Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 116

Termikle Mücadelemiz 4 yıldır devam ediyor – Yaykıl Köyü Muhtarı

0

Sinop’ta termik santral yapımına karşı mücadele eden Yaykıl Köyü Muhtarı Ahmet ile verdikleri mücadeleyi konuştuk:

“Santralin yapılacağı alanın altında deniz var. Tarım İl Müdürlüğü’nün verdiği rapora göre burası balıkların üreyip büyüdüğü yer. Santral buradaki denizi, doğayı mahvedecek. İnsanların ekmek yediği toprakları ellerinden alınmaya çalışılıyor. Bizim burada kömür çıkmıyor. Çıksa kömür değerlensin diye insanlar belki razı olurlardı. Dışarıdan getirilecek kömürle birileri enerji üretecek para kazanacak diye insanların yaşam hakkı ellerinden alınacak. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bizim termikle santralle mücadelemiz 4 yıldan beri devam ediyor. Yaklaşık 400 günden fazladır da geceli gündüzlü nöbet çadırımızda nöbetteyiz.
Burası 1600 yıllık yerleşim yeri
Biz Kültür Bakanlığı’na buranın 1600 yıllık yerleşim yeri olduğunu bildirdik. Henüz bir cevap alamadık. İnşallah olumlu bir cevap gelecektir.
Biz Yeşil Gerze Platformu (YEGEP) adıyla direniyoruz. Bu platformun hiçbir siyasi amacı yok. Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları termik santrale karşı YEGEP ile birlikte mücadelenin içindeler. Gerze’de termik santrali yapacak olan Anadolu Grubu’ndan Tuncay Özilhan 400 dönüm yer aldı. Termik santralin dışında buraya ne kurarsa kursun, işçiliğini biz üstleniyoruz. İşyeri, fabrika yapsın ama termik santral yapılmasına razı değiliz.
Anadolu Grubu bize bugüne kadar hiç yardım göndermiyordu. Termik santrale başladıktan sonra köye yardım paketleri, okullara çikolata göndermeye başladılar. Biz yeni mi akıllarına geldik? Bizim sadakaya ihtiyacımız yok.
Son olarak ifade etmeliyim ki biz iyi yatırımların her zaman yanındayız. Termik santralleri gittik, gezdik. Maraş’a, Sugözü’ne, Zonguldak’a gittik. İnsanlar bundan kötü bir şey olamaz diyorlar. Türkiye’nin elektiriğe ihtiyacı var ama rüzgar enerjisi, güneş enerjisi gibi yenilebilir enerji kaynakları da var.”

 

“CHP Yıpratılmasın Diye İstifa Ettim !” – Yüksel Çavuşoğlu Röportajı

0

Uluslar arası bir toplantıda Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile konuşması ve kurduğu cümleler çok tartışıldı. Kimisi çok beğendi, kimisi çok eleştirdi. “Dilim sürçtü” açıklamasına karşı  CHP içinde de farklı tepkilerle karşılaştı. Erkek egemen toplumda, ağır hakarete varan tartışmaların siyaset ve muhalefet sayıldığı siyasette sevgi ve saygı dolu söylemlerin yer almadığını gördü ve görevinden istifasını verdi. Verilen istifaya rağmen tartışmalar devam ediyor. CHP İstanbul Kadın Kolları’ndan istifa eden Yüksel Çavuşoğlu kendisine gelen röportaj ve haber taleplerini reddederek sadece Yeşil Mavi Karadeniz Gazetesi’ni kabul etti. Kendisiyle tartışılanları konuşarak, samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

Ercan Küçük (E.K.) :  Tartışmanın başladığı yere dönelim. Bakan Fatma Şahin ile karşılaştığınız, konuştuğunuz toplantı hakkında bilgi verir misiniz?

Yüksel Çavuşoğlu (YÇ) :  O toplantı kadına yönelik her türlü ayrımcılığa karşı çalışan SEDAV’ın düzenlediği uluslar arası bir toplantıydı. Biz bu toplantıya CHP İl Kadın Kolları olarak katıldık. Sayın Bakan konuşmasına Atatürk’e övgüler yağdırdı. Cumhuriyet kadınlarından bahsetti. Yaptıkları, yapamadıkları ve yapmak istedikleri hakkında konuştu. Kendisinden sonra kürsüye çıkan konuşmacılar da Atatürk’ü anlattılar. Ben de bu ortamdan çok etkilendim. O güne kadar hiçbir AKP’linin Atatürk’ten bu kadar güzel bahsettiğini görmemiştim.  Verilen arada Bakan Fatma Şahin ile karşılaştık.  Kendisi beni tanıdığını, çalışmalarımı izlediğini, beraber güzel işler başarabileceğimizi belirtti. Ben konuşurken bir dil sürçmesi yaşadım. Başkan derken, onu kendi partimin başında başkan olarak görmeyi istemem söz konusu değil. Şuan ki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yerinde siz olsaydınız kadın sorunlarına kadın gözüyle bakarsınız, bu çok daha iyi olurdu dedim.  Sonuçta hepimiz insanız, dil sürçmeleri yaşanabilir. Ben 12 yıldan beri CHP’nin bir neferi olarak çalışıyorum. Ama CHP’nin yıpratılmasını istemediğim için, bunu daha fazla gündemde tutmamak için, kendisini CHP’li diye tanıtan kişilerin hakarete ve tehdide varan yorumlarından dolayı istifa etme gereğini duydum. Partim benim yüzümden tartışılır hale gelmemelidir.  Bunu da hiçbir erkek yapmaz.

EK :  Bakan Fatma Şahin’e söylediğiniz cümleler için keşke hiç söylemeseydim diye bir pişmanlığınız var mı?

YÇ :  Kötü niyetle söylemediğim için hiç pişmanlık duymadım. O’nu partimde başkan olarak görmek istesem CHP’de olmazdım. Böyle bir şeyi söylemem için benim deli olmam gerekir. Dilim sürçtü, insanların da böyle anlaması lazım. Ama ben Sn. Fatma Şahin’i çok çalışkan buluyorum. Kendisi gençlik kolları ve kadın kollarında ciddi çalışmalar yapmış, çalışkan, sıcakkanlı bir insan. Bunu takdir ediyorum. Ben hangi partiden olursa olsun kadın dayanışması içindeyim. Yıllarca da bunun için mücadele ettim. CHP’de %33 Kadın kotası için sokaklarda mücadele ettim. Kadınların karar mekanizmalarında daha çok olmasını istiyorum. Çünkü bugüne kadar bu ülkeyi erkekler yönetti. Çok mu güzel bir ortamda yaşıyoruz? Eğer kadınlar karar mekanizmalarında daha çok yer alırsa daha güzel işler olacağına inanıyorum. Ben sevgi dolu bir insanım. Hiçbir şekilde değişmeyeceğim. Kimse beni kötü yapamaz. Dünyada eğer bir şeyler iyi gidecekse sevgiyle olacak, iyilik kazanacak diye düşünüyorum.

Genel Başkanımla Hiç Konuşmadık

EK :  Bu söylediklerinizden dolayı İl yönetimi ya da genel merkezden her hangi bir tepki aldınız mı?

YÇ :  Hayır bu konuyu Sn. Genel Başkanımla hiç konuşmadım. İstesem arar, konuşurdum ama istemedim. Bana birçok insan “Neden istifa ettin, etmeyebilirdin” diyorlar. Arkadaşlarım da “Sen seçilerek geldin, bize danışmadan nasıl istifa kararı verirsin?” dediler. Aslında haklılar da. Ama ben duygusalım. Bana gelen bazı telefonlar, sosyal medyadaki sayfalarımda yapılan yorumlar beni rahatsız etti. Belirli bir kitle var. Kimdirler, ne yaparlar, partiye üye miler, partiyi karıştırmak için mi çalışıyorlar bilmiyorum. Tek bildiğim benim üzerime geldikleri. Korkmuyorum ama partimin yıpranmasını istemediğim için istifa ediyorum.

EK :  Sizden öncede  CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın 29 Ekim kutlamalarındaki sözleri çok tartışılmıştı. Salıcı’nın basın açıklamasında siz de yanında yer alarak kendisine destek verdiniz. Genel merkezin istifasını istediği çok konuşuldu. Ama daha sonra Genel Merkez daha sonra Oğuz Kaan Salıcı’ya sahip çıktı. Şimdi Genel Merkezin sizin konunuzda sessiz kaldığını gördük. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÇ :  Türkiye’de kadınlar her zaman 2. planda kalmışlardır. Aslında bu soruyu bana değil de onlara sormalısınız. Benim cevaplarım duygusal olabilir. Bence kadınlara çok büyük haksızlıklar yapılıyor. Şuanda beni destekleyen, benim yanımda olan birçok kadın ve erkek arkadaşım var. Daha bugün yeni yeni dostlar kazandım. Siz Türkiye’nin sevgisini kazandınız diyorlar bana. Bu da benim ayakta durmamı sağlıyor, beni mutlu ediyor.

EK :  İstifanızı açıkladıktan sonra İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın tepkisi ne oldu?

YÇ :  Bana karşı hiç olumsuz olmadı. İstifamı verdim. “İyi düşündünüz mü?” dedi. Evet çok kararlıyım, yıpranmak istemiyorum dedim. O da bana saygı duydu. Benim başkanımdır. Hiyerarşik yapı içerisinde çok saygılı bir çalışma dönemimiz oldu. Hiçbir zaman zıtlaşmadık, her zamanda destekçisiyim.

EK :  10 Kasım’da Ankara’ya gidip, Atama şikayet edeceğim dediniz. Kimleri şikayet edeceksiniz?

YÇ :  Şikayet edilecek o kadar çok yanlış var ki. Özeleştiri yapmak gerekirse yeterince çalıştığımızı düşünmüyorum. Ben göreve geldiğimden beri sabah akşam çalışma temposuna girdim. Üzerime düşen çok şey var diye düşündüm. Çok çalışmazsanız cumhuriyetin kazanımlarını koruyamazsınız. Şuanda ülkenin gittiği nokta, var olan kutuplaşmalar, bu sevgisizlik ortamı beni üzüyor. Birbirinizi sevmezseniz hiçbir şeyi çözemezsiniz.

Mahkemeye Vereceğim

EK :  Sosyal medya üzerinden tehdit ve hakarete varan yorumlar geldiğini söylediniz. Bunları yapan kişilere karşı bir hukuki mücadele başlatacak mısınız?

YÇ :  Evet mücadele vereceğim. Mesela bir gazete benim söylemediğim sözleri ben söylemişim gibi yayınlamış. Bunları mahkemeye vereceğim.

CHP’li olmaktan gurur duyuyorum

EK :  Peki Yüksel Çavuşoğlu bundan sonra ne yapacak?

YÇ :  Yüksel Çavuşoğlu nasıl 12 yıldan beri CHP’nin bir neferi olarak çalışıyorsa yine aynı şekilde çalışacak. Ben CHP’li olmaktan dolayı gurur duyuyorum. İlle de bana görev verilmesi gerekmiyor. Ben cumhuriyetin kazanımlarını korumakla görevliyim.

EK :  Son olarak eklemek istediklerinizi alalım.

YÇ :  Ben Trabzonlu’yum. Yetiştirildiğim gibi sevgi dolu yaşıyorum. Ve bu şekilde yaşamaya da devam edeceğim. Ben değişmek, kendimden en ufak taviz vermek istemiyorum. Olduğum gibi kalmak istiyorum. Bir gün beni herkesin anlayacağını biliyorum.

“CHP Yıpratılmasın Diye İstifa Ettim !” – Yüksel Çavuşoğlu Röportajı

0

Uluslar arası bir toplantıda Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile konuşması ve kurduğu cümleler çok tartışıldı. Kimisi çok beğendi, kimisi çok eleştirdi. “Dilim sürçtü” açıklamasına karşı  CHP içinde de farklı tepkilerle karşılaştı. Erkek egemen toplumda, ağır hakarete varan tartışmaların siyaset ve muhalefet sayıldığı siyasette sevgi ve saygı dolu söylemlerin yer almadığını gördü ve görevinden istifasını verdi. Verilen istifaya rağmen tartışmalar devam ediyor. CHP İstanbul Kadın Kolları’ndan istifa eden Yüksel Çavuşoğlu kendisine gelen röportaj ve haber taleplerini reddederek sadece Yeşil Mavi Karadeniz Gazetesi’ni kabul etti. Kendisiyle tartışılanları konuşarak, samimi bir röportaj gerçekleştirdik.

Ercan Küçük (E.K.) :  Tartışmanın başladığı yere dönelim. Bakan Fatma Şahin ile karşılaştığınız, konuştuğunuz toplantı hakkında bilgi verir misiniz?

Yüksel Çavuşoğlu (YÇ) :  O toplantı kadına yönelik her türlü ayrımcılığa karşı çalışan SEDAV’ın düzenlediği uluslar arası bir toplantıydı. Biz bu toplantıya CHP İl Kadın Kolları olarak katıldık. Sayın Bakan konuşmasına Atatürk’e övgüler yağdırdı. Cumhuriyet kadınlarından bahsetti. Yaptıkları, yapamadıkları ve yapmak istedikleri hakkında konuştu. Kendisinden sonra kürsüye çıkan konuşmacılar da Atatürk’ü anlattılar. Ben de bu ortamdan çok etkilendim. O güne kadar hiçbir AKP’linin Atatürk’ten bu kadar güzel bahsettiğini görmemiştim.  Verilen arada Bakan Fatma Şahin ile karşılaştık.  Kendisi beni tanıdığını, çalışmalarımı izlediğini, beraber güzel işler başarabileceğimizi belirtti. Ben konuşurken bir dil sürçmesi yaşadım. Başkan derken, onu kendi partimin başında başkan olarak görmeyi istemem söz konusu değil. Şuan ki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yerinde siz olsaydınız kadın sorunlarına kadın gözüyle bakarsınız, bu çok daha iyi olurdu dedim.  Sonuçta hepimiz insanız, dil sürçmeleri yaşanabilir. Ben 12 yıldan beri CHP’nin bir neferi olarak çalışıyorum. Ama CHP’nin yıpratılmasını istemediğim için, bunu daha fazla gündemde tutmamak için, kendisini CHP’li diye tanıtan kişilerin hakarete ve tehdide varan yorumlarından dolayı istifa etme gereğini duydum. Partim benim yüzümden tartışılır hale gelmemelidir.  Bunu da hiçbir erkek yapmaz.

EK :  Bakan Fatma Şahin’e söylediğiniz cümleler için keşke hiç söylemeseydim diye bir pişmanlığınız var mı?

YÇ :  Kötü niyetle söylemediğim için hiç pişmanlık duymadım. O’nu partimde başkan olarak görmek istesem CHP’de olmazdım. Böyle bir şeyi söylemem için benim deli olmam gerekir. Dilim sürçtü, insanların da böyle anlaması lazım. Ama ben Sn. Fatma Şahin’i çok çalışkan buluyorum. Kendisi gençlik kolları ve kadın kollarında ciddi çalışmalar yapmış, çalışkan, sıcakkanlı bir insan. Bunu takdir ediyorum. Ben hangi partiden olursa olsun kadın dayanışması içindeyim. Yıllarca da bunun için mücadele ettim. CHP’de %33 Kadın kotası için sokaklarda mücadele ettim. Kadınların karar mekanizmalarında daha çok olmasını istiyorum. Çünkü bugüne kadar bu ülkeyi erkekler yönetti. Çok mu güzel bir ortamda yaşıyoruz? Eğer kadınlar karar mekanizmalarında daha çok yer alırsa daha güzel işler olacağına inanıyorum. Ben sevgi dolu bir insanım. Hiçbir şekilde değişmeyeceğim. Kimse beni kötü yapamaz. Dünyada eğer bir şeyler iyi gidecekse sevgiyle olacak, iyilik kazanacak diye düşünüyorum.

