Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 14

İstanbul’da belediyeler arasında kütüphane yarışı: Kim daha başarılı?

0

Türkiye yerel seçimler atmosferine her geçen gün daha da yaklaşıyor. Henüz adaylar dahi belli olmamasına rağmen büyükşehirler dışında kalan seçim bölgelerinde tutulan tutulamayan sözler, yapılamayan projeler ve 2024 sonrası için verilecek vaatler öne çıkacak. Öne çıkacak başlıklardan birisi de belediyelerin kültür sanat faaliyetleri olacak.

BERAT KARAASLAN

Genç nüfusu yoğun olan İstanbul’da en büyük ihtiyaçların başında kütüphane hizmetleri geliyor. Kitap fiyatlarının artmasıyla özellikle öğrencilerin kitap almakta zorlanması ve ders çalışma alanları olması nedeniyle kütüphaneler öğrenciler açısından büyük fayda sağlıyor. Röportajlık olarak yerel seçimlerde gözlerin çevrildiği merkez şehir olarak İstanbul’a mercek tuttuk. Yıllardır AK Parti ve CHP’nin kaleleri olarak bilinen ilçe belediyelerini inceledik. Belediyelerin kütüphane hizmetlerini belediyelerin internet sitelerindeki verilerle karşılaştırdık. Baz aldığımız ilçelerdeki İlçe Belediyelerinin yaptığı kütüphaneleri kapsıyor.

AK PARTİLİ BELEDİYELERDE KÜTÜPHANE CENNETİ
Araştırmamızda AK Partili belediyelerdeki kütüphane sayısı dikkat çekti. Seçtiğimiz belediyeleri 2014’ten beri AK Parti yönetiyor. Bunların arasında 740.069 nüfusu ile en kabalık ilçelerden Bağcılar’da 26 kütüphane bulunuyor.
Örnek olarak seçtiğimiz AK Partili Belediyelerdeki kütüphane sayıları şöyle:
Bağcılar 26 kütüphane
Sancaktepe 25 kütüphane
Fatih 12 kütüphane
Esenler 12 kütüphane
Bayrampaşa 11 kütüphane
Zeytinburnu 6 Kütüphane

SOSYAL BELEDİYECİLİK SINIFTA KALDI

Aynı araştırmayı son 10 yılda CHP tarafından yönetilen belediyeler üzerinde yaptığımızda ise durum değişiyor. Sosyal belediyecilik CHP’li belediyelerde çift haneli kütüphane sayısına ulaşan tek ilçe Beylikdüzü İlçesi.
CHP’nin yönettiği ilçe belediyelerinin durumu ise şöyle:
Beylikdüzü 20 kütüphane
Kadıköy 7 kütüphane
Kartal 7 kütüphane
Maltepe 5 kütüphane
Beşiktaş 2 kütüphane

DURUMU İBB KURTARIYOR

İstanbul’daki CHP’li belediyelerin durumunun aksine CHP’nin yönettiği İBB’de durum tam tersi denebilir. İBB sitesinde yer alan verilere göre İBB’ye bağlı 53 kütüphane var. Ekrem İmamoğlu, Belediye’yi devraldığında bu sayı 20 idi. Ekrem İmamoğlu yönetiminde buna 33 kütüphane eklendi.

16 milyon için çalışıyorlar ama 16 bin TL maaş alamıyorlar

0

Pandemi, deprem ve seçim gibi olaylar sonrasında, AKP’nin uyguladığı ekonomik politikalar, Türkiye genelinde emekçilerin hayatlarını sürdürmelerini neredeyse imkânsız hale getirdi. Bu politikaların en derin etkisi, ekonomik krizin en ağırlıklı hissedildiği şehirlerden biri olan İstanbul’da belirgin bir şekilde görülüyor.

İstanbul, göz alıcı güzellikleri ve zenginlikleri ile bilinse de ekonomik açıdan çöküş yaşayan emekçi sınıf için adeta bir kıskaç haline geldi. Uçuk kira ücretleri, artan yaşam maliyetleri ve işsizlik felaketi gibi acımasız gerçekler, İstanbul’da yaşayanların temel ihtiyaçlarını karşılayamayacağı bir karanlık döneme dönüştürdü.

Patronların Ensesindeyiz‘den Merve Güzey’in haberine göre bu karanlık tablo altında ezilenlerden biri belediyelerde çalışan emekçiler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 30 iştiraki altında çalışan 85 bin emekçi, ekonomik sıkıntıların pençesinde çırpınıp duruyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı birçok iştirak, düşük maaşlar, kötü çalışma koşulları, taşeron işçilere yönelik adaletsizlikler ve yetersiz ücret politikaları gibi sorunlarla sıkça gündeme geliyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) hemen hemen tüm hizmetlerinde yankı uyandıran sloganı “16 Milyon için Çalışıyoruz”, şüphesiz ki kenti deneyimleyen pek çok kişinin ilgisini çekmiştir. Ancak, bu sloganın ardındaki gerçeklik, şehrin resmi verilere göre 16 milyonluk nüfusu için çalışan İBB emekçileri için oldukça acımasız bir tabloyu yansıtıyor.

İBB emekçilerinin çalışma koşulları İstanbul gibi büyük bir şehirde yaşamak için kısıtlayıcı yönler barındırıyor. 2023 yılının ilk 6 ayında asgari ücretin yüzde 55, ikinci 6 ayda ise yüzde 34 artış gösterdiği ve enflasyonun ise katlanarak arttığı bir dönemde, İBB ulaşıma ilk 6 ayda yüzde 30, ikinci 6 ayda ise yüzde 51 oranında zam yansıttı. Asgari ücret artışının hemen ardından ulaşıma alınan bu zam kararı, aynı hız ve ciddiyetle belediye çalışanları için alınmadı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “2022 Aralık ayında İstanbul’da dört kişilik bir ailenin yaşam maliyeti tam 27 bin 596 TL. Yani neredeyse dört kişi de en az asgari ücretle çalışmalı ki bunun üzerine çıkabilsin ki böyle bir aile demografisi ülkemizde yok” ifadelerini kullanmışken, belediye çalışanları neredeyse asgari ücrete mahkûm edildi.

İBB işçileri için geçinmek daha da zorlaşıyor

Sendikalar ile İBB yetkilileri arasındaki Toplu İş Sözleşmesi (TİS) müzakereleri ya sonuçlanmıyor ya da olumsuz bir şekilde sonuçlanıyor. Belediye işçileri zam talebinde bulunurken, belediye yönetimi tarafından sunulan zam teklifleri, enflasyonun çok altında kaldı.

Genel durumda, ulaşım ücretlerine bir gecede yüksek oranda zam yapan belediye, “Açlık Sınırı 27 bin TL” şeklinde komik açıklamalar yapmasına rağmen, kendi işçilerine kendi açlık sınırının altında ücretler verdi.

Aylardır bir sonuca ulaştırılamayan, sümen altı edilen zam talepleri yok sayılıyor, belediye işçileri sefalete mahkûm ediliyor.

İBB çalışanlarının içinde bulunduğu çetin durum apaçık ortada. Gece gündüz demeden çalıştırılan işçiler kiralarını, mutfak masraflarını, çocuklarının eğitim giderlerini ve zorunlu yaşam ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor hatta ve hatta artık geçinemez hale geldi.

‘Kemer sıkmak istemiyoruz, insanca bir ücret istiyoruz’

2023 yılı Şubat ayı itibarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraklerinde yapılan TİS görüşmeleri olumlu sonuçlanmadı ve işçiler belediye önlerine grev kararları almaya başladı. İşçiler hak taleplerini net ve kararlı bir şekilde ifade etti:

– İnsanca yaşayacak bir ücret için tüm ücretler iyileştirilmelidir.

– Belediye şirket işçilerine uygulanan ayrımcılık son bulmalıdır.

– Kadro ve ilave tediye haklarımız derhal verilmelidir.

Belediyede çalışan işçilerin bu talepleri yetkililere sorulduğunda, “Sendikalar arasındaki yetki davalarının sürdüğü” yönünde savunma yapıldı. Ancak, sendikaların yetki davalarının Şubat itibarıyla kesinleştiği, Genel-İş, Belediye-İş ve Hizmet-İş’e yetki verildiği; İBB ile sendikaların görüşmelerinde ise bir sonuç alınamadığı net bir şekilde anlaşıldı. İBB Meclisi Grup Sözcüsü Mesut Kösedağı ise, “Bu iş bırakma sadece İBB’de uygulanmamıştır. Sendikaların bağlı olduğu bütün işverenlerin olduğu yerlerde uygulanıyor” şeklinde savunma yaptı.

‘Ayın ortasını bile getiremiyoruz’

İBB iştiraklerinde çalışan işçiler, artan enflasyonla metro ve tramvaylarda çalışan 2 bin 500 işçinin aldığı ücretlerin eridiğini belirtiyor. Bu işçilerden 250’sinin aldıkları maaş, yılbaşında yürürlüğe giren asgari ücret olan 8 bin 500 liranın altında kalmış, belediye bu işçilerin maaşını asgari ücrete çekmişti. Demiryolu gibi zor bir sektörde çalışıp mevcut ekonomik şartlarda bu ücretlerle geçinmenin zor olduğunu belirten işçiler, “Yüzlerce arkadaşımız ay ortasını bile getiremiyor” dedi.

2023 yılının ikinci yarısına adım attığımız bu dönemde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraklerinde Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmeleri oldukça kritik bir aşamada seyretmeye devam etti. Ancak, belediyelerin işçilerin talep ettiği zam oranlarını kabul etmemesi, TİS süreçlerinin sonlanmasını engelliyordu.

Asgari ücrete yapılan zam oranlarının henüz işçilere yansımamış olduğu bir dönemde, Temmuz ayında gerçekleşen ikinci zam, iştiraklerde çalışan işçilerin maaşlarını asgari ücret seviyelerine düşürdü. Kötü çalışma koşulları ve taşeronluk sorunları da eklenince, belediye çalışanları yaşayamaz hale geldi. Bu şartlar altında birçok iştirak sırasıyla grev kararı almak zorunda kaldı.

İkinci 6 aylık dönemde Boğaziçi AŞ, İSPER AŞ, İSTAÇ AŞ, İSPARK, İSBAK, BELBİM ve İSTON AŞ gibi birçok iştirakin Toplu İş Sözleşmesi (TİS) süreci sonlanmaması ve taleplerin karşılanmaması işçiler arasındaki öfkeyi giderek artırarak belediye patronlarına karşı tepkileri yükseltti.

Görkemli törenin arkasında işçileri memnun eden bir karar yok

İBB Boğaziçi AŞ, Kültür AŞ ve Ulaşım AŞ’de de örgütlü olan DİSK Genel-İş, eşitlik ve insanca ücret için 11 Temmuz’da ülke çapında 1 günlük iş bırakma kararı açıkladı. Sendika, görüşmelerin devam ettiği TİS’lerde insanca ücret teklif edilmesini; diğer işyerlerinde ise ek protokol talep etti.

İBB’nin işçilerle anlaşamaması üzerine sendikaya bağlı işçiler 11 Temmuz’da greve çıkma kararı aldı. Ardından 31 Temmuz’da İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Metro AŞ’deki TİS sürecinde uzlaşılamadı, 625 işçisi de demiryolu işçisi grev kararı aldı.

