Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 117

Devlet hangi görevi verirse seve seve yaparım – Şirin Ünal Röportajı

0

İç siyasette tartışmalar yaşanırken biran da herkes O’nu konuşmaya başladı. Hava Kuvvetleri Tümgenerallik görevinden emekli olduktan sonra Ak Parti’den milletvekili olması çok tartışıldı. Şirin Paşa olarak da tanınan Şirin Ünal’a milletvekili olma süreci, Ak Parti’nin yeni vizyonu, Barzani’nin alkışlanması, Balyoz Davaları ve daha birçok konuda zor sorular sorduk, samimi cevaplar aldık.

Ercan Küçük (E.K.) :  Öncelikle milletvekili olma sürecinizden başlayalım. Sinoplu olmanıza rağmen İstanbul’dan milletvekili seçildiniz.  Bu nedenle bazı tepkiler de aldınız. Biraz bahseder misiniz?

Şirin Ünal (ŞÜ) : Ağustos 2010’daki YAŞ’ta emekli olduktan sonra 7 Mart 2011’de Sn. Başbakanımızla Ak Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmemizde sizi nereden aday göstereyim diye sordu. İstanbul, Sinop ve İzmir’in ismi geçti. Ama sonunda İstanbul’dan aday olmam onay gördü. Ve İstanbul 2. Bölgeden yaklaşık 100bin oyla milletvekili seçildim. Resmin tamamını görmeyenler sanki ağırlıkları varmış gibi rol kesmeye çalıştılar. Ama kimsenin yetkisi yok. Sadece “Dünya Lideri” dediğimiz Sn. Başbakanımızın 2. Bölgeden aday gösterilmesi önemlidir.

E.K :  Bildiğimiz kadarıyla Sinoplular’a ya da başka kimseye bir kırgınlığınız yok. Çünkü birçok etkinlikte yer alıyorsunuz.

ŞÜ :  Burada ölçüyü iyi ayarlamak gerekiyor. Ben İstanbul 2. Bölge milletvekiliyim. Burada 12 ilçemizde yaşayan halkımızın temsilcisiyim. Bu halka hitap edip, onların isteklerini yerine getirmeye çalışıyorum. Bu arada da Sn. Başbakanımızın şahsıma verdiği özel talimat gereğince İstanbul’un bütün bölgelerindeki Sinoplu hemşerilerimizin de derman olmaya, etkinliklerine katılmaya çalışıyorum.

E.K :  Askerlik hayatınızı bitirdikten sonra siyasete atıldınız. Bu durum Türkiye’de çok görülen bir durum değil. Acaba Şirin Ünal siyasete alışabildi mi?

ŞÜ :  Bu çok az kişiye nasip olan bir durum aslında. Tansu Çiller başbakanken Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir komutanımız DYP’den milletvekili seçilmişti. Burada milletin ihtiyacıyla siyasi partilerin ihtiyaçlarının örtüşmesi önemli. Şuanda mecliste üst düzey komutan emeklisi bir ben varım. Bir de Korgeneralimiz var ama hapiste biliyorsunuz. Askerken yaptığımız yemin gereği siyasetten uzak durdum. Sadece seçimlerde oy verdim, bunun dışında siyasi bir faaliyetim olmadı. Emekli olduktan sonra ben de her vatandaşımız gibi demokratik hakkımı kullanarak Ak Parti’den milletvekili adayı oldum ve halkımızın teveccühüyle seçildim.

Yargı Süreci Devam Ediyor

E.K :  Sizin de bir dönem beraber çalıştığınız silah arkadaşlarınız Balyoz Davası’ndan yargılanıyor. Bir çok üst düzey komutan bu davadan ötürü YAŞ’tan emekli edildi. Emekli tümgeneral olarak neler söylemek istersiniz?

ŞÜ :  Bu konuda 13 Haziran 2011 deki seçim çalışmasında söyleyeceklerimizi söyledik. Gerek Ergenekon gerekse Balyoz Davalarında savcıların elinde hangi bilgi ve belgeler olduğunu ben bilmiyorum. Yargı süreci de devam ediyor. Ben de bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bağımsız Türk adaletinin en doğru kararı vereceğine inanıyorum. Mahkeme belli bir karar verir ama Sn. Başbakanımızın da söylediği gibi bunun temyiz süreci de var. Sonra belki bazı sanıklar Anayasa Mahkemesine gidebilirler. Dolayısıyla bu konuda konuşmak bizim haddimize değil. Süreç sonuçlanıncaya kadar konuşmuyoruz, konuşmayacağız da.

Gençlerin Önünü Açmak Gerekiyor

E.K :  Geçtiğimiz günlerde Ak Parti 4. Olağan genel kurultayını yaptı. Parti tüzüğüne göre milletvekilleri 3 dönem seçilebiliyorlar. Bu sebepten Sn. Başbakan, başbakan yardımcısı Bülent Arınç gibi partinin önemli isimleri yeniden aday olamayacaklar. Ak Parti’nin yeni vizyonu ve Tayyip Erdoğan’sız bir Ak Parti hakkında ne düşünüyorsunuz?

ŞÜ :  Bu düzenleme “Dünya Lideri” dediğimiz Sn. Başbakanımızın partiyi oluştururken kararlaştırdığı bir uygulama. Çok da iyi etmişler. Bence bu uygulama çok iyi. 3 dönemden sonra 1 dönem ara verecekler. 4 yıl dinlenip genel başkan uygun görürse yeniden milletvekili olabilecekler. Siyasetin gençleşmesi için çok iyi olur. Keşke diğer partilerde aynısını yapabilseler. Ara sıra kan değişimi yapmak, gençlerin önünü açmak gerekir.

E.K :  Partinin gençleşmesi ve yeni isimlerden bahsettiniz. Bu süreçte sizin de isminiz Milli Savunma Bakanlığı için geçiyor. Neler söylemek istersiniz?

ŞÜ :  Bu konuları çok fazla konuşmaya gerek yok. Ben şunu isterim bunu isterim diye bir talebim yok.  Başbakanımız tarafından böyle bir görev verildiğinde biz her türlü göreve hazırız. Ne emrederlerse onu yaparız. Çünkü biz askerlikten de itaat kültürüne alışığız. Şimdi de aynı şekilde devam ederiz.

E.K :  O zaman Milli Savunma Bakan Yardımcılığını kabul etmediğinizle ilgili çıkan iddialar da asılsız durumuna düşüyor.

ŞÜ :  Zaten milletvekillerinden bakan yardımcılığı diye bir şey söz konusu değil.

Barzani’yi Alkışlamadık!

E.K :  Asker kökenli olduğunuz için özellikle soruyorum. Ak Parti kongresinde Barzani alkışlandı. Bu durum kamuoyunda çok tartışıldı.

ŞÜ :Kesinliikle Barzani’nin alkışlanması diye bir durum söz konusu olamaz. Orada Sn. Başbakanımız bir vatandaşımızın elini öpüyordu. Ak Parti Gençlik Kollarından bazı arkadaşlarımız başbakanımızı alkışladı. Barzani üstüne alınmış olabilir. Bu kamera kayıtlarıyla da, partimizin açıklamalarıyla da sabittir. Ben de oradaydım bizzat gördüm. Bu iddiaçok komik. Zaten Ak Partimizin Barzani’yi alkışlamaya da ihtiyacı da yok.

E.K :  Suriye ile gerginlikten bahsedelim. Akçakale’de 5 vatandaşımızı kaybettik. Türkiye buna misilleme yaptı sonrasında da tezkere meclisten geçti. Tezkerede hangi ülkeye yönelik olduğu ve hangi zaman aralığında geçerli olduğu hakkında mecliste tartışmalar yaşandı. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? Suriye ile savaş ihtimalimiz nedir?

ŞÜ :  Tezkerenin nasıl yazılacağı anayasamızda tanımlanmıştır. Anayasaya göre yazılıyor. Biz TBMM Genel kurulunda Suriye’ye yönelik tezkereyi görüştük. 320 oyla meclis hükümetimize yetki verdi. Burada kanunlarımıza ve anayasamıza aykırı bir durum yok. Genel kurulda toplanmamızın adı belli; Suriye. İnşallah bu yetkinin kullanılmasına gerek kalmaz. Suriye’de yaşayanlar bizim akrabalarımız, kardeşlerimiz. Tek sıkıntı Sn. Başbakanımızın deyimiyle Suriye’deki zalim iktidardır. Bu zalim iktidarın değişmesi gerekiyor. Bizim kardeş Suriye halkıyla bir sorunumuz yok. Bu tezkerenin amacı caydırma amaçlıdır.Nitekim oradaki zalim hükümet hava faaliyetlerini 10 km geriye çekti. Onurlu bir direniş mücadelesi veren Özgürlük Savaşçılarına Türkiye lojistik destek veriyor. Suriye’de petrol ve yer altı kaynakları yok. Olsa zaten batı Suriye’yi çoktan halletmişti. Biz insaniyet namına çalışıyoruz. İnşallah özgürlükçüler oradaki iktidarı Libya’da, Tunus’ta, Mısır’da olduğu gibi devirmeye muvaffak olurlar da bize iş düşmez diye umuyorum.

E.K :  Jetimiz Suriye tarafından düşürüldüğünde de aynı olaylarla karşılaştık. BM kınama kararı çıkarttı. NATO 5. Maddeyi görüşmedi bile. Türkiye yalnızlaştırılmak mı isteniyor? Yoksa iki yüzlülükle mi karşı karşıyayız?

ŞÜ :  Ben İtalya Napoli’deki NATO karargahında 3 sene görev yaptım. O zamanlar 16 üyesi olan NATO’nun bugün 28 üyesi var. NATO’nun belli bir konuda karar alması için oy birliğinin olması gerekiyor. 28 ülkeden bize yakınlar olduğu gibi Suriye’ye sempati duyanlar da olabilir. Bu nedenle NATO’nun 5. Madde kapsamında karar alması bana göre mümkün görünmüyor. Zaten ordumuzu Suriye’yle kıyasladığımızda böyle bir şeye ihtiyacımız da yok. BM’de Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinin veto etme hakları var. Rusya ve Çin şuanda Suriye’nin yanında görünüyorlar. En son Akçakale’ye top mermisinin düşmesi üzerine Rusya ve Çin yayınladıkları sert bildiriyle zalim iktidarın kınanmasının önünü açtılar. Çok fazla hayalperest olup NATO ve BM’den Suriye’ye karşı beklenti içinde olmaya gerek yok. Bu onurlu direniş mücadelesi veren insanların aralarında emir komuta birliği sağlayıp Türkiye’nin destekleri doğrultusunda Libya, Tunus, Mısır’daki gibi sonuca götürmek gerekiyor. Suriye yönetimi silahsız keşif uçağımızı uluslar arası hava sahasında düşürdü. Orada demokratik devlet yapısı yok. Kabile anlayışıyla yönetiliyorlar. Nüfusun %15ini oluşturan bir kesim nüfusun %85lik kesimi olan Sünnilere kan kusturuyor. Onları ne genelkurmay başkanı yapıyor, ne de milletvekili. Bunun değişmesi lazım. Geçmişte de bizim uçuş icra eden pervane uçağımızı Hafız Esad döneminde düşürmüşlerdi. Bu olay Türk hava sahasında olsa bizim radarlarımız bilgilerini değerlendirir. En yakın hava savunma meydanından jetlerimizi kaldırırız. Gider gözleriyle bakar, yere rapor ederler. En yakın meydana inişe götürürler. İnmezse refakat ederler. Bilgiler Hava Kuvvetleri Komutanına gelir. Ondan Genel Kurmay Başkanına ve başbakana gelir. “Efendim in diyoruz inmiyor, hava alanımızdan çıkmıyor başkente doğru geliyor, ne yapalım?”. Vurun emri verme yetkisi sadece başbakana aittir. Ama Suriye’den bunu bekleyemeyiz. İnşallah bu tırmanma devam etmez. Karşı taraf biran önce iktidarı gerçek sahibi olan halka teslim eder.

PKK’yı Özgürlük Savaşçısı Olarak Görüyorlar

E.K :  Avrupa Birliği Bakanımız Egemen Bağış, Suriye’yı birkaç saat içinde bitiririz demişti. Buna karşılık muhalefet madem öyle PKK,yı neden hala bitiremiyorsunuz diye tepki gösterdi.

ŞÜ :  Elmayla armudu karıştırmamak lazım. Terörle mücadele dünyanın her yerinde zordur. ABD süper güç olmasına rağmen 2001den beri El Kaideyle mücadelesini sürdürüyor. Terörle mücadele özel şartlara göre icra edilir, akşamdan sabaha sonuç alınmaz. BM, NATO’dakilerle aynı fikire gelemiyoruz. Biz terörist diyoruz, başkaları özgürlük savaşçısı deyip silah ve para veriyor. Hal böyle olunca süreç uzuyor. Suriye ‘ye gelince onlar eski doğu bloğuna göre eğitilmiş, donatılmış bir orduya sahipler. Bizse NATO standartlarına göre eğitilmiş, güçlü bir orduyuz.

E.K :  Oldu da iş başa düştü. Şirin Ünal orduda görev alır mı?

ŞÜ :  Şuanda benim Sinop Ayancık’taki askerlik şubesinde emekli Hava Kuvvetleri Tümgeneral F16 Pilotu olarak kayıtlarım devam ediyor. 65 yaşıma kadar devlet bize yedek görev verebiliyor. Devlet hangi görevi verirse seve seve yaparım. Muharrem İnce Bey diyor ki savaşa genç çocukları göndereceksiniz. Hayır. Başbakan da gider, Şirin Ünal’da.

Oslo Görüşmeleri Olabilir

E.K :  Son dönemde Oslo görüşmeleri tartışılıyor. BDP kanadı muhatap Öcalan’dır diyor. Ama buna Sn. Başbakan ve hükümet yetkilileri çok sert tepki gösterdi. Ancak daha sonra gerekirse Öcalan’da muhatap alınır, Oslo görüşmeleri de yeniden yapılabilir denildi. Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

ŞÜ :  10 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten bir başbakanımız var. Son 1,5-2 yıldır dünya lideri de diyoruz kendisine. Bugün Tunus’ta, Ürdün’de seçime girse orada da iktidara gelir diye düşünüyoruz. Ortadoğu’da çok ciddi otoritesi var. Böyle bir liderin omuzlarında terörle mücadele gibi önemli bir sorun var. Bu yükün hafifletilmesi için devlet görevlilerinin her türlü seçeneği denemesi tetkik etmesi hayata geçirmesi gerekli. Şuanda milli güç unsurlarının tamamı kullanılarak terörle mücadelemiz devam ediyor. Bu kapsamda olaya baktığımızda bu mücadelenin başındaki Sn. Başbakanımızın verdiği her talimat ve her iş yapılabilir ve yasaldır. Oslo görüşmeleri olabilir. Teröristleri kucaklayan vekiller için yaptığı açıklamada siz Kandil’e çıkın biz görüşmeleri başkasıyla yaparız demişti.

E.K :  Başbakan hakkında muhalefet, “BOP Eş Başkanlarından birisi olduğunu birçok yerde itiraf etti. Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’deki tavrı bu yüzden böyle. Irak’ta milyonlarca Müslüman katledildi. BOP Eşbaşkanı olduğu için Tayyip Erdoğan da bu katliamlardan sorumludur” şeklinde açıklamaları var. Bu açıklamalara cevabınız ne olur?

ŞÜ :  Ben bu komplo teorilerine inanmak istemiyorum. Irak’ta yönetim ortadan neden kaldırıldı? Çünkü Irak’ta otoriter bir lider vardı. Irak’ın elinde çok ciddi anlamda petrol yatakları ve doğalgaz var ve emperyalistler bunu ele geçirmek istiyorlardı. Saddam döneminde Irak petrollerinin %90ı Irak Halkına harcanıyordu. Şuanda %75i batı şirketlerine geçti. Suriye’de petrol ve yer altı kaynakları olmadığı için batı Suriye’ye sessiz kalıyor. Şuanda Suriye’de zalim bir iktidar var. Biz zalimden yana olamayız, ezilenden yanayız. Ben olaya öyle BOP gibi şeylerle bakmak istemiyorum.

Asker Milletiz Modelinin Devam Etmesi Doğru Değil

E.K :  Milli Savunma Bakanlığı ve TSK yeniden yapılandırılmalı şeklince açıklamalarınız var. Bunu biraz açabilir misiniz?