Genel Başkanımla Hiç Konuşmadık

EK :  Bu söylediklerinizden dolayı İl yönetimi ya da genel merkezden her hangi bir tepki aldınız mı?

YÇ :  Hayır bu konuyu Sn. Genel Başkanımla hiç konuşmadım. İstesem arar, konuşurdum ama istemedim. Bana birçok insan “Neden istifa ettin, etmeyebilirdin” diyorlar. Arkadaşlarım da “Sen seçilerek geldin, bize danışmadan nasıl istifa kararı verirsin?” dediler. Aslında haklılar da. Ama ben duygusalım. Bana gelen bazı telefonlar, sosyal medyadaki sayfalarımda yapılan yorumlar beni rahatsız etti. Belirli bir kitle var. Kimdirler, ne yaparlar, partiye üye miler, partiyi karıştırmak için mi çalışıyorlar bilmiyorum. Tek bildiğim benim üzerime geldikleri. Korkmuyorum ama partimin yıpranmasını istemediğim için istifa ediyorum.

EK :  Sizden öncede  CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın 29 Ekim kutlamalarındaki sözleri çok tartışılmıştı. Salıcı’nın basın açıklamasında siz de yanında yer alarak kendisine destek verdiniz. Genel merkezin istifasını istediği çok konuşuldu. Ama daha sonra Genel Merkez daha sonra Oğuz Kaan Salıcı’ya sahip çıktı. Şimdi Genel Merkezin sizin konunuzda sessiz kaldığını gördük. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÇ :  Türkiye’de kadınlar her zaman 2. planda kalmışlardır. Aslında bu soruyu bana değil de onlara sormalısınız. Benim cevaplarım duygusal olabilir. Bence kadınlara çok büyük haksızlıklar yapılıyor. Şuanda beni destekleyen, benim yanımda olan birçok kadın ve erkek arkadaşım var. Daha bugün yeni yeni dostlar kazandım. Siz Türkiye’nin sevgisini kazandınız diyorlar bana. Bu da benim ayakta durmamı sağlıyor, beni mutlu ediyor.

EK :  İstifanızı açıkladıktan sonra İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın tepkisi ne oldu?

YÇ :  Bana karşı hiç olumsuz olmadı. İstifamı verdim. “İyi düşündünüz mü?” dedi. Evet çok kararlıyım, yıpranmak istemiyorum dedim. O da bana saygı duydu. Benim başkanımdır. Hiyerarşik yapı içerisinde çok saygılı bir çalışma dönemimiz oldu. Hiçbir zaman zıtlaşmadık, her zamanda destekçisiyim.

EK :  10 Kasım’da Ankara’ya gidip, Atama şikayet edeceğim dediniz. Kimleri şikayet edeceksiniz?

YÇ :  Şikayet edilecek o kadar çok yanlış var ki. Özeleştiri yapmak gerekirse yeterince çalıştığımızı düşünmüyorum. Ben göreve geldiğimden beri sabah akşam çalışma temposuna girdim. Üzerime düşen çok şey var diye düşündüm. Çok çalışmazsanız cumhuriyetin kazanımlarını koruyamazsınız. Şuanda ülkenin gittiği nokta, var olan kutuplaşmalar, bu sevgisizlik ortamı beni üzüyor. Birbirinizi sevmezseniz hiçbir şeyi çözemezsiniz.

Mahkemeye Vereceğim

EK :  Sosyal medya üzerinden tehdit ve hakarete varan yorumlar geldiğini söylediniz. Bunları yapan kişilere karşı bir hukuki mücadele başlatacak mısınız?

YÇ :  Evet mücadele vereceğim. Mesela bir gazete benim söylemediğim sözleri ben söylemişim gibi yayınlamış. Bunları mahkemeye vereceğim.

CHP’li olmaktan gurur duyuyorum

EK :  Peki Yüksel Çavuşoğlu bundan sonra ne yapacak?

YÇ :  Yüksel Çavuşoğlu nasıl 12 yıldan beri CHP’nin bir neferi olarak çalışıyorsa yine aynı şekilde çalışacak. Ben CHP’li olmaktan dolayı gurur duyuyorum. İlle de bana görev verilmesi gerekmiyor. Ben cumhuriyetin kazanımlarını korumakla görevliyim.

EK :  Son olarak eklemek istediklerinizi alalım.

YÇ :  Ben Trabzonlu’yum. Yetiştirildiğim gibi sevgi dolu yaşıyorum. Ve bu şekilde yaşamaya da devam edeceğim. Ben değişmek, kendimden en ufak taviz vermek istemiyorum. Olduğum gibi kalmak istiyorum. Bir gün beni herkesin anlayacağını biliyorum.

“Özgürlüklerin Kısıtlanmadığı Bir Türkiye Hayal Ediyorum !”

0

Sinop gezimizde ki duraklarımızdan birisi de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sinop İl Başkanlığı oldu. Bizleri makamında ağırlayan Sinop siyasetinin renkli yüzü CHP Sinop İl Başkanı Mustafa Acun ile gündemdeki konuları konuştuk.
Ercan Küçük (E.K) Sayın Başkan öncelikle gündemi en çok meşgul eden konuyla başlayalım. Akçakale’de yaşanan olaylardan sonra Türkiye misilleme gerçekleştirdi. Bu olayla ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?
Mustafa Acun (MA) : Tabii ki öncelikle hoşgeldiniz. Suriye ile bu gün yaşanan sürece bakmadan önce iktidarın politikası sebebiyle komşularımızla sıfır sorunken sırf sorun olduk. Halkı genel anlamda memnun ediyor mu? Etmiyor mu? Geçen yıl Bodrum’da Esad ile tatil yapılırken bir yıl içinde ne değişti de bu duruma geldik? Geçen yıl aynı şekilde ortaklaşa toplantılar yapılırken şimdiki düşmanlığımız nereden çıktı? Yani komşularımızla kurduğumuz ilişkiler, hükümetin yürüttüğü politika ile bir yıl içinde tamamen değişebilir. Sözün özünü tek cümle ile özetlemek gerekirse Türkiye dış politikada tutarlı ve iyi bir yol izlemiyor.
EK : Uzun zamandır yeni anayasa tartışması sürüyor. CHP’nin anayasa konusunda bir takım önerileri de oldu. Fakat CHP içinden “CHP’nin o masada ne işi var” şeklinde eleştiriler de geliyor. Bu konuyla ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?
MA : Mevcut olan anayasamızın çağdaş ve demokrat haklarımızın kısıtladığını düşünüyoruz ve hala 12 Eylül Anayasası’nın gündemde olduğunu görüyoruz. Biz CHP olarak tabii ki çoğulcu bütün kesimlerin uzlaşabileceği, daha demokratik daha özgür bir anayasa istiyoruz. Bu düşünce doğrultusunda anayasa komisyonunda üç üyemiz bulunmaktadır. Partinin genel ilkelerinin de savunulduğu, belli konuların taviz verilemeyeceği şeklinde çalışmalarını sürdürmektedirler.

EK : Başkanlık sistemi ya da yarı başkanlık sistemi hakkındaki tartışmalar gündemi hala meşgul ediyor. İktidar partisi ve yanlıları bu sisteme geçilmesini savunurken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sistemin olumlu yönleri olacağı gibi olumsuz yönlerinin de olacağını belirtti. Bu kutuplaşmanın hükümet ile cemaat arasında bir tartışmaya yol açtığı söylenmekte. Sizin bu konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim?
MA : Öncelikle hükümet ile cemaat arasındaki sorun hükümetin sorunu. Burada hükümet kimin ayağına bastı veya kimleri memnun etti veya kimlerin sayesinde hükümet oldu onu araştırmak lazım. İki grup arasında bir görüş ayrılığı olduğuna dair iddiaları doğru bulmuyorum. Eğer bu gün için bir görüş ayrılığı var ise de yarın bir gün ortak noktada tekrar buluşulacağı kanısındayım ve asıl amaçları olan Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik ve hukuk devletinin anayasal şartlarla ortadan kaldırılması için ortak çalışmalar yapacaklarının inancındayım. Başkanlık sistemi başbakanın hep gönlünde olan bir sistem. Ayrıca AKP’nin içinde bulunan bütün milletvekillerinin bu sistemi desteklediğini düşünmüyorum. Ama başbakanın isteği olduğundan hiçbirinin açıkça belirterek farklı düşüneceğini sanmıyorum. Adı demokrasi olan bir ülkede tek adam tek ses…

Görüştünüz mü, Görüşmediniz mi?
EK : PKK sorununa gelelim. Oslo görüşmeleri yapıldı. Bununla ilgili CHP görüşmeleri açıkladı. Ancak Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu, savaş duracaksa kan akmayacaksa herkes ile görüşme yapılabileceğini açıkladı. CHP Oslo görüşmelerinin devamını mı istiyor? Bu olaya parti olarak bakış açınız nedir?
MA : Öncelikle geçtiğimiz süreçte Başbakan Kayseri’de çıktı konuştu; “PKK ile görüştüğümüzü söyleyen de ispat edemeyen de şerefsizdir” dedi. Bu gün ise Sayın Başbakan “Hakan Fidan’ı ben gönderdim. Benim temsilcim olarak gitti.” dedi. O zaman Kayseri Meydanı’ndaki “şeref” sözü sahibini bekliyor. CHP, Oslo görüşmelerini açıkladığında Başbakan görüştüklerini belirtti. Ama ondan önce görüşmediklerini belirtti. Görüştünüz mü? Görüşmediniz mi? Türkiye doğruları söylemeyen bir başbakana sahip. Gelinen süreçte ne oldu? En son süreçte “Gerekirse İmralı ile de görüşürüz” dedi Başbakan. Evet bu gün bu ülkede bir Kürt sorunu var. Olmadığını kimse inkar etmesin. Her gün şehit cenazelerinin gelmesi, 3’ten 5’ten 7’ye, 10’a çıkmasıyla insanımız bu haberleri kanıksar oldu. Birbirimize sorar olduk bu gün kaç şehit verdik diye. Eskiden iki şehit verdiğimizde ülke ayağa kalkardı. 2002’de AKP iktidara geldiğinde bir yıl boyunca bir tane bile şehit vermedik. Devamında sayısı artmaya başlayarak şehitler vermeye başladık. Bu durumu ancak şöyle açıklayabiliriz; hükümetin Doğu yani Kürt Sorunu üzerinde izlediği yanlış politikanın göstergesidir. Tunceli Milletvekilimiz PKK’lı teröristlerce kaçırılmıştı. Serbest bırakıldıktan bir kaç saat sonra, o kaçırılma psikolojisi içinde yaptığı açıklama ortalığı ayağa kaldırdı. Dağdaki çocuklarda iyi onlarda keşke üniversite okusa dedi kıyamet koptu. Ama AKP Milletvekili “onlar bizim canımız ciğerimiz” dedi kimseden ses çıkmadı. Daha yeni olan bir mevzu; Diyarbakır Emniyet Müdürü “terörist cenazesine ağlamayan insan olamaz. o da bir evlattır” dedi. Tamam bu ülkede bir sorun var ve bu sorun çözülmek zorunda. Biz de CHP olarak her defasında bu sorunun mecliste çözülmesi gerektiğini söylüyoruz. Bütün siyasi partilerin katılımıyla siyasi ortamda oturulup görüşülmesi teklifinde bulunuyoruz. Ama Başbakan her seferinde “CHP bize ne öneride bulunuyor?” diyor. Geçen öneri sunduğumuzda ise Başbakan “burada öneri yok tespit var” dedi.

EK : Sinop Belediyelerinin yerelde ve genelde olan çalışmalarından bahsedebilir misiniz?
MA : Öncelikle her hafta bir ilçemizi ziyaret ediyoruz teşkilat olarak. Belediye Başkanlarımızın çalışmalarından son derece memnunuz. Onlara buradan da teşekkürlerimizi gönderiyoruz. Belediyelerimiz en azından düzenli maaş ödeme sistemini oturttular. Belediyelerimiz seçilmeden önce geçmiş yıllara ait ikramiye borçları vardı. Borçların büyük bir kısmı, düzenli maaşlarla birlikte verildi. Bu kadar küçük bütçe ile bu kadar borcun altından kalmak ve düzenli maaş vermek Sinop Belediyesi için büyük başarıdır.

EK : Peki son olarak siyasi kimliğinizi bir kenara bıraktığınızda nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?
MA : Siyasi ve sivil kimliğimle gönülden istediğim Türkiye modeli; insanlarımızın huzurla yaşadığı, özgürlüklerimizin kısıtlanmadığı, doğasına, çevresine zarar vermeyen, insanlarının duyarlı olduğu, yaşam kalitesinin yüksek olduğu özgür bir Türkiye hayali var.

“Özgürlüklerin Kısıtlanmadığı Bir Türkiye Hayal Ediyorum !”

0

Sinop gezimizde ki duraklarımızdan birisi de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sinop İl Başkanlığı oldu. Bizleri makamında ağırlayan Sinop siyasetinin renkli yüzü CHP Sinop İl Başkanı Mustafa Acun ile gündemdeki konuları konuştuk.
Ercan Küçük (E.K) Sayın Başkan öncelikle gündemi en çok meşgul eden konuyla başlayalım. Akçakale’de yaşanan olaylardan sonra Türkiye misilleme gerçekleştirdi. Bu olayla ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?
Mustafa Acun (MA) : Tabii ki öncelikle hoşgeldiniz. Suriye ile bu gün yaşanan sürece bakmadan önce iktidarın politikası sebebiyle komşularımızla sıfır sorunken sırf sorun olduk. Halkı genel anlamda memnun ediyor mu? Etmiyor mu? Geçen yıl Bodrum’da Esad ile tatil yapılırken bir yıl içinde ne değişti de bu duruma geldik? Geçen yıl aynı şekilde ortaklaşa toplantılar yapılırken şimdiki düşmanlığımız nereden çıktı? Yani komşularımızla kurduğumuz ilişkiler, hükümetin yürüttüğü politika ile bir yıl içinde tamamen değişebilir. Sözün özünü tek cümle ile özetlemek gerekirse Türkiye dış politikada tutarlı ve iyi bir yol izlemiyor.
EK : Uzun zamandır yeni anayasa tartışması sürüyor. CHP’nin anayasa konusunda bir takım önerileri de oldu. Fakat CHP içinden “CHP’nin o masada ne işi var” şeklinde eleştiriler de geliyor. Bu konuyla ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?
MA : Mevcut olan anayasamızın çağdaş ve demokrat haklarımızın kısıtladığını düşünüyoruz ve hala 12 Eylül Anayasası’nın gündemde olduğunu görüyoruz. Biz CHP olarak tabii ki çoğulcu bütün kesimlerin uzlaşabileceği, daha demokratik daha özgür bir anayasa istiyoruz. Bu düşünce doğrultusunda anayasa komisyonunda üç üyemiz bulunmaktadır. Partinin genel ilkelerinin de savunulduğu, belli konuların taviz verilemeyeceği şeklinde çalışmalarını sürdürmektedirler.