İzmir’deki metro işçilerinin grev kararının ardından kentte hayatın durması ile İBB Belediye Yönetimi Boğaziçi Yönetim AŞ ile olan TİS sürecini hızlandırdı ve 4 Ağustos’ta görkemli bir törenle ile TİS imzalandı. Ancak o görkemli törenin arkasında işçileri memnun eden bir karar yoktu.

Boğaziçi AŞ ile DİSK Genel-İş arasında imzalanan toplu iş sözleşmesine göre çalışanlar ilk 6 ay en düşük 19.670 TL, ikinci 6 ay ise 24.476 TL brüt maaş alacak. Bir ailenin yaşam maliyeti 38 bin TL’yi geçmişken ilk 6 ay yüzde 45, ikinci 6 ay yüzde 20 maaş zammı kararı ise işçilerin yaşam koşullarını iyileştirmeye yetmiyor. Aynı sözleşmede mesai saatlerinin 45 saatten 40 saate indirilmesi ise, emsal teşkil edebilecek bir karar olmasına rağmen bu kazanımın hayata geçme tarihi Mart 2024 olarak belirlendi.

Ağaç AŞ direnişi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir diğer iştiraki Ağaç AŞ’de de durum farklı değildi. DİSK’e bağlı Birleşik Tarım-Orman Sendikası (BTO-SEN) üyeleri, ücretlerinin iyileştirilmesi talebiyle Ağustos ayı itibariyle Saraçhane’de bulunan İBB binası önünde toplanmaya başladı. İşçiler, 14 Ağustos’ta Saraçhane önünde direnişlerine başlayarak taleplerini dile getirdi. İşçiler, süresiz eylem kararı alarak İBB’nin Boğaziçi AŞ ile imzaladığı sözleşmedeki haklarına dahil edilme talebinde bulundu.

Ağaç AŞ işçileri, İstanbul’da park, bahçe, sahil, yol kenarları gibi birçok yerin temizliğini ve bakımını gerçekleştirmekte ve asgari ücretin yılda iki kez belirlendiği süreçte en az üç ay boyunca asgari ücretle çalıştıklarını ifade etti. Temmuzda belirlenen asgari ücret artışından sonra, ücretlerinden yol ve yemek giderleri düşürüldüğünde asgari ücretin altında kaldığını belirtildi.

‘Örgütlenmekten başka kurtuluşumuz yok’

Direnişe katılan işçilerden biri “En ağır işi biz yapıyoruz en düşük ücreti biz alıyoruz. Hemen hemen her işi bize yaptırıyorlar. Yazın sıcak havalarda kavruluyoruz kışın soğuk havalarda donuyoruz. Yeterli önlemler alınmadan sahada bulunuyoruz. Yeterli ekipmanlarımız yok. Yılda bir kere saha ekipmanları alıyoruz parçalana kadar kullanmak zorunda kalıyoruz. Çocuklarımız ve ailelerimiz için direnmek zorundaydık. Geçinemiyorduk. Örgütlenmekten başka kurtuluşumuz yoktu! İşten atılma tehditlerine rağmen direnmeye devam ettik. Aksi halde hayatımıza devam ettiremezdik” dedi.

Ağaç AŞ’nin 14 Ağustos’ta eşit ücret ve yan haklar talebiyle Saraçhane’de başlattığı direniş 8. günde kazanımla sonuçlandı. Ücret zammının yanında ilk kez yan haklar kazanıldı!

‘Kazanım, bizlere cesaret verdi!’

Ağaç AŞ işçisi kazandıkları mücadeleyi şöyle değerlendirdi: ”8 günlük kararlı direnişin ardından net ücretimiz 20 bin TL oldu! Bu ücret hala İstanbul’da yaşam standartlarının oldukça altında olsa da bu direniş bize şunu gösterdi: Yan yana geldiğimiz sürece, bize dayatılan koşulları kabul etmek zorunda değiliz. Bu kazanım bize cesaret verdi!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İSTON ve İSBAK’ta Belediye-İş sendikası, uzun süren mücadele sonucunda 3 yıl süren yetki davasını kazanarak bu iki şirkette Şubat ayında yeniden yetki sahibi oldu. Ancak, bu kazanım sonrasında İBB yetkilileri ile yapılan TİS görüşmeleri Mayıs ayında başladı. Ancak, İBB yetkilileriyle yapılan müzakereler sonuçsuz kaldı. Türk-İş’e bağlı Belediye-İş Sendikası, belediye iştiraklerinden İSTON AŞ, İSBAK AŞ ve BİMTAŞ’ta anlaşma sağlanamaması nedeniyle 21 Eylül Perşembe günü grev ilan edeceklerini açıkladı.

Grevden bir gün önce, İBB ve Belediye-İş yönetimi arasında gece saatlerinde beklenmedik bir şekilde TİS imzalandı. Bu imza ile iştirak şirketlerinde çalışan işçilerin 12 bin liralık ücretlerine yapılacak zammın toplu iş sözleşmesinde yüzde 60 olarak belirlendiği öğrenildi. Belediyeye bağlı şirketlerde sendikaya üye olan İBB işçileri, talep ettikleri hakların karşılanmadığı ve kendilerinden habersiz bir şekilde sözleşme imzalandığı gerekçesiyle Belediye-İş’in Fatih’teki İstanbul Şube Başkanlığı binasının önünde eylem gerçekleştirdiler.

‘Sefalet ücretine mahkûm edildik’

İSBAK ve İSTON işçileri süreci şöyle anlattı:

Perşembe günü grev kararı açıklanmasını beklerken sabahın erken saatlerinde TİS’in imzalandığını öğrendik. Bizlere sorulmadan TİS imzalandı. 3,5 yıldır sadece enflasyon farkını alıyoruz. Bizlere sendika tarafından insanca bir maaş vaat edildi ancak sefalet ücretine mahkûm edildik. Kapalı kapılar arkasında belediye patronları ile anlaştılar, sendika bir gecede bizleri sattı.

Sendikaya olan tepkiler giderek artıyordu. TİS’i kabul etmeyen işçiler, sendika binası önünde protesto eylemlerine devam ederken, Belediye-İş, çözümü sendikayı ablukaya alarak ve kepenkleri indirerek buldu. Belediye-İş ise yaptığı açıklamada, olayların provokasyon olduğunu belirterek İBB ile oturulan masada yüzde 90 oranında zam konusunda anlaşıldığını açıkladı.

Peki gerçekler ne?

İşçilerse ”Bizlere yüzde 90 net zamma imza atıldı denildi. Ancak bu ücret Eylül ayı maaşlarımıza brüt üzerinden yansıdı. Geriye dönük ödemelerimizde hak gaspına uğradık, 20 bin seyyanen ödenek ile 6 aylık emeğimizin üzerine çöktüler. 3 seneden fazladır düşük ücretlerle sömürülüyor, mobbinge uğruyoruz. Tek isteğimiz insanca bir yaşam olmasına rağmen provokatör ilan edildik” diyerek zam açıklamasının arkasında yatan gerçekleri aktardı.

Ağustos ayında TİS sürecini tamamlayan İSPER, BELBİM, MEDYA AŞ ve diğer iştiraklerde durum çok farklı değildi. Görüş aldığımız işçiler belediye sürecini kesin bir dille özetledi.

‘Zorluklar karşısında muhatap bulamıyoruz’

İSPER işçileri çalışma koşullarını şöyle anlattı:

İşyerlerinde yaşadığımız zorlu çalışma koşulları, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte daha da ağırlaştı. Görev tanımlarımız dışında işler veriliyor. Karşılaştığımız mağduriyetlerin nedenini anlayamıyor ve yaşadığımız zorluklar karşısında muhatap bulamıyoruz. Enflasyon koşullarına göre zamlar alıyoruz deniyor ama bu, haberlerde yansıtılan şekilde değil. Maaşlar zamanında yatırılmıyor ya da eksik yatırılıyor. Temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için maaşlarımız yetersiz geliyor. Kiralar, faturalar, market alışverişi derken üstüne bir de İBB’nin ulaşım zammı ekleniyor. Maaşlarımıza yapılan ek zamları kâr amacı güderek eksiksiz yansıtıyorlar. Robot gibi yaşamaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Uyuyoruz, uyanıyoruz, işe gidiyoruz ve paramız yettiğinde belki bir kahve içebiliyoruz.”

‘Masada birileri zengin olurken bizler, vergiler ve borçlar altında ezildik’

Seçimler yaklaştıkça işyerlerinde mobbingin arttığını vurgulayan işçiler şunları söyledi:

Haklarımızı savunduğumuzda ya da olması gereken bir durumu izah ettiğimizde üstümüze kapıyı gösteriyorlar. İşçinin emeği hiçe sayılıyor. Kapıda bekleyen insanlar olduğu düşüncesiyle ‘sosyal belediyecilik’ iddiasından çıkıp tam bir patron gibi davranıyorlar. Toplu İş Sözleşmesi sürecimiz bütün işçiler olarak kâbus gibi geçti. Masaya ilk kez Nisan’da oturuldu ve Eylül’de anlaşmaya varıldı. Ancak anlaşma işçilerin mutlu olduğu şekilde sonlanmadı. Bizler maaşımıza zam alamazken aylarca her şeyin fiyatı arttı ve masada birileri zengin olurken, vergiler ve borçlar altında ezildik. Geriye dönük ücretleri Kasım ayına giriyoruz ve hâlâ alamadık. Yoksullukla burun buruna çalışan belediye emekçileri her geçen gün daha da borçlar altında ezilmeye mecbur bırakılıyor. Bizden kesilecek her şeyi çok güzel planlayıp kesiyorlar ancak emeğinin değerini vermek olunca kimseyi bulamıyoruz.”

‘Sefalet ücretlerine ve baskıya karşı birleşme zamanı gelmiştir’

Patronların Ensesindeyiz Belediye Emekçileri Dayanışma Ağı belediye işçilerinin gittikçe artan hayat pahalılığı ve çalışma koşullarının kötülüğe karşı mücadele çağrısında bulundu:

Belediye emekçileri bu sefalet ücretlere, mobbinglere, uzun saat çalışmalarına karşı bir araya gelmeli ve örgütlenmelidir. Haklarımızı savunmak için birlikte mücadele etmeli ve çalışma koşullarımızı iyileştirmek için taleplerimizi yükseltmeliyiz. Emeğimizin karşılığını almalı, insanca yaşam koşullarına ulaşmalıyız. Birleştiğimizde güçlenir, haklarımızı savunabilir ve değiştirmek için adımlar atabiliriz. Bu mücadelede yan yana gelmeli, dayanışma içinde olmalı ve birlikte hareket etmeliyiz. Sefalet ücretlerine ve baskıya karşı birleşme zamanı gelmiştir!

Sağlığın merkezi bağırsaklar

0

SAĞLIĞIMIZIN MERKEZİ ve SAĞLIKLI KİLODA OLMANIN İLK BASAMAĞI BULUNDU!

 İNCE VE KALIN DİYE AYRILAN BAĞIRSAKLAR 

Hatta artık 2.BEYİN kabul edilen BAĞIRSAKLAR!

Neden mi?

Öncelikle temelden başlayalım.

