir. Bu proje ile gençlerimiz sosyal anlamda zor koşullarından, özel yurt ve evlerin maddi külfetinden biraz olsun sıyrılacak ve kendilerini okullarına daha fazla verme imkânı bulacaktır. Yine Ruhi Kılıçkıran Ulaşım Bursu’nu da üniversiteyi mukim oldukları şehirlerin dışında kazanan daha yolun başında genç üniversite adaylarının moral motivasyonlarını yüksek tutmak ve vakıf şuurundan hareketle hayırda yarışı teşvik için yürürlüğe koymuş bulunmaktayız.

Bunun haricinde sosyal sorumluluk bağlamında, lösemili çocuklarımız için gerçekleştirdiğimiz ziyaretler ve seminerler ile onların toplumdan soyutlanmalarının önüne geçme noktasında bir katkımız olsun istedik.

Kurban Bayramı vesilesiyle, tüm Türkiye’de ve Türk Dünyası’nda kurban ibadetini yerine getirmek isteyenlerle yardıma muhtaç kimseleri bir araya getirdik. Ülkü Ocakları vesilesiyle hem yurt çapında, hem de tüm Türk Dünyasında kurbanlar kesilerek muhtaçlara ulaştırıldı. Bu kapsamda, Saraybosna’dan tutun da Kırım’a, Kerkük’e, Ulupamir Köyü’ne, Kabil’deki yetimhaneye kadar Ülkü Ocakları olarak ulaştık ve Aziz Türk Milletinin elini kardeşlerimize uzatmanın sevincini yaşadık.

Eğitim faaliyetlerimiz kapsamında ise Erol Güngör Gelişim Programı’na dikkat çekmek istiyorum. Bu program, Ülkü Ocakları bünyesinde emsal teşkil edecek vasıflara sahip ortaöğretim kademesindeki genç ülküdaşlarımızın, kişilikte ve fikriyatta sağlam birer ülkücü birey olabilmesi için tertip edilen bir program olarak Genel Merkezimiz tarafından düzenlenmiş ve yürürlüğe konmuştur. Bununla birlikte, Türk Gençliğini bilgiye ve çalışmaya teşvik amaçlı olarak düzenlediğimiz Genç Kalemler Yazı Yarışması ve Türkiye Geneli Bilgi Yarışmaları yine bizlerin önem verdiği projelerimiz arasındadır.

Yine bu yıl içinde Türk Gençlik Çalıştayı ve Kurultayı’nın ikincisini gerçekleştirdik. Türk Gençlik Çalıştayı 4 oturumda gerçekleştirildi. Oturumların konu başlıkları “Gençlik, Milli Kimlik ve Değerler”, “Gençlik, Bağımsızlık ve Modernleşme”, “Türk Gençliğinin Sosyo-Ekonomik Sorunları”, “Küreselleşme, Emperyalizm ve Milliyetçilik” olarak belirlendi. Oturumlarımıza Türkiye’nin dört bir yanından lisans, yüksek lisans öğrencileri, akademisyenler delege ve müşahit olarak katıldı. Çalıştayımızın konu başlıkları çerçevesinde Türk Gençliği’nin yaşadığı temel sorunlara yönelik olarak çözüm önerileri tartışıldı. Ve bir sonuç bildirgesi açıklandı. Çalıştayımızın ertesi günü ise Türk Gençlik Kurultayı’nı gerçekleştirdik. Sabah Başbuğumuzun kabrinde Ülküdaşlarımızla buluştuktan sonra mahşeri bir kalabalıkla beraber yürüyüşle Anıtkabir’e gittik. Anıtkabir’in meydanını tamamen dolduran hatta sığmayan Ülküdaşlarımız gerçekten güzel bir görüntü oluşturdu. Anıtkabir’i ziyaretimiz sonrasında ise Kurultayımızın yapılacağı salona doğru yürüyüşümüz devam etti. Yürüyüşümüz boyunca evlerinin camlarından çıkarak alkışlarla ve bayraklarla destek olan vatandaşlarımız bizlere adeta güç verdi. Son olarak Allah’a şükürler olsun ki Kurultayımızı da güzel bir şekilde tamamladık. Türk Milliyetçiliği meşalesinin sönmeyeceğini ve Ne Mutlu Türküm Diyene seslerinin hiçbir zaman susmayacağının mesajını verdik.

Ayrıca hem Ülkücü şehitlerimizin, hem de terörle mücadelede şehit olan asker ve polislerimizin ailelerini de hiçbir zaman yalnız bırakmamaya çalıştık. Onlar bize şehitlerimizin emanetleridir; bizler de onların evlatları olarak emanete sahip çıkacağız ve acılarını bir nebze olsun hafifletmeye gayret göstereceğiz. İyi günde, kötü günde yanlarında olacağız, bizim için can veren yiğitlerin verdikleri mücadelenin boşa gitmediğini gösterebilmek adına var gücümüzle çalışacağız.

Ülkü Ocakları tüm bu sosyal sorumluluk ve eğitim faaliyetleri dışında, memleket gündemini de yakından takip ederek milli varlığımız aleyhine gelişen hadiseler karşısında disiplinli ve teşkilatlı bir şekilde tepkisini koymaktadır. Terörist heykellerinin dikilmesi, şanlı Bayrağımıza yapılan saldırılar ve şehit düşen vatan evlatları gibi toplumun yüreğini yakan hadiselerde, Ülkü Ocakları il ve ilçe teşkilatları tertipledikleri yürüyüş, basın açıklaması ve faaliyetlerle Türk Milletinin vicdanı ve sesi olmuştur. Bu gibi hadiseler karşısında, yetkilileri uyarmak ve milletimizin dikkatini çekmek için bu faaliyetlerimiz devam edecektir.

Bunun gibi pek çok faaliyetimiz il ve ilçe teşkilatlarımız tarafından da gerçekleştirilmektedir. Genel Merkezimiz ve teşkilatlarımız arasında tam bir uyum ve bütünlük vardır, bu uyum ve bütünlük sayesinde de projelerimiz başarıya ulaşmaktadır. Bu bağlamda, Genel merkez yöneticilerimize, il ve ilçe ocak başkanlarımıza ve mensuplarımıza, üniversite ve ortaöğretim teşkilatlarımıza teşekkür ediyorum, hepsinden Allah razı olsun. Bu başarılar, Genel Merkezimiz ve tüm teşkilatlarımızın başarısıdır. İnşallah bu ve bundan sonraki çalışmalarımızda, tüm teşkilatlarımız ve mensuplarımızın gayretiyle başarıya ulaşacağız. Her türlü zorluğa ve olumsuz şarta rağmen, Ülkücü Türk Gençliği olarak asra mührümüzü vuracağız.

  • Sayın Başkan, yoğun çalışma temponuz arasında zaman ayırarak yapmış olduğunuz için açıklamalar için teşekkür ederiz.

Biz de sizlere teşekkür ederiz, bundan sonraki yazı ve yayın hayatınızda da başarılar dileriz.

Yıldıray ÇİÇEK 

ORTADOĞU GAZETESİ

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz Röportajı – TAMAMI

0

ÜLKÜ OCAKLARI GENEL BAŞKANI OLCAY KILAVUZ İLE SÖYLEŞİ

  • Sayın Başkan, ağır Türkiye gündeminde ve yoğun faaliyet programınızda bizlere ayırdığınız zaman için teşekkür ediyorum. Size ilk sorum Türkmen soydaşlarımıza sahip çıkmak için iki kere yapmış olduğunuz Kerkük ziyaretleri hakkında olacak. Bu ziyaretlerinizdeki amaç ve orada soydaşlarımızla beraber yaşadıklarınız hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Cevap: Biz sizlere teşekkür ederiz, bu fırsatı bize verdiğiniz için.

Türkmeneli biz Ülkücüler için, Turan coğrafyasının nadide bir parçasıdır. Türk Milliyetçileri, Irak Türklüğünü hiçbir zaman için Anadolu Türklüğünden ayrı görmemiş, onu, Anadolu Türklüğünün doğal bir uzantısı olarak görmüştür. Nitekim, sosyal, kültürel ve itikadî noktada geniş ve derin bir birlikteliğimiz de söz konusudur. Türkmeneli, bize Osmanlı’nın vasiyeti, Misak-ı Milli’nin emanetidir. Fakat bugüne geldiğimizde, kadim vatan toprağı olan Türkmeneli, sahipsiz bırakılmış, Türkmen kardeşlerimizin can ve malları tehlikeye düşmüş, kardeşlerimiz Türk’e dost olmadığı tarih tarafından defalarca saptanmış odakların arasında bir başına bırakılmıştır. Yani kardeşlerimizin maddi ve manevi varlıkları, kalleşlerimizin olmayan vicdanına terk edilmiştir. Biz Ülkü Ocakları olarak, Kerkük’ü, Emirli’yi, Tuzhurmatu’yu Ankara’dan, Nevşehir’den ya da Ceyhan’dan ayrı görmedik, bundan sonra da göremeyiz. Bu anlamda, Türkmeneli’nde yaşanan her hadiseyi, her sorunu kendi meselemiz olarak kabul ediyoruz.

Tüm bu yönleriyle ele aldığımızda, Türkmeneli’ne ilgi göstermeyi ve orada yaşananlara kayıtsız kalmamayı bir vazife olarak telakki ederek, bölgeye ziyaretlerde bulunduk.

Ziyaretlerimiz bildiğiniz gibi, 25 Haziran 2014 tarihinde Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli Bey’in “Sen de doyur, sen de giydir!” temasıyla başlatmış olduğu ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından yürütülen “Türkmeneli’ne Türk’ün Elini Uzat” adlı yardım kampanyası çerçevesinde gerçekleşmiştir. Türkmen kardeşlerimizle yapılan görüşmeler neticesinde bir takım gıda maddeleri ve giysi ihtiyaçlarının bulunduğunu tespit edilmiş ve bu kapsamda bir liste kamuoyuyla paylaşılarak yardım toplanmaya başlanmıştır. Türkiye’nin dört bir yanından gönderilen 20 tır gıda ve giysi yardımı, 7 Temmuz 2014 Pazartesi günü yola çıkmıştır. Yardımların sınırdan geçirilmesinde, Irak sınırları içinde güvenliğinin sağlanmasında ve dağıtılmasında, kamu kurumlarından ya da diğer yardım kuruluşlarından herhangi bir destek maalesef ki görmedik. Bilakis, bu yardım faaliyetimize zımnen köstek olup, engellemeye çalıştılar. O kadar ki, yardımların tehlikeye düşmesinin yanında zaman zaman hayatımızın da tehdit altında olduğunu hissettik. Bu şartlara rağmen bize emanet edilen yardımları, bütün Türkmeneli coğrafyasına hiçbir etnik ve mezhepsel ayrım gözetmeksizin dağıtarak sağ salim yerine ulaştırdık.

İkinci ziyaretimiz ise Kurban Bayramı ve toplanan nakdi yardımların iletilmesi amacıyla gerçekleşti. 2 Ekim 2014 Perşembe Günü başlayan ziyaretimiz, Kurban Bayramı’nı da içine alacak şekilde toplam 8 gün sürdü. Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’in de vekâletini alarak kendileri adına da kurban kestik. Toplanan yardımların bir kuruşunun veya bir kolisinin dahi zayi olmasına izin vermeden kardeşlerimize teslim ettik. Bu kapsamda, 7500 aileye gıda, 2000 aileye de nakdi yardım gerçekleştirdik ayrıca Kurban kampanyamız kapsamında da Türkmen ailelere kurban dağıtımında bulunduk. Ziyaretlerimiz kapsamında, kurban eti, giysi, gıda ve nakdi olarak 50.000’den fazla aileye ulaşmış bulunmaktayız.