EK : Başkanlık sistemi ya da yarı başkanlık sistemi hakkındaki tartışmalar gündemi hala meşgul ediyor. İktidar partisi ve yanlıları bu sisteme geçilmesini savunurken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sistemin olumlu yönleri olacağı gibi olumsuz yönlerinin de olacağını belirtti. Bu kutuplaşmanın hükümet ile cemaat arasında bir tartışmaya yol açtığı söylenmekte. Sizin bu konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim?
MA : Öncelikle hükümet ile cemaat arasındaki sorun hükümetin sorunu. Burada hükümet kimin ayağına bastı veya kimleri memnun etti veya kimlerin sayesinde hükümet oldu onu araştırmak lazım. İki grup arasında bir görüş ayrılığı olduğuna dair iddiaları doğru bulmuyorum. Eğer bu gün için bir görüş ayrılığı var ise de yarın bir gün ortak noktada tekrar buluşulacağı kanısındayım ve asıl amaçları olan Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik ve hukuk devletinin anayasal şartlarla ortadan kaldırılması için ortak çalışmalar yapacaklarının inancındayım. Başkanlık sistemi başbakanın hep gönlünde olan bir sistem. Ayrıca AKP’nin içinde bulunan bütün milletvekillerinin bu sistemi desteklediğini düşünmüyorum. Ama başbakanın isteği olduğundan hiçbirinin açıkça belirterek farklı düşüneceğini sanmıyorum. Adı demokrasi olan bir ülkede tek adam tek ses…

Görüştünüz mü, Görüşmediniz mi?
EK : PKK sorununa gelelim. Oslo görüşmeleri yapıldı. Bununla ilgili CHP görüşmeleri açıkladı. Ancak Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu, savaş duracaksa kan akmayacaksa herkes ile görüşme yapılabileceğini açıkladı. CHP Oslo görüşmelerinin devamını mı istiyor? Bu olaya parti olarak bakış açınız nedir?
MA : Öncelikle geçtiğimiz süreçte Başbakan Kayseri’de çıktı konuştu; “PKK ile görüştüğümüzü söyleyen de ispat edemeyen de şerefsizdir” dedi. Bu gün ise Sayın Başbakan “Hakan Fidan’ı ben gönderdim. Benim temsilcim olarak gitti.” dedi. O zaman Kayseri Meydanı’ndaki “şeref” sözü sahibini bekliyor. CHP, Oslo görüşmelerini açıkladığında Başbakan görüştüklerini belirtti. Ama ondan önce görüşmediklerini belirtti. Görüştünüz mü? Görüşmediniz mi? Türkiye doğruları söylemeyen bir başbakana sahip. Gelinen süreçte ne oldu? En son süreçte “Gerekirse İmralı ile de görüşürüz” dedi Başbakan. Evet bu gün bu ülkede bir Kürt sorunu var. Olmadığını kimse inkar etmesin. Her gün şehit cenazelerinin gelmesi, 3’ten 5’ten 7’ye, 10’a çıkmasıyla insanımız bu haberleri kanıksar oldu. Birbirimize sorar olduk bu gün kaç şehit verdik diye. Eskiden iki şehit verdiğimizde ülke ayağa kalkardı. 2002’de AKP iktidara geldiğinde bir yıl boyunca bir tane bile şehit vermedik. Devamında sayısı artmaya başlayarak şehitler vermeye başladık. Bu durumu ancak şöyle açıklayabiliriz; hükümetin Doğu yani Kürt Sorunu üzerinde izlediği yanlış politikanın göstergesidir. Tunceli Milletvekilimiz PKK’lı teröristlerce kaçırılmıştı. Serbest bırakıldıktan bir kaç saat sonra, o kaçırılma psikolojisi içinde yaptığı açıklama ortalığı ayağa kaldırdı. Dağdaki çocuklarda iyi onlarda keşke üniversite okusa dedi kıyamet koptu. Ama AKP Milletvekili “onlar bizim canımız ciğerimiz” dedi kimseden ses çıkmadı. Daha yeni olan bir mevzu; Diyarbakır Emniyet Müdürü “terörist cenazesine ağlamayan insan olamaz. o da bir evlattır” dedi. Tamam bu ülkede bir sorun var ve bu sorun çözülmek zorunda. Biz de CHP olarak her defasında bu sorunun mecliste çözülmesi gerektiğini söylüyoruz. Bütün siyasi partilerin katılımıyla siyasi ortamda oturulup görüşülmesi teklifinde bulunuyoruz. Ama Başbakan her seferinde “CHP bize ne öneride bulunuyor?” diyor. Geçen öneri sunduğumuzda ise Başbakan “burada öneri yok tespit var” dedi.

EK : Sinop Belediyelerinin yerelde ve genelde olan çalışmalarından bahsedebilir misiniz?
MA : Öncelikle her hafta bir ilçemizi ziyaret ediyoruz teşkilat olarak. Belediye Başkanlarımızın çalışmalarından son derece memnunuz. Onlara buradan da teşekkürlerimizi gönderiyoruz. Belediyelerimiz en azından düzenli maaş ödeme sistemini oturttular. Belediyelerimiz seçilmeden önce geçmiş yıllara ait ikramiye borçları vardı. Borçların büyük bir kısmı, düzenli maaşlarla birlikte verildi. Bu kadar küçük bütçe ile bu kadar borcun altından kalmak ve düzenli maaş vermek Sinop Belediyesi için büyük başarıdır.

EK : Peki son olarak siyasi kimliğinizi bir kenara bıraktığınızda nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?
MA : Siyasi ve sivil kimliğimle gönülden istediğim Türkiye modeli; insanlarımızın huzurla yaşadığı, özgürlüklerimizin kısıtlanmadığı, doğasına, çevresine zarar vermeyen, insanlarının duyarlı olduğu, yaşam kalitesinin yüksek olduğu özgür bir Türkiye hayali var.

Enerjimizi İnsan Sevgisinden Alıyoruz! – Vali Ahmet Cengiz Röportajı

0

Sinop’taki her çalışmaya katılan, destek veren, Sinoplu’ya gönlünün kapılarını açan Sinop Valisi Dr. Ahmet Cengiz bize de makamının kapılarını açtı. Halkın çok sevdiği, “O bizim Ahmet Abimiz” dediği Vali Dr. Ahmet Cengiz ile yoğun programının arasında çok keyifli ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Ercan Küçük (E.K.) :  Sizi sizden tanıyalım. Dr. Ahmet Cengiz kimdir?

Ahmet Cengiz (AC) :  Ahmet Cengiz, Aydın doğumludur, memleketi Türkiye’dir. Küçük yaşlardan itibaren hep memleketimin dışında olduğum için bunu bir söylem haline getirdim. Ülkemin çok değişik yerlerinde çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Yılda çok kısa sürelerle izine ayrılabiliyorum. İzine ayrıldığımda da ancak Aydın’a gidebiliyorum. Ama çok fazla kalamıyorum. 1986’da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi, 1988’de Ankara Polis Akademisi’ni bitirdim. Bir süre emniyet teşkilatında göre yaptım. Komiser yardımcılığı ve Polis Akademisi’nde asistanlık yaptım. 1989 yılında kaymakamlık görevime geçtim. Stajımı Aydın’da yaptım. 1 yıl İngiltere’de kaldım. Aydın Sultanhisar, Konya Cihanbeyli kaymakam vekillikleri yaptım. Ordu Çatalpınar, Aksaray Ağaçören, Van Edremit, Konya Kulu kaymakamlıklarından sonra 2006’da Ankara Vali Yardımcılığına, 2008’de Pursaklar Kaymakamlığı’na tayin oldum. 2010’da Sinop Valiliği’ne atandım. Memleketimi,  insanlara yardımcı olmayı, derdine derman olmayı seviyorum. Bu prensibimi, sevgi ve saygı prensibimi her yerde telaffuz ediyorum. İnsan sevgisi olmayan başarılı olamaz. Sevgisini vermeyen hiçbir şeyini veremez diye bir prensip var. İnsan sevgisi bize enerji ve güç veriyor. Çalışıyoruz, çalışmaya da devam ediyoruz.

EK :  Buraya gelmeden önce halkın sizinle ilgili görüşlerini dinledik. Sürekli halkla iç içe olduğunuzu söylediler. Hatta sizin için vali değil Ahmet Abimiz diyenler de oldu. Halk tarafından çok seviliyorsunuz. Bu sevgiyi neye borçlusunuz?

AC :  Ben maddi yatırımlar kadar, gönüllere yapılan yatırımların da önemli olduğunu düşünüyorum. Devletle vatandaşımızı kaynaştırmamız gerekiyor. Makamına kapanan, kimseyle görüşmeyen bir vali profili çizmekten ziyade halkla beraber olmayı her zaman tercih ettim. Bunun asıl kaynağı insan sevgisidir. Biz enerjimizi, gücümüzü insanlardan alıyoruz. İnsanlar için burada olduğumuzun bilincindeyiz. Bunu unutmamamız gerekir. Halk bizim velinimetimiz.

Halk Bizim Velinimetimiz

EK :  İstanbul’da Sinop’tan çok Sinoplu var. Sinop özellikle işsizlik nedeniyle çok göç vermiş. Geriye göçü sağlamak için projeleriniz var mı?

AC :  Sinop 1992’den itibaren ciddi şekilde göç vermiş. Sizin de ifade ettiğiniz gibi Sinop’ta 203bin Sinoplu varken, İstanbul’da TÜİK rakamlarına göre 361bin Sinoplu var. İnsanlar doğdukları yerde değil doydukları yerde yaşamayı tercih ediyorlar. İnsanları belirli bir yere alıştıktan sonra geri getirmek çok kolay değil. Kurulu düzeni bozmak istemiyorlar. Dolayısıyla Sinop dışındaki insanları Sinop’a getirmek için gayret sarf edeceğiz. Ama ne kadar başarılı olabiliriz şuanda konuşmak mümkün değil. Sinop’ta işsizlik oranı ülke ortalamalarının altında sayılabilir. Çok istihdam sahamız yok belki ama göç nedeniyle genç nüfusumuz sayıca çok düşmüş. Genç nüfusun Sinop dışında olması bizim işsizlik oranımızı düşürüyor. Hatta bazı sektörlerde firmalarımız işçi bulmakta zorlanıyorlar. Bugün tekstil sektöründeki firmalar kat be kat daha fazlasını çalıştırabiliriz diyorlar. Ancak ileride Sinop için çok büyük yatırımlar bekleniyor. Enerji sektöründeki yatırımlarla Sinop dönüşüm yaşayacak. İstihdam sorununun da büyük ölçüde çözüleceğini tahmin ediyorum. Turizm sektörümüzde gelişim içerisinde.

EK :  Yatırımlardan bahsettiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Bu konuda devlet teşvikler sağlıyor mu?

AC :  Son yayınlanan teşvik kararnamesinden sonra Sinop teşvikte 6 bölge içerisinde 5. Bölgeye alındı. Bu yatırımlarımıza büyük hareket yaratacaktır. Genel olarak ifade etmek gerekirse Organize Sanayi Bölgesi (OSB) de arsa tahsisi, vergilerde teşvik, istihdamda işveren paylarının ödenmesinde teşvik gibi cazip teklifler var. Hatta OSB’de Sinop 6. Bölge kapsamına giriyor. Bizim biri Sinop’ta, diğeri Boyabat’ta yeni açılmakta olan toplam 2 OSB’miz var. Sinop’ta hava alanımız, limanlarımız var, yollarımızın kalitesini arttırıyoruz. Dolayısıyla Sinop önümüzdeki dönem çok cazip hale gelecektir.

EK :  Havaalanının büyütülmesi söz konusu mudur?

AC :  Havaalanı pisti 1650m civarında, 2000m ye uzatılacak. Buna ek olarak pist aynı zamanda genişletilecek de. Yetersiz olan terminal binamız, apronlar, taksi yollarıyla modern bir hale getirilecek. Sinop, havaalanı anlamında çok yüksek bir performans gösterdi. Küçük bir olmamıza rağmen yılın her günü İstanbul’dan Sinop’a, Sinop’tan İstanbul’a düzenli uçak seferleri yapabiliyoruz. Havaalanı daha modern, daha işler hale geldiğinde yolcu sayısı da artacaktır.

Sevgi Evleri

EK :  Engellilere yönelik Sinop’taki projeler hakkında bilgi verebilir misiniz?

AC :  Sevgi Evleri projemizin temelleri atıldı. Örnek tesisler diyebileceğimiz Engelsiz Yaşam Merkezi’miz var. Huzur Evi projemizin alt yapı çalışmaları devam ediyor.

EK :  Sevgi Evleri’nden bahsettiniz. Nedir Sevgi Evleri?

AC :  Sevgi Evleri kimsesi olmayan, ilgiye, sevgiye, bakıma muhtaç çocuklarımızın çok küçük yaşlardan itibaren ikamet ettiği, yurt konseptinden daha çok bir ailede yaşıyormuş  gibi, bir ev havasının verildiği, çalışma odaları, televizyonun, mutfağın olduğu modern birimlerdir. Bunu Ankara’da da görmüştüm. Bana göre tüm ihtiyaçların karşılandığı, bakıcıların anne olduğu, çocukların onlarla sevgi bağı kurdukları, sevgiden mahrum kalan çocukların bu sevgi açlıklarının giderildiği mekanlardır. İnsan sevgisini vermezse hiçbir şeyini veremez demiştik.

Eğitimde Çok İddialıyız

EK :  Birazda eğitim konusuna gelelim. Üniversite öğrencileri özellikle yurtların yetersizliğinden, ev kiralarının üniversite açıldıktan sonra çok fazla artması ve pahalılıktan yakındılar. Özellikle yurt konusunda çalışmalarınız var mıdır?

AC :  Bu ekonominin kuralıdır. Talep arttıkça fiyatlar yükselir. Bir yerde üniversite açılırsa hareketlilik olur. Bunun peşinden fiyatlar da yükselir. Ama Sinop başka yerlere kıyasla daha ucuzdur. Kiralar çok da ateş pahası değil. Yurt açığının kapatılmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Yeni fakültelerimizde açılınca öğrenci sayısı çok artacaktır. Ama yurt sıkıntısı tüm Türkiye’de var. Üniversite sınavlarında Sinop geçen yıl en başarılı 3. İl oldu. Bir branşta da birinciliğimiz var. Eğitimde çok iddialıyız. Bu başarının tesadüf olmadığını göstermek ve kalıcı olmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

EK :  Sezonda 2 ay süren turizm alanında ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

AC :  Sinop Akdeniz gibi değil, turizm sezonu çok kısa sürüyor. Hava şartlarını değiştirmek gibi bir şansımız olmayacağı için turizm konseptini değiştirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Yeni turizm rotaları tespit ediyoruz. Sadece yaz turizmi değil, kongre, yayla, kültür, eko turizmi gibi farklı turizm çeşitlerini de gündeme getirerek sezonu uzatmayı düşünüyoruz. Burada otellerimiz butik otel tarzında. Özellikle de kongre turizmi için büyük otellere ihtiyacımız var.

EK :  Sinop Spor halen amatör ligde mücadele ediyor. Bu doğrultuda Sinop’ta sporun gelişmesi ve gençlerin spora ilgisini arttırmak için neler yapıyorsunuz?