İnsan hayatta kalmak için beslenmek zorunda. Çünkü hayatı son bulana kadar yaşamını sürdüren dokuları ve organları; kendilerine gerekli besinleri alıp onlardan gelen enerji ve görevlerini yerine getirmelerini sağlayan besin öğeleri sayesinde yaşayabiliyorlar.

Yani yediğimiz yemekleri; bize enerji sağlasın ve sindirim sisteminde parçalayıp ihtiyacı olan hücreye, dokuya ve organa gerekli olan makro ve mikro besin ögesini karşılasın diye tüketiyoruz.

Yani hayatta kalmak, vücudumuzun sorunsuz yaşaması için yemek yemek zorundayız.

Peki bunun için yemek yemek yeterli mi?

Ne yazıkki değil. Ne kadar sağlıklı beslenirseniz beslenin yedikleriniz eğer yeterince sindirilmiyorsa ve emilmesi ile kana karışıp kullanıma geçmiyorsa; yediğimiz yemeklerin hiç bir önemi kalmıyor. Altı delik bir kovaya su koyarsanız, istediğiniz kadar doldurun, olduğu gibi dökülür gider hesabı..

Peki doğru beslendik. Nasıl yediğimizden fayda göreceğiz?

Hemen söylüyorum!

Yediklerimizin %70-80 i bağırsaklardan emiliyor. Yani bağırsaklarımızı iyi çalıştıracağız.

Beyinin dahi enerji ve besin öğesi ihtiyacı bile bagırsaklardan emiliyor.

•Bu nedenle iyi bağırsak iyi beyin ve ruh sağlığı oluyor.

•Bu nedenle tüm vücudun sağlık durumunu belirleyen bağırsaklar 2. Beyin!

•Bu nedenle bağırsaklarımız sağlıklı yapıda ve gerekli bakteri dağılımında değilse vücutta her şey alt üst oluyor.

Mide doluyor, doyuyor ama vücut aç kalıyor, hiç bir organa beklediği besin gitmiyor. Haliyle hastalıklar başlıyor, bağışıklık düşüyor, kilo alma ve toksin oranı artıyor, zayıflama zorlaşıyor, tedaviler aksıyor veya sağlanamıyor, iyileşme gecikiyor veya görülemiyor….

Peki Temel olarak BAĞIRSAKLAR ne işe yarar bakalım:

Bağırsak sağlığı, genel sağlığımızın temel bir parçasıdır. Doğumla beraber anneden geçen bakteriler ve beslenme şeklimizle oluşan bakteriler birlikte bağırsak mikrobiyotasını yani bağırsak sağlığını oluşturur. İyi sağlıklı ve tam bir mikrobiyota bize kusursuz bir sağlık sunar. İyi bir bağırsak sağlığı, vücudun besin emilimi, bağışıklık sistemi, hormonal dengesi ve daha birçok süreç için önemlidir.

  • Besin Emilimi ve Sindirim: Bağırsaklar, vücudun aldığı gıdaları parçalayarak besin maddelerini emmesini sağlar. Sağlıklı bağırsaklar, bu süreci etkili bir şekilde gerçekleştirir.

  • Bağışıklık Sistemi: Bağırsaklar, bağışıklık sisteminin merkezidir. Sağlıklı mikrobiyota, bağışıklık hücrelerini etkili bir şekilde düzenler ve vücudu enfeksiyonlara karşı korur.

  • Enteroendokrin Sistem: Bağırsaklar, hormonların üretildiği ve düzenlendiği bir sistemdir. Bu hormonlar açlık, tokluk ve metabolizma üzerinde etkilidir. Haliyle iyi çalışmayan bağırsak yanlış hormon calışması yapar. Haliyle doğru açlık veya doğru zamanda tokluk hissi yaşanmaz ki bu da kilo alma ve verememe ile sonuçlanır.

  • Toksin ve Atık Yönetimi: Bağırsaklar, vücudu toksinlerden ve atıklardan temizler. Sağlıklı bağırsaklar, toksin birikimini önler. Ama arada kabız, ishal, gaz, ağrı oluyor ise  bağırsak toksin atamaz toksin üretir ve her hastalığın ilk adımı inflamasyon gelişir, artar.

  • Mental Sağlık: Bağırsak ve beyin arasındaki bağlantı giderek netleşiyor. Sağlıklı bağırsaklar, duygusal durumu ve stresi düzenlemeye yardımcıdır.

  • Bağırsak Enflamasyonu: Kronik bağırsak enflamasyonu gibi durumlar, ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Sağlıklı mikrobiyota, bağırsak enflamasyonunu azaltıyor.

  • Obezite ve Metabolik Sorunlar: Bağırsak mikrobiyotasının dengesi, kilo yönetimi ve metabolik sağlık üzerinde önemli bir rol oynar. Bağırsak bozukluğu, obezite riskini artırabilir. Doğru zamanda doyan ve emilim tam olup hücreleri beslenen vücut doğru çalışır, çöp biriktirmez, yani kilo sorunu yaşamaz.

  • Metabolizma Desteği: Bağırsak mikrobiyotası, metabolizma hızını etkiler. Bağırsak bozukluğu, kilo alımına neden olur. Metabolizmayı yavaşlatır.

  • Açlık ve İştah Kontrolü: Bağırsak mikrobiyotası, açlık ve iştahı düzenler. Sağlıksız bağırsak, emilimin yetersiz olup hücrelerin beslenememesi, açlık tokluk hormonlarının salınmasını bozar ve fazla yeme isteğine neden olur.

  • Duygusal Durum: Bağırsak ve beyin arasındaki bağlantı, duygusal durumu etkiler. Sağlıksız bir bağırsak yüzünden mutsuz yorgun veya depresyonda olabilirsiniz! Sağlıklı bağırsaklar, stres ve anksiyeteyle daha iyi başa çıkmanıza yardımcı olur. Oysa iyi çalışmayan bağırsak stres yapar, inflamasyonu arttırır, iyi hissetmemizin önüne geçer.

Bu nedenlerle, bağırsak sağlığınızı tam sağlıklı olma hali ve hatta zayıflama sürecinizin önemli bir parçası olarak düşünmelisiniz.

Peki ne yapmalıyız?

Sağlıklı beslenme, probiyotik ve prebiyotik gıdaların tüketimi ve yeterli su içimi gibi bağırsak sağlığını destekleyen önlemler almak, zayıflama hedeflerinize ulaşmanıza yardımcı olabilir. Bunu içimde bağırsağın kendi yapısını temsil eden ve onun çalışmasını sağlayan Mikrobiyota korunmalıdır.

Nasıl mı?

  • Probiyotik gıdalar: Yoğurt, kefir ve fermente sebzeler gibi probiyotik gıdalar tüketin.

  • Prebiyotik gıdalar: Soğan, sarımsak, muz, kuşkonmaz gibi prebiyotik içeren gıdalar bağırsak florasını besler.

  • Lifli gıdalar: Tam tahıllı ürünler, sebzeler ve meyveler lif içerir ve sağlıklı mikrobiyota için gerekli besinleri sağlar.

Mikrobiyota

Mikrobiyota Tedavisi:

  • Antibiyotik kullanımını sınırlama: Antibiyotik kullanımı mikrobiyota üzerinde olumsuz etkilere neden olur ve bu bazen mikrobiyotaya çok büyük hasar verir. Sadece doktorunuzun tavsiyesiyle antibiyotik kullanın.

  • Probiyotik takviyeler: Doktor tavsiyesiyle probiyotik takviyeler alabilirsiniz, özellikle bağırsak sağlığını desteklemek için.

  • Sağlıksız besinlerden uzaklaşmak: Tüm sağlıksız besinler bağırsak bakterilerine zarar veriyor ve mikrobiyota bozuluyor.

  • Yüksek şeker ve gluten: Günlük beslenmede karbonhidrat ve sekerli gıdalar bağırsak sağlığına zarar verip emilimi azaltıyor.

  • Laksatif ilaçlar: Bağırsak sorunları özellikle konstipasyon (kabızlık) için sık ve sürekli kullanılan ilaçlar mikrobiyotayı bozuyor, bağırsak tembelliği yapıyor ve yine emilimi engelliyor.

Genel Beslenme İpuçları:

  • Çeşitli besinler tüketin: Farklı besin gruplarından zengin bir diyet mikrobiyotanızı çeşitlendirebilir.

  • Şeker ve işlenmiş gıdalardan kaçının: Şekerli ve işlenmiş gıdalar bağırsak sağlığına zarar verebilir.

  • Yeterli su içme: Vücudu iyi hidrate etmek, bağırsak fonksiyonları için önemlidir.

  • Besinsel probiyotikleri bol tüketin ve takviye kullanın.

Tüm tıbbi araştırmalar, bağırsak sağlığının genel sağlık üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Son yıllarda ülkemiz dahil tüm dünya gözünü bagırsak sağlığına ve mikrobiyotaya dönmüş durumda. Hatta mikrobiyatası sağlıklı insanlardan alınan gaitayı (dışkı) mikrobiyotası yetersiz insana nakil yapmakta. Bu nedenle, bağırsak ve mikrobiyota sağlığının korunması ve desteklenmesi, sağlıklı bir yaşamın temel taşlarından biri olarak kabul edilir.

Unutmayın ki bağırsak sağlığınız yerinde ise tam sağlıklı olabilirsiniz ve sağlıklı olma cabalarınız tam sonuç verir. Bağırsak sağlığı kişiseldir ve herkesin ihtiyaçları farklıdır. Beslenme tercihlerinizi ve ihtiyaçlarınızı bir uzman doktor veya beslenme uzmanıyla görüşerek belirlemek önemlidir.

Kongreden NOTLAR 

(Eylül ve Ekim aylarında tam sağlıklı olma, sağlıkta tedavi, beslenme, hastalıklar, ilaç ve ilaçsız yaklaşımlar konulu çok önemli uluslularası ve ulusal 2 kongreye katıldım ve güncel inanılmaz bilgiler aldım. İkisi de  MİKROBİYOTA ile başladı ve bitirdi. Ben de tabiki hepsini tek tek paylaşacağım)

Diyetisyen Karanfil Özdemir

İYİ Parti’nin üçüncü yol denemesi: Yol yeni ise söylem de yenilenmeli

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İYİ Partiyi de kapsayan ittifak çağrısına rağmen İYİ Parti Türk siyasetini içine sürüklendiği sıkışıklıktan kurtarabilecek, Türk seçmenine bir üçüncü seçenek sunabilecek hür ve müstakil siyasetinde ısrarlı. 

İçinde riskler barındıran bu ısrarlı tavır ittifak siyasetinden beslenen, Türkiye’nin kutuplaşması üzerinden siyasi varlığını sürdüren diğer siyasi partilerin İYİ Parti üzerinde baskı kurmak istemesine yol açsa da kurulduğu günden bu yana siyasal kimliğini oluşturma fırsatını bulamamış İYİ Parti için önemli bir fırsat.

İttifak sistemi içinde kendi siyasal kimliğini inşa imkânı bulamayan İYİ Partinin kuruluş felsefesi varlığını başka partilerin varlığına armağan etmek, CHP’ye yancı olmak, belediyeleri ve belediye imkanlarını CHP veya AKP’ye sunmak değil kuruluş felsefesi Türk Milliyetçiliği, kurucu kadroları Türk Milliyetçileri olan İYİ Partiyi iktidara taşımaktı. 

