Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 108

Şarkılarım Hâlâ Geçerli

Ceren Özdemir 

VİRAL MECMUA

Bora Ayanoğlu deyince aklıma çocukluğumdan bir sahne gelir hemen. 80’li yılların sonunda bir yaz gecesi, balkondayız Bora Abi elinde gitar Fabrika Kızı’nı çalıp söylüyor.  Şanslı bir çocuktum, ailem sanatçıydı ve sanatçı dostları vardı, Bora Ayanoğlu da bunlardan biriydi. Güller ve Dudaklar, Fabrika Kızı, O Yaz şarkılarının hepimizin hayatında özel yerleri var. Bora Ayanoğlu tüm bilinen şarkılarını, bazı film müziklerini ve iki yeni şarkıyı We Play-We Pop etiketiyle çıkan “Söz ve Müzik” albümünde toparladı. Albümden başladık, şehir tiyatrolarından, sinemadan geçerek sözü yine müzikle tamamladık. Keyifli okumalar dileriz.

Albüm fikri nasıl çıktı?

Bora Ayanoğlu: 1998-99 sezonunda ikinci kere Şehir Tiyatrosuna girmiştim, bu sefer oyuncu olarak değil de baş müzik direktörü olarak. Tiyatro müzikleri üretiyordum sürekli. Bu sırada eve bir home-studio kurdum. Zamanla oğlum dedi ki, “baba kendi müziklerini de hazırlamaya başla, eski şarkıları soranlar oluyor.” Emekli olana kadar ben o şarkıların üzerinde çalıştım. Böyle böyle bir repertuar oluştu. 2012 senesinde emekli olduktan sonra Zeynep (Göktürk) ile karşılaştık, onu zaten Odeon zamanlarından tanıyordum. Zeynep, bu albümü hayata geçirmeyi önerdi ve bu fikri We Play’e sundu. Haluk Polat müzisyen, ortağı Barış müzisyen… Onun için onlarla diyalog kurmam çok daha kolay oldu. Böylece biz We Play ile anlaştık. Her şeyi çok güzel ve tadında yaptık. Ben onlara şunu söyledim; “Ben evin içinde çalan sakin bir orkestra istiyorum” dedim ve her şeyin başında durdum. Fotoğraflar çekildi, albüm için bir sürü kapak yapıldı, tam aklımdaki gibi olana kadar yeniden yaptırdım. Zeynep bu süreci hep sabırla yürüttü. Bu albüm Zeynep’in sayesinde oldu diyebilirim.

Peki niye bu kadar ara verdiniz?

B.A:Nino Varon’la bir albüm yapmıştık. Nino sanatçı bir adam basınla falan pek işi olmaz. O albüm pek duyulmadı. En son 1994 ya da 95 yılında bir albüm yaptım, o plâk şirketi de tanıtımını yapmadı. Klipi yapmayı ve yayınlatılmasını filan benden beklediler. O da öyle kadük oldu. O dönemde müzik karakter değiştirmeye başladı, arabesk hakim oldu piyasaya. Ben de o dönem hep film müziği yaptım. Cahit Berkay’la ikimiz vardık bu işi yapan. Sonra tiyatroya döndüm. Bir kaç tane dizi müziği yaptım, dizi çekimleri çok hızlanınca oranın hızına yetişmek mümkün olmadı. Bu sırada tiyatro ve sinemada oyunculuk da devam etti tabii. Bir kaç tane dizide oynadım ama dediğim gibi çalışma koşulları çok zorlaştı…

Film projesi var mı bu aralar?

B.A:Fabrika Kızı’nı film yapmayı düşünüyoruz.

Şarkılarınızın efsane oluşunu neye bağlıyorsunuz ?

B.A:O dönemde kimselerin yapmaya cesaret edemediği sosyal içerikli şarkıları ilk yapan kişi olmama bağlıyorum.  Demek ki bu ülkede değişen bir şey olmuyor ki bu şarkılar hâlâ geçerli. Kadına şiddet konusu özellikle. Bunların hepsi kadınları uyarma adına yaptığım şarkılardı. Samsun’daki bir tütün fabrikasında çalışan kadın işçiler tuvalet kağıdı rulosunu imzalayıp yollamıştı bana Fabrika Kızı çıktığı dönem. Yüzlerce imza, rulo halinde, düşün yani… Herkes lay lay lom peşinde koşarken ben kadının özgürlüğünü, güvenliğini savunan ve kadına yönelik şiddete karşı çıkan şarkılar yazdım. Bir de naif şarkılardır bunlar, insanların kalbine hitap eder. Para kazanmak gailesiyle değil, insanlığa bir mesaj bırakmak için yazdığım şarkılardır. Bizim milletimizde kendini ifade edememe zorluğu var, bundan dolayı kadın cinayetleri oluyor. Ben şöyle düşünüyorum keşfedilmeyen şarkılar her zaman yenidir. Kalbine dokunuyorsa o şarkı, o şarkı yenidir…

Stüdyo aşaması nasıl geçti?

B.A:Çok şenlikli! Gitarları Barış Bahçeci çaldı. Grup Badem geldi alt yapıları çaldı. 4 Vokal geldi back vokalleri yaptılar. Orkestra ile birbirimizi çok sevdik, çocuklar bayıla bayıla çalıştı. Ben sadece ruhunu tarif ettim, yeterli oldu. Zaten onlar da o ruhu özlemişler ki… Barış’ın çok katkısı oldu, çalmaktan kolu tutuldu çocuğun valla! Şarkı okumalarında kendimi Haluk Polat’a emanet ettim. Ben uzun zamandır şarkı söylemiyorum çünkü. Her gün bir şarkı kaydederiz sanırken daha hızlı hallettik. Sonra arada ben rahatsızlandım ardından Soma Faciası oldu. Ramazandı, seçimlerdi derken albüm Eylül’de çıktı. Ben işimi severek yaptım, arkadaşlar severek yaptılar… Albüm çıkalı çok az oldu ikinci baskı yapılıyor. Dinleyici de çok sahiplendi albümü…

Solistliği mi tercih ediyorsunuz besteciliğimi? Hangisi sizi heyecanlandırıyor?

B.A:Ben hayatımda hep besteci olmayı önemsedim. Belki de kendimi lanse etmek pek işime gelmedi. Şarkılarımı hep ismimden önünde tuttum.  Çoğunlukla bu şarkıların bana ait olduğu da bilinmez. İnsanlara iyi şeyler sunarsan onlara iyi davranırsan insanlar seni kabul ediyor ama insanlara kötü davranırsan – ister sanatçı ister politikacı ol- o iş hiçbir zaman yerine ulaşmıyor. Hâlâ Gülbeyaz dizisi konuşuluyor mesela, çünkü iyi bir işti.

Oyunculuğu tekrar düşünüyor musunuz?

B.A:Dizi sektörünün koşulları çok çetin. İyi bir proje çıkarsa ve yorulmadan yapabileceğim bir çalışma programı olursa neden olmasın?

Yeni projelerini merakla ve heyecanla bekliyoruz Bora Abi!

‘Taş fırınım bana bir şey olmaz’

0

Berna Laçin 19.10.2014

Fotoğraflar: Barış ACARLI

GAZETEVATAN – PAZARVATAN

Bu hafta, Tamer Karadağlı, çok büyük bir motorsiklet kazası yaptı. Gece yarısı Twitter’dan haberi ilk aldığımda, bunun bir sosyal medya spekülasyonu olabileceğine ihtimal vererek hemen Tamer’i aradım. Ne yazık ki ses yoktu. Kaza doğruydu, çok şükür ki Tamer ucuz atlatmış, sadece el bilekleri kırılmıştı. Peki sadece şans mıydı? Sevgili arkadaşıma yaptığım hasta ziyareti sonrası, kazaya dair merak edilenleri konuştuk.

Ne zamandır motor kullanıyorsun?

30 yıldır. Usta bir sürücüyümdür. Ama “biliyorum” demem. Hala eğitimlere katılıyorum ve yeni şeyler öğreniyorum. Böyle bir kazadan sonra da bu bilgilerim sayesinde ayaktayım.

– Gözünün önünden neler geçti o saniyelerde?

Hayatım geçmedi. Kaza yaptığımı anladım ve kurtarmak için kontrollü kaldım. Önce, önümdeki arkadaşımın tekerinin kaydığını gördüm. O sırada benimkinin kaydığını farkettim. İyi ki ben öndeydim. Arkada 30 tane motorcu vardı ve herkesin kıyafet donanımı benim kadar sağlam değildi. Başkasının başına gelseydi, sonuç daha ağır olabilirdi,

– Daha önce böyle kazalar yaşadın mı?

Her motorcu bir kere düşer. Ben de ufak tefek düşmeler yaşamıştım ama böyle bir kaza geçirmedim daha önce.

Ülkemiz bir ‘muz cumhuriyeti’ değil

– Yolda zeytinyağı varmış diye duydum, doğru mu?

Evet doğru. Gemlik tarafında kaza oldu. Tabii oralar zeytincilik ve zeytin yağı üretim bölgeleri. Yolun yağlı olabileceğini hesap ederek yol alıyordum ama tabii yolun vıcık vıcık zeytinyağı kaplı olacağını tahmin edemezdim. Bu ülkede çocuklar başına keçi düşüp ölüyor, ben de zeytinyağında kaydım. Ama bunların normalleştirilmesine itirazım var. Bu ülke, dünyanın en güzel ülkelerinden biri. “Burası Türkiye” diyerek, ülkemize “Muz Cumhuriyeti” muamelesi yapılmasını ve bu durumun kanıksanmasını kabul etmiyorum. Ben ülkemi seviyorum ve her şey iyiye gitsin istiyorum.

– Amerika’ya gitmiştin yeni değil mi? Yine bir motor festivali için. Orada, motorsiklet kullanmak daha mı az riskli?

Güney Dakota’ya gitmiştim, evet. Risk, her yerde var. Son dönemin popüler deyişiyle, “bu işin fıtratında var”. Ama yurt dışında, motor kullanana saygı var. O yüzden, herkes çok dikkatli. Bizde trafik kazaları sadece bir istatistik. İnsan canı, sayılarla ifade ediliyor. “Bayramda 40 ölü!” O kadar basit! İnsan canının kıymeti yok!

– Bundan sonra yurt içinde motorla seyahat edecek misin yine, yolların tekinsizliğine rağmen?

Tabii ki… Burası benim ülkem ve çok güzel bir coğrafya. Niye dışarıya mecbur olacakmışım. Ben, mücadele edip, bazı şeyler iyi olsun, bir daha bunlar yaşanmasın diye uğraşmayı seçiyorum. Güzel ülkemde, özgürce motorumla, canım ülkemde gezmek ve bunu takep etmek en doğal hakkım. Yollarla başa çıkabilmek için illa cip mi almamız lâzım? Dilerim, başıma gelen doğru dersler çıkarılmasına vesile olur.

Kızımın hayallerinin gerçekleşmesini görmeliyim

Biraz da güzel şeyler: Kızım, “absolut” kulak çıktı. Yani, müzik kulağı çok iyi. Ankara Devlet Konservatuvarı Piyano bölümünde okuyor artık.

Arzu ile birlikte, anne-kız Ankara’ya taşındılar. Ben de sık sık gidip geliyorum. Kızımı konserde izlemek o kadar heyecen verici ki. Ben çok şanslı bir adamım, hayatta kendime ait hayallerimin çoğunu gerçekleştirebildim. Bundan sonraki hayalim, kızımın kendi hayallerini gerçekleştirebildiğini görmek.

Motosiklet binmeye heves eden gençlere tavsiyeler

Ben de delikanlıyken bu kadar temkinli değildim.

“Deli-kan”, adı üstünde biraz tehlike içerir ve dikkat edilmesi gerekir. Hem gençlerin hem ailelerin bazı kurallara uyması çok önemlidir.

1- Paranız çok bile olsa, yüksek motor hacmi olan bir araç almayın. Bu araba için de motorsiklet için de aynı. Motor gücü tahrik eder ve olgunlaşana kadar sakıncalı olabilir.

2- Düşük hacimli, basit motorlarla başlayıp, tecrübelendikçe bir üst motora geçin.