Türkmeneli’nde gördüğümüz manzara gerçekten son derece üzüntü vericidir. Bölgedeki farklı unsurlara, mezhep ve etnik temelli olarak bir takım ülkelerden ve gruplardan yardımlar ulaşmaktadır; ancak Türkmenler tamamen sahipsiz ve kimsesiz bırakılmıştır. Soydaşlarımız, savaşın dehşetini yaşamakta, açlık ve susuzluktan çocuklar hayatını kaybetmektedir.

Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli’nin talimatıyla gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerimizde, liderimizin ve Anadolu Türklüğünün selam ve muhabbetini kardeşlerimize ilettik.

Ülkü Ocakları’nın bölgeye gidişi Türkmenler tarafından büyük bir coşku ve mutlulukla karşılanmıştır. Bizim de yardımlara bizzat nezaret etmemiz, Kurban Bayramını Türkmeneli’nde idrak etmemiz karşısında, Türkmen kardeşlerimiz “Bizi sevdiğinizi ispat ettiniz, yardımlardan ziyade sizin gelmeniz bizim için çok önemli” ifadeleriyle düşüncelerini belirttiler. Yine aynı bölgede bir amcamız ise “Türk Milliyetçilerinin, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in bizi yalnız bırakmayacağını mutlaka geleceğini biliyorduk.” sözleriyle oradakilerin duygularına tercüman oldu. Kardeşlerimiz yalnız olmadıklarını, Anadolu Türklüğünün kalbinin kendileri için çarptığını görmüş oldular. Bölgedeki siyasiler dini liderler, sivil toplum temsilcileri ve Türkmen bürokratlar bizzat teşekkürlerini ilettiler.

Gözlemlediğimiz bu samimi hislerin resmi yansıması da Irak Türkmen Cephesi yöneticileri ve diğer Türkmen teşkilatlarının, yardımlara bizzat refakat etmemizden duyduğu heyecanı dile getirmesidir. Ben de yeri gelmişken, kampanyamızın başarıya ulaşmasında emeği ve katkısı olan Genel Merkez yöneticilerimize, il ve ilçe ocaklarımız ile tüm hayırsever vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.

  • AKP hükümetinin Peşmergeye, PYD’ye, PKK sahip çıkarken, yaşadıkları zulümlerde Türkmenleri yalnız ve sahipsiz bırakması, Irak’taki Türkmenler nazarında nasıl bir duyguyla karşılanmaktadır?

Türkmeneli’ndeki kardeşlerimiz için Türkiye Cumhuriyeti ve Ankara, Osmanlı’nın devamı olarak görülmüş ve Irak Türklüğünün hür yaşamasına ilişkin umutların sembolü olmuştur. Türkülerinde, ağıtlarında anavatana olan bağlılıklarına ve sevgilerine yer vermişler, Türklüğün kalbi olarak Ankara’yı kabul etmişlerdir. Siyasetlerini Ankara’ya göre belirlemişler, Ankara’dan gelecek işarete göre hareket etmişlerdir.

Türkmeneli’nin Ankara’ya bu yönelişine rağmen, Ankara’nın Ortadoğu ve Irak politikasında özellikle son yıllarda Türkmen varlığını hesaba kattığı ifade edilemez. Maalesef bugün Türkiye’nin Irak politikasının merkezinde Türkmenler yer almamaktadır. Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti, kendisine dost ve müttefik olarak Peşmerge ve Barzani’yi seçmiş, o derece ki Barzani çapulcubaşısı AKP kongresine katılmış ve “Türkiye seninle gurur duyuyor!” tezahüratları ile karşılanmıştır. Sadece Peşmerge değil, siyasi iktidar ABD, AB, İran, IŞİD ve diğer bütün güç odaklarını dikkate almış fakat Türkmenleri bir türlü göz önüne almamıştır. Kerkük’te bulunduğum sürede bizzat şahit olduğum durum şudur: Türkmen kardeşlerimiz AKP Hükümetinin Barzani ile yaptığı işbirliğine büyük tepki duyuyorlar. Türkmen kardeşlerimiz Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden bırakın yardımı istemeyi ve destek görmeyi, “IŞİD ve karşımızdaki düşmanlara, Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti hiç değilse mermi vermesin, yeter” diyecek duruma gelmişlerdir. Türkmen kardeşlerimiz, IŞİD belasını başlarına saranın Tayyip Erdoğan olduğunu düşünmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine olan tepkileri o derece ileri seviyeye ulaşmıştır ki, yaptığımız yardımların önce AKP Hükümeti tarafından gönderildiğini düşünerek reddetmişler, daha sonra yardımların Ülkü Ocakları tarafından gönderildiğinin anlaşılması üzerine yardımları kabul etmişlerdir.

Türkmen’siz ve vizyonsuz politikalar karşısında Türkmeneli’ndeki kardeşlerimizin gönülleri karışık duygular içindedir. Ağabey bildikleri, bir işaretiyle harekete geçecekleri Ankara’nın bu ilgisizliği karşısında, günden güne daha bir umutsuzluk içine sürüklenmektedirler. Biz Ülkü Ocakları olarak bu umutsuzluğu kırmak için sonuna kadar mücadele ediyoruz, fakat bu mücadelemizde Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin yanımızda olmayışı, bizi olduğu kadar Türkmen kardeşlerimizi de üzüntüye sevketmektedir.

Irak Türklüğü, mezhepçi İran ile ırkçı Peşmerge arasında kalmış, bu arada kalmışlık karşısında son derece ilgisiz olan siyasi iktidarın Türkmenleri Peşmerge idaresi altında toplama çabaları karşısında şaşkınlıklarını ve üzüntülerini gizleyememektedir. Kuzey Irak’ta AKP hükümetinin desteğiyle meydana getirilmek istenen bir oldu-bittinin benzeri, Ayn el-Arap’ta Peşmerge ve PYD’ye destek verilerek Suriye’de de gerçekleştirilmek istenmektedir. Ancak her ne olursa olsun kardeşlerimiz, Türkmenler’e destek verebilecek tek gücün Anavatan Türkiye olduğu gerçeği karşısında sabır ve metanetle siyasi iktidarın kendine gelmesini beklemeye devam etmektedirler.

  • Sayın Başkan, Türk Dünyasına ve Türkmeneli’ne olan alakalarınızı biliyoruz. Son yıllarda hem Irak, hem de Suriye’deki Türkmen soydaşlarımızın yaşadıkları sıkıntılar ortadadır. Bu bölgede, Türkmen soydaşlarımız için öngördüğünüz başka projeler var mı?

Şüphesiz ki Türkmeneli ile ilgili çalışmalarımız bundan sonra da devam edecektir. Türkmeneli, bir başka ifadeyle Irak ve Suriye Türklüğü bizim nazarımızda her zaman önceliklidir, bölgede yaşananlar karşısında sessiz kalmamız düşünülemez.

Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’in talimatıyla başlatmış olduğumuz “Türkmeneli’ne Türk’ün elini uzat” adlı kampanyamız kapsamında yaptığımız ziyaretlerle ilgili olarak az önce bazı açıklamalarda bulunduk. Bu ziyaretlerimizde, bir takım incelemeler ve gözlemler yapma fırsatı bulduk. Özellikle dikkatimizi çeken hususlardan biri, Türkmence eğitim yapan okulların ve bu okullarda eğitimlerini sürdürmeye çalışan soydaşlarımızın durumuydu.

Bizi birbirimize bağlı kılan, milli kimliğin ve milli kültürün yaşatılmasındaki en önemli sacayağı olan Türkçe’miz, Türkmeneli’nde yüzyıllar boyu konuşulmaya devam etsin; hoyratlar yaşasın, ses bayrağımız Türkçe dalgalanmaya devam etsin diye bu okulların varlığını sürdürmesi amaçlı bir yardım kampanyası düzenledik. Bu okullara bir takım yardımlarda bulunduk, Irak Türkmen Öğrenci ve Gençler Derneği’ndeki ülküdaşlarımız bu okullara ziyaretler gerçekleştirip defter, kalem, silgi, cetvel, sırt çantası gibi kırtasiye malzemelerini öğrenci kardeşlerimize ulaştırdılar. Ayrıca okullarımızın ihtiyaçları için de tahta, çöp kutusu (küçük), çöp bidonu, hazır perde, plastik sandalye, küçük masa, elektrikli soba, halı, spor malzemeleri, Renkli Fotokopi Makinası gibi malzemeler de temin edilerek okullarımıza dağıtılmıştır.

Kerkük Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Ömer Neccar ve beraberindeki heyet Genel Merkezimizi ziyaret ederek yapılan bu yardımlar ve okullarımızın son durumu hakkında bilgi verdi. “Türkmeneli’ne Türk’ün elini uzat” kampanyasına verdikleri destek ve gösterdikleri çabadan dolayı başta Ocak Başkanımız Ahmet Ömer Neccar olmak üzere Kerkük Ülkü Ocaklı kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Bununla birlikte Suriye Türkmenleri ile ilgili olarak da bir kampanya hazırlığı içindeyiz. “Dünyanın neresinde bir Türk varsa, derdi derdimiz, acısı acımızdır” şiarıyla Esad ve IŞİD belası arasında kalmış Suriye Türklüğü için de bir yardım kampanyası düzenleyeceğiz. Suriye Türkmenleri’nin kaderi de maalesef Irak Türkmenleri’nin kaderi gibi AKP iktidarı tarafından yalnızlığa mahkûm edilmek olmuştur. Ancak Ülkü Ocakları ve onu bağrından çıkaran necip Türk Milleti, Suriye’deki kardeşlerine de elini uzatacaktır. Önümüzdeki günlerde inşallah, Suriye Türkmenleri için gerçekleştireceğimiz kampanyanın detaylarını da açıklayacağız.

  • Ortadoğu Bölgesindeki gelişmelere bağlı olarak, Türkiye’de iç çatışma isteyen karanlık güçlerin provokasyonlarında son zamanlarda büyük bir artış var. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Türkiye’yi ve Ülkücüleri çatışmalardan uzak tutma ve koruma konusundaki hassasiyetini sizler de titizlikle uyguluyorsunuz? Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

Türkiye, coğrafi ve stratejik konumu ile küresel ve bölgesel güç unsurlarının dikkatlerini üzerinde toplamaktadır. Bu bağlamda, gerek yabancı gerekse yerli bir takım unsurların memleketimiz üzerinde planlarının olması tabiidir. Bize düşen vazife, bu planlar karşısında uyanık olmak ve olayları tüm boyutlarıyla analiz edebilmektedir.