Bugün ittifak sistemi içinde yer almaktan kaynaklı bir bedelin ağırlığını omuzlayarak her iki hedefinden uzak düşmüş olsa da İYİ Parti;

Türkiye’nin iki kutup arasına sıkışmışlığını giderecek,

Seçmene kendi dünya görüşü ve çizgisinde temsil niteliği olan adaylara oy atma imkanı verecek,

Kendi siyasal kültürünü ve siyasal kimliğini yeniden inşa edecek,

Hür ve müstakil bir Üçüncü Yol seçeneğini tercih ederek tahterevalli siyasetine başkaldırmış, AK Partiden gelen ittifak teklifini ittifak siyasetinin yarattığı kutuplaşmaya vurgu yaparak reddederek kararlılığını da ortaya koymuş görünüyor.

**

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve 50+1 çarpıklığının Türk siyasetine verdiği en büyük zararlardan birisi kutuplaştırmayı derinleştirmesi ise bir diğeri kurulan iki kutuplu siyaset düzeni içinde partilerin ve seçmenin kimliksizleşmesi, melezleşmesidir.

İttifak düzenine mecbur bırakılan siyasi partiler fikirlerini, ideolojilerini, eğilimlerini geri plana atmak zorunda kalmış, kimliksizleşmiş, ittifaklar içinde erime sürecine maruz bırakılmıştır. Siyasi partilerin dünya görüşleri bulanıklaşırken seçmen de melezleşme eğilimine sürüklenmiştir.

İttifak dayatması içinde her geçen gün kimliğinden uzaklaşan partilerin siyasi söylemlerinin içi boşalırken parti kadroları, parti programları değersizleşmiş, siyasi kimlikler, siyasi gelenekler iki kutuplu siyaset kazanında KAZANMAK-KAYBETMEK denklemine kurban verilmiştir.

Türk siyasetini etkisi altına alan “siyasi melezleşme” partileri için için kemirirken, partilerin savunduğu değerler, fikirler esnemiş, bulanıklaşmış,

Parti kadrolarını da inanmadığı değerleri, yapıları, isimleri savunmak zorunda bırakmıştır.

“Siyasi melezleşmenin” varlığını ve değerlerini tehdit ettiği partilerin başında gelen İYİ Partinin kendisini kuruluş felsefesinden ve iktidar hedefinden uzaklaştıran ittifak sistemini reddetmesi ve kendi ismi, kendi kadroları ile seçime gitme kararı alması kendisi açısından isabetli bir karar, seçmene bir üçüncü seçenek sunması bakımından değerli bir alternatiftir.

**

Ortaya koyduğu kararlılık takdire şayan olsa da İYİ Parti girdiği yeni yol da eski söylemler ve siyasal iletişim dili ile başarılı olamayacağını bilmeli. Madem yol yeni söylemde, siyasal dil de yenilenmeli.

Cumhuriyet tarihinin en derin ekonomik buhranı yaşanırken benimsenen siyaset çizgisi ve siyaset dili İYİ Partiye bir şey kazandırmadı. İYİ Partinin “Güneş’i Türk Milletinin üzerine doğmadı.

İYİ Partinin üzerine karanlık çökmesi, Güneş’in batması istenmiyorsa, İYİ Parti kuruluş felsefesi ve tabanı ile örtüşen yeni bir siyasal dil inşa etmeli ve toplumu aydınlık yarınlara taşıyacağına ikna etmeli.

Ömer’in Yolu ile başlayan ama Üçüncü Yol ’da karar kılan İYİ Parti mevcut potansiyelini hayata geçirmek, kendi tabanını yeniden heyecanlandırmak ve topluma umut sunmak adına;

Kendisini diğer partilerden ayıran ve tabanının benimseyeceği bir siyasal kültür, mensuplarına karşılaştığı meseleleri yorumlamasını kolaylaştıracak ve çelişkileri ortadan kaldıracak bir siyasal tutum ve kuruluş felsefesine uygun yeni bir siyasal dil oluşturmalı, 

Partinin sosyolojik tabanını genişletmeli, Türk Milliyetçileri başta olmak üzere, vatanseverlerin, ulusalcıların, Cumhuriyet değerleri ile barışık mütedeyyin seçmenin çekim merkezi haline gelecek politik adımları bir an evvel atmalıdır.

Hür ve müstakil olmak hiçbir ittifakta yer almamak değil güvenli, tutarlı bir siyasal çizgi ve kendinizi diğerlerinden ayıran bir siyasal dil ile mümkün olabilir.

Türk Milliyetçilerini iktidar yapmak amacıyla kurulan İYİ Parti yeniden kuruluş eksenine, Türk Milliyetçilerinin, Cumhuriyetçilerin, Atatürkçülerin, Vatanseverlerin gönül rahatlığı ile oy atabileceği bir siyasi adrese dönüşmelidir.

Bunun yolu;

Milliyetçi-merkez bir çizgide bütün Türk Milliyetçilerini, Cumhuriyet değerlerini sahiplenmiş Atatürkçüleri, demokratları bünyesinde toplayacak milli politikalar üretmek, 

Milleti merkezine alan eşit, adil siyasal, sosyal, ekonomik bir düzen önermek,

Türk Milliyetçiliği ekseninde ve yeni toplumsal merkezin değerleri etrafında parti kimliğini, parti kültürünü güçlendirmek, 

Parti yönetimi içindeki çeşitliliğin sağlıklı yönetilmesini sağlayacak bir eko sistem oluşturmak, 

Parti içi barışı ve söylem birliğini sağlamak, 

Partinin sosyolojik tabanını genişletmek, 

Oligarşik yapılara müsaade etmemek, 

Kamuoyu araştırmalarını, teşkilatlarının görüşlerini de dikkate alarak bölgesinde kabulü olan doğru, nitelikli adaylar çıkarmaktır. 

Türk Milletinin değerlerini sahiplenen, birikmiş ekonomik sorunları çözmeye aday Cumhuriyet değerlerine sımsıkı bağlı birleştirici, demokratik milliyetçilik yaklaşımını esas alarak milli bir merkez oluşturmaktır. 

Türkiye’nin içinde bulunduğu çöküşü yükselişe, gerileyişi ilerleyişe çevirecek atılım;

Türk Milleti merkezli, Türk dilini, Türk kültürünü esas alan demokratik, milliyetçi bir merkezdir. Cumhuriyetin İkinci Yüzyılını Türk Yüzyılına, Türk Çağına dönüştürecek siyasi istikamet, Hür ve milli siyaset budur.

Müjdat ÖZTÜRK

‘Hoca değil, kukla olmamı istediler’

0

Futbol oyunu, her ne kadar erkekler için “icat” edilmiş olsa da, artık günümüzde kadınların da içinde olduğu bir spor. Hem de elinin hamuru ile değil bileğinin hakkıyla… Futbola olan aşkını ve becerisini, önce oyunculuk, ardından hakemlik ve antrenörlük ile zirveye taşımış bir kadınla tanıştıracağız sizi; Fatma Başaran… Fatma Hoca, Yalova’nın ilk kadın antrenörü. Yalova’da hem erkek takımında çalışmış hem de Yalova Kadın Futbol Takımını çalıştırmış. Çalıştırmış çünkü; röportaj yayına hazırlandığı sırada istifa etmek zorunda kalmıştı. Hem bu istifanın perde arkasını hem de bir kadının futbola bakış açısını keyifle okumanız dileğiyle,

‘ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ FUTBOLA ÂŞIĞIM’

Uğur TEMEL: Yalova’nın ilk kadın teknik direktörü Fatma Hoca’yı okuyucularımıza tanıtalım. Kimdir Fatma Hoca?

Fatma BAŞARAN: Çocukluğumdan beri futbola yeşil sahaya aşık biriyim. Çocukken, erkeklerle sokaklarda top peşinde koşuyordum. O kadar erkek çocuğuna rağmen, mahallede iyi top oynadığımı söylerlerdi. Maç yapılacaksa, önce bizim kapıyı çalardı arkadaşlarım. Yeşil sahalarla tanışmam, Yalova Acarspor ile oldu. Halk eğitimin, kız çocukları için düzenlediği futbol eğitimi ile sahalarda futbol gelişimimi sürdürdüm. Liseye geçtiğimde, futbolu bırakacağım diye düşünürken Yalova’da kadın futbol takımı kuruldu. Yalova Kadın Futbol Takımı Olarak, Kadın Futbolu 2.Lig’inde iki yıl boyunca mücadele ettik. Fakat sonrasında takımı kapatma kararı aldılar. Takım kapandıktan sonra hocalarımın ve arkadaşlarımın tavsiyesiyle, Yalova’da açılan hakem kursuna katıldım. Altı yıl boyunca hakemlik yaptım. Hakemliğimin son iki yılında, bölgesel hakemliğe terfi edebilmek için çalıştım. Ancak, sebebini halen bile bilmediğim bir nedenden dolayı terfi ettirilmedim. Hakemlik kariyerime il hakemi olarak devam etmek, beni mutlu etmeyeceği için futbol hakemliğini bıraktım. Sonrasında, kendime yeni bir hedef oluşturdum. Çünkü yeşil sahadan uzaklaşmak istemiyordum.

2018 yılında, Futbol Antrenörlüğü belgesi almaya hak kazandım. Hakemliği bırakan iki arkadaşımla birlikte, futbol okulu açmaya karar verdik ve İzmir Altay Spor isim hakkını alarak Yalova şubesini açtık. Ekim ayında açılan Altay Futbol okulumuzu, Mart ayında tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüsü sebebiyle , üzülerek kapatmak zorunda kaldık. Pandemi sonrasında da Yalova 2. Amatör kümede mücadele eden Yenimahalle erkek futbol takımında, antrenörlük yapmaya başladım. Takımım ligi üçüncü olarak tamamladı. Kadınların gücünü, erkeklerin çoğunlukta olduğu bu alanda gösterdim. Sezon sonunda Yalovaspor’un kurulacak, kadın takımının başına geçmek için teklif aldım. Hayalimi gerçekleştirme zamanı gelmişti artık… Yalova’da, Yalovaspor kadın futbol takımını kurdum. Hepsi, Yalova’nın kendi çocuğuydu. Aralarında, ilk defa sahaya çıkan, ilk defa topa dokunan olsa da, hepsinin gözlerinin içi parlıyordu. Bu benim motivasyon kaynağım oldu. Futbolu seven, pırlanta gibi kızlarıma, sadece doğru yolu göstermem gerekiyordu. Ben kızlarıma hoca değil, Fatma abla olmaya çalıştım. İlk sezonu başarılı bitirdik. Hiçbir başarı cezasız kalmaz, bilirsiniz. Yalovaspor’un yeni yönetimi, bana verdiği hiçbir sözü yerine getirmedi. Ayrılığa adeta zorlandım. Bu şartlar altında çalışmak imkansızdı ve mecburen istifa ettim.

