Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 19

Anket şirketinin sahibi de Memleket Partisi adayı

0

Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlere kilitlendi. Bu süreçte partilerin çok yakından takip ettiği ya da çalıştığı grupların başında araştırma şirketleri geliyor. Yaptıkları anketlerle kamuoyunu bilgilendirmekten çok yönlendirme etkisi olan şirketlerden birisi de Ankara Analitik oldu. Memleket Partisi’ni şaşırtan bir şekilde %10.4 gösteren şirketin sahibi Ömer Kayır, Memleket Partisi Bursa 2. Bölgeden 1. Sıra milletvekili adayı oldu. Kayır, 28 Şubat Alt Komisyonu’nda verdiği ifadede IŞİD El-Kaide gibi terör örgütlerinin ideolojik temelini oluşturan Selefi İslamın düşman olarak görülmemesi gerektiğini savunmuş.

ERCAN KÜÇÜK

Cumhurbaşkanlığı adayları içinde en çok tartışılan isim şüphesiz Muharrem İnce. Sosyal medyada yapılan anketlerde şaşırtan oylar alan İnce bazı araştırma şirketleri tarafından sahada yapılan anketlerde de yüksek oy almasıyla dikkat çekti. Bazı anket şirketleri Memleket Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin oyunu %10, bazıları %12 civarı gösteriyor. Bu araştırma merkezlerinden birisi de Yüzüncü Yıl Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nin bağlı olduğu Ankara Analitik Araştırma ve Danışmanlık Reklam ve Ticaret LTD ŞTİ. Merkez Mart 2023’de yayınladığı Türkiye Durum Raporu isimli araştırmada Memleket Partisi’nin oyunu %10.4 gösterdi. Şirketin Memleket Partisi’yle ilişkileri ise dikkat çekiyor.

Raporu hazırlayan ekibin başkanının Memleket Partisi Manisa 1. Sıra adayının Av. Fidel Okan olduğunu, ekipte yer alan Ekonomist Şefik Çalışkan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın akıl hocası olarak bilindiğini yazmıştık. Raporu hazırlayan şirketin sahibi Ömer Kayır da Memleket Partisi ile ilişkili çıktı. Kayır, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığından emekli olan bir bürokrat. Kayır, Ticaret Sicil Gazetesi’nin 28 Ocak 2021 tarihli 10255 nolu sayısına göre şirketi 20 Şubat 2018’de kuran Süleyman Sancak’tan tek ortaklı olarak devir aldı. Kayır, Memleket Partisi’nden Bursa 2. Bölge 1. Sıradan milletvekili adayı oldu.

İL BAŞKANI DOĞRULADI

Kayır’ın adaylığını Memleket Partisi Bursa İl Başkanı Ümit Akkuş’a sorduk. Akkuş, isim benzerliği olmadığını, Kayır’ın emekli Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olduğunu doğruladı. YSK’nın yayınladığı geçici aday listelerinde Ömer Kayır’ın mesleği de emekli olarak geçiyor.

SİYASETE TÖVBELİYDİ

Kayır 1997 yılı Haziranıyla 1999 yılı Haziranı arasında Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptı. Haziran ayında görevinden ayrılıp Mesut Yılmaz’a danışmanlık yaptı. 2012’de TBMM 28 Şubat Alt komisyonuna Başbakanlık Müsteşarı olarak ifade verdi. Verdiği ifadelere göre Kayır, göreve 1980’de Diyanet İşleri Başkanlığında, Afyon Dazkırı’da imam hatip olarak başladı. Daha sonra avukatlık, hukuk müşavirliği, bakan danışmanlığı, Çevre Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı, yine arada bazı Bakanlıkların danışmanlığı, Devlet Bakanlığı, Çevre Bakanlığı danışmanlığı gibi görevler üstlendi. Anasol-D hükümeti döneminin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Kayır, verdiği ifadede siyaset yapmaya tövbeli olduğunu şu sözlerle açıklıyor: “ben çok netim. “İki şeye tövbeliyim” dedim. Bir, avukatlık yapmamaya bir de siyaset yapmamaya Peygamberin mescidinde tövbe etmiş bir insanım.”

SELEFİ İSLAM’A DÜŞMANLIK EDİLEMEZMİŞ

Kayır, komisyonda verdiği ifadede Radikal İslam, Selefi İslam gibi kavramlara düşmanlık edilemeyeceğini de şu sözlerle savundu:

“İlk Takip Kurulu toplantısına girdiğimiz zaman Müsteşar Bey daha konuşmayı yapar yapmaz söz istedim, dedim: Beyler, buyurun bu 406 sayılı Karar. Ne istiyorsunuz? Eğer diyorsunuz ki ‘Biz İslam’la mücadele edeceğiz.’ Sovyetlere bakın, 80 yıl mücadele ettiler, hangi neticeyi aldılar? Böyle bir şeyi aklına koyan varsa silsin bir defa, bu mümkün değil. Başka? Bir düşman tanımı yapılmaya çalışılıyor. İçinde ‘İslam’ kelimesi geçen hiçbir şeyi düşman ilan edemezsiniz; ‘Siyasal İslam’, ‘Radikal İslam’, ‘Selefi İslam’ vs. vs. Başka? Yaptığınız her şey sivil demokratik yönetim, bir sistem içerisinde bu usullerle yapılmalı. Yani bununla ilgili istendiğinde, hani bir sonraki dönemde 113 maddelik böyle bir İrticayla Mücadele ve Strateji Belgesi… İlk dönemin bir Strateji Belgesine bakın. Peki, ‘İrticai faaliyetlere…’ yani ‘Rejim aleyhtarı irticai faaliyetlere karşı alınması gereken tedbirler.’ yazıyor. Peki, nedir bu yani rejim aleyhtarı irticai faaliyet? Arkadaşlar, birisi bir ağaca bez bağladı o da irtica, birisine göre irtica; birisi dininin gereği herhangi bir şey yaptı, bir başkasına göre bu irtica; böyle bir şey olmaz. Yani ne olur? Eğer rejimi yıkmaya yönelik bir faaliyet varsa görev tanımı içerisine bunlar girer, bunun dışındaki hiçbir şey bu görev tanımı içerisine girmez. Bizim askerle kopuşumuz da zaten budur, bu noktada”

*Kapak görseli Politikyol’dan alınmıştır.

Numan Kurtulmuş’tan Büyükelçi Flake açıklaması

0

Ak Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, Yeni Azerbaycan Partisi MYK Başkanı ve Genel Başkanvekili Tahir Budaqov ve beraberindeki heyet ile birlikte Ak Parti İstanbul İl Başkanlığında basın açıklaması yaptı. 2 partinin Genel başkan vekilleri yaptıkları açıklamada Azerbaycan’ın, 14 Mayıs seçimlerinde Erdoğan’ı desteklediklerini duyurdu. Programda Röportajlık’ın sorusunu yanıtlayan Kurtulmuş, ABD Büyükelçisi Jeff Flake hakkında açıklamalarda bulundu.

ERCAN KÜÇÜK

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Genel Başkanlığını yaptığı Yeni Azerbaycan Partisi, 14 Mayıs’taki seçimlerde Ak Parti’yi destekleyecek. Parti adına resmi açıklamayı MYK Başkanı ve Genel Başkanvekili Tahir Budaqov yaptı. Kurtulmuş konuşmasında şunları söyledi: “14 Mayıs seçimleri, bu ülkede kimin cumhurbaşkanı seçileceği bir seçim olmanın ötesinde bir anlamı var. Bu asrın seçimidir. Türkiye bir istikamet tayini geliştirecektir. Türkiye’nin güçlü olmasını istemeyenler de yakından ilgileniyor bu seçimle. Yeni Azerbaycan partisi yakinen takip ediyor. Bu seçimde destek vermek için gayret sarf ediyorlar. Bu anlamda bu ziyareti gerçekleştiriyorlar.

ALİYEV’İN PARTİSİNDEN ERDOĞAN’A DESTEK

Budaqov, konuşmasında Türkiye’nin Azerbaycan’ın Karabağ zaferine destek verdiğini hatırlattı. Budaqov, “Biz her zaman, Türk halkına, AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a minnettarız. AK Parti ile Yeni Azerbaycan Partisi birçok projeyi hayata geçirdi. Türkiye Azerbaycan kardeşliği yeni diyaloglar meydana getirmiştir. Türkiye bizim yanımızdadır. Türkiye’de bu seçimlerin büyük önemi var. İnanıyorum ki Türk halkı en doğru kararı verecek. Son yirmi yıldaki kazanımları tercih edecektir.” Dedi.

ABD BÜYÜKELÇİSİ TARAF TUTAR GİBİ DAVRANDI

Kurtulmuş ve Budaqov, Röportajlık’ın sorularını da yanıtladı. Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı geçtiğimiz günlerde Millet İttifakı cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden ABD Büyükelçisi Jeff Flake’e tepki göstermiş, ve şu sözlerle kapıları kapattıklarını açıklamıştı: ”Haddini bileceksin. Büyükelçi olarak görevini bileceksin. Bir büyükelçi nasıl çalışır, bunu öğreneceksin. Bunu öğrenmediğin takdirde bu kapı öyle yol geçen hanı değil, giremezsin.” Geçtiğimiz günlerde ise Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Antakya’da NATO Çadır Kenti açılışında Büyükelçi Flake ile birlikte açılış yapmıştı. Kurtulmu, Ak Parti’nin kapıları Büyükelçi Flake’e açıldı mı sorumuza şu şekilde cevap verdi: 

“Bir cumhurbaşkanlığı seçimine giriyoruz. Sn. Kılıçdaroğlu da aday. Sn Cumhurbaşkanımız da. Aday olmakla birlikte şu anda ülkenin Cumhurbaşkanı. Böyle bir ziyaret yapıyorsun niye ülkenin Cumhurbaşkanını ziyaret etmiyorsun, niye önce buradan başlamıyorsun mantığıyla söylenmiş bir sözdür. Cumhurbaşkanımıza gitmeden Kılıçdaroğlu’na gitmesi açıkçası bir yerde bir taraf tutma tarafını belirleme gibi bir pozisyon ortaya çıkartmıştır. Cumhurbaşkanımızın eleştirisi bunadır. Yoksa Sn. Büyükelçi burada misyonun faaliyetleri içerisinde görevine devam ediyor. Kastedilen burada ABD Büyükelçiliğinin varlığı değil, Cumhurbaşkanlığı yarışında ABD Büyükelçisinin taraf tutarmış gibi muhalefetin adayı olan Sn. Kılıçdaroğlu’nu ziyaret edip ülkenin Cumhurbaşkanı olan ve adayı olan Sn. Cumhurbaşkanımızdan başlamamış olmasıdır.

Aralık ayında KKTC’de yapılan 1 Millet 3 Devlet toplantısından sonra KKTC’nin tanınması için parti olarak yaptıkları çalışmaları sorduğumuz Budaqov, şunları söyledi: “KKTC’nin Türk devletleri teşkilatlarında  gözlemci üye statüsünü alması dünya siyasetine çok önemli bir mesaj çok önemli bir başlangıçtır. Bu istikamette prosesleri biz Ak parti ve Türkiye devletiyle birlikte devam etme nezdindeyiz ve bu istikamette de işlerimizi devam ettireceğiz.”

 

İnce’yi %14 gösterdi, Milletvekili adayı yapıldı

0

Siyasi partiler 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler öncesinde milletvekili aday listelerini YSK’ya teslim etti. Partilerin listelerinde tartışılan isimler dikkat çekiyor. o isimlerden birisi de Memleket Partisi Manisa 1. Sıra adayı Fidel Okan oldu. Okan Memleket Partisi’ni %10.4 gösteren anketi hazırlayan ekibin başkanı olarak dikkat çekiyor.

ERCAN KÜÇÜK

Cumhurbaşkanlığı adayları içinde en çok tartışılan isim Muharrem İnce. Sosyal medyada yapılan anketlerde şaşırtan oylar alan İnce bazı araştırma şirketleri tarafından sahada yapılan anketlerde de yüksek oy almasıyla dikkat çekiyor. Bazı anket şirketleri Memleket Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce’nin oyunu %10, bazıları %12 civarı gösteriyor. Bu araştırma merkezlerinden birisi de Yüzüncü Yıl Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi. Merkez Mart2023’de yayınladığı Türkiye Durum Raporu isimli araştırmada Memleket Partisi’nin oyunu %10.4 gösterdi. Merkezin raporu hazırlayan ekibi dikkat çekiyor.

ERDOĞAN’IN AKIL HOCASI DA EKİP DE

Ekipte yer alan Ekonomist Şefik Çalışkan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığıyla biliniyor. Çalışkan’ın Aralık 2021’de hazırladığı yeni ekonomi modeli ismi verilen modelde Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon netice” tezini şiddetle savunduğu ve bu doğrultuda ifadelerin yer aldığı görülüyor. Raporun, Erdoğan’ın savunduğu tezler ile paralelliği dikkat çekti. Hatta Çalışkan için Erdoğan’ın akıl hocası deniyor. Çalışkan 7 Nisan’da attığı tweette Erdoğan ile ilgili şu cümleleri kullanıyor: “Ülkemiz ekonomisinin kök sorunun ne olduğu Erdoğan tarafından keşfedilmiş gözükmektedir. Cari açık, kök sorun değildir. Kök sorunun belirtisidir. Bu belirti, Erdoğan tarafından bulguya çevrilmiş ve ona göre tedavi edilmeye çalışıldığı gözlenmektedir.”