ŞÜ :  İleri demokrasiye doğru gidildikçe Türkiye batı ülkelerindeki, demokratik sistemlere kavuşmak zorunda . 1952 den beri NATO üyesiyiz. NATO toplantılarında her ülkenin savunma bakanı protokolde öndedir.  Bizim bakanımız genelkurmay başkanının arkasında yer alıyor. Sorduklarında biz asker milletiz. Böyle bir şey yok. ABD’de mesela başkanlık sistemi var. Kuvvet komutanları var. Aslında tam kuvvet komutanı da denmiyor. Hava kuvvetleri Komutanı mesela Secretary Of TheAirforce yani Hava Kuvvetleri Sekreteri olarak geçiyor. Kuvvet Sekreteri –Savunma Bakanı-Başkan şeklinde komuta zinciri var. İspanya’da Sosyalist Parti öncesi silahlı kuvvetlerin yapısı bizimkine çok benziyor. Her bir kuvvetin bakanlığı vardı. Orada da bizimki gibi etnik gruplar var. Orada da asker almış başını gidiyordu. Şimdi hepsi savunma bakanlığına bağlı. Genelkurmay Başkanı da var. O da savunma bakanlığına bağlı. Genelkurmay başkanı sadece hava kara deniz kuvvetleri aynı anda harekat yapacaksa devreye giriyor. Batıda başka değişik sistemler de var. Bunlar alınır, incelenir, toplumumuza en uygun olanı seçilir. Ama biz asker milletiz modelinin devam etmesi bana göre doğru değil. 1984’ten beri bunu düşünüyorum. Kuvvet komutanının doğrudan bakanlığa bağlı olması gereklidir. Bu sayede komutanlığın ihtiyaçları, modernizasyonu doğrudan gerçekleşir. Şuanda Genelkurmay kara ağırlıklıdır. Hava ve deniz kuvvet komutanlıklarının bir projesinin hayata geçmesi için teklif Genelkurmaya gönderiliyor. Genelkurmay 2. Başkanı bunu incelettiriyor. İnceleme sonucunda onay verilirse  Genelkurmaya gönderilir. Oradan sonra hayata geçirilir.

E.K :  Uluslar arası siyasette bir tarafta Avrupa Birliği ve NATO, diğer tarafta doğu bloku denen Sanghay İş Birliği Örgütü, BRICS ülkeleri var. Bu kutuplaşma dünyayı nereye götürür?

ŞÜ :  Şuanda ciddi bir kutuplaşma yok. ABD şuanda dünyayı yönetmeye devam ediyor. Ellerinden gelse Rusya ve Çin NATO’ya üye olacaklar gibi geliyor. Yakın gelecekte de bu değişecek gibi görünmüyor. Ben Şirin Ünal olarak bölgede bizim küresel güç olarak hızlı çalışmamızı devam ettirmemiz, 2023 hedeflerine ulaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Peşinden de siz gençler için Sn. Başbakanımızın kongrede açıkladığı 2071 hedeflerini gerçekleştirmeliyiz.

E.K :  Son sözlerinizi alabilir miyiz?

ŞÜ :  Sn. Başbakanımız seçim çalışmalarına başlarken bir görev verdi. Bir Sinoplu olarak senden İstanbul’un 3 bölgesindeki Sinoplu’nun dertlerine derman olmanı istiyorum demişti. Bunu hiç kimse yanlış anlamasın. Sinop’ta 200bin hemşehrimiz varken, İstanbul’da 500bin hemşehrimiz yaşıyor. İstanbul’daki Sinoplu’nun dertlerine derman olmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken bölgesel milliyetçilik yapmıyoruz. Sinop’tan seçilen vekillerimize destek sağlıyoruz. Biz onların işlerine karışmayız. İstanbul’daki Sinoplu İstanbul için değil Sinop için bir şeyler istiyor. Bunu Sn. Başbakanımıza espri olarak İstanbul’daki sorunları size aktarmışlar, herkes Sinop’la ilgili isteklerde bulunuyor diye ifade ettim. Başbakanımızda gülerek kongreden sonra İstanbul’daki Sinoplular’a 10 yıllık Ak Parti döneminde Sinop için yapılanları birinci ağızdan Haliç Kongre Merkezi’nde anlatmaya talibim dedi. Sinop’ta tabi ihmal edilmişlik var. Doğalgazın Sinop ve ilçelerine getirilmesi çalışmaları sürüyor. Devlet hastanesinin iyileştirilmesi için Sağlık Bakanımız talimat verdi. Sinop’ta özel hastane yok. Olsunki rekabet olsun ve kalite artsın, Sinoplu kazansın. Yurtdışında yaşayan hemşehrilerimizin gayretiyle üniversitemiz kuruldu. Bu üniversitemizin geliştirilmesi konusunda çalışmalar sürüyor. Üniversite bacasız fabrika gibidir. Mesela Eskişehir’i kalkındıran üniversiteleridir. Sinop’un iklim şartları ve arazi yapısı buna çok uygun. Tekrar ediyorum ben Sinop milletvekilleri ve Sinop’taki siyasetçilerin rakibi değilim. Onlara destek sağlayan bir kardeşleriyim. Yoksa Sinop’tan vekil olmak istesem Sn. Başbakanımız oradan aday gösterirdi.

Son olarak çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Şirin Ünal Kimdir?

11 Ağustos 1954 Sinop Ayancık doğumludur. İlkokulu Ayaz Köyü İlkokulunda, Ortaokulu Ayancık Ortaokulu’nda okuduktan sonra lise eğitimini 1972’de Bolu Lisesi’nden mezun olan Şirin Ünal Hava Harp Okulu’nun 3.lükle bitirerek 30 Ağustos 1975’de teğmen olarak mesleğe başlamıştır. Yıllar içinde başarılı performansı sayesinde Tümgeneralliğe kadar yükselen Ünal 2010 yılındaki YAŞ kararlarında emekli olmuştur. 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde aday gösterildiği İstanbul 2. Bölgeden Ak Parti millet vekili seçilmiştir.

Röportaj : Ercan KÜÇÜK

“Cinsel İstismara Uğrayanın Psikolojisinin Bozulmaması Mümkün Değil !”

0

Cinsel İstismara Uğrayanın Psikolojisinin Bozulmaması Mümkün Değil !”

Son dönemde özellikle çocuklara yönelik cinsel istismar konusu basın da sıkça yer alıyor. Mahkemelerin verdiği kararlar, Adli Tıp Kurumu’nun psikoloji bozulmuştur, bozulmamıştır raporları çok tartışıldı ve tartışılmaya da devam ediyor. Kamuoyunda sıkça tartışılan çocuklara yönelik cinsel istismar konusunu konunun uzmanı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurumu’ndan Doç. Dr. Neylan Ziyalar ile konuştuk.

Ercan Küçük (E.K.) : Özellikle 15 yaş altı kız çocuklarına yönelik cinsel istismar suçu son dönemde daha çok artış gösterdi. Sizce bu sayı son dönemlerde neden bu kadar artış gösterdi?

Neylan Ziyalar (NZ) : Ben sayının artmış olduğunu düşünmüyorum. Resmi makamlara yansıyan sayı arttı. İnsanlar eskiden başına gelenleri susup kabullenir, kendisi bile unutmaya çalışırken, şimdi haklarını aramak üzere yola çıkmaya hazır hale geldiler. Çünkü çocuğa yönelik cinsel istismar suçundan çocuğun kendisin de kışkırtıcı olarak bulunduğu görüşü yaygındı halkın içinde. Ama bunun böyle olmadığını, bunun tamamen yetişkinden kaynaklandığını herkesin anlaması lazım. Aslında bu artış, bence gizli olayların ortaya çıkması nedeniyle görülen bir artıştır. Bu dünyada da böyle olmuştu. Bütün kriminolojik olaylarda karşımıza çıkıyor. Önce hasıraltı edilmiş, resmi makamlara yansımamış olaylar toplum içinde resmi makamlara iletme konusunda görüşler arttıkça birden bire sanki büyük bir sayısal patlama oluyormuş gibi yansıyor. Bir istatistik, bir parabol olsa; başlangıçta hiç yokmuş gibi görünüyor. Sonra müthiş bir sıçrama yapıyor. Sonra kendi yerine oturuyor ve öyle devam ediyor.

EK : 3 aylık bebeğe tecavüz olayıyla da karşılaştık. Bu tarz istismarda bulunan kişiler nasıl bir psikolojiye sahipler?

NZ : Burada tek bir psikolojik yapıdan bahsetmek mümkün değil. Bir kısmı sadece çocuğa yöneliyor. Bir kısmı da çocuk da yetişkin de olsa onunla cinsel aktiviteye girme potansiyeli taşıyor. İkisini değerlendirirken birbirinden ayırmak gerekir. Ama genel karakteristik özelliklerini özetleyecek olursak özgüvenleri düşük, rekabete açık olmayan, kendi otoritesini kuvvetini kullanabileceği insanları kendine hedef seçen, alkol ya da madde bağımlısı, düzgün bir iş ve özel hayatları olmayan kişilerdir. Yapılan bir çalışmada da bunların pek çoğunun evli, çocuk sahibi olduğu görülüyor.

EK : Eğitim durumları hakkında düşüktür diyebilir miyiz?

NZ : Eğitim burada belirleyici bir faktör değil aslında. İyi eğitim almışsa cinsel saldırıya kalkışmaz diye bir garanti yok. Ama belki eğitim dürtüselliği kontrol etme veya eğer bir problem varsa bu problemlere ilgili yardım istemeye teşvik edebilir. Yoksa eğitimin tek başına bir faktör olduğunu düşünmüyorum.

EK : Son dönemde mahkemenin aldığı kararlara baktığımızda babası yaşındaki 5-10 kişinin tecavüzüne uğrayan 14 yaşındaki kız çocuğu için ‘istese direnebilirdi, direnmek istemedi’ şeklinde kararlar gördük. Böyle bir olaya maruz kalan bir kız çocuğunun direnebilmesi mümkün mü? Sizce de mantık dışı bir şeyler yok mu?

NZ : 14 yaşında bir kişi bırakın direnmeyi, istiyor dahi olsa bu durum yetişkin saldırgan bakımından makul ve mazur görülecek bir durum değildir. Sorumluluğu yetişkindedir. 14 yaşındaki insan henüz çocuktur. Böyle bir kararı alabilecek psikolojik, cinsel, fizyolojik olgunlukta değildir. Yasa da zaten 15 yaşın altındakilerle olan münasebetleri ayrı biçimde değerlendiriyor. Burada bir parantez açmak gerekiyor. 14 yaşındaki ergenin kendi akranlarıyla yaşadığı küçük oyunları bu konunun dışında tutmak lazım. Çünkü bunlara akran ilişkisi diyoruz. Bu gelişimin sağlıklı ve beklenen parçasıdır. Ufak tefek arkadaşlıklarda küçük dokunmalar olabilir. Ama akranlar arasında bir otorite farkı olmadığından olayı durdurma konusunda insiyatif kullanabilirler. 13-14 yaşındaki birisi 30 yaşındaki birisine karşı hiçbir şekilde direnemez.

EK : Yine bu yaştaki kız çocuklarına Adli Tıp Kurumu’nun vermiş olduğu raporlarda çocuğun psikolojisi bozulmuştur, bozulmamıştır diye farklı ifadelerle karşılaşıyoruz. Sizce o yaşta böyle olaylar yaşayan bir kızın psikolojisinin bozulmaması mümkün müdür?

NZ : Kız ya da erkek, küçük yaşta henüz cinselliğin gereğini fizyolojik ya da psikolojik olarak yerine getirecek olgunlukta olmayan bir çocuğun bu türden bir davranışa maruz kalmasıyla psikolojisinin bozulmaması ihtimali mümkün değildir. Elbette bozulur. Ancak bozulmuştur, bozulmamıştır konusunda unutmayalım ki yasa zaten bu psikolojinin bozulacağını öngörerek suçun basit halini ağır şekilde cezalandırıyor. Aslında aranan ve Adli Tıp uzmanlarının baktığı postravmatik stres bozukluluğunun gelişip gelişmediğidir. Bunun da belirtileri var. Özetleyecek olursak elbette ki bu tür bir saldırıya uğrayan kız çocuk-erkek çocuk, yetişkin kadın ya da erkek olsun bir travma oluşacaktır.

EK : Aile içi ensest ilişkiler de çok tartışılmaya başladı. Özellikle babanın kız çocuğuna yönelik istismarı söz konusu. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

NZ : Ensest ilişki çok karmaşık bir konu. Bu ilişkiler psikolojinin ve hukukun inceleme konusu.Neredeyse çağlardan beri ensest ilişki hep var. Özellikle baba kız ve kardeş ensestlerinde bazı örnekler görüyoruz. Ülkemizde bu konuyla ilgili birkaç çalışma var ama takdir edersiniz ki çok kolay ortaya çıkabilecek konular değil bunlar. Ancak erişkin hale gelip de psikiyatrik sorunlarla psikiyatriste başvuranların geçmişleri incelendiğinde ortaya çıkabiliyor. Ensest olaylarda adli makamlara başvuru sayısı da kısıtlı. Çünkü çok kapalı ve baskılı bir durumda gerçekleşiyor. Evdeki diğer insanların bunu fark etmiyor olmaları da ilginç. Ensest, cinsel istismarlar türünde en ağır, en vahimi, ortaya çıkması en zor olanıdır. Bu yüzden ortaya çıkması zor oluyor.

EK : Sizce bu istismarların artmasında yetkililerin “tecavüze uğrayan bebeğini aldırmasın, devlet bakar” şeklindeki açıklamalarının bir etkisi var mıdır?

NZ : Ben bunun spekülatif olduğunu düşünüyorum. Orada kastedilen o değildi. Ancak tecavüz mağdurları hakkındaki değerlendirmeleri yaparken devlet büyükleri de umarım biraz daha hassas davranmayı tercih ederler. Çünkü gerçekten son derece ağır bir travmadır. Dolayısıyla madem çocuklara devlet bakıyormuş diye düşünen olduğunu zannetmiyorum. Ama güzel bir soruydu teşekkür ederim.

EK : Son zamanlarda hayvanlara tecavüz olayları da ortaya çıktı. Damacanaya tecavüz edeni de duyduk. Bu kişilerle, çocuklara istismarda bulunanlar arasında fark var mıdır?

NZ : Bu da aslında yeni bir şey değil. Hayvanlarla cinssel ilişki beslioseksüalite diye tanımlanan eski çağlardan beri varlığı bilinen bir durum. Ama genellikle koyun, keçi, eşek, köpek tercih edilirken son dönemlerde ördeği de duyduk. Biz Adli Tıpçılar onun benzerini daha önceden duymuştuk. Portekiz’de mesela horoza tecavüz vakası vardır. Damacana meselesine gelince; o mastürbasyondur. Su taşıyıcısı mastürbasyon yapmak amacıyla bir damacanayı kullanmıştı. Bunlar yeni mi oldu? Hayır. Daha önceden de vardı ama önceden asansörlerde kamera yoktu. Her zaman etrafta MOBESE’ler yoktu. Şimdi olduğu için hepsini görür hale geldik.

EK : Değerli vaktinizi bize ayırdığınız ve bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

NZ : Ben de çok teşekkür ederim. Sizlere başarılar dilerim.

“Cinsel İstismara Uğrayanın Psikolojisinin Bozulmaması Mümkün Değil !”

0

Cinsel İstismara Uğrayanın Psikolojisinin Bozulmaması Mümkün Değil !”

Son dönemde özellikle çocuklara yönelik cinsel istismar konusu basın da sıkça yer alıyor. Mahkemelerin verdiği kararlar, Adli Tıp Kurumu’nun psikoloji bozulmuştur, bozulmamıştır raporları çok tartışıldı ve tartışılmaya da devam ediyor. Kamuoyunda sıkça tartışılan çocuklara yönelik cinsel istismar konusunu konunun uzmanı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurumu’ndan Doç. Dr. Neylan Ziyalar ile konuştuk.

Ercan Küçük (E.K.) : Özellikle 15 yaş altı kız çocuklarına yönelik cinsel istismar suçu son dönemde daha çok artış gösterdi. Sizce bu sayı son dönemlerde neden bu kadar artış gösterdi?

Neylan Ziyalar (NZ) : Ben sayının artmış olduğunu düşünmüyorum. Resmi makamlara yansıyan sayı arttı. İnsanlar eskiden başına gelenleri susup kabullenir, kendisi bile unutmaya çalışırken, şimdi haklarını aramak üzere yola çıkmaya hazır hale geldiler. Çünkü çocuğa yönelik cinsel istismar suçundan çocuğun kendisin de kışkırtıcı olarak bulunduğu görüşü yaygındı halkın içinde. Ama bunun böyle olmadığını, bunun tamamen yetişkinden kaynaklandığını herkesin anlaması lazım. Aslında bu artış, bence gizli olayların ortaya çıkması nedeniyle görülen bir artıştır. Bu dünyada da böyle olmuştu. Bütün kriminolojik olaylarda karşımıza çıkıyor. Önce hasıraltı edilmiş, resmi makamlara yansımamış olaylar toplum içinde resmi makamlara iletme konusunda görüşler arttıkça birden bire sanki büyük bir sayısal patlama oluyormuş gibi yansıyor. Bir istatistik, bir parabol olsa; başlangıçta hiç yokmuş gibi görünüyor. Sonra müthiş bir sıçrama yapıyor. Sonra kendi yerine oturuyor ve öyle devam ediyor.