Bizim sokak olayları konusundaki siyasetimizi ve duruşumuzu liderimiz Sn. Devlet Bahçeli’nin talimatları belirlemektedir. Bizzat kendilerinin ifadeleriyle, “sokaklar karanlık, kirli ve kanlı; meydanlar ise aydınlık”tır. Ülkücü Gençliği kendi kirli planlarına alet etmek isteyenler, başta liderimiz Sn. Devlet Bahçeli ve Ülkücü Hareketin mensuplarının feraseti karşısında başarısız olmaya mahkûmdurlar. Bizim sembollerimizi kullanan, kurt işaretleri yapmak suretiyle bir takım gerginliklerin tarafı olan, kamuoyunu provoke etmek isteyenlerin olduğunu takip ediyoruz. Şu iyi bilinmelidir ki, Ülkü Ocakları, disiplinli ve iyi organize olmuş bir teşkilattır; bu bağlamda belirli hadiseler karşısındaki tepkisini kurumsal ve organize bir şekilde gösterecektir. Münferit olarak ve bizim sembollerimiz kullanılarak gerçekleştirilen tepki ve hadiselerin teşkilatımızla ilişkilendirilmesini kati surette reddediyoruz.

Ülkü Ocakları, demokratik bilinci yüksek ve vatan sevgisiyle teşekkül etmiş bir teşkilattır. Bizler, demokratik haklarımızı kullanmak amacıyla barışçıl ve silahsız gösteriler, yürüyüşler veya mitingler gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Bu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bizlere tanıdığı temel ve tabii haklardandır. Ancak silahlı bir çatışma kapsamında, Ülkücüleri sokakların karanlığında görmek isteyenler, Ülkücü gençliği, ailesinden veya okulundan koparmak isteyenler, sükûtu hayale uğrayacaklarını bilmelidirler.

Ülkücü Hareket, tarihin acı fakat gurur dolu hatıralarından süzülüp gelen, çatışma nedir, mücadele nedir bilen bir harekettir. Ülkücüler, her türlü mücadeleye hem ferdi olarak hem de teşkilat olarak hazırdırlar, ihtiyaç hâsıl olduğunda Kuvayı Milliye ruhu ile hareket ederek Anadolu Türklüğünü müdafaa edecektir. Bizim ne zaman ne şekilde hareket edeceğimizi belirleyen, Türkmen Beyimiz Sn. Devlet Bahçeli’nin talimatları ve işaretleri olacaktır.

Velhasılı kelam, Ülkücü Gençliğin gündemi, sokak çatışmaları veya muhtemel anarşi ortamına müdahil olmak değildir. Bizler, güçlü ve müreffeh bir Türkiye hedefine kilitlenmiş şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ülkücü gençler, kendi eğitim ve kariyer planlarını yapacak, Müslüman Türk kimliklerini koruyarak özlerini yitirmeden çağın gerektirdiği tüm bilgi ve donanıma sahip olacak, şahsiyetli, ahlaklı ve kararlı bir şekilde hedeflerine yürüyeceklerdir.

  • Sık sık Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde gezilere ve çeşitli programlara katılıyorsunuz burada gördüğünüz manzara nedir? PKK’nın yol ve kimlik kontrolü yaptığı ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bile “Hâkimiyeti kaybettik” dediği bir atmosferde sizce Türkiye nereye sürüklenmek istemektedir?

Biz Ülkücüler için, Ankara neyse, Diyarbakır ya da Bitlis, Bingöl ya da Van aynıdır, birdir. Ülkü Ocakları olarak, vatan coğrafyasının tamamında faaliyet göstermeyi bir vazife olarak addediyoruz. Ülkü Evleri, Burs kardeşliği, kurban yardımı gibi projelerimizin yanı sıra eğitim ve sosyal faaliyetlerin tamamını, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde de hayata geçirmekteyiz. Bu kapsamda, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde de çalışmalarımız devam ediyor, çalışmalarımız kapsamında ziyaretlerimiz ve bir takım temaslarımız oluyor.

Bölgeye yaptığımız ziyaretlerde esnafımızla bir araya geliyoruz, kamu kurumlarının yöneticileriyle istişarede bulunuyoruz; böylece meydana gelen hadiseleri birebir gözlemleme ve ilk ağızdan dinleme fırsatını elde ediyoruz. Yaptığımız ziyaretlerde şunu gördük ki; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir ortamın var. Bölge insanımız devletin yokluğunda, örgütün baskı ve tehdidi altında kalmaktadır. Bir başka ifade ile bölgede, örgüt ile insanımız baş başa kalmış, insanımız örgütün insafına terk edilmiştir. Bu atmosferde vatandaşlarımız, “acaba çocuğum mu kaçırılır, evim mi kundaklanır, dükkânım mı yağmalanır” endişesiyle PKK terörüne boyun eğmek durumunda kalmıştır. Asker kışlaya çekilmiş, polis vazifesini yapmaktan, siyasi iktidar eliyle alıkonmuştur; devlet dairelerinden PKK’nın arzusuna muhalif hiçbir karar çıkmamaktadır. Bölgede adeta devlet geri çekilmiş, idareyi ve hâkimiyeti eli kanlı örgüte teslim etmiştir. PKK ve bağlı unsurlar, kırsaldaki etkinliklerini kent merkezlerine taşımış, asayiş ve mahkeme birimleri kurmuş, kimlik kontrolleri yapar hâle gelmiştir. Cizre ve Silopi’de kendilerince özerklik ilan etmiş, giriş çıkışları denetlemeye başlamışlardır. Bu gelişmeler yaşanırken, işin en acı yanı, yıllarca devlete hizmet etmiş, o bölgede güvenlik güçlerimizin yanında yer almış köy korucuları yalnız bırakılmış ve örgüt tarafından hedef alınmış, haklarında alınan infaz kararları hunharca yürürlüğe konulmuştur. Örgüt, bununla da kalmamış, sivil kıyafetli askerlerimizi de katlederek kahpelik ve kalleşliğin zirvesine ulaşmıştır. En acısı da şudur ki, terör belasından usanan insanımız, bölgeyi terk etmeye hazırlanmaktadır. Bölgenin siyasi iktidarın politikaları sonucu terör örgütünün hakimiyet sahası haline gelmesiyle birlikte, örgütün baskısı altında olan devletine ve Türk milletinin milli manevi değerlerine bağlı bölge insanları özellikle son bir yıl içerinde topraklarını, hatıralarını geride bırakarak göç etmektedir. Hâl böyle iken, yandaş basın kuruluşları tarafından, bu hadiseler, Anadolu insanından saklanmakta, yaşanan gelişmeler demokrasi ve insan hakları adına önemli adımlar gibi yansıtılmaktadır.

Böyle bir ortamda, bölge insanı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni maalesef yanında görememektedir. Askerin ve polisin can güvenliğinin tehlikede olduğu bir bölgede, örgütle mücadele eden korucuların örgüt tarafından cezalandırılabildiği bir süreçte, bölge halkından devletin yanında olmasını beklemek abesle iştigaldir. Sizin de ifade ettiğiniz gibi İçişleri Bakanı Ala dahi, devletin bölgede hâkimiyetini yitirdiğini itiraf etmektedir. Şüphesiz ki bu noktada, bölge halkının özgür iradesinin sandığa yansıyacağını beklemek mümkün değildir.

AKP tarafından yürütülen, kendilerince çözüm, esasında bir çözülme süreci olan bu ihanet yolunda, öncelikle bölge halkının Türk Milleti’nden ve Ankara’dan duygusal olarak koparılması ve daha sonra bu zemin üzerinden tesis edilecek, özerklikten bölünmeye giden bir yol haritası benimsenmiştir. AKP Hükümeti de bu yol haritasının uygulayıcısı ve taşeronu olarak, Anadolu’daki bin yıllık kardeşliğimizi kavga ve ayrılıkla noktalama hedefini gütmektedir. Küresel güç merkezleri tarafından Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir kısmını da içine alacak bir Kürt devleti kurulmak istenmektedir, bu hedefin gerçekleşmesi adına da Ayn el-Arap koridoru ile Suriye ve Irak’taki Kürt bölgeleri arasında bir birlik tesis edilmesi için çaba gösterilmektedir

Sonuç olarak, AKP’nin ve küresel destekçilerinin Anadolu coğrafyasına ektiği ayrılık tohumlarının filizlenmesine karşı kararlı ve vakur bir duruş sergilenmelidir. İnanıyoruz ki Türk Milleti de bu hain planın farkına varacak ve gereğini yapacaktır.

  • Türk milliyetçilerinin, Ülkücü Hareketin çeşitli sembol ve kavramları kullanılarak son zamanlarda iktidar yanlısı oluşumlar kurulmaya başlanmıştır. Bu oluşumlara karşı Ülkücülere bir uyarınız olacak mı?

Ülkü Ocakları, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük ve en güçlü gençlik teşkilatıdır. Bu bağlamda, çok defa taklit edilmiş, farklı fikirleri benimseyen kimselerce benzerleri kurulmaya çalışılmıştır.

Ülkü Ocakları herhangi bir sivil toplum kuruluşu olarak basite indirgenemez. Ülkü Ocakları binlerce yıllık mazisi olan, Çin’den Balkanlara kadar uzanan coğrafyada pek çok medeniyet ve devlet kurmuş bir milletin, 21. Yüzyıldaki gençlik aşısıdır. Ocak deyince ilk akla gelen Hoca Ahmed Yesevi ocağıdır ve bu ocaklar yetiştirdiği talebeleriyle Türklüğü ve İslamı Anadolu’ya ve Balkanlara nakış nakış işleyen fikir, iman ve aksiyon merkezleridir. Bu ocaklar ki, Hacı Bektaş’ın, Yunus’un, Hacı Bayram’ın çırasının yandığı ocaklardır. Mevlana’nın “hamdım, piştim, yandım” dediği, şairin “Nice hamlar pişer bizim ocakta” dediği ocaktır Ülkü Ocakları.

Sözün özü, bir dernek kurmak, vakıf kurmak kolaydır. Sırtınızı bir yerlere dayayarak bazı kimseleri bir araya getirmek, bunlara görevler tevdi edip idare etmek kolaydır. Ancak “ocak” olmak zordur. Ocak olmak için, tarih önünde defalarca imtihana girmek, her seferinde de alnının akıyla çıkmak gerekir.

AKP iktidara geldiğinden bu yana, Ülkücü Hareketi yakından izlemiş ve her fırsatta Ülkücü Hareketin dinamiklerinden faydalanmaya kalkışmıştır. Gün olmuş “bağımsız ülkücüler” peyda etmiş, gün olmuş gittiği yerin yenisi olmayı beceremeyen, “eski ülkücü” mahlası ile gezenleri tedavüle sürmüştür. Yetmemiş mitinglerinde kutlu üç hilalimizi kullanmış, kerameti kendinden menkul adamları Ülkücülerin sözcüsü ve temsilcisi gibi lanse etmekten çekinmemiştir. Şimdilerde de “ocak” adı altında bazı oluşumlar kurarak, akıllarınca bir gençlik teşkilatı kurma çabasına girmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, taklitler, ancak ve ancak aslını yaşatırlar.

Türk Milliyetçilerinin adresi Ülkü Ocakları, partisi ise Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Sembollerimizi kullanarak siyaset geliştirmeye çalışanlar hadlerini bilmelidirler, gerektiğinde yasal yolları takip ederek izledikleri bu çirkin siyasetleriyle mücadele etmeye devam edeceğiz.