Raporda dikkat çeken bir diğer isim ise rapora başkanlık yapan Av. Fidel Okan. Memleket Partisi’nde Manisa 1. Sıradan milletvekili adayı gösterilen Okan geçmişte CHP’de Strateji Geliştirme Komisyon Başkanlığı’na getirilmişti. Okan yayınladığı anketle ilgili yaptığı paylaşımlarda İnce’nin oyunu da yaklaşık %14’lerde gösteriyor: “Muharrem İnce’nin oyu Memleket Partisi’nin oyundan %40 daha fazla çıkıyor. Önümüzdeki 10 günde sağlıklı ve ciddi araştırma yapan tüm anket şirketleri yukarıdaki sonuçlara ulaşacaktır. İyi Parti’de kan kaybı sürüyor. Aynı şekilde oy oranının %4 olduğunu teyid edeceksiniz..”

FETÖCÜLERLE AYNI KAREDE

Memleket Partisi’nde ihracı istenen ve daha sonra istifa eden Tolgahan Erdoğan Twitterda, Okan’ın FETÖ ile ilişkili olduğunu da vurguladı. Erdoğan, yaptığı paylaşımda Okan’ın bir paylaşımını alıntılayarak şunları yazdı: “Herkese FETÖ’cü diyen adama da bak hele . Memleket Partisi Manisa Milletvekili Adayı Fidel Okan kendi attığı tweetleri ne de çabuk unutmuş. Ama hatırlatırız.”

Okan hakkında geçmişte çıkan haberlerde FETÖ imamları İsa İmanlı, Hakan Kılınç ve Muharrem Aşıcı başta olmak üzere FETÖ yöneticileri ile umre seyahatine gittiği, birlikte fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaştığı yazılmıştı. Okan, Sabah Gazetesi’nin o dönemli haberine verdiği cevapta, Sabah’ın FETÖ’cü diye iddia ettiği isimlerle birlikte sohbete katılan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun fotoğraflarını paylaştı.

HDP’YE DE OY İSTEMİŞ

Okan, 2018’de HDP’ye de oy istemiş. Okan, 1 Haziran 2018’de attığı tweette “Ailenizden bir kişinin mutlaka HDP’ye oy vermesini sağlayın. HDP’nin barajı geçmemesi durumunda Millet İttifakı’na verdiğiniz oylar seçilenlerin vekil maaşı alması dışında bir işe yaramaz. Bu gerçeği bilin, adımınızı ona göre atın” yazmış.

 

Çller’in istediği partinin Genel Başkanı:‘Devletin belli şeyleri özelleştirilmez’

0

Türkiye’de adeta bir siyasi parti enflasyonu yaşanıyor. 2018’de yapılan son seçimlerden sonra birçok parti kuruldu. Bazılarını kamuoyunda çokça duymamıza rağmen az ya da hiç duymadığımız partiler de var. Bunlardan birisi de Büyük Türkiye Partisi. Eski Başbakan Tansu Çiller’in genel başkan olacağı iddialarıyla bilinen partinin Genel Başkanı Röportajlık’a konuştu.

ERCAN KÜÇÜK

Eski Başbakan Tansu Çiller iktidarları döneminde yaptığı özelleştirmelerle de hatırlanıyor. Hatta 24 Kasım 1994’te Başbakanken, Özelleştirme Yasası’nın gece Meclis’ten geçmesinin ardından yaptığı teşekkür konuşmasında: “Bugünü çocuklarınıza, torunlarınıza anlatırken, ‘Türkiye, coğrafi bölgesindeki son sosyalist devlet olmuştu. Biz onu yıktık’ diyeceksiniz” demişti.

Çiller geçtiğimiz aylarda siyasete yeniden döneceği, kendisini merkez sağda tanımlayan Büyük Türkiye Partisi’nin başına geçeceği haberleriyle gündeme gelmişti. Konuyla ilgili partinin twitter hesabında ‘Cumhurbaşkanı adayımız Tansu Çiller’dir’ şeklinde yapılan bir haberin kupürü paylaşılmış. Partideki yetkili isimlerden olan ve Çiller’e yakınlığı ile bilinen Ömer Bilgin, “Sayın Başbakan (Çiller) için hazırlık yaptık. Sayın Başkan elbet düşünecek” demişti. Ancak bu olay gerçekleşmedi. Büyük Türkiye Partisi’nin parti programını dünkü haberimizde genişçe yazmıştık. Parti yaptığı açıklamada 14 Mayıs’taki seçimlerde Tayyip Erdoğan lehine çekildiğini açıkladı.Bu konuyu partinin en yetkili ismi Genel Başkan Hüseyin Durmaz’a sorduk. Durmaz, verdiği cevapta “Bu konuyla ilgili yüzyüze gelirsek açıklama yaparım.” İfadelerini kullandı.

BERAL EKONOMİ-ÖZERKLİK KARŞITLIĞI

Ekonomi anlayışını modern liberal ekonomi olarak tanımlayan Büyük Türkiye Partisi, özelleştirme konusunda Tansu Çiller’in tam karşısında yer alıyor gibi gözüküyor:

“Ülkemizde özelleştirme silahsız bir işgale dönüşmüştür. Özelleştirme siyasilerin “rüşvet kapısı” haline dönüşmüştür. Özelleştirme basit bir mülkiyet devri değildir. Uluslararası sermaye ve şirketlerin egemenliği, topraklarımızda her geçen gün sınırlarını genişletmektedir. Özelleştirilme adı altında devletin fabrikaları, yeraltı ve yerüstü tüm zenginlikleri yağmalanmıştır. Bütün eski özelleştirme uygulamaları tekrar gözden geçirilerek değerlendirilerek eski özelleştirmeler mercek altına alınacak ve suçlular hâkim önünde hesap verecektir.

‘TÜRK TELEKOM’U ÖZELLEŞTİRMEZDİM’

Çiller’in iktidarları döneminde yaptığı özelleştirmelerle anıldığını hatırlattığımız Durmaz, “Parti programı hakkında bu kurucu genel başkanın benim programım. Ben bunu savunuyorum başkası geçer onu savunur. Ben partiyi bu şekilde kurdum. Devletin belli şeyleri özelleştirilmez. Mesela Türk Telekom. Ben olsaydım özelleştirmezdim.” dedi.

ÇİLLER İMZALAMIŞTI, GÜNCELLENSİN İSTİYORLAR

Büyük Türkiye Partisi, Dış Politikalar başlığında, Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde Yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1996’dan bu yana Türkiye’nin aleyhine işlediği eleştirilerine hedef olan Gümrük Birliği anlaşmasının da tekrar gözden geçirilmesi ve ülkemiz menfaatleri doğrultusunda gerekirse bu konuda radikal kararları uygulamak gerektiğini söylüyor. Yunanistan’ın işgali altında bulunan Ege Adaları’nın geri alınması gerektiğini de programına koymuş.

Senato isteyen de var, ismini değiştiren de.. Kim bu partiler?

0

Türkiye 14 Mayıs’a ekonomideki sorunlarla boğuşarak giderken bir yandan da siyasi parti enflasyonu dikkat çekiyor. Oldukça büyük olması beklenen seçim pusulasında dikkat çeken, daha önce belki de kimsen bilmediği 4 parti var.

ERCAN KÜÇÜK

Yargıtay’ın sitesinde yer alan bilgilere göre şu anda Türkiye’de resmi 123 siyasi parti var. Ancak bunların hepsi gerekli kriterleri sağlayıp seçime girme yeterliliğini sağlayamadı. Yeterlilik sağlayan parti sayısı sadece 36 oldu. Bu 36 partinin birçoğunu hepimiz bilirken, belki de ismini ilk defa duyduğumuz 4 parti var. Bunlar; Adalet Birlik Partisi, Büyük Türkiye Partisi, Güç Birliği Partisi ve Yeni Türkiye Partisi. Peki kimdir bu partiler, neyi savunurlar, seçimde Cumhurbaşkanı adayı olarak kimi destekleyecekler?

CUMHURBAŞKANI TARAFSIZ VE TARTIŞMALARIN DIŞINDA OLMALI

Adalet Birlik Partisi: 2018’de kurulan, Genel Başkanlığını İrfan Uzun’un yaptığı partinin katıldığı ilk seçim olacak. Genel Başkan Uzun, Trabzonlu. İngilizce, Rusça ve Arapça eğitim almış ve sigortacılıkla uğraşıyor. Partinin Yargıtay kayıtlarına göre 3769 üyesi bulunuyor. Parti sosyal medyada da çok etkili gözükmüyor. Adalet Birlik Partisi’nin twitter’da 1035, Genel Başkan İrfan Uzun’un 5162 takipçisi var. Parti programının önsözünde yer alan “Milliyetçiliği, millî ve manevi değerlere bağlılığı düstur ittihaz eden” ifadesi partinin siyasi çizgisini belli ediyor.

EN GENÇ LİDER

Partinin internet sitesindeki whatsapp numarasından Genel Başkan İrfan Uzun’a ulaştık. 46 yaşında ve Türkiye’nin en genç siyasi lideri olduğunu vurgulayan Uzun, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde 398 aday çıkarttıklarını söyledi. Sosyal medyada aktif olmanın çok önemli olmadığını belirten Uzun şunları söyledi: Sokağa çıkacağız vatandaşla görüşeceğiz. Sosyal medyayı kullanmak çok önemli değil. Benim bir videom vardı. Anayasanın 116. Ve 67. Maddesindeki haksızlıkları dile getirdim. Bütün ulusal basına da yazı yazdım, basının korktuğunu gördüm. Basın bizi çıkartmıyor. Biz mecburen sosyal medyadan insanlara dokunuyoruz. 120 bin kişi bizi izlemiş sadece bir videomda. Toplamda 795 bin kişiye ulaşmış 5 gün içinde. Ama gidip de imza atmamaları bana çok saçma geldi. Demekki sosyal medyada insanlar izliyorlar, geçiyorlar. Bu seçimi kazanmak için sokağa inmek lazım. Şu anda milletvekili arkadaşlar çalışma hazırlıyorlar. Bizim parti ilk defa seçime katılacak. 4 yıl önce kurulan, üniversitelere tez konusu olacak bir partiyiz biz. Köylü bir adamın çocuğu geliyor parti kuruyor ve Cumhur Başkanı adayı oluyor. Babam demirci benim. Herhangi bir siyasi geçmişi yok, ilkokul mezunu. Evin 11. Çocuğuyum ben. Bu bence dünya üzerinde haber konusu olması gereken bir konuyken bizim ülkemizde basın özgür olmadığı için bizi haber dahi yapmadı. Şu an basın bizi göstermiyor ama yakın gelecekte göstermemesi söz konusu olmayacaktır.”

‘AYM’YE BAŞVURACAĞIM’

Parti binalarını ve tabelalarını neden hiç görmüyoruz sorumuza verdiği cevapta Uzun, İstanbul il başkanlığı olarak Büyükçekmece’de 3 katlı bir villayı kullandıklarını söyleyerek, “İşi binaların yaptığına inanmadığım için yüksek kiralar verip çalışma taraftarı değilim. Çünkü işi yapan insanlardır. Siyaset insanla yapılacak bir olay.  Biz de insanlara dokunduk. İl ilçe başkanlarımızın numarasına sabit numaramız üzerinden dahili kodunu tuşlayıp ulaşabilirsiniz.” dedi.

Cumhurbaşkanı adayı olmak için 100 bin imza toplama kuralını da eleştiren Uzun, bu uygulamayı Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini söyledi: “Adaletsiz ve hukuksuz bir seçim yapıldığı için imza toplayamadım. İlçe seçim kurulunda açık beyanatla aday gösteriyorsunuz. Fişleniyorsunuz. 922 ilçenin 320 ilçesinde İlçe seçim kurulu yok. Vatandaş binecek minibüse gidecek. Bu adil bir sistem mi? Bir yıl içinde 100 bin imzanın kaldırılması adına AYM’de dava açacağım. Şu anda YSK’ya dilekçemi verdim. Gelecek cevap muhtemelen istediğim cevap olmayacak. Ben bunu AYM’ye götüreceğim. Ve bir sonraki seçimde 100 bin imza ver 550 bin gibi ödemeler görmeyeceğiz. Ben tarihe not düştüm bu dilekçelerle.”

‘BİR YIL İÇİNDE ERKEN SEÇİM OLUR’

İrfan Uzun, 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı adayı olarak kimi destekleyeceklerine yönelik sorumuza şu cevabı verdi: “Tamamen gençlerden oluşan bir partiyiz. Kendi içimizdeki başkanlarımıza kalbinize kim uyuyorsa ona oy verin dedik. Ben Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vereceğim. Projesi olduğu ya da bu ülkeyi daha iyi yöneteceği için değil. Bu ülkenin değişime ihtiyacı olduğu ve Erdoğan’ın Anayasa’nın 101. Maddesine rağmen tekrardan aday olmasının anayasal suç olduğu ve bu suça ortak olmamak için. Kılıçdaroğlu da seçilse bu sistemin en fazla 1 yıl gideceğini düşünüyorum. Anlaşamayacaklar kavgalar çıkacak ve erken seçim olacak. Hiçbir demokraside hiçbir kimse 21 yıl iktidarda olmamalı, ben de dahil. Arkadan gelen genç kesimin bu ülkede adalet vardır demesi lazım. Bir yıl sonra erken seçim olacak. O seçimde ben tekrardan Cumhurbaşkanı adayı olacağım.”

Adalet Birlik Partisi, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine isim vermeden şu sözlerle karşı çıkıyor: “Halkın serbest oyu ile seçilmiş üyelerden kurulu TBMM milli iradenin ve millet hakimiyetinin en üst seviyede tecelli ettiği müessesedir. Cumhurbaşkanlığını, her türlü tartışmanın dışında tutulması gereken, demokratik siyasi nizam içerisinde tarafsız, devletin ve milli birliğin en yüksek seviyede temsil edildiği bir makam olarak görürüz.”