3- Bu zevk için ayırdığınız paranın tamamını motora harcamayın. Güvenli kıyafetler ve eğitim için mutlaka para ayırın. Eğer üzerimde kevlar pantolonum olmasaydı, bacaklarım paramparça olurdu ama bende sıyrık yok.

4- Eğitim şart! Şaka değil! Ben hala devam ediyorum. Ancak o zaman güvenliğinizi koruyabilirsiniz. Motoru kullanmayı değil, yolu okumayı öğrenmelisiniz.

5- İyi motor kullananlarla birlikte yola çıkın. Şu anda bu sohbeti “Gis Akademi” de yapıyoruz. Burda çok eğitim aldım. Kazayı ucuz atlatma sebeplerimden biri de bu.

Arzu dostum olduğu için çok şanslıyım

Kadınlara bakışı… Kızım benim her şeyim. Kızım olduktan sonra, kadınlara bakışım değişti. Her kadın, tıpkı benim Zeyno’m gibi, babasının en değerlisi. Artık, çok daha kıymetli görüyorum kadınları. Arzu’nun yeri ise bende çok başka. 7 yıl önce boşandık ama kopmadık. Biz ayrıldık ama ailemizi parçalamadık. Arzu, benim her zaman ailemdir. Benim için çok değerlidir. Çocuğumun böyle bir annesi olduğu için ve Arzu dostum olduğu için çok şanslıyım.

Belediye Başkanı o yağlı yolu vatandaş Tamer için de süpürmeli!

– Peki orası zeytincilik bölgesi ise ve yollar yağlıysa o yolda her tür trafik kazası kaçınılmazdır. Araba da olsa zeytinyağında kayar. Daha hafif bir motor olsa daha feci kayardı. Gerçi pahalı motor olması da suçlama konusu olabiliyor. Bir gazetede, Belediye Başkanı ya da yetkililerden biri, “Tamer Bey geçecek diye yolları mı süpürseydik” demiş diye okudum?

Ben de okudum ama “dememişlerdir” diye düşünüyorum. Yoksa, böyle bir açıklama karşısında kanım donar. Üstelik, ben tamamen hatasız olduğum hâlde, hiç şikâyet ya da veryansın eden bir cümle kurmadım. Keşke bir “geçmiş olsun” deselerdi. “Bizim de bir hatamız varsa, bundan sonra başka kazaların olmaması için düzeltmeye çalışalım” gibi cümleler kursalardı. Ama yeri geldi söyliyeyim; tabii o yolu süpürecekler. Tamer bey için değil, vatandaş Tamer ve o yoldan geçen herkesin can güvenliği için çalışacaklar. Ama bizim ülkede “aman ihâle bana kalmasın” mantığıyla hemen karşı tarafa suç atılmaya çalışılır. Ordaki köylülerin zaten yapabileceği bir şey yok, ben de biliyorum, o bölge insanı zeytincilikle uğraşır. Ama ben o “bilmem kaç bin liralık” denilen motorumun vergisini ödüyorum. Karayolları için de vergimi ödüyorum. Köylüler zeytini toplayacak, yola yağ elbet akacak ve belediyeler de o yolları süpürecek. Ölsem daha mı iyiydi! Gene de ben şikâyet filan etmiyorum. Umarım benim geçirdiğim kazadan olumlu dersler çıkar, kimsenin bundan sonra canı yanmaz.

Güvenlik için para harcanır

– Hiç kaza geçirmiş gibi değilsin maaşallah, ne dayanıklıymışsın. Hem bedensel hem de psikolojik olarak.

Öyle çok sevgi gördüm ki bu kadarını beklemiyordum. O sayede çabuk atlatıyorum. Sevgi iyileştirdi beni.

– İki tane Harley Davidson motorun varmış. Kaza geçirdiğin motor, 500 kiloymuş. Ama en çok magazine haber olan, bir de kaskın varmış. “4 bin dolarlık kask” diye, sürekli magazinlerde gösteriliyor. Var mı böyle bir kask?

Predator filminden esinlenmiş bir kaskım var, evet. Ama kazada o yoktu. Ayrıca 4 bin değil, bin dolar civarıdır o da. Kazada, Harley’in çok iyi bir kaskı vardı başımda. 800 dolar fiyatı. Zaten, canım kurtulmuş, bunun fiyatı olabilir mi? Güvenlik için para harcamaktan daha doğru ne olabilir!

Bahara yine yollardayım

Gelelim, güvenlik meselesine… Kurallara her zaman uyar mısın?

Kuralları severim ama özel hayatımda kimi zaman “kurallar yıkılmak içindir” derim. Ama söz konusu trafikse, arabayla da olsam, motorla da, yaya da trafik kurallarına uyarım ve uyulmasını isterim. Ama ne yazık ki ülkemizde kurallara o kadar az uyuluyor ki… Kazalar da bu yüzden çok. Hayatta her şeyin bir riski vardır ama önlemini alarak, kurallara uyarak bu riski minimalize edersin. İşte, bu denli büyük bir kazadan sağ salim kurtulmamı sağlayan da budur.

Elbiselerin mi korudu seni en çok?

Sırtı ve beli çok iyi koruyan bir ceketim ve çok özel yanmaz-yırtılmaz bir pantalonum vardı. Tabii ki sağlam da bir kaskım. 30 yıllık motor sürücülüğü tecrübemi de unutmayalım. Üstelik ben eğitim almayı hiç bırakmadım. Kaza geçirmeseydim, yine Amerika’da bir ileri sürücülük eğitimine gidecektim. Öğrenmeye devam ediyorum. Ayrıca kurallara uyuyorum. Biz orda 33 motor, konvoy halinde, en fazla 70-80 km. arası hızla gidiyorduk. Eğer, 200 km ile gider bir kamyonun arkasına yapışırsan, kask da seni koruyamaz. Bunların hepsi bir bütün.

Ne zaman yeniden motora bineceksin!

Özellikle sağ bileğim epey hasarlı ama düzelecek. Yine de 2-3 ayı var. Bahara inşallah yollardayım.

‘Taş fırınım bana bir şey olmaz’

0

Berna Laçin 19.10.2014

Fotoğraflar: Barış ACARLI

GAZETEVATAN – PAZARVATAN

Bu hafta, Tamer Karadağlı, çok büyük bir motorsiklet kazası yaptı. Gece yarısı Twitter’dan haberi ilk aldığımda, bunun bir sosyal medya spekülasyonu olabileceğine ihtimal vererek hemen Tamer’i aradım. Ne yazık ki ses yoktu. Kaza doğruydu, çok şükür ki Tamer ucuz atlatmış, sadece el bilekleri kırılmıştı. Peki sadece şans mıydı? Sevgili arkadaşıma yaptığım hasta ziyareti sonrası, kazaya dair merak edilenleri konuştuk.

Ne zamandır motor kullanıyorsun?

30 yıldır. Usta bir sürücüyümdür. Ama “biliyorum” demem. Hala eğitimlere katılıyorum ve yeni şeyler öğreniyorum. Böyle bir kazadan sonra da bu bilgilerim sayesinde ayaktayım.

– Gözünün önünden neler geçti o saniyelerde?

Hayatım geçmedi. Kaza yaptığımı anladım ve kurtarmak için kontrollü kaldım. Önce, önümdeki arkadaşımın tekerinin kaydığını gördüm. O sırada benimkinin kaydığını farkettim. İyi ki ben öndeydim. Arkada 30 tane motorcu vardı ve herkesin kıyafet donanımı benim kadar sağlam değildi. Başkasının başına gelseydi, sonuç daha ağır olabilirdi,

– Daha önce böyle kazalar yaşadın mı?

Her motorcu bir kere düşer. Ben de ufak tefek düşmeler yaşamıştım ama böyle bir kaza geçirmedim daha önce.

Ülkemiz bir ‘muz cumhuriyeti’ değil

– Yolda zeytinyağı varmış diye duydum, doğru mu?

Evet doğru. Gemlik tarafında kaza oldu. Tabii oralar zeytincilik ve zeytin yağı üretim bölgeleri. Yolun yağlı olabileceğini hesap ederek yol alıyordum ama tabii yolun vıcık vıcık zeytinyağı kaplı olacağını tahmin edemezdim. Bu ülkede çocuklar başına keçi düşüp ölüyor, ben de zeytinyağında kaydım. Ama bunların normalleştirilmesine itirazım var. Bu ülke, dünyanın en güzel ülkelerinden biri. “Burası Türkiye” diyerek, ülkemize “Muz Cumhuriyeti” muamelesi yapılmasını ve bu durumun kanıksanmasını kabul etmiyorum. Ben ülkemi seviyorum ve her şey iyiye gitsin istiyorum.

– Amerika’ya gitmiştin yeni değil mi? Yine bir motor festivali için. Orada, motorsiklet kullanmak daha mı az riskli?

Güney Dakota’ya gitmiştim, evet. Risk, her yerde var. Son dönemin popüler deyişiyle, “bu işin fıtratında var”. Ama yurt dışında, motor kullanana saygı var. O yüzden, herkes çok dikkatli. Bizde trafik kazaları sadece bir istatistik. İnsan canı, sayılarla ifade ediliyor. “Bayramda 40 ölü!” O kadar basit! İnsan canının kıymeti yok!

– Bundan sonra yurt içinde motorla seyahat edecek misin yine, yolların tekinsizliğine rağmen?

Tabii ki… Burası benim ülkem ve çok güzel bir coğrafya. Niye dışarıya mecbur olacakmışım. Ben, mücadele edip, bazı şeyler iyi olsun, bir daha bunlar yaşanmasın diye uğraşmayı seçiyorum. Güzel ülkemde, özgürce motorumla, canım ülkemde gezmek ve bunu takep etmek en doğal hakkım. Yollarla başa çıkabilmek için illa cip mi almamız lâzım? Dilerim, başıma gelen doğru dersler çıkarılmasına vesile olur.

Kızımın hayallerinin gerçekleşmesini görmeliyim

Biraz da güzel şeyler: Kızım, “absolut” kulak çıktı. Yani, müzik kulağı çok iyi. Ankara Devlet Konservatuvarı Piyano bölümünde okuyor artık.

Arzu ile birlikte, anne-kız Ankara’ya taşındılar. Ben de sık sık gidip geliyorum. Kızımı konserde izlemek o kadar heyecen verici ki. Ben çok şanslı bir adamım, hayatta kendime ait hayallerimin çoğunu gerçekleştirebildim. Bundan sonraki hayalim, kızımın kendi hayallerini gerçekleştirebildiğini görmek.

Motosiklet binmeye heves eden gençlere tavsiyeler

Ben de delikanlıyken bu kadar temkinli değildim.

“Deli-kan”, adı üstünde biraz tehlike içerir ve dikkat edilmesi gerekir. Hem gençlerin hem ailelerin bazı kurallara uyması çok önemlidir.

1- Paranız çok bile olsa, yüksek motor hacmi olan bir araç almayın. Bu araba için de motorsiklet için de aynı. Motor gücü tahrik eder ve olgunlaşana kadar sakıncalı olabilir.

2- Düşük hacimli, basit motorlarla başlayıp, tecrübelendikçe bir üst motora geçin.

3- Bu zevk için ayırdığınız paranın tamamını motora harcamayın. Güvenli kıyafetler ve eğitim için mutlaka para ayırın. Eğer üzerimde kevlar pantolonum olmasaydı, bacaklarım paramparça olurdu ama bende sıyrık yok.

4- Eğitim şart! Şaka değil! Ben hala devam ediyorum. Ancak o zaman güvenliğinizi koruyabilirsiniz. Motoru kullanmayı değil, yolu okumayı öğrenmelisiniz.

5- İyi motor kullananlarla birlikte yola çıkın. Şu anda bu sohbeti “Gis Akademi” de yapıyoruz. Burda çok eğitim aldım. Kazayı ucuz atlatma sebeplerimden biri de bu.