  • Türk gençliğini hedef alan çağımızın en büyük tehlikelerinden biri de uyuşturucudur ve bunun başını da sentetik uyuşturucu çekmektedir. Her gün gazete ve televizyonlarda bu konuda acı haberleri görmekteyiz. Son zamanlarda uyuşturucuya karşı kampanya çalışmalarınızı yoğunlaştırdınız. Ülkü Ocaklarının bu konu hakkında yapmış olduğu çalışmalardan bahseder misiniz?

Bugün maalesef tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gençliği avuçlarının içine alarak etkisiz hale getirmek isteyen uyuşturucu çeteleri ve bunlarla ilişkili odaklar kirli bir takım oyunlar sergilemektedirler. Sizin de belirttiğiniz gibi bu sentetik uyuşturucu ile ilgili raporlar, ürkütücü gerçekleri gözler önüne seriyor. Düşünün ki, İstanbul’da bir lisede, son sınıf öğrencileriyle yapılan bir ankete göre bu sentetik uyuşturucunun kullanım oranı % 11,4 olarak tespit edilmiş. Bir başka ifadeyle her 10 öğrenciden biri bu uyuşturucu maddeyi kullanmaktadır.

Bizler de Ülkü Ocakları olarak, bu vahim manzara karşısında sessiz kalamazdık ve harekete geçmek mecburiyetindeydik. Bir gencimizi bile uyuşturucuya kurban vermeye tahammülümüz olamaz. Bu kapsamda uyuşturucu kullanımı ile etkin bir mücadele yürütmek amacıyla “Uyuşturucuya hayır” kampanyası başlattık ve vakfımız bünyesinde “Uyuşturucuyla Mücadele Platformu”nu kurduk. Bu platform aracılığıyla, gerek sosyal medya ve gerekse saha çalışmalarıyla toplum nezdinde farkındalık oluşturacağız ve hali hazırda il-ilçe emniyet teşkilatları, sağlık müdürlükleri ve uyuşturucuyla mücadele yürüten sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde faaliyetler gerçekleştiriyoruz.

Uyuşturucuyla mücadele temalı bu kampanyamızın başlangıcını “CEHALET” adlı tiyatro oyunu ile 25.10.2014 tarihinde MHP Genel Merkezi Gün Sazak Konferans Salonu’nda gerçekleştirdik. Bu oyun, bütün illerimizde de İl Ocaklarımızın himayesinde sahnelenmeye devam etmektedir.

Ülkü Ocakları olarak, uyuşturucuyla olan mücadelemizi arttırarak devam ettireceğiz. Türk Milletinin yükselmesinin önündeki engellerle mücadele etmeye, yılmadan, usanmadan devam edecek, “Sağlıklı nesiller, umutlu yarınlar” şiarıyla geleceğimizin teminatı olan Türk gençlerinin sokakların karanlığına terk edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz.

  • Burs Kardeşliği” adını verdiğiniz Üniversite öğrencileri için anlamlı bir çalışma başlattığınız, bu konuda biraz bilgi verir misiniz?

Ülkü Ocaklarının öncelikli hedeflerinden biri, Türkiye’de fikri hür, vicdanı hür, yüksek iradeye sahip, devletin ve milletin geleceğini ve sorumluluğunu taşımaya hazırlanan ve kendine güvenen bir gençliğin yetişmesidir. Bu amaca hizmet etmek adına, “Burs Kardeşliği” adlı bir projeyi hayata geçirmiş bulunmaktayız.

Burs Kardeşliği Projesi, eğitim hayatında başarı gösteren ancak maddi desteğe ihtiyacı olan lisans, önlisans, yüksek lisans ve doktora talebelerine, bir kişi veyahut grup tarafından eğitime katkı sağlama amaçlı belli bir miktar burs verilmesini içeren sistemdir.

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı, proje kapsamında, burs bağışında bulunan hayırsever ile bursiyer arasında bağlantı kurulmasına vesile olacaktır. Bir başka ifadeyle, hayırseverler ile öğrencilerimiz arasında bir köprü vazifesi göreceğiz, hayırsever vatandaşımız burs bedelini burs alacak öğrencinin hesabına doğrudan yatıracaktır. Bizler de bursun zamanında ve belirtilen miktarlarda yatırılıp yatırılmadığını takip edeceğiz. Binlerce gencimize verilecek bu bursla ilgili olarak hedefimiz, önümüzdeki yıllarda Yüz bin öğrenciye ulaşabilmektir.

Burs Kardeşliği projemizle ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler, internet sitemizden veya doğrudan Genel Merkezimizden bilgi alabilir, bizlere ulaşabilirler.

  • Sayın Başkan, Ülkü Ocakları’nın proje odaklı bir şekilde ve pek çok farklı alanda çalışmalarını sürdürdüğünü biliyoruz. Son olarak, Ülkü Ocakları’nın yürüttüğü projelerle ilgili olarak biraz bilgi verir misiniz?

Ülkü Ocakları, üstlendiği tarihsel ve toplumsal misyon ile doğru orantılı olarak pek çok alanda çalışmalar yapmaktadır. Bunlardan bir kaçını, Burs Kardeşliği, Uyuşturucuyla Mücadele Kampanyası ve Türkmen kardeşlerimize yapılmış yardımları az önce zikrettik.

Bunların dışında çalışmalarımız, özellikle gençlik ve toplumun dezavantajlı kesimleri üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Bizim en çok önem verdiğimiz projelerden biri, Ülkü Evleri projemizdir. Bilindiği gibi, üniversite gençliğinin en büyük sorunlarından biri de barınmadır. Devlet yurtlarının yetersizliği, özel yurtların ve ev kiralarının pahalılığı karşısında, Ülkü Ocakları harekete geçmiştir. Bu proje ile gençlerimiz sosyal anlamda zor koşullarından, özel yurt ve evlerin maddi külfetinden biraz olsun sıyrılacak ve kendilerini okullarına daha fazla verme imkânı bulacaktır. Yine Ruhi Kılıçkıran Ulaşım Bursu’nu da üniversiteyi mukim oldukları şehirlerin dışında kazanan daha yolun başında genç üniversite adaylarının moral motivasyonlarını yüksek tutmak ve vakıf şuurundan hareketle hayırda yarışı teşvik için yürürlüğe koymuş bulunmaktayız.

Bunun haricinde sosyal sorumluluk bağlamında, lösemili çocuklarımız için gerçekleştirdiğimiz ziyaretler ve seminerler ile onların toplumdan soyutlanmalarının önüne geçme noktasında bir katkımız olsun istedik.

Kurban Bayramı vesilesiyle, tüm Türkiye’de ve Türk Dünyası’nda kurban ibadetini yerine getirmek isteyenlerle yardıma muhtaç kimseleri bir araya getirdik. Ülkü Ocakları vesilesiyle hem yurt çapında, hem de tüm Türk Dünyasında kurbanlar kesilerek muhtaçlara ulaştırıldı. Bu kapsamda, Saraybosna’dan tutun da Kırım’a, Kerkük’e, Ulupamir Köyü’ne, Kabil’deki yetimhaneye kadar Ülkü Ocakları olarak ulaştık ve Aziz Türk Milletinin elini kardeşlerimize uzatmanın sevincini yaşadık.

Eğitim faaliyetlerimiz kapsamında ise Erol Güngör Gelişim Programı’na dikkat çekmek istiyorum. Bu program, Ülkü Ocakları bünyesinde emsal teşkil edecek vasıflara sahip ortaöğretim kademesindeki genç ülküdaşlarımızın, kişilikte ve fikriyatta sağlam birer ülkücü birey olabilmesi için tertip edilen bir program olarak Genel Merkezimiz tarafından düzenlenmiş ve yürürlüğe konmuştur. Bununla birlikte, Türk Gençliğini bilgiye ve çalışmaya teşvik amaçlı olarak düzenlediğimiz Genç Kalemler Yazı Yarışması ve Türkiye Geneli Bilgi Yarışmaları yine bizlerin önem verdiği projelerimiz arasındadır.

Yine bu yıl içinde Türk Gençlik Çalıştayı ve Kurultayı’nın ikincisini gerçekleştirdik. Türk Gençlik Çalıştayı 4 oturumda gerçekleştirildi. Oturumların konu başlıkları “Gençlik, Milli Kimlik ve Değerler”, “Gençlik, Bağımsızlık ve Modernleşme”, “Türk Gençliğinin Sosyo-Ekonomik Sorunları”, “Küreselleşme, Emperyalizm ve Milliyetçilik” olarak belirlendi. Oturumlarımıza Türkiye’nin dört bir yanından lisans, yüksek lisans öğrencileri, akademisyenler delege ve müşahit olarak katıldı. Çalıştayımızın konu başlıkları çerçevesinde Türk Gençliği’nin yaşadığı temel sorunlara yönelik olarak çözüm önerileri tartışıldı. Ve bir sonuç bildirgesi açıklandı. Çalıştayımızın ertesi günü ise Türk Gençlik Kurultayı’nı gerçekleştirdik. Sabah Başbuğumuzun kabrinde Ülküdaşlarımızla buluştuktan sonra mahşeri bir kalabalıkla beraber yürüyüşle Anıtkabir’e gittik. Anıtkabir’in meydanını tamamen dolduran hatta sığmayan Ülküdaşlarımız gerçekten güzel bir görüntü oluşturdu. Anıtkabir’i ziyaretimiz sonrasında ise Kurultayımızın yapılacağı salona doğru yürüyüşümüz devam etti. Yürüyüşümüz boyunca evlerinin camlarından çıkarak alkışlarla ve bayraklarla destek olan vatandaşlarımız bizlere adeta güç verdi. Son olarak Allah’a şükürler olsun ki Kurultayımızı da güzel bir şekilde tamamladık. Türk Milliyetçiliği meşalesinin sönmeyeceğini ve Ne Mutlu Türküm Diyene seslerinin hiçbir zaman susmayacağının mesajını verdik.

Ayrıca hem Ülkücü şehitlerimizin, hem de terörle mücadelede şehit olan asker ve polislerimizin ailelerini de hiçbir zaman yalnız bırakmamaya çalıştık. Onlar bize şehitlerimizin emanetleridir; bizler de onların evlatları olarak emanete sahip çıkacağız ve acılarını bir nebze olsun hafifletmeye gayret göstereceğiz. İyi günde, kötü günde yanlarında olacağız, bizim için can veren yiğitlerin verdikleri mücadelenin boşa gitmediğini gösterebilmek adına var gücümüzle çalışacağız.

Ülkü Ocakları tüm bu sosyal sorumluluk ve eğitim faaliyetleri dışında, memleket gündemini de yakından takip ederek milli varlığımız aleyhine gelişen hadiseler karşısında disiplinli ve teşkilatlı bir şekilde tepkisini koymaktadır. Terörist heykellerinin dikilmesi, şanlı Bayrağımıza yapılan saldırılar ve şehit düşen vatan evlatları gibi toplumun yüreğini yakan hadiselerde, Ülkü Ocakları il ve ilçe teşkilatları tertipledikleri yürüyüş, basın açıklaması ve faaliyetlerle Türk Milletinin vicdanı ve sesi olmuştur. Bu gibi hadiseler karşısında, yetkilileri uyarmak ve milletimizin dikkatini çekmek için bu faaliyetlerimiz devam edecektir.