Parti dış ilişkilerde NATO ile ilişkilerin geliştirilmesini şu sözlerle savunuyor: Türkiye siyasî, askeri ve iktisadî işbirliği yönünden mensubu bulunduğu Batı Dünyası ile ilişkilerinde, savunma ihtiyaçları yanında iktisadi gelişme ve kalkınmasını hızlandıracak ve menfaatlari dengeleyecek daha aktif bir rol oynamalıdır. İttifaklarımıza sadakati, dış politikamızda daima güvenilir bir taraf olmayı vecibe sayarız.

HESAPLAŞMA DEĞİL ŞÜKRAN

Adalet Birlik Partisi, 14 Mayıs’ta iktidar değişikliği olursa sonrasında yaşanması konuşulan hesaplaşma tartışmalarına ilişkin de şunları söylüyor: Ülke tarihimiz de emeği geçen, milletimize fedakârca hizmet eden devlet adamı, idareci ve vatandaşlarımıza şükranlarımızı arz etmeyi vefa borcumuzun tabii bir ifadesi sayarız.

ÇİLLER’İN İSTEDİĞİ BÜYÜK TÜRKİYE PARTİSİ

Büyük Türkiye Partisi de yeni kurulan partilerden. 2020’de kurulan partinin Genel Başkanlığını Hüseyin Durmaz yapıyor. Partinin ilk ismi Bizim Parti. Ancak 20 Şubat 2022’de yapılan kongreyle parti ismini Büyük Türkiye Partisi olarak değiştirmiş. Bu isim önemli; 12 Eylül sonrası Demirel’in yasaklanan partisi. Resmi kayıtlara göre 3951 üyesi olan Büyük Türkiye Partisi Twitter’da neredeyse hiç yok, sadece 56 kişi tarafından takip ediliyor. Sosyal medyada sık sık Cuma mesajları paylaşan Genel Başkan Hüseyin Durmaz’ı ise 307 kişi takip ediyor.

Genel Başkan Durmaz’ın partinin sitesindeki özgeçmişinde iş ve siyasi yaşamı şu sözlerle anlatılıyor:Önce gıda sektöründe işe başlamış, daha sonra inşaat sektörüne geçmiş büyük çapta fabrikalar, özel liman inşaatları yapmıştır. 1989 yılında Bakırçay bölge gazetesini kurmuş olup 1991 yılında da Ege Bölgesi Anadolu Basın birliğini kurmuştur. 1994 yılı MHP Aliağa Belediye Başkan adaylığı, 1995 yılı MHP İzmir milletvekili aday adaylığı, 2015 yılı Adalet Partisi kurucu ve GİK üyeliği ile DYP Genel Başkan Yardımcılığı ve Teşkilat İşleri Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Halen Haber Yedigün ve Ege Yeniyüzyıl Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır.”

Parti, geçtiğimiz aylarda eski Başbakan Tansu Çiller’in partinin başına geçeceği iddiasıyla haberlerde yer almıştı. Hatta partinin twitter hesabında bu konuyla ilgili ‘Cumhurbaşkanı adayımız Tansu Çiller’dir’ şeklinde yapılan bir haberin kupürü paylaşılmış. Partideki yetkili isimlerden olan ve Çiller’e yakınlığı ile bilinen Ömer Bilgin, “Sayın Başbakan (Çiller) için hazırlık yaptık. Sayın Başkan elbet düşünecek” demişti. Ancak partinin programıyla Tansu Çiller’in siyasi ideolojisi ve iktidar olduğu yıllardaki faaliyetleri bazı noktalarda çelişiyor gibi.

BTP Genel Başkanı Hüseyin Durmaz’a da ulaştık. Sanayiden tarıma, eğitimden adalete dış politikaya kadar geniş kapsamlı bir çalışma yaptıklarını vurgulayan Durmaz, seçime tek başlarına girdiklerini belirtti. Kaç aday göstereceklerine ilişkin sorumuza da şu cevabı verdi: “41 ilde gireceğiz seçime. 3 Büyükşehir dahil saymadım ama kaç aday gerekiyorsa o kadar aday çıkartıyoruz.”

BTP, bugün yaptığı açıklamada 14 Mayıs’ta yapılacak seçimde sundukları aday listesini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nı desteklemek için geri çektiklerini açıkladı.

Partinin ismini neden değiştirdiklerini sorduğumuz Durmaz, Süleyman Demirel’in kapatılan partisiyle ilgilerinin olmadığını söyleyerek şöyle cevap verdi: Çok güzel isimdi. Bu ismi şey yapmayalım dedik. Uygun gördük, arkadaşlarla karar verdik.

Biz merkez sağ partiyiz. Hedefimiz merkez sağda çok büyük bir oluşum meydana getirmek. İnşallah önümüzdeki dönemde merkez sağda birinci parti olmak için elimizden ne gelirse yapacağız. Bunda kararlıyız.”

Parti binaları ve tabelalarını hiçbir yerde görmediğini söylediğimiz Durmaz “Genel merkezimize geldiniz mi? 3-4 katlı müstakil, Balgat’ta çok büyük yazılarla yazılmış binamız var. Seçim açıklanmadan 3 gün önce seçim yeterliliğine haiz olduk kongremizi bitirdik. Ama fırsatımız olmadı. İlk önceliğimiz olacak.” dedi.

SENATO KURULMALI

Büyük Türkiye Partisi, parti programında Senato kurulmasını istiyor. Hatta iktidara geldiklerinde ilk iş olarak 2 partili bir parlamento kurmak var:

“Meclisi dengeleyecek senato kurulmalı, yargı tamamen bağımsızlaştırılmalıdır. 1980 ihtilalinin Türkiye’ye verdiği en büyük zararlardan bir tanesi de Senato’yu kaldırmak olmuştur. Bir ülkede Senato yoksa o ülkede demokrasi tam çalışmıyor demektir. Senato ve Anayasa Mahkemesi demokrasinin sigortasıdır. Senato’su olmayan bir Türkiye’de demokrasi ”kör ve sağır” işliyor demektir ki, bizler Büyük Türkiye Partisi kurucuları olarak bunları asla kabul edemeyiz. Türk milleti böyle kör ve sağır bir demokrasiye asla lâyik değildir. Demokrasi kendin gibi düşünmeyen insanlara rağmen yapmak değil, onların rızasını alıp yapabilme sanatıdır. Bunu yapabilen kişilere lider, tersini yapanlara diktatör denir.

“Büyük Türkiye Partisi’nin iktidara geldiğinde ilk görevi; Anayasa değişikliğine veya referanduma giderek parlamentonun yeniden yapılandırılması ve iki meclisli bir parlamento kurulmasıdır. TBMM’nde Milletvekilleri Temsilciler Meclisi ve Senatörler ise Senato üyesi olarak görev yapacaklardır. Buna paralel olarak Milletvekili  sayısı  450’ye ve Senatör sayısı ise seçimle gelen 150 kişi olacaktır.”

YANET YERİNE DİN HİZMETLERİ YÜKSEK  KURUMU

Büyük Türkiye Partisi, kamuoyunda çokça tartışılan Diyanet İşleri Başkanlığı yerine Din Hizmetleri Yüksek Kurulu getirmeyi planlıyor:

“Din Hizmetleri Yüksek Kurulu olarak adlandıracağımız, ülkemiz coğrafyasındaki tüm yurttaşlarımızın inançlarının temsil edildiği tamamen yasal bir kurumu hayata geçireceğiz. Böylelikle Cami, Cem Evi, Kilise, Sinagog vs. gibi ibadethanelere “eşit” ölçüde destek ve imkân sağlanacaktır. Bu kurum Türkiye coğrafyası içerisindeki bütün dinlerin ve inançların temsilcilerinden oluşan bir yüksek “Dayanışma Kurulu” ile iş birliği içinde çalışacak, hiç bir dini inanç ve düşünce sahibi dışlanmayacaktır.”

ÇİLLER İMZALAMIŞTI, GÜNCELLENSİN İSTİYORLAR

Büyük Türkiye Partisi, Dış Politikalar başlığında, Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde Yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1996’dan bu yana Türkiye’nin aleyhine işlediği eleştirilerine hedef olan Gümrük Birliği anlaşmasının da tekrar gözden geçirilmesi ve ülkemiz menfaatleri doğrultusunda gerekirse bu konuda radikal kararları uygulamak gerektiğini söylüyor. Yunanistan’ın işgali altında bulunan Ege Adaları’nın geri alınması gerektiğini de programına koymuş.

YEREL YÖNETİMLER GÜÇLENDİRİLECEK

Parti, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi başlığında da fikirlerini şu şekilde ifade ediyor: “Yerel yönetimler çok güçlendirilecek, devletin topladığı verginin bir kısmı o bölgede kalacak ve yerel kalkınmada kullanılacaktır. Bu vergilerin harcanmasında Devlet kontrol görevini yapacaktır. Yerel yönetimler sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışmalı, karar alma süreçlerinde ve faaliyetlerde daima sivil toplum kuruluşları ile birlikte hareket etmelidirler.”

İMAM HATİPLERDE GERİYE DÖNÜŞ

Eğitim Bakanlığı tarafından maddi sıkıntısı olan gençlere lise son sınıfa kadar eğitim bursu verilecek ve onların yurt gereksinimini karşılanacaktır. Bu şekilde çocuklarımız ve gençlerimiz denetimsiz, yasal olmayan vakıfların, siyasi partilerin, terör örgütlerinin, radikal dinci örgütlerin cinsel istismarcıların elinde oyuncak olmaktan kurtarılacaktır”

“Bilim derslerinde ve din derslerinde ana dilde eğitime dönülecektir. Son beş yıldır imam hatip okullarına dönüştürülmüş karma eğitim veren parasız Devlet orta ve lise okullarının tekrar eski konumuna kavuşturulması gereklidir. Bu durumdaki okullara tekrar eski statüleri kazandırılacaktır ve bu okullar tekrar yeniden bilim ağırlıklı eğitim programlarına kavuşturulacaktır. Din eğitimi, vakıfların kontrolünden geri alınarak Milli Eğitim Bakanlığının kontrolüne verilecektir.

BERAL EKONOMİ-ÖZERKLİK KARŞITLIĞI

Ekonomi anlayışını modern liberal ekonomi olarak tanımlayan Büyük Türkiye Partisi, özelleştirme konusunda Tansu Çiller’in tam karşısında yer alıyor gibi gözüküyor:

“Ülkemizde özelleştirme silahsız bir işgale dönüşmüştür. Özelleştirme siyasilerin “rüşvet kapısı” haline dönüşmüştür. Özelleştirme basit bir mülkiyet devri değildir. Uluslararası sermaye ve şirketlerin egemenliği, topraklarımızda her geçen gün sınırlarını genişletmektedir. Özelleştirilme adı altında devletin fabrikaları, yeraltı ve yerüstü tüm zenginlikleri yağmalanmıştır. Bütün eski özelleştirme uygulamaları tekrar gözden geçirilerek değerlendirilerek eski özelleştirmeler mercek altına alınacak ve suçlular hâkim önünde hesap verecektir.

PROGRAMINI SAKLAYAN PARTİ: GÜÇBİRLİĞİ PARTİSİ

Yeni partilerden birisi de Güç Birliği Partisi. 2020’de kurulan partinin Genel Başkanı Ali Karnap. Genel Başkan Karnap Trabzonlu bir isim. Siyasi kariyerine 2016 yılında Adalet Partisi’nde Teşkilat Başkanı olarak başladı. Muhtelif nedenlerle AP’den ayrılarak 2018 de ANAP Teşkilat Başkanı olarak göreve başladı.

Resmi rakamlara göre 4132 üyesi bulunan partinin twitter hesabında ise sadece 26 takipçisi var. Facebook’ta ise 14bin takipçiye sahip partide Genel Başkan Ali Karnap’ın Twitter’da 10200 takipçisi var. Parti 3 Nisan’da yaptığı açıklamada 14 Mayıs seçimlerinde Anavatan Partisi ile işbirliği yaptıklarını açıkladı. Logosunda yer alan çok sayıda simge ve renklerle parti bütün tuşlara basmış gibi. 2022’de kurulan internet Sitesinde parti programı olmadığı için inceleyemiyoruz.

Güç Birliği Partisi internet sitesi üzerinden Genel Başkan Vekili Pınar Albayrak’a ulaştık. YSK’ya gittiğini, sorularımızı mesajla sormamızı istedi. Kendisine sorularımızı gönderdik. Ancak haber yayına girene kadar henüz cevapları göndermedi. Gönderince haberimize ekleyeceğiz.

 PARLAMENTER SİSTEME GERİ DÖNMEYE KARŞI:

YENİ TÜRKİYE PARTİSİ

Bu partiler arasında en eskisi Yeni Türkiye Partisi. 2013’te kurulan partinin eski ismi Muhafazakar Yükseliş Partisi’ydi. 2013’te kurulan partinin üye sayısı 59524 kişiden oluşuyor. Ahmet Reyiz Yılmaz’ın kurduğu ve liderlik yaptığı partinin ismi 2023 Şubat kongresinde değişerek Yeni Türkiye Partisi oldu. Genel Başkanlığını Engin Yılmaz’ın yaptığı partinin mevcut yeni ismiyle bir twitter adresi gözükmüyor. Partinin internet sitesinde programı yer almıyor. Genel Başkan Engin Yılmaz Milliyetçi ve Muhafazakar Parti kurucu üyesi oldu. Daha sonra istifa ederek MYP’ne geçti. Partinin Başkanlık Divanı ve Parti Meclisi’nde Yılmaz ve Altun soyadlılar dikkat çekiyor.