EK : 3 aylık bebeğe tecavüz olayıyla da karşılaştık. Bu tarz istismarda bulunan kişiler nasıl bir psikolojiye sahipler?

NZ : Burada tek bir psikolojik yapıdan bahsetmek mümkün değil. Bir kısmı sadece çocuğa yöneliyor. Bir kısmı da çocuk da yetişkin de olsa onunla cinsel aktiviteye girme potansiyeli taşıyor. İkisini değerlendirirken birbirinden ayırmak gerekir. Ama genel karakteristik özelliklerini özetleyecek olursak özgüvenleri düşük, rekabete açık olmayan, kendi otoritesini kuvvetini kullanabileceği insanları kendine hedef seçen, alkol ya da madde bağımlısı, düzgün bir iş ve özel hayatları olmayan kişilerdir. Yapılan bir çalışmada da bunların pek çoğunun evli, çocuk sahibi olduğu görülüyor.

EK : Eğitim durumları hakkında düşüktür diyebilir miyiz?

NZ : Eğitim burada belirleyici bir faktör değil aslında. İyi eğitim almışsa cinsel saldırıya kalkışmaz diye bir garanti yok. Ama belki eğitim dürtüselliği kontrol etme veya eğer bir problem varsa bu problemlere ilgili yardım istemeye teşvik edebilir. Yoksa eğitimin tek başına bir faktör olduğunu düşünmüyorum.

EK : Son dönemde mahkemenin aldığı kararlara baktığımızda babası yaşındaki 5-10 kişinin tecavüzüne uğrayan 14 yaşındaki kız çocuğu için ‘istese direnebilirdi, direnmek istemedi’ şeklinde kararlar gördük. Böyle bir olaya maruz kalan bir kız çocuğunun direnebilmesi mümkün mü? Sizce de mantık dışı bir şeyler yok mu?

NZ : 14 yaşında bir kişi bırakın direnmeyi, istiyor dahi olsa bu durum yetişkin saldırgan bakımından makul ve mazur görülecek bir durum değildir. Sorumluluğu yetişkindedir. 14 yaşındaki insan henüz çocuktur. Böyle bir kararı alabilecek psikolojik, cinsel, fizyolojik olgunlukta değildir. Yasa da zaten 15 yaşın altındakilerle olan münasebetleri ayrı biçimde değerlendiriyor. Burada bir parantez açmak gerekiyor. 14 yaşındaki ergenin kendi akranlarıyla yaşadığı küçük oyunları bu konunun dışında tutmak lazım. Çünkü bunlara akran ilişkisi diyoruz. Bu gelişimin sağlıklı ve beklenen parçasıdır. Ufak tefek arkadaşlıklarda küçük dokunmalar olabilir. Ama akranlar arasında bir otorite farkı olmadığından olayı durdurma konusunda insiyatif kullanabilirler. 13-14 yaşındaki birisi 30 yaşındaki birisine karşı hiçbir şekilde direnemez.

EK : Yine bu yaştaki kız çocuklarına Adli Tıp Kurumu’nun vermiş olduğu raporlarda çocuğun psikolojisi bozulmuştur, bozulmamıştır diye farklı ifadelerle karşılaşıyoruz. Sizce o yaşta böyle olaylar yaşayan bir kızın psikolojisinin bozulmaması mümkün müdür?

NZ : Kız ya da erkek, küçük yaşta henüz cinselliğin gereğini fizyolojik ya da psikolojik olarak yerine getirecek olgunlukta olmayan bir çocuğun bu türden bir davranışa maruz kalmasıyla psikolojisinin bozulmaması ihtimali mümkün değildir. Elbette bozulur. Ancak bozulmuştur, bozulmamıştır konusunda unutmayalım ki yasa zaten bu psikolojinin bozulacağını öngörerek suçun basit halini ağır şekilde cezalandırıyor. Aslında aranan ve Adli Tıp uzmanlarının baktığı postravmatik stres bozukluluğunun gelişip gelişmediğidir. Bunun da belirtileri var. Özetleyecek olursak elbette ki bu tür bir saldırıya uğrayan kız çocuk-erkek çocuk, yetişkin kadın ya da erkek olsun bir travma oluşacaktır.

EK : Aile içi ensest ilişkiler de çok tartışılmaya başladı. Özellikle babanın kız çocuğuna yönelik istismarı söz konusu. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

NZ : Ensest ilişki çok karmaşık bir konu. Bu ilişkiler psikolojinin ve hukukun inceleme konusu.Neredeyse çağlardan beri ensest ilişki hep var. Özellikle baba kız ve kardeş ensestlerinde bazı örnekler görüyoruz. Ülkemizde bu konuyla ilgili birkaç çalışma var ama takdir edersiniz ki çok kolay ortaya çıkabilecek konular değil bunlar. Ancak erişkin hale gelip de psikiyatrik sorunlarla psikiyatriste başvuranların geçmişleri incelendiğinde ortaya çıkabiliyor. Ensest olaylarda adli makamlara başvuru sayısı da kısıtlı. Çünkü çok kapalı ve baskılı bir durumda gerçekleşiyor. Evdeki diğer insanların bunu fark etmiyor olmaları da ilginç. Ensest, cinsel istismarlar türünde en ağır, en vahimi, ortaya çıkması en zor olanıdır. Bu yüzden ortaya çıkması zor oluyor.

EK : Sizce bu istismarların artmasında yetkililerin “tecavüze uğrayan bebeğini aldırmasın, devlet bakar” şeklindeki açıklamalarının bir etkisi var mıdır?

NZ : Ben bunun spekülatif olduğunu düşünüyorum. Orada kastedilen o değildi. Ancak tecavüz mağdurları hakkındaki değerlendirmeleri yaparken devlet büyükleri de umarım biraz daha hassas davranmayı tercih ederler. Çünkü gerçekten son derece ağır bir travmadır. Dolayısıyla madem çocuklara devlet bakıyormuş diye düşünen olduğunu zannetmiyorum. Ama güzel bir soruydu teşekkür ederim.

EK : Son zamanlarda hayvanlara tecavüz olayları da ortaya çıktı. Damacanaya tecavüz edeni de duyduk. Bu kişilerle, çocuklara istismarda bulunanlar arasında fark var mıdır?

NZ : Bu da aslında yeni bir şey değil. Hayvanlarla cinssel ilişki beslioseksüalite diye tanımlanan eski çağlardan beri varlığı bilinen bir durum. Ama genellikle koyun, keçi, eşek, köpek tercih edilirken son dönemlerde ördeği de duyduk. Biz Adli Tıpçılar onun benzerini daha önceden duymuştuk. Portekiz’de mesela horoza tecavüz vakası vardır. Damacana meselesine gelince; o mastürbasyondur. Su taşıyıcısı mastürbasyon yapmak amacıyla bir damacanayı kullanmıştı. Bunlar yeni mi oldu? Hayır. Daha önceden de vardı ama önceden asansörlerde kamera yoktu. Her zaman etrafta MOBESE’ler yoktu. Şimdi olduğu için hepsini görür hale geldik.

EK : Değerli vaktinizi bize ayırdığınız ve bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

NZ : Ben de çok teşekkür ederim. Sizlere başarılar dilerim.

Sadaka Değil Eşitlik İstiyoruz! – Şükrü Boyraz Röportajı

0

YM Karadeniz Gazetemiz’in 20. Sayısında Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkanı SN. Şükrü Boyraz’a konuk olduk. Kendisiyle yaşadıkları sıkıntıları, insanların vicdani duygularını kullanıp para kazanan dolandırıcıları konuştuk.

Yeşil Mavi Karadeniz (YMK) : Şükrü Boyraz kimdir?

Şükrü Boyraz (ŞB) :  1958 Kahramanmaraş Elbistan doğumluyum. 1969’dan beri Türkiye Sakatlar Derneği (TSD) üyesiyim. 1989’dan beridir de Genel Başkanlık görevini yürütüyorum. Evli 2 çocuk babası bir iş adamıyım.

Engelliler Cezaevi Hayatı Yaşıyorlar

YMK :  Sizce Türkiye’de engelli olmak nasıl bir şeydir?

ŞB :  Türkiye’de engelli olmak kadar kötü bir şey yok. Dünyanın en kötü şeyidir. Çünkü Türkiye’de engelliysen 4.sınıf insansın. Hiçbir hak ve hukukuna erişemezsin. DİE’nin 2002 rakamlarına göre ülke nüfusunun %12.29’unu engelli insanlar oluşturmaktadır. Bu da 8.5 milyon engelli vatandaş ediyor. Marmara Bölgesi’nde bu oran %13.11’lere yükseliyor. Yani Marmara Bölgesi’nde en az 2 milyon engelli vatandaş var. Bu vatandaşlarımızı sokakta, sosyal hayatta, eğitim ve istihdam hayatında göremiyoruz. Nerede bu engelli insanlar? 4 duvar arasında bir suç işlemişçesine cezaevi hayatı yaşamaktadırlar. Hiçbir anne baba kendi isteğiyle sakat çocuk dünyaya getirmez, hiç kimse de sakatlanmak istemez. Eğer bir ülkede sağlık politikası iyi değilse sağlıklı insanlar olmaz. Biz anayasada belirtilen ‘Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Hukuk Devletidir’ ilkesi geçerliyse devletin engellileri sadakaya muhtaç etmeyip, sosyal devlet ilkesinin himayesinde fırsat eşitliği yaratmasını istiyoruz. Cumhuriyetin kuruluşundan beri bu konuda hep pansuman tedavisi yapılmış, köklü çözümler getirilmemiştir. Yollar, kaldırımlar, toplu taşıma araçlarının %70’i bize göre değil.

YMK :  Genel anlamda TSD olarak talepleriniz nelerdir? tsd

ŞB :  1. Talebimiz olarak devleti idare eden siyasilerin yerelde ve genelde hiçbir anne babanın dünyaya engelli çocuk getirmemesi için sağlık sisteminin düzeltilmesini istiyoruz.

2. Talebimiz de sakat insanların diğer insanlarla eşit haklara sahip olması, birilerinin sadakalarına, sızlayan vicdanlarına muhtaç bırakılmamasıdır.

YMK :  Avrupa’da engellilere yönelik gerçekleştirilen uygulamalar hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

ŞB :  Tabiki. Aramızda 50 yıl fark var. Avrupa’da hiçbir şekilde ayrımcılık yok aksine tam anlamıyla eşitlik var. Ama her şeyden önce orada devlet gerçekten sosyal devlet. Yani tekerlekli sandalyeye ihtiyacınız varsa doktor rapor yazdığı an devlet sizin adresinize gönderiyor. Neye ihtiyacınız varsa devlet bunu karşılıksız sağlıyor. Hatta tekerlekli sandalye ile okula gideceksiniz. Ancak toplu taşımaya binmekte zorlanıyorsunuz. Almanya kendine araba alman için 11bin Euro para yardımı yapıyor.

YMK :  Yeni bir anayasa yazma çalışmaları devam ediyor. TBMM’de Anayasa Yazma Komisyonu çeşitli kurum, kuruluş ve bir çok kesimin temsilcilerine görüş ve önerilerini soruyorlar. Peki devlet engellilerle ilgili hangi kurumları muhatap alıyor? Sizin önerileriniz var mı?

ŞB :  Devlet her kurumdan görüş ve öneri talep etti. Bizden de TBMM Başkanımız eposta göndererek görüş ve önerilerimizi istedi. Biz de TSD VE Türkiye Sakatlar Federasyonu (TSF) olarak görüşlerimizi bildirdik. Ama üzülerek söyleyeceğim. Bana göre samimi değiller. Çünkü söylemleri ayrı, yaptıkları ayrı.  2010’da referandumda yapılan değişikliklerle 10. Madde eklendi. Bizlere pozitif ayrımcılık yapılacaktı. 2007’de Türkiye Birleşmiş Miletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne imza atarak taraf oldu. BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin olmazsa olmazı eşitliktir. Bir yandan anayasaya koyuyor, BM Engelli Hakları Sözleşmesine taraf oluyorsunuz, bir yandan benim erişilebilirlik ve ulaşılabilirlik yasamı çıkartıyorsunuz. Bunun geçici 2 ve 3. Maddeleri Türkiye’de erişilebilirlik ve ulaşılabilirliğin 7 yıl içinde bitirilmesini yazıyor. 7 yıl 7 Haziran 2012’de bitti. Son 10 gün kala apar topar meclisin son toplantısında bir torba yasaya koyup ertelediler.  Şimdi burada bana hükümetin samimi olduğunu söyleyebilir misiniz?  Bunu anayasaya koysanız ne olur, koymasanız ne olur? Önemli olan onu gerçekten hayata geçirebilecek yürekli hükümetlerin olmasıdır. Bakanlar bakıyor, vekiller de noter gibi onaylıyorlar.

Sakatlar Haftasını Kutlamayı Reddediyoruz

YMK :  Engelliler Haftası ile ilgili neler söylemek istersiniz?

ŞB :  Sakatlar Haftası BM’nin 1983 yılında almış olduğu karar gereği BM üyesi ülkelerin 1 yıl boyunca engelliler ile ilgili yaptıkları çalışmaları rapor etmesi amacıyla 10-16 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyordu. Biz ne yaptık? Mayısa 10 gün kala ilin valisi ile dernekleri toplayarak törenler yaptık, plaketler alıp verdik birbirimize. Şarkılar türküler söyledik. 3 sakatı çağırıp yemek verdik. Kutlama nedir? Doğum günü, evlilik yıl dönümü gibi gibi günleri kutlarsın. İyi ki ben sakat olmuşum diye kutlama mı yapacağız? Biz Sakatlar Haftasını kutlamayı reddediyor, o tarihlerde sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.

İnsanların Vicdani Duygularını Kullanan Paravan Dernekler

YMK :  Özellikle şehirlerin en işlek yerlerinde sürekli engellilere yönelik dergiler satılıyor. Bu kadar çok engelli derneğimiz mi var, yoksa birileri engellilerin ismini kullanarak para kazanmaya mı çalışıyor?

ŞB :  Çok güzel bir soruna değindiniz. Bu konu bizim gerçekten muzdarip olduğumuz bir konuydu. Bizler sadakaya eğimli millet olduğumuz ve engellileri vicdanımızı rahatlatan birisi olarak gördüğümüz için bunu kullananlar oldu. Halkın gözünün önünde olan kişiler ulusal kanallara çıkıp yanlarına aldıkları 3 engelliyle salya sümük yardım programları yapar, halkı buna göre bilinçlendirirse dolandırıcı insanlar da çoğalır. Bunların hiçbirisi dernek değildir.  Bizim dergimiz zaten var. Bunlar dernek olsalar bile vatandaştan ricam kamu yararı belgesi olmayan derneklere itibar etmesinler.  Zaten satış makbuzları ile yardım toplanmaz. Alınan paralar alan kişilerin cebine giriyor derneklere değil.  Açılan o dernekler de bu iş için kurulan paravan derneklerdir.

YMK :  TSD’nin üye sayısı ve şube yapısı hakkında bilgi verir misiniz?

ŞB :  TSD 1960’da İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde ortopedi hocaları tarafından kurulan 1963’de de Kamu Yararı belgesi alan bir dernektir. Şuanda 63 şubemiz var. İstesek bu rakamı 163’e de çıkartabiliriz. Ancak bazı dernekler kötüye kullanıldığı için küçülmeye başlıyoruz. Şuanda Türkiye genelinde ses getiren, devlet tarafından da saygı gören bir derneğiz. Şuanki TSF’nun çoğunluğunu TSD ve Altı Nokta Körler Derneği oluşturmaktadır.

YMK :  TSD’nin uluslar arası kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmaları var mı?

ŞB :  Bizim Almanya, Azerbaycan, Hollanda ve KKTC’deki kardeş derneklerle ortak çalışmalarımız devam ediyor.

YMK :  Projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

ŞB :  Genel Merkezimizde toplum bilincini geliştirmek, basın yayın organlarında yerimizi alabilmeye yönelik uygulamalarımız, şubelerimizdeyse engellilerin istihdamına yönelik mesleki, fiziki , sosyal rehabilitasyon çalışmalarımız devam ediyor. 8 yıldır Avşa’da bir kampımız var. Bugüne kadar 6-7 bin kişiyi sosyalleştirdik.

YMK :  Son söz olarak Yeşil Mavi Karadeniz Gazetesi okurlarına neler söylemek istersiniz?

ŞB :  Mutlaka ve mutlaka kimse bize yarın ben de engelli olacağım diyerek yaklaşmasın. Bize acıyarak bakmasın. Dünyada çağdaş ülkelerin gelişmesi sivil toplum kuruluşlarının çoğalmasıyla olmuştur. Türkiye’de de STK ları geliştirmeliyiz. Engelli vatandaşlarımız haklarını bilmeli ve savunmalı. Verilen sandalyeye tamahkarlık yapıp evine gidip oturmamalıdır.

YMK :  Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

ŞB : Ben teşekkür ederim.