Bunun gibi pek çok faaliyetimiz il ve ilçe teşkilatlarımız tarafından da gerçekleştirilmektedir. Genel Merkezimiz ve teşkilatlarımız arasında tam bir uyum ve bütünlük vardır, bu uyum ve bütünlük sayesinde de projelerimiz başarıya ulaşmaktadır. Bu bağlamda, Genel merkez yöneticilerimize, il ve ilçe ocak başkanlarımıza ve mensuplarımıza, üniversite ve ortaöğretim teşkilatlarımıza teşekkür ediyorum, hepsinden Allah razı olsun. Bu başarılar, Genel Merkezimiz ve tüm teşkilatlarımızın başarısıdır. İnşallah bu ve bundan sonraki çalışmalarımızda, tüm teşkilatlarımız ve mensuplarımızın gayretiyle başarıya ulaşacağız. Her türlü zorluğa ve olumsuz şarta rağmen, Ülkücü Türk Gençliği olarak asra mührümüzü vuracağız.

  • Sayın Başkan, yoğun çalışma temponuz arasında zaman ayırarak yapmış olduğunuz için açıklamalar için teşekkür ederiz.

Biz de sizlere teşekkür ederiz, bundan sonraki yazı ve yayın hayatınızda da başarılar dileriz.

Yıldıray ÇİÇEK 

ORTADOĞU GAZETESİ

TGB’nin Çuval Eylemi Azerbaycan Basınında

0

TGB geçtiğimiz günlerde İstanbul Eminönü’nde yakaladığı ABD askerinin başına çuval geçirdi. Bu eylem Türkiye’de büyük ses getirdi. Hatta Azerbaycan medya kuruluşlarından Axar.Az’de TGB’lilerle röportaj yaparak eylemi Azerbaycan kamuoyuna duyurdu. 

RÖPORTAJLIK olarak, Azerbaycan medya kuruluşlarından Axar.Az’ın TGB Genel Başkan Yardımcısı Elif İlhamoğlu ile yaptığı röportajı aşağıda yayınlıyoruz..

Bu olaylar zamanı sizin TGB-dən polis tarafdan tutuklanan oldu mu?

Polis tarafından 12 arkadaşımız gözaltına alındı ve 1 gece sonra serbest bırakıldı.

Bu eylem ne zamandan planlanıyordu?

11 Kasım Salı günü Amerikan savaş gemisinin geldiğini tespit ettik ve 12 Kasım’da protestomuzu gerçekleştirdik.

Çavuşoğlu bu gün açıklamasında, çuval geçirenlerin bedel ödeyeceyini bildirdi. buna fikriniz nedir?
Çavuşoğlu ve Amerikan yetkilileri bizleri bedel ödetmekle tehdit ettiler. Bu tehditlerin bizim için hiç bir hükmü yoktur. Bizler ülkemizin bağımsızlığı için her türlü bedeli ödemeye hazırız. Ve korkmuyoruz hiç birinden. Amerikan Emperyalizmi asıl bedel ödeyecek olandır. Ortadoğu’da döktüğü kanların, böldüğü ulusların, yarattığı terörün ve kargaşanın hesabını ödeyecekler. Bu hesabı Türk gençliği soracak, Türk milleti soracak ve emperyalizme karşı direnen tüm halklar, tüm uluslar bu hesabı soracak emperyalizmden. Asıl korkması gereken onlardır ve korktuklarını da çok iyi görebiliyoruz.

Türk camiası bu eylemi nasıl karşıladı?

Türk milleti 2003’de Irak’ta Türk askerinin başına geçirilen çuvalı unutmadı hiç bir zaman, içimiz hep sıcaktı. İşte bu eylem milletimizin içini soğuttu, gönlüne su serpti. Gencinden yaşlısına, sağcısından solcusuna, işçisinden akademisyenine polisine kadar toplumun her kesimi eylemimizi büyük bir sevinç ve gururla karşıladı.

ABD donanması İstanbuldan ayrılırken Türkiyə bayragını göyertesinde açmakla ayrıldı. Sizce ABD-nin bu addımı nasıl deyerlendiriliyor ve Türkiye ile ilişkilerde nasıl bir etki bıraxa bilir?

Amerika’nın savaş gemileri yurdumuza her ayak bastığında Türk gençliği tarafından protesto edilmiş, rezil rüsva olmuşlardır. Bu bizim ilk çuval eylemimiz değil son da olmayacak. Türkiye’de ve Dünya’da emperyalizme karşı yükselen çok ciddi bir damar var ve bu damar her yerde Amerika’nın karşısına çıkıyor. Irak’ta ayakkabı olarak, Türkiye’de çuval olarak. Ve çıkmaya da devam edecek. Bizim her çuval eylemimizden sonra askerlerin çarşı izinleri iptal ediliyor. Daha fazla onurlarının çiğnenmesini kaldıramıyorlar çünkü. İşte o bayrak bu yüzden göndere çekilmiştir, çekmek zorunda kalmışlardır. Dünya’nın direnen halklarının gözleri üzerlerindedir çünkü bunu çok iyi biliyor ve korkuyorlar. Bu bayrak çekme korkunun ve kabullenmenin göstergesidir.

Azerbaycanda sizin bu eylem takdıre layik karşılandı, ancak Türkiyede TGB-ni bu yüzen eleştirenler de oldu. Bu eylemden sonra siz ne gibi desek gördünüz ve ya her hangi eleştiri oldumu?

Aldığımız eleştirilerin yüzde sekseni olumlu idi bunun yanında elbet olumsuz eleştiriler de oldu. Askerlerin gariban olduğunu ve bunun bir şiddet eylemi olduğunu söyleyenler oldu. Bu tavır neoliberalizmin çok açık göstergesidir. Ayda 15 bin dolar alan Amerikan çavuşunu gariban diye nitelendirmek üstelik Afganistan’da, Irak’ta, Lübnan’da insanları vahşice öldüren, kadınlara tecavüz eden bu yağmacı katillere karşı yapılan protestoyu insancıl bulmamak açık bir Amerikan etkisidir. Hümanizm, barış gibi süslü lafların arkasına saklanan bu insanlar emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmektedirler. Fakat milletimiz bunun çok iyi farkına varmıştır ve büyük bir sağduyu ile arkamızda durmuştur.

Türkiye hükumetinden Sizlere karşı nasıl engeller oldu, ya her hangi destek veriliyormu?

AKP hükümeti eylemlerimizi ve faaliyetlerimizi kısıtlamak için elinden geleni yapmıştır, bize karşı ciddi bir psikolojik savaş yürütmektedir.Fakat bu politikaları TGB tarafından geri püskürtülmüş ve halkta da bir karşılık bulamamıştır. TGB’nin çalışma tarzı kitle mücadelesine dayanmaktadır ve geniş kitleler tarafından benimsenmektedir. Halk içerisinde ciddi bir meşruluğu olduğu için bize zarar verememiştir AKP hükümeti. Üstelik gözaltı, tutuklama, zor gücü gibi yöntemlerle biz Türk geçliğini yıldıramadığını görmüştür.

Kobani ile ilgili Türkiye siyasi arenasında durum nasıl? Hükumetin İŞİD siyasetini nasıl deyerlendiriyorsunuz?

Ayn-el Arab üzerinden bugün ciddi bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Yine mağdur edebiyatı ile ABD enstrümanları propaganda yapmaktadırlar. Fakat bu Arap topraklarında bugün halk kalmamıştır. Hepsi göç etmiştir. Ve şu anda Ayn-el Arab bölgesinde PKK’nın varlık yokluk savaşı verilmektedir. IŞID Amerika’nın kontrolünden çıkmıştır ve Amerika hem IŞID’i kontrol altına alabilmek hem de bölgedeki amacı olan tampon Kürt Devleti’ni yaratabilmek için PKK’yı kullanmakta ve silahlandırmaktadır. Ve bu savaş IŞID ile PKK arasında değil PKK ile Türkiye arasındadır. TSK da bunun farkındadır ve AKP hükümetini bu yönde sıkıştırmaktadır. AKP bir yandan Amerika bir yandan da Türkiye’nin milli kuvvetleri arasında sıkışmıştır. Fakat ABD’den yardım almadan savaşamayan PKK’nın acizliği burada ortaya çıkmıştır. ÖSO ile birleşen PKK ABD’den yardım almasına rağmen kaybetmektedir ve dolayısıyla bölgede Amerika kaybetmektedir.

TGB-nin Azerbaycan ofisi varmı ya bununla ilgili bir şeyeler düşünülüyormu?

26-27-28 Ekim tarihlerinde İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde uluslararası bir kurultay gerçekleştirdik, bu kurultaya Azerbaycan’dan Vatandaş Nida Hareketinden arkadaşlar da katıldılar. Ve kurultay sonunda uluslarası bir gençlik örgütü kurduk; Dünya Anti Emperyalist Gençlik Birliği.

Bu birlik içerisinde Azerbaycan’dan gençlerin de yer almasını ve Azeri arkadaşlarımızla ilişkilerimizi geliştirmeyi canı gönülden arzu ederiz.

Sorularınız için teşekkür ederiz, her türlü iletişime açığız, ilişkilerimizi geliştirmek isteriz.

Selamlar, sevgiler..

TGB’nin Çuval Eylemi Azerbaycan Basınında

0

TGB geçtiğimiz günlerde İstanbul Eminönü’nde yakaladığı ABD askerinin başına çuval geçirdi. Bu eylem Türkiye’de büyük ses getirdi. Hatta Azerbaycan medya kuruluşlarından Axar.Az’de TGB’lilerle röportaj yaparak eylemi Azerbaycan kamuoyuna duyurdu. 

RÖPORTAJLIK olarak, Azerbaycan medya kuruluşlarından Axar.Az’ın TGB Genel Başkan Yardımcısı Elif İlhamoğlu ile yaptığı röportajı aşağıda yayınlıyoruz..

Bu olaylar zamanı sizin TGB-dən polis tarafdan tutuklanan oldu mu?

Polis tarafından 12 arkadaşımız gözaltına alındı ve 1 gece sonra serbest bırakıldı.

Bu eylem ne zamandan planlanıyordu?

11 Kasım Salı günü Amerikan savaş gemisinin geldiğini tespit ettik ve 12 Kasım’da protestomuzu gerçekleştirdik.

Çavuşoğlu bu gün açıklamasında, çuval geçirenlerin bedel ödeyeceyini bildirdi. buna fikriniz nedir?
Çavuşoğlu ve Amerikan yetkilileri bizleri bedel ödetmekle tehdit ettiler. Bu tehditlerin bizim için hiç bir hükmü yoktur. Bizler ülkemizin bağımsızlığı için her türlü bedeli ödemeye hazırız. Ve korkmuyoruz hiç birinden. Amerikan Emperyalizmi asıl bedel ödeyecek olandır. Ortadoğu’da döktüğü kanların, böldüğü ulusların, yarattığı terörün ve kargaşanın hesabını ödeyecekler. Bu hesabı Türk gençliği soracak, Türk milleti soracak ve emperyalizme karşı direnen tüm halklar, tüm uluslar bu hesabı soracak emperyalizmden. Asıl korkması gereken onlardır ve korktuklarını da çok iyi görebiliyoruz.

Türk camiası bu eylemi nasıl karşıladı?