Arzu dostum olduğu için çok şanslıyım

Kadınlara bakışı… Kızım benim her şeyim. Kızım olduktan sonra, kadınlara bakışım değişti. Her kadın, tıpkı benim Zeyno’m gibi, babasının en değerlisi. Artık, çok daha kıymetli görüyorum kadınları. Arzu’nun yeri ise bende çok başka. 7 yıl önce boşandık ama kopmadık. Biz ayrıldık ama ailemizi parçalamadık. Arzu, benim her zaman ailemdir. Benim için çok değerlidir. Çocuğumun böyle bir annesi olduğu için ve Arzu dostum olduğu için çok şanslıyım.

Belediye Başkanı o yağlı yolu vatandaş Tamer için de süpürmeli!

– Peki orası zeytincilik bölgesi ise ve yollar yağlıysa o yolda her tür trafik kazası kaçınılmazdır. Araba da olsa zeytinyağında kayar. Daha hafif bir motor olsa daha feci kayardı. Gerçi pahalı motor olması da suçlama konusu olabiliyor. Bir gazetede, Belediye Başkanı ya da yetkililerden biri, “Tamer Bey geçecek diye yolları mı süpürseydik” demiş diye okudum?

Ben de okudum ama “dememişlerdir” diye düşünüyorum. Yoksa, böyle bir açıklama karşısında kanım donar. Üstelik, ben tamamen hatasız olduğum hâlde, hiç şikâyet ya da veryansın eden bir cümle kurmadım. Keşke bir “geçmiş olsun” deselerdi. “Bizim de bir hatamız varsa, bundan sonra başka kazaların olmaması için düzeltmeye çalışalım” gibi cümleler kursalardı. Ama yeri geldi söyliyeyim; tabii o yolu süpürecekler. Tamer bey için değil, vatandaş Tamer ve o yoldan geçen herkesin can güvenliği için çalışacaklar. Ama bizim ülkede “aman ihâle bana kalmasın” mantığıyla hemen karşı tarafa suç atılmaya çalışılır. Ordaki köylülerin zaten yapabileceği bir şey yok, ben de biliyorum, o bölge insanı zeytincilikle uğraşır. Ama ben o “bilmem kaç bin liralık” denilen motorumun vergisini ödüyorum. Karayolları için de vergimi ödüyorum. Köylüler zeytini toplayacak, yola yağ elbet akacak ve belediyeler de o yolları süpürecek. Ölsem daha mı iyiydi! Gene de ben şikâyet filan etmiyorum. Umarım benim geçirdiğim kazadan olumlu dersler çıkar, kimsenin bundan sonra canı yanmaz.

Güvenlik için para harcanır

– Hiç kaza geçirmiş gibi değilsin maaşallah, ne dayanıklıymışsın. Hem bedensel hem de psikolojik olarak.

Öyle çok sevgi gördüm ki bu kadarını beklemiyordum. O sayede çabuk atlatıyorum. Sevgi iyileştirdi beni.

– İki tane Harley Davidson motorun varmış. Kaza geçirdiğin motor, 500 kiloymuş. Ama en çok magazine haber olan, bir de kaskın varmış. “4 bin dolarlık kask” diye, sürekli magazinlerde gösteriliyor. Var mı böyle bir kask?

Predator filminden esinlenmiş bir kaskım var, evet. Ama kazada o yoktu. Ayrıca 4 bin değil, bin dolar civarıdır o da. Kazada, Harley’in çok iyi bir kaskı vardı başımda. 800 dolar fiyatı. Zaten, canım kurtulmuş, bunun fiyatı olabilir mi? Güvenlik için para harcamaktan daha doğru ne olabilir!

Bahara yine yollardayım

Gelelim, güvenlik meselesine… Kurallara her zaman uyar mısın?

Kuralları severim ama özel hayatımda kimi zaman “kurallar yıkılmak içindir” derim. Ama söz konusu trafikse, arabayla da olsam, motorla da, yaya da trafik kurallarına uyarım ve uyulmasını isterim. Ama ne yazık ki ülkemizde kurallara o kadar az uyuluyor ki… Kazalar da bu yüzden çok. Hayatta her şeyin bir riski vardır ama önlemini alarak, kurallara uyarak bu riski minimalize edersin. İşte, bu denli büyük bir kazadan sağ salim kurtulmamı sağlayan da budur.

Elbiselerin mi korudu seni en çok?

Sırtı ve beli çok iyi koruyan bir ceketim ve çok özel yanmaz-yırtılmaz bir pantalonum vardı. Tabii ki sağlam da bir kaskım. 30 yıllık motor sürücülüğü tecrübemi de unutmayalım. Üstelik ben eğitim almayı hiç bırakmadım. Kaza geçirmeseydim, yine Amerika’da bir ileri sürücülük eğitimine gidecektim. Öğrenmeye devam ediyorum. Ayrıca kurallara uyuyorum. Biz orda 33 motor, konvoy halinde, en fazla 70-80 km. arası hızla gidiyorduk. Eğer, 200 km ile gider bir kamyonun arkasına yapışırsan, kask da seni koruyamaz. Bunların hepsi bir bütün.

Ne zaman yeniden motora bineceksin!

Özellikle sağ bileğim epey hasarlı ama düzelecek. Yine de 2-3 ayı var. Bahara inşallah yollardayım.

Metin Tekin: “Biz buna bayılıyoruz…”

0

Tonguç Orözü 22.10.2014

SKORER.COM

Türk futbolununun ve Beşiktaş’ın efsane isimlerinden Metin Tekin, gündemdeki konularla ilgili Skorer.com’dan Tonguç Orözü’ye samimi açıklamalar yaptı.

İşte o röportaj:

Soru: Öncelikle bizi ağırladığınız için teşekkür ederiz. Spor Toto Süper Lig Süleyman Seba Sezonu 6 haftayı geride bıraktık Beşiktaş dolu dizgin gidiyor…

Dolu dizgin gidiyor demeyelim, dolu dizgin başladı diyelim. Çünkü başlangıçları sürdürebilir olmak ve bitirebilir olmak çok farklı şeyler hakikaten.

Soru: ‘Geçen sene de böyle başlamıştı’ kıyaslamaları için ne dersiniz?

Böyle yaklaşımları duyuyoruz ama bana göre bu doğru bir yaklaşım değil. Çünkü farklı bir oyun var, farklı bir takım yapısı da var. O yüzden hakikaten iyi başlayan bir Beşiktaş’tan, gerçekten iyi başlayan güçlü bir oyun yapısı olan Beşiktaş’tan bahsedebiliriz bu sezon için…

Prandelli’nin oyun sistemi için eleştiriler var….

Soru: Gidişita bakıldığında özellikle Avrupa’da lige oranla çok daha iyi bir oyun oynuyor Beşiktaş, çok değişik bir futbol oynuyor. Önümüzde bir Partizan maçı var, bu maç için değerlendirmeniz nedir?
Tabi çok iyi oynuyor dersek sonuçlarında çok iyi olduğu hissine kapılıyor ama sonuçlar çok iyi değil baktığınız zaman. Çünkü Asteras’la kendi sahasında grubun en zayıf ekibiyle 1-1 berabere kaldı Beşiktaş. Tottenham beraberliği var. Tabi orada bu beraberlik başarıdır. Oyun anlamında baktığınız zaman ve pozisyonları karşılaştırdığınız zaman galibiyeti kaçıran taraftı Beşiktaş ama Asteras beraberliği planları bozdu biraz…

İşte bu planları tekrar olumluya çevirmek için Partizan maçı tam ideal zamanlama. Partizan deplasmanı bu anlamda çok önem kazandı. Beşiktaş 3 puan yaparsa buradan, önemli bir adım olur ve ben ‘Beşiktaş artık gruptan çıktı’ derim çok erken de olsa.

Soru: Beşiktaş’taki sağ bek sorunu hakkında neler söylersiniz?

Alındı deniyor ama bilmiyorum devre arası diyorlar.  Şu da çok haksızca bir bakış olarak geliyor bana bunu da ifade etmek istiyorum. Serdar Kurtuluş’u tamamen bitirmiş olan bir bakış tarzı var Beşiktaş kamoyunda. Ne yapsa olmayacak gibi duruyor. Yani çok ortalama oynuyor Serdar. Çok zordur o algıyı değiştirmek. Serdar’a karşı yapılanlar bir saplantı haline geldi, performans anlamında söylüyorum.

İşi gerçekten çok zor bunu da parantez içinde söyledim. Yeni bir transfer sağ bek doğru transfer olursa tabi ki artı katkı sağlayacaktır, fark yaratacaktır . Yabancı trafiğini çok bozmaz. Evet belki Motta’dan vazgeçip İsmail oynayacaktır, zaman zaman sakatlıklar, kart cezaları o sayıyı normal yerine getirecektir. Ben bir sağ bek transferinin hiçbir zaman Beşiktaş’a olumsuz yansıyacağını düşünmüyorum, yabancı da olsa katkı sağlayacaktır.

Soru: Bilic’e dönecek olursak, sizinde başarlı bir teknik direktörlük deneyiminiz var Fatih Terim’in yanında

Benim başarlı bir teknik direktörlük geçmişim yok. (Gülerek) A Milli Takım kadrosunu 4 sene birlikte çalıştırdık Fatih hocayla…

İşte o 2008 şampiyonasında Bilic ile bir kulübe komşuluğumuz oldu. Hatta Hırvatistan maçında benimle bir tartışmaya girmişti. Bana çok sempatik gelen hem kimliğiyle, duruşuyla ve kendisini ifade etmesiyle sempatik gelen bir teknik adam. Artı bazı doğrularıyla iyi bir teknik adam imajı oluşturuyor. Dediğim gibi biraz beklemek lazım, başlangıçlar devam etme ve bitiriş.. Hem takım için hem teknik adamın becerisi anlamında ölçü olarak bunları almak lazım.

Biz buna bayılıyoruz çünkü…

Şunu bir kez daha hatırlatıyım size… 2 sene evvel Hector Cuper 7. hafta ikinci mi oldu, Lider mi oldu… Hemen Milli Takım’ın başına getirdik Hector Cuper’i. Son 5 hafta gönderildi, küme düştü Orduspor. Bu bilançoyu görelim.

Soru: Bilic’ten bir Lucescu olur mu?

Lucescu Galatasaray’ı şampiyon yaptı, Süper Kupa aldı. Beşiktaş’ı şampiyon yaptı. Şimdi Bilic’ten de önce bunu görmek lazım. Aynı demin söylediğimle örtüşüyor. Şimdi biraz sezon sonunu bekleyelim Bilic’in teknik direktörlüğü hakkında…

Soru: İsmail hoca ve derbideki değişiklikleri çok tartışıldı…

Bana göre de Emenike çıkmaz ama teknik adam bunun üstünden eleştirilmez. Benim eleştirdiğim önünüzde kopya var, kopya çekebilirsiniz. 9 puan farkla bu ligde şampiyon oldunuz, aynı oyun üzerinden gidin… Doğru giden bir oyuna dokunmamakta önemli bir teknik adam hamlesidir. Değiştirmeye çalışırken oyun olarak özellikle Fenerbahçe çok aşağıda kaldı. Galatasaray oyuncu kadrosunu arıyor diyorum ben ama Fenerbahçe oyun arıyor diyordum ben hala. Fenerbahçe üretken bir oyun bulamadı ve ararken çok şey kaybedebilir.

Soru: İsmail Kartal’ın ilk deneyimi ve kendini ispatlamak istiyor olabilir mi?

İsmail hocanın kendi seçimidir. Sivas’ta hocalık yaptı 52-53 yaşında insan. Tabi fikir verenden karar verene yeni geçti ve bu kolay bir iş değildir. Teknik direktörlüğün en zor yanıda karar vermektir. Artık İsmail hocanın kararı bu bir şey diyemezsiniz. Biz sonucunu değerlendiririz yorumcu olarak. Artık ispat için mi, öteki daha mı doğru gördü, Ersun Yanal ile çalışırken oyunun bazı yanlışlarını mı görüyordu? Bir sürü cevabı olabilir bunun.