Foto-Röportaj : Ercan KÜÇÜK

Sadaka Değil Eşitlik İstiyoruz! – Şükrü Boyraz Röportajı

0

YM Karadeniz Gazetemiz’in 20. Sayısında Türkiye Sakatlar Derneği Genel Başkanı SN. Şükrü Boyraz’a konuk olduk. Kendisiyle yaşadıkları sıkıntıları, insanların vicdani duygularını kullanıp para kazanan dolandırıcıları konuştuk.

Yeşil Mavi Karadeniz (YMK) : Şükrü Boyraz kimdir?

Şükrü Boyraz (ŞB) :  1958 Kahramanmaraş Elbistan doğumluyum. 1969’dan beri Türkiye Sakatlar Derneği (TSD) üyesiyim. 1989’dan beridir de Genel Başkanlık görevini yürütüyorum. Evli 2 çocuk babası bir iş adamıyım.

Engelliler Cezaevi Hayatı Yaşıyorlar

YMK :  Sizce Türkiye’de engelli olmak nasıl bir şeydir?

ŞB :  Türkiye’de engelli olmak kadar kötü bir şey yok. Dünyanın en kötü şeyidir. Çünkü Türkiye’de engelliysen 4.sınıf insansın. Hiçbir hak ve hukukuna erişemezsin. DİE’nin 2002 rakamlarına göre ülke nüfusunun %12.29’unu engelli insanlar oluşturmaktadır. Bu da 8.5 milyon engelli vatandaş ediyor. Marmara Bölgesi’nde bu oran %13.11’lere yükseliyor. Yani Marmara Bölgesi’nde en az 2 milyon engelli vatandaş var. Bu vatandaşlarımızı sokakta, sosyal hayatta, eğitim ve istihdam hayatında göremiyoruz. Nerede bu engelli insanlar? 4 duvar arasında bir suç işlemişçesine cezaevi hayatı yaşamaktadırlar. Hiçbir anne baba kendi isteğiyle sakat çocuk dünyaya getirmez, hiç kimse de sakatlanmak istemez. Eğer bir ülkede sağlık politikası iyi değilse sağlıklı insanlar olmaz. Biz anayasada belirtilen ‘Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Hukuk Devletidir’ ilkesi geçerliyse devletin engellileri sadakaya muhtaç etmeyip, sosyal devlet ilkesinin himayesinde fırsat eşitliği yaratmasını istiyoruz. Cumhuriyetin kuruluşundan beri bu konuda hep pansuman tedavisi yapılmış, köklü çözümler getirilmemiştir. Yollar, kaldırımlar, toplu taşıma araçlarının %70’i bize göre değil.

YMK :  Genel anlamda TSD olarak talepleriniz nelerdir? tsd

ŞB :  1. Talebimiz olarak devleti idare eden siyasilerin yerelde ve genelde hiçbir anne babanın dünyaya engelli çocuk getirmemesi için sağlık sisteminin düzeltilmesini istiyoruz.

2. Talebimiz de sakat insanların diğer insanlarla eşit haklara sahip olması, birilerinin sadakalarına, sızlayan vicdanlarına muhtaç bırakılmamasıdır.

YMK :  Avrupa’da engellilere yönelik gerçekleştirilen uygulamalar hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

ŞB :  Tabiki. Aramızda 50 yıl fark var. Avrupa’da hiçbir şekilde ayrımcılık yok aksine tam anlamıyla eşitlik var. Ama her şeyden önce orada devlet gerçekten sosyal devlet. Yani tekerlekli sandalyeye ihtiyacınız varsa doktor rapor yazdığı an devlet sizin adresinize gönderiyor. Neye ihtiyacınız varsa devlet bunu karşılıksız sağlıyor. Hatta tekerlekli sandalye ile okula gideceksiniz. Ancak toplu taşımaya binmekte zorlanıyorsunuz. Almanya kendine araba alman için 11bin Euro para yardımı yapıyor.

YMK :  Yeni bir anayasa yazma çalışmaları devam ediyor. TBMM’de Anayasa Yazma Komisyonu çeşitli kurum, kuruluş ve bir çok kesimin temsilcilerine görüş ve önerilerini soruyorlar. Peki devlet engellilerle ilgili hangi kurumları muhatap alıyor? Sizin önerileriniz var mı?

ŞB :  Devlet her kurumdan görüş ve öneri talep etti. Bizden de TBMM Başkanımız eposta göndererek görüş ve önerilerimizi istedi. Biz de TSD VE Türkiye Sakatlar Federasyonu (TSF) olarak görüşlerimizi bildirdik. Ama üzülerek söyleyeceğim. Bana göre samimi değiller. Çünkü söylemleri ayrı, yaptıkları ayrı.  2010’da referandumda yapılan değişikliklerle 10. Madde eklendi. Bizlere pozitif ayrımcılık yapılacaktı. 2007’de Türkiye Birleşmiş Miletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne imza atarak taraf oldu. BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin olmazsa olmazı eşitliktir. Bir yandan anayasaya koyuyor, BM Engelli Hakları Sözleşmesine taraf oluyorsunuz, bir yandan benim erişilebilirlik ve ulaşılabilirlik yasamı çıkartıyorsunuz. Bunun geçici 2 ve 3. Maddeleri Türkiye’de erişilebilirlik ve ulaşılabilirliğin 7 yıl içinde bitirilmesini yazıyor. 7 yıl 7 Haziran 2012’de bitti. Son 10 gün kala apar topar meclisin son toplantısında bir torba yasaya koyup ertelediler.  Şimdi burada bana hükümetin samimi olduğunu söyleyebilir misiniz?  Bunu anayasaya koysanız ne olur, koymasanız ne olur? Önemli olan onu gerçekten hayata geçirebilecek yürekli hükümetlerin olmasıdır. Bakanlar bakıyor, vekiller de noter gibi onaylıyorlar.

Sakatlar Haftasını Kutlamayı Reddediyoruz

YMK :  Engelliler Haftası ile ilgili neler söylemek istersiniz?

ŞB :  Sakatlar Haftası BM’nin 1983 yılında almış olduğu karar gereği BM üyesi ülkelerin 1 yıl boyunca engelliler ile ilgili yaptıkları çalışmaları rapor etmesi amacıyla 10-16 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyordu. Biz ne yaptık? Mayısa 10 gün kala ilin valisi ile dernekleri toplayarak törenler yaptık, plaketler alıp verdik birbirimize. Şarkılar türküler söyledik. 3 sakatı çağırıp yemek verdik. Kutlama nedir? Doğum günü, evlilik yıl dönümü gibi gibi günleri kutlarsın. İyi ki ben sakat olmuşum diye kutlama mı yapacağız? Biz Sakatlar Haftasını kutlamayı reddediyor, o tarihlerde sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.

İnsanların Vicdani Duygularını Kullanan Paravan Dernekler

YMK :  Özellikle şehirlerin en işlek yerlerinde sürekli engellilere yönelik dergiler satılıyor. Bu kadar çok engelli derneğimiz mi var, yoksa birileri engellilerin ismini kullanarak para kazanmaya mı çalışıyor?

ŞB :  Çok güzel bir soruna değindiniz. Bu konu bizim gerçekten muzdarip olduğumuz bir konuydu. Bizler sadakaya eğimli millet olduğumuz ve engellileri vicdanımızı rahatlatan birisi olarak gördüğümüz için bunu kullananlar oldu. Halkın gözünün önünde olan kişiler ulusal kanallara çıkıp yanlarına aldıkları 3 engelliyle salya sümük yardım programları yapar, halkı buna göre bilinçlendirirse dolandırıcı insanlar da çoğalır. Bunların hiçbirisi dernek değildir.  Bizim dergimiz zaten var. Bunlar dernek olsalar bile vatandaştan ricam kamu yararı belgesi olmayan derneklere itibar etmesinler.  Zaten satış makbuzları ile yardım toplanmaz. Alınan paralar alan kişilerin cebine giriyor derneklere değil.  Açılan o dernekler de bu iş için kurulan paravan derneklerdir.

YMK :  TSD’nin üye sayısı ve şube yapısı hakkında bilgi verir misiniz?

ŞB :  TSD 1960’da İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde ortopedi hocaları tarafından kurulan 1963’de de Kamu Yararı belgesi alan bir dernektir. Şuanda 63 şubemiz var. İstesek bu rakamı 163’e de çıkartabiliriz. Ancak bazı dernekler kötüye kullanıldığı için küçülmeye başlıyoruz. Şuanda Türkiye genelinde ses getiren, devlet tarafından da saygı gören bir derneğiz. Şuanki TSF’nun çoğunluğunu TSD ve Altı Nokta Körler Derneği oluşturmaktadır.

YMK :  TSD’nin uluslar arası kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmaları var mı?

ŞB :  Bizim Almanya, Azerbaycan, Hollanda ve KKTC’deki kardeş derneklerle ortak çalışmalarımız devam ediyor.

YMK :  Projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

ŞB :  Genel Merkezimizde toplum bilincini geliştirmek, basın yayın organlarında yerimizi alabilmeye yönelik uygulamalarımız, şubelerimizdeyse engellilerin istihdamına yönelik mesleki, fiziki , sosyal rehabilitasyon çalışmalarımız devam ediyor. 8 yıldır Avşa’da bir kampımız var. Bugüne kadar 6-7 bin kişiyi sosyalleştirdik.

YMK :  Son söz olarak Yeşil Mavi Karadeniz Gazetesi okurlarına neler söylemek istersiniz?

ŞB :  Mutlaka ve mutlaka kimse bize yarın ben de engelli olacağım diyerek yaklaşmasın. Bize acıyarak bakmasın. Dünyada çağdaş ülkelerin gelişmesi sivil toplum kuruluşlarının çoğalmasıyla olmuştur. Türkiye’de de STK ları geliştirmeliyiz. Engelli vatandaşlarımız haklarını bilmeli ve savunmalı. Verilen sandalyeye tamahkarlık yapıp evine gidip oturmamalıdır.

YMK :  Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

ŞB : Ben teşekkür ederim.

Foto-Röportaj : Ercan KÜÇÜK

Algı ABA Özel Eğitim Merkezi

0

Algı  ABA  Özel Eğitim  Merkezi Beşiktaş Belediyesi ile ortaklaşa Akatlar Kültür Merkezi’nde ABA Uzmanı Niky Nükte Altıkulaç’ın sunumuyla Özel Gereksinimli Çocuklarda ABA Eğitimi konulu bir konferans gerçekleştirdi. Konferansta ABA Uzmanı Altıkulaç, ABA’nın ne olduğunu, aşamalarını ve dünyadaki yerini anlattı. ABA hakkında bilinen yanlışları da düzelten Altıkulaç ABA’nın bir tedavi değil terapi yönetimi olduğunu belirterek örneklerle ABA’yı açıkladı. Özellikle kadınların ilgi gösterdiği konferansta katılımcılar bu tür etkinliklerin daha sık yapılması gerektiğini belirtip, yaşadıkları sıkıntıları paylaştılar. 2 saati aşan konferansı herkes başarılı bulurken Algı ABA Özel Eğitim Merkezi yöneticilerine teşekkür ettiler.

Algı ABA Özel Eğitim Merkezi kurucu ve yöneticileri Parin Yakupyan ve Selim Parlak ile Türkiye’de ABA’yı ve bu kurumu neden kurduklarını konuştuk.

 

Ercan Küçük (E.K.) :  Otizmle mücadeleye ve ABA eğitimine nasıl başladınız?

Parin Yakupyan (PY) : Algı Özel Eğitim 2007’de kuruldu. 3 koldan oluşuyor;

-Tam gün grup eğitimi programı,

-Rehabilitasyon merkezi

-Yoğun Eğitim Sistemi (YES). Bir kolu da ABA eğitimidir.

Türkiye’de ABA adıyla terapist yetiştirilmiyor. 2012’de Selim Bey (Parlak) Amerikalı ABA uzmanı Nıcky Nükte Altıkulaç ile bir seminerde tanıştı. Kendisiyle Türkiye’de seminerler zinciri yapmak üzere anlaştık. ABA eğitimcileri yetiştirip, sertifika veriyor. (YES) Süpervizörlüğümüzü yapıyor.

EK :  Sizin de çocuğunuza otistik teşhisi konmuştu. İlk nasıl anladınız?

PY :  Oğlum Garen 2 yaşına kadar normal bir gelişim gösterdi. Ama 2 yaşında otistik özellikler göstermeye başladı. Göz kontağını kaybetti, kelimelerini yitirdi. Çocuk psikiyatristine gittiğimizde “otistik kapanma” teşhisi konmuştu. Sonradan öğrendik ki bu teşhis aslında ailelere otizmi yumuşatarak söylemenin yoluymuş. Hemen eğitimlere başladık. Bizim dönemimizde ABA’nın Türkiye’de uygulaması hemen hemen hiç yoktu. Benim oğlum 5 yaşına kadar haftada bir saat eğitim aldı. Bu eğitim ona hiçbir zaman yeterli olmadı. 5 yaşından sonra aldığı YES ile gelişti. Şuanda 6. Sınıfta ve normal okula gidiyor, SBS’lere giriyor.

EK :  Faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Selim Parlak (SP) :  ABA Amerika’da yıllardan beri uygulanan bir program. Oradan birisinin aramıza katılması ufkumuzu genişletti. Nükte Hanım’ın süpervizörlüğünde  bu yıl yeni bir şube daha açtık. Burada ABD’deki ABA kliniklerinden birini oluşturmaya çalışıyoruz. Nükte Hanım 6 haftada bir geliyor. ABBLSS değerlendirmesini uyguluyor. Onun olmadığı zamanlarda da ben ve koordinatörümüz Yeşim Hanım devam ettiriyoruz. 6 ay- 1 yıllık periyotlarda ölçümler tekrarlanıyor. PEP-R, GOBDÖ gibi ölçümleri uygulayarak çocukların gelişimini istatiksel olarak da takip ediyoruz. Bütün sınıflarımız kamera ile takip ediliyor. Her öğretiyi gerçekleştirerek beyindeki  atrofileri ortadan kaldırmaya çalışıyor, yeni yeni öğretilerle beynin öğrenilmemiş kısımlarını geliştiriyoruz. Yani öğretiyoruz.

EK :  Ortak çalışma yaptığınız kurumlar var mı?

SP :  All Kids First ile ortak çalışmalar yapıyoruz. Bir de Trakya Üniversitesi ile engellilere yönelik bilgisayar programı yapma çalışmamız oldu.

EK :  Devletin otistik çocuklara bakışı ne durumda? Sizce devletin bu konudaki çalışmaları yeterli mi?

PY :  Devlet tüm engellilere aynı gözle bakıyor. Devlet ayda  8 saat bireysel eğitim hakkı veriyor. Ama bu otistik çocuklarda günde 8 saat olmalı. Çocuk engelli olarak devam ettiğinde devletin üzerindeki maliyet de çok daha yüksek oluyor.

EK :  Son söz olarak okurlarımıza söylemek istediklerinizi alabilir miyiz?

PY :  Farkındalık diyorum. Özellikle otizmli çocukları farklı görmesinler. Onları dışlamak yerine kazanmamız gerekiyor. Bugün normal bir çocuğa bir şeyler öğretmen çok kolay. Ama öğretmenlerin görevi zoru başarmak. Bizim bütün çocuklarımıza destek versinler.

SP :  Yurt dışındaki özel eğitimle ilgili modellere dikkat etmemiz, onları örnek almamız gerekiyor.  Özel gereksinim gösteren çocuklarla ilgili yapmamız gereken aslında çok basit; onları kaynaştırmaktır. Bu da sınıf öğretmenlerinin biraz daha sağduyulu davranmasıyla olur.

PY :  Kaynaştırma eğitimiyle ilgili müfredatta destek öğretmen tanımı var. Devlet destek öğretmeni sağlayamıyor. 40 kişilik sınıflarda öğretmen diğer öğrencilerle mi ilgilensin, bizim çocuklarımızla mı? Destek öğretmen olursa bu sorun çözülecektir.

 

 

Algı ABA Özel Eğitim Merkezi

0

Algı  ABA  Özel Eğitim  Merkezi Beşiktaş Belediyesi ile ortaklaşa Akatlar Kültür Merkezi’nde ABA Uzmanı Niky Nükte Altıkulaç’ın sunumuyla Özel Gereksinimli Çocuklarda ABA Eğitimi konulu bir konferans gerçekleştirdi. Konferansta ABA Uzmanı Altıkulaç, ABA’nın ne olduğunu, aşamalarını ve dünyadaki yerini anlattı. ABA hakkında bilinen yanlışları da düzelten Altıkulaç ABA’nın bir tedavi değil terapi yönetimi olduğunu belirterek örneklerle ABA’yı açıkladı. Özellikle kadınların ilgi gösterdiği konferansta katılımcılar bu tür etkinliklerin daha sık yapılması gerektiğini belirtip, yaşadıkları sıkıntıları paylaştılar. 2 saati aşan konferansı herkes başarılı bulurken Algı ABA Özel Eğitim Merkezi yöneticilerine teşekkür ettiler.