Türk milleti 2003’de Irak’ta Türk askerinin başına geçirilen çuvalı unutmadı hiç bir zaman, içimiz hep sıcaktı. İşte bu eylem milletimizin içini soğuttu, gönlüne su serpti. Gencinden yaşlısına, sağcısından solcusuna, işçisinden akademisyenine polisine kadar toplumun her kesimi eylemimizi büyük bir sevinç ve gururla karşıladı.

ABD donanması İstanbuldan ayrılırken Türkiyə bayragını göyertesinde açmakla ayrıldı. Sizce ABD-nin bu addımı nasıl deyerlendiriliyor ve Türkiye ile ilişkilerde nasıl bir etki bıraxa bilir?

Amerika’nın savaş gemileri yurdumuza her ayak bastığında Türk gençliği tarafından protesto edilmiş, rezil rüsva olmuşlardır. Bu bizim ilk çuval eylemimiz değil son da olmayacak. Türkiye’de ve Dünya’da emperyalizme karşı yükselen çok ciddi bir damar var ve bu damar her yerde Amerika’nın karşısına çıkıyor. Irak’ta ayakkabı olarak, Türkiye’de çuval olarak. Ve çıkmaya da devam edecek. Bizim her çuval eylemimizden sonra askerlerin çarşı izinleri iptal ediliyor. Daha fazla onurlarının çiğnenmesini kaldıramıyorlar çünkü. İşte o bayrak bu yüzden göndere çekilmiştir, çekmek zorunda kalmışlardır. Dünya’nın direnen halklarının gözleri üzerlerindedir çünkü bunu çok iyi biliyor ve korkuyorlar. Bu bayrak çekme korkunun ve kabullenmenin göstergesidir.

Azerbaycanda sizin bu eylem takdıre layik karşılandı, ancak Türkiyede TGB-ni bu yüzen eleştirenler de oldu. Bu eylemden sonra siz ne gibi desek gördünüz ve ya her hangi eleştiri oldumu?

Aldığımız eleştirilerin yüzde sekseni olumlu idi bunun yanında elbet olumsuz eleştiriler de oldu. Askerlerin gariban olduğunu ve bunun bir şiddet eylemi olduğunu söyleyenler oldu. Bu tavır neoliberalizmin çok açık göstergesidir. Ayda 15 bin dolar alan Amerikan çavuşunu gariban diye nitelendirmek üstelik Afganistan’da, Irak’ta, Lübnan’da insanları vahşice öldüren, kadınlara tecavüz eden bu yağmacı katillere karşı yapılan protestoyu insancıl bulmamak açık bir Amerikan etkisidir. Hümanizm, barış gibi süslü lafların arkasına saklanan bu insanlar emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmektedirler. Fakat milletimiz bunun çok iyi farkına varmıştır ve büyük bir sağduyu ile arkamızda durmuştur.

Türkiye hükumetinden Sizlere karşı nasıl engeller oldu, ya her hangi destek veriliyormu?

AKP hükümeti eylemlerimizi ve faaliyetlerimizi kısıtlamak için elinden geleni yapmıştır, bize karşı ciddi bir psikolojik savaş yürütmektedir.Fakat bu politikaları TGB tarafından geri püskürtülmüş ve halkta da bir karşılık bulamamıştır. TGB’nin çalışma tarzı kitle mücadelesine dayanmaktadır ve geniş kitleler tarafından benimsenmektedir. Halk içerisinde ciddi bir meşruluğu olduğu için bize zarar verememiştir AKP hükümeti. Üstelik gözaltı, tutuklama, zor gücü gibi yöntemlerle biz Türk geçliğini yıldıramadığını görmüştür.

Kobani ile ilgili Türkiye siyasi arenasında durum nasıl? Hükumetin İŞİD siyasetini nasıl deyerlendiriyorsunuz?

Ayn-el Arab üzerinden bugün ciddi bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Yine mağdur edebiyatı ile ABD enstrümanları propaganda yapmaktadırlar. Fakat bu Arap topraklarında bugün halk kalmamıştır. Hepsi göç etmiştir. Ve şu anda Ayn-el Arab bölgesinde PKK’nın varlık yokluk savaşı verilmektedir. IŞID Amerika’nın kontrolünden çıkmıştır ve Amerika hem IŞID’i kontrol altına alabilmek hem de bölgedeki amacı olan tampon Kürt Devleti’ni yaratabilmek için PKK’yı kullanmakta ve silahlandırmaktadır. Ve bu savaş IŞID ile PKK arasında değil PKK ile Türkiye arasındadır. TSK da bunun farkındadır ve AKP hükümetini bu yönde sıkıştırmaktadır. AKP bir yandan Amerika bir yandan da Türkiye’nin milli kuvvetleri arasında sıkışmıştır. Fakat ABD’den yardım almadan savaşamayan PKK’nın acizliği burada ortaya çıkmıştır. ÖSO ile birleşen PKK ABD’den yardım almasına rağmen kaybetmektedir ve dolayısıyla bölgede Amerika kaybetmektedir.

TGB-nin Azerbaycan ofisi varmı ya bununla ilgili bir şeyeler düşünülüyormu?

26-27-28 Ekim tarihlerinde İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde uluslararası bir kurultay gerçekleştirdik, bu kurultaya Azerbaycan’dan Vatandaş Nida Hareketinden arkadaşlar da katıldılar. Ve kurultay sonunda uluslarası bir gençlik örgütü kurduk; Dünya Anti Emperyalist Gençlik Birliği.

Bu birlik içerisinde Azerbaycan’dan gençlerin de yer almasını ve Azeri arkadaşlarımızla ilişkilerimizi geliştirmeyi canı gönülden arzu ederiz.

Sorularınız için teşekkür ederiz, her türlü iletişime açığız, ilişkilerimizi geliştirmek isteriz.

Selamlar, sevgiler..

Eray Emin Aydemir röportajı

0

Çok sevdiğimiz bir spor yazarı olan Eray Emin Aydemir ile kısa bir röportaj yaptık.

Klasik başlayalım… Kimdir Eray Emin Aydemir? Bu spor bilgisi ve sevgisi nereden geliyor?
Zor bir soru… Eray kendi hüznüyle barışmış biri. İdealleri olan, büyük hedefleri düşünen, sürekli okuyan ve yazan, bilgiye aç biri. Farklı yönleri var, bir bakarsınız Maya Uygarlığı`ndan bahsediyor bir bakarsınız Orta Asya`daki şamanlardan. Spor bilgisi ilk olarak hobiydi. Daha sonra meslek olunca olaya farklı bir bakış açısı ile yaklaşıyorsunuz. Bilmeniz lazım, sadece bir sporu değil diğer spor dallarını da takip etmeniz lazım. Elimden geldiği kadar sporun her alanında daha da derine inmeye çalışıyorum.

Fenerbahçeli bir ailede büyümüşsün, Beşiktaş sevgisi nasıl başladı?
İsyankar bir tarafım var ondan oldu sanırım. Anneannem iyi bir Beşiktaşlıydı. Kardeşi Dumlupınar Denizaltısında şehit olmuş. Beni hep ona benzetiyordu. O da Beşiktaşlıymış. Anneannem yaptı beni Beşiktaşlı. İyi ki yaptı bunu.

Son bir yılda iki farklı kitabın çıktı. Yazarlık hayallerinden biri miydi?
İçe kapanık bir çocukmuşum. Yazarken, konuşmaya nazaran kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Çocukken çok kitabım vardı. Ailem alıyordu sürekli çocuklara uygun kitaplar. Okuma alışkanlığı öyle başladı. Kitaplar en yakım arkadaşım oldular. Çok istiyordum yazdığım şeylerin insanlar tarafından okunmasını. Öyle de oldu.

Kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Örnek aldığım yazarlar var. Dostoyevski ve Bulgakov`a büyük hayranık duyuyorum. Dante`yi çok seviyorum. Sürekli okuyup yazıyordum. Hayal ediyordum yazmayı. Asla onlar gibi olamam. O kadar iyi yazarlara yetişebileceğimi düşünmüyorum. Ancak artık insanlara ben de bir şey anlatabilirim dedim ve çalışmalar kitaba dönüştü. Bu çok hakim olduğum bir eylem değil. Zamanın geldiğini hissediyorsunuz ve yapıyorsunuz. Biraz evren ile de alakalı bir sanırım. Zamana itaat etmek zorundayız.

Geçtiğimiz ay Timsahın Gözyaşları isimli kitabın okuyucuyla buluştu. Kitabın öyküsünü senden dinleyebilir miyiz?
Kitabın iki yüzü var. Birinci yüzü bir seri katili ve hedefinin işini bitirene kadar başından geçenleri anlatıyor. İkinci yüzü ise daha farklı. Katilin ve diğer karakterlerin dışarıya yansıtmadıkları ve içlerinde yaşadıkları bir dünya var. Hepsinin geçmişinde büyük sıkıntılar var. Toplumun farklı sınıflarında yaşayan acı çeken insanlar var kitapta.

Okuyucudan nasıl tepkiler geliyor?
Kitap, Siyah Beyaz Kitap`tan çıktı. Ekip müthiş bir iş çıkarttı. Kapak çok başarılı. Şu ana kadar olumsuz bir geri dönüş almadık. Alırsam da daha iyiyi yapmak adına can kulağıyla dinlerim. Her şey çok güzel gidiyor şu anda.

Gelecek zamanlarda spor konulu bir kitap yazmayı düşünüyor musun?
Bunu tavsiye ediyorlar. `Beşiktaş`ın çok içindesin, yazman gerekiyor` diyorlar. Ben biraz beklemek taraftarıyım. Özellikle Gezi Parkı süreci sonrasında çok kitap yazıldı Beşiktaş ile ilgili. Şu an için doğru zaman değil. Belki ileride neden olmasın.

Hayatına yalnızca yazar olarak devam etme gibi düşüncelerin var mı? Yoksa spor olmazsa olmazın mı?
Bu ne yazık ki biraz da ekonomi ile alakalı. Açık konuşmak gerekirse yazarak hayatımı geçirmek isterdim. Ancak ülkenin şartları ne yazık ki buna pek izin vermiyor. Gazeteciyim, bildiğim işi yapmaya devam edeceğim.

Edebiyat dünyasından örnek aldığınız insanları söylediniz… Başka kimleri örnek alıyorsunuz?
Newton hayranıyım. Çocukluğundan beri geçirdiği zorluklar ve başardıkları. Ne zaman zor bir durumda kalsam Newton ve Mustafa Kemal Atatürk`ün hayatını düşünüyorum. Çok zor şartlardan yetişip muazzam işler yaparak çıkıyorlar. Voltaire`in de farklı bir yeri var. Bakış açısı her zaman beni etkilemiştir.

Özge Şen 18.11.2014

BOXER DERGİSİ

Eray Emin Aydemir röportajı

0

Çok sevdiğimiz bir spor yazarı olan Eray Emin Aydemir ile kısa bir röportaj yaptık.

Klasik başlayalım… Kimdir Eray Emin Aydemir? Bu spor bilgisi ve sevgisi nereden geliyor?
Zor bir soru… Eray kendi hüznüyle barışmış biri. İdealleri olan, büyük hedefleri düşünen, sürekli okuyan ve yazan, bilgiye aç biri. Farklı yönleri var, bir bakarsınız Maya Uygarlığı`ndan bahsediyor bir bakarsınız Orta Asya`daki şamanlardan. Spor bilgisi ilk olarak hobiydi. Daha sonra meslek olunca olaya farklı bir bakış açısı ile yaklaşıyorsunuz. Bilmeniz lazım, sadece bir sporu değil diğer spor dallarını da takip etmeniz lazım. Elimden geldiği kadar sporun her alanında daha da derine inmeye çalışıyorum.