Soru: Milli Takım ve alt yapı meselsi…

Şu ana kadar bir şey yapıldığını düşünmüyorum ve eksik olduğunu düşünüyorum. Biz yetişirken, bu anlattığım hikaye 30-35 senelik hikaye vardı.”Bizim antrenörlüğümüzde de bizden sonra da alt yapı eğitimi anlamında çok yetersiziz. Bunda eğitimcilerin suçu yoktu fakat bundan 5-6 sene evvel yeni bir antrenör eğitim metodu getirdik. Eğitimcileri eğiten, aynı zamanda oyuncuları eğiten. Nasıl yapıyorlar tam olarak bir fikrim yok. Şuan için gerçekleşmiş doğru bir model ve organizasyon yok malesef.

Soru: Genç jenerasyonda başarılı bulduğunuz antrenör var mı?

Tolunay Kafkas, Ertuğrul Sağlam… Unutmayayım kimsenin adını. Abdullah Avcı, Ertuğrul hoca tam istedikleri gibi gitmiyor. Zaman zaman fark yaratıyorlar ama böyle alıp giden olmadı. ‘Tamamdır’ dediğimiz performans göremedik.

Soru: Yabancı kısıtlaması…

Ben bunu 6-7 yıldır savunuyorum. Bu benim görüşüm. Ben tamamen serbest bırakılmalı ve gerçek rakamlara ulaşmalı diyorum. Arz ve taleple gerçek piyasa oluşur. Böyle olursa Türk oyuncuların aldığı rakamlar aşağı düşebilir, ihtimal dahilindedir ama düşen fiyatlarla gerçek fiyatlara ulaşırsınız. Orta ölçekli Türk oyuncuların Avrupa’ya gidebileceğini düşünüyorum. Şu yanlış anlaşılmasın ben yabancı serbest bırakılsın, Türk futbolu kalkınsın demiyorum. Çünkü yabancı kotası Türk futbolunu korumak için konuşmuş bir kısıtlamadık. Yoksa kaldırıyorsunuz yabancı sayısını sonra milli takım şampiyon oluyor, öyle bir şey yok. O oyuncu yetiştirmekle ilgili bir şey, tamamen farklı bir sorun o…

Soru: 21 yaş altı Avrupa’da oynar dediğiniz oyuncular var mı?

Yeteneğine göre değişir tabiki… Genelde yaş 18-19-20’dir. Salih aşama gösterirse başka mevkide oynarsa olur ama şuan ki durumuyla mümkün görmüyorum. Ozan Tufan, kendi bölgesinin kendi mevkisinin olabilir. Yani Ozan Tufan herşeyi yapmaz ama bazı şeyleri doğru yapan oyuncu. Bu yaşta çok doğru işler yapıyor ama bir yıldız adayından söz edemiyoruz. Muhammet vardı. Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’da oynuyor. Bazı yetenekler, saf yeteneklerden bahsediyorum. Bazı yetenekler oyun kurgusunu geliştiremiyor. İki farklı yönü var. Bir bazı isimleri 15-16 yaşında görüyoruz muazzam yetenek diyoruz ama bir şekilde alt yapıdaki oyunlarla top oynamaktan futbol oynamaya geçiş deniyor. Top oyununda iyi savunmacıları geçiyor falan ama futbol oyununda, profesyonel dünyada savunmacıları geçmek zorunda kalıyor. Savunma organizasyonlarına karşı oynamak zorunda kalıyor.

Bu sefer aynı seviyeye çıkamıyor. Bir de oyun kurgusunu geliştirmeyen yetenekli oyuncular var. Saf yeteneği var ama oyun aklını geliştiremiyor. Oyun aklını geliştiremediğin zaman yine bir seviyede kalıyorsun.

3- Bence bu çok önemlidir. Biz Türkiye’de yeteneği geliştirmeyi, yeteneği geliştirmeyi bilmiyoruz. Bunu sadece ben söylemiyorum. Bunu çok düşünmüştüm. Hollandalı bir eğitimci ismini unuttum, elit futbolcu eğitimcisi.. Söylediği önemli iki laf vardı. Yeteneğin karşısında iki büyük engel var.

1- Aileler 2- Antrenörler

O yüzden inanın bazen antrenörsüz çalışmak, kötü antrenörle çalışmaktan çok daha kolay olur. O yüzden eğitimcinin o kadar büyük rolü var ki yetenekli oyuncuların gelişiminde, o anlamda bu sözü unutmayalım. Antrenör engel olmasın aman destek olsun.

O artık kişikle ilgili bir şey. Çünkü artık günümüzde teknik kalite, oyun aklı falan derken yeterli kişilik. Oraya çıkabilmek için yeterli kişiliğe de sahip olmanız gerekiyor yoksa aşamıyorsunuz, gelemiyorsunuz. Bu o maddeye girer, yeterli kişilik zorluklarla baş edebilme… Ajax altyapısının böyle bir kriteri vardır bizde de çok geçerli oldu.

Soru: Avrupa’da kupa

Maçlar kazanılabilir ama kaliteli olmak için yatırım yapmak zorundasınız. Turnuvalarda birinci olursunuz. Doğru yaptıklarınızla oraya çıkabilmeniz lazım. İşte buna ekol deriz. Onun yatırımlarını görmek istiyoruz, projelerini görmek istiyoruz.

Soru: Yorumculuk için size gelen tepkiler?

Ben teknik adamlığı bıraktım. Mesleki seçimler bunlar. Hayata dair seçimler bunlar. tamamen kendi seçimimdir. Hiç tepki almadım. Şimdi her iş gibi yorumculukta biraz antrenman işi, hemen başarılı olmuyorsunuz. Bizi başarlı görenler varsa herkesin farklı bir bakış açısı var. Bir sene geçtikten sonra olayın ne olduğunu çözmeye başlıyorsunuz. Her şey gibi belki de ben de bu anlamda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Farklı bir bakış açısıyla bakmaya çalışıyorum.

Metin Tekin: “Biz buna bayılıyoruz…”

0

Tonguç Orözü 22.10.2014

SKORER.COM

Türk futbolununun ve Beşiktaş’ın efsane isimlerinden Metin Tekin, gündemdeki konularla ilgili Skorer.com’dan Tonguç Orözü’ye samimi açıklamalar yaptı.

İşte o röportaj:

Soru: Öncelikle bizi ağırladığınız için teşekkür ederiz. Spor Toto Süper Lig Süleyman Seba Sezonu 6 haftayı geride bıraktık Beşiktaş dolu dizgin gidiyor…

Dolu dizgin gidiyor demeyelim, dolu dizgin başladı diyelim. Çünkü başlangıçları sürdürebilir olmak ve bitirebilir olmak çok farklı şeyler hakikaten.

Soru: ‘Geçen sene de böyle başlamıştı’ kıyaslamaları için ne dersiniz?

Böyle yaklaşımları duyuyoruz ama bana göre bu doğru bir yaklaşım değil. Çünkü farklı bir oyun var, farklı bir takım yapısı da var. O yüzden hakikaten iyi başlayan bir Beşiktaş’tan, gerçekten iyi başlayan güçlü bir oyun yapısı olan Beşiktaş’tan bahsedebiliriz bu sezon için…

Prandelli’nin oyun sistemi için eleştiriler var….

Soru: Gidişita bakıldığında özellikle Avrupa’da lige oranla çok daha iyi bir oyun oynuyor Beşiktaş, çok değişik bir futbol oynuyor. Önümüzde bir Partizan maçı var, bu maç için değerlendirmeniz nedir?
Tabi çok iyi oynuyor dersek sonuçlarında çok iyi olduğu hissine kapılıyor ama sonuçlar çok iyi değil baktığınız zaman. Çünkü Asteras’la kendi sahasında grubun en zayıf ekibiyle 1-1 berabere kaldı Beşiktaş. Tottenham beraberliği var. Tabi orada bu beraberlik başarıdır. Oyun anlamında baktığınız zaman ve pozisyonları karşılaştırdığınız zaman galibiyeti kaçıran taraftı Beşiktaş ama Asteras beraberliği planları bozdu biraz…

İşte bu planları tekrar olumluya çevirmek için Partizan maçı tam ideal zamanlama. Partizan deplasmanı bu anlamda çok önem kazandı. Beşiktaş 3 puan yaparsa buradan, önemli bir adım olur ve ben ‘Beşiktaş artık gruptan çıktı’ derim çok erken de olsa.

Soru: Beşiktaş’taki sağ bek sorunu hakkında neler söylersiniz?

Alındı deniyor ama bilmiyorum devre arası diyorlar.  Şu da çok haksızca bir bakış olarak geliyor bana bunu da ifade etmek istiyorum. Serdar Kurtuluş’u tamamen bitirmiş olan bir bakış tarzı var Beşiktaş kamoyunda. Ne yapsa olmayacak gibi duruyor. Yani çok ortalama oynuyor Serdar. Çok zordur o algıyı değiştirmek. Serdar’a karşı yapılanlar bir saplantı haline geldi, performans anlamında söylüyorum.

İşi gerçekten çok zor bunu da parantez içinde söyledim. Yeni bir transfer sağ bek doğru transfer olursa tabi ki artı katkı sağlayacaktır, fark yaratacaktır . Yabancı trafiğini çok bozmaz. Evet belki Motta’dan vazgeçip İsmail oynayacaktır, zaman zaman sakatlıklar, kart cezaları o sayıyı normal yerine getirecektir. Ben bir sağ bek transferinin hiçbir zaman Beşiktaş’a olumsuz yansıyacağını düşünmüyorum, yabancı da olsa katkı sağlayacaktır.

Soru: Bilic’e dönecek olursak, sizinde başarlı bir teknik direktörlük deneyiminiz var Fatih Terim’in yanında

Benim başarlı bir teknik direktörlük geçmişim yok. (Gülerek) A Milli Takım kadrosunu 4 sene birlikte çalıştırdık Fatih hocayla…

İşte o 2008 şampiyonasında Bilic ile bir kulübe komşuluğumuz oldu. Hatta Hırvatistan maçında benimle bir tartışmaya girmişti. Bana çok sempatik gelen hem kimliğiyle, duruşuyla ve kendisini ifade etmesiyle sempatik gelen bir teknik adam. Artı bazı doğrularıyla iyi bir teknik adam imajı oluşturuyor. Dediğim gibi biraz beklemek lazım, başlangıçlar devam etme ve bitiriş.. Hem takım için hem teknik adamın becerisi anlamında ölçü olarak bunları almak lazım.

Biz buna bayılıyoruz çünkü…

Şunu bir kez daha hatırlatıyım size… 2 sene evvel Hector Cuper 7. hafta ikinci mi oldu, Lider mi oldu… Hemen Milli Takım’ın başına getirdik Hector Cuper’i. Son 5 hafta gönderildi, küme düştü Orduspor. Bu bilançoyu görelim.

Soru: Bilic’ten bir Lucescu olur mu?

Lucescu Galatasaray’ı şampiyon yaptı, Süper Kupa aldı. Beşiktaş’ı şampiyon yaptı. Şimdi Bilic’ten de önce bunu görmek lazım. Aynı demin söylediğimle örtüşüyor. Şimdi biraz sezon sonunu bekleyelim Bilic’in teknik direktörlüğü hakkında…

Soru: İsmail hoca ve derbideki değişiklikleri çok tartışıldı…

Bana göre de Emenike çıkmaz ama teknik adam bunun üstünden eleştirilmez. Benim eleştirdiğim önünüzde kopya var, kopya çekebilirsiniz. 9 puan farkla bu ligde şampiyon oldunuz, aynı oyun üzerinden gidin… Doğru giden bir oyuna dokunmamakta önemli bir teknik adam hamlesidir. Değiştirmeye çalışırken oyun olarak özellikle Fenerbahçe çok aşağıda kaldı. Galatasaray oyuncu kadrosunu arıyor diyorum ben ama Fenerbahçe oyun arıyor diyordum ben hala. Fenerbahçe üretken bir oyun bulamadı ve ararken çok şey kaybedebilir.

Soru: İsmail Kartal’ın ilk deneyimi ve kendini ispatlamak istiyor olabilir mi?