DIŞARDAN GÜZEL AMA…

U.T: Kadın futbolu ülkemizde yeni başlayan organizasyon. Kadın futbolunun ülkemizdeki serüveni nasıl gidiyor, sorunları ve gelişmesi için yapılması gerekenler nelerdir?
F.B: Dışardan her şey çok güzel gözüküyor ama işin içinde olunca, bazı şeylerin sadece yapmış olmak için yapıldığını düşünüyorum. Ne yazık ki; kadın futbolunun zorunlu olduğu için desteklendiğine inanıyorum. Hem ülkemizde hem de dünyada kadın futbolcu sayısı artıyor. Bununla birlikte, kadın futboluna olan ilgi de artıyor. Ne yazık ki ülkemizde, kadınların futbol aşkını hobi olarak kullanmalarını istiyorlar.Kadın futbolu, finansal destek olmadan ne kadar geliştirebiliriz ki? Futbol oynamayı seven kadınların, duygularının kullanıldığını düşünüyorum.

KADIN FUTBOLUNDA, AİLE DESTEĞİ ÇOK ÖNEMLİ

U.T: Futbol, “erkek sporu” olarak görüldüğü için dezavantajlısınız cinsiyet açısından. Oyuncularınızın ailelerini nasıl ikna ediyorsunuz?
F.B: Ben insanları ikna etmeyi sevmem. İnandıkları şeyler uğruna sadece bana güvenmelerini isterim. Özellikle kadın futbolunda, aile desteği çok önemli. Aileler güvendikleri ortama kızlarını göndermek istiyorlar. Bunun içinde cinsiyetimin dezavantajını değil, avantajını kullanıyorum. Kızlara; hoca değil abla olarak yaklaşıyorum. Aileleri, benim ailem oluyor. Hatta kızlar, benim daha fazla korumacı olduğumu söylüyorlar.

ÖNEMLİ OLAN, SAHADAN MUTLU AYRILMAK.

U.T: Futbolcuların kafanızdaki taktiğe göre mi belirlersiniz yoksa oyuncuya göre mi sahaya diziliş hazırlarsınız? Hangisi daha doğrudur?
F.B: Tüm şartlar uygun ise ideali, kafamdaki taktiği sahaya yansıtmaktır. Her zaman, uygun şartlar oluşamıyor. Böyle bir durumda da çözüm odaklı hedefe en yakın şekilde düşünerek, diziliş hazırlarım. Hangisi doğru derseniz ; “ eğer sahadan hep birlikte mutlu ayrılıyorsak, doğru olan odur” derim.

ÜTOPYA OLMAZ

U.T: FIFA Kadınlar Dünya Kupası’nda erkek teknik adamları da gördük. Ülkemizde herhangi kulübün, erkek takımının başında, kadın teknik direktör olmasını beklemek ütopya mı olur?
F.B: Ütopya olmaz. Çünkü bir çok meslek grubunda kadının gücünü, yeteneğini gördük. Dünya üzerinde, ülke yöneten kadın liderler var. Yeter ki; bizlere inansınlar imkân versinler, ülkemizin milli takımını da yönetiriz, bir kulübün erkek takımını da.

SEÇİCİ DEĞİLİZ

U.T: Ülkemizde kulüp ve Milli Takımlar düzeyinde oynanan futbolu nasıl buluyorsunuz?
F.B: İyi veya kötü demek istemiyorum. Ama seçici olmalıyız. Alt yapıya önem vermeliyiz. Alt yaş gruplarını doğru temeller üzerine inşa edemezseniz, üst yaş kategorilerinde sorunlar yaşarsınız. Sporcunun, doğru yetiştirilmesi lazım. Sporcuların yetişmesi için olanakların sağlanması lazım. Ve bunun sistemli olarak yapılması lazım.

‘BUNA GÖZ YUMMAZDIM…’
U.T: Yalovaspor kadın futbol takımı ile yollarınız ayrıldı kısa bir süre önce. Ayrılığın perde arkası nedir?
F.B: Ne yazık ki; bana verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Seçime kadar yönetimi ve kadın takımını idare etmem istendi, ben de bunu yapamayacağımı söyledim. Ortada somut olan hiçbir şey yok. Destek göremedim. Yalova Kadın futbol takımını reklam için kullanacaklardı. Bunu anladığım an, bu şekilde yola devam etmeyeceğimi söyledim ve istifa ettim. Kızlarımı ve kendimi reklam amaçlı kullandırtmaya göz yummazdım. Böyle bir yanlışın içinde olmak istemedim. Takıma hoca değil, abla değil, yönetimin kuklası olmamı istediler. Bunun, benim karakterime yakışmayacağını bildiğim için Yalovaspor kadın futbol takımından istifa ettim.

Kaftacıoğlu’na Kayyum Protestosu

Canan Kaftancıoğlu konuşmasını yaparken “Kayyumcu Yönetim İstanbul’dan Gidecek” pankartı açıldı.

BERAT KARAASLAN

Röportajlık’ın edindiği bilgiye göre Sultangazi ilçesinde yapılan seçimlerde ilçe başkanlığını İBB Meclis Üyesi Belgin Poyraz kazandı. İddiaya göre İl başkanı Canan Kaftancıoğlu ilçe kongresini iptal etti. 8 sefer yapılan ilçe Kongresinde sonunda başkanlığı Kemal Avseren kazandı.

Bu durumu “Kayyum” olarak nitelendiren Sultangazi İlçe Örgütü, Canan Kaftancıoğlu’nun konuşması esnasında kararı protesto etti. Görüştüğümüz partililer konuşmasında kadınların önünün açılması vurgusu yapan Kaftancıoğlu’na bu kararını hatırlatmak istediklerini söylediler.

CHP İstanbul İl Kongresi tamamlandı

CHP’nin merakla beklenen İstanbul İl Kongresi başladı. Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen 38. Olağan İl Kongresi’nde 2 aday yarışacak.

ERCAN KÜÇÜK-BERAT KARAASLAN

Genel Merkez Genel Kurulu’na giderken CHP’de kritik il kongreleri de devam ediyor. Genel Kurula 198 delege gönderecek İstanbul İl Başkanlığında yapılacak seçim büyük önem taşıyor. İstanbul İl Kongresinde 2 aday yarışacak. Özgür Çelik 26 ilçe başkanının desteğiyle aday olurken, Cemal Canpolat Genel Merkezin adayı olarak biliniyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve İstanbul’daki CHP’li belediye başkanlarından 9’unun da Özgür Çelik’i desteklediği biliniyor. Kongreye milletvekillerinin yanı sıra Genel Başkan Adayı Örsan Öymen ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

Kongre öncesinde CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül Röportajlık’a değerlendirmelerde bulundu. Kurultay’ın CHP’lileri birleştirdiğini söyleyen Sarıgül şunları söyledi:

“Bugün Cumhuriyet Halk Partisi her fikirden üyesiyle bayram yapıyor. Bu başka hiçbir partide yok. Onun için CHP 100 yıldır yaşıyor. Kim kazanırsa kazansın yarın altı okun altında onurla gururla beraber yürüyeceğiz.”

İl Başkan Adayı Cemal Canpolat, Genel Başkan Yardımcısı Yunus Emre ile beraber salona geldi.

Diğer İl Başkan Adayı Özgür Çelik de salona yoğun alkışla girdi.

İki aday ortak talebiyle kurultay divan başkanlığına Çetin Soysal önerildi. Delegeler tarafından öneri kabul edildi.

Divan Heyeti şu isimlerden oluştu. Divan Başkanlığına Çetin Soysal Başkan yardımcıları ise Metin Doğan, Gülsüm Hale Cömert, Yücel Tekdemir oldu.

CHP bir önceki dönem İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu konuşma yaptı.

“Bugün İstanbul örgütü farkını gösterecek. Demokrasi mücadelesinde İstanbul örgütü aramızda genel başkan adaylarımız, il başkan adaylarımız var. İstanbul örgütü farkını saraya şöyle gösterecek. İstanbul örgütü Genel Başkan Adayı konuşurken de, İl Başkan Adaylarımız konuşurken de, tüm konuşmacılar konuşurken de dinleyecek, fikirlerine katılmasa bile alkışlarıyla destek verecek. İstanbul örgütü bu farkını gösterecek. O yüzden sizden tüm konuşmacıları adaylarımızı dikkatle dinleyeceğiz ki başka yerlerde olan bir takım nahoş şeyler İstanbul örgütünde olmaz.”

Divan Başkanlığına seçilen Çetin Soysal kürsüye çıktı.

Divan Başkanı Çetin Soysal ise yaptığı konuşmasında “CHP olarak ilhamımızı Mustafa Kemal Atatürk’ten alıyoruz. CHP bir okuldur ve Baş Öğretmeni Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk’ün öğrencileri olarak üzerimizde bir sorumluluk var. Bu sorumluluğu yerine getirecek sosyal demokrat bir anlayış içerisinde olacağız. Şimdi kongremizde nitelikli beyin fırtınası yapacağımız bir kongre olacak. Halkımızın İstanbul’dan Türkiye’ye selam vermesini sağlayacak. Tüm arkadaşlarımın bu sorumlulukla davranacağından şüphem yoktur. Yaşasın CHP Yaşasın Laik Demokratik Hukuk Devleti Mücadelemiz” dedi.

Divan Başkanına gelen öneri üzerine Blok Liste oylaması yapılan kurultayda delegeler oy çokluğu ile blok liste önerisini kabul etti.

CHP İstanbul İl Kurultayında delege tartışması

Oylama öncesi Cemal Canpolat’ın ekibine gösterilen delege listeleri Özgür Çelik ekibine gösterilmedi. Yaşanan tartışmaya müdahale eden İstanbul Milletvekili Buğra Taşkın Özer’e de listeler gösterilmedi.

İl Başkan Adayı Özgür Çelik konuşmasını yapmak için salonda büyük bir alkışla kürsüye çıktı.

“Bu kurultayı gençlerin geleceği yurt dışında aradığı, kadınların dışlandığı, emekçilerin ‘kimsesiz kaldık’ diye feryat ettikleri bir ortamda yapıyoruz. Hepimiz bu durumu birlikte tecrübe ediyoruz. Seçim sonrası ilçemde yaptığım ziyaretlerde konuştuğum her insanda gördüm ki toplumumuzda bir umut kırılması var. Partimize umut bağlayan milyonlara özeleştiri vererek yeniden kucaklaşmamız gerektiğini biliyoruz. Asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Bu kongre İstanbul’a umut olarak yayılacak.”

Çelik konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Demokrasi için, özgürlük, adalet, özgür üniversiteler için, yoksullukla mücadele için, çocuklara, gençlere, kadınlara eşit özgür yaşanabilir hayat sunmak için biz varız. Unutmayalım İstanbul’dan yakılacak meşale Türkiye’ye umut olacaktır.

Bu meşaleyi nasıl yakacağız. 6 yıllık ilçe başkanlığı deneyimim var. Partiyi makamdan değil sokaktan yönetecek enerjimiz var. Gençliğimiz var. Parti örgütümüzle ilçe başkanlarımızla gençlikle il yönetimimizle meclis üyeleri ile hep beraber başaracağız. İstanbul’u tek merkezden yönetmeyeceğiz.

650 delege için bu kadar afişe laf ediliyorsa o zaman aylardır kongre delegeleri neden baskı altına alınıyor.

Kongre sürecinde nezaketten asla taviz vermedik. Rakibimiz hakkında tek bir olumsuz cümle kurmadık. Havuz medyasında hakkımda haberler yapıldı. Özgür Çelik’in açıklarını bulma ekibi kuruldu. Ancak bir şey bulamadılar.