Fenerbahçeli bir ailede büyümüşsün, Beşiktaş sevgisi nasıl başladı?
İsyankar bir tarafım var ondan oldu sanırım. Anneannem iyi bir Beşiktaşlıydı. Kardeşi Dumlupınar Denizaltısında şehit olmuş. Beni hep ona benzetiyordu. O da Beşiktaşlıymış. Anneannem yaptı beni Beşiktaşlı. İyi ki yaptı bunu.

Son bir yılda iki farklı kitabın çıktı. Yazarlık hayallerinden biri miydi?
İçe kapanık bir çocukmuşum. Yazarken, konuşmaya nazaran kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Çocukken çok kitabım vardı. Ailem alıyordu sürekli çocuklara uygun kitaplar. Okuma alışkanlığı öyle başladı. Kitaplar en yakım arkadaşım oldular. Çok istiyordum yazdığım şeylerin insanlar tarafından okunmasını. Öyle de oldu.

Kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Örnek aldığım yazarlar var. Dostoyevski ve Bulgakov`a büyük hayranık duyuyorum. Dante`yi çok seviyorum. Sürekli okuyup yazıyordum. Hayal ediyordum yazmayı. Asla onlar gibi olamam. O kadar iyi yazarlara yetişebileceğimi düşünmüyorum. Ancak artık insanlara ben de bir şey anlatabilirim dedim ve çalışmalar kitaba dönüştü. Bu çok hakim olduğum bir eylem değil. Zamanın geldiğini hissediyorsunuz ve yapıyorsunuz. Biraz evren ile de alakalı bir sanırım. Zamana itaat etmek zorundayız.

Geçtiğimiz ay Timsahın Gözyaşları isimli kitabın okuyucuyla buluştu. Kitabın öyküsünü senden dinleyebilir miyiz?
Kitabın iki yüzü var. Birinci yüzü bir seri katili ve hedefinin işini bitirene kadar başından geçenleri anlatıyor. İkinci yüzü ise daha farklı. Katilin ve diğer karakterlerin dışarıya yansıtmadıkları ve içlerinde yaşadıkları bir dünya var. Hepsinin geçmişinde büyük sıkıntılar var. Toplumun farklı sınıflarında yaşayan acı çeken insanlar var kitapta.

Okuyucudan nasıl tepkiler geliyor?
Kitap, Siyah Beyaz Kitap`tan çıktı. Ekip müthiş bir iş çıkarttı. Kapak çok başarılı. Şu ana kadar olumsuz bir geri dönüş almadık. Alırsam da daha iyiyi yapmak adına can kulağıyla dinlerim. Her şey çok güzel gidiyor şu anda.

Gelecek zamanlarda spor konulu bir kitap yazmayı düşünüyor musun?
Bunu tavsiye ediyorlar. `Beşiktaş`ın çok içindesin, yazman gerekiyor` diyorlar. Ben biraz beklemek taraftarıyım. Özellikle Gezi Parkı süreci sonrasında çok kitap yazıldı Beşiktaş ile ilgili. Şu an için doğru zaman değil. Belki ileride neden olmasın.

Hayatına yalnızca yazar olarak devam etme gibi düşüncelerin var mı? Yoksa spor olmazsa olmazın mı?
Bu ne yazık ki biraz da ekonomi ile alakalı. Açık konuşmak gerekirse yazarak hayatımı geçirmek isterdim. Ancak ülkenin şartları ne yazık ki buna pek izin vermiyor. Gazeteciyim, bildiğim işi yapmaya devam edeceğim.

Edebiyat dünyasından örnek aldığınız insanları söylediniz… Başka kimleri örnek alıyorsunuz?
Newton hayranıyım. Çocukluğundan beri geçirdiği zorluklar ve başardıkları. Ne zaman zor bir durumda kalsam Newton ve Mustafa Kemal Atatürk`ün hayatını düşünüyorum. Çok zor şartlardan yetişip muazzam işler yaparak çıkıyorlar. Voltaire`in de farklı bir yeri var. Bakış açısı her zaman beni etkilemiştir.

Özge Şen 18.11.2014

BOXER DERGİSİ

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz’dan Önemli Açıklamalar

0

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, Türkiye’de iç isyan provalarının yapıldığı bir dönemde Ülkücülerin duruşu, Yaşanan olaylara ve tehditlere aldırmadan Doğu ve Güneydoğu illerine yaptığı ziyaretler, Türkmenlere götürülen yardımlar ve son dönemde Ülkü Ocakları ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin sembollerini kullanan taklitçi ve takiyeci siyasetçiler hakkında önemli değerlendirmeler yaptı.
Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, “Ülkücü Hareket, tarihin acı fakat gurur dolu hatıralarından süzülüp gelen, çatışma nedir, mücadele nedir bilen bir harekettir. Ülkücüler, her türlü mücadeleye hem ferdi olarak hem de teşkilat olarak hazırdırlar, ihtiyaç hâsıl olduğunda Kuvayı Milliye ruhu ile hareket ederek Anadolu Türklüğünü müdafaa edecektir. Bizim ne zaman ne şekilde hareket edeceğimizi belirleyen, Türkmen Beyimiz Sn. Devlet Bahçeli’nin talimatları ve işaretleri olacaktır” dedi.

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, ”Ülkü Ocakları, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük ve en güçlü gençlik teşkilatıdır” dedi.
Kılavuz, ”Şimdilerde  “ocak” adı altında bazı oluşumlar kurarak, akıllarınca bir gençlik teşkilatı kurma çabasına girmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, taklitler, ancak ve ancak aslını yaşatırlar. Türk milliyetçilerinin adresi Ülkü Ocakları, partisi ise Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Sembollerimizi kullanarak siyaset geliştirmeye çalışanlar hadlerini bilmelidirler, gerektiğinde yasal yolları takip ederek izledikleri bu çirkin siyasetleriyle mücadele etmeye devam edeceğiz” açıklaması yaptı.

Kılavuz, “AKP iktidara geldiğinden bu yana, Ülkücü Hareketi yakından izlemiş ve her fırsatta Ülkücü Hareketin dinamiklerinden faydalanmaya kalkışmıştır. Gün olmuş “bağımsız ülkücüler” peyda etmiş, gün olmuş gittiği yerin yenisi olmayı beceremeyen, “eski ülkücü” mahlası ile gezenleri tedavüle sürmüştür. Yetmemiş mitinglerinde kutlu üç hilalimizi kullanmış, kerameti kendinden menkul adamları Ülkücülerin sözcüsü ve temsilcisi gibi lanse etmekten çekinmemiştir. Şimdilerde de “ocak” adı altında bazı oluşumlar kurarak, akıllarınca bir gençlik teşkilatı kurma çabasına girmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, taklitler, ancak ve ancak aslını yaşatırlar” dedi.
Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, ”Ülkü Ocakları, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük ve en güçlü gençlik teşkilatıdır. Bu bağlamda, çok defa taklit edilmiş, farklı fikirleri benimseyen kimselerce benzerleri kurulmaya çalışılmıştır” dedi.

 

Yazarımız Yıldıray ÇİÇEK’e önemli açıklamalar yapan Kılavuz, Türkiye gündemindeki soruları cevaplandırdı.

İşte sorular işte cevaplar:

-Sayın Başkan, ağır Türkiye gündeminde ve yoğun faaliyet programınızda bizlere ayırdığınız zaman için teşekkür ediyorum. Size ilk sorum Türkmen soydaşlarımıza sahip çıkmak için iki kere yapmış olduğunuz Kerkük ziyaretleri hakkında olacak. Bu ziyaretlerinizdeki amaç ve orada soydaşlarımızla beraber yaşadıklarınız hakkında biraz bilgi verir misiniz?

 

”TÜRKMENELİ’NDE YAŞANAN HER HADİSEYİ, HER SORUNU KENDİ MESELEMİZ OLARAK KABUL EDİYORUZ”

Cevap: Biz sizlere teşekkür ederiz, bu fırsatı bize verdiğiniz için.

Türkmeneli biz Ülkücüler için, Turan coğrafyasının nadide bir parçasıdır. Türk Milliyetçileri, Irak Türklüğünü hiçbir zaman için Anadolu Türklüğünden ayrı görmemiş, onu, Anadolu Türklüğünün doğal bir uzantısı olarak görmüştür. Nitekim, sosyal, kültürel ve itikadî noktada geniş ve derin bir birlikteliğimiz de söz konusudur. Türkmeneli, bize Osmanlı’nın vasiyeti, Misak-ı Milli’nin emanetidir. Fakat bugüne geldiğimizde, kadim vatan toprağı olan Türkmeneli, sahipsiz bırakılmış, Türkmen kardeşlerimizin can ve malları tehlikeye düşmüş, kardeşlerimiz Türk’e dost olmadığı tarih tarafından defalarca saptanmış odakların arasında bir başına bırakılmıştır. Yani kardeşlerimizin maddi ve manevi varlıkları, kalleşlerimizin olmayan vicdanına terk edilmiştir. Biz Ülkü Ocakları olarak, Kerkük’ü, Emirli’yi, Tuzhurmatu’yu Ankara’dan, Nevşehir’den ya da Ceyhan’dan ayrı görmedik, bundan sonra da göremeyiz. Bu anlamda, Türkmeneli’nde yaşanan her hadiseyi, her sorunu kendi meselemiz olarak kabul ediyoruz.

Tüm bu yönleriyle ele aldığımızda, Türkmeneli’ne ilgi göstermeyi ve orada yaşananlara kayıtsız kalmamayı bir vazife olarak telakki ederek, bölgeye ziyaretlerde bulunduk.

Ziyaretlerimiz bildiğiniz gibi, 25 Haziran 2014 tarihinde Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli Bey’in “Sen de doyur, sen de giydir!” temasıyla başlatmış olduğu ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından yürütülen “Türkmeneli’ne Türk’ün Elini Uzat” adlı yardım kampanyası çerçevesinde gerçekleşmiştir. Türkmen kardeşlerimizle yapılan görüşmeler neticesinde bir takım gıda maddeleri ve giysi ihtiyaçlarının bulunduğunu tespit edilmiş ve bu kapsamda bir liste kamuoyuyla paylaşılarak yardım toplanmaya başlanmıştır. Türkiye’nin dört bir yanından gönderilen 20 tır gıda ve giysi yardımı, 7 Temmuz 2014 Pazartesi günü yola çıkmıştır. Yardımların sınırdan geçirilmesinde,  Irak sınırları içinde güvenliğinin sağlanmasında ve dağıtılmasında,  kamu kurumlarından ya da diğer yardım kuruluşlarından herhangi bir destek maalesef ki görmedik. Bilakis, bu yardım faaliyetimize zımnen köstek olup, engellemeye çalıştılar. O kadar ki, yardımların tehlikeye düşmesinin yanında zaman zaman hayatımızın da tehdit altında olduğunu hissettik. Bu şartlara rağmen bize emanet edilen yardımları, bütün Türkmeneli coğrafyasına hiçbir etnik ve mezhepsel ayrım gözetmeksizin dağıtarak sağ salim yerine ulaştırdık.