İsmail hocanın kendi seçimidir. Sivas’ta hocalık yaptı 52-53 yaşında insan. Tabi fikir verenden karar verene yeni geçti ve bu kolay bir iş değildir. Teknik direktörlüğün en zor yanıda karar vermektir. Artık İsmail hocanın kararı bu bir şey diyemezsiniz. Biz sonucunu değerlendiririz yorumcu olarak. Artık ispat için mi, öteki daha mı doğru gördü, Ersun Yanal ile çalışırken oyunun bazı yanlışlarını mı görüyordu? Bir sürü cevabı olabilir bunun.

Soru: Milli Takım ve alt yapı meselsi…

Şu ana kadar bir şey yapıldığını düşünmüyorum ve eksik olduğunu düşünüyorum. Biz yetişirken, bu anlattığım hikaye 30-35 senelik hikaye vardı.”Bizim antrenörlüğümüzde de bizden sonra da alt yapı eğitimi anlamında çok yetersiziz. Bunda eğitimcilerin suçu yoktu fakat bundan 5-6 sene evvel yeni bir antrenör eğitim metodu getirdik. Eğitimcileri eğiten, aynı zamanda oyuncuları eğiten. Nasıl yapıyorlar tam olarak bir fikrim yok. Şuan için gerçekleşmiş doğru bir model ve organizasyon yok malesef.

Soru: Genç jenerasyonda başarılı bulduğunuz antrenör var mı?

Tolunay Kafkas, Ertuğrul Sağlam… Unutmayayım kimsenin adını. Abdullah Avcı, Ertuğrul hoca tam istedikleri gibi gitmiyor. Zaman zaman fark yaratıyorlar ama böyle alıp giden olmadı. ‘Tamamdır’ dediğimiz performans göremedik.

Soru: Yabancı kısıtlaması…

Ben bunu 6-7 yıldır savunuyorum. Bu benim görüşüm. Ben tamamen serbest bırakılmalı ve gerçek rakamlara ulaşmalı diyorum. Arz ve taleple gerçek piyasa oluşur. Böyle olursa Türk oyuncuların aldığı rakamlar aşağı düşebilir, ihtimal dahilindedir ama düşen fiyatlarla gerçek fiyatlara ulaşırsınız. Orta ölçekli Türk oyuncuların Avrupa’ya gidebileceğini düşünüyorum. Şu yanlış anlaşılmasın ben yabancı serbest bırakılsın, Türk futbolu kalkınsın demiyorum. Çünkü yabancı kotası Türk futbolunu korumak için konuşmuş bir kısıtlamadık. Yoksa kaldırıyorsunuz yabancı sayısını sonra milli takım şampiyon oluyor, öyle bir şey yok. O oyuncu yetiştirmekle ilgili bir şey, tamamen farklı bir sorun o…

Soru: 21 yaş altı Avrupa’da oynar dediğiniz oyuncular var mı?

Yeteneğine göre değişir tabiki… Genelde yaş 18-19-20’dir. Salih aşama gösterirse başka mevkide oynarsa olur ama şuan ki durumuyla mümkün görmüyorum. Ozan Tufan, kendi bölgesinin kendi mevkisinin olabilir. Yani Ozan Tufan herşeyi yapmaz ama bazı şeyleri doğru yapan oyuncu. Bu yaşta çok doğru işler yapıyor ama bir yıldız adayından söz edemiyoruz. Muhammet vardı. Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’da oynuyor. Bazı yetenekler, saf yeteneklerden bahsediyorum. Bazı yetenekler oyun kurgusunu geliştiremiyor. İki farklı yönü var. Bir bazı isimleri 15-16 yaşında görüyoruz muazzam yetenek diyoruz ama bir şekilde alt yapıdaki oyunlarla top oynamaktan futbol oynamaya geçiş deniyor. Top oyununda iyi savunmacıları geçiyor falan ama futbol oyununda, profesyonel dünyada savunmacıları geçmek zorunda kalıyor. Savunma organizasyonlarına karşı oynamak zorunda kalıyor.

Bu sefer aynı seviyeye çıkamıyor. Bir de oyun kurgusunu geliştirmeyen yetenekli oyuncular var. Saf yeteneği var ama oyun aklını geliştiremiyor. Oyun aklını geliştiremediğin zaman yine bir seviyede kalıyorsun.

3- Bence bu çok önemlidir. Biz Türkiye’de yeteneği geliştirmeyi, yeteneği geliştirmeyi bilmiyoruz. Bunu sadece ben söylemiyorum. Bunu çok düşünmüştüm. Hollandalı bir eğitimci ismini unuttum, elit futbolcu eğitimcisi.. Söylediği önemli iki laf vardı. Yeteneğin karşısında iki büyük engel var.

1- Aileler 2- Antrenörler

O yüzden inanın bazen antrenörsüz çalışmak, kötü antrenörle çalışmaktan çok daha kolay olur. O yüzden eğitimcinin o kadar büyük rolü var ki yetenekli oyuncuların gelişiminde, o anlamda bu sözü unutmayalım. Antrenör engel olmasın aman destek olsun.

O artık kişikle ilgili bir şey. Çünkü artık günümüzde teknik kalite, oyun aklı falan derken yeterli kişilik. Oraya çıkabilmek için yeterli kişiliğe de sahip olmanız gerekiyor yoksa aşamıyorsunuz, gelemiyorsunuz. Bu o maddeye girer, yeterli kişilik zorluklarla baş edebilme… Ajax altyapısının böyle bir kriteri vardır bizde de çok geçerli oldu.

Soru: Avrupa’da kupa

Maçlar kazanılabilir ama kaliteli olmak için yatırım yapmak zorundasınız. Turnuvalarda birinci olursunuz. Doğru yaptıklarınızla oraya çıkabilmeniz lazım. İşte buna ekol deriz. Onun yatırımlarını görmek istiyoruz, projelerini görmek istiyoruz.

Soru: Yorumculuk için size gelen tepkiler?

Ben teknik adamlığı bıraktım. Mesleki seçimler bunlar. Hayata dair seçimler bunlar. tamamen kendi seçimimdir. Hiç tepki almadım. Şimdi her iş gibi yorumculukta biraz antrenman işi, hemen başarılı olmuyorsunuz. Bizi başarlı görenler varsa herkesin farklı bir bakış açısı var. Bir sene geçtikten sonra olayın ne olduğunu çözmeye başlıyorsunuz. Her şey gibi belki de ben de bu anlamda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Farklı bir bakış açısıyla bakmaya çalışıyorum.

Trakya Üniversitesi Meriçspor ile Röportaj

0

21.10.2014

BASKETMANİAEDİRNE

2013 yılında temelleri atılan ve ilk sezonunda Bölgesel Ligden TB3L’ye yükselen ve ilk kez doğrudan başlayan TB3L’de bu sene Edirne’yi temsil edecek olan Trakya Üniversitesi Meriçspor ile ilgili kulübün genel menajer Kenan Evren Eytiş ve kulübün baş antrenörü Mülkü Karadeniz ile yaptığımız keyifli röportaj…

Basket Mania Edirne : Hocam öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Kulübün kuruluş aşamasında kimler vardı ?

Mülkü Karadeniz : Kulübün kurulmasında yetki veren kişi rektörümüz sayın Prof. Dr. Yener Yörük. 1982 yılında kurulmasına rağmen Trakya Üniversitesi’nde basketbol, profesyonel olarak ilk kez sayın rektörümüz sayesinde akım yakaladı… Rektörümüzün talimatıyla o zamanın Sağlık Kültür Spor daire başkanımız Fatih Uluğ, Kırkpınar Beden Eğitimi BESYO müdürümüz Doç. Dr. İlhan Toksöz, Kenan Evren Eytiş ve Mülkü Karadeniz olarak bu işe girdik.

Basket Mania Edirne : İlk yılda Bölgesel Lig’de zor bir grup olmasına rağmen başarı yakalandı. Bu başarı nasıl geldi ?

Mülkü Karadeniz : 84 takım arasında İstanbul grubuna düştük. Düştüğümüz bu grup bizim için zor. Çünkü yeni ve çok genç oyunculardan kurulmuş bir takımdık. Açıkçası Evren abi haricinde bu işte tecrübeli diyebileceğimiz bir kimse yok. Benim de ilk antrenörlük tecrübemdi. Pamukkale Üniversitesinde iki sene yardımcı antrenörlük yaptıktan sonra böyle bir durumla karşı karşıya kaldık. Bizde iki uçlu düşünüldü. Hem Üniligde madalya amacı, hem de Bölgesel Ligde tecrübe kazanmaktı. Ama sonuç olarak sahada önemli işlere imza attık. Son derece kritik bir FMV Işık maçı oynadık burada. Üçüncü Ligde’de takım iyice birbirine kaynaştı.  Bizim amacımız yavaş yavaş basamakları tırmanıp hedefe ulaşmak.

”AMACIMIZ ADIM ADIM YÜKSELMEK”

Kenan Evren Eytiş : Biz yıllardır bu işi yapmıyoruz. Yaşayarak, öğrenerek bu işi yapmaya çalışıyoruz. En büyük hedefimiz kısmet olursa TB2L’de oynamak.

Basket Mania Edirne : Bu seneki ana hedef nedir peki ?

Mülkü Karadeniz : Öncelikli hedefimiz Ligde kalmak. Eğer girebiliyorsak sezon genelinde ilk 8 ‘e girmek. İlk 8’den sonra durum her şeye gebe.

Kenan Evren Eytiş : Bizim amacımız kolej takımı yaratmak. Genç ve koşan bir takım için uğraş veriyoruz. İçeride maç kazandığın sürece ki deplasmanda maç kazanmak her zaman zordur, şehir ve basketbol severler de ilgiyi yoğunlaştıracaktır. Bu seneki hedeflerimizden biri de halka hitap etmek ve halkın içine yayılmak.  Bülent Paçarız gibi bir basketbol sever bir ağabeyimizin, Adem Yetişken gibi basketbol sever bir arkadaşımızın yanımızda olması bizim için çok güzel ve önemli. Bu sayıları isimleri arttırdıkça hem şehirde daha çok kişinin haberi ve bilgisi olur; hem de daha çok sevilen bir kulüp oluruz diye düşünüyoruz. Sezon öncesinde ziyaretlerimiz olmuştu. Bu ziyaretlerimiz devam edecek.

Mülkü Karadeniz : Bu vizyonu gösteren kişi de şimdiki Sağlık Kültür Spor Daire Başkanı Ahmet Yence ‘dir. Ahmet Yence’nin vizyon konusunda bilhassa Edirne ile ilgili yayılma, halkla bütünleşme hususları onun kendi inisiyatifinden çıkan bir durum.

Her kulübün belirili bir bütçesi vardır.  Her takımın da hedefleri vardır. Ama Trakya Üniversitesi Meriçspor tek uçlu bir branş, ama tek uçlu bir kulüp değil. Örnek vermek gerekirse 10 tane üniversite öğrencisi var, takım 13 kişiden kurulmuş, 13 kişiden 10 tanesi üniversite öğrencisi.

TAKIMIN EN YAŞLI OYUNCUSU 88 DOĞUMLU

Mülkü Karadeniz : Takımımız 93-94 doğumlu oyunculardan kurulu. Bu manada baktığımızda çok alevli bir takımız. Rakiplerimizde yakın zamanda Birinci Liglerde oynamış oyuncular bulunuyor ki zaman zaman onları Mimar Sinan Spor Salonunda da seyrettik.

Kenan Evren Eytiş : Biz inandığımız ve doğru bildiğimiz yolda gitmeye çalışıyoruz. Hiç de acelemiz yok bir anda yükselmemiz için.

Basket Mania Edirne : Son Kepez Belediye galibiyetini anlatır mısınız bize ?

Mülkü Karadeniz : Maçtan önce bize sordular, sonuç ne olur diye. ”Basketbol oynayacaklar. Basketbola basketbolla karşılık verebilirsek maça ortak oluruz. Eğer dördüncü periyota çok büyük bir farkla geride girmezsek havlu atmayıp maça tutunuruz” diye cevap verdim ki aynen de öyle oldu. Şimdi önümüzde Bursaspor maçı var. Rakibimizde marka olmuş isimler var. Biz de takım olursak ancak bir yerlere gelebiliriz. Biz şahıslar üzerine oluşan bir takım değiliz, biz bir kolej takımıyız ve çok güzel bir takımımız var. Hedefler doğrultusunda ilerleyecek bir takımız.