AC :  2011-2012’de Sinop’ta spor bir patlama yaşadı. Lisanslı sporcu sayısı açısından Türkiye’ 2.yiz. Yaptığımız sportif faaliyetle ülke gündeminde önemli yer edindi. Tüm branşlarıyla sporu geliştirmeye çalışıyoruz. Futbolda olmamız gereken yerde değiliz. Yeni yönetimin büyük gayretleri var. Amatör ligden profesyonel lige çıkılmasını ben de istiyorum ama bizim gibi potansiyeli, imkanları dar, nüfusu 38bin olan bir kentte bu çok kolay bir iş değil. Ama ben sporun amatör ruhunu da seviyorum. Sinoplu’nun kültüründe spor yapma alışkanlığı var. Hangi gün giderseniz gidin sabahın erken saatlerinde sahilde yürüyüş yapan çok sayıda insan görürsünüz. Bana göre bu da bir kültürdür. Biz Sinop’un her branşta bir standartı olması için çalışıyoruz.

EK :  Geçtiğimiz aylarda Sinop’ta büyük bir sel felaketi yaşandı. Bir daha böyle büyük bir felaketlerle karşılaşılmaması için yaptığınız çalışmalar nelerdir?

AC :  3-4-5 Temmuzda Sinop tarihinin en büyük sel felaketlerinden birisini yaşadı. 4 ilçemizde dereler adeta kabına sığmadı. Yollarımız, köprülerimiz harap oldu. Bu hasarların giderilmesi konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Tüm kamu kurum ve kuruluşları üzerine düşeni yaptılar. Sele çok seri şekilde müdahale edildi. Vatandaşlarımızın mağdur edilmemesi için büyük gayret gösterildi. Alınan tedbirlerinde etkisini çok kısa sürede gördük. Tekrar aynı felaketin yaşanmaması için belki de bir ilki gerçekleştirdik. 2 Ekimde ilgili kurum ve kuruluş amirlerinin katıldığı, selin neden olduğu, tekrar yaşanmaması için neler yapılması gerektiğiyle ilgili bir toplantı yaptık. Bunu raporlaştırarak yetkili birimlere sunacağız.

EK :  Çok yoğun bir çalışma temponuz var. Dr. Ahmet Cengiz boş vakitlerinde neler yapar?

AC :  Ben aynı zamanda bir akademisyenim. Evde yine çalışmalarıma devam ediyorum. Şu anda bir 1-2 Kasım tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek olan bir toplantıda sunulmak üzere bir tebliğ hazırlıyorum. Bazen spor adına yürüyüş yapıyorum. Onun dışında doğrusunu isterseniz hobilerimi gerçekleştirme imkanım olmuyor.

EK :  Sizi Sinop’ta en çok etkileyen olay ne olmuştur?

AC :  1995’te Sinop’a ilk geldiğimde şehrin sükuneti beni etkilemişti. Avrupa’dan da yeni gelmiştim. Şirinliğiyle, deniziyle, sakinliğiyle bir Avrupa kentini andırıyordu. Bana göre Sinop’un en bariz özelliği el değmemiş güzelliğidir.

Sinoplu Birlik Olmalı

EK :  Sinop dışındaki Sinoplularla bir istişare toplantısı düzenlediniz mi? Bilgi verir misiniz?

AC :  Haliç’te 300 işadamının da katılımıyla üst düzey bir toplantı gerçekleştirdik. Bundan sonra da bu yönde gelecek teklifleri değerlendireceğiz. Sinop dışında yaşayan hemşehrilerimiz birlik, beraberlikleriyle de örnek olmalılar. Dernek ve federasyonlarımızın mutlaka birlik, beraberlik içinde hareket etmeliler. Mesele Sinop’sa gerisinin teferruat olması lazım. Kişisel çekişmeler, bencillikler, özel problemler bir kenara bırakılıp, Sinop’un gelişmesi için çaba gösterilmelidir diye düşünüyorum.

EK :  Son olarak dergimiz okurlarına neler söylemek istersiniz?

AC :  Biz basınla çok yakın çalışıyoruz. Basın mensuplarımız halkımızın gözü, kulağıdır. Onların getireceği öneriler, eleştiriler bizim için bir fırsattır. Bunları değerlendiriyoruz. Basın yayın organlarının desteklerini her zaman yanımızda görmek istiyoruz. Ayrıca okurlarımız için şunu söyleyebilirim; Hem özel yaşantımızda, hem kamu yaşantımızda uyuma önem veriyoruz. Ayrıca insanlara hizmet etmenin bir ibadet olduğu düşüncesiyle günümüzün her saatini vatandaşlarımızın hizmetine tahsis etme derdindeyiz. İnsanlarımızın kamu kurum ve kuruluşlarımıza sahip çıkmalarını istiyorum. Özellikle Sinop dışında yaşayan hemşehrilerimizin hangi noktada olursa olsunlar Sinop’u en iyi şekilde temsil etme gibi bir görevleri var. Hiçbir yerde hiçbir Sinoplu’nun olumsuz bir şeye karışmasını istemiyoruz. Ben Sinoplu’yu kendi ailem gibi görüyorum. Sinop’u, Sinoplu’yu daha iyi yerlere taşımak için gayret sarf ediyoruz. Tüm okurlarımıza sağlık, mutluluk, başarı diliyorum. Hem dairemizin hem yüreğimizin kapılarının açık olduğunu belirtmek istiyorum. Size de bu şansı bize verdiğiniz için teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.

Enerjimizi İnsan Sevgisinden Alıyoruz! – Vali Ahmet Cengiz Röportajı

0

Sinop’taki her çalışmaya katılan, destek veren, Sinoplu’ya gönlünün kapılarını açan Sinop Valisi Dr. Ahmet Cengiz bize de makamının kapılarını açtı. Halkın çok sevdiği, “O bizim Ahmet Abimiz” dediği Vali Dr. Ahmet Cengiz ile yoğun programının arasında çok keyifli ve samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Ercan Küçük (E.K.) :  Sizi sizden tanıyalım. Dr. Ahmet Cengiz kimdir?

Ahmet Cengiz (AC) :  Ahmet Cengiz, Aydın doğumludur, memleketi Türkiye’dir. Küçük yaşlardan itibaren hep memleketimin dışında olduğum için bunu bir söylem haline getirdim. Ülkemin çok değişik yerlerinde çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Yılda çok kısa sürelerle izine ayrılabiliyorum. İzine ayrıldığımda da ancak Aydın’a gidebiliyorum. Ama çok fazla kalamıyorum. 1986’da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi, 1988’de Ankara Polis Akademisi’ni bitirdim. Bir süre emniyet teşkilatında göre yaptım. Komiser yardımcılığı ve Polis Akademisi’nde asistanlık yaptım. 1989 yılında kaymakamlık görevime geçtim. Stajımı Aydın’da yaptım. 1 yıl İngiltere’de kaldım. Aydın Sultanhisar, Konya Cihanbeyli kaymakam vekillikleri yaptım. Ordu Çatalpınar, Aksaray Ağaçören, Van Edremit, Konya Kulu kaymakamlıklarından sonra 2006’da Ankara Vali Yardımcılığına, 2008’de Pursaklar Kaymakamlığı’na tayin oldum. 2010’da Sinop Valiliği’ne atandım. Memleketimi,  insanlara yardımcı olmayı, derdine derman olmayı seviyorum. Bu prensibimi, sevgi ve saygı prensibimi her yerde telaffuz ediyorum. İnsan sevgisi olmayan başarılı olamaz. Sevgisini vermeyen hiçbir şeyini veremez diye bir prensip var. İnsan sevgisi bize enerji ve güç veriyor. Çalışıyoruz, çalışmaya da devam ediyoruz.

EK :  Buraya gelmeden önce halkın sizinle ilgili görüşlerini dinledik. Sürekli halkla iç içe olduğunuzu söylediler. Hatta sizin için vali değil Ahmet Abimiz diyenler de oldu. Halk tarafından çok seviliyorsunuz. Bu sevgiyi neye borçlusunuz?

AC :  Ben maddi yatırımlar kadar, gönüllere yapılan yatırımların da önemli olduğunu düşünüyorum. Devletle vatandaşımızı kaynaştırmamız gerekiyor. Makamına kapanan, kimseyle görüşmeyen bir vali profili çizmekten ziyade halkla beraber olmayı her zaman tercih ettim. Bunun asıl kaynağı insan sevgisidir. Biz enerjimizi, gücümüzü insanlardan alıyoruz. İnsanlar için burada olduğumuzun bilincindeyiz. Bunu unutmamamız gerekir. Halk bizim velinimetimiz.

Halk Bizim Velinimetimiz

EK :  İstanbul’da Sinop’tan çok Sinoplu var. Sinop özellikle işsizlik nedeniyle çok göç vermiş. Geriye göçü sağlamak için projeleriniz var mı?

AC :  Sinop 1992’den itibaren ciddi şekilde göç vermiş. Sizin de ifade ettiğiniz gibi Sinop’ta 203bin Sinoplu varken, İstanbul’da TÜİK rakamlarına göre 361bin Sinoplu var. İnsanlar doğdukları yerde değil doydukları yerde yaşamayı tercih ediyorlar. İnsanları belirli bir yere alıştıktan sonra geri getirmek çok kolay değil. Kurulu düzeni bozmak istemiyorlar. Dolayısıyla Sinop dışındaki insanları Sinop’a getirmek için gayret sarf edeceğiz. Ama ne kadar başarılı olabiliriz şuanda konuşmak mümkün değil. Sinop’ta işsizlik oranı ülke ortalamalarının altında sayılabilir. Çok istihdam sahamız yok belki ama göç nedeniyle genç nüfusumuz sayıca çok düşmüş. Genç nüfusun Sinop dışında olması bizim işsizlik oranımızı düşürüyor. Hatta bazı sektörlerde firmalarımız işçi bulmakta zorlanıyorlar. Bugün tekstil sektöründeki firmalar kat be kat daha fazlasını çalıştırabiliriz diyorlar. Ancak ileride Sinop için çok büyük yatırımlar bekleniyor. Enerji sektöründeki yatırımlarla Sinop dönüşüm yaşayacak. İstihdam sorununun da büyük ölçüde çözüleceğini tahmin ediyorum. Turizm sektörümüzde gelişim içerisinde.

EK :  Yatırımlardan bahsettiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Bu konuda devlet teşvikler sağlıyor mu?

AC :  Son yayınlanan teşvik kararnamesinden sonra Sinop teşvikte 6 bölge içerisinde 5. Bölgeye alındı. Bu yatırımlarımıza büyük hareket yaratacaktır. Genel olarak ifade etmek gerekirse Organize Sanayi Bölgesi (OSB) de arsa tahsisi, vergilerde teşvik, istihdamda işveren paylarının ödenmesinde teşvik gibi cazip teklifler var. Hatta OSB’de Sinop 6. Bölge kapsamına giriyor. Bizim biri Sinop’ta, diğeri Boyabat’ta yeni açılmakta olan toplam 2 OSB’miz var. Sinop’ta hava alanımız, limanlarımız var, yollarımızın kalitesini arttırıyoruz. Dolayısıyla Sinop önümüzdeki dönem çok cazip hale gelecektir.

EK :  Havaalanının büyütülmesi söz konusu mudur?

AC :  Havaalanı pisti 1650m civarında, 2000m ye uzatılacak. Buna ek olarak pist aynı zamanda genişletilecek de. Yetersiz olan terminal binamız, apronlar, taksi yollarıyla modern bir hale getirilecek. Sinop, havaalanı anlamında çok yüksek bir performans gösterdi. Küçük bir olmamıza rağmen yılın her günü İstanbul’dan Sinop’a, Sinop’tan İstanbul’a düzenli uçak seferleri yapabiliyoruz. Havaalanı daha modern, daha işler hale geldiğinde yolcu sayısı da artacaktır.

Sevgi Evleri

EK :  Engellilere yönelik Sinop’taki projeler hakkında bilgi verebilir misiniz?

AC :  Sevgi Evleri projemizin temelleri atıldı. Örnek tesisler diyebileceğimiz Engelsiz Yaşam Merkezi’miz var. Huzur Evi projemizin alt yapı çalışmaları devam ediyor.

EK :  Sevgi Evleri’nden bahsettiniz. Nedir Sevgi Evleri?

AC :  Sevgi Evleri kimsesi olmayan, ilgiye, sevgiye, bakıma muhtaç çocuklarımızın çok küçük yaşlardan itibaren ikamet ettiği, yurt konseptinden daha çok bir ailede yaşıyormuş  gibi, bir ev havasının verildiği, çalışma odaları, televizyonun, mutfağın olduğu modern birimlerdir. Bunu Ankara’da da görmüştüm. Bana göre tüm ihtiyaçların karşılandığı, bakıcıların anne olduğu, çocukların onlarla sevgi bağı kurdukları, sevgiden mahrum kalan çocukların bu sevgi açlıklarının giderildiği mekanlardır. İnsan sevgisini vermezse hiçbir şeyini veremez demiştik.

Eğitimde Çok İddialıyız

EK :  Birazda eğitim konusuna gelelim. Üniversite öğrencileri özellikle yurtların yetersizliğinden, ev kiralarının üniversite açıldıktan sonra çok fazla artması ve pahalılıktan yakındılar. Özellikle yurt konusunda çalışmalarınız var mıdır?

AC :  Bu ekonominin kuralıdır. Talep arttıkça fiyatlar yükselir. Bir yerde üniversite açılırsa hareketlilik olur. Bunun peşinden fiyatlar da yükselir. Ama Sinop başka yerlere kıyasla daha ucuzdur. Kiralar çok da ateş pahası değil. Yurt açığının kapatılmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Yeni fakültelerimizde açılınca öğrenci sayısı çok artacaktır. Ama yurt sıkıntısı tüm Türkiye’de var. Üniversite sınavlarında Sinop geçen yıl en başarılı 3. İl oldu. Bir branşta da birinciliğimiz var. Eğitimde çok iddialıyız. Bu başarının tesadüf olmadığını göstermek ve kalıcı olmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor.

EK :  Sezonda 2 ay süren turizm alanında ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?

AC :  Sinop Akdeniz gibi değil, turizm sezonu çok kısa sürüyor. Hava şartlarını değiştirmek gibi bir şansımız olmayacağı için turizm konseptini değiştirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Yeni turizm rotaları tespit ediyoruz. Sadece yaz turizmi değil, kongre, yayla, kültür, eko turizmi gibi farklı turizm çeşitlerini de gündeme getirerek sezonu uzatmayı düşünüyoruz. Burada otellerimiz butik otel tarzında. Özellikle de kongre turizmi için büyük otellere ihtiyacımız var.

EK :  Sinop Spor halen amatör ligde mücadele ediyor. Bu doğrultuda Sinop’ta sporun gelişmesi ve gençlerin spora ilgisini arttırmak için neler yapıyorsunuz?

AC :  2011-2012’de Sinop’ta spor bir patlama yaşadı. Lisanslı sporcu sayısı açısından Türkiye’ 2.yiz. Yaptığımız sportif faaliyetle ülke gündeminde önemli yer edindi. Tüm branşlarıyla sporu geliştirmeye çalışıyoruz. Futbolda olmamız gereken yerde değiliz. Yeni yönetimin büyük gayretleri var. Amatör ligden profesyonel lige çıkılmasını ben de istiyorum ama bizim gibi potansiyeli, imkanları dar, nüfusu 38bin olan bir kentte bu çok kolay bir iş değil. Ama ben sporun amatör ruhunu da seviyorum. Sinoplu’nun kültüründe spor yapma alışkanlığı var. Hangi gün giderseniz gidin sabahın erken saatlerinde sahilde yürüyüş yapan çok sayıda insan görürsünüz. Bana göre bu da bir kültürdür. Biz Sinop’un her branşta bir standartı olması için çalışıyoruz.