Adaylık süreci hep Genel Başkana karşı algılandı. Halkta karşılığı kalmamış parti yöneticileri, ‘halkta madem karşılığımız yok ben bunu Genel Başkan düşmanı ilan edeyim’ derdi güdüyor. Ben sokaktan geliyorum. O arkadaşlara sokağa dönmeyi tavsiye ediyorum. Yüzünüzü halka dönün.

Nasıl bugün kitaplar Mandela’nın hikayesini yazıyorsa 20 yıl sonra da kitaplar Genel Başkanımızın önderliğinde Adalet Yürüyüşünü yazacak.

İlçe başkanlarımızın, İl delegelerimizin, kadın kollarımızın, gençlik kollarımızın, berkine, Ali İsmail’e adalet diyenlerin, tutuklu gazetecilere özgürlük diyenlerin adayıyım, Demokratik Türkiye mücadelemizin adayıyım.”

Konuşmasını yapmak üzere Cemal Canpolat da kürsüye geldi.

Sağlıklı beslenmenin temel prensipleri

0

Hadi bu hafta sizi hızla toparlayacak olan sağlıklı bir beslenmenin temel taşlarından bahsedelim.

Sağlıklı beslenme ve diyetle ilgili temel tıbbi prensipler şunlar olabilir:

  1. Dengeli Beslenme: Vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğelerini dengeli bir şekilde içeren tüm yaşamsal ihtiyacın makro ve mikro düzeyde sağlandığı (karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller ve su) bir diyet önemlidir.
  2. Porsiyon Kontrolü: Yemek porsiyonlarını kontrol etmek, aşırı kalori alımını önler ve kilo kontrolüne yardımcı olur.

Ne yazık ki TÜRKİYE bugün kişi başı ortalama günlük 3000 kalori alıyor. Çok yiyor ama BOŞ yiyor. İçinde vücuda faydalı besin öğelerinin çok az olduğu ama dolu doku tabaklarla besleniyor.

Ne yazık ki AVRUPA’NIN en fazla ekmek yiyen ülkesi TÜRKİYE.

  1. İşlenmiş Gıdalardan Kaçınma: İşlenmiş gıdalarda genellikle yüksek şeker, tuz ve doymuş yağ içeriği bulunur. Bu tür gıdalardan uzak durmak sağlıklı beslenmeyi teşvik eder. Özellikle işlenmiş et ürünleri kanserojen nitelik taşır ve pişirilmeden tüketmemek gerekir.
  2. Meyve ve Sebze Tüketimi: Günlük olarak yeterli miktarda meyve ve sebze tüketmek, vitamin, mineral ve lif alımını artırır.

Yalnız Meyve tüketimi günlük çocuklarda 2-3, yetişkinlerde 1-2 olmalıdır. Meyvenin de kendi şekerinin olduğu ve yüksek karbonhidrat tüketimi sağladığı unutulmamalı. Sebzeler daima daha güvenilir. Çünkü hem zengin içerik hem düşük kalori.

  1. Tam Tahıllar: Tam tahıl ürünleri (tam buğday, yulaf, esmer pirinç) rafine tahıl ürünlerine tercih edilmelidir çünkü daha fazla lif ve besin içerirler. Posa ve liff almadığınız bir öğün dahi olmasın.

BEYAZ UNU VE ONUNLA YAPILAN HERSEYİ HAYATINIZDA MİNİMUMA İNDİRİN

Mümkünse çıkarın.

  1. Protein Kaynakları: İyi protein kaynakları arasında tavuk, balık, baklagiller, vejetaryenler için tofu ve süt ürünleri yer alır. Kırmızı eti sınırlı miktarda tüketmek önerilir. 

Vegansanız eğer; desteklerle açığı kapatmanız sağlığınızdan olmamak için şart ama değilseniz kaliteli protein almak için deniz ürünleri, bol posa ve lifli bitkisel proteinler haftalık 2-3 gün menünüzde olsun. Diğer günlerde yağsız et-tavuk tüketilebilir.

  1. Yağlar: Doğal yağlar (zeytinyağı, avokado yağı) sağlıklı yağ kaynaklarıdır. Trans yağlar ve doymuş yağlardan kaçınılmalıdır.

Birçok hastalık başlamasın; damarlar organlar özellikle kalp yağlanmasını engellemek için size TEK BİR FAYDASI OLMAYAN MARGARİNLERİ ÇÖPE ATIN VE BİR DAHA ALMAYIN!

  1. Su: Vücudu hidrate tutmak için yeterli su içmek önemlidir. GÜNE SU İÇEREK BAŞLAYIN. Vücudumuzun çoğu sudan oluşur. Su olmayan yerde hayat olmaz. Ayrıca en iyi öksürük şurubu, en iyi soğuk algınlığı ilacı ve en iyi iç-dış temizlik aracı sudur.
  2. Uzun uzun çiğneyerek Azar Azar Sık Sık Yemek: Gün içinde düzenli aralıklarla küçük öğünler tüketmek metabolizmayı teşvik edebilir. Gündüz tam hız çalışan vücudu 3 saatten fazla aç bırakmak metabolizmayı yavaşlatır ve hücreleri yoksunluğa sokar. Öğün değilse de sağlıklı besinler mümkünse karbonhidrat olmayan besinlerle vücuda 3 saat olmadan uyarı vermek gerekir.

Özellikle dikkat edilmesi gereken aksam öğününde karbonhidrat olmaması ve aksam öğünün biyolojik ritmimize uygun olup erken yenmesidir.

Böylece şifa olan gece açlığını erken başlatmak ve uzun tutmak ilk karaciğer temizliği yaparken tüm hastalıklarda tedavi desteği sağlayacak kadar faydalıdır.

  1. Karbonhidrat Tüketimi: günün erken saatlerinde ve düşük karbonhidrat almak metabolizmamızın çalışmasına uygun olan beslenmedir. Öğlen menüsü daha karma, en geç 18 de yenmesi gereken akşam menüsü ise karbonhidratsız bir menü olmalıdır.
  2. Bireysel İhtiyaçları Göz Önünde Bulundurma: Her bireyin beslenme ihtiyaçları farklıdır, bu nedenle kişiselleştirilmiş bir diyet planı oluşturmak önemlidir. Hastalıklara, kan değerlerine ve yaşam şekline uyum diyetin en önemli yanıdır.
  3. Sadece bu bilgilere dikkat ederek ve sağlıklı besinlerle yaşamak size hakkettiğiniz sağlık ve formu verecektir

Bu temel prensipler, sağlıklı bir yaşam tarzı ve dengeli bir diyetin temelini oluşturur. Yüksek oranda saglıklı tarafa geçmenizi sağlar. Ancak her bireyin özel ihtiyaçları farklıdır, bu nedenle kişiselleştirilmiş bir beslenme planı oluşturmak için bir uzmandan yardım almak gereklidir.

İyi Parti’de İBB aday adayı belli oldu!

0

Yerel seçimlere her ilde kendi adaylarıyla girme kararı alan İYİ Parti’de aday adayları da belli olmaya başladı. İzmir’de Ümit Özlale’yi aday gösteren İYİ Parti’de İstanbul için İBB Grup Sözcüsü Dr. Suat Sarı’nın aday adayı olacağı konuşuluyor.

İYİ Parti yerel seçime kendi adaylarıyla girme kararı aldı. Karar, partinin Genel İdare Kurulundan oy çokluğu ile çıktı. Kararın ardından İYİ Parti kulisleri de hareketlenmeye başladı. Adaylıkları en çok merak edilen yerlerin başında İstanbul ve Ankara geliyor. Bu kapsamda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı için İYİ Parti kulislerinde konuşulan isim belli oldu. İBB’de İYİ Parti Grup Sözcülüğü yapan Dr. Suat Sarı’nın İBB aday adayı olmayı düşündüğü öğrenildi. Ulaşım ve Trafik uzmanı olan Sarı, 1984-94 yılları arasında İBB Trafik Ulaşım Müdürlüğü’nde de mühendis olarak görev yaptı. Sarı, İstanbul’un ulaşım sorununa çözüm önerilerini Temmuz ayında ‘İstanbul’un İkinci Kurtuluşu’ kitabında topladı. Kitabın önsözüne katkı veren isimlerden birisi de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu. Parti kulislerinde Sarı için ‘deneyimli, liyakatli, bagajı boş, Ak Partililerin de saygı duyduğu isim’ yorumları yapılıyor.

SUAT SARI KİMDİR?

1980 yılı Yıldız Teknik Üniversitesi-İDMMA-Elektrik Fakültesi’nden mezun oldu. 2014 yılında Yeni Yüzyıl Üniversitesi Tezli Yüksek Lisansı bitirdi ve 2017 yılında Varna Üniversitesinde doktorasını yaptı.  1981/1984 Erkal Tuzla Tersanesi Elektrik Baş Mühendisi, 1984/1994 İBB Trafik Ulaşım Müdürlüğü, 1994/1999 HAVAŞ Yer Hizmetleri AŞ. Genel Müdür Yardımcısı, 1999/2011 Çelebi Turizm Genel Müdürü, 2011/2012 Pakistan Lahore Metrobüs Ulaştırma Genel Müdürü, 2012/2020 OSO AŞ. Genel Müdürü, 2011/2014 İTO Meclis Üyesi ve 2018/– Karayolu Trafik Yol Güvenliği Genel Başkan Vekili görevlerinde bulunmuştur. (İBB)

‘515 Haşimi, Türk askerinin bilgilerini PKK’ya veriyor’

0

Türkiye geçtiğimiz haftaya Suriyeli sığınmacı karşıtı haber ve yayınlarıyla öne çıkan isimlerin erken saatlerde gözaltına alınmasıya girmişti. Sığınmacı konusunda uzun zamandır tartışılan başlıklardan birisi de bazı aşiretlere bağlı Suriyeliler’in 515 Haşimi adıyla Arap milliyetçisi bir çete kurmasıydı. Bu konuyu uzun zamandır takip eden ve haberleştiren Yeniçağ Gazetesi Haber Müdürü Fatih Ergin bu çalışmalarını şimdi de kitaplaştırdı. Ergin ile gözaltı (sonraki günlerde tutuklama) kararlarının olduğu günlerde biraraya geldik, hem kitabını hem sığınmacı karşıtlığı konusunu konuştuk.