Basket Mania Edirne : Bu keyifli röportaj için teşekkür ederim. Önümüzdeki Bursaspor maçı ve zorlu lig maçlarında başarılar dilerim.

Trakya Üniversitesi Meriçspor ile Röportaj

0

21.10.2014

BASKETMANİAEDİRNE

2013 yılında temelleri atılan ve ilk sezonunda Bölgesel Ligden TB3L’ye yükselen ve ilk kez doğrudan başlayan TB3L’de bu sene Edirne’yi temsil edecek olan Trakya Üniversitesi Meriçspor ile ilgili kulübün genel menajer Kenan Evren Eytiş ve kulübün baş antrenörü Mülkü Karadeniz ile yaptığımız keyifli röportaj…

Basket Mania Edirne : Hocam öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Kulübün kuruluş aşamasında kimler vardı ?

Mülkü Karadeniz : Kulübün kurulmasında yetki veren kişi rektörümüz sayın Prof. Dr. Yener Yörük. 1982 yılında kurulmasına rağmen Trakya Üniversitesi’nde basketbol, profesyonel olarak ilk kez sayın rektörümüz sayesinde akım yakaladı… Rektörümüzün talimatıyla o zamanın Sağlık Kültür Spor daire başkanımız Fatih Uluğ, Kırkpınar Beden Eğitimi BESYO müdürümüz Doç. Dr. İlhan Toksöz, Kenan Evren Eytiş ve Mülkü Karadeniz olarak bu işe girdik.

Basket Mania Edirne : İlk yılda Bölgesel Lig’de zor bir grup olmasına rağmen başarı yakalandı. Bu başarı nasıl geldi ?

Mülkü Karadeniz : 84 takım arasında İstanbul grubuna düştük. Düştüğümüz bu grup bizim için zor. Çünkü yeni ve çok genç oyunculardan kurulmuş bir takımdık. Açıkçası Evren abi haricinde bu işte tecrübeli diyebileceğimiz bir kimse yok. Benim de ilk antrenörlük tecrübemdi. Pamukkale Üniversitesinde iki sene yardımcı antrenörlük yaptıktan sonra böyle bir durumla karşı karşıya kaldık. Bizde iki uçlu düşünüldü. Hem Üniligde madalya amacı, hem de Bölgesel Ligde tecrübe kazanmaktı. Ama sonuç olarak sahada önemli işlere imza attık. Son derece kritik bir FMV Işık maçı oynadık burada. Üçüncü Ligde’de takım iyice birbirine kaynaştı.  Bizim amacımız yavaş yavaş basamakları tırmanıp hedefe ulaşmak.

”AMACIMIZ ADIM ADIM YÜKSELMEK”

Kenan Evren Eytiş : Biz yıllardır bu işi yapmıyoruz. Yaşayarak, öğrenerek bu işi yapmaya çalışıyoruz. En büyük hedefimiz kısmet olursa TB2L’de oynamak.

Basket Mania Edirne : Bu seneki ana hedef nedir peki ?

Mülkü Karadeniz : Öncelikli hedefimiz Ligde kalmak. Eğer girebiliyorsak sezon genelinde ilk 8 ‘e girmek. İlk 8’den sonra durum her şeye gebe.

Kenan Evren Eytiş : Bizim amacımız kolej takımı yaratmak. Genç ve koşan bir takım için uğraş veriyoruz. İçeride maç kazandığın sürece ki deplasmanda maç kazanmak her zaman zordur, şehir ve basketbol severler de ilgiyi yoğunlaştıracaktır. Bu seneki hedeflerimizden biri de halka hitap etmek ve halkın içine yayılmak.  Bülent Paçarız gibi bir basketbol sever bir ağabeyimizin, Adem Yetişken gibi basketbol sever bir arkadaşımızın yanımızda olması bizim için çok güzel ve önemli. Bu sayıları isimleri arttırdıkça hem şehirde daha çok kişinin haberi ve bilgisi olur; hem de daha çok sevilen bir kulüp oluruz diye düşünüyoruz. Sezon öncesinde ziyaretlerimiz olmuştu. Bu ziyaretlerimiz devam edecek.

Mülkü Karadeniz : Bu vizyonu gösteren kişi de şimdiki Sağlık Kültür Spor Daire Başkanı Ahmet Yence ‘dir. Ahmet Yence’nin vizyon konusunda bilhassa Edirne ile ilgili yayılma, halkla bütünleşme hususları onun kendi inisiyatifinden çıkan bir durum.

Her kulübün belirili bir bütçesi vardır.  Her takımın da hedefleri vardır. Ama Trakya Üniversitesi Meriçspor tek uçlu bir branş, ama tek uçlu bir kulüp değil. Örnek vermek gerekirse 10 tane üniversite öğrencisi var, takım 13 kişiden kurulmuş, 13 kişiden 10 tanesi üniversite öğrencisi.

TAKIMIN EN YAŞLI OYUNCUSU 88 DOĞUMLU

Mülkü Karadeniz : Takımımız 93-94 doğumlu oyunculardan kurulu. Bu manada baktığımızda çok alevli bir takımız. Rakiplerimizde yakın zamanda Birinci Liglerde oynamış oyuncular bulunuyor ki zaman zaman onları Mimar Sinan Spor Salonunda da seyrettik.

Kenan Evren Eytiş : Biz inandığımız ve doğru bildiğimiz yolda gitmeye çalışıyoruz. Hiç de acelemiz yok bir anda yükselmemiz için.

Basket Mania Edirne : Son Kepez Belediye galibiyetini anlatır mısınız bize ?

Mülkü Karadeniz : Maçtan önce bize sordular, sonuç ne olur diye. ”Basketbol oynayacaklar. Basketbola basketbolla karşılık verebilirsek maça ortak oluruz. Eğer dördüncü periyota çok büyük bir farkla geride girmezsek havlu atmayıp maça tutunuruz” diye cevap verdim ki aynen de öyle oldu. Şimdi önümüzde Bursaspor maçı var. Rakibimizde marka olmuş isimler var. Biz de takım olursak ancak bir yerlere gelebiliriz. Biz şahıslar üzerine oluşan bir takım değiliz, biz bir kolej takımıyız ve çok güzel bir takımımız var. Hedefler doğrultusunda ilerleyecek bir takımız.

Basket Mania Edirne : Bu keyifli röportaj için teşekkür ederim. Önümüzdeki Bursaspor maçı ve zorlu lig maçlarında başarılar dilerim.

Ekrem Memnun yeni sezonu değerlendirdi!

0

22.10.2014

SPORASLAN

Geçen sezon kazanılmadık kupa bırakmayan Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nın Efsane Koçu Ekrem Memnun, yeni sezonu ve transferleri SPORASLAN’a değerlendirdi.

Yeni sezon başlamadan önce takımın son durumuna ve yeni sezondaki hedeflerine değinen Tecrübeli Hoca, ”Geçen sezonki ilk 5’ten sadece Kelsey Bone şu anda takımla birlikte çalışabiliyor. Işıl ve Torrens ayrıldılar, Nevriye ve Little’da henüz takıma katılmadılar. Yeni bir takım kurmaya çalışıyoruz, yeni roller oturtmaya çalışıyoruz derken sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. İstediğimiz basketbolun çok uzağında bir yerdeyiz. Rollerin oturması zaman alacak gibi gözüküyor. Zellous’un ayrılması gibi bazı sıkıntılarda yaşadık. Yerine bir oyuncu almak istiyorduk fakat şimdilik bu olmadı. Zellous’un gidişiyle yeni transfer için biraz bütçemiz oluştu. Bize verilen bütçenin altında bir bütçeyle takım kurduk. Yönetim bizden transfer için yeni yönetimi beklememizi istedi, bizde bekliyoruz. Queralt Casas’ı sadece Euroleague’de kullanmak için almıştık. Bu durumda ligde de kullanmak durumunda kalabiliriz. Takımın yapısı tahmin ettiğimizden farklı yönlere gitti. Mutlaka sonunda çok iyi mücadele eden bir takımımız olacak ama bir sürece ihtiyacımız var. Sonuç itibariyle geçtiğimiz sezon biterken oynadığımız basketbolun çok çok uzağındayız. Her ne kadar başlarda adaptasyon sorunu yaşayacağımızı düşünsemde sezon sonunda her yarışta olacağımıza inanıyorum. Bu takım Avrupa şampiyonu ve sonunda müthiş bir basketbol oynayarak başarılı olmuş bir kulüp. Tesadüfen veya yalan dolanla değil. Dünyanın en iyi takımlarını yenerek bu başarıyı kazandık. O kadroyu kurmak en az iki yılımızı aldı. Şimdi sıfırdan bir oluşum içine giriyoruz. Üzerimizde şampiyon apoleti  var ve bunu korumak kolay olmayacak. Sürekli önümüzdeki maça bakacağız ve kazanmaya çalışacağız. Ama maçlardan veya fikstürden daha çok oyunumuzu oturtmaya odaklandım. Bizim bu zorluklar karşısında sarıldığımız tek şey bu takımın kültürü. Kadın basketbol takımımızda kazanma kültürü var ve biz en zor zamanlarımızda bu kültüre sarıldık.” dedi.

Euroleague’de zorlu bir grupta olduklarını ifade eden Memnun şunları söyledi;

”Euroleague’de çok zorlu bir gruptayız ve ilk hedefimiz gruptan çıkıp playoffa kalabilmek. Ekaterinburg zaten kaliteli olan kadrosuna Alba ve bir iki oyuncu daha kattı, Prag zaten zorlu bir rakipti. Geçen sezon onlara iki maçta da mağlup olmuştuk. Kursk bizim çok değerli bir basketbolcumuzu aldı, başka takviyelerde yaptı. Fransız takımı ve Wisla’da var. Gerçekçi bakmak lazım. Yeni bir oluşum içerisindeyiz ve ilk hedefimiz kesinlikle gruptan çıkmak. Sabır ve desteğe ihtiyacımız var. Biz çıkıp onurlu bir şekilde mücadele edeceğiz. Taraftarımızdan bu sabır ile birlikte desteklerini bekliyoruz. Galatasaray oynayacağı her turnuvayı kazanmak için oynar. En zayıf olduğu söylenen kadroda bile hedef kazanmaktır ve daha öncede bu takım bunu yapmıştır. Biz mutlaka her yarışın içerisinde olacağız.”

Fenerbahçe ile oynanacak Cumhurbaşkanlığı Kupası hakkında da konuşan Koç, ”Bizde çok Cumhurbaşkanlığı Kupası var ama bir tane daha olsun isteriz. Fenerbahçe ile önümüzdeki hafta sonu Cumhurbaşkanlığı Kupası finali oynayacağız. Onlar da çok iyi oyuncular aldılar. Ama biz kendi oyunumuza bakıyoruz. Bugüne kadar ne Fenerbahçe ile ne de diğer takımlar ile ilgilenmedim. Henüz bugün hafta sonu oynayacağımız maç için rakibi izlemeye başladım. Geçen sezon Fenerbahçe ile oynadığımız her finali kazandık ve yine kazanmak için oynayacağız. Onlarda da bunun oluşturduğu farklı bir motivasyon olacaktır. Ben her şeye rağmen hafta sonu oynayacağımız maçı kazanacağımıza inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Yeni transferleri de değerlendiren Ekrem Memnun, ”Ayşegül Günay genç bir oyuncu. Gelecek adına takımımıza çok iyi katkılar vereceğini düşünüyoruz. Birkaç yıldır Kayseri Kaski’de iyi oynadı. Tabi Galatasaray gibi büyük bir kulüpte biraz zamana ihtiyacı olacak. Kendisinden beklentilerimiz var, şuanki oyunundan çok daha ileriye gidecektir. Kendisi çok çalışkan ve akıllı bir basketbolcu. O’na inanıyoruz ve güveniyoruz. Diğer oyuncularımızda farklı ortam ve kültürlerden geldiler.  Ama burada farklı roller alacaklar ve kültürü yakalamaya çalışacaklar ve yakalayacaklar. Bir adaptasyon sürecimiz olacak. Bu işler bir-iki günde olacağa benzemiyor. Dublijevic çok iyi bir oyuncu . Onunda durumu aynı farklı bir kültüre gelecek ve uyumu yakalamaya çalışacak. Biz ona farklı roller yüklemeyi düşünüyorduk ama Sancho ve Nevriye’nin geç gelecek olmaları bu durumu değiştirdi.  Sancho ve Nevriye’yi tartışmaya kesinlikle gerek yok. İkiside çok büyük oyuncular. Ancak bu şartlarda oynayabileceklerini söylediler. Bizde yazın dinlenemediklerini de düşünerek bir fedakarlık yapmayı tercih ettik. Bir aylık bir süreç için onları kaybetmek istemedik. Onların olmadıkları süreci kayıpsız atlatmaya çalışacağız. Nuria ve Bahar takıma bir hafta önce katıldılar. Bir oyun benimsemeye çalışıyoruz. Fakat rakiplerde geçen yılın şampiyonu olduğumuz için bize farklı motivasyonla hazırlanıyorlar. Bu nedenle işimiz pek de kolay olmayacak.” dedi.