Sitesinden twitter adresine tıklayınca MYP’nin Twitter hesabına yönlendiriyor. Orada da 144 takipçisi bulunuyor. Partinin Yargıtay’ın Nisan 2021 verilerine göre partinin 71324 üyesi varmış. Şu anda ise 59524 üyesi gözüküyor.

Parti en dikkat çeken söyleminde “Güçlendirilmiş Bir Başkanlık Sistemi, Kuvvetler Ayrılığı” başlığı altında Başkanlık Sistemini savunuyor:

“Yüce Türk Milleti; YTP ile birlikte başkanlık sisteminin aslında nasıl uygulanması gerektiğini görecek, kuvvetler ayrılığının tüm yönetim kadrolarında benimsenmesi ile birlikte çarkları sorunsuz işleyen ve dünyaya örnek olacak yönetim sistemi ile tanışacaktır.

“Parlementer sisteme geri dönmek, batılı güçlerin ekmeğine yağ süreceği gibi, içerideki düşmanların da güç kazanmasına yol açacaktır. YTP, başkanlık sistemini kilit noktalarından onararak devam ettirmeyi amaçlamaktadır.”

Yeni Türkiye Partisi’ne internet sitesinde iletişim numarasından ulaşmaya çalıştık, ancak telefonlarımıza çıkan olmadı.

Güncelleme: 17:51

GBP: KIRMIZI ÇİZGİMİZ VATANSEVERLİKTİR

Güç Birliği Partisi internet sitesi üzerinden Genel Başkan Vekili Pınar Albayrak’a ulaştık. YSK’ya gittiği için soruları mesajla göndermemizi istedi. Albayrak’a şu soruları ilettik:

Güçbirliği Partisi internet sitesinde parti programını bulamıyoruz. GBP neyi savunur, siyasi çizgisi ne yöndedir?

GBP’nin il ilçe tabelalarına hiç denk gelmiyoruz. Nasıl bir teşkilatlanma yapıyorsunuz?

Seçimde nasıl bir kampanya yürüteceksiniz?

14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kimi destekleyeceksiniz?

Albayrak’tan haber yayına girdikten sonra gelen cevapları, aynen yayınlıyoruz:

“24.02.2020 Tarihinde Kurucu Genel Başkanımız Sayın Ali KARNAP liderliğinde, Ben değil, sen değil BİZ olmanın bilinci ile kurulan tek kırmızı çizgisi vatanperverlik olan merkez kitle partisidir. Bizler farklılıklarımızla bir bütünüz.

GÜÇ BİRLİĞİ PARTİSİ olarak;

Bilimi önceleyen, üreten, müreffeh, güçlü ve tam bağımsız Türkiye idealini gerçekleştirmek için yola çıktık. Nice şehitlerin kanlarıyla sulanarak yurt edinilmiş bu cennet coğrafyada var olan tarihi, kültürel, manevi, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, dinamik genç nüfusu, jeopolitik konumu ve dahi tüm zenginliklerimizi, bu ideal doğrultusunda, ancak bir ve beraber olarak hedefe ulaşabileceğimiz düşüncesindeyiz

Öncelikle belirtmek isteriz ki, bizler dünyanın ekonomik, sosyal, kültürel anlamdaki konjonktürel yapısını değerlendirirken, insan odaklı bakarız. Din, dil ırk, mezhep, etnik köken, milliyet ya da farklı bir unsur bizim için önemli değildir. Asıl olan insandır. Bu manada hitabımız önce tüm yurda, sonra tüm vatana ve nihayetinde tüm cihanadır.

Sizlerden istediğimiz, eğer yapabilirseniz, etnik, kültürel, sosyal farklılıklarınızı, siyasal ideolojilerinizi bir kenara bırakıp bizleri o şekilde değerlendirmenizdir. Zira bizler var olan ideolojilerden bağımsız, farklılıkları zenginlik olarak görüp insanlığın temel sorunlarına, bir ve beraber olarak çözüm üretebileceğimize inanıyoruz. İçinde bulunduğumuz durumu değerlendirdiğimizde bugünü düzeltmek ve geleceği inşa etmek, olmazsa olmaz konumundadır. Bunu yaparken tarihimizle övünerek ve geçmişte yaşayarak değil, bugün ve yarın nasıl olmamız gerektiğini anlayarak yapabileceğimiz inancındayız.

Yukarda belirtmiş olduğumuz ideali gerçekleştirebilmek için önümüze çıkan engelleri aşabilmek adına Güç Birliğini sağlamak vazgeçilmez bir zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır

Amaçladığımız, güçlerin birleştirilmesi değil, birlikte güçlü olmaktır. Bizim için her insan değerlidir. Sosyal statüsü, etiketi, zenginliği yoksulluğu ve dahi hiçbir vasfı bizim için önemli değildir. Önemli olan Güç Birliği’nin felsefesini, amaçlarını, hedeflerini, misyonunu ve vizyonunu tam manası ile kavramış her bireyin, biz olma bilinci ile katılımının olmasıdır. Asıl olan hep birlikte güçlü olmak, birliğin gücünü oluşturmaktır. Benim güçlü olmam değil, biz olarak, hep beraber güçlü olmaktır. Bu yüzdendir ki Güç Birliğine, ben değil BİZ diyenlerin birlikteliği diyoruz

Toplumlar bireylerden oluşur, dolayısı ile de öncelikle birey olarak değerleri, hedefleri, izlenecek yolu tam manası ile anlamak ve içselleştirmek gereklidir. Bireylerin kendi değerlerini, kendi kültürüne, inanışına göre yeniden tanımlaması gerekir. Birey aileyi, aile şehri, şehir ülkeyi, ülke dünyayı değiştirebilir. Güç Birliği’nin kırmızı çizgisi vatanperverliktir. Vatanperver olan her birey, biz olma kültürünün içerisinde bulunabilir Güç Birliği, güçlü Türkiye ve adaletli dünya ideali doğrultusunda, sivil halkın ana, yerli ve milli değerlerle, bizi biz yapan ortak tarihsel değerler çerçevesinde, bir ve beraber olmasını sağlayacak ideolojik yaklaşımla kurulmuştur.

MİSYONUMUZ

Türkiye Cumhuriyeti’nde, vatandaşlık hakkını kazanmış her bir bireyin, insanca yaşama hakkı bağlamında; sosyal, kültürel, ekonomik, askeri ve dahi tüm alanlarda muasır medeniyeti inşa etmek ve bilimi önceleyen, üreten, müreffeh, güçlü ve tam bağımsız Türkiye idealinin gerçekleşmesiyle tüm dünyaya örnek olmaktır

VİZYONUMUZ

Partimizin oluşturduğu siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik anlayışın, Türkiye’de topyekûn bir değişimi sağlayacak ve muasır medeniyet anlamında tarihin bize yüklemiş olduğu sorumlulukla, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin lider ülke olması sağlanacaktır.

Geçirdiğimiz büyük felaketle beraber aziz milletimiz bir kere daha göstermiştir ki hiç bir farklılık bu milleti ayıramaz. Biz de bu bağlamda şu an seçime değil milletimize odaklı olup, devletimizin bekası için aziz milletimizin vereceği kararı destekliyoruz. Biz Güç Birliği Partisi olarak hiç bir siyasi partinin arka bahçesi ya da alternatifi değiliz. Söz MİLLETİNDİR.

Yeniden Refah Partisi Kurucusu: Cumhur İttifakı’na katılım 22 Ocak’ta tamamdı!

0

Türkiye seçim sürecine son seçimlerde olmadığı kadar hızlı girdi. Üst üste görüşmeler, alınan kararlar, oluşan ittifaklar baş döndürücü şekilde sürüyor. Bu süreçte en çok dikkat çeken parti belki de Yeniden Refah Partisi oldu. Cumhur İttifakı’na önce hayır diyen parti daha sonra ittifaka katılma kararı aldı. Alınan bu karar parti içinde de parti dışında da çokça tartışıldı. Partinin kurucularından, Fatih Erbakan’ın Erbakan Vakfı’ndan beri en yakınında bulunan isimlerden Hüseyin Terzi de bu sürece ve alınan ittifaka katılma kararına sert tepki gösterenlerin başında geliyor.

ERCAN KÜÇÜK

Yeniden Refah Partisi’nin oluşturulmak istenen 2 kutuplu siyaset ortamını reddederek Milli Görüş çizgisinde milletimize üçüncü bir yol olarak kurulduğunu vurgulayan Terzi, ittifak sürecinin çok kötü yönetildiğini belirtiyor. 2022’de tartışmalı bir süreçle Genel Başkan Erbakan tarafından İstanbul İl Başkanlığı görevinden alınan Terzi, Genel Başkan Yardımcılarına da tepkili. Bazı Genel Başkan Yardımcılarında Ak Parti aşkı ve bakan olma sevdası olduğunu vurgulayan Terzi, hatta bakan yardımcılığı görevlerini dahi dağıtanların olduğunu açıkladı. Terzi, sanılanın aksine Yeniden Refah Partisi’nin Cumhur İttifakı’na 2 ay önce girdiğini de açıkladı.

Görevden alınmasına ilişkin sorularımızı cevaplandıran Terzi, süreci şu sözlerle anlattı:

YENİ İL BAŞKANINA İTTİFAKLARA KARŞI ÇIKMAMA ŞARTI

“13 yıllık bir hukukumuz var, her detayı burada anlatmamız doğru olmaz. Sadece şu kadarını ifade edeyim; bugünlere hazırlık yapılmış. Görevden alındığım gün Genel Başkanımıza; ben bir kartopu görüyorum, bu kartopu yuvarlana yuvarlana geliyor ve hedefinde siz varsınız. Ben il başkanı olsam da olmasam da bununla mücadele edeceğim, dedim.”

Bu mücadelede başarılı olduğunuzu düşünüyor musunuz sorumuza ise hayli ilginç bir cevap geldi:

“Düşünmüyorum. Çünkü sürecin bugün ki noktaya getirilmek istendiğini zaten biliyorduk, bunu engellemeye çalıştık ve başarılı olamadık. Yıllardan beri Genel Başkanımızı Ak Parti’ye götürmek isteyenler vardı. Kimi zaman içeridekiler tarafından kimi zamanda dışarıdan bazı isimler tarafından sürekli bir markaj altındaydı. Buna ne zaman ikna oldu bilemiyoruz tabii ama İstanbul’daki yeni il başkanına görev verilmeden önce, isme referans olan genel başkan yardımcısından bir başka önemli genel başkan yardımcısının cumhur ittifakına karşı çıkmama sözü aldığını biliyoruz. Ayrıca 22 Ocak’ta Numan Kurtulmuş’un Samsun programında bir dost sohbetinde Yeniden Refah ile ilgili “İttifak işi tamam, bize katılacaklar.” dediğini de biliyoruz. Açıklamanın son dakikada yapılması depremden dolayı bir gecikme mi, yoksa strateji gereği mi ya da Genel başkanımızın tavrından dolayı mı onu bilemiyoruz.”

‘GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI DESTEK VERMEDİ’

“Bu süreçte ittifaklarla alakalı gelmeler, gitmeler oldu. Genel Başkanımız adaylığını açıkladı, teşkilatlarda büyük bir heyecan oluştu. Biz de adaylığına büyük bir destek verdik, küskün olan ve hatta istifa eden arkadaşlarımızı dahi imza vermeye yönlendirdik. Ancak imza konusunda bazı Genel Başkan Yardımcıları ve genel merkez sorumluları ile bazı önemli il başkanlarının direnci olduğu görüldü. İstanbul gibi bir şehrin 3 gün sonunda 5-6 bin imzada kalması gibi, hiçbir genel merkez görevlisinin sorumlu olduğu bölgelerde gözükmemesi gibi..

İmzalarda sıkıntı olunca Cuma sabahı teşkilat başkanı Naim Öztürk mesaj çekerek bizden destek istedi. ‘Başkanım bu imza işine bir el atar mısınız? Bu arkadaşların bu işi becerebileceği yok’ diye. Bu mesajdan 2 saat sonrasında da genel başkan adaylıktan çekildi. Anormal durumları üst üste yaşadık yani.

‘İNSANLARIN GURURUYLA OYNANDI’

Terzi, Erbakan’ın adaylıktan çekilmesi sürecinin kötü yönetildiğini, partililerin hayal kırıklığına uğratıldığını da şu sözlerle ifade etti:

“Çok kötü bir süreç yönetimi var. Teşkilatlar çok ciddi mağdur edildi. Adeta insanların gururuyla oynandı. Teşkilat mensupları seçim kurullarında imza toplamak için canhıraş mücadele ederken ekranlardan, genel başkanımızın adaylıktan çekildiğini duydular. Teşkilatınızı bu hâle nasıl düşürürsünüz? Bunlar sizin teşkilat mensubunuz, kardeşiniz. İnsan, kendisini, teşkilatını böylesi bir psikolojik sıkıntıyla karşı karşıya bırakır mı? Bazı il başkanları dona kaldılar. Herkes hayal kırıklığı yaşıyor. Teşkilat nezdinde görevli olan ve çalışan arkadaşlar bunlar. Her zaman ihtiyacınız olan insanlar ve bu insanlar inanılmaz bir sıkıntıyla karşı karşıya bırakıldı.”