Algı ABA Özel Eğitim Merkezi kurucu ve yöneticileri Parin Yakupyan ve Selim Parlak ile Türkiye’de ABA’yı ve bu kurumu neden kurduklarını konuştuk.

 

Ercan Küçük (E.K.) :  Otizmle mücadeleye ve ABA eğitimine nasıl başladınız?

Parin Yakupyan (PY) : Algı Özel Eğitim 2007’de kuruldu. 3 koldan oluşuyor;

-Tam gün grup eğitimi programı,

-Rehabilitasyon merkezi

-Yoğun Eğitim Sistemi (YES). Bir kolu da ABA eğitimidir.

Türkiye’de ABA adıyla terapist yetiştirilmiyor. 2012’de Selim Bey (Parlak) Amerikalı ABA uzmanı Nıcky Nükte Altıkulaç ile bir seminerde tanıştı. Kendisiyle Türkiye’de seminerler zinciri yapmak üzere anlaştık. ABA eğitimcileri yetiştirip, sertifika veriyor. (YES) Süpervizörlüğümüzü yapıyor.

EK :  Sizin de çocuğunuza otistik teşhisi konmuştu. İlk nasıl anladınız?

PY :  Oğlum Garen 2 yaşına kadar normal bir gelişim gösterdi. Ama 2 yaşında otistik özellikler göstermeye başladı. Göz kontağını kaybetti, kelimelerini yitirdi. Çocuk psikiyatristine gittiğimizde “otistik kapanma” teşhisi konmuştu. Sonradan öğrendik ki bu teşhis aslında ailelere otizmi yumuşatarak söylemenin yoluymuş. Hemen eğitimlere başladık. Bizim dönemimizde ABA’nın Türkiye’de uygulaması hemen hemen hiç yoktu. Benim oğlum 5 yaşına kadar haftada bir saat eğitim aldı. Bu eğitim ona hiçbir zaman yeterli olmadı. 5 yaşından sonra aldığı YES ile gelişti. Şuanda 6. Sınıfta ve normal okula gidiyor, SBS’lere giriyor.

EK :  Faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Selim Parlak (SP) :  ABA Amerika’da yıllardan beri uygulanan bir program. Oradan birisinin aramıza katılması ufkumuzu genişletti. Nükte Hanım’ın süpervizörlüğünde  bu yıl yeni bir şube daha açtık. Burada ABD’deki ABA kliniklerinden birini oluşturmaya çalışıyoruz. Nükte Hanım 6 haftada bir geliyor. ABBLSS değerlendirmesini uyguluyor. Onun olmadığı zamanlarda da ben ve koordinatörümüz Yeşim Hanım devam ettiriyoruz. 6 ay- 1 yıllık periyotlarda ölçümler tekrarlanıyor. PEP-R, GOBDÖ gibi ölçümleri uygulayarak çocukların gelişimini istatiksel olarak da takip ediyoruz. Bütün sınıflarımız kamera ile takip ediliyor. Her öğretiyi gerçekleştirerek beyindeki  atrofileri ortadan kaldırmaya çalışıyor, yeni yeni öğretilerle beynin öğrenilmemiş kısımlarını geliştiriyoruz. Yani öğretiyoruz.

EK :  Ortak çalışma yaptığınız kurumlar var mı?

SP :  All Kids First ile ortak çalışmalar yapıyoruz. Bir de Trakya Üniversitesi ile engellilere yönelik bilgisayar programı yapma çalışmamız oldu.

EK :  Devletin otistik çocuklara bakışı ne durumda? Sizce devletin bu konudaki çalışmaları yeterli mi?

PY :  Devlet tüm engellilere aynı gözle bakıyor. Devlet ayda  8 saat bireysel eğitim hakkı veriyor. Ama bu otistik çocuklarda günde 8 saat olmalı. Çocuk engelli olarak devam ettiğinde devletin üzerindeki maliyet de çok daha yüksek oluyor.

EK :  Son söz olarak okurlarımıza söylemek istediklerinizi alabilir miyiz?

PY :  Farkındalık diyorum. Özellikle otizmli çocukları farklı görmesinler. Onları dışlamak yerine kazanmamız gerekiyor. Bugün normal bir çocuğa bir şeyler öğretmen çok kolay. Ama öğretmenlerin görevi zoru başarmak. Bizim bütün çocuklarımıza destek versinler.

SP :  Yurt dışındaki özel eğitimle ilgili modellere dikkat etmemiz, onları örnek almamız gerekiyor.  Özel gereksinim gösteren çocuklarla ilgili yapmamız gereken aslında çok basit; onları kaynaştırmaktır. Bu da sınıf öğretmenlerinin biraz daha sağduyulu davranmasıyla olur.

PY :  Kaynaştırma eğitimiyle ilgili müfredatta destek öğretmen tanımı var. Devlet destek öğretmeni sağlayamıyor. 40 kişilik sınıflarda öğretmen diğer öğrencilerle mi ilgilensin, bizim çocuklarımızla mı? Destek öğretmen olursa bu sorun çözülecektir.

 

 

“Sinoplu’ya Hizmet İçin Çalışıyoruz”

0

Sinop Dergimizin bu sayısında SİYAD Genel Başkanı Sebahattin Sungur’a konuk olduk. Sürekli halkın için, halkla beraber olan Sebahattin Sungur bizi kapıda karşıladı. Gramofonla dekore edilmiş, çiçeklerle süslenmiş odasında sıcacık çaylarımızı içerken Sebahattin Sungur ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ercan Küçük (E.K) :   Özellikle Sinop çevresinde çok tanınıyorsunuz. Ama biz özellikle de genç nesil için soralım. Sabahattin SUNGUR kimdir?

Sebahattin Sungur (SS) : 1957 Boyabat kazasında dünyaya geldim. Ortaokul öğretimimi Boyabat’ta yaptıktan sonra liseyi Artvin Öğretmen Okulu’nda tamamladım. Milli Eğitim Bakanlığı’nda kısa bir dönem öğretmenlik yaptıktan sonra üniversite öğrenimimi Aksaray İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi’nde tamamladım. 6 yıl Maliye Bakanlığı’nda çalıştım. Şimdi de Ataşehir İçerenköy’deki büromda mali müşavirlik yapıyorum. Bu arada Sinop derneklerinde de görevler aldım. Şu anki adıyla Ataşehir SİYAD şubesinde 3 dönem başkanlık yaptım. Sonrasında da üyelerimizin teveccühleriyle SİYAD (Sinop İli ve İlçeleri Dayanışma Derneği) Genel Başkanlığı görevine seçildim. 3 tane oğlum var.

Halkla beraber olacaksınız

EK : Yaklaşık 5 senedir SİYAD Genel Başkanlığını başarılı bir şekilde yürütüyorsunuz. Baktığımızda sizi sürekli halkla iç içe görüyoruz. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?

SS : Başarıyı üzerime almak gibi bir yapıya sahip değilim. Başarabildiğimiz konular var, başaramadığımız konular var. Sinoplular için çok güzel şeyler yapmak istiyoruz. Yapılabilenler istediklerimizin ne kadarı buna baktığımızda kendimizi çok başarılı görmüyoruz. İmkanlarımızı verimli kullanmaya çalışıyoruz. Halkın içinde olmamızla ilgili şunu söyleyebilirim. Dernekçilik halkın içinde yapılır. Halka beraber olacaksınız. Onların heyecanına ortak olacaksınız. Bu tabi ilk defa bizim başladığımız bir olay da değil. SİYAD 23 yıllık bir dernek. 5 yılında biz varız sadece. 18 yıllık bir hizmetin üstüne geldik. Bu hizmetleri devam ettirmeye gayret ediyoruz.

EK : Bütün yoğunluğunuza rağmen sosyal medyada da çok aktifsiniz. Özellikle Sinop ile ilgi haberlere yorumlar yazıyorsunuz, cevap veriyorsunuz.

SS : Biz bu sosyal medya sitelerinden çok daha önce de dernekçilik yaptık. Ama o zamanlar çok daha zordu. Şimdi bir tuşa bastığınızda saniyeler içinde binlerce üyeye mesaj atabiliyorsunuz. Eski başkanlarımız postaya veriyordu. Posta karşıya gidecek, karşı taraf cevap verecek, sana ulaşacak. Çok zor ve uzun işlerdi bunlar. Şimdi sosyal medya bize çok zaman kazandırıyor.

EK : Biraz da SİYAD’dan bahsedelim. SİYAD’ın yapısı hakkında bilgi verir misiniz?

SS: SİYAD bir kültür ve yardımlaşma derneğidir. Sinop ortalamaya vurduğumuzda Türkiye’nin en çok göç veren illerinden birisi. İstanbul’a gelen hemşehrilerimiz bir takım zorluklarla karşılaşıyorlar. Bu zorluklardan dolayı 1989’da kuruldu SİYAD’ımız. Birbirimize sahip çıkabilmek, memleketten gelene burada kucak açabilmek arzusuyla Fikirtepe’de kurulmuş bir derneğiz. Sonrasında bu derneğin İstanbul’un diğer ilçelerinde de şubeleri olsun istendi. İlk kurulan derneğimizi genel merkez olarak kabul edildi. Şuanda da İstanbul’un 13 ilçesinde şubelerimiz mevcut. Yaklaşık 650 civarında yöneticimiz var. Yani şuanda 650 kişi Sinop ve Sinoplu’ya hizmet için çalışıyor. Her şube 11 asil 11 yedekten oluşan kendi yönetimini seçiyor. Disiplin ve denetim kurullarıyla özer yapıdalar. Ama tabi genel merkeze bağlılar. Genel merkez şubelere destek sağlamaya çalışıyor. Genel merkez yönetimini de şubelerimizin belirlediği delegeler seçiyor. Yaklaşık 20bine yakın üyemiz var. Ama aktif kitle olarak baktığınızda 50-100bin kişiye hitap eden bir derneğiz. Bunu yaptığımız organizasyonlara gelenlerden de görüyoruz.

EK : Hazır organizasyonlardan bahsetmişken Sinop Panayırından bahsetsek. Panayırları geleneksel hale getirdiniz. Bu sene panayıra katılanları neler bekliyor?

SS : Önceki dönemlerde yaz aylarında piknik yapardık. Bizim çocukluğumuzda festivallere panayır denirdi. Durağan Panayırı gibi panayırlar olurdu. Biz de okulları kırar panayırlara giderdik (gülüyor) . Bizim içimizde panayır hep özlem olarak kalmış. Biz de göreve gelince bu piknikleri birkaç güne yayarak eski panayırlarımız gibi yapabilir miyiz diye düşündük. Bu sene 7-8-9 Eylül günlerinde Sinop Panayırımızın 4.sünü düzenleyeceğiz. Biz nasıl panayırlardan çocukluğumuzda zevk aldıysak şimdinin çocukları da zevk alacak şekilde organize etmeyi istiyoruz. Alışveriş statları kuruluyor. Oyunlar, yarışmalar, halk oyunları gösterileri olacak. Son günde ata sporumuz Kırkpınar vari güreş müsabakalarımız olacak. Amaç kaynaşmak, bir araya gelmek. İnanın panayırlarda tanışıp evlenenler var. Geçenlerde bir arkadaşımız geldi başkanım ben bu panayırları çok seviyorum dedi. Neden seviyorsun diye sordum. Ya ben hayat arkadaşımla orada tanışıp evlendim dedi. İnanın o kadar mutlu oldum ki anlatamam. O yönüyle bile hizmet etmiş bir organizasyon. 3 gün süreyle 25-30 bin kişinin geldiği, birbirleriyle görüştüğü, bayram havasında geçen bir panayır bu. Yöresel sanatçılarımızın aşağı yukarı hepsi katılacak. Belediyelerin desteklerine göre ulusal sanatçılarımız da olabilir.

EK : SİYAD olarak başta burs çalışmalarınız olmak üzere öğrencilere yönelik yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?

SS : Biraz önce panayırdan bahsettik. Panayır, helva gecesi, iftar programları gibi etkinlikler oluyor. Bütün hepsinde düşündüğümüz aslında bir taraftan da gençlerimize hizmet etmek ortamını ayarlamak amacımız. Bu birlikteliklerden gençlerimize bir şeyler çıkartabilmeliyiz. Belki çok başarılı olamıyoruz ama en azından bir kısım öğrencimize burs sağlayabiliyoruz. Mesela boğaz turunda bir iftar yaptık. Orada yaklaşık 40a yakın kişi ben de burs verebilirim diye SİYAD’a yardımda bulundu. Bu panayırda da böyle olacak. Sonrasında ayrıca sadece burs çalışmasına özel bir gece d düzenleyeceğiz. Bu işadamlarımıza da bağlı bir şey. Bir dernek kendi bütçesinden burs verecek bütçeyi hiçbir zaman oluşturamıyor. Çok sayıda müracaat var. Geçen sene 50 tane öğrenci tıp fakültesi, hukuk fakültesi gibi yerleri kazanmış ama 3-5 çocuklu, asgari ücretle geçinen ailelerdeki öğrencilerimiz başvurdu. Biz de tanıdıklarımıza öğrencilerimiz var burs verebilir misini diyoruz. Olur verirse 2 tarafın elini birleştiriyoruz. Tasarladığımız Saraydüzü ve Dikmen ilçelerimizde bilgisayar evleri yaptırmak. İstanbul’da rahmetli milletvekilimiz Kadir Bozkurt adına Ataşehir’de bir kütüphane açtık.

EK : Peki geçtiğimiz yıl kaç öğrenciye burs sağladınız?

SS : Açıkçası sayı belirtmek istemiyoruz. Çünkü sayı çok yetersiz. Bizim verdiğimizden çok müracaat sayısını söylememiz daha anlamlı olacaktır. En az 2000-3000 müracaat var. Verdiğimiz sayıyı açıklarsak işadamlarımız bize yardım etmiyormuş gibi bir anlam çıkar ki bu doğru olmaz. Geçen sene 40-50 civarında öğrenciye burs sağladık. Bu sayı bu yıl daha çok artacaktır. Bir yere gittiğinizde ilk sorulan şey de panayır değil burs oluyor.

EK : Eğitimden bahsetmişken Sinop Üniversitesi’nin şu andaki mevcut durumunu nasıl buluyorsunuz?

SS : İlimizde üniversite kurulsun diye mücadele edildi. Bu konuda daha çok Avrupa’daki Sinoplular’ın oluşturduğu ASİDER çok uğraştı. Fakülte binası yaptırdılar. Şuan da Allah’a şükür üniversitemiz var. Evet eksiklikleri var ama ben memnunum ve gelişecektir diye düşünüyorum.

EK : Sinop’ta bir sel felaketi yaşandı. Sinop’taki halkın mağduriyetini gidermek için SİYAD olarak neler yaptınız? Bu felaketin bir daha yaşanmaması için önleyici çalışmalarınız?

SS : SİYAD Genel Merkez yöneticisi arkadaşlarımızdan Ahmet Kalafat oradaki dernekçi arkadaşlarıyla orada bir hayvancılık tesisi kurmuştu. Sel felaketinde bu tesiste kullanılamaz hale gelmişti. Hemen o akşam afet bölgesindeydi. İlk onunla görüştüm. Durumun kötü olduğunu söyledi. Can kaybının olmaması bizi o dönemde sevindirdi. Hemen bölgenin vekillerini, belediye başkanlarını, eski vekilimiz Abdurrahman Dodurgalı’yı aradık. Bizim SİYAD olarak yapabileceğimiz bir şey var mı diye sorduk. Hepsi de bu afetin derneklerin üzerinde olduğunu, kişilerin günlük ihtiyaçlarını karşılama anlamında bir sıkıntı olmadığını, orada sadece devletin yapabileceği işlerin olduğunu söyledi. Şu an için buralara gelmenize gerek yok dediler. İlerleyen dönemde üstümüze düşen her türlü vazifeye hazır olduğumuzu ifade ettik. O bölgede bu tür afetlerin yaşanmaması için önlem olarak bişeyler yapabilir miyiz? Bunlar büyük devlet politikalarıdır. Mesela Samsun’da TOKİ’nin yaptığı konutlarda insanlar boğuldu. Dernek olarak buna önlemler almak söz konusu değil.

Termik santrali istemiyoruz

EK : Sinop’a nükleer santral yapılması yıllardır tartışılıyor. Sizce Sinop’a nükleer santral yapılmalı mı? Neden Sinop?