 ERCAN KÜÇÜK – BERAT KARAASLAN

515 Haşimi Çetesi nedir? Neden bu kitabı yazdınız?

Fatih Ergin: 515 Haşimi Türkiye’deki Suriyeli Çete kitabı Türk halkının, Türk Devletinin, güvenlik birimlerinin önüne filizlenmiş ve büyümekte olan bir güvenlik tehdidini, bir tehlikeyi ortaya koyan bir dosyadır. Bu kitapta yazılanlar, anlatılanlar eğer önlem alınmazsa yarınlarda karşımıza tıpkı bir FETÖ/PKK gibi çıkacak. 2011’den bu tarafa Suriye’de bir iç savaş var. Bunun sonucunda artık sayısı 10 milyonu bulmuş Suriyeliler göç ediyor. Bununla alakalı şimdiye kadar hep uyarılar yapıldı, Türkiye’de demografi dönüşüyor diye… Asayiş olayları Suriyeli mafyası başlayacak diye… Bu olay ise aslında işin güvenlik yönüne dikkat çekiyor. Düşünün sığındığınız bir ülke var ve o ülkede siz, o ülkenin insanlarına karşı kendi milliyetçiliğinizi yapıyorsunuz. Yani kendi kimliğini yaşatmak, asimile olmama çabaları ayrı bir şey ama burada sığındıkları ülkeye karşı birtakım faaliyetler içerisine giriliyor. 515’te bunun yapılaşmış halini anlatıyoruz. Hakikaten kitap okunduğunda emniyet için bir ihbar, savcılar için de bir iddianame niteliğinde bu kitap. Şimdiye kadar yapılan uyarıların artık gerçeğe dönüşmeye başladığını gösteren bir dosya. 

515 çetesi ile alakalı yapılmış bazı operasyon haberlerine rastlıyoruz. Hatta bunlara dair bazı isimler yakalanıp geri gönderme merkezlerine iletilmişler. Bu operasyonları siz yeterli buluyor musunuz?

Fatih Ergin: Hayır bulmuyorum. Çünkü devletin güvenlik birimlerinin bu çeteyle ilgili bu kitaptaki bilgilerin yarısı kadar bilgisi yok. Bu operasyonu nasıl yaptılar? Devlet bunları izledi tespit etti bunlara şafak operasyonu mu yaptı? Baktığımızda böyle olmadığını görüyoruz. 515 çetesi mensupları Sakarya’da sokağa indiler. Bu sosyal medyada gündem oldu. Polis ondan sonra bunları buldu. Çetenin iki üç tane mensubu alındı ve deport edildi. Sosyal medyada tepki gelmese belki de yapılmayacak. Bugün devletin şu an haberdar olduğu ama hakkında bir şey bilmediği bir yapıdan bahsediyoruz. Bu operasyonları yeterliliği bir yana ben yapıldığını da kabul etmiyorum.

ARAP İSLAM MİLLİYETÇİLERİ

Buradaki tek amaç Arap milliyetçiliği mi? Kitapta ASRİKA örneği de veriyorsunuz. 515 aynı zamanda başka grupların taşeronu mu?

Fatih Ergin: Bazıları diyor ki “Bu 515’ler Arap milliyetçisi değil İslamcı” Bunlar İslamcı değil. Ama bunları Irak’ta Suriye’deki BAAS Partisi ile karıştırmamak lazım. Bu partiler de Arap milliyetçisi ama sosyalist/seküler Arap milliyetçisi idi. Bunlar ise Arap İslam çizgisi diyeceğimiz bir Arap milliyetçiliğini savunuyorlar. Arap İslam bizdeki Türk İslam gibi değil. Arap İslam, tamamen Arapları diğer Müslüman milletlerden de üstün görüyor. Bunlar zaten Haşimiler, Abbasileri kuran kabiledir. Hz. Muhammed’in de kabilesidir. Hatta ismini de Hz. Peygamberin büyük amcasından alır. Buradan gelerek kendilerini özel görüyorlar. Bunlara bağlı dört beş tane daha aşiret var. Bunlardan bir tanesi “Naimi Kabilesi”dir. Sayın Nebati bu aşirete mensuptur. Bunların SADAT ile benzerliğine dikkat çekmemin amacı şu: bunlar Abbasiler çöktükten sonra yereller dışında hiç iktidara gelmediler. Mesela 1908’de Sultan Abdülhamid meşhur Şerif Hüseyin’i Mekke Şerifi olarak atadı. Sonra İngilizlerle iş birliği yaptı. Hicaz Kralı olup bağımsızlığını ilan etti ve sonra İngiliz ve Fransızların mandasını kabul etmeyip bugünkü Arap ulusunun lideri ilan edince Suudlar İngilizlerle beraber onu indirdi. Bunların amacı peygamber soyunun yeniden Mekke’ye kadar olan, Türkiye’nin güneydoğusunun da yer aldığı coğrafyada yeni bir İslam devlet kurmak ve Mekke-Medine’nin yönetimini ele geçirmek. SADAT ile paralellikleri ise Türkiye’deki İslamcılar Arapları “Kavm-i Necip” görürler. İslamcılar, Türkiye’de Türklere milliyetçiliği kötülerler ama dinde böyle bir şey yok. Irkçılık günahtır İslam’da. Hatta “Kişi kavmini sevmekle kınanamaz” diye bir hadis de vardır. İşte Kavm-i Necip görerek aslında sinsi bir ırkçılık yaparlar Türklere karşı. Ben hep söylerim Türkiye’de asıl ırkçılık Türklere karşı yapılıyor. Bundan dolayı da SADAT’ın projesi ile benzerlik gösterdiğine dikkat çektim. Hatta Türkiye’de bazı tarikatlardan -ki o tarikatların ismi kitapta geçiyor- destek de alıyorlar. Bunlar da tamamen dini saiklerle destekleniyor. Peygamberim kabilesi yeniden iktidara gelmelerinde bir sorun yok motivasyonu ile. Olayın milliyetçilik boyutu budur.

IŞİD’İN SİLAHLARI 515’E

Bunların temelinde yer alan olay Suriye İç Savaşı. 2010’lardan beri Türk milleti bu sığınmacı gündemiyle uğraşıyor. Konuyla ilgili Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ “Bombalandıkları için göç etmediler, göç etmeleri için bombalandılar” diye bir ifade kullanmıştı. Biz bunların ötesinde kökü Körfez Savaşına uzanan bölge ülkelerinin hem demografik hem de sınırlarını değiştirmeyi amaçlayan bir Büyük Ortadoğu Projesini biliyoruz. Siz BOP ile bu sığınmacı meselesinin arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

Fatih Ergin: Organik bir ilişki görüyorum. İktidar çok üstüne gitmiyor ama bu örgütün İngiliz istihbaratı ile bağı var. Kitapta anlattım. Tıpkı PKK/IŞİD/El Kaide/El Nusra gibi birden fazla patronajları olacak bunların. Mesela Suriye’den, Irak’tan IŞİD’in bıraktığı silahlar bunlara geliyor. Mesela İngilizlerle bir antlaşma yapıldı Bulgaristan sınırında bir merkez kurulacak. Orada İngiliz istihbaratçılar da görev yapacak ve kaçakları önleyecekler. Bakın İngiliz istihbaratı bu sayede çok ciddi oyunlar çevirecek. Kitapta ayrıntısı var. Türkiye’den sınır dışı edilme tehdidi ile 515’e üye kazandırılacak. İngilizlerin böyle bir planı var. Türkiye’ye gelmiş, Türkiye’de Türklere karşı Arap milliyetçiliği yapan bir çetenin BOP ile bağlantısı olmadığının, BOP’u hala sürdürenlerin radarına girmeyeceğini söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz. Kaldı ki Türkiye’nin yaşadığı bu demografik istila BOP’nın süreçlerinden bir tanesi. Zaten orada Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu 22 İslam ülkesinin sınırlarının değiştirilmesinden bahseder. Yani siyasi, iktisadi, kültürel, sosyal yapıları ile sınırlarının değiştirilmesinden de bahseder. Ne yazık ki bunun bilincinde olmayan veya bilincinde ola ola bu işlere imkân tanıyan bir iktidar tarafından yönetiliyoruz. 

PKK’YA BİLGİ VERİYORLAR

Peki 515 çetesinin Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne tehdit unsuru oluşturan FETÖ/PKK/IŞİD gibi terör örgütleri ile bağlantısına dair bir bilginiz var mı?

Fatih Ergin: PKK/PYD ile bir kontakları var. Şu an Suriye’den Türkiye’ye geçişler büyük oranda bu çetenin kontrolünde. Sınırı izliyorlar. Bazı videolar yayınlandı. Askerimizin devriye anlarını nöbet değişimi anlarını izliyorlar. Bunlarla ilgili PKK/PYD’ye bilgi veriyorlar ama FETÖ ile bağlarının olduğuna dair bir şey rastlamadım. IŞİD ile organik bağları olmaz. Bu kitabı yazarken çıkmadı ama nereden bakarsanız Türkiye’nin çeşitli illerinde yabancı uyruklu IŞİD mensubu gözaltına alındı diye haberler çıkıyor. Hatta geçtiğimiz süreçte sözde Musul sorumlusu Türkiye’de yakalandı. Bunlar sığınmacı kimliğinde teröristler de Türkiye’ye geliyor. Burada Türkiye’ye karşı ortak bir saldırı içerisine girilebilir ama organik bağ olarak IŞİD ve FETÖ ile bir bağ yok.

Cumhurbaşkanı son ABD ziyaretinde “Sığınmacıları göndermeyeceğiz” diye bir açıklama yaptı. Aynı günlerde Devlet Bahçeli sığınmacı karşıtlığının sabredilemez bir noktaya geldiğini söyledi. Hemen arkasından operasyonlar yapıldı. Hem gözaltı sürecini hem de Cumhurbaşkanı ve Devlet Bahçeli’nin bu açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Fatih Ergin: Birincisi Devlet Bahçeli’nin beyanatını çok dikkate almıyorum. Çünkü bu konuda aslında Devlet Bahçeli, iktidara en sert muhalefeti, tıpkı çözüm sürecinde yaptığı gibi en sert muhalefeti yapması yeri yerinden oynatması gerekiyor. Neden yapmıyor? Çünkü MHP bugün Siyasal İslamcı üssüne dönüşmüş durumda. MHP için milliyetçilikten bahsedeceksek tabelasında yazan milliyetçilik kelimesinden ibarettir. Aslında Devlet Bahçeli’nin sığınmacılara sahip çıkan, sığınmacılar karşısında endişe duyanlara tahammülsüzlük gösteren açıklamalarından da anlıyoruz ki, aslına rücu etmeyen her hareket zıttına dönüşür. Cumhurbaşkanının açıklamalarına gelince ikinci tur öncesi göndereceğiz diyordu. Çünkü o zaman seçmene ihtiyacı vardı. Onlara oynuyordu şimdi de batıdan destek alabilmesi için, sıcak para alabilmesi için bunları tutması lazım oraya göz kırpıyor. Yani diyor ki ABD’ye “Ben burada sizin hesaplarınıza aykırı hareket etmeyeceğim.” AB’ye de “Rahat olun ben bunların bekçiliğini yapmaya devam edeceğim. Yeter ki ekonomik olarak biraz destek verin” anlamında mesajlar veriyor. 