Bu insanlar yıllardan beri çok büyük bir savunma yaptılar; ‘Fatih Erbakan kesinlikle aday olacak, AK Parti ile birleşmeyecek’ diye. Ama siz imza topladığınız bir anda teşkilata önden haber vermeksizin bir açıklamayla Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğinizi açıklıyorsunuz. ‘İnsanların içerisine dostlarımızın, akrabalarımızın içine çıkacak yüzümüz yok’ diyor teşkilat mensupları. Dolayısıyla burada süreç yönetimiyle ilgili ciddi bir faciadan bahsedebiliriz.

 ‘SİYASİ SİCİLİNE İŞLENDİ’

Terzi, Yeniden Refah Partisi’nin varlığını inkar ettiğini, Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı yapmak için kurulmuş bir hareket pozisyonuna sürüklendiğini söyledi:

“2 sene süren pandemi sürecine rağmen Türkiye’nin en hızlı büyüyen partisiydik. Diğer tüm partilerin imrendiği 2 tane muhteşem kongre yaptı bu teşkilat. Kurulduğu günden beri her ay üye sayısını arttıran tek parti pozisyonundaydık. Ben görevden alınmadan önceki süreçte üye sayısında İyi Parti’yi yakalıyordu neredeyse İstanbul’da. Tüm bunları, Genel Başkanımızın da ifadesiyle ‘Ne millet ittifakı ne de cumhur ittifakı demediğimiz için, özgür ve bağımsız kalabildiğimiz için gerçekleştirebildik. Milletimiz bizim bu duruşumuzu beğendi, takdir etti ve karşılığını da gösterdi bizlere. Ancak son gelişmelerin sonucunda birileri Yeniden Refah Partisi’nin Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapmak için kurulmuş olduğu algısını oluşturdu. Bu duruma kendi kendini sürükledi parti, maalesef.  Öyle gözüküyor ki; hem partinin hem de Genel Başkanın siyasi anlamda sicilinde ilelebet kalacak bu durumla ilgili hep savunma yapılmak zorunda kalınacak.”

“Nihayetinde bakıldığında Fatih Erbakan açısından ciddi bir güven kaybı oldu. Toplum nezdinde, teşkilat nezdinde siyasi hayatı boyunca üzerinden atamayacağı bir güvensizlik oluştu. Türkiye için bir alternatifken, genç bir lider olarak toplumumuzun rağbet edeceği, güvenebileceği bir kişilikken kendi eliyle tüm bu kazanımların üzerini çizmiş oldu.”

AK PARTİ AŞKI, BAKANLIK SEVDASI OLANLAR VAR

Ak Parti ile imzalanan metnin içeriğinin kuşa döndüğünü ve bir geçerliliği olmadığını vurgulayan Terzi, Yeniden Refah Partisi’nin Genel Başkan Yardımcıları’nın bir kısmında Ak Parti aşkı olduğunu belirtti. Terzi şunları söyledi:

Fatih Erbakan’ın attığı bir tane imza var, o da ittifak protokolü. Bu protokol de Ak Parti’nin geçmiş hizmetlerini, geçmiş dönem çalışmalarını öven ve yücelten bir protokol. Diğeri; Genel Başkan’ın ifadesiyle kuşa çevrilmiş bir metin, orada 30 madde yok, ucu açık ifadelerden oluşmuş bir metin var. Ayrıca; Genel Sekreter’in imzası partiyi bağlamaz ki, Genel Başkan imzası lazım orada.

“Ne etkili oldu, arkada ne tarz görüşmeler, hesaplar var onu bilemiyorum. O yüzden orada bir yorum yapmak istemiyorum. Ancak şunu söylüyorum, kötü yönetilen bir süreç ve Ak Parti aşkı olan bir Başkanlık Divanı ne yazık ki bu sonu hazırlamış oldu.”

“Evet, bu aşk öyle çok gizli değil zaten. Son günlerdeki bazı görüntü ve açıklamalara baktığınızda siz de görürsünüz. Hatta öyle açıklamalar var ki; dersiniz ki bunu Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı söylüyor herhalde.”

AK PARTİ GEÇMİŞİNİ TEMİZLEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR

Terzi, bundan sonra ne yapacaklarına yönelik sorumuza da şu şekilde cevap verdi:

“Milli Görüş 2 tane önemli temele oturur, maddi ve manevi kalkınma. Bir taraftan ekonomiyi ayağa kaldıracaksınız, kalkınmada büyük adımlar atacaksınız, diğer taraftan ahlaki seviyeyi ve inancı pekiştireceksiniz. Diğer pek çok hususta olduğu gibi bu iki ayakla alakalı da AK Parti sınıfta kalmıştır. Tüm bu konularla ilgili en büyük muhalefeti hala Merhum Necmettin Erbakan Hocamız yapıyor. Konuşmaları bu kadar yüksek destek gören bir muhalefet lideri hala daha yok Türkiye’de. Ak Parti Fatih Erbakan hamlesiyle psikolojik ve vicdani olarak hep ezildikleri Erbakan Hoca ile ilgili geçmişlerini temizlediklerini düşünüyorlar.”

MİLLİ GÖRÜŞ İLK DEFA ADAY ÇIKARTMADI

“İlk defa bu seçimde Milli Görüş bir aday çıkartamıyor. Bu çok önemli bir şey. Milli Görüş iddiasını kaybediyor, adeta payanda olmaya itiliyor. Böylesi bir durumu kabullenemiyoruz. Bizim canımızı yakan en önemli konu da bu zaten.

“Şimdi bu seçimde aday göstermiyoruz. Bir dahaki seçim nasıl olacak peki? Bugün mazeret olarak ortaya koyulanlar hep geçerli olacak. Bir sene sonra yerel seçim var. Ne değişecek mesela o yerel seçimde? Yeniden Refah Partisi yerel seçimlerde kalkıp da ‘ben ittifakta yer almıyorum. Kendi başımıza aday çıkartacağım.’ Diyebilecek mi?”

“Deniyor ki; ‘Biz FETÖ ve HDP’nin aktif olmalarına, söz sahibi olmalarına müsaade etmemek için Cumhur İttifakı’nı destekliyoruz.’ Peki, Yeniden Refah partisi kurulurken Millet İttifakı yok muydu? Yerel seçimlerde HDP ve FETÖ büyükşehirlerde Millet İttifakı’nı desteklemedi mi? O gün bu bir sorun değildi de bugün mü sorun haline geldi? Bütün bunlarla mücadele edecek olan Yeniden Refah Partisi’ni niye kurduk o zaman? Bu kendimizi reddetme, varlığımızı inkar etme değil midir? Bir şeyler söylüyorsunuz ama inandırıcı olmadığını zaten siz de biliyorsunuz. Sadece zaman kazanmaya gayret ediyorsunuz. Sözünüzün inandırıcılığı kaçıyor. Fatih Erbakan’ın sözü çok güçlüydü. Şu an zayıf. Niye? Çünkü inandırıcılığı kalmadı.”

 ‘BÜYÜK DEĞİŞİM SEÇİM SONRASINDA’

Terzi, parti teşkilatlarının tepkileriyle ilgili de şunları söyledi:

“Teşkilatın yükünü çekenler samimi dava adamları zaten. Bu arkadaşlarımızda Genel Başkanımıza karşı büyük bir güven ve sevgi vardı, yaşananların sonucunda bir kısmında psikolojik olarak yıkım da ciddi oldu tabi. Anlık tepki gösteren il başkanları oldu ama şu anki durumu bilemiyorum. Bazı arkadaşlar süreci bekleme noktasındalar, seçimden sonra teşkilatlarda önemli bir değişimin olacağını görüyoruz.”

KİMİ DESTEKLEYECEKLER?

Terzi, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimde hangi adayı destekleyecekleri sorumuza şu şekilde cevap verdi:

“Arkadaşlarımızla bir takım değerlendirmeler yapıyoruz. Fatih Erbakan’ın adaylığına çok mutlu olduk ve destekledik. Ama kendisi çekilmeyi tercih etti. Milli Görüşçülerin hepsini yetim ve öksüz bıraktı.”

“Bu 4 tane adayın da Türkiye’nin sorunlarına çare üretebilecek, bu manada politikalar üretebilecek adaylar olduğunu düşünmüyoruz. Kimi arkadaşımız seçenekler içerisinde en iyi olduğunu düşündüğü adaya oy verecektir. Artık herkes kendi vicdanına göre bir tercihte bulunacak ve ya herhangi bir tercihte bulunmayacak.”

 

TKP’den depremzedelere Psiko-sosyal destek

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri 11ilimizi yıktı geçti. Bu afet sadece binaları değil, binalarla birlikte kadim tarihi kentler, umutlar, mutluluklar da yıkıldı. Geriye büyük acılar, uzun süre atlatılamayacak travmalar bıraktı. Depremin yarattığı etkileri bir nebze olsun hafifletmek için öne çıkan örgütlerden birisi de Türkiye Komünist Partisi (TKP) oldu.

ERCAN KÜÇÜK                                           

Depremin etkileri hiç şüphe yokki yıllar sürecek. Sadece yıkılan hanelerin yeniden yapılması, düzenin yeniden kurulması değil, yaşanan travmaların azaltılması, insanların yeniden kendilerini güvende hissetmesi de uzun zaman alacak. Bunda depremin ilk anlarında yaşanan arama kurtarma çalışmalarında yaşanılan gecikmeler ve koordinasyonsuzluğun etkisi çok büyük. Depremin ilk anlarından itibaren kitle örgütleri, belediyeler ve partilerden de dayanışmaya katılanlar oldu. bunların arasında dikkat çeken bir örgüt de TKP oldu. İlk saatlerden itibaren deprem bölgelerinde oluşturdukları merkezlerle depremzedelerin anlık ihtiyaçlarını gidermeye çalışan TKP bir yandan da Doç. Dr Nevin Eracar’ın koordinatörlüğünde depremzedelerin yaşadığı travmalardan kurtulmalarına katkı sunmak için psiko-sosyal faaliyet yürütüyor. Eracar ve bölgeye giden Psikologlardan Melis Yılmaz ile depremin oluşturduğu travmaları, yapılması gerekenleri ve TKP’nin çalışmalarını konuştuk.

ÖLÜM KORKUSU TETİKLENDİ

Bu deprem sadece binaları da yıkıp geçmedi, insanların hayatlarını umutlarını da aldı geçti. Depremi yaşamayan, bizleri de etkileyen bütün Türkiye’yi etkileyen bir deprem. Büyük bir travma da yaşattı. Toplumu nasıl etkiler? Bu etkileri siz nasıl değerlendirebilirsiniz?

DOÇ. DR NEVİN ERACAR: “Bir doğal afet kavramı açısından bakacak olursak, insanın yeryüzündeki varlığının aslında o kadar güvenli bir şey olmadığı ve ölümle aslında burun buruna yaşadığımız gerçeğini hatırlatan bir şey. Bu nedenle de öncelikle yaşayan ve ya daha çok tanık olan herkeste var olma kaygısı, ölüm korkusunu tetikledi ve gündeme getirdi. Deprem öldürmüyor, binalar öldürüyor diye deniyor. Hemen arkasından doğaya uygun, doğayla uyumlu yaşamıyor olduğumuz gerçeğini bir kez daha gözümüzün önüne serdi. Ama bu aynı zamanda bir çaresizlikle sonuçlanıyor zihnimizde. Maraş’ta bir ovanın kurutularak üstüne yüzlerce yüksek binaların yapılmış olması. İnsanlar o siteden daire kendilerine alırken hiç akıllarına böyle şeyler gelmemiştir. Onların maksadı, huzur içinde keyifli estetik, rahat, konforlu aileleriyle çocuklarıyla bir hayat yaşamaktı o evin içinde.

“Oradaki insanların yaşadığı şu andaki acıyı, zorlu yaşamda kalma mücadelesini izleyenler olarak nasıl bir destek sağlayabiliriz? Onlara buradan nasıl bir yardım eli uzatabiliriz, bunun telaşına düşüyoruz. Onun dışında da İstanbul’da, Marmara’da yaşayan insanlar olarak her gün tekrarlanan ‘İstanbul depremi daha yıkıcı olacak’ söylemleri bizde de neredeyse korkuyu da aştığımız ‘aman ne olacaksa olur’ dediğimiz bir noktaya geliyoruz. Yıllardır kentsel dönüşüm sözü var. 99 depreminden bu yana DASK primleri, bankaların buradan para toplaması, o primler ne yapılıyor, nereye gidiyor? Deprem başımıza gelirse bize ne faydası olacak? Hiçbirimiz bunların hiçbirini bilmiyoruz. Ve şimdi herkes sıraya girdi. İBB haritalandırmalar yaptı. İstanbul’un neresi riskli, neresi daha çürük filan diye. Diyelim ki binanız çürük bir yerde ve eski. Oradan taşınacaksınız ki o bina ya yenilenecek, güçlenecek filan. Nereye gideceksiniz? O evin sağlam olduğu ne malum? Ayrıca kirası ne kadar? Onların istediği parayı nereden bulup vereceksiniz?

“Bu da bize ‘artık ne yapalım, ne olacaksa olacak bir şekilde başımıza geleni yaşayacağız’ gibi bir tevekkül, vazgeçme ve umutsuzluk getiriyor.”

ZAMAN İÇİNDE ETKİLER AZALACAK

Depremi yaşayan kişilerde ‘depremin olduğu saat olan 04.17’ye kadar uyuyamıyorum. Ondan sonra kendimi bir tık daha güvende hissediyorum’ düşüncesi de görüyoruz. 6 Şubat öncesine dönüş mümkün mü? Mümkünse nasıl olacak?