SS : Orada 3 çalışma var. Nükleer santral, termik santral ve HES’ler var. Nükleer santral tartışmaları derneklerimiz bünyesinde çok yapıldı. Konunun uzmanlarından görüşler alındı. İlk başta nükleer santralin Sinop’a yapılacak olmasına çok karşı çıktık. Ama sonrasında nükleer santrale karşı tepki azaldı. Enerji Bakanı SİAD (Sinoplu İş Adamları Derneği)’ın düzenlediği bir toplantıda durumu izah etti. Çok tatmin oldunuz mu dersen Çernobil’i yaşadıktan sonra tatmin olmadım. Japonya’da ki nükleer santral felaketinden sonra nükleere dünyanın karşı çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Ama şu da var ki ülkenin çok fazla enerji üretmesi gerekiyor. Önceden 1 tane ampul yakardık, şimdi her şey elektriğe bağlı oldu. Bu konuda şunu düşünüyorum; Devletin bekası ve gücünü koruyabilmesi için bir şeyler yapılacaksa ve bu zararlı bile olacaksa değil Sinop’a, yatak odama bile yapılmasına razıyım. Ama başka yollardan bu karşılanabilir. Mesela Sinop ta müthiş bir rüzgar enerjisi var. Güneş enerjisi sistemleri yaygınlaşmaya başladı. Tabiatı kirletmeden bir şeyler yapabileceksek daha çok bunları tercih etmeliyiz. Termik santrale karşı tepki özellikle Gerze’de büyük bir tepki var. Günde 5-10 bin ton kömürün yanacağı söyleniyor. O kadar kömür bir yerde yığılı bile dursa kokusu yeter. 10 bin ton kömür yanacaksa bence o bölgeye belki bugün hissedilmeyebilir ama illaki bir etki bırakacaktır. Şu anda birçok derneğimiz buna karşı durumda. Her platformda Başbakanımıza, bakanlarımıza rica ediyoruz. İnşallah vazgeçilir. Termik santrali istemiyoruz. Bir de HES’ler var. HES’lerde mevcut suyu kontrol altına alma durumu var. En çok Karadeniz bölgesinde çok büyük tepkiler var. HES’lerin yapıldığı bölgelerde sıkıntılar yaşandı. Enerji olmalı, üretilmeli ama tabiatımıza da çok dikkat edilmeli. Çünkü bu tabiat gelecek kuşaklara emanetimizdir.

EK : Son yerel seçim öncesinde aday olan Sinop’lu hemşehrilerinizi tanıttınız. Bunun hakkında bilgi verir misiniz?

SS : Sinoplu adaylarımızın 3-4 bin kişilik Bostancı Gösteri Merkezi’nde 6-7 bin kişiyle tanıtımını yaptık. Sinoplu hemşehrilerimiz aday olduklarında biz onlara seçilmeleri için yardımcı olmak zorundayız. Bunun sonucunda önceki dönemlere nazaran İstanbul’da güzel sonuçlar aldık. İsmail Kabakçı Ataşehir Belediye Başkan Yardımcılığı’na, Şenol Ercan da Başakşehir Belediye Başkan Yardımcılığı’na seçildi.

EK : Sinop milletvekillerinizden memnun musunuz? Başarılı buluyor musunuz ?

SS : Bir vekilimiz CHP’den Engin Altay Bey. Bu 3.dönemi zaten. Eskiden beri tanıdığımız kaliteli bir kişiliktir. İnsanların içine rahat girip çıkan, derneklerimizde bizlerle olmaya gayret gösteren bir kardeşimizdir. Memnun olduğumuz için 3 dönemdir seçiyoruz. 2. Vekilimiz Mehmet Ersoy AK Parti’den seçildi. Mehmet Ersoy daha öncede Sarıyer Kaymakamlığı, Yozgat Valiliği yaptı. Derneklerimizin takip ettiği, ismini söylerken gururlandığı, katıldığı davetleri onurlandıran birisi olarak tanıdık. Vekil olmasına da sevindik. Bugün baktığımızda bence başarılı bir vekil. Olaya siyasi görüş olarak baktığımız asla düşünülmesin. Mesela bir Yaşar Topçu vardır. Partisi hiç önemli değil, bakan olmuştur. Türkiye’deki 20 siyasetçiden birisi olmuştur. Ben Mehmet Ersoy Bey’in de gelecekte Türkiye siyasetinde önemli görev alacağını düşünüyorum.

EK : Peki ya Sebahattin Sungur ileri de siyasete atılmayı düşünüyor mu?

SS : Daha öncesinde ufak tefek siyasi faaliyetlerimiz oldu. Siyasetin içinde olmak illaki belediye başkanı veya milletvekili olmak demek değil. Herkesin illaki bir görüşü vardır. Mesela SİYAD Genel Başkanısınız. Çok çalışıyorsunuz. Bunun altında bir beklentiniz mi var diye soruyorlar. Hayır yok. Görevi alıyorsunuz ve başarmak için çalışıyorsunuz. Zaten ben şu görevi alayım başarırsam şu koltuğu alayım derseniz görevinizi de yapamıyorsunuz. Kısmettir her şey. Ama siyasetin ön saflarında olup bu millete daha fazla hizmet etmek ister miyiz? Tabi ki isteriz! Oturduğumuz makamı hizmet makamı görmelisiniz. Yoksa makam çok büyüktür ama sizi büyültmez, hatta küçültebilir de. Ama şuan için böyle bir düşüncem yok.

EK : Kısacası Sinoplu olmak nedir? Nasıl bir duygudur? SS : Başka yerli olmadığım için bilmiyorum (Gülüyor). Sinoplu olmaktan bütün imkansızlıklarına, geri kalmışlığına rağmen Sinoplu olmaktan gurur duyuyorum. İyi ki Sinopluyum diyorum. Başka yerli olsak da herhalde orası için de aynı şeyleri söylerdik. Biz Sinop’u diğer illerden ayrı görmüyoruz. Sinoplu’yuz, Sinop’a hizmet edeceğiz.
SD : SİYAD olarak diğer sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalarınız var mı? SS : Ortak yapmayı istediğimiz çalışmalar var. Öncü olarak bazı yerlere sunduk. Ama netice aldığımız herhangi bir çalışma yok şuana kadar. Kızılay’la birlikte yaptığımız işler var. Pakistan’a ev gönderdik. Van’da deprem yaşandı. Maddi yardımlarda bulunduk. Kış olması sebebiyle SİYAD KABAN OLSUN kampanyası başlattık.

EK : Federasyon çalışmalarına gelelim. SİYAD 23 yıllık, şubeleri ve büyük gücü olan bir dernek. Federasyona dönüşmeyi düşünmediniz mi? Şu anda Sinoplular’ın 2 farklı federasyonu var (SİNDEF, TÜSİDEF). Burada bir çift başlılık, bölünmüşlük var diyebilir miyiz?

SS : Şimdi bölünmüşlük var dediğimiz zaman bu arkadaşlar kırılıyorlar. Biz kimseyi kırmak istemiyoruz. Biz SİYAD olarak kendi gücümüz ve kendi öz değerlerimizle 23 yıllık birikimimizle hedeflediğimiz doğrultuda hareket etmeye devam ediyoruz. Şunu tabi ki istemiyoruz. Bir dernektesiniz. Seçime girdiniz kaybettiniz. Kaybedince gidip başka bir dernek kurup onun başına geçmek istediniz. Bunlar toplumu bölen, yaralayan hadiselerdir. Birileri birilerinin karşısına çıkar. Bütün üyelerin aday olmak hakkı vardır. Ama 1 tane başkan seçilir. Diğer tarafın belli bir süre halkın rızasına tabi olması gerekir. Ama bir federasyon kurulmuşta bütün kurulan kuruluşlarda böyle seçim kaybederek katılmış gibi değildir.SİYAD’ın federasyon neden olmadığıyla ilgili şunları söyleyebilirim. SİYAD şubeli bir yapıya sahip. Federasyon daha çok çeşitli güçlerin bir araya gelerek başka bir gücü oluşturmasıdır. Biz zaman zaman bunları tartışıyoruz. Vakıf mı daha iyidir, dernek mi, federasyon mu? Aslında fark eden hiç bir şey yok. Bakıyorsunuz Kızılay, Deniz Feneri gibi kurumlar dernektir. Tüm Türkiye’ye, hatta dünyaya hizmet etmektedirler. Diğer taraftan bakarsanız federasyon 5-10 köy derneğini almıştır. Yanlış zeminde yanlış işler yapmaya çalışıyordur. Hiçbir federasyonumuzu eleştirmiyorum yanlış anlaşılmasın. 50 köy derneğinizi federasyon yaparak İstanbul siyaseti için uğraşıyorsanız yanlıştır, bir şey yapamazsınız. Ama 10 tane köy derneği bölgenize bir şeyler yapmak için bir araya geldiyseniz doğrudur. Federasyonda olunabilir. Ama mevcut yapıyı korumak gerekir. SİYAD 23 yıllık bir dernektir. Biz de 13 şube hukuken bağlıdır, kopamaz. Ama federasyona bağlı bir dernek ben ayrılıyorum dediğinde çabuk ayrışma olur. Federasyon olsak bu kadar büyüyebilir miydik bilmiyorum. Bu bizim hiç federasyon olmayacağımız anlamına gelmez. Ama her şeyin zamanı, zemini çok önemlidir.

EK : Odanıza baktığımızda ilk dikkatimizi gramofon çekti. Müziğe ilgilisiniz sanırım.

SS : Biz yapı olarak nostaljiyi seven insanlarız. Nostalji mi değil. Bunları yeni üretip eski diye veriyorlar.

EK : İstanbul’a yeni geldiğinde hemşehrileriniz sizinle nasıl irtibata geçebilir?

SS : Anadolu yakasında SİYAD, Avrupa yakasında SİNDEF veya başka bir bölgede başka bir derneğimiz var. Sinop’ta yaşayan hemşehrimiz biliyor. Biz de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

EK : Sel gibi doğal afetlerde zararın daha fazla olmaması için herhangi bir eğitim çalışmalarınız oluyor mu?

SS : Sinop’un İstanbul’daki bir Sivil toplum kuruluşunun boyunu aşan şeyler bunlar. Sinop’ta ticaret odası var. Sosyal müdürlükler var. Devlet var yani. Biz fakirimize gıda, kömür olmaya çalışıyoruz.

EK : Son söz olarak okurlarımıza söylemek istediklerinizi alabilir miyiz?

SS : Öncelikle Yeşil Mavi Karadeniz Gazetesi ve Sinop Dergisi’ne teşekkür ederim. Nermin Hanım takdir ettiğimiz bir kardeşimiz. İyi mücadele ediyor. Hemşehrilerimize derneklerine, federasyonlarına sahip çıkmalarını istiyoruz. Öğrencilerimizden başarılı olmalarını, kurumlarımızda eksiklik gören kardeşlerimizden bu eksiklikleri bizzat bize ulaşarak anlatmalarını isteyeceğiz. Herkese bol kazanç, sağlık sıhhat bereket diliyoruz.

“Sinoplu’ya Hizmet İçin Çalışıyoruz”

0

Sinop Dergimizin bu sayısında SİYAD Genel Başkanı Sebahattin Sungur’a konuk olduk. Sürekli halkın için, halkla beraber olan Sebahattin Sungur bizi kapıda karşıladı. Gramofonla dekore edilmiş, çiçeklerle süslenmiş odasında sıcacık çaylarımızı içerken Sebahattin Sungur ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Ercan Küçük (E.K) :   Özellikle Sinop çevresinde çok tanınıyorsunuz. Ama biz özellikle de genç nesil için soralım. Sabahattin SUNGUR kimdir?

Sebahattin Sungur (SS) : 1957 Boyabat kazasında dünyaya geldim. Ortaokul öğretimimi Boyabat’ta yaptıktan sonra liseyi Artvin Öğretmen Okulu’nda tamamladım. Milli Eğitim Bakanlığı’nda kısa bir dönem öğretmenlik yaptıktan sonra üniversite öğrenimimi Aksaray İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi’nde tamamladım. 6 yıl Maliye Bakanlığı’nda çalıştım. Şimdi de Ataşehir İçerenköy’deki büromda mali müşavirlik yapıyorum. Bu arada Sinop derneklerinde de görevler aldım. Şu anki adıyla Ataşehir SİYAD şubesinde 3 dönem başkanlık yaptım. Sonrasında da üyelerimizin teveccühleriyle SİYAD (Sinop İli ve İlçeleri Dayanışma Derneği) Genel Başkanlığı görevine seçildim. 3 tane oğlum var.

Halkla beraber olacaksınız

EK : Yaklaşık 5 senedir SİYAD Genel Başkanlığını başarılı bir şekilde yürütüyorsunuz. Baktığımızda sizi sürekli halkla iç içe görüyoruz. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?

SS : Başarıyı üzerime almak gibi bir yapıya sahip değilim. Başarabildiğimiz konular var, başaramadığımız konular var. Sinoplular için çok güzel şeyler yapmak istiyoruz. Yapılabilenler istediklerimizin ne kadarı buna baktığımızda kendimizi çok başarılı görmüyoruz. İmkanlarımızı verimli kullanmaya çalışıyoruz. Halkın içinde olmamızla ilgili şunu söyleyebilirim. Dernekçilik halkın içinde yapılır. Halka beraber olacaksınız. Onların heyecanına ortak olacaksınız. Bu tabi ilk defa bizim başladığımız bir olay da değil. SİYAD 23 yıllık bir dernek. 5 yılında biz varız sadece. 18 yıllık bir hizmetin üstüne geldik. Bu hizmetleri devam ettirmeye gayret ediyoruz.

EK : Bütün yoğunluğunuza rağmen sosyal medyada da çok aktifsiniz. Özellikle Sinop ile ilgi haberlere yorumlar yazıyorsunuz, cevap veriyorsunuz.

SS : Biz bu sosyal medya sitelerinden çok daha önce de dernekçilik yaptık. Ama o zamanlar çok daha zordu. Şimdi bir tuşa bastığınızda saniyeler içinde binlerce üyeye mesaj atabiliyorsunuz. Eski başkanlarımız postaya veriyordu. Posta karşıya gidecek, karşı taraf cevap verecek, sana ulaşacak. Çok zor ve uzun işlerdi bunlar. Şimdi sosyal medya bize çok zaman kazandırıyor.

EK : Biraz da SİYAD’dan bahsedelim. SİYAD’ın yapısı hakkında bilgi verir misiniz?

SS: SİYAD bir kültür ve yardımlaşma derneğidir. Sinop ortalamaya vurduğumuzda Türkiye’nin en çok göç veren illerinden birisi. İstanbul’a gelen hemşehrilerimiz bir takım zorluklarla karşılaşıyorlar. Bu zorluklardan dolayı 1989’da kuruldu SİYAD’ımız. Birbirimize sahip çıkabilmek, memleketten gelene burada kucak açabilmek arzusuyla Fikirtepe’de kurulmuş bir derneğiz. Sonrasında bu derneğin İstanbul’un diğer ilçelerinde de şubeleri olsun istendi. İlk kurulan derneğimizi genel merkez olarak kabul edildi. Şuanda da İstanbul’un 13 ilçesinde şubelerimiz mevcut. Yaklaşık 650 civarında yöneticimiz var. Yani şuanda 650 kişi Sinop ve Sinoplu’ya hizmet için çalışıyor. Her şube 11 asil 11 yedekten oluşan kendi yönetimini seçiyor. Disiplin ve denetim kurullarıyla özer yapıdalar. Ama tabi genel merkeze bağlılar. Genel merkez şubelere destek sağlamaya çalışıyor. Genel merkez yönetimini de şubelerimizin belirlediği delegeler seçiyor. Yaklaşık 20bine yakın üyemiz var. Ama aktif kitle olarak baktığınızda 50-100bin kişiye hitap eden bir derneğiz. Bunu yaptığımız organizasyonlara gelenlerden de görüyoruz.

EK : Hazır organizasyonlardan bahsetmişken Sinop Panayırından bahsetsek. Panayırları geleneksel hale getirdiniz. Bu sene panayıra katılanları neler bekliyor?

SS : Önceki dönemlerde yaz aylarında piknik yapardık. Bizim çocukluğumuzda festivallere panayır denirdi. Durağan Panayırı gibi panayırlar olurdu. Biz de okulları kırar panayırlara giderdik (gülüyor) . Bizim içimizde panayır hep özlem olarak kalmış. Biz de göreve gelince bu piknikleri birkaç güne yayarak eski panayırlarımız gibi yapabilir miyiz diye düşündük. Bu sene 7-8-9 Eylül günlerinde Sinop Panayırımızın 4.sünü düzenleyeceğiz. Biz nasıl panayırlardan çocukluğumuzda zevk aldıysak şimdinin çocukları da zevk alacak şekilde organize etmeyi istiyoruz. Alışveriş statları kuruluyor. Oyunlar, yarışmalar, halk oyunları gösterileri olacak. Son günde ata sporumuz Kırkpınar vari güreş müsabakalarımız olacak. Amaç kaynaşmak, bir araya gelmek. İnanın panayırlarda tanışıp evlenenler var. Geçenlerde bir arkadaşımız geldi başkanım ben bu panayırları çok seviyorum dedi. Neden seviyorsun diye sordum. Ya ben hayat arkadaşımla orada tanışıp evlendim dedi. İnanın o kadar mutlu oldum ki anlatamam. O yönüyle bile hizmet etmiş bir organizasyon. 3 gün süreyle 25-30 bin kişinin geldiği, birbirleriyle görüştüğü, bayram havasında geçen bir panayır bu. Yöresel sanatçılarımızın aşağı yukarı hepsi katılacak. Belediyelerin desteklerine göre ulusal sanatçılarımız da olabilir.