EK :  Geçtiğimiz aylarda Sinop’ta büyük bir sel felaketi yaşandı. Bir daha böyle büyük bir felaketlerle karşılaşılmaması için yaptığınız çalışmalar nelerdir?

AC :  3-4-5 Temmuzda Sinop tarihinin en büyük sel felaketlerinden birisini yaşadı. 4 ilçemizde dereler adeta kabına sığmadı. Yollarımız, köprülerimiz harap oldu. Bu hasarların giderilmesi konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Tüm kamu kurum ve kuruluşları üzerine düşeni yaptılar. Sele çok seri şekilde müdahale edildi. Vatandaşlarımızın mağdur edilmemesi için büyük gayret gösterildi. Alınan tedbirlerinde etkisini çok kısa sürede gördük. Tekrar aynı felaketin yaşanmaması için belki de bir ilki gerçekleştirdik. 2 Ekimde ilgili kurum ve kuruluş amirlerinin katıldığı, selin neden olduğu, tekrar yaşanmaması için neler yapılması gerektiğiyle ilgili bir toplantı yaptık. Bunu raporlaştırarak yetkili birimlere sunacağız.

EK :  Çok yoğun bir çalışma temponuz var. Dr. Ahmet Cengiz boş vakitlerinde neler yapar?

AC :  Ben aynı zamanda bir akademisyenim. Evde yine çalışmalarıma devam ediyorum. Şu anda bir 1-2 Kasım tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek olan bir toplantıda sunulmak üzere bir tebliğ hazırlıyorum. Bazen spor adına yürüyüş yapıyorum. Onun dışında doğrusunu isterseniz hobilerimi gerçekleştirme imkanım olmuyor.

EK :  Sizi Sinop’ta en çok etkileyen olay ne olmuştur?

AC :  1995’te Sinop’a ilk geldiğimde şehrin sükuneti beni etkilemişti. Avrupa’dan da yeni gelmiştim. Şirinliğiyle, deniziyle, sakinliğiyle bir Avrupa kentini andırıyordu. Bana göre Sinop’un en bariz özelliği el değmemiş güzelliğidir.

Sinoplu Birlik Olmalı

EK :  Sinop dışındaki Sinoplularla bir istişare toplantısı düzenlediniz mi? Bilgi verir misiniz?

AC :  Haliç’te 300 işadamının da katılımıyla üst düzey bir toplantı gerçekleştirdik. Bundan sonra da bu yönde gelecek teklifleri değerlendireceğiz. Sinop dışında yaşayan hemşehrilerimiz birlik, beraberlikleriyle de örnek olmalılar. Dernek ve federasyonlarımızın mutlaka birlik, beraberlik içinde hareket etmeliler. Mesele Sinop’sa gerisinin teferruat olması lazım. Kişisel çekişmeler, bencillikler, özel problemler bir kenara bırakılıp, Sinop’un gelişmesi için çaba gösterilmelidir diye düşünüyorum.

EK :  Son olarak dergimiz okurlarına neler söylemek istersiniz?

AC :  Biz basınla çok yakın çalışıyoruz. Basın mensuplarımız halkımızın gözü, kulağıdır. Onların getireceği öneriler, eleştiriler bizim için bir fırsattır. Bunları değerlendiriyoruz. Basın yayın organlarının desteklerini her zaman yanımızda görmek istiyoruz. Ayrıca okurlarımız için şunu söyleyebilirim; Hem özel yaşantımızda, hem kamu yaşantımızda uyuma önem veriyoruz. Ayrıca insanlara hizmet etmenin bir ibadet olduğu düşüncesiyle günümüzün her saatini vatandaşlarımızın hizmetine tahsis etme derdindeyiz. İnsanlarımızın kamu kurum ve kuruluşlarımıza sahip çıkmalarını istiyorum. Özellikle Sinop dışında yaşayan hemşehrilerimizin hangi noktada olursa olsunlar Sinop’u en iyi şekilde temsil etme gibi bir görevleri var. Hiçbir yerde hiçbir Sinoplu’nun olumsuz bir şeye karışmasını istemiyoruz. Ben Sinoplu’yu kendi ailem gibi görüyorum. Sinop’u, Sinoplu’yu daha iyi yerlere taşımak için gayret sarf ediyoruz. Tüm okurlarımıza sağlık, mutluluk, başarı diliyorum. Hem dairemizin hem yüreğimizin kapılarının açık olduğunu belirtmek istiyorum. Size de bu şansı bize verdiğiniz için teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.

Hikayesi Olan Gemiler

Sinop’umuzu diğer illerden ayıran, kendine özgü birçok rengi var. Sinop’umuzu oluşturan bu renklerden birisi de ‘Kotra’ olarak da bilinen tekne modellemedir. Büyük ilgi ve sabır isteyen bu sanat zamanla el işçiliğinden fabrikasyon sistemine geçmeye başlamış durumda. Fabrikasyon sisteme direnen, bu sanata yüreğini, emeğini, sabrını veren Ülgen Tekne Modelleri’nin, kendi deyimiyle patronu, yetkilisi, işçisi olan Doğan Ülgen ile sanatının dününü, bugününü, Sinop’u konuştuk.

Sinop Dergisi (SD) :  Sanatınızın dünü ve bugünü hakkında bilgi verir misiniz?

Doğan Ülgen (DÜ) :  Sinop’ta bu iş 1930’lı yılların sonuna doğru Sinop Cezaevi’ndeki mahkum Derviş Usta ve Mehmet Ustaların hobi olarak başlattıkları klasik, basit, aslında tamamen denize aykırı fantastik teknelerle başlıyor. Daha sonra aftan faydalanarak tahliye olup, Sinop’a yerleşiyorlar. Cezaevinde başladıkları sanata evlerinin altından devam ediyorlar. Benim babam ve amcam da merakla başlıyorlar. Babamlar evin bodrumunda dedemin aletleriyle kotra yapmaya başlıyorlar. Sinop’ta o dönemde bu işi çok kişi yapıyor. Limana gelen yolcu vapurlarına hediyelik eşya olarak satmaya başlamışlar. Bakıyorlar ki para kazanmaya başlıyorlar, iş büyüyor, dükkan düzenine geçiyorlar. Bizim 60. Yılımız. Artık hayal ürünü kotralar bitti. Burada özellikle vurgulamak istediğimiz biz deniz kültürünün bir parçasıyız. Bize özgü otantik gemileri de yaşatmak gibi bir misyonumuz var. Biz yaptıklarımıza hikayesi olan gemiler diyoruz. Tarihi doksu, hikayesi olsun istiyoruz. Sadece bir kütüğü alıp gemiye benzetip yelken çakmaktan ziyade yapılan ürün bir anlam ifade etsin, sanatsal değeri olsun istiyorum. Kanada’ya kadar gemi gönderdik. Şimdi uluslar arası fuarlara katılmak için teklifler geliyor. Kültür Bakanlığı bizi Almanya Dusseldorf Boat Show’a götürüyor. Ocakta oradayız. Kurumsal firmalara tekne yapıyoruz. Ankara Sinema Derneği vasıtasıyla son 2 yıldır Cannes Film Festivali ve Berlin Film Festivali’ne yaptığımız teknelerimizi gönderdik. Sunay Akın Oyuncak Müzesi’ne 7 yıldır tekne yapıyoruz. Şuanda Rahmi Koç Müzesi’ne tekneler yapıyoruz.

Tarihi dokumuzla birleştirip insanlara nasıl lanse ettiğimiz nasıl verebiliriz biz bunun derdindeyiz. Plastikten yapıyorlar. Kalıba dök, plastik boya sonra da ahşap diye sat. Çok ahlaki etik değil. Buna tepki gösteriyoruz. Kanserojen maddesi olarak da tehlikeli ve işin başka boyutudur. Biz bu işi ne emeklerle öğrendik. Belli bir tarihi geçmişimiz var. Bizler nitelikli ürün yapalım diye uğraşırken, plastik ve boya ile işlerin yapılması akıl alacak iş değil. Ticari olarak düşünüldüğünde onun da müşterisi olabilir. Ama biz ona yaklaşmıyoruz. Finansal olarak daha az maliyetli olabilir ancak etik bulmuyoruz.

SD :  Şu anda kaç kişi istihdam ediyorsunuz?

DÜ :  Şu an itibari ile 8-9 kişiyiz. Yaptığımız işlerde günlerce aylarca yıllarca çalıştığımız oldu. Eczacıbaşı için yaptığımız tekne 2 sene boyunca sürdü. O zaman 18-19 kişiyle bunu başardık. Evlere part time parça başı işler verdik. Bundan özellikle ev hanımları para kazandı.. Bunları evlerinde yaptılar ve getirdiler, kendilerine paralarını verip parçalarımızı aldık. Yoğun bir taleple karşılaştık. Duyan insanlar yapmak için bizim kapımızı çaldı. Günlük kazanç olarak 2003 yılında 25 TL veriyorduk. Bir ev hanımı için oldukça iyi bir kazanç oldu. Günlük daha fazla çalışanlar bu meblayı katladılar. Bu üretim konusunda bir pazara sahibiz. Çin gibi bir pazar oluşturabiliriz. Bu potansiyele sahibiz. Sadece pazarı kurmak değil; sonrasında kurumsallaşma olarak da büyümek gerekir. İşin muhasebesinden, atölyesine, pazarlamasına kadar biz ilgileniyoruz. Marka olmak bu işi en iyi ben yapıyorum demek değil, eğer eleman yetiştirebilmişseniz, kurumsallaşabilmişseniz, gelecek kuşaklara aktarım yapabilmişseniz işinizi iyi bir şekilde sürdürüyorsunuz demektir.  Ben bu dükkan da ne yazık ki %80 gerekliyim. Ben bunu istemiyorum. Ben olmadan da işlerin yürümesi gerekiyor. İşte o zaman markalaşma yolunda ilerliyoruzdur. Biz gelen herkese bu işin sırrını öğretiyoruz. Kimseden sakınmıyoruz. Biz senelerden beri uzunca bit yol kat ettik. Gençlerimizde bunu yavaş yavaş öğreniyorlar. Amacımız daha kaliteli daha nitelikli teknelerle piyasaya çıkmak istiyoruz. Onun için de araştırmalarımız sürüyor. Bir sürü özellikte gemilerimiz var. Yaptığımız teknelerin hep bir anısı olmasını istiyoruz. Bu iş biraz da arz talep işidir. Tüketiciler son iki yılda aslında şöyle bir mesaj veriyor; Biz artık bu tür ürünlere bakmıyoruz. Bizden ucuz ama büyük, daha gösterişli, niteliği önemli olmayan tekneler istiyorlar. İstiyorlar ama bunu yapmanın bir esprisi yok. Çok az bir kitle orijinal ve sanatsal değeri olmasını istiyor.

SD :  Size yurt dışı talepleri daha mı fazla geliyor?

DÜ :  Bizim kıymetimizi dışarıda ki insanlar daha fazla biliyor. Biz Ege’de ki müşterilerimize Karadeniz tekneleri yolluyoruz. Orada neden diye sorduklarında gidemedik bari teknelerini alalım diye yaklaşanlar oluyormuş. Boğazburun’da bir ağabeyimizin dükkanı var. Ona sorduğumuzda Bodrum tekneleri de yapıyorlarmış ama çektirme tekneleri daha fazla satılıyormuş.

SD :   Bu iş sizin için bir sevda olmuş. İşleri bu kadar büyütmenize rağmen el sanatlarına devam mı edeceksiniz? Fabrikasyon sisteme geçmeyi düşünmüyor musunuz?

DÜ :  Kesinlikle el sanatı olarak kalacak. Hiçbir zaman hiçbir teknemizi baskı kalıp içine sokmayacağız. Teknolojiden faydalanıyoruz ama tamamen de bir baskı kalıp üzerinde çıkarmıyoruz. Robota koyup da teknenin hazır halde çıkartılmasına karşıyız. Ama aynı hazır tezgahlarda teknelerin bazı kısımlarını yaptırabiliriz. Esas ana gövdeyi oluşturacak malzemeyi kalıptan çıkartarak teknenin yapılmasına tamamen karşıyız. Biz bu düşüncemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Biz bu yüzden farklıyız. Hiçbir zaman vitrinlerimiz bizim dolu dolu olmadı. Çok üretip de vitrinlere uğramadık. Bundan dolayı da üretim sıkıntımız oluyor.

SD :  Türkiye’de el sanatlarının çoğu unutulmaya başlandı. Siz bu mesleğin geleceğini nasıl görüyorsunuz ve sizden sonra yeni ustalar yetişecek mi?

DÜ :  Benim karamsarlığım hiç yok. Bizim peşimizden gelen aman aman kimse yok. Birkaç arkadaş var. Onları elimizden geldiğince desteklemeye ve yetiştirmeye çalışıyoruz. Ama arz talepten dolayı ben karamsarlığa düşüyorum. Ekonomik yapı bizleri çok zorluyor. Şirket olarak bizler direniyoruz ama nereye kadar bunu devam ettireceğiz bilmiyorum. Benim yanımda ki eleman 10 yıl sonra diyecek ki “Artık teknoloji gelişiyor direnmenin anlamı yok”. Bu konuşma gerçekleştiği takdir de iş o zaman bitmiştir. Biz yetiştirdiğimiz çocuklarımıza bu işi para için değil sevdikleri için yapmayı öğretiyoruz. Bir işi severek ve hakkıyla yaparsanız devamında para olarak size geri dönüş olur. Para sıkıntımız olmuyor. Bu ürün bu çalışma prensibi ile her zaman kazandırır. Yalnız ülkenin pozisyonu da bunu makul kılmıyor. Çünkü ekonomimiz küçük. Bu konuda insanlarımız da haklılar. Geçen bir müşterimiz bizim için bir örnekte bulundu. Yolda geceleri otobüsler mola verirler. Eşe dosta hediyelik eşyalar ya da pişmaniye alınır. Bir de kendimize fıstıklı helva alırız. 5 tane pişmaniye alınırsa 1 tane de kendimize fıstıklı helva alırız. Fıstıklı helva biraz daha pahalı olduğunda öyle herkese alınmaz. Sizde aynı onun gibisiniz dedi. Pişmaniyeciler dışarıda pişmaniye yapsınlar. Siz fıstıklı helva yapıyorsunuz. Siz sakın fıstıklı helva’nın tadını bozmayın dedi. Önemli olan o fıstıklı helva ne zaman bozulursa bu iş bitmiştir. Biz de daha ucuza kaçmadan el işçiliğini unutmadan üretimlerimizi sürdüreceğiz. Şu anda demiyoruz. Nereye kadar bunu devam ettireceğimizi de açıkçası bilmiyorum.

Ayaklar Altında Çiğnenecek Ürün Satmak İstemiyoruz

SD :  Mola yerlerinde kotra satılan yerler vardı. Orada ki yerler ile buralardan yapılan satış arasında ki fark nedir?