“Normale dönüşten kastedilen nedir? Olmuş bir şey olmamış gibi bakılabilir mi? Tabii ki bakılamaz. Zaman içinde etkileri azalacak mutlaka. Yani düdükle gezmemeye başlayacaksınız bir gün. Ama bu o gerçeğin inkarı ya da o gerçeği unuttuğumuz anlamına gelmiyor. İnkar tamamen unutmak, yokmuş böyle bir şey gibi davranmaktır ki bu sağlıklı bir şey değil. Yani hepimiz 99’dan bu yana depremin olabileceğini biliyoruz. Ama bilsek de yapabileceğimiz fazla bir şey yok.

“Sinir sistemimizin de bir koşullanma sistematiği var. O saate kadar sanki her an bir şey olacakmış gibi bir koşullanma. Yani başka türlü koşullandırarak insanları daha erken de uyumaya gönderebilirsiniz. Ama şimdi kimsenin bununla uğraşacak hali yok ve zaten gerekmiyor da. O yüzden çok manidar bir şey değil bu. Ama travmanın ne kadar büyük olduğunu, ne kadar etkileyici olduğunu, insan yaşamını ne kadar belirleyici olduğunu ve bunun kesinlikle yansımaları hakkında çalışmamız gerektiğini gösteriyor. Mesleki olarak bana en çok sağ kalanlarla ilgili sorumluluklarım olduğunu hatırlatıyor

İLK FAALİYET 99 DEPREMİNDE

“99 depreminde ne yapabiliriz, nasıl hareket edebiliriz, nasıl yardım edebiliriz derken İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı Başkanı Demet Hanım beni bir vesileyle aradı. Fransız Kızılhaçı’yla birlikte Gölcük’te bir çalışma başlattıklarını söyledi. Çadırları hazırdı, grupları hazırdı. Bu grupların devamı için bizden yardım istiyorlar grup terapisti olduğum için. O sırada Otistikler Derneği’nin gönüllüleriyle Marmara Üniversitesi’nde hocalık yapıyordum. O zaman orada da bir öğrenci destek projesi yürütüyordum. Öğrencilerin mezun olduktan sonra da hızlıca mesleğe katılabilmeleri için bazı becerileri kazanabilmeleri üzerine grup liderliği eğitimi veriyordum. Bu öğrencilerimi de topladım. Böyle yaklaşık 20-25 kişilik bir grup oluştu. O gruptan dörder kişilik ekipler alana gidiyorlardı. Dördüncü gün yeni bir 4 kişilik ekip gidiyordu. Kısa süreli kalmaları tükenmeye karşı iyi bir şey. Eski gidenler geri dönüp yeni gidecek olanlarla birlikte süpervizyon grupları yapıyorduk ve böylece 6 aylık bir çalışma yaptık.

 

“Yukarıda bahsettiğim modeli birazcık temel alarak 6 Şubat depreminde de benzer bir çalışma yapabiliriz diye düşündüm. Tabii ki şartlar aynı değil. Burada Fransız Kızılhaçı gibi bir hazır yer yoktu ama Türkiye Komünist Partisi’nin hazırladığı bir takım birimler vardı ilk günden itibaren oradaydılar. Bir ekip toplamaya karar verdim. İstanbul temsilcimizi haberdar ettim. İstanbul temsilcimiz ‘hemen bunu duyuralım’ dedi, asiste etmek için de Melis görevlendirildi. Tabi ki bu görevlilerin hepsi gönüllü görevliler. O başvuruları toplamaya başladı ve bir sonraki pazartesi çalışmaya başladık. İl dışından olanlar için 2 saatlik online eğitim toplantısı yapıyoruz. İstanbul’da olanlar için de Beyoğlu işçi evinde yine 2 saatlik yüz yüze toplantılar yapıyoruz Biraz tabi hızlı hareket etmek gerekti. Niyetim 4 haftalık bir eğitimden sonra ekipleri oluşturup göndermekti ama şartlar tam öyle gelişmiyor. Hızlıca gidenler oldu. Gidenlerin bize getirdiği bilgilerle yeni şeyler düşünmeye başladık. Maksat burada yaşamda kalmış olan insanların yeniden hayata dönmeleri hayata adapte olabilmeleri, kayıplarının yasını sağlıklı şekilde tutabilmeleri.”

SAĞLIKLI YAS SÜRECİ ŞART

“Bu sadece insan kayıpları değil, yani hayatları kayboldu. Evleri, eşyaları, takıları, paraları, anıları, fotoğrafları her şeyleri kayboldu. Bu insanların yaşamlarını yeniden sağlıklı bir şekilde kurabilmeleri için sağlıklı bir yas süreci geçirmeleri lazım. Bir tür yas danışmanlığı eğitimi verdim. Psikolojik ilk yardım diye de geçiyor bunun adı. Çeşitli whatsapp grupları da oluştu. Orada sağlıklı bilgi içeren dokümanları paylaşıyoruz, onları okuyorlar. Gerek online da gerek yüz yüze de o bilgilerin zaman zaman tartışıldığı konuşmalarımız oluyor. Ekipler hazır oldukça bölgeye gidiyorlar ve orada çalışma yaparken de bir protokol tutuyorlar. Bu protokol tutma çok önemli bir şey.

“Buradan deneyimlerimizin bilgiye dönüştüğü, bilginin bilince dönüştüğü bir yayın çıkarmaya niyetleniyoruz. Belki bazı televizyon programları da çıkabilir. Buradan belgeleri topladığımız zaman bir belgesel çıkabilir. Asıl maksat bu ekibi toplamaktan partinin örgütlü bir kurumun herhangi bir afet durumunda acilen organize olup toplanabilecek psikososyal uzman destek biriminin olması. Kısaca böyle özetleyebilirim.

TKP bu çalışmayı kaç merkezde yapıyor?

MELİS YILMAZ: 11 ilde partinin çalışmaları devam ediyor ama şu anda psikososyal destek çalışmalarını 3 merkezde yapıyoruz. Çok fazla insan yardımlaşmaya, dayanışmaya gidiyor. Ama biz psikologlar ve ruh sağlığı uzmanları burada eğitim alarak oraya gidiyoruz ve nitelikli çalışmalar yapabildiğimiz 3 merkez var şu anda. Hatay’da köyleri de gezen bir ekibimiz var, Adıyaman’da ve bir de Osmaniye’de vardı. Fakat şu anda Osmaniye’de olamıyoruz. Bu süreç geçtikten sonra oraya da ekip çıkartmaya devam edeceğiz.

“Kayıplar sonrasında insanların bu kaybın yarattığı acıyı sağlıklı şekilde yaşaması bu acıyla temas etmesi, bunu itiraf etmesi bu acının tezahürlerini ifade etmesi gerekir. Ki bir tür cerahat boşaltmak gibi. Yerine yeni bir yaşam kurabilsin. Yani kaybettiği evladının yasını tutmadan hiçbir şey olmamış gibi yeni bir hayata başlarsa bu onun ömür boyu uzamış / ertelenmiş yas dediğimiz patolojik hastalıklı reaksiyonlar üretmesine yol açar. O yüzden orada yası çalışmak önemli.

HÜKÜMETİN AFET POLİTİKASI OLMALI

MELİS YILMAZ: “Biz yıllardır deprem ülkesi olduğumuzu biliyoruz. Doğal afetlere karşı devletin, hükümetin bir politikası olması gerekiyor. Daha o felaket gerçekleşmeden evvel o anda ne yapılması gerektiğini ve işlerin nasıl gitmesi gerektiğine dair bir planlama olması gerekiyordu.

Maalesef ki biz bu deprem sürecinde şunu gördük. Bir planlamamız yokmuş. Yani vergiler verildi, çalışmalar yapıldı ama bunlar biraz göstermelikmiş gibi olmuş. İlk 3 gün zaten arama kurtarma ekipleri insan kaynağıyla oldu. Binlerce insan twitter’dan vinç aradı, kamyon buldu arama kurtarma ekibi buldu. AFAD görevlisine ulaşamayan çokça insan oldu. Tırlar yollarda kaldı, uzun araç kuyrukları oluştu ve maalesef gidenlerden duyduğum bazı şehirlerde yardım malzemelerinin bırakılıp geri döndüğüne yönelikti. Orayı organize edemedikleri için şu anda bu kadar insanın hala çadır ihtiyacı var. Hala su ihtiyacı var.

“Toplumsal bir reaksiyon olarak depremin ilk 10 günü herkes bir dayanışmanın parçası olmak istedi. Semt evlerinde dayanışma malzemeleri topladık, yüzlerce malzeme geldi. Süreç içerisinde yavaş yavaş azaldı. Bu felaketin sıcaklığı azaldı gün be gün, ‘normalleşme’ye başlandı, bu ne kadar mümkün olabilirse ama bakıldığında orada hala ihtiyaç var, insanlar hala çadır arıyorlar. Burada planlı bir düzenin olması gerek yok. Bence parti en iyi yaptığı işlem planlı örgütlü yapıda olması. Böyle süreçlerde örgütlü olmanın ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. 6 saat sonra bizim yoldaşlarımızdan arama kurtarma ekibinden olanlar gittiler oraya. İlk Armutlu’ya gitmişlerdi. Gittiklerinde ‘devlet görevlileri orada vardır. Biz deneyimliyiz. Bu konuda onlara destek oluruz diye’ düşünmüşlerdi. Biz keski götürmediğimiz, termal kamera götürmediğimiz için çok pişmanız. Çünkü el yordamıyla kurtarıldı birçok insan. Eğer ki malzeme götürmüş olsaydık çok insana ulaşabildik. Devlet mekanizmasında bu kadar malzeme varken bu kadar insan kaynağı varken çok bariz görülüyor ki bir planlama yok burada yoksa çok daha fazla insana ulaşılabilirdi.

CİDDİ BİR PSİKİYATRİK RİSK TABLOSU ÇIKACAK

Bölgedeki bölgede yakınını kaybetmeyen kimse kalmadı. Neredeyse kimisi eşini, kimse, annesini, babasını, kimisi, bütün yakınlarını. O kadar büyük bir acı var ki, benim görebildiğim sosyal medyadan takip edebildiğim kadarıyla insanlar sanki acısını yaşamaya utanıyormuş gibi. Benim eşim vefat etti ama öbürünün bütün ailesi vefat etti vs. Bu insanlar acılarını yaşayabiliyor mu?

DOÇ. DR NEVİN ERACAR: Bütün bunlar tabii ki insan duygusallığının savunma reaksiyonları. İnsanın esas güdülenmesi yaşamda kalmaktır. Yaşamda kalabilmek için bir şeye, bir fikre, bir değere herhangi bir savunmaya tutunmak zorunda insanlar. Bir insanın bulduğu savunma bu olabilir. Bir başka insanın bulduğu savunma inançları olabilir. Bir başka insanın savunması bir örgütlü kuruma girip artık bundan sonra ben bu iş için çalışacağım demek olabilir.

 

Yani insan yaşamda kalmak için bir fikre bir eyleme, bir savunmaya tutunmak zorunda. Bu savunma ne kadar sağlıklıysa yeniden yaşamını kurması o kadar mümkün. Bu savunma sağlıksızsa eğer ‘şimdi ruhları burada dolaşıyor. Onlar beni görüyorlar.’ Filan gibi bir şeyse o zaman o kişiler -bu %10 ila %30 arasında bir rakam- patolojik reaksiyonlara hazır olacaklar. Yani ciddi bir psikiyatrik risk tablosu çıkacak oradan.

İnanç sisteminin buradaki rolü ne? Daha insanlar enkazdan çıkarılan almışken orada Diyanetin Kur’an kurslarını gördük. Bu travmaların atlatılmasında inanç kavramının din kavramının rolü var mıdır, varsa nedir?

DOÇ. DR NEVİN ERACAR: Şimdi bütün travmalarda bu travmayı yaşayan insanın öncesindeki kişisel özellikleri zihinsel potansiyeli olaylara reaksiyon verme biçimi ne ise travmaya da o şekilde reaksiyon verir. Yani o travmayı yaşamadan önce sadece inançlarına tutunarak yaşayan biri için belki orada bir sela okunması bir mana ifade ediyordur. Ama inançlı olduğu halde orada enkazın altından sesi gelen yakını ölmüş muamelesi yapılarak sela okunmasıyla inançlarından vazgeçen insanlar da duydum. Çok yersiz ve başka hesapların peşinde olunduğunu düşünüyorum. Ama bireysel bazda önceden kişinin psikolojik sağlamlığı ne kadarsa travma sonrasında da o sağlamlığın devreye gireceğini düşünüyorum. Yani bunun sadece inançla olacağını düşünemeyiz. Dediğim gibi işte bilimle, sanatla, aktif bir eylemde bulunmak ve üretmekle. Bazı depremzedeler de gittiler, o stantlarda yardım malzemelerinin dağıtılmasına yardım ediyorlar. Ya bunu yaparak iyileştiriyor kendini oradan ezan okundu diye iyileşmiyor. Ezan okundu diye iyi hissedenler de belki vardır. Gidip gerçekten ciddi bir sosyolojik araştırma vesilesi olacak bu aynı zamanda. Gerçekten sosyolojik, sosyal antropolojik araştırmalar yapmak lazım. Bu depremzedeler zaman içinde ne hale geliyorlar?

MELİS YILMAZ: Şu sahneyi hatırladım. Enkazda kurtarma çalışması yapılırken arkadan gelen tekbir sesleri. Görevlilerden ‘yapmayın. Uyarıları geldi. Zaten şu anda bir kaos yaşıyor, hayatta kalma mücadelesi veriyor. Her ses o kadar ürpertiyor ki, kalbine zarar verebilirsin, çıkıyor enkazdan. Tarikat ve cemaatlerin kendilerine pay çıkartmak için bölgede var olduğunu düşünüyorum. İnanç insana iyi de geliyor olabilir. Ama onun zamanı ve yeri orası değildi. Orada bir hayatta kalma mücadelesi vardı. Önce yaşamsal fonksiyonların gerçekleşiyor olması gerekiyor.