AK PARTİ İHVANCI KODLARLA KURULDU

Fakat bütün bunların dışında Cumhurbaşkanının bütün yaklaşımı bunları göndermemek üzerine kurulu. Yani AB’ye ABD’ye, kendi iktidarının devamı için mesaj verme ihtiyacı olmasa da Cumhurbaşkanına bunu söyleten motivasyonu anlayabiliyoruz. Zaten AK Parti İhvancı kodlarla kurulmuş, İhvancı siyasetleri izlemiş, Suriye’de Esad İhvancıları iktidara ortak etmediği için arası bozulmuş, Sisi ile keza aynı. Yani Tayyip Erdoğan aslında kendi ideolojik çizgisine uygun bir söylem içerisinde ama Devlet Bahçeli öyle değil. Şunu da söyleyelim aslında Erdoğan, ABD’de bu sözleri söylemeden önce de Türkiye’de sığınmacı tehlikesine dikkat çekenlere yönelik tabiri caizse cadı avı başlatılacağının sinyalini vermişti zaten. Batı standartlarında nefret suçu yasası çıkartalım demişti. Burada yapılmak istenen şu, bu gözaltılar bu mesajlar, Türkiye’de uzun bir süredir kutuplaşmış, ayrışmış, yıllardan beri bu iklimde olan Türkiye’de Suriyelilerin, Afganlıların bu millete sağlamış olduğu bir fayda oldu. O da bu toplumun büyük oranda birlikte olduğu tek konu bu konu. Herkes gitmesini istiyor. Ben geçen gün bir Sosyolog ile konuştum. Son araştırmada %90 oranında Suriyelilerin gitmesinin istendiğini söyledi. AK Partili seçmenin de büyük çoğunluğu gitmelerini istiyor. AK Partiyi kendisine yakın bulduğu için oy verenlerden ziyade kemik AK Parti tabanından bahsediyorum. Onlar da rahatsız. Belki bizim kadar keskin konuşmuyorlar ama gitmesini istiyorlar. Böyle bir durumda ne olması gerekiyor. Kamuoyunda iktidar olarak rıza üretemiyorsunuz. Sağcısı gitsin istiyor, Solcusu gitsin istiyor, İslamcısı gitsin istiyor. Kamuoyunda rıza üretemiyorsanız korku üreteceksiniz. Korku üretmeye yönelik bir operasyon yapılıyor. Kamuoyunda bu konuda aktif olan öne çıkan medyada, siyasetteki isimlere yönelik operasyonlar yapılıyor. Beni cezaevine alsalar ben oradan da mücadeleme devam ederim. Şunu da ekleyeyim burada bu kamuoyunu korkutarak sığınmacı karşıtlığını sindirmek istiyorlar. Artık sessiz istiladan çıkıp gümbür gümbür istila haline gelen bu duruma karşı bir sessizlik oluşsun istiyorlar ama bu realist bir politika değil. Bunu sağlayamazlar yani sen bu konuda ses çıkaran, tepki gösteren siyasetçileri alabilirsin cezaevine, aynı şekilde hareket eden gazetecileri, yazarları, aydınları da alabilirsin ama milyonlarca vatandaşı nasıl alacaksın? Çünkü günlük hayatında bunlara sağlanan imtiyazları görüyor. Halkı kin ve isyana teşvik diyerek sığınmacı karşıtlarını buna sokmaya çalışıyorlar ya Suriyelilere ve Afganları kendi vatandaşına göre el üstünde tutuyorsun, kendi vatandaşına sağlamadığın ayrıcalıkları bunlara sağlıyorsun, senin halkın geçim derdinde boğuşurken onları ekmek elden su gölden yaşatıyorsun ama halkı kin ve nefrete teşvik edenler, sığınmacılara karşı tehlikeyi görenler ve bu istila oyununu gören bizler oluyoruz. Hiç inandırıcı değil.

Sizde son zamanlarda sosyal medyada tehdit aldınız. Üzerine bu gözaltı süreci yaşandı. Sizin bu noktada bir çekinceniz var mı?

Fatih Ergin: Benim çekincem yok. Ben bu kitap öncesinde de Suriyeli ve Afganlarla ilgili yazılar yazdım. Skandalları ortaya çıkardım. “Suriyeliler SGK’yı Hortumluyor” yazısı bunlardan biriydi. Türkiye’nin gündemine oturdu. Burada da ben tehditler aldım ama bu kitapla ilgili bana yapılan tehdidin farklı bir boyutu var. Tehdit bana klasik troller üzerinden yapılmadı. Bu sığınmacılarla ilgili milli direnci milli bilinci açık tutan insanlara yönelik açılmış hesaplar var. Dertleri tamamen bu kişiler. Bu hesaplardan geldi bana tehdit. Aslında bu yüzden tehdit edilmem gündem oldu. Trollerin özel trolleri çıktı. Sığınmacı istilası ile mücadele edenlere yönelik birtakım hesaplar tüneyeme başladı. Beni takip eden hesap özel bir hesap takipçi sayısı 100 Binin üzerindeydi. Tehdit etsinler, canları cehenneme diyorum ben. En kötü bir canımız var onu alabilirler ama birileri çıkar bu istilayı Türk Milletine anlatmaya devam eder.

‘BURASI ARAP YURDU DİYECEKLER’

Kitapta toprak talebi ile isyan ederler diyorsunuz. Bu yakın süreçte olabilecek bir şey mi? Aynı şey soykırım yalanı ile ilgili söyleniyordu. Hala gündeme gelmiş değil. Türkiye buna karşı bir direniş sergiliyor ama Ermeniler de bu gündeme gelmedi. Aynı şey 515 Haşimi Çetesi için ne kadar mümkün?

Fatih Ergin: Ermeni meselesi ile aynı değil. Toprak talebi derken bunlar uluslararası hukuk mücadelesine girişecekler demiyorum. PKK gibi bir terör örgütü karşımıza çıkar diyorum. PKK hangi motivasyon ile karşımıza çıktı? Güneydoğu’da sözde bir Kürdistan kurmak. Bunlar da Türkiye’nin Urfa, Antep Suriye sınırı illerimizde toprak talebi ile bir kalkışma başlatabilirler. Birincisi Türkiye’de bu kalkışmaya destek verebilecek kadar Suriyeli var mı? Var. Devletin elindeki rakamlardan devletin bile emin olmadığını biliyoruz. 10 milyonun üzerinde sığınmacı ve kaçak var. Bunların çoğunluğu Suriyeli. Bir taraftan siz sürekli kaçaklar alıyorsunuz çetenize adam topluyorsunuz. Suriyelileri ile çetenizi büyütüyorsunuz. Ne olacak bu çeteler büyütülürken silahlandırılırken karşınıza bir terör örgütü çıkacak ve bunun bir varlık sebebi bir motivasyonu olacak. Ne olacak işte “Kardeşim ben şu illeri koparmak istiyorum buralar Arap yurdudur” Şimdi Kilis’te Türk nüfusunu geçmişler, Reyhanlı’da geçmişler. Buna benzer yerlerde ayaklanmışlar veya ayaklandırılacaklar. Emperyalizm böyle bir fırsatı kaçırmaz. Tıpkı iddia ediyorum böyle giderse eğer nasıl ki Ukrayna’da ayrılıkçı bölgeler oluştu ve Rusya onları bahane edip oraya girdi. Türkiye’de de böyle giderse ayrılıkçı bölgeler oluşturmak için ayaklanmalar olacak. He Türk devleti bunu bastırabilir o ayrı bir şey ama sizin ülkenize ümmet diye, din kardeşi diye, ümmet diye aldığınız beslediğiniz insanlar size karşı ayaklanmış veya ayaklandırılmış olacaklar ben bunu anlatıyorum.

Deprem sonrası bölgedeki demografik yapı tartışılır hale geldi. Bir yandan binlerce yurttaşımızı kaybettik. Bir yandan da şehirlerimiz yıkıldı. Kentleşme meselesi de büyük bir olay halinde duruyor. Hem maddi hem de sosyolojik olarak… Burada demografik yapı da tartışıldı. Bazı kesimler Suriyelilere dikkat çekti. Siz bu endişeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fatih Ergin: Bu endişeler haklı endişeler. Çünkü bizim Hatay’daki insanlarımızın gidebileceği yerler var. Ülkenin çeşitli yerlerinde akrabaları var. Oraya gidip orada kalabiliyor. Yeni bir hayata başlayabiliyor. Oradaki vilayetlerimizin ayağa kalkması baya bir zaman alacak. Hala sorunlar yaşanıyor. Burada da Suriyeliler fırsattan istifade buraya geliyorlar ki zaten Hatay yerlileri Batı şehirlerine doğru göç ettikçe bunlar orada sayı olarak daha da çoğalıyorlar. Bir taraftan da zaten kaçaklar hala gelmeye devam ediyor ve daha da üstün hale geliyorlar. Bu endişeler yersiz değil. İkincisi zaten iktidar da demografik dönüşümünü istiyor. Çünkü Türklerle yapamıyor. Kendisine oy veren Türklerle de yapamıyor. Erdoğan %50+1 oy aldı ama Erdoğan’ı destekleyen onların ajandalarını destekleyen, ideolojik gündemlerini destekleyen %15’tir. Belki bu bile fazladır. Erdoğan’a oy verenlerin büyük çoğunluğu dahi Atatürk ile Cumhuriyet ile ulus devletle ile sorunu olan insanlar değil. Hani Erdoğan’ın “sosyal iktidarı, kültürel iktidarı ele geçiremedik” diye zaman zaman çıkıları oluyor. Bunu nasıl yapabilirsiniz ithal etnik unsurlarla yapabilirsiniz. Buna da Suriyeliler, Afganlar uygun. Ben kitabımda da belirttim, sığınmacı meselesinde, bu iktidar onları göndermek istemiyor, istememesinin sebebi de, Türkiye’nin laik sosyolojisini değiştirecek demografik dönüşümün anahtarı olarak görüyor.

Sizin son olarak eklemek istediğiniz var mıdır?

Fatih Ergin: Türkiye’nin sığınmacı ve kaçak sorunu üç ihtimalli olarak karşımızda durmaktadır. Sorulması gereken soru şu üç sorudur:

-Türkiye Cumhuriyet Devleti bundan sonraki varlığını laik ve ulus devlet olarak mı sürdürecektir?

-Çok uluslu bir ümmet devleti olarak mı sürdürecektir?

-Topraklarının bir bölümünde ayrılıkçı bölgeler oluşmuş bir devlet olarak mı sürdürecektir Ukrayna ve Suriye gibi?

Bu meselede kim neyi savunuyorsa hangi motivasyonla hareket ediyorsa bilerek veya bilmeyerek bu üç noktadan birine hizmet ediyor. Biz diyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Laik Cumhuriyet ve Ulus Devlet olarak devam etmelidir. Neden? Çünkü Türkiye asırlardır karışık olan ve durulduğunda bile karışmaya çok müsait olan üç alt kıtanın ortasında bulunmaktadır. Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu… Sizin böyle bir coğrafyada ayakta durmanızın püf noktası devletin eyaletlere, milletin etnisitelere, cemiyetin cemaatlere, toplumun da tarikatlara bölünmemesinden geçer. Ama bu sorun şu an bunu tehdit ediyor. Atatürk der ki, “Cumhuriyetimizin temel dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olurlarsa o topluluğa dayanan cumhuriyette o kadar kuvvetli olur” işte bugün emperyalizm, batı emperyalizmi ve onların işbirlikçisi olan İslamcı zihniyet Atatürk’ün belirttiği Cumhuriyet’in temelini hedef alıyorlar. Türk kültürünü hedef alıyorlar. Bizim dikkat çekmemiz gereken nokta budur. Dikkat çektiğimiz nokta budur. Verdiğimiz mücadele budur. Bu mücadeleye de devam edeceğiz. Herkesin safı demin de belirttiğim bu üç noktadan da belli. Korkmadan yılmadan bu mücadeleyi sürdüreceğiz.