DÜ :  Bizim müşterilerimiz seçilidir. Kimseyi küçümsemek anlamında değil ama kime satacağız biz bunları? Bizim ürünümüz nerede olacak? Tahtakale’de yerde çok ürün gördük. Biz ayaklar altında çiğnenecek ürün satmak istemiyoruz. Biz nitelikli, marka olmuş bir şekilde ürünlerimizi tanıtmak ve satmak istiyoruz. Örneğin, deniz müzeleri, Rahmi Koç müzesi gibi yerler de ürünlerimizin satılması bizim içinde bir prestij oluyor. Ülgen ismini ürünlerimizin altına etiketleyerek koyuyoruz. Herkes yerinden almak istiyor. Bazı işleri kaybediyoruz belki ama bizden alışveriş yapmak isteyenler oluyor. Biz demek ki belli bir kaliteyi tamamlamışız. Dışarıda bizim etkimiz çok fazla oluyor. İnsanlar bizlerden almak istiyor.

SD :  Sinop’un tanıtımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

DÜ :  Biz şirketimiz adına tanıtımlarımızı en iyi şekilde yapmaya çalıştık. Film festivallerinde olsun gerekli fuarlarda olsun bizler tanıtımımızı en iyi şekilde yapmaya çalıştık ve devamını da getiriyoruz. Tuncer Kurtiz bile bunların nerede satıldığını öğrenerek almak istedi. Geçen sefer düzenlediğimiz film festivaline kendisinin özel nedenleri ile gelememişti. Biz aralık ayında Ankara Sinema Derneği ile gene bir film festivali gerçekleştireceğiz. Tuncer Kurtiz, yeni bir diziye başlayacağı içinde bu sene yer alamayacağını belirtti. Kendisi sadece atölyeyi görmek istediğini ve çok merak ettiğini belirtti. Örneğin Uğur Yücel geldi ve kendisi de yaptığımız çalışmalardan etkilendi. 15 günde bir Uğur Yücel ile görüşüyoruz. Biz bu tarz insanların daha çok gelmesini istiyoruz. Uğur Yücel’in çok güzel bir lafı var. Keşke her yer Sinop gibi olsa diyor. Anlayış, hoşgörü, sıcakkanlılık burada toplanmıştır. Gelen çoğu kişi de bunu söyler. Bunları Uğur Yücel gibi önemli bir isimden duymak da güzel oluyor. Kayahan geldi bu sefer. Beyaz Ev’de kaldı. Hiç haberimiz olmadı. Basından gizli olarak gelmiş. Gazeteler daha sonra haberlerini yaptı. Haberlerde herkes güneye giderken Kayahan kuzeye gitti diye. Kendisi de Sinop hakkında güzel ifadelere yer vermiş. Bunlar güzel örneklerdir.

Sinop coğrafya olarak çok özel bir yere sahiptir. Sinop’u güzel yapan etkenlerin başında insan yapısı gelmektedir. Bizi biz yapan coğrafi konum değil, insanların karakteristik yapılarıdır. Coğrafi yapılarda diğer etkenler olabilir ama insan yapısı daha önemli kılar. Burada coğrafya ile insan entegreli bir şekilde yetişiyor. Sinop, güven ve hoşgörü kentidir. Ramazan geldiği zaman sahilde ki lokantalarda yemeğini yiyen de var; alkolünü alanda var; camii de orucunu tutanda var. Hiç kimse kimseye karışmaz. Böyle bir yer çok nadirdir ve Türkiye üzerine böyle bir yer yok. Sinop’ta zaman geçtikçe bozulmaya başladı. Sinop’un yerlisinde bir sorun yok ama Sinop’a dışarıdan gelenlerden dolayı çok olumsuzluklar yaşacağız. Bu kaçınılmaz bir nokta. Sinop tanıtıldıkça buraya göçler olacak ve Sinop’a kaba bir tasvirle ipini koparan gelecek. Daha çok sirkülasyon olacak. Niteliksiz insanlar da gelecek. Her toplumun yaşam tarzı ayrıdır. Diğer yerlerden gelenlerde kendi kültürlerini buralarda uygulayacak. Burada ki yapı çok farklı. Sinop’u Sinop yapan değerler diğer yerlere oranla farklıdır. Amerikan kültüründe kalmış Amerika üssünün sayesinde 1958’den 1995’e kadar burada 2 bin Amerikan askeri şehirle çok entegre olmuş. Apartmanlarımızda 2 Amerikan aile falan yaşardı. Dil bilmememize rağmen çok iyi anlaşırdık. Biz onları severdik. Onlarda bizlerle iyi bir şekilde iletişime geçerdi. Sinop’u Sinop yapan bir farklı değer ise diğer toplumlarla anlaşabilme kabiliyetidir.

Termik Santral Tüylerimizi Diken Diken Ediyor

Bir de başımızda termik santral belası var. Yani karşımıza termik santral kuruluyor olması tüylerimizi diken diken ediyor. Hem kültür kenti hem de turizm kenti diyorsunuz, karşınıza termik santral kuruluyor. Nasıl turizm yapacaksınız? Ben kişisel olarak karşı olmama rağmen nükleer’i bir şekilde kabul ettik. Öyle bir noktaya getirdiler ki bize sanki seçenek sunulmuş gibi gösterildi. Bu da benim aklıma Sinop’un tamamen gözden çıkarıldığı anlamını getiriyor. İl bazında nüfusumuz 204 bin kişidir. Diğer illere oranla komik bir rakam kalıyor.

SD :   Bu konuya Vali ve Kaymakam’ın bakışı nedir?

DÜ :  Vali bey, çok taraf olamıyor. Ama nereye kadar karşı olacaksın ki? En fazla karşı çıkabilecek insan sayısı 30 bin. Termik santral sadece bizim sorunumuz değil. Topyekun olarak karşı çıkmamız gerek. Burada kurulduğu takdir de sadece biz etkilenmeyeceğiz. Bafra ovası falanda etkilenecek. Birçok etken var. Sinop’u enerji ili yapacaklarmış. Böyle bir şey yok. Benim kabul edebileceğim bir şey değil.

SD :  Son sözlerinizi alabilir miyiz?

DÜ :  Sinop’a mal olmuş bu işi daha markalaşma yönünde Sinop markasıyla birlikte geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Yeni pazar arayışı içindeyiz. Tabi en önemli sıkıntımız nitelikli eleman sorunumuz var. Bir taraftan bunu da çözmek için uğraşıyoruz. Hedefimiz daha nitelikli ve kaliteli bir üretim. Biraz daha dış pazarlara açılmak istiyoruz. Almanya’dan bir promosyon firması ile görüşüyoruz. Orası ile anlaşırsak dış pazarda önemli bir konuma geleceğiz. Bizim içinde ayrı bir deneyim olacak.

Röportaj : Ercan KÜÇÜK

 

 

 

Hikayesi Olan Gemiler

Sinop’umuzu diğer illerden ayıran, kendine özgü birçok rengi var. Sinop’umuzu oluşturan bu renklerden birisi de ‘Kotra’ olarak da bilinen tekne modellemedir. Büyük ilgi ve sabır isteyen bu sanat zamanla el işçiliğinden fabrikasyon sistemine geçmeye başlamış durumda. Fabrikasyon sisteme direnen, bu sanata yüreğini, emeğini, sabrını veren Ülgen Tekne Modelleri’nin, kendi deyimiyle patronu, yetkilisi, işçisi olan Doğan Ülgen ile sanatının dününü, bugününü, Sinop’u konuştuk.

Sinop Dergisi (SD) :  Sanatınızın dünü ve bugünü hakkında bilgi verir misiniz?

Doğan Ülgen (DÜ) :  Sinop’ta bu iş 1930’lı yılların sonuna doğru Sinop Cezaevi’ndeki mahkum Derviş Usta ve Mehmet Ustaların hobi olarak başlattıkları klasik, basit, aslında tamamen denize aykırı fantastik teknelerle başlıyor. Daha sonra aftan faydalanarak tahliye olup, Sinop’a yerleşiyorlar. Cezaevinde başladıkları sanata evlerinin altından devam ediyorlar. Benim babam ve amcam da merakla başlıyorlar. Babamlar evin bodrumunda dedemin aletleriyle kotra yapmaya başlıyorlar. Sinop’ta o dönemde bu işi çok kişi yapıyor. Limana gelen yolcu vapurlarına hediyelik eşya olarak satmaya başlamışlar. Bakıyorlar ki para kazanmaya başlıyorlar, iş büyüyor, dükkan düzenine geçiyorlar. Bizim 60. Yılımız. Artık hayal ürünü kotralar bitti. Burada özellikle vurgulamak istediğimiz biz deniz kültürünün bir parçasıyız. Bize özgü otantik gemileri de yaşatmak gibi bir misyonumuz var. Biz yaptıklarımıza hikayesi olan gemiler diyoruz. Tarihi doksu, hikayesi olsun istiyoruz. Sadece bir kütüğü alıp gemiye benzetip yelken çakmaktan ziyade yapılan ürün bir anlam ifade etsin, sanatsal değeri olsun istiyorum. Kanada’ya kadar gemi gönderdik. Şimdi uluslar arası fuarlara katılmak için teklifler geliyor. Kültür Bakanlığı bizi Almanya Dusseldorf Boat Show’a götürüyor. Ocakta oradayız. Kurumsal firmalara tekne yapıyoruz. Ankara Sinema Derneği vasıtasıyla son 2 yıldır Cannes Film Festivali ve Berlin Film Festivali’ne yaptığımız teknelerimizi gönderdik. Sunay Akın Oyuncak Müzesi’ne 7 yıldır tekne yapıyoruz. Şuanda Rahmi Koç Müzesi’ne tekneler yapıyoruz.

Tarihi dokumuzla birleştirip insanlara nasıl lanse ettiğimiz nasıl verebiliriz biz bunun derdindeyiz. Plastikten yapıyorlar. Kalıba dök, plastik boya sonra da ahşap diye sat. Çok ahlaki etik değil. Buna tepki gösteriyoruz. Kanserojen maddesi olarak da tehlikeli ve işin başka boyutudur. Biz bu işi ne emeklerle öğrendik. Belli bir tarihi geçmişimiz var. Bizler nitelikli ürün yapalım diye uğraşırken, plastik ve boya ile işlerin yapılması akıl alacak iş değil. Ticari olarak düşünüldüğünde onun da müşterisi olabilir. Ama biz ona yaklaşmıyoruz. Finansal olarak daha az maliyetli olabilir ancak etik bulmuyoruz.

SD :  Şu anda kaç kişi istihdam ediyorsunuz?

DÜ :  Şu an itibari ile 8-9 kişiyiz. Yaptığımız işlerde günlerce aylarca yıllarca çalıştığımız oldu. Eczacıbaşı için yaptığımız tekne 2 sene boyunca sürdü. O zaman 18-19 kişiyle bunu başardık. Evlere part time parça başı işler verdik. Bundan özellikle ev hanımları para kazandı.. Bunları evlerinde yaptılar ve getirdiler, kendilerine paralarını verip parçalarımızı aldık. Yoğun bir taleple karşılaştık. Duyan insanlar yapmak için bizim kapımızı çaldı. Günlük kazanç olarak 2003 yılında 25 TL veriyorduk. Bir ev hanımı için oldukça iyi bir kazanç oldu. Günlük daha fazla çalışanlar bu meblayı katladılar. Bu üretim konusunda bir pazara sahibiz. Çin gibi bir pazar oluşturabiliriz. Bu potansiyele sahibiz. Sadece pazarı kurmak değil; sonrasında kurumsallaşma olarak da büyümek gerekir. İşin muhasebesinden, atölyesine, pazarlamasına kadar biz ilgileniyoruz. Marka olmak bu işi en iyi ben yapıyorum demek değil, eğer eleman yetiştirebilmişseniz, kurumsallaşabilmişseniz, gelecek kuşaklara aktarım yapabilmişseniz işinizi iyi bir şekilde sürdürüyorsunuz demektir.  Ben bu dükkan da ne yazık ki %80 gerekliyim. Ben bunu istemiyorum. Ben olmadan da işlerin yürümesi gerekiyor. İşte o zaman markalaşma yolunda ilerliyoruzdur. Biz gelen herkese bu işin sırrını öğretiyoruz. Kimseden sakınmıyoruz. Biz senelerden beri uzunca bit yol kat ettik. Gençlerimizde bunu yavaş yavaş öğreniyorlar. Amacımız daha kaliteli daha nitelikli teknelerle piyasaya çıkmak istiyoruz. Onun için de araştırmalarımız sürüyor. Bir sürü özellikte gemilerimiz var. Yaptığımız teknelerin hep bir anısı olmasını istiyoruz. Bu iş biraz da arz talep işidir. Tüketiciler son iki yılda aslında şöyle bir mesaj veriyor; Biz artık bu tür ürünlere bakmıyoruz. Bizden ucuz ama büyük, daha gösterişli, niteliği önemli olmayan tekneler istiyorlar. İstiyorlar ama bunu yapmanın bir esprisi yok. Çok az bir kitle orijinal ve sanatsal değeri olmasını istiyor.

SD :  Size yurt dışı talepleri daha mı fazla geliyor?

DÜ :  Bizim kıymetimizi dışarıda ki insanlar daha fazla biliyor. Biz Ege’de ki müşterilerimize Karadeniz tekneleri yolluyoruz. Orada neden diye sorduklarında gidemedik bari teknelerini alalım diye yaklaşanlar oluyormuş. Boğazburun’da bir ağabeyimizin dükkanı var. Ona sorduğumuzda Bodrum tekneleri de yapıyorlarmış ama çektirme tekneleri daha fazla satılıyormuş.

SD :   Bu iş sizin için bir sevda olmuş. İşleri bu kadar büyütmenize rağmen el sanatlarına devam mı edeceksiniz? Fabrikasyon sisteme geçmeyi düşünmüyor musunuz?

DÜ :  Kesinlikle el sanatı olarak kalacak. Hiçbir zaman hiçbir teknemizi baskı kalıp içine sokmayacağız. Teknolojiden faydalanıyoruz ama tamamen de bir baskı kalıp üzerinde çıkarmıyoruz. Robota koyup da teknenin hazır halde çıkartılmasına karşıyız. Ama aynı hazır tezgahlarda teknelerin bazı kısımlarını yaptırabiliriz. Esas ana gövdeyi oluşturacak malzemeyi kalıptan çıkartarak teknenin yapılmasına tamamen karşıyız. Biz bu düşüncemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Biz bu yüzden farklıyız. Hiçbir zaman vitrinlerimiz bizim dolu dolu olmadı. Çok üretip de vitrinlere uğramadık. Bundan dolayı da üretim sıkıntımız oluyor.

SD :  Türkiye’de el sanatlarının çoğu unutulmaya başlandı. Siz bu mesleğin geleceğini nasıl görüyorsunuz ve sizden sonra yeni ustalar yetişecek mi?