Shavonte Zellous’un takımdan neden ayrıldığını da açıklayan İmparator, ”Zellous’un ayrılması tamamen idari bir durum. Zellous’un bizimle birlikte burada olmasını isterdik. Ama o bizden farklı düşündü ve gelmemeyi tercih etti. Maddi konularda herkes aynı durumdayken o bunu kabul etmedi. İlk başta dinlenmek istediğini söyledi ve bende kendisine 1 hafta fazladan izin verdim. Daha sonra çağrılarımıza cevap vermedi. Defalarca çağırdık gelmedi. Bizde idari olarak yollarımızı ayırmak durumunda kaldık. Bu kulüp 20 milyondan fazla taraftarı olan bir kulüp, bizde burda bir takım kurmaya çalışıyoruz. Böyle olmak zorundaydı.” ifadelerini kullandı.

Zellous’un boşluğunu Pondexter ile dolduracağı konuşulan ancak Pondexter’ın başka bir kulübe imza atmasıyla neticelenen sürecede açıklık getiren Efsane Koç şu sözleri söyledi; 

”Cappie Pondexter’ın tek bir sohbette, toplantıda dahi adı geçmedi. Kendisi iyi bir oyuncu fakat aramızda sözü bile geçmedi. Bu dedikodular nereden çıkıyor anlamakta zorlanıyorum.”

Takımdan ayrılan Torrens hakkında da konuşan Ekrem Memnun, ”Torrens çok büyük bir oyuncu ve çok büyük bir yetenek. Bize çok katkı vermiş bir oyuncu. Torrens kararı o gün verilmesi gereken bir karardı. Bu işin birde maddi boyutu var. Torrens az bütçelere oynayan bir oyuncu değildi, şimdi gittiği kulüpte de iyi bir kontrat imzaladığını biliyorum. Çıkışta bir oyuncuya da kontratının çok altında bir kontrat önermek olmaz. Kendiside biraz gitmek istedi. Bahar, Ayşegül, Casas ve Martinez gibi bu sene oynatacağımız dış oyuncularımız Torrens’den farklı bir role bürünecekler.” ifadelerini kullandı.

Işıl Alben hakkında, ”Işıl’la bizim aramız çok iyi. Her zaman görüştüğümüz biri. Buralara çok emek vermiş bir insan. Şampiyon olan takımımızın kaptanı. Zaten Işıl’da kendisini hala takımın bir parçası olarak görüyor. Çok iyi bir Galatasaraylı. Ben de bir Galatasaraylı olarak onu bu forma altında görmek isterim. Tekrar Galatasaray formasını giymeyi Işıl’a yakıştırırım. Umarım iki tarafında mutlu olacağı şartlar oluşur ve Işıl Alben’i tekrar buralarda görürüz.” ifadelerini kullanankoç Ekrem Memnun son olarak kadrolarında bulunan 15 yaşındaki İnci Güçlü’ye değindi ve şunları söyledi;

”İnci’yi kadroya aldık. İlk geldiğinde bir heyecan vardı ve iyi bir katkı verdi. Baktığınız zaman 2 metrenin üzerinde koca bir kız görüyorsunuz ama unutulmamalı ki İnci henüz 15 yaşında bir çocuk. Bizim takımımızın temposu çok ağır. Fiziksel olarak çok sert ve üst seviyede enerjiyle oynamaya çalışan bir takım oluşturuyoruz. İnci bu tempo altında bir düşüş yaşadı. Ancak mutlaka ve mutlaka çıkışa geçecek. Bizim buradaki amacımız Onu çabuklaştırmak, kuvvetlendirmek, oyunu öğretmek ve sahada durabilir hale getirmek. İnci’den alabileceğimiz her dakika onun ve bizim için çok önemli. İnci’nin işi pek kolay olmayacak ama onun istemesi bizim istememizden daha önemli. Gelecek sezon yıldız takım ile antrenmanlara çıkmayacak ve A takımın benchinde olacak. Gerçekten pamuklara sararak koruduğumuz bir oyuncumuz. Neticesinde gelecekte milli takımın en önemli oyuncularından birisi olabilecek bir oyuncu. Euroleague şampiyonu bir takımda 15 yaşında kadroya girebilmek rüyasına bile giremeyecek bir durum ama bir günde oluverdi. Bu kültürün içerisinde herşeyi öğrenmesi lazım. İnci’yi sabırla bekleyeceğiz.”

Ekrem Memnun yeni sezonu değerlendirdi!

0

22.10.2014

SPORASLAN

Geçen sezon kazanılmadık kupa bırakmayan Galatasaray Kadın Basketbol Takımı’nın Efsane Koçu Ekrem Memnun, yeni sezonu ve transferleri SPORASLAN’a değerlendirdi.

Yeni sezon başlamadan önce takımın son durumuna ve yeni sezondaki hedeflerine değinen Tecrübeli Hoca, ”Geçen sezonki ilk 5’ten sadece Kelsey Bone şu anda takımla birlikte çalışabiliyor. Işıl ve Torrens ayrıldılar, Nevriye ve Little’da henüz takıma katılmadılar. Yeni bir takım kurmaya çalışıyoruz, yeni roller oturtmaya çalışıyoruz derken sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. İstediğimiz basketbolun çok uzağında bir yerdeyiz. Rollerin oturması zaman alacak gibi gözüküyor. Zellous’un ayrılması gibi bazı sıkıntılarda yaşadık. Yerine bir oyuncu almak istiyorduk fakat şimdilik bu olmadı. Zellous’un gidişiyle yeni transfer için biraz bütçemiz oluştu. Bize verilen bütçenin altında bir bütçeyle takım kurduk. Yönetim bizden transfer için yeni yönetimi beklememizi istedi, bizde bekliyoruz. Queralt Casas’ı sadece Euroleague’de kullanmak için almıştık. Bu durumda ligde de kullanmak durumunda kalabiliriz. Takımın yapısı tahmin ettiğimizden farklı yönlere gitti. Mutlaka sonunda çok iyi mücadele eden bir takımımız olacak ama bir sürece ihtiyacımız var. Sonuç itibariyle geçtiğimiz sezon biterken oynadığımız basketbolun çok çok uzağındayız. Her ne kadar başlarda adaptasyon sorunu yaşayacağımızı düşünsemde sezon sonunda her yarışta olacağımıza inanıyorum. Bu takım Avrupa şampiyonu ve sonunda müthiş bir basketbol oynayarak başarılı olmuş bir kulüp. Tesadüfen veya yalan dolanla değil. Dünyanın en iyi takımlarını yenerek bu başarıyı kazandık. O kadroyu kurmak en az iki yılımızı aldı. Şimdi sıfırdan bir oluşum içine giriyoruz. Üzerimizde şampiyon apoleti  var ve bunu korumak kolay olmayacak. Sürekli önümüzdeki maça bakacağız ve kazanmaya çalışacağız. Ama maçlardan veya fikstürden daha çok oyunumuzu oturtmaya odaklandım. Bizim bu zorluklar karşısında sarıldığımız tek şey bu takımın kültürü. Kadın basketbol takımımızda kazanma kültürü var ve biz en zor zamanlarımızda bu kültüre sarıldık.” dedi.

Euroleague’de zorlu bir grupta olduklarını ifade eden Memnun şunları söyledi;

”Euroleague’de çok zorlu bir gruptayız ve ilk hedefimiz gruptan çıkıp playoffa kalabilmek. Ekaterinburg zaten kaliteli olan kadrosuna Alba ve bir iki oyuncu daha kattı, Prag zaten zorlu bir rakipti. Geçen sezon onlara iki maçta da mağlup olmuştuk. Kursk bizim çok değerli bir basketbolcumuzu aldı, başka takviyelerde yaptı. Fransız takımı ve Wisla’da var. Gerçekçi bakmak lazım. Yeni bir oluşum içerisindeyiz ve ilk hedefimiz kesinlikle gruptan çıkmak. Sabır ve desteğe ihtiyacımız var. Biz çıkıp onurlu bir şekilde mücadele edeceğiz. Taraftarımızdan bu sabır ile birlikte desteklerini bekliyoruz. Galatasaray oynayacağı her turnuvayı kazanmak için oynar. En zayıf olduğu söylenen kadroda bile hedef kazanmaktır ve daha öncede bu takım bunu yapmıştır. Biz mutlaka her yarışın içerisinde olacağız.”

Fenerbahçe ile oynanacak Cumhurbaşkanlığı Kupası hakkında da konuşan Koç, ”Bizde çok Cumhurbaşkanlığı Kupası var ama bir tane daha olsun isteriz. Fenerbahçe ile önümüzdeki hafta sonu Cumhurbaşkanlığı Kupası finali oynayacağız. Onlar da çok iyi oyuncular aldılar. Ama biz kendi oyunumuza bakıyoruz. Bugüne kadar ne Fenerbahçe ile ne de diğer takımlar ile ilgilenmedim. Henüz bugün hafta sonu oynayacağımız maç için rakibi izlemeye başladım. Geçen sezon Fenerbahçe ile oynadığımız her finali kazandık ve yine kazanmak için oynayacağız. Onlarda da bunun oluşturduğu farklı bir motivasyon olacaktır. Ben her şeye rağmen hafta sonu oynayacağımız maçı kazanacağımıza inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Yeni transferleri de değerlendiren Ekrem Memnun, ”Ayşegül Günay genç bir oyuncu. Gelecek adına takımımıza çok iyi katkılar vereceğini düşünüyoruz. Birkaç yıldır Kayseri Kaski’de iyi oynadı. Tabi Galatasaray gibi büyük bir kulüpte biraz zamana ihtiyacı olacak. Kendisinden beklentilerimiz var, şuanki oyunundan çok daha ileriye gidecektir. Kendisi çok çalışkan ve akıllı bir basketbolcu. O’na inanıyoruz ve güveniyoruz. Diğer oyuncularımızda farklı ortam ve kültürlerden geldiler.  Ama burada farklı roller alacaklar ve kültürü yakalamaya çalışacaklar ve yakalayacaklar. Bir adaptasyon sürecimiz olacak. Bu işler bir-iki günde olacağa benzemiyor. Dublijevic çok iyi bir oyuncu . Onunda durumu aynı farklı bir kültüre gelecek ve uyumu yakalamaya çalışacak. Biz ona farklı roller yüklemeyi düşünüyorduk ama Sancho ve Nevriye’nin geç gelecek olmaları bu durumu değiştirdi.  Sancho ve Nevriye’yi tartışmaya kesinlikle gerek yok. İkiside çok büyük oyuncular. Ancak bu şartlarda oynayabileceklerini söylediler. Bizde yazın dinlenemediklerini de düşünerek bir fedakarlık yapmayı tercih ettik. Bir aylık bir süreç için onları kaybetmek istemedik. Onların olmadıkları süreci kayıpsız atlatmaya çalışacağız. Nuria ve Bahar takıma bir hafta önce katıldılar. Bir oyun benimsemeye çalışıyoruz. Fakat rakiplerde geçen yılın şampiyonu olduğumuz için bize farklı motivasyonla hazırlanıyorlar. Bu nedenle işimiz pek de kolay olmayacak.” dedi.