İkinci ziyaretimiz ise Kurban Bayramı ve toplanan nakdi yardımların iletilmesi amacıyla gerçekleşti. 2 Ekim 2014 Perşembe Günü başlayan ziyaretimiz, Kurban Bayramı’nı da içine alacak şekilde toplam 8 gün sürdü. Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’in de vekâletini alarak kendileri adına da kurban kestik. Toplanan yardımların bir kuruşunun veya bir kolisinin dahi zayi olmasına izin vermeden kardeşlerimize teslim ettik. Bu kapsamda, 7500 aileye gıda, 2000 aileye de nakdi yardım gerçekleştirdik ayrıca Kurban kampanyamız kapsamında da Türkmen ailelere kurban dağıtımında bulunduk. Ziyaretlerimiz kapsamında, kurban eti, giysi, gıda ve nakdi olarak 50.000’den fazla aileye ulaşmış bulunmaktayız.

Türkmeneli’nde gördüğümüz manzara gerçekten son derece üzüntü vericidir. Bölgedeki farklı unsurlara, mezhep ve etnik temelli olarak bir takım ülkelerden ve gruplardan yardımlar ulaşmaktadır; ancak Türkmenler tamamen sahipsiz ve kimsesiz bırakılmıştır. Soydaşlarımız, savaşın dehşetini yaşamakta, açlık ve susuzluktan çocuklar hayatını kaybetmektedir.

Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli’nin talimatıyla gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerimizde, liderimizin ve Anadolu Türklüğünün selam ve muhabbetini kardeşlerimize ilettik.

Ülkü Ocakları’nın bölgeye gidişi Türkmenler tarafından büyük bir coşku ve mutlulukla karşılanmıştır. Bizim de yardımlara bizzat nezaret etmemiz, Kurban Bayramını Türkmeneli’nde idrak etmemiz karşısında, Türkmen kardeşlerimiz “Bizi sevdiğinizi ispat ettiniz, yardımlardan ziyade sizin gelmeniz bizim için çok önemli” ifadeleriyle düşüncelerini belirttiler. Yine aynı bölgede bir amcamız ise “Türk Milliyetçilerinin, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in bizi yalnız bırakmayacağını mutlaka geleceğini biliyorduk.” sözleriyle oradakilerin duygularına tercüman oldu. Kardeşlerimiz yalnız olmadıklarını, Anadolu Türklüğünün kalbinin kendileri için çarptığını görmüş oldular. Bölgedeki siyasiler dini liderler, sivil toplum temsilcileri ve Türkmen bürokratlar bizzat teşekkürlerini ilettiler.

Gözlemlediğimiz bu samimi hislerin resmi yansıması da Irak Türkmen Cephesi yöneticileri ve diğer Türkmen teşkilatlarının, yardımlara bizzat refakat etmemizden duyduğu heyecanı dile getirmesidir. Ben de yeri gelmişken, kampanyamızın başarıya ulaşmasında emeği ve katkısı olan Genel Merkez yöneticilerimize, il ve ilçe ocaklarımız ile tüm hayırsever vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.

 

– AKP hükümetinin Peşmergeye, PYD’ye, PKK sahip çıkarken, yaşadıkları zulümlerde Türkmenleri yalnız ve sahipsiz bırakması, Irak’taki Türkmenler nazarında nasıl bir duyguyla karşılanmaktadır?

”TÜRKMEN KARDEŞLERİMİZ AKP HÜKÜMETİNİN BARZANİ İLE YAPTIĞI İŞBİRLİĞİNE BÜYÜK TEPKİ DUYUYORLAR”

Türkmeneli’ndeki kardeşlerimiz için Türkiye Cumhuriyeti ve Ankara, Osmanlı’nın devamı olarak görülmüş ve Irak Türklüğünün hür yaşamasına ilişkin umutların sembolü olmuştur. Türkülerinde, ağıtlarında anavatana olan bağlılıklarına ve sevgilerine yer vermişler, Türklüğün kalbi olarak Ankara’yı kabul etmişlerdir. Siyasetlerini Ankara’ya göre belirlemişler, Ankara’dan gelecek işarete göre hareket etmişlerdir.

Türkmeneli’nin Ankara’ya bu yönelişine rağmen, Ankara’nın Ortadoğu ve Irak politikasında özellikle son yıllarda Türkmen varlığını hesaba kattığı ifade edilemez. Maalesef bugün Türkiye’nin Irak politikasının merkezinde Türkmenler yer almamaktadır. Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti, kendisine dost ve müttefik olarak Peşmerge ve Barzani’yi seçmiş, o derece ki Barzani çapulcubaşısı AKP kongresine katılmış ve “Türkiye seninle gurur duyuyor!” tezahüratları ile karşılanmıştır. Sadece Peşmerge değil, siyasi iktidar ABD, AB, İran, IŞİD ve diğer bütün güç odaklarını dikkate almış fakat Türkmenleri bir türlü göz önüne almamıştır.  Kerkük’te bulunduğum sürede bizzat şahit olduğum durum şudur: Türkmen kardeşlerimiz AKP Hükümetinin Barzani ile yaptığı işbirliğine büyük tepki duyuyorlar. Türkmen kardeşlerimiz Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden bırakın yardımı istemeyi ve destek görmeyi, “IŞİD ve karşımızdaki düşmanlara, Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti hiç değilse mermi vermesin, yeter” diyecek duruma gelmişlerdir. Türkmen kardeşlerimiz, IŞİD belasını başlarına saranın Tayyip Erdoğan olduğunu düşünmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine olan tepkileri o derece ileri seviyeye ulaşmıştır ki, yaptığımız yardımların önce AKP Hükümeti tarafından gönderildiğini düşünerek reddetmişler, daha sonra yardımların Ülkü Ocakları tarafından gönderildiğinin anlaşılması üzerine yardımları kabul etmişlerdir.

Türkmen’siz ve vizyonsuz politikalar karşısında Türkmeneli’ndeki kardeşlerimizin gönülleri karışık duygular içindedir. Ağabey bildikleri, bir işaretiyle harekete geçecekleri Ankara’nın bu ilgisizliği karşısında, günden güne daha bir umutsuzluk içine sürüklenmektedirler. Biz Ülkü Ocakları olarak bu umutsuzluğu kırmak için sonuna kadar mücadele ediyoruz, fakat bu mücadelemizde Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin yanımızda olmayışı, bizi olduğu kadar Türkmen kardeşlerimizi de üzüntüye sevketmektedir.

Irak Türklüğü, mezhepçi İran ile ırkçı Peşmerge arasında kalmış, bu arada kalmışlık karşısında son derece ilgisiz olan siyasi iktidarın Türkmenleri Peşmerge idaresi altında toplama çabaları karşısında şaşkınlıklarını ve üzüntülerini gizleyememektedir. Kuzey Irak’ta AKP hükümetinin desteğiyle meydana getirilmek istenen bir oldu-bittinin benzeri, Ayn el-Arap’ta Peşmerge ve PYD’ye destek verilerek Suriye’de de gerçekleştirilmek istenmektedir. Ancak her ne olursa olsun kardeşlerimiz, Türkmenler’e destek verebilecek tek gücün Anavatan Türkiye olduğu gerçeği karşısında sabır ve metanetle siyasi iktidarın kendine gelmesini beklemeye devam etmektedirler.

 

– Sayın Başkan, Türk Dünyasına ve Türkmeneli’ne olan alakalarınızı biliyoruz. Son yıllarda hem Irak, hem de Suriye’deki Türkmen soydaşlarımızın yaşadıkları sıkıntılar ortadadır. Bu bölgede, Türkmen soydaşlarımız için öngördüğünüz başka projeler var mı? 

”SURİYE TÜRKMENLERİ İÇİN GERÇEKLEŞTİRECEĞİMİZ KAMPANYANIN DETAYLARINI DA AÇIKLAYACAĞIZ”

Şüphesiz ki Türkmeneli ile ilgili çalışmalarımız bundan sonra da devam edecektir. Türkmeneli, bir başka ifadeyle Irak ve Suriye Türklüğü bizim nazarımızda her zaman önceliklidir, bölgede yaşananlar karşısında sessiz kalmamız düşünülemez.

Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’in talimatıyla başlatmış olduğumuz “Türkmeneli’ne Türk’ün elini uzat” adlı kampanyamız kapsamında yaptığımız ziyaretlerle ilgili olarak az önce bazı açıklamalarda bulunduk. Bu ziyaretlerimizde, bir takım incelemeler ve gözlemler yapma fırsatı bulduk. Özellikle dikkatimizi çeken hususlardan biri, Türkmence eğitim yapan okulların ve bu okullarda eğitimlerini sürdürmeye çalışan soydaşlarımızın durumuydu.

Bizi birbirimize bağlı kılan, milli kimliğin ve milli kültürün yaşatılmasındaki en önemli sacayağı olan Türkçe’miz, Türkmeneli’nde yüzyıllar boyu konuşulmaya devam etsin; hoyratlar yaşasın, ses bayrağımız Türkçe dalgalanmaya devam etsin diye bu okulların varlığını sürdürmesi amaçlı bir yardım kampanyası düzenledik. Bu okullara bir takım yardımlarda bulunduk, Irak Türkmen Öğrenci ve Gençler Derneği’ndeki ülküdaşlarımız bu okullara ziyaretler gerçekleştirip defter, kalem, silgi, cetvel, sırt çantası gibi kırtasiye malzemelerini öğrenci kardeşlerimize ulaştırdılar.  Ayrıca okullarımızın ihtiyaçları için de tahta, çöp kutusu (küçük), çöp bidonu, hazır perde, plastik sandalye, küçük masa, elektrikli soba, halı, spor malzemeleri, Renkli Fotokopi Makinası gibi malzemeler de temin edilerek okullarımıza dağıtılmıştır.

Kerkük Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Ömer Neccar ve beraberindeki heyet Genel Merkezimizi ziyaret ederek yapılan bu yardımlar ve okullarımızın son durumu hakkında bilgi verdi. “Türkmeneli’ne Türk’ün elini uzat” kampanyasına verdikleri destek ve gösterdikleri çabadan dolayı başta Ocak Başkanımız Ahmet Ömer Neccar olmak üzere Kerkük Ülkü Ocaklı kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Bununla birlikte Suriye Türkmenleri ile ilgili olarak da bir kampanya hazırlığı içindeyiz. “Dünyanın neresinde bir Türk varsa, derdi derdimiz, acısı acımızdır” şiarıyla Esad ve IŞİD belası arasında kalmış Suriye Türklüğü için de bir yardım kampanyası düzenleyeceğiz.

Suriye Türkmenleri’nin kaderi de maalesef Irak Türkmenleri’nin kaderi gibi AKP iktidarı tarafından yalnızlığa mahkûm edilmek olmuştur. Ancak Ülkü Ocakları ve onu bağrından çıkaran necip Türk Milleti,  Suriye’deki kardeşlerine de elini uzatacaktır. Önümüzdeki günlerde inşallah, Suriye Türkmenleri için gerçekleştireceğimiz kampanyanın detaylarını da açıklayacağız.

Yıldıray Çiçek 19.11.2014

ORTADOĞU GAZETESİ