DÜ :  Benim karamsarlığım hiç yok. Bizim peşimizden gelen aman aman kimse yok. Birkaç arkadaş var. Onları elimizden geldiğince desteklemeye ve yetiştirmeye çalışıyoruz. Ama arz talepten dolayı ben karamsarlığa düşüyorum. Ekonomik yapı bizleri çok zorluyor. Şirket olarak bizler direniyoruz ama nereye kadar bunu devam ettireceğiz bilmiyorum. Benim yanımda ki eleman 10 yıl sonra diyecek ki “Artık teknoloji gelişiyor direnmenin anlamı yok”. Bu konuşma gerçekleştiği takdir de iş o zaman bitmiştir. Biz yetiştirdiğimiz çocuklarımıza bu işi para için değil sevdikleri için yapmayı öğretiyoruz. Bir işi severek ve hakkıyla yaparsanız devamında para olarak size geri dönüş olur. Para sıkıntımız olmuyor. Bu ürün bu çalışma prensibi ile her zaman kazandırır. Yalnız ülkenin pozisyonu da bunu makul kılmıyor. Çünkü ekonomimiz küçük. Bu konuda insanlarımız da haklılar. Geçen bir müşterimiz bizim için bir örnekte bulundu. Yolda geceleri otobüsler mola verirler. Eşe dosta hediyelik eşyalar ya da pişmaniye alınır. Bir de kendimize fıstıklı helva alırız. 5 tane pişmaniye alınırsa 1 tane de kendimize fıstıklı helva alırız. Fıstıklı helva biraz daha pahalı olduğunda öyle herkese alınmaz. Sizde aynı onun gibisiniz dedi. Pişmaniyeciler dışarıda pişmaniye yapsınlar. Siz fıstıklı helva yapıyorsunuz. Siz sakın fıstıklı helva’nın tadını bozmayın dedi. Önemli olan o fıstıklı helva ne zaman bozulursa bu iş bitmiştir. Biz de daha ucuza kaçmadan el işçiliğini unutmadan üretimlerimizi sürdüreceğiz. Şu anda demiyoruz. Nereye kadar bunu devam ettireceğimizi de açıkçası bilmiyorum.

Ayaklar Altında Çiğnenecek Ürün Satmak İstemiyoruz

SD :  Mola yerlerinde kotra satılan yerler vardı. Orada ki yerler ile buralardan yapılan satış arasında ki fark nedir?

DÜ :  Bizim müşterilerimiz seçilidir. Kimseyi küçümsemek anlamında değil ama kime satacağız biz bunları? Bizim ürünümüz nerede olacak? Tahtakale’de yerde çok ürün gördük. Biz ayaklar altında çiğnenecek ürün satmak istemiyoruz. Biz nitelikli, marka olmuş bir şekilde ürünlerimizi tanıtmak ve satmak istiyoruz. Örneğin, deniz müzeleri, Rahmi Koç müzesi gibi yerler de ürünlerimizin satılması bizim içinde bir prestij oluyor. Ülgen ismini ürünlerimizin altına etiketleyerek koyuyoruz. Herkes yerinden almak istiyor. Bazı işleri kaybediyoruz belki ama bizden alışveriş yapmak isteyenler oluyor. Biz demek ki belli bir kaliteyi tamamlamışız. Dışarıda bizim etkimiz çok fazla oluyor. İnsanlar bizlerden almak istiyor.

SD :  Sinop’un tanıtımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

DÜ :  Biz şirketimiz adına tanıtımlarımızı en iyi şekilde yapmaya çalıştık. Film festivallerinde olsun gerekli fuarlarda olsun bizler tanıtımımızı en iyi şekilde yapmaya çalıştık ve devamını da getiriyoruz. Tuncer Kurtiz bile bunların nerede satıldığını öğrenerek almak istedi. Geçen sefer düzenlediğimiz film festivaline kendisinin özel nedenleri ile gelememişti. Biz aralık ayında Ankara Sinema Derneği ile gene bir film festivali gerçekleştireceğiz. Tuncer Kurtiz, yeni bir diziye başlayacağı içinde bu sene yer alamayacağını belirtti. Kendisi sadece atölyeyi görmek istediğini ve çok merak ettiğini belirtti. Örneğin Uğur Yücel geldi ve kendisi de yaptığımız çalışmalardan etkilendi. 15 günde bir Uğur Yücel ile görüşüyoruz. Biz bu tarz insanların daha çok gelmesini istiyoruz. Uğur Yücel’in çok güzel bir lafı var. Keşke her yer Sinop gibi olsa diyor. Anlayış, hoşgörü, sıcakkanlılık burada toplanmıştır. Gelen çoğu kişi de bunu söyler. Bunları Uğur Yücel gibi önemli bir isimden duymak da güzel oluyor. Kayahan geldi bu sefer. Beyaz Ev’de kaldı. Hiç haberimiz olmadı. Basından gizli olarak gelmiş. Gazeteler daha sonra haberlerini yaptı. Haberlerde herkes güneye giderken Kayahan kuzeye gitti diye. Kendisi de Sinop hakkında güzel ifadelere yer vermiş. Bunlar güzel örneklerdir.

Sinop coğrafya olarak çok özel bir yere sahiptir. Sinop’u güzel yapan etkenlerin başında insan yapısı gelmektedir. Bizi biz yapan coğrafi konum değil, insanların karakteristik yapılarıdır. Coğrafi yapılarda diğer etkenler olabilir ama insan yapısı daha önemli kılar. Burada coğrafya ile insan entegreli bir şekilde yetişiyor. Sinop, güven ve hoşgörü kentidir. Ramazan geldiği zaman sahilde ki lokantalarda yemeğini yiyen de var; alkolünü alanda var; camii de orucunu tutanda var. Hiç kimse kimseye karışmaz. Böyle bir yer çok nadirdir ve Türkiye üzerine böyle bir yer yok. Sinop’ta zaman geçtikçe bozulmaya başladı. Sinop’un yerlisinde bir sorun yok ama Sinop’a dışarıdan gelenlerden dolayı çok olumsuzluklar yaşacağız. Bu kaçınılmaz bir nokta. Sinop tanıtıldıkça buraya göçler olacak ve Sinop’a kaba bir tasvirle ipini koparan gelecek. Daha çok sirkülasyon olacak. Niteliksiz insanlar da gelecek. Her toplumun yaşam tarzı ayrıdır. Diğer yerlerden gelenlerde kendi kültürlerini buralarda uygulayacak. Burada ki yapı çok farklı. Sinop’u Sinop yapan değerler diğer yerlere oranla farklıdır. Amerikan kültüründe kalmış Amerika üssünün sayesinde 1958’den 1995’e kadar burada 2 bin Amerikan askeri şehirle çok entegre olmuş. Apartmanlarımızda 2 Amerikan aile falan yaşardı. Dil bilmememize rağmen çok iyi anlaşırdık. Biz onları severdik. Onlarda bizlerle iyi bir şekilde iletişime geçerdi. Sinop’u Sinop yapan bir farklı değer ise diğer toplumlarla anlaşabilme kabiliyetidir.

Termik Santral Tüylerimizi Diken Diken Ediyor

Bir de başımızda termik santral belası var. Yani karşımıza termik santral kuruluyor olması tüylerimizi diken diken ediyor. Hem kültür kenti hem de turizm kenti diyorsunuz, karşınıza termik santral kuruluyor. Nasıl turizm yapacaksınız? Ben kişisel olarak karşı olmama rağmen nükleer’i bir şekilde kabul ettik. Öyle bir noktaya getirdiler ki bize sanki seçenek sunulmuş gibi gösterildi. Bu da benim aklıma Sinop’un tamamen gözden çıkarıldığı anlamını getiriyor. İl bazında nüfusumuz 204 bin kişidir. Diğer illere oranla komik bir rakam kalıyor.

SD :   Bu konuya Vali ve Kaymakam’ın bakışı nedir?

DÜ :  Vali bey, çok taraf olamıyor. Ama nereye kadar karşı olacaksın ki? En fazla karşı çıkabilecek insan sayısı 30 bin. Termik santral sadece bizim sorunumuz değil. Topyekun olarak karşı çıkmamız gerek. Burada kurulduğu takdir de sadece biz etkilenmeyeceğiz. Bafra ovası falanda etkilenecek. Birçok etken var. Sinop’u enerji ili yapacaklarmış. Böyle bir şey yok. Benim kabul edebileceğim bir şey değil.

SD :  Son sözlerinizi alabilir miyiz?

DÜ :  Sinop’a mal olmuş bu işi daha markalaşma yönünde Sinop markasıyla birlikte geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Yeni pazar arayışı içindeyiz. Tabi en önemli sıkıntımız nitelikli eleman sorunumuz var. Bir taraftan bunu da çözmek için uğraşıyoruz. Hedefimiz daha nitelikli ve kaliteli bir üretim. Biraz daha dış pazarlara açılmak istiyoruz. Almanya’dan bir promosyon firması ile görüşüyoruz. Orası ile anlaşırsak dış pazarda önemli bir konuma geleceğiz. Bizim içinde ayrı bir deneyim olacak.

Röportaj : Ercan KÜÇÜK

 

 

 

Devlet hangi görevi verirse seve seve yaparım – Şirin Ünal Röportajı

0

İç siyasette tartışmalar yaşanırken biran da herkes O’nu konuşmaya başladı. Hava Kuvvetleri Tümgenerallik görevinden emekli olduktan sonra Ak Parti’den milletvekili olması çok tartışıldı. Şirin Paşa olarak da tanınan Şirin Ünal’a milletvekili olma süreci, Ak Parti’nin yeni vizyonu, Barzani’nin alkışlanması, Balyoz Davaları ve daha birçok konuda zor sorular sorduk, samimi cevaplar aldık.

Ercan Küçük (E.K.) :  Öncelikle milletvekili olma sürecinizden başlayalım. Sinoplu olmanıza rağmen İstanbul’dan milletvekili seçildiniz.  Bu nedenle bazı tepkiler de aldınız. Biraz bahseder misiniz?

Şirin Ünal (ŞÜ) : Ağustos 2010’daki YAŞ’ta emekli olduktan sonra 7 Mart 2011’de Sn. Başbakanımızla Ak Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmemizde sizi nereden aday göstereyim diye sordu. İstanbul, Sinop ve İzmir’in ismi geçti. Ama sonunda İstanbul’dan aday olmam onay gördü. Ve İstanbul 2. Bölgeden yaklaşık 100bin oyla milletvekili seçildim. Resmin tamamını görmeyenler sanki ağırlıkları varmış gibi rol kesmeye çalıştılar. Ama kimsenin yetkisi yok. Sadece “Dünya Lideri” dediğimiz Sn. Başbakanımızın 2. Bölgeden aday gösterilmesi önemlidir.

E.K :  Bildiğimiz kadarıyla Sinoplular’a ya da başka kimseye bir kırgınlığınız yok. Çünkü birçok etkinlikte yer alıyorsunuz.

ŞÜ :  Burada ölçüyü iyi ayarlamak gerekiyor. Ben İstanbul 2. Bölge milletvekiliyim. Burada 12 ilçemizde yaşayan halkımızın temsilcisiyim. Bu halka hitap edip, onların isteklerini yerine getirmeye çalışıyorum. Bu arada da Sn. Başbakanımızın şahsıma verdiği özel talimat gereğince İstanbul’un bütün bölgelerindeki Sinoplu hemşerilerimizin de derman olmaya, etkinliklerine katılmaya çalışıyorum.

E.K :  Askerlik hayatınızı bitirdikten sonra siyasete atıldınız. Bu durum Türkiye’de çok görülen bir durum değil. Acaba Şirin Ünal siyasete alışabildi mi?

ŞÜ :  Bu çok az kişiye nasip olan bir durum aslında. Tansu Çiller başbakanken Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir komutanımız DYP’den milletvekili seçilmişti. Burada milletin ihtiyacıyla siyasi partilerin ihtiyaçlarının örtüşmesi önemli. Şuanda mecliste üst düzey komutan emeklisi bir ben varım. Bir de Korgeneralimiz var ama hapiste biliyorsunuz. Askerken yaptığımız yemin gereği siyasetten uzak durdum. Sadece seçimlerde oy verdim, bunun dışında siyasi bir faaliyetim olmadı. Emekli olduktan sonra ben de her vatandaşımız gibi demokratik hakkımı kullanarak Ak Parti’den milletvekili adayı oldum ve halkımızın teveccühüyle seçildim.

Yargı Süreci Devam Ediyor

E.K :  Sizin de bir dönem beraber çalıştığınız silah arkadaşlarınız Balyoz Davası’ndan yargılanıyor. Bir çok üst düzey komutan bu davadan ötürü YAŞ’tan emekli edildi. Emekli tümgeneral olarak neler söylemek istersiniz?

ŞÜ :  Bu konuda 13 Haziran 2011 deki seçim çalışmasında söyleyeceklerimizi söyledik. Gerek Ergenekon gerekse Balyoz Davalarında savcıların elinde hangi bilgi ve belgeler olduğunu ben bilmiyorum. Yargı süreci de devam ediyor. Ben de bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bağımsız Türk adaletinin en doğru kararı vereceğine inanıyorum. Mahkeme belli bir karar verir ama Sn. Başbakanımızın da söylediği gibi bunun temyiz süreci de var. Sonra belki bazı sanıklar Anayasa Mahkemesine gidebilirler. Dolayısıyla bu konuda konuşmak bizim haddimize değil. Süreç sonuçlanıncaya kadar konuşmuyoruz, konuşmayacağız da.

Gençlerin Önünü Açmak Gerekiyor

E.K :  Geçtiğimiz günlerde Ak Parti 4. Olağan genel kurultayını yaptı. Parti tüzüğüne göre milletvekilleri 3 dönem seçilebiliyorlar. Bu sebepten Sn. Başbakan, başbakan yardımcısı Bülent Arınç gibi partinin önemli isimleri yeniden aday olamayacaklar. Ak Parti’nin yeni vizyonu ve Tayyip Erdoğan’sız bir Ak Parti hakkında ne düşünüyorsunuz?

ŞÜ :  Bu düzenleme “Dünya Lideri” dediğimiz Sn. Başbakanımızın partiyi oluştururken kararlaştırdığı bir uygulama. Çok da iyi etmişler. Bence bu uygulama çok iyi. 3 dönemden sonra 1 dönem ara verecekler. 4 yıl dinlenip genel başkan uygun görürse yeniden milletvekili olabilecekler. Siyasetin gençleşmesi için çok iyi olur. Keşke diğer partilerde aynısını yapabilseler. Ara sıra kan değişimi yapmak, gençlerin önünü açmak gerekir.

E.K :  Partinin gençleşmesi ve yeni isimlerden bahsettiniz. Bu süreçte sizin de isminiz Milli Savunma Bakanlığı için geçiyor. Neler söylemek istersiniz?

ŞÜ :  Bu konuları çok fazla konuşmaya gerek yok. Ben şunu isterim bunu isterim diye bir talebim yok.  Başbakanımız tarafından böyle bir görev verildiğinde biz her türlü göreve hazırız. Ne emrederlerse onu yaparız. Çünkü biz askerlikten de itaat kültürüne alışığız. Şimdi de aynı şekilde devam ederiz.

E.K :  O zaman Milli Savunma Bakan Yardımcılığını kabul etmediğinizle ilgili çıkan iddialar da asılsız durumuna düşüyor.

ŞÜ :  Zaten milletvekillerinden bakan yardımcılığı diye bir şey söz konusu değil.

Barzani’yi Alkışlamadık!

E.K :  Asker kökenli olduğunuz için özellikle soruyorum. Ak Parti kongresinde Barzani alkışlandı. Bu durum kamuoyunda çok tartışıldı.

ŞÜ :Kesinliikle Barzani’nin alkışlanması diye bir durum söz konusu olamaz. Orada Sn. Başbakanımız bir vatandaşımızın elini öpüyordu. Ak Parti Gençlik Kollarından bazı arkadaşlarımız başbakanımızı alkışladı. Barzani üstüne alınmış olabilir. Bu kamera kayıtlarıyla da, partimizin açıklamalarıyla da sabittir. Ben de oradaydım bizzat gördüm. Bu iddiaçok komik. Zaten Ak Partimizin Barzani’yi alkışlamaya da ihtiyacı da yok.