EK : SİYAD olarak başta burs çalışmalarınız olmak üzere öğrencilere yönelik yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?

SS : Biraz önce panayırdan bahsettik. Panayır, helva gecesi, iftar programları gibi etkinlikler oluyor. Bütün hepsinde düşündüğümüz aslında bir taraftan da gençlerimize hizmet etmek ortamını ayarlamak amacımız. Bu birlikteliklerden gençlerimize bir şeyler çıkartabilmeliyiz. Belki çok başarılı olamıyoruz ama en azından bir kısım öğrencimize burs sağlayabiliyoruz. Mesela boğaz turunda bir iftar yaptık. Orada yaklaşık 40a yakın kişi ben de burs verebilirim diye SİYAD’a yardımda bulundu. Bu panayırda da böyle olacak. Sonrasında ayrıca sadece burs çalışmasına özel bir gece d düzenleyeceğiz. Bu işadamlarımıza da bağlı bir şey. Bir dernek kendi bütçesinden burs verecek bütçeyi hiçbir zaman oluşturamıyor. Çok sayıda müracaat var. Geçen sene 50 tane öğrenci tıp fakültesi, hukuk fakültesi gibi yerleri kazanmış ama 3-5 çocuklu, asgari ücretle geçinen ailelerdeki öğrencilerimiz başvurdu. Biz de tanıdıklarımıza öğrencilerimiz var burs verebilir misini diyoruz. Olur verirse 2 tarafın elini birleştiriyoruz. Tasarladığımız Saraydüzü ve Dikmen ilçelerimizde bilgisayar evleri yaptırmak. İstanbul’da rahmetli milletvekilimiz Kadir Bozkurt adına Ataşehir’de bir kütüphane açtık.

EK : Peki geçtiğimiz yıl kaç öğrenciye burs sağladınız?

SS : Açıkçası sayı belirtmek istemiyoruz. Çünkü sayı çok yetersiz. Bizim verdiğimizden çok müracaat sayısını söylememiz daha anlamlı olacaktır. En az 2000-3000 müracaat var. Verdiğimiz sayıyı açıklarsak işadamlarımız bize yardım etmiyormuş gibi bir anlam çıkar ki bu doğru olmaz. Geçen sene 40-50 civarında öğrenciye burs sağladık. Bu sayı bu yıl daha çok artacaktır. Bir yere gittiğinizde ilk sorulan şey de panayır değil burs oluyor.

EK : Eğitimden bahsetmişken Sinop Üniversitesi’nin şu andaki mevcut durumunu nasıl buluyorsunuz?

SS : İlimizde üniversite kurulsun diye mücadele edildi. Bu konuda daha çok Avrupa’daki Sinoplular’ın oluşturduğu ASİDER çok uğraştı. Fakülte binası yaptırdılar. Şuan da Allah’a şükür üniversitemiz var. Evet eksiklikleri var ama ben memnunum ve gelişecektir diye düşünüyorum.

EK : Sinop’ta bir sel felaketi yaşandı. Sinop’taki halkın mağduriyetini gidermek için SİYAD olarak neler yaptınız? Bu felaketin bir daha yaşanmaması için önleyici çalışmalarınız?

SS : SİYAD Genel Merkez yöneticisi arkadaşlarımızdan Ahmet Kalafat oradaki dernekçi arkadaşlarıyla orada bir hayvancılık tesisi kurmuştu. Sel felaketinde bu tesiste kullanılamaz hale gelmişti. Hemen o akşam afet bölgesindeydi. İlk onunla görüştüm. Durumun kötü olduğunu söyledi. Can kaybının olmaması bizi o dönemde sevindirdi. Hemen bölgenin vekillerini, belediye başkanlarını, eski vekilimiz Abdurrahman Dodurgalı’yı aradık. Bizim SİYAD olarak yapabileceğimiz bir şey var mı diye sorduk. Hepsi de bu afetin derneklerin üzerinde olduğunu, kişilerin günlük ihtiyaçlarını karşılama anlamında bir sıkıntı olmadığını, orada sadece devletin yapabileceği işlerin olduğunu söyledi. Şu an için buralara gelmenize gerek yok dediler. İlerleyen dönemde üstümüze düşen her türlü vazifeye hazır olduğumuzu ifade ettik. O bölgede bu tür afetlerin yaşanmaması için önlem olarak bişeyler yapabilir miyiz? Bunlar büyük devlet politikalarıdır. Mesela Samsun’da TOKİ’nin yaptığı konutlarda insanlar boğuldu. Dernek olarak buna önlemler almak söz konusu değil.

Termik santrali istemiyoruz

EK : Sinop’a nükleer santral yapılması yıllardır tartışılıyor. Sizce Sinop’a nükleer santral yapılmalı mı? Neden Sinop?

SS : Orada 3 çalışma var. Nükleer santral, termik santral ve HES’ler var. Nükleer santral tartışmaları derneklerimiz bünyesinde çok yapıldı. Konunun uzmanlarından görüşler alındı. İlk başta nükleer santralin Sinop’a yapılacak olmasına çok karşı çıktık. Ama sonrasında nükleer santrale karşı tepki azaldı. Enerji Bakanı SİAD (Sinoplu İş Adamları Derneği)’ın düzenlediği bir toplantıda durumu izah etti. Çok tatmin oldunuz mu dersen Çernobil’i yaşadıktan sonra tatmin olmadım. Japonya’da ki nükleer santral felaketinden sonra nükleere dünyanın karşı çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Ama şu da var ki ülkenin çok fazla enerji üretmesi gerekiyor. Önceden 1 tane ampul yakardık, şimdi her şey elektriğe bağlı oldu. Bu konuda şunu düşünüyorum; Devletin bekası ve gücünü koruyabilmesi için bir şeyler yapılacaksa ve bu zararlı bile olacaksa değil Sinop’a, yatak odama bile yapılmasına razıyım. Ama başka yollardan bu karşılanabilir. Mesela Sinop ta müthiş bir rüzgar enerjisi var. Güneş enerjisi sistemleri yaygınlaşmaya başladı. Tabiatı kirletmeden bir şeyler yapabileceksek daha çok bunları tercih etmeliyiz. Termik santrale karşı tepki özellikle Gerze’de büyük bir tepki var. Günde 5-10 bin ton kömürün yanacağı söyleniyor. O kadar kömür bir yerde yığılı bile dursa kokusu yeter. 10 bin ton kömür yanacaksa bence o bölgeye belki bugün hissedilmeyebilir ama illaki bir etki bırakacaktır. Şu anda birçok derneğimiz buna karşı durumda. Her platformda Başbakanımıza, bakanlarımıza rica ediyoruz. İnşallah vazgeçilir. Termik santrali istemiyoruz. Bir de HES’ler var. HES’lerde mevcut suyu kontrol altına alma durumu var. En çok Karadeniz bölgesinde çok büyük tepkiler var. HES’lerin yapıldığı bölgelerde sıkıntılar yaşandı. Enerji olmalı, üretilmeli ama tabiatımıza da çok dikkat edilmeli. Çünkü bu tabiat gelecek kuşaklara emanetimizdir.

EK : Son yerel seçim öncesinde aday olan Sinop’lu hemşehrilerinizi tanıttınız. Bunun hakkında bilgi verir misiniz?

SS : Sinoplu adaylarımızın 3-4 bin kişilik Bostancı Gösteri Merkezi’nde 6-7 bin kişiyle tanıtımını yaptık. Sinoplu hemşehrilerimiz aday olduklarında biz onlara seçilmeleri için yardımcı olmak zorundayız. Bunun sonucunda önceki dönemlere nazaran İstanbul’da güzel sonuçlar aldık. İsmail Kabakçı Ataşehir Belediye Başkan Yardımcılığı’na, Şenol Ercan da Başakşehir Belediye Başkan Yardımcılığı’na seçildi.

EK : Sinop milletvekillerinizden memnun musunuz? Başarılı buluyor musunuz ?

SS : Bir vekilimiz CHP’den Engin Altay Bey. Bu 3.dönemi zaten. Eskiden beri tanıdığımız kaliteli bir kişiliktir. İnsanların içine rahat girip çıkan, derneklerimizde bizlerle olmaya gayret gösteren bir kardeşimizdir. Memnun olduğumuz için 3 dönemdir seçiyoruz. 2. Vekilimiz Mehmet Ersoy AK Parti’den seçildi. Mehmet Ersoy daha öncede Sarıyer Kaymakamlığı, Yozgat Valiliği yaptı. Derneklerimizin takip ettiği, ismini söylerken gururlandığı, katıldığı davetleri onurlandıran birisi olarak tanıdık. Vekil olmasına da sevindik. Bugün baktığımızda bence başarılı bir vekil. Olaya siyasi görüş olarak baktığımız asla düşünülmesin. Mesela bir Yaşar Topçu vardır. Partisi hiç önemli değil, bakan olmuştur. Türkiye’deki 20 siyasetçiden birisi olmuştur. Ben Mehmet Ersoy Bey’in de gelecekte Türkiye siyasetinde önemli görev alacağını düşünüyorum.

EK : Peki ya Sebahattin Sungur ileri de siyasete atılmayı düşünüyor mu?

SS : Daha öncesinde ufak tefek siyasi faaliyetlerimiz oldu. Siyasetin içinde olmak illaki belediye başkanı veya milletvekili olmak demek değil. Herkesin illaki bir görüşü vardır. Mesela SİYAD Genel Başkanısınız. Çok çalışıyorsunuz. Bunun altında bir beklentiniz mi var diye soruyorlar. Hayır yok. Görevi alıyorsunuz ve başarmak için çalışıyorsunuz. Zaten ben şu görevi alayım başarırsam şu koltuğu alayım derseniz görevinizi de yapamıyorsunuz. Kısmettir her şey. Ama siyasetin ön saflarında olup bu millete daha fazla hizmet etmek ister miyiz? Tabi ki isteriz! Oturduğumuz makamı hizmet makamı görmelisiniz. Yoksa makam çok büyüktür ama sizi büyültmez, hatta küçültebilir de. Ama şuan için böyle bir düşüncem yok.

EK : Kısacası Sinoplu olmak nedir? Nasıl bir duygudur? SS : Başka yerli olmadığım için bilmiyorum (Gülüyor). Sinoplu olmaktan bütün imkansızlıklarına, geri kalmışlığına rağmen Sinoplu olmaktan gurur duyuyorum. İyi ki Sinopluyum diyorum. Başka yerli olsak da herhalde orası için de aynı şeyleri söylerdik. Biz Sinop’u diğer illerden ayrı görmüyoruz. Sinoplu’yuz, Sinop’a hizmet edeceğiz.
SD : SİYAD olarak diğer sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalarınız var mı? SS : Ortak yapmayı istediğimiz çalışmalar var. Öncü olarak bazı yerlere sunduk. Ama netice aldığımız herhangi bir çalışma yok şuana kadar. Kızılay’la birlikte yaptığımız işler var. Pakistan’a ev gönderdik. Van’da deprem yaşandı. Maddi yardımlarda bulunduk. Kış olması sebebiyle SİYAD KABAN OLSUN kampanyası başlattık.

EK : Federasyon çalışmalarına gelelim. SİYAD 23 yıllık, şubeleri ve büyük gücü olan bir dernek. Federasyona dönüşmeyi düşünmediniz mi? Şu anda Sinoplular’ın 2 farklı federasyonu var (SİNDEF, TÜSİDEF). Burada bir çift başlılık, bölünmüşlük var diyebilir miyiz?

SS : Şimdi bölünmüşlük var dediğimiz zaman bu arkadaşlar kırılıyorlar. Biz kimseyi kırmak istemiyoruz. Biz SİYAD olarak kendi gücümüz ve kendi öz değerlerimizle 23 yıllık birikimimizle hedeflediğimiz doğrultuda hareket etmeye devam ediyoruz. Şunu tabi ki istemiyoruz. Bir dernektesiniz. Seçime girdiniz kaybettiniz. Kaybedince gidip başka bir dernek kurup onun başına geçmek istediniz. Bunlar toplumu bölen, yaralayan hadiselerdir. Birileri birilerinin karşısına çıkar. Bütün üyelerin aday olmak hakkı vardır. Ama 1 tane başkan seçilir. Diğer tarafın belli bir süre halkın rızasına tabi olması gerekir. Ama bir federasyon kurulmuşta bütün kurulan kuruluşlarda böyle seçim kaybederek katılmış gibi değildir.SİYAD’ın federasyon neden olmadığıyla ilgili şunları söyleyebilirim. SİYAD şubeli bir yapıya sahip. Federasyon daha çok çeşitli güçlerin bir araya gelerek başka bir gücü oluşturmasıdır. Biz zaman zaman bunları tartışıyoruz. Vakıf mı daha iyidir, dernek mi, federasyon mu? Aslında fark eden hiç bir şey yok. Bakıyorsunuz Kızılay, Deniz Feneri gibi kurumlar dernektir. Tüm Türkiye’ye, hatta dünyaya hizmet etmektedirler. Diğer taraftan bakarsanız federasyon 5-10 köy derneğini almıştır. Yanlış zeminde yanlış işler yapmaya çalışıyordur. Hiçbir federasyonumuzu eleştirmiyorum yanlış anlaşılmasın. 50 köy derneğinizi federasyon yaparak İstanbul siyaseti için uğraşıyorsanız yanlıştır, bir şey yapamazsınız. Ama 10 tane köy derneği bölgenize bir şeyler yapmak için bir araya geldiyseniz doğrudur. Federasyonda olunabilir. Ama mevcut yapıyı korumak gerekir. SİYAD 23 yıllık bir dernektir. Biz de 13 şube hukuken bağlıdır, kopamaz. Ama federasyona bağlı bir dernek ben ayrılıyorum dediğinde çabuk ayrışma olur. Federasyon olsak bu kadar büyüyebilir miydik bilmiyorum. Bu bizim hiç federasyon olmayacağımız anlamına gelmez. Ama her şeyin zamanı, zemini çok önemlidir.

EK : Odanıza baktığımızda ilk dikkatimizi gramofon çekti. Müziğe ilgilisiniz sanırım.

SS : Biz yapı olarak nostaljiyi seven insanlarız. Nostalji mi değil. Bunları yeni üretip eski diye veriyorlar.

EK : İstanbul’a yeni geldiğinde hemşehrileriniz sizinle nasıl irtibata geçebilir?

SS : Anadolu yakasında SİYAD, Avrupa yakasında SİNDEF veya başka bir bölgede başka bir derneğimiz var. Sinop’ta yaşayan hemşehrimiz biliyor. Biz de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

EK : Sel gibi doğal afetlerde zararın daha fazla olmaması için herhangi bir eğitim çalışmalarınız oluyor mu?

SS : Sinop’un İstanbul’daki bir Sivil toplum kuruluşunun boyunu aşan şeyler bunlar. Sinop’ta ticaret odası var. Sosyal müdürlükler var. Devlet var yani. Biz fakirimize gıda, kömür olmaya çalışıyoruz.

EK : Son söz olarak okurlarımıza söylemek istediklerinizi alabilir miyiz?

SS : Öncelikle Yeşil Mavi Karadeniz Gazetesi ve Sinop Dergisi’ne teşekkür ederim. Nermin Hanım takdir ettiğimiz bir kardeşimiz. İyi mücadele ediyor. Hemşehrilerimize derneklerine, federasyonlarına sahip çıkmalarını istiyoruz. Öğrencilerimizden başarılı olmalarını, kurumlarımızda eksiklik gören kardeşlerimizden bu eksiklikleri bizzat bize ulaşarak anlatmalarını isteyeceğiz. Herkese bol kazanç, sağlık sıhhat bereket diliyoruz.

Sanayici Ramazan Ulu ile Dobra Dobra !

0

Dernekçilik yapmak kolay bir iş değildir. Hele ki dernekçilik yaparken bir yandan da başarılı ve saygın bir iş adamı olmak hiç kolay değildir. Ramazan Ulu ikisini birden başarılı ile yapan bir işadamımız. Türkiye’nin perakendecilikde en ön sıralarında yer alan Snowy Marketler Zinciri Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Ulu ile bakkal dükkanından başlayarak bugün marketler zincirine uzanan iş yaşantısı, sektörel sorunları, dernekçilik geçmişi ve Sinoplular’ın durumu hakkında konuştuk. Biz sorduk, Ramazan Ulu açık yüreklilikle bizleri cevaplandırdı.