ÇOCUKLARI KENDİLERİNE MALZEME YAPACAKLAR!

Bazı tarikat ve cemaatlere yakın derneklerin depremzede çocukları aldığına dair haberler tartışılıyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

MELİS YILMAZ: Ensar Vakfı’nı kimse unutmadı bu ülkede. Aladağ’daki yangın da o kızların yaşadıklarını hiç kimse unutmadı ve unutmayacağız da. Zaten TKP olarak da en başa yazdığımız şeylerden bir tanesi, tarikatlar ve cemaatler kapatılsın. Bu ülkede sorgulanmayan kirli paraların aktarıldığı ne yaptıkları, ne ettikleri belli olmayan, devlet kurumlarıyla çok iç içe girmiş yapılar bunlar.

DOÇ. DR NEVİN ERACAR: orta çağdan beri aslında devleti yönetenlerin, halkı korkutarak vaatlerde bulunarak yönetmek üzere kullandıkları araçlar durumundadır. Din her zaman kullanılmıştır ama esas amaç paradır, iktidar korumaktır. Bu dini kurumlarda işte insanların duygularını, inançlarını istismar ederek insanları yönetme biçimidir.

“Şu anda da o çocukların koşullandırma olarak kendilerine malzeme yapılacağını düşünüyorum. Her türlü koşullandırmayla adeta robotik varlıklar haline getirilerek büyüdüklerini biliyoruz. Bunlar basına çok çıktı zaten. O yüzden Cumhuriyet devrinde de kapatılmıştı bunlar sonra tekrar açıldı. Niye açıldı kimin işine yarıyor diye düşünmek lazım.

ÇOCUKLAR AKRANLARIYLA OLMALI

Yas tutmaktan bahsettiniz? Peki yas tutmayı bilmeyen, üretmeyi bilmeyen çocuklar nasıl etkilendi ve bu çocuklara nasıl yaklaşmalı?

DOÇ. DR NEVİN ERACAR: Normal hayata ne zaman dönülür? Orası biraz meçhul. Çünkü normal hayat ne demek şu anda, yeniden tanımlanması gerekiyor belki. Ama çocukların akranlarıyla birlikte olmaları ve oyun oynayabilmeleri çok önemli. Ama bu böyle daha çok kurgulanmış oyunlardan ziyade gelişimsel destek hedefli oyunlar. Biz tam da bunları yapabilecek ekipler yetiştirmeye çalışıyoruz. Oyunun çocuğun duygularını ifade edebileceği dışına vurabileceği formlarda ve bilimsellikte olması lazım. Hangi oyunu niçin oynattığını bilmesi lazım çalışan kişinin. Çocukların ilacı oyundur hekimi de akranıdır. Yani akranlarıyla olması lazım çocukların ve oynayacak alan bulabilmeleri lazım. Bizim yapmaya çalıştığımız şey de kısmen bu. Yetişkinler için de çalışmalar yapıyoruz ama ilk hedef çocuklar onları korumak.

Haberlerde baktığımızda deprem sırasında zaten yapılan haberler içimizi kararttı. Ondan sonrasında da hep bir ajite görüyoruz. İşte son mesajı işte son yaz çektiği görüntüler. Bir Youtuber’ın ben çok yaşamayacağım ya çok yaşayacağımı düşünmüyorum. gibi sözleri vs. Medyanın bu normalleşmede rolü ne olmalı ve bu haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

DOÇ. DR NEVİN ERACAR: Toplumun genel insan profilinin bu hale getirildiğini düşünüyorum. Televizyon programlarında da reytingin yükselmesi ajitasyon yükselmesiyle paralel gidiyor insan. Belki insanlar içlerindeki o öfke dolu patlamaya hazır parçalarının deşarjını buluyorlar bu ajitasyonla karşılaştıklarında. Kendi edemedikleri küfrü orada görünce rahatlama hissediyorlar. İnsan ajitasyon görmeyi seviyor demek ki oturduğu yerden böyle. Bir de ayna nöronlar aracılığıyla onları kendi yapmış gibi hissediyor.

‘SİZİN GİBİ OLACAĞIM’

Siz gittiğinizde nasıl bir manzarayla karşılaştınız psikolojik olarak?

MELİS YILMAZ: Orada bizim dayanışma göstermemizden rahatsız olan insanlar var ama o insanlardan çok daha fazlasına dokunduk. En son buraya döndüğüm gün o çocukların bir çoğu sarıldılar. Ne zaman geleceksiniz? Diye sordular. O umutlu gözlerini ben unutmuyorum, unutmayacağım da. Dayanışmamızın önü kesilmiş oldu biraz ama hâlâ da devam ediyor.

Burada hazırlanarak gitmiştim. Daha öncesinde gidip dönen arkadaşlarımızı dinlemiştim. Kötü bir yere gideceğimi biliyordum ama beni daha da çarpıcı şekilde etkileyen şey, deprem olmadan önce de o bölgenin bu kadar yoksul olmuş olması. İş yerleri yıkılmış durumda. Okullar, kapalı durumda ihtiyaç var. Çocuklar hep umudumu tazeledi. O geleceğe devam edecek, bakacak oluyor olmaları… Orada bulunduğum süre zarfında bir çocuk şöyle bir cümle kurdu: ‘Ben Adana’ya gideceğim ve orada partili olacağım. Sizin gibi olacağım’ ve bunu söyleyen çocuk daha 6 yaşındaydı. Yani oradaki dayanışmanın o duygudaşlığın, nasıl bir şey olduğunu gösterdiğimizi düşünüyorum. En çok üzüldüğüm şeylerden birisi de kadınlar oldu. Yani 18-20 yaşındaki kadınlar o hayatsal koşullardan dolayı 30-35 yaşlarında görünüyorlardı. Bu bir Türkiye gerçeği bakıldığında. Canlı olarak tanıklık etmiş etmiş oldum. Bu deprem sürecini atlatacağız bir şekilde saracağız yaralarımızı da. Toplumun bir bölümünde başka başka problemler var. Bunu da ancak daha örgütlü mekanizmalarla değiştirebileceğimizi görmüş oldum.

Peki bu krizin atlatılmasında en kısa sürede atlatılmasında devletin gücünün rolü ne olmalı aslında?

MELİS YILMAZ: Merkezine insanı ve halkın çıkarlarını koyuyor olması gerekiyor. Bireysel çıkarlardan kendi kurum çıkarlarından bırakıp gerçekten halkın çıkarlarına bakıyor olması gerekiyor. Başka türlüsü mümkün değil.

RUH SAĞLIĞI ÇALIŞANLARINI ÇOK CİDDİ GÖREVLER BEKLİYOR

Orada evler yıkıldı, hayatlar yıkıldı ama bundan sonrası. ‘Benim evim yeniden yapılır. Ben hayatıma en kısa sürede yeniden geri dönebilirim.’ Bu inanç yoksa, bu kriz daha uzun sürmez mi, insanlar daha fazla umutsuzluğa kapılmaz mı?

DOÇ. DR NEVİN ERACAR: Türkiye toplumunu Türkiye’deki ruh sağlığı çalışanlarını çok ciddi görevler bekliyor.

Bir kişinin her şeyi tek başına yapması mümkün değil. Ancak örgütlü şekilde hareket edilirse bir şey yapılabilir. Bizim de niyetimiz zaten bu. Şimdi çalışmamıza yeni 2 parça ekledik. Bölgede lojistik destek vermiş olan yoldaşlarımızın tükenmelerine karşı koruyucu ve önleyici destek çalışmaları da yapacağız. Çalışma birimizin içinde buna ekliyoruz. Bu aynı zamanda mevcut kurmuş olduğumuz ekibin eğitimine katkı sağlayacak. Nasıl çalışılıyor bunu görecekler. Ayrıca da depremzede olarak İstanbul’a getirilmiş ama hiçbir şekilde destek almayan, yurttaşlarımıza da bir destek grubu planladık. Üniversitedeki travma ve yas dersini. seçmiş olan öğrencileri de o gruba katarak onların da bu eğitimden faydalanmasını sağlayacağız.

‘Tek aday arkasında birleşme eğilimi çok güçlü’

Cumhurbaşkanlığına TBMM dışından Aday olmak istenler için artık süre doldu. 100 bin imzayı sadece Muharrem İnce ve Sinan Oğan toplayabildi. Vatandaşların imza sürecindeki ilgisizliği dikkat çekerken Siyaset Bilimci Özgün Emre Koç, “Sosyal medya etkileşimine ve yankı odasına aldanarak siyaset yapılmaması gerektiğinin canlı bir örneği oldu.” dedi. 

ERCAN KÜÇÜK

Muharrem İnce, Fatih Erbakan, Sinan Oğan ve Doğu Perinçek’in aralarında olduğu adaylar imza sürecine de bir hayli iddialı girmişti. Ancak Fatih Erbakan’ın adaylıktan çekilmesi sonrasında sadece İnce ve Oğan adaylık için gereken imza sayısına ulaşabildi . 

İmza sürecine olan bu ilgisizliği Siyaset Bilimci Özgün Emre Koç ile konuştuk. Seçmende tek aday arkasında birleşme ve Erdoğan’ı yenme eğiliminin çok güçlü hale geldiğini vurgulayan Koç, sosyal medyadaki etkileşimlerin de aldatıcı olduğuna dikkat çekti. Röportajlık’ın sorularını yanıtlayan Koç şunları söyledi:

ERDOĞAN KAÇIŞLARI ÖNLEMEYİ UMUYOR

-Adaylara imza verme sürecine ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üç iddialı aday için ayrı ayrı değerlendirelim. Fatih Erbakan, Yeniden Refah Partisi’ne yönelik ilginin altında bir imza desteği gördü. Süreç son güne kadar devam etseydi Erbakan aday olabilsin diye muhalif seçmenden alacağı imza desteğiyle 100 bine ulaşabilirdi. Yeniden Refah Partisi teşkilatlarını kurma konusunda başarılı olsa da partiyi kitleselleştirme ve kendine bağlı seçmen oluşturabilme konusunda henüz başarılı olamadığı görülüyor. AKP’yi yeterince İslamcı bulmayan kitlelerin ilgi gösterdiği ve yönelme potansiyeli olan bir partiydi. İmza konusunda kitleyi seferber edememiş olsa da sandığa gidildiğinde AKP’den kaçışlar için bir adres olabilirdi. Erdoğan bu partiyi yanına alarak AKP’den kaçışları önlemeyi umuyor. Bu nedenle Erbakan’ın taleplerini kabul etmek durumunda kaldı. 

Ümit Özdağ ve Zafer Partisi geçen yıl gördüğü ilgiyi ve seçmen kitlesini kaybetmiş görünüyor. Bu kitle önemli ölçüde Muharrem İnce’ye yöneldi. Zaten bu kitlenin özelliği reaksiyoner olması. Gezici, uçucu bir seçmen kitlesi. Sinan Oğan daha geleneksel bir siyasetçi tipi olması ve gençleri heyecanlandıran türde düzen yıkıcı bir imajı olmaması nedeniyle potansiyel destekçilerini harekete geçirmekte zorlandı. Yine de gerekli imzaya ulaşmanın tehlikeye girdiğini görenler, hafta sonu hızla farkı kapatarak Oğan’ın imza sayısını 100 bine ulaştırdı. 

SOSYAL MEDYA ETKİLEŞİMİNE ALDANMANIN SONUCU

Muharrem İnce depremden sonra artan ilgiye Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının Kılıçdaroğlu olmasıyla birlikte tepkili muhalifleri de etrafında toplamaya başlamış görünüyordu. Anketlerde oylarının patlama yaptığı, şaşırtıcı sonuçlar gelmeye başladığı medyada dile getirildi. Sosyal medyada ve katıldığı yayınlarda iddialı söylemler kullandı, ikinci tura kendisinin kalıp cumhurbaşkanı seçileceğini iddia etti. Fakat imza süreci başladığında bir fiyaskoyla karşılaştı. Sosyal medya etkileşimine ve yankı odasına aldanarak siyaset yapılmaması gerektiğinin canlı bir örneği oldu. 2018’de %7 oy alan Meral Akşener, aday olmak için gerekli imzayı 3-4 saat içinde toplamıştı. İnce, günlerce devam eden çağrılar ve kampanyaların ardından 100 bin imzaya ancak dördüncü günün sonunda ulaşabildi. Gerekli imzayı topladıktan sonra yaptığı basın açıklamasında “biz aslında ilk gün toplayabilirdik ama hemen toplamak istemedik” demesi, bana göre gerçeklikle bağın yitirildiğine işaret ediyor. Sinan Oğan özellikle iktidar ve MHP seçmeninde oy alma potansiyeline sahip. Bu nedenle muhalefetle pek karşı karşıya gelmeyecektir. Muharrem İnce ise muhalefetin oylarını bölmekle suçlanıyor ve seçimin ikinci tura kalmasına neden olabileceğini düşünülüyor. En azından imza süreci başlayana kadar böyleydi. Ancak imza performansı bu endişelerin gerçek bir karşılığı olup olmadığı konusunda kuşkuları arttırdı. İnce’nin adaylıkta ısrarı ve bu ısrarı sürdürmek için ortaya koyduğu söylem ve argümanlar desteğinin bir miktar azalmasına neden oldu. Seçmen kitlesi Millet İttifakı’nın bileşimine ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığına tepki duyanlardan oluşuyor. İnce’nin kendine bağlı seçmeni olduğunu söylemek zor. En azından önemli bir kısmı bu gruba girmiyor. Dolayısıyla seçim yaklaştıkça reel politika ve Erdoğan’dan kurtulma isteği ağır basacak, öfkeli ve kırgın seçmenin bir kısmı tekrar Millet İttifakı’nın ortak adayı olan Kılıçdaroğlu’nu desteklemeye başlayacaktır diye düşünüyorum.