E.K :  Suriye ile gerginlikten bahsedelim. Akçakale’de 5 vatandaşımızı kaybettik. Türkiye buna misilleme yaptı sonrasında da tezkere meclisten geçti. Tezkerede hangi ülkeye yönelik olduğu ve hangi zaman aralığında geçerli olduğu hakkında mecliste tartışmalar yaşandı. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? Suriye ile savaş ihtimalimiz nedir?

ŞÜ :  Tezkerenin nasıl yazılacağı anayasamızda tanımlanmıştır. Anayasaya göre yazılıyor. Biz TBMM Genel kurulunda Suriye’ye yönelik tezkereyi görüştük. 320 oyla meclis hükümetimize yetki verdi. Burada kanunlarımıza ve anayasamıza aykırı bir durum yok. Genel kurulda toplanmamızın adı belli; Suriye. İnşallah bu yetkinin kullanılmasına gerek kalmaz. Suriye’de yaşayanlar bizim akrabalarımız, kardeşlerimiz. Tek sıkıntı Sn. Başbakanımızın deyimiyle Suriye’deki zalim iktidardır. Bu zalim iktidarın değişmesi gerekiyor. Bizim kardeş Suriye halkıyla bir sorunumuz yok. Bu tezkerenin amacı caydırma amaçlıdır.Nitekim oradaki zalim hükümet hava faaliyetlerini 10 km geriye çekti. Onurlu bir direniş mücadelesi veren Özgürlük Savaşçılarına Türkiye lojistik destek veriyor. Suriye’de petrol ve yer altı kaynakları yok. Olsa zaten batı Suriye’yi çoktan halletmişti. Biz insaniyet namına çalışıyoruz. İnşallah özgürlükçüler oradaki iktidarı Libya’da, Tunus’ta, Mısır’da olduğu gibi devirmeye muvaffak olurlar da bize iş düşmez diye umuyorum.

E.K :  Jetimiz Suriye tarafından düşürüldüğünde de aynı olaylarla karşılaştık. BM kınama kararı çıkarttı. NATO 5. Maddeyi görüşmedi bile. Türkiye yalnızlaştırılmak mı isteniyor? Yoksa iki yüzlülükle mi karşı karşıyayız?

ŞÜ :  Ben İtalya Napoli’deki NATO karargahında 3 sene görev yaptım. O zamanlar 16 üyesi olan NATO’nun bugün 28 üyesi var. NATO’nun belli bir konuda karar alması için oy birliğinin olması gerekiyor. 28 ülkeden bize yakınlar olduğu gibi Suriye’ye sempati duyanlar da olabilir. Bu nedenle NATO’nun 5. Madde kapsamında karar alması bana göre mümkün görünmüyor. Zaten ordumuzu Suriye’yle kıyasladığımızda böyle bir şeye ihtiyacımız da yok. BM’de Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinin veto etme hakları var. Rusya ve Çin şuanda Suriye’nin yanında görünüyorlar. En son Akçakale’ye top mermisinin düşmesi üzerine Rusya ve Çin yayınladıkları sert bildiriyle zalim iktidarın kınanmasının önünü açtılar. Çok fazla hayalperest olup NATO ve BM’den Suriye’ye karşı beklenti içinde olmaya gerek yok. Bu onurlu direniş mücadelesi veren insanların aralarında emir komuta birliği sağlayıp Türkiye’nin destekleri doğrultusunda Libya, Tunus, Mısır’daki gibi sonuca götürmek gerekiyor. Suriye yönetimi silahsız keşif uçağımızı uluslar arası hava sahasında düşürdü. Orada demokratik devlet yapısı yok. Kabile anlayışıyla yönetiliyorlar. Nüfusun %15ini oluşturan bir kesim nüfusun %85lik kesimi olan Sünnilere kan kusturuyor. Onları ne genelkurmay başkanı yapıyor, ne de milletvekili. Bunun değişmesi lazım. Geçmişte de bizim uçuş icra eden pervane uçağımızı Hafız Esad döneminde düşürmüşlerdi. Bu olay Türk hava sahasında olsa bizim radarlarımız bilgilerini değerlendirir. En yakın hava savunma meydanından jetlerimizi kaldırırız. Gider gözleriyle bakar, yere rapor ederler. En yakın meydana inişe götürürler. İnmezse refakat ederler. Bilgiler Hava Kuvvetleri Komutanına gelir. Ondan Genel Kurmay Başkanına ve başbakana gelir. “Efendim in diyoruz inmiyor, hava alanımızdan çıkmıyor başkente doğru geliyor, ne yapalım?”. Vurun emri verme yetkisi sadece başbakana aittir. Ama Suriye’den bunu bekleyemeyiz. İnşallah bu tırmanma devam etmez. Karşı taraf biran önce iktidarı gerçek sahibi olan halka teslim eder.

PKK’yı Özgürlük Savaşçısı Olarak Görüyorlar

E.K :  Avrupa Birliği Bakanımız Egemen Bağış, Suriye’yı birkaç saat içinde bitiririz demişti. Buna karşılık muhalefet madem öyle PKK,yı neden hala bitiremiyorsunuz diye tepki gösterdi.

ŞÜ :  Elmayla armudu karıştırmamak lazım. Terörle mücadele dünyanın her yerinde zordur. ABD süper güç olmasına rağmen 2001den beri El Kaideyle mücadelesini sürdürüyor. Terörle mücadele özel şartlara göre icra edilir, akşamdan sabaha sonuç alınmaz. BM, NATO’dakilerle aynı fikire gelemiyoruz. Biz terörist diyoruz, başkaları özgürlük savaşçısı deyip silah ve para veriyor. Hal böyle olunca süreç uzuyor. Suriye ‘ye gelince onlar eski doğu bloğuna göre eğitilmiş, donatılmış bir orduya sahipler. Bizse NATO standartlarına göre eğitilmiş, güçlü bir orduyuz.

E.K :  Oldu da iş başa düştü. Şirin Ünal orduda görev alır mı?

ŞÜ :  Şuanda benim Sinop Ayancık’taki askerlik şubesinde emekli Hava Kuvvetleri Tümgeneral F16 Pilotu olarak kayıtlarım devam ediyor. 65 yaşıma kadar devlet bize yedek görev verebiliyor. Devlet hangi görevi verirse seve seve yaparım. Muharrem İnce Bey diyor ki savaşa genç çocukları göndereceksiniz. Hayır. Başbakan da gider, Şirin Ünal’da.

Oslo Görüşmeleri Olabilir

E.K :  Son dönemde Oslo görüşmeleri tartışılıyor. BDP kanadı muhatap Öcalan’dır diyor. Ama buna Sn. Başbakan ve hükümet yetkilileri çok sert tepki gösterdi. Ancak daha sonra gerekirse Öcalan’da muhatap alınır, Oslo görüşmeleri de yeniden yapılabilir denildi. Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

ŞÜ :  10 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten bir başbakanımız var. Son 1,5-2 yıldır dünya lideri de diyoruz kendisine. Bugün Tunus’ta, Ürdün’de seçime girse orada da iktidara gelir diye düşünüyoruz. Ortadoğu’da çok ciddi otoritesi var. Böyle bir liderin omuzlarında terörle mücadele gibi önemli bir sorun var. Bu yükün hafifletilmesi için devlet görevlilerinin her türlü seçeneği denemesi tetkik etmesi hayata geçirmesi gerekli. Şuanda milli güç unsurlarının tamamı kullanılarak terörle mücadelemiz devam ediyor. Bu kapsamda olaya baktığımızda bu mücadelenin başındaki Sn. Başbakanımızın verdiği her talimat ve her iş yapılabilir ve yasaldır. Oslo görüşmeleri olabilir. Teröristleri kucaklayan vekiller için yaptığı açıklamada siz Kandil’e çıkın biz görüşmeleri başkasıyla yaparız demişti.

E.K :  Başbakan hakkında muhalefet, “BOP Eş Başkanlarından birisi olduğunu birçok yerde itiraf etti. Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’deki tavrı bu yüzden böyle. Irak’ta milyonlarca Müslüman katledildi. BOP Eşbaşkanı olduğu için Tayyip Erdoğan da bu katliamlardan sorumludur” şeklinde açıklamaları var. Bu açıklamalara cevabınız ne olur?

ŞÜ :  Ben bu komplo teorilerine inanmak istemiyorum. Irak’ta yönetim ortadan neden kaldırıldı? Çünkü Irak’ta otoriter bir lider vardı. Irak’ın elinde çok ciddi anlamda petrol yatakları ve doğalgaz var ve emperyalistler bunu ele geçirmek istiyorlardı. Saddam döneminde Irak petrollerinin %90ı Irak Halkına harcanıyordu. Şuanda %75i batı şirketlerine geçti. Suriye’de petrol ve yer altı kaynakları olmadığı için batı Suriye’ye sessiz kalıyor. Şuanda Suriye’de zalim bir iktidar var. Biz zalimden yana olamayız, ezilenden yanayız. Ben olaya öyle BOP gibi şeylerle bakmak istemiyorum.

Asker Milletiz Modelinin Devam Etmesi Doğru Değil

E.K :  Milli Savunma Bakanlığı ve TSK yeniden yapılandırılmalı şeklince açıklamalarınız var. Bunu biraz açabilir misiniz?

ŞÜ :  İleri demokrasiye doğru gidildikçe Türkiye batı ülkelerindeki, demokratik sistemlere kavuşmak zorunda . 1952 den beri NATO üyesiyiz. NATO toplantılarında her ülkenin savunma bakanı protokolde öndedir.  Bizim bakanımız genelkurmay başkanının arkasında yer alıyor. Sorduklarında biz asker milletiz. Böyle bir şey yok. ABD’de mesela başkanlık sistemi var. Kuvvet komutanları var. Aslında tam kuvvet komutanı da denmiyor. Hava kuvvetleri Komutanı mesela Secretary Of TheAirforce yani Hava Kuvvetleri Sekreteri olarak geçiyor. Kuvvet Sekreteri –Savunma Bakanı-Başkan şeklinde komuta zinciri var. İspanya’da Sosyalist Parti öncesi silahlı kuvvetlerin yapısı bizimkine çok benziyor. Her bir kuvvetin bakanlığı vardı. Orada da bizimki gibi etnik gruplar var. Orada da asker almış başını gidiyordu. Şimdi hepsi savunma bakanlığına bağlı. Genelkurmay Başkanı da var. O da savunma bakanlığına bağlı. Genelkurmay başkanı sadece hava kara deniz kuvvetleri aynı anda harekat yapacaksa devreye giriyor. Batıda başka değişik sistemler de var. Bunlar alınır, incelenir, toplumumuza en uygun olanı seçilir. Ama biz asker milletiz modelinin devam etmesi bana göre doğru değil. 1984’ten beri bunu düşünüyorum. Kuvvet komutanının doğrudan bakanlığa bağlı olması gereklidir. Bu sayede komutanlığın ihtiyaçları, modernizasyonu doğrudan gerçekleşir. Şuanda Genelkurmay kara ağırlıklıdır. Hava ve deniz kuvvet komutanlıklarının bir projesinin hayata geçmesi için teklif Genelkurmaya gönderiliyor. Genelkurmay 2. Başkanı bunu incelettiriyor. İnceleme sonucunda onay verilirse  Genelkurmaya gönderilir. Oradan sonra hayata geçirilir.

E.K :  Uluslar arası siyasette bir tarafta Avrupa Birliği ve NATO, diğer tarafta doğu bloku denen Sanghay İş Birliği Örgütü, BRICS ülkeleri var. Bu kutuplaşma dünyayı nereye götürür?

ŞÜ :  Şuanda ciddi bir kutuplaşma yok. ABD şuanda dünyayı yönetmeye devam ediyor. Ellerinden gelse Rusya ve Çin NATO’ya üye olacaklar gibi geliyor. Yakın gelecekte de bu değişecek gibi görünmüyor. Ben Şirin Ünal olarak bölgede bizim küresel güç olarak hızlı çalışmamızı devam ettirmemiz, 2023 hedeflerine ulaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Peşinden de siz gençler için Sn. Başbakanımızın kongrede açıkladığı 2071 hedeflerini gerçekleştirmeliyiz.

E.K :  Son sözlerinizi alabilir miyiz?

ŞÜ :  Sn. Başbakanımız seçim çalışmalarına başlarken bir görev verdi. Bir Sinoplu olarak senden İstanbul’un 3 bölgesindeki Sinoplu’nun dertlerine derman olmanı istiyorum demişti. Bunu hiç kimse yanlış anlamasın. Sinop’ta 200bin hemşehrimiz varken, İstanbul’da 500bin hemşehrimiz yaşıyor. İstanbul’daki Sinoplu’nun dertlerine derman olmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken bölgesel milliyetçilik yapmıyoruz. Sinop’tan seçilen vekillerimize destek sağlıyoruz. Biz onların işlerine karışmayız. İstanbul’daki Sinoplu İstanbul için değil Sinop için bir şeyler istiyor. Bunu Sn. Başbakanımıza espri olarak İstanbul’daki sorunları size aktarmışlar, herkes Sinop’la ilgili isteklerde bulunuyor diye ifade ettim. Başbakanımızda gülerek kongreden sonra İstanbul’daki Sinoplular’a 10 yıllık Ak Parti döneminde Sinop için yapılanları birinci ağızdan Haliç Kongre Merkezi’nde anlatmaya talibim dedi. Sinop’ta tabi ihmal edilmişlik var. Doğalgazın Sinop ve ilçelerine getirilmesi çalışmaları sürüyor. Devlet hastanesinin iyileştirilmesi için Sağlık Bakanımız talimat verdi. Sinop’ta özel hastane yok. Olsunki rekabet olsun ve kalite artsın, Sinoplu kazansın. Yurtdışında yaşayan hemşehrilerimizin gayretiyle üniversitemiz kuruldu. Bu üniversitemizin geliştirilmesi konusunda çalışmalar sürüyor. Üniversite bacasız fabrika gibidir. Mesela Eskişehir’i kalkındıran üniversiteleridir. Sinop’un iklim şartları ve arazi yapısı buna çok uygun. Tekrar ediyorum ben Sinop milletvekilleri ve Sinop’taki siyasetçilerin rakibi değilim. Onlara destek sağlayan bir kardeşleriyim. Yoksa Sinop’tan vekil olmak istesem Sn. Başbakanımız oradan aday gösterirdi.

Son olarak çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Şirin Ünal Kimdir?

11 Ağustos 1954 Sinop Ayancık doğumludur. İlkokulu Ayaz Köyü İlkokulunda, Ortaokulu Ayancık Ortaokulu’nda okuduktan sonra lise eğitimini 1972’de Bolu Lisesi’nden mezun olan Şirin Ünal Hava Harp Okulu’nun 3.lükle bitirerek 30 Ağustos 1975’de teğmen olarak mesleğe başlamıştır. Yıllar içinde başarılı performansı sayesinde Tümgeneralliğe kadar yükselen Ünal 2010 yılındaki YAŞ kararlarında emekli olmuştur. 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde aday gösterildiği İstanbul 2. Bölgeden Ak Parti millet vekili seçilmiştir.

Röportaj : Ercan KÜÇÜK