Ercan Küçük (EK) : İlk olarak soralım. Ramazan Ulu kimdir?
Ramazan Ulu (RU) : Öncelikle yeni çıkacak sayınızda benimle röportaj yapıp bana yer ayırdığınız için, şahsınızda size ve İmtiyaz sahibi Nermin Hanım’a teşekkür ediyorum. 1956 Sinop Boyabat doğumluyum. İlk orta ve lise öğrenimimi Boyabat’ta, üniversite öğrenimimi de İstanbul’da yaptım. 1979-1984 yılları arasında öğretmenlik yaptım. 1985’ten beri de gıda sektöründe ticari hayatıma devam ediyorum.
EK : Öğretmenliği neden bıraktınız?

RU : Aslında öğretmenliği çok seviyordum. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan da çok sayıda takdir ve teşekkür belgeleri aldım. Eşim de benim gibi öğretmendi. Ancak 11 yaşındayken babamı, öğretmenliğimin 3. Yılında da annemi kaybettim. Kardeşlerin en büyüğüydüm. Kardeşlerime eşim annelik, ben babalık yapmak zorunda olduğum için çok sevdiğim öğretmenlik mesleğinden feragat ettim. İstanbul’a beş parasız geldik. Evimizin altındaki bir bakkalı borçla satın aldık. Öylelikle 1986’da ticaret hayatına atılmış olduk.
EK : Bakkaldan sonra perakende sektöründeki atılım sürecinizi anlatır mısınız?

RU : 1986 yıllarında Türkiye’de perakende daha yeni yeni oluşuyordu. O yıllarda bölgenin biraz daha büyük bakkalları daha revaçtaydı. Perakende sektörünün yarınlarını inceleyebilmek için ben şahsen defalarca Avrupa’nın birçok ülkesine giderek incelemelerde bulundum. Tabi 26 yıldan bahsediyoruz. Zikzaklı ve sıkıntılı geçen yıllarımız oldu. Bu süreçte Nestle, Mis Süt, Vatan Yağları gibi ürünlerin distribitörlüğünü, bayiliğini yaptık. Arzuladığımız işi toptancılıkta bulamadık. Bir dönem perakendeciliğe ara verip üreticiliğe de soyunduk. Sonra kardeşlerimizle beraber tekrar perakendeciliğe geri döndük. Perakende Türkiye’de zor bir sektör. Ürün gamınız çok yüksek. Biz şuan 15 bine yakın ürün satıyoruz. Bu kadar ürünün temini, merkez depoya çekimi, lojistiği, dağıtım ve tüketiciye sunumu çok da kolay olmasa gerek. Çok şükür 26 yıldır alnımızın akıyla, dürüst kimliğimizle ekmeğimizi arıyoruz.
EK : İSMAR geçmişinizden bahseder misiniz?

RU : İstanbul Marketçiler Birliğinin kısa adıdır. 90’lı yıllarda özellikle İstanbul’da birazcık daha perakende de söz sahibi olan marketlerin bir araya gelerek oluşturduğu bir gruptur. Bu birliktelik başta çok da iyi gidiyordu. Ancak yanlış yönetimden, yanlış işler yapılmasından ötürü çok da uzun sürmedi. Biz de o grubun içerisinden yarınlarda zararlı çıkacağımıza inandığımızdan ayrıldık. Sonra da dağıldı. Bir arkadaşımız şirketi aldı, İstanbul çapında devam ettiriyor.
EK : Şuanda kaç mağazanız var? İstanbul Anadolu yakasında pek mağaza açma taraftarı olmamanızın nedeni nedir?

RU : Çok mağaza açmak çok kolay. Ama mağazayı işletmek, yarınlara taşımak zor. Bir dönem çok mağazamız vardı. Mevcut mağazalarımızın gerçek potansiyeline kavuşmasını sağlamak yeni mağaza açmaktan daha doğrudur. Bizim Anadolu yakasında 6, Avrupa yakasında 9 olmak üzere 15 mağazamız var. 6000 m2 lik lojistik merkezimiz, 1000m2lik merkez ofisimiz, 600’e yakın çalışanımız var. Bu işi Türkiye’nin ekonomik koşullarında çok kolay değil. Biz şuan altyapımız, ekonomik gücümüz, piyasada olan kredimizle her ay bir mağaza açabiliriz. Ancak eğer ben eşimle dostumla merhaba diyecek zamanı ayıramayacak, akrabalarımın cenazesinde, düğününde olamayacaksam çok mağazanın bana getirisi olmaz. Her yıl 3 mağaza açma hedefimiz var. 2012’de 2 mağazamızı açtık. Merkez ofisimizi eski yerinden daha büyük bir yere taşıdık.
EK : Peki yurtdışına açılmayı düşünüyor musunuz?

RU : Şuan için değil. Ama il dışına açılacağız. Sinop merkez ve Boyabat’ta 2 alışveriş merkezini hayata geçirmeyi planlıyoruz. Hatta şuan birisinin inşaatına başladık. Ama Boyabat bize yeterli değil. Eğer orada bir lojistik merkezi kuracaksak, bölge müdürlüğü oluşturacaksak bir tane de Sinop’a açmamız gerekir. Sinop’taki arayışlarımız sürüyor. Biz önce ülke için tamamlayıp sonra yurt dışına açılmayı doğru buluyoruz.

AVM’ler şehir dışına taşınmalı

EK : AVMlerin şehir dışına taşınması çok tartışılıyor. Sizce AVMler şehir dışına taşınmalı mı?

RU : Biz taşınsın istiyoruz. Hatta bununla alakalı İstanbul Perakendeciler Derneği (PERDER) miz var. Taşınmasını öteden beri istiyoruz. Çünkü İstanbul’daki karmaşayı hep birlikte görüyoruz. Bunlar ulusal güçler. Yerli yatırımcının, yerli sermayenin bunlarla rekabet etme gücü yok. Bunların bir an evvel yasası çıkartılarak şehir dışına taşınması gerektiğine inanıyoruz. Bunun dışında bizim gibi yerel firmaların da yasal düzenleme yapılarak kendi içlerinde bir mesafesinin olması gerekiyor. Düşünün benim Kağıthane’de bir şubem var. Hemen yanı başına gelip birileri daha açabiliyor. Bunun bir yasaya bağlı olarak 500 m den daha yakın bir mesafeye açılamaz gibi belli düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Zaten bizim PERDER olarak kurulmaktaki amacımız buydu. Aksi taktirde yıllardır verdiğimiz emeklerimi, yatırımlarımız boşa gidecek. Bir gün iflas bayrağını çekmek zorunda kalacağız. Yılda en az 20-25 şubeli çok marketin battığını görüyoruz.

EK : Halkımız kalitesine bakmadan nerde ucuz varsa onu alıyor. Bu da merdiven altı diye tabir ettiğimiz üretimi yükseltiyor. PERDER olarak bu merdiven altı üreticiler yönelik meclise bir yasa tasarısı önerisinde bulundunuz mu?

RU : Bulunduk tabi. Türkiye’de gıdayı ilgilendiren bir bakanlık yoktu. Bizim bu tür çalışmalarımız sayesinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kuruldu. Biz her gün bu konuyu konuşuyoruz. Öyle marketler, öyle büfeler var ki ne idiğü belirsiz ürünler satıyorlar. Bu insan sağlığına zarar veriyor. Biz denetimlerin sıklaşmasını istiyoruz.

EK : Ürünlerinizin lojistik taşınımında tarladan müşteriye kadarki sürede yaşadığınız sıkıntılar var mı?

RU : Var tabi olmaz mı? Dışarıdan davulun sesi hoş geliyor. Bize çok para kazanıyorlar diyorlar. Dışarıdan göründüğü gibi çok da düzgün gitmiyor, sıkıntılarımız var. Birgün Bayrampaşa sebze ve meyve halini gezmenizi rica ederim. Antalya’dan Mersinden, Adana’dan malı yüklüyorlar. Yazın temmuz ağustos sıcağında 10-12 saatte buraya geliyor. Onu burada buzhaneye atıyorlar. Satın almacılarımız gece 4te 5te bu malları alıyor. Getiriyoruz, mağazalarda teşhire açıyoruz. %30 fireyle satıyoruz. Sonra medya bas bas bağırıyor. Domates Antalya’da 1 TL, İstanbul’da neden 3 TL diye. Biz %30-%25 in altına fire oranlarımızı indiremedik. Son yasayla artık perakendeciler de gidip hale ürünü sokmadan tarladan alıp, satışa sunabilecek.

EK : Peki bunu yaparken lojistiğe ait araçlarınızda büyümeye gidecek misiniz?

RU : Zorunlusunuz. Yatırım yapacaksınız. Soğuk zincirler kuracaksınız. İstanbul’daki semt pazarlarının durumu ortada. Kokudan giremezsiniz.
YMK : Bu çıkacak yasayla fiyatlarda indirim görülecek mi? RU : Nispeten katkısı olacaktır. Düşünün kabzımala kar payı veriyordum. Tarladan alıyor, getiriyordu. Bunlar hep maliyetti. Şimdi ben alıp tüketiciye sunacağım. Maliyetlerim azaldı. Zaten bu yıl fiyatlara bu azalma yansıdı.

Siyaseti sevmiyorum
EK : Ramazan Ulu olarak geçmişte bir siyasi deneyiminiz oldu mu? İleri de siyasete atılmayı düşünüyor musunuz?

RU : Hayır, böyle bir girişimim de olmadı, beklentim de yok. Siyasetçilere saygı duyuyorum mama siyaseti sevmiyorum. Bir dönem Sinoplular camiası beni siyasetin içinde görmek istediler. Ama bu rica beni hiç hoşnut etmedi. Geçmiş yıllarda bir siyasi parti genel başkanının ricasıyla milletvekilliği için adaylığım söz konusuydu. ancak sözünde durmadıkları için adayların basına duyurulacağı gece adaylıktan vazgeçtim. Dolayısıyla ilk denemem orada bitmiş oldu. Dernekçiliğin içinde olduğum için bir çok siyasi parti genel başkanını ağırladım. Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal, Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Cem Uzan, Erkan Mumcu davetlerimize icabet ettiler. Ama bizim bünyemizdeki bazı arkadaşlar bize siyasi damgayı vurdular. Ramazan Ulu Ak Parti,CHP’li, DYP’li, Genç Partili dediler. Biz bunları toplumu siyasetin içine katmak için yaptık. Bu da Ramazan Ulu siyasetle ilgilendi diyenlere cevap olsun.

EK : Dernekçilik geçmişinizden bahsedelim birazda. SİNDEF Genel Başkanlığı yaptınız. Halen Onursal Başkanısınız. Bir dönem daha aday gösterildiniz, sonra vazgeçtiniz. Bir kırgınlık mı oluştu?

RU : Dernekçilik hayatıma Sinop İli ve İlçeleri Seyit Bilal Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanlığı ile başladım. Sonra İstanbul Sinoplular Birliği Genel Başkanlığı yaptım. Avrupa Birliği uyum yasalarıyla değişen medeni kanunda köy derneklerinin de federasyonlaşması yasalaştı. SİNDEF te Türkiye’de bu kapsamda kurulan 2.federasyon. Sonrasında SİNDEF Genel Başkanlığı yaptım. Ama hiçbir zaman hiçbir göreve aday olmadım, hep aday gösterildim, göreve itildim. Benim genel başkanlığım döneminde genel sekreterliğimi yapan Av. Timuçin Oğuz’u kendi adayım olarak gösterdim ve seçilmesini sağladım. O günden beri bu işi yürütmeye çalışıyor. Bence yanlış yürütüyor. En çok eleştirenlerin başında da ben geliyorum. SİNDEF çok kötü durumda, bizim bıraktığımızın %1 i gibi bile değil. Ama bu yarınlarda tekrar bu işin başına geçeceğim diye bir şey yok. Ben dernekler içindeki güzel projelere dışarıdan maddi manevi yardım ederek dernekçiliğe devam ediyorum. Dernekçiliği bıraktıktan sonra işimde büyük bir hareketlilik oluştu.
EK : SİNDEF varken şimdi Anadolu yakasında Tüm Sinop Dernekler Federasyonu (TÜSİDEF) kuruldu. Sinoplular arasında çift başlılık mı oluştu? Siz neler düşünüyorsunuz?

RU : Sinoplular bütünleşeceğine bölünüyorlar. Bölünmeye neden olan da SİNDEF’tir. SİNDEF’in bu durumuna çok üzülüyorum. SİNDEF mevcut genel başkanın ilk dönemi haricinde tamamen Sinop camiasına zarar vermiş, Sinoplular’ın bölünmesine neden olmuştur. Bunu da mevcut başkan ve yanındaki birkaç adamı yapmışlardır. Bugün benim bıraktığım federasyon yoktur. Bu boşluktan faydalanıp Avrupa yakasında bir platform çalışması yapılması, Anadolu yakasında bir federasyon kurulması ve onun başına farklı bir partiden birinin geçmesi, SİYAD’ın bu çalışmalar karşısında zayıf duruşu Sinoplular’ı neler oluyor diye düşündürmektedir. Uzun zamandır ben bu işlerin dışında duruyordum. Ama bundan sonra benimle beraber hareket eden arkadaşlarımın emeklerine sahip çıkmak için, kendi menfaatleri için çalışma yapan arkadaşlara dur demek için bu çalışmaların içinde olacağımızı da sizin vasıtanızla bildirelim. Ben dernekçiliği çok seviyorum ancak dernekler siyasete alet edilmemelidir. Derneklerde siyasetçiler olmalı ama başlarında olmamalıdırlar. Bugün SİNDEF’in başında AK Partili, TÜSİDEF’in başında CHP’li bir başkan var. Bu arkadaşlarımız siyaset yapsınlar ama kurumların başında olmamalıdırlar. Bizim dönemimizde federasyona kazandırılan edinimler nerede? İnsan kaynağımız yok, bir elin parmağını geçmez işadamlarımız ama 2 tane işadamları derneğimiz var. Buradan her 2 federasyonumuz, SİYAD yöneticilerimiz ve platformdaki arkadaşlarımıza sesleniyorum. Akıllarını başlarına alsınlar, otursun düşünsünler biz ne yapıyoruz diye. Yeniden birbirimize sarılalım desinler.

Termik santrale karşıyım
EK : Sinop’ta termik santral, nükleer santral kurulacak. Halkın buna büyük tepkisi var. Siz ne düşünüyorsunuz?

RU : Sinop’a termik santral yapılmamalıdır. Sinop tamamen eğitim ve turizm kenti olmalıdır. Biz nükleeri savunan, savunmayan 2 bilim adamıyla binlerce Sinoplu’nun katıldığı bir tartışma programı düzenledik. Federasyon meclisimizde toplandık ve oyladık. Herkes Sinop’a nükleer santral yapılmamalı dedi. İstanbul’dan 15-20 otobüs üyemizle Sinop’ta düzenlenen mitinge katıldık. Ama Sinop’ta yaşayan halkımız nükleere duyarsız kaldı. Bugün Sinop’ta nükleer santral yapılacak, kaçışı yok. Ben nükleere eveti termik santrale hayır diyorum. Şuanda SİNDEF’in bu konuda çalışması yok, yapamazlar. Çünkü cesaretleri yok. SİNDEF Genel Başkanı Ak Parti İstanbul İl yöneticisidir, yetkileri var. Yerel yönetimlerde hemşehrilerimiz var. Alsınlar her belediyeden 2 otobüs, Sinop’a gidelim hayır diyelim. En önde ben olurum. Hodri meydan! Bunların amaçları kişisel çıkarlarıdır. Açık konuşuyorum yalan söylüyorlar! Şuan Sinoplular birbirlerine kırgınlar. Hergün bir federasyon söylentisi çıkıyor. Çok mu işadamımız var da sanki 2 işadamı derneğimiz var. Bu neyin kavgası anlamıyorum? Birine gitsek diğeri kırılıyor, diğerine gitsek öbürü. En iyisi hiç birine gitmemek.

Emeklere yazık ediliyor
EK : Benimle beraber yürüyen yol arkadaşımla bu sorunları çözeceğiz dediniz. Bunu nasıl yapacaksınız? Yeni bir oluşum mu geliyor?

RU : Bu arkadaşlarımızın emeklerine yazık oldu. Bu arkadaşlarımız birliktelik için çaba sarf etti ve hiçbir siyasi ve ekonomik beklentileri yoktu. Samimi ve dürüsttüler. Bu işi Allah rızası için yaptılar, zaman ve para harcadılar. O grup gitti, yerine başka bir grup geldi. Dinlemedikleri gibi siz bir kenara çıkın biz kafamızdakileri yapalım dediler. Sinoplu’yu birbirine küstürmek için ellerinden geleni yaptılar. Eskiden susuyorduk ama artık basın yoluyla bağıracağız. Şuanki kurumlarımızın hepsi milletvekillerimizle küsler. Eğer beni parlamentoya gönderin diyorlarsa gelsinler biz gereken desteği verelim. Ama Sinoplu’yu birbirine küstürmesinler. Sinoplular buna layık değiller.
EK : Bize değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.