Shavonte Zellous’un takımdan neden ayrıldığını da açıklayan İmparator, ”Zellous’un ayrılması tamamen idari bir durum. Zellous’un bizimle birlikte burada olmasını isterdik. Ama o bizden farklı düşündü ve gelmemeyi tercih etti. Maddi konularda herkes aynı durumdayken o bunu kabul etmedi. İlk başta dinlenmek istediğini söyledi ve bende kendisine 1 hafta fazladan izin verdim. Daha sonra çağrılarımıza cevap vermedi. Defalarca çağırdık gelmedi. Bizde idari olarak yollarımızı ayırmak durumunda kaldık. Bu kulüp 20 milyondan fazla taraftarı olan bir kulüp, bizde burda bir takım kurmaya çalışıyoruz. Böyle olmak zorundaydı.” ifadelerini kullandı.

Zellous’un boşluğunu Pondexter ile dolduracağı konuşulan ancak Pondexter’ın başka bir kulübe imza atmasıyla neticelenen sürecede açıklık getiren Efsane Koç şu sözleri söyledi; 

”Cappie Pondexter’ın tek bir sohbette, toplantıda dahi adı geçmedi. Kendisi iyi bir oyuncu fakat aramızda sözü bile geçmedi. Bu dedikodular nereden çıkıyor anlamakta zorlanıyorum.”

Takımdan ayrılan Torrens hakkında da konuşan Ekrem Memnun, ”Torrens çok büyük bir oyuncu ve çok büyük bir yetenek. Bize çok katkı vermiş bir oyuncu. Torrens kararı o gün verilmesi gereken bir karardı. Bu işin birde maddi boyutu var. Torrens az bütçelere oynayan bir oyuncu değildi, şimdi gittiği kulüpte de iyi bir kontrat imzaladığını biliyorum. Çıkışta bir oyuncuya da kontratının çok altında bir kontrat önermek olmaz. Kendiside biraz gitmek istedi. Bahar, Ayşegül, Casas ve Martinez gibi bu sene oynatacağımız dış oyuncularımız Torrens’den farklı bir role bürünecekler.” ifadelerini kullandı.

Işıl Alben hakkında, ”Işıl’la bizim aramız çok iyi. Her zaman görüştüğümüz biri. Buralara çok emek vermiş bir insan. Şampiyon olan takımımızın kaptanı. Zaten Işıl’da kendisini hala takımın bir parçası olarak görüyor. Çok iyi bir Galatasaraylı. Ben de bir Galatasaraylı olarak onu bu forma altında görmek isterim. Tekrar Galatasaray formasını giymeyi Işıl’a yakıştırırım. Umarım iki tarafında mutlu olacağı şartlar oluşur ve Işıl Alben’i tekrar buralarda görürüz.” ifadelerini kullanankoç Ekrem Memnun son olarak kadrolarında bulunan 15 yaşındaki İnci Güçlü’ye değindi ve şunları söyledi;

”İnci’yi kadroya aldık. İlk geldiğinde bir heyecan vardı ve iyi bir katkı verdi. Baktığınız zaman 2 metrenin üzerinde koca bir kız görüyorsunuz ama unutulmamalı ki İnci henüz 15 yaşında bir çocuk. Bizim takımımızın temposu çok ağır. Fiziksel olarak çok sert ve üst seviyede enerjiyle oynamaya çalışan bir takım oluşturuyoruz. İnci bu tempo altında bir düşüş yaşadı. Ancak mutlaka ve mutlaka çıkışa geçecek. Bizim buradaki amacımız Onu çabuklaştırmak, kuvvetlendirmek, oyunu öğretmek ve sahada durabilir hale getirmek. İnci’den alabileceğimiz her dakika onun ve bizim için çok önemli. İnci’nin işi pek kolay olmayacak ama onun istemesi bizim istememizden daha önemli. Gelecek sezon yıldız takım ile antrenmanlara çıkmayacak ve A takımın benchinde olacak. Gerçekten pamuklara sararak koruduğumuz bir oyuncumuz. Neticesinde gelecekte milli takımın en önemli oyuncularından birisi olabilecek bir oyuncu. Euroleague şampiyonu bir takımda 15 yaşında kadroya girebilmek rüyasına bile giremeyecek bir durum ama bir günde oluverdi. Bu kültürün içerisinde herşeyi öğrenmesi lazım. İnci’yi sabırla bekleyeceğiz.”

CHP’den Kobani koridoruna destek

0

Sibel Demirci Erdem 22.10.2014

AL JAZEERA TURK

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu Kobani için ‘Küresel vahşet örgütüne karşı kendini savunmaya çalışan insanlara karşı her türlü yardımın yapılması lazım’ diye konuştu. Âkil adamların algı operasyonu, Kürt meselesinin hükümetin elinde rehin olduğunu savundu.

Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ‘Kobani’ye silah yardımı yapılamaz, koridor açılamaz’ diyen hükümetin silah yardımı ve koridor açılması konusunda kendini tekzip ettiğini belirtti. CHP’nin PKK ile PYD’yi aynı görmediğini söyleyen Tanrıkulu Kobani’ye açılacak koridoru da doğru bulduklarını söyledi. CHP’nin yabancı asker geçişi için izin veren tezkereye ‘hayır’ demesini tezkerenin IŞİD ve Kobani ile sınırlı olmamasına bağlayan Tanrıkulu CHP’nin çözüm sürecine bakışını da anlattı. CHP’nin barıştan yana olduğunu söyleyen Tanrıkulu hükümetin çözüm sürecini elinde rehin tuttuğunu savundu. Âkil insanlar heyetinin Başbakan Davutoğlu ile yaptığı görüşmeyi de değerlendiren Tanrıkulu insanların gündeme getirdiği önerilerin yeni ve parlak fikir olmadığını söyledi.

ABD’nin Kobani’de IŞİD ile mücadele eden Kürt güçlere havadan silah yardımı yapmasını ve Türkiye’nin peşmergenin Kobani’ye geçişi için koridor açma kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle şunu ifade edeyim Genel Başkanımız Kobani konusunda esaslı bir teklifte bulundu. Tezkerenin Kobani ve IŞİD ile sınırlandırılmasının daha  doğru olacağını ifade etti, TSK’nın bölgeyi korumak için hareket etmesi gerektiğini ifade etti. Küresel vahşet örgütü saldırıyor, onlara değil koridor açılması daha ötesini ifade etti. Bizzat  biz üzerimize düşeni yapalım dedi, bunu da kapsayan bir önermeydi. Bu hükümet kendi kendini tekzip eden bir hükümet. Koridor açılamaz diyen,  Kobani düştü düşecek diyen bir Cumhurbaşkanı var. Yüzde yüz fikir değiştirdiler. Silah yardımı yapılamaz dediler, silah yardımı yapıldı. Koridor açılamaz dediler koridor açıldı. Bunu önceden yapmalıydılar. Halkı IŞİD vahşetine teslim etmemelilerdi. Sonuçta küresel vahşet örgütüne karşı kendini savunmaya çalışan insanlara karşı her türlü yardımın yapılması lazım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘PYD PKK ile eştir’ dedi. ABD ise PYD’yi PKK’dan farklı gördükleri yönünde bir açıklama geldi. CHP’nin PYD’ye bakışı nedir?

İkisini birbirinden ayrılması gerektiğini ifade ettik. Kendi toprağını, vatanını, dağılmış Suriye rejimi içinde kendi haklarını korumaya çalışan bir halk ve onların silahlı güçleri var. Hükümet açısından siyaseten izahı mümkün olmayan bir durum var. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı ve AKP sözcülerinin daha önceki açıklamalarını ve son iki gündür olanlar karşısındaki açıklamaları karşılaştalım, hiçbir tutar tarafı yok. Keşke 35 gün önce, bu kadar insan ölmeden gerekli insani yardım diğer yardımlar  yapılabilseydi.  Türkiye’nin itibarını ayaklar altına alacak duruma düşmeselerdi. Ne oldu şimdi? Obama telefon açtı, Cumhurbaşkanı hazırola geçip konuşmuştur herhalde.

CHP hükümetin tezkeresine hayır derken itiraz noktalarından biri de tezkerenin yabancı silahlı güçlerin Türkiye’den geçişine izin verilmesiydi. Peşmerge için açılan koridoru olumlu bulduğunuzu belirttiniz. Bu  CHP açısından bir çelişki değil mi ?

Biz tezkerenin bu şekilde gelmesine kapsamının bu kadar genişlemesine, dış politika konusunda sabıkalı bir hükümete Meclis’in yetkisinin geniş bir şekilde devrine karşı çıktık. Kobani konusunda başından beri itirazımız olmadı. Bu hükümet amacının başından beri Kobani değil Esad rejimi olduğunu ifade etti. Tezkerenin IŞİD ve Kobani ile sınırlandırılmasını istedik, bu olmadığı için de red oyu verdik.

Başbakan Davutoğlu akil insanlar heyeti ile görüştü. Görüşmede Öcalan’ın şartlarının iyileştirilmesi, Meclis’in devreye sokulması gibi öneriler dile getirildi. Bu konudaki görüşünüz nedir?

Bakın âkil adamların algı operasyonu çerçevesinde hükümetle görüşme yapmasını etik açıdan doğru bulmuyorum. Hükümet algı operasyonu yapıyor âkil insanlar heyeti üzerinden. Hükümet geçen dönemde algı operasyonu ile bir çalışma yürüttü, seçim öncesinde yine çalışma yapıyor. Akil insanların söylediği hangi yeni ve parlak bir fikir var?

Seçime işaret ettiniz, CHP’nin bu süreçte çözüm sürecine ilişkin öngörüsü nedir?

Biz Kürt meselesinin hükümetin elinde rehin tutulduğu görüşündeyiz. Seçim öncesinde canlandırılıp seçmen üzerinde algı operasyonuna yönelik tutum alıyorlar. Hükümetin çözüm noktasında ortaklaşacağı bir projesi olduğu görüşünde değiliz.

Peki CHP çözüm süreci konusunda ne vaad edecek? CHP’nin seçim bildirgesi üzerinde çalıştığını biliyoruz bildirgede buna ilişkin neler söyleyecek CHP?

CHP eşit yurttaşlık çerçevesinde herkesin kendi kimliğine saygı çerçevesinde barış işinde yaşayacağı bir Türkiye istiyor. Somut yasa tekliflerimizi Meclis’e sunduk daha önce. Dile getirdiğimiz öneriler bu taslakta da yer alacak. Parti Meclisi’nde görüşülecek ve tartışılacak. Parti Meclisi’nde görüşülmeden bilgi vermem doğru olmaz. Tartışma ve çalışmalar yürütülüyor. Biz kesinlikle barıştan yanayız. Kesinlikle süren bu durumun değerli olduğunu biliyoruz. Esaslı bir silahlı çatışmanın olmamasını değerli buluyoruz. Süreç yanlış yürütüldüğü şeffaf yürütülmediği için eleştiriyoruz.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu geçen hafta CNNTÜRK’te katıldığı Tarafsız Bölge programında çözüm sürecine ilişkin bir soru üzerine biz iktidarda olsaydık Öcalan’ı muhatap almazdık” dedi. CHP iktidar olsa bu süreci nasıl yürütecek?

İşin merkezine Meclis’teki siyasi partiler oturmalı. Bizim muhataplarımız Meclis’teki siyasi partiler olurdu. Ondan sonrasını komisyon ile çalışma esasları çerçevesinde Ortak Akıl Heyeti veya komisyon yerine getirir. Ortak Akıl Heyetine komisyon görev verir. O heyet de şiddetin sonlanması ve silahsızlanma açısından gerekli görüşmeleri yapar, örgüt üyeleriyle de görüşmeler olabilir.

Başbakan’ın akil insanlar heyetiyle yaptığı görüşmede Öcalan’ın şartalarının iyileştirilmesi talebi dile getirildi. CHP bu konuda ne düşünüyor?

Bizim gündemimizde şu anda böyle bir şey yok .