MUHALEFET UZLAŞTI, İMZAYA İLGİ AZALDI

-2018’de 4 aday yarışmış 3 aday aday olabilmişti. Şimdi 2018’e kıyasladığımızda adayların imzaları çok düşük görülüyor. Sizce neden?

Muhalefetin büyük çoğunluğu ortak aday çıkarma konusunda uzlaştı. Kılıçdaroğlu, Erdoğan karşısındaki kitlelerin ortak adayı oldu. Muhalefeti eleştirerek destek toplamaya çalışan adaylar bu nedenle daha az ilgi gördü, hatta tepki çekti ve bu nedenle yalnız bırakıldı. Bu durum özellikle Muharrem İnce için geçerli. Seçmende tek aday arkasında birleşme ve Erdoğan’ı yenme eğilimi çok güçlü. Bunun aksine hareket edenler yoğun tepkiyle karşılaşıyor.

-Sizce hangi isimler yeterli imzayı bulup aday olabilir?

Oğan ve İnce dışında başka aday çıkabileceğini düşünmüyorum.

-Yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakı’na önce hayır dedi, sonra evet dedi. Bu karar değişikliğini neye bağlıyorsunuz? Seçimlere nasıl etki yapar?

Erdoğan’ın önce YRP’den, hemen arından da Mehmet Şimşek’ten olumsuz yanıt alması AKP’de büyük moral çöküntüye neden olmuştu. Bu durumu kısmen de olsa telafi edebilmek için YRP’ye yeniden teklif götürdüler ve Erbakan’ın açıklamasına göre tüm taleplerini kabul ettiler. Erdoğan’ın reddedilen lider imajından kurtulması gerekiyordu. Bu nedenle muhtemelen daha tavizkâr davrandı. Böylece AKP’den kaçacak oyların bir kısmının ittifak içinde kalması sağlanacak gibi görünüyor. AKP bu hamleyle oyları artırmaktan ziyade bir nebze korumayı hedefliyor.

‘Bloklaşma imza sürecine ilgiyi düşürdü’

Mecliste grubu bulunan partilerin önerisi dışında Cumhurbaşkanı adayı olmak isteyenler halktan 100 bin imza toplamak zorunda. Bu da bir kampanya gerektiriyor. Cumhurbaşkanlığına TBMM dışından 11 isim aday oldu. Buna rağmen 2018’deki coşku ve katılım görülmüyor. İlk 3 günde hala 100 bin imzayı bulan aday çıkmadı.

ERCAN KÜÇÜK

Muharrem İnce, Fatih Erbakan, Sinan Oğan ve Doğu Perinçek’in aralarında olduğu adaylar imza sürecine de bir hayli iddialı girdi. Öyleki özellikle bu 4 isim Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 2. Tura çıkacaklarını belirttiler. Ancak 2018’de henüz ilk günden itibaren yoğun bir katılım ve coşku görünürken bugünlerde adayların büyük iddialarına rağmen imza sürecine katılım sönük gözüküyor.

İmza sürecinin 4. Günü olan bugün hala 100 bin imzaya ulaşabilen aday olmadı. Fatih Erbakan da Cumhur İttifakı’na katılarak adaylıktan çekildi. İmza sürecine olan bu ilgisizliği Araştırmacı-Yazar Dr. Şenol Çarık ile konuştuk. Çarık ilgisizliğin en büyük nedeninin Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı merkezli oluşan bloklaşma olduğuna dikkat çekiyor. Çarık’a göre bir diğer neden de imza sürecinin hafta içi başlamış olması. Sosyal medyadaki etkileşimin aksine parti örgütlerinin zayıf kaldığına da dikkat çeken Çarık şunları söyledi:

ÖRGÜTLÜLÜK SOSYAL MEDYANIN GERİSİNDE KALDI

 “2018 seçimleri öncesi oluşan siyasi atmosferle kıyasladığımızda oldukça sönük ve katılımı zayıf bir süreç yaşanıyor. Tabii bunda Millet İttifakı ve Cumhur İttifakı merkezli oluşan bloklaşmanın büyük önemi var. 2018 seçimlerindeki yerleşik söylem “Demokrasinin gereği olarak ne kadar çok aday olursa katılım o kadar artar. İkinci turda zaten iki aday kalacak. İkinci turda kazanılır” idi. Bugün ise o söylem yerini, “Oyları bölmeyelim, ilk turda Kemal Kılıçdaroğlu kazansın”a bırakmış durumda. Cumhurbaşkanı adaylarının imza toplama sürecinin ilk üç gününde hala 100 bin imzayı hiçbir adayın toplayamamış olmasının birinci etkeninin bu olduğunu düşünüyorum. 2018’de Meral Akşener Cumhurbaşkanı adaylığı için gereken 100 bin imzayı birkaç saat içinde toplamıştı. Ertesi gün Temel Karamolloğlu, daha sonra da Doğu Perinçek toplamıştı imzaları. Burada CHP tabanının büyük desteğini göz ardı edemeyiz. Sırayla imzalar toplanmıştı. Bir tek Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Vecdet Öz toplayamadı gerekli 100 bin imzayı. Hem zaman daralmıştı hem de 2009’da CHP’nin Beylikdüzü Belediye Başkan Adayı olmasına rağmen Vecdet Hoca tabanda yeterince tanınmıyordu.

“Meselenin bir diğer boyutu da imza toplama sürecinde ilk 3 günün hafta içine denk gelmesi. İş günleri insanların bağlı bulundukları seçim kurullarına gidip imza atmaları kolay olmuyor. Hele de büyükşehirlerde yaşıyorsanız. İş yeri ve ikametgahı arasında uzun mesafeler olan milyonlarca insan var.  Cumartesi günü özellikle işin rengini belli edecektir diye düşünüyorum.

“Siyasi partilerin örgütlülüğü ve tabanlarının da sosyal medyadaki etkisine oranla daha geride olduğu da görülmüş oldu imza toplama çalışmasında.

İMZALAR E-DEVLET’TEN DE VERİLMELİ

Eleştiriler yapılıyor birçok partiden, içinde bulunduğumuz teknoloji çağında hala seçim kuruluna gidip neden imza atılıyor, bu işlem e-devletten yapılmalı diye. Haklılık payının olduğunu düşünüyorum. Demokrasinin işlerliğinde siyasi erkin süreci kolaylaştırması gerekir.”

İNCE’NİN HEDEFİ CHP LİDERLİĞİ

Çarık, 2018’deki iddialı adaylardan Muharrem İnce’nin bugün hala 100 bin imzayı tamamlayamamış olmasını 2018’deki seçim gecesi attığı ‘Adam kazandı’ mesajına bağlıyor:

“İlk 3 güne baktığımızda Muharrem İnce’nin hedefe en çok yaklaşan aday adayı olduğunu görüyoruz. 80 bine yaklaşmıştı imza sayısı. İnce, tahminimce 25 Mart Cumartesi günü 100 bin sayısını elde edecektir. 2018’de seçim akşamında “Adam kazandı” mesajının da olduğu evre yaşanmamış olsaydı Muharrem İnce’nin işi daha kolay olurdu. Her ne kadar İnce “Parti beni yalnız bıraktı” dese de insanlar hala İnce’nin o akşamki sessizliğini ve tepkisizliğini unutmuş değil. İnce’ye atılan imzaların ağırlıklı olarak; CHP küskünleri, gençler ve Millet İttifakı’nın bileşimine tepki gösteren ulusalcı kitleden geldiğini düşünüyorum.

“İnce de siyaset sahnesindeki gücünü gösteriyor. Partisini kurdu, seçime girme yeterliliğini elde etti. 100 bin imzayı topladı. Artık siyasette önemli bir aktörüm, masaya böyle daha güçlü otururum düşüncesinde. Gün sonunda 100 bin imzadan sonra CHP ile masaya oturup anlaşma ihtimali çok çok yüksek. Aslında bana sorarsanız Muharrem İnce bugünü değil, seçim sonrasını planladı. Esas hedefi yeniden CHP liderliğine aday olmak. Hep birlikte göreceğiz…”

ERBAKAN GÜCÜNÜ SAHADA GÖSTERDİ

Çarık, Fatih Erbakan’ın imza sürecinde sahadaki gücünü Cumhur İttifakı’na gösterdiğini belirtiyor: “Dr. Fatih Erbakan imza toplama sürecinde 3 gün boyunca İnce’nin hemen arkasından gelen isim oldu. 70 bine dayanmıştı ki imzalar, Yeniden Refah Partisi’nin Cumhur İttifakı’na katıldığı haberi geldi. Öngörüm şudur ki, özellikle kadın haklarını ilgilendiren yasa ve konularda direten Erbakan, iktidar blokuna gücünü sahada fiili olarak gösterdi.

“Önceki seçimlere göre anketlerde oy oranları daha düşük görülen Cumhur İttifakının, Hüda Par’ın 0,3-0.4 oranındaki oyuna bile ihtiyaç duyuyorken, Yeniden Refah’ı da ittifaka dahil etmemesi düşünülemezdi. Erbakan’ın masada kendi partisinin 20-25 arasındaki bir milletvekili adayının da ittifak listelerinden gösterilmesini kabul ettirdiği belirtiliyor. Hüda Par ve Yeniden Refah Partisi’nin de katılımıyla Cumhur İttifakı milliyetçi-muhafazakar temele daha fazla oturmasını da beraberinde getirmektedir.

“Öne çıkan üçüncü aday adayı ise Dr. Sinan Oğan Türkçü-milliyetçi kesimin entelektüel isimlerinden. MHP’den Iğdır Milletvekilliği de yaptı. Parti içi muhalefette öne çıkan genç isimlerdendi. Meral Akşener, Ramiz Ongun, Ümit Özdağ, Koray Aydın’dan sonra onun adı geliyordu. Ancak, Oğan diğerlerinin aksine partiden ayrılmamış, içeride kalıp mücadeleyi sürdürme yolunu seçmişti. Ancak Nisan 2017 referandumunda “hayır” dediği için partiden ihraç edildi. O tarihten bu yana herhangi bir siyasi oluşuma katılmadı. Dolayısıyla sahada çok fazla yer almadı. Zafer Partisi ve Memleket Partisi arasında resmileşmemiş ittifak bozulup, İnce kendi partisi ile yola devam edeceğini açıklayınca Ümit Özdağ “adayımız Sinan Oğan” dedi. Ki Oğan, bağımsız Cumhurbaşkanı adaylığını daha önce açıklamıştı. Ümit Özdağ ise başından beri Mansur Yavaş’ın adaylığını istemişti.

“Zafer Partisi yeni kurulan bir parti. Özellikle sığınmacıları ülkelerine geri göndereceği politikasını yürütüyor. Milliyetçi tabanda bir karşılığı var. Özdağ, bir dönem sosyal medya yoluyla gençler arasında popülerdi. Ancak, son dönemde bu etkisi azalmışa benziyor.

“İlk 3 günün sonunda Sinan Oğan’a verilen 40 bin imzada da görüldüğünü düşünüyorum. Hem partinin popülaritesinin azalması hem de Sinan Oğan isminin bilinirliğinin Ümit Özdağ’a oranla daha az oluşu bence imza toplama faaliyetinin beklenenden daha yavaş ilerlemesinde etken. Ancak, son ana kadar devam ederek 100 bin imzayı toplayacağını ve Sinan Oğan adının oy pusulasında yer alacağını tahmin ediyorum.

“İmza sayılarına bakıldığında dördüncü sırada olan Doğu Perinçek ise siyaseten en zor günlerini yaşıyor bana sorarsanız. 81 yaşında olan ve Türk siyasetinde yaklaşık 60 yıldır var olan bir siyasi liderin ilk üç günün sonunda ancak 16 bin imza toplayabilmesi düşündürücüdür. 2018’de ilk günde 20 binin üzerindeydi bu rakam. CHP tabanının yüklenmesiyle 114 bin imza toplayarak aday olmuş, seçimde 97 bin oy almıştı.

“Perinçek’in CHP’ye yönelik sert sözleri, iktidara özellikle de dış politikasına verdiği destek onu ve partisini daralttı. Cumhuriyetçi, Atatürkçü taban uzaklaştı. Özellikle TGB’nin de etkisiyle büyük sempati toplayan parti, şu anda kitleselliğini ve geleneksel tabanını yitirmiş, çok dar bir kadro hareketine dönmüş durumda. İmza sayıları bunu göstermektedir. Yani özetle Perinçek geleneksel kitlesinden kopmasıyla ne bu tabanda, ne de şu an destek verdiği iktidar blokunun yaslandığı tabanda destek bulamamaktadır.

“Sürecin sonunda 100 bin imzayı bulması çok güç görünüyor. 30-40 bin bandını ancak zorlayabilir. Perinçek,  şapkasını önüne koymalı ve artık daha genç isimlerin öne çıkmasına fırsat vermelidir. Tabii bu muhasebeyi siyaseten de yapmalı diye düşünüyorum.

“Diğer 6 aday arasında kamuoyunca tanınan isim Ahmet Özal. Ancak, aldığı imza ortada. Yakup Türkal ve Erkan Trükten 2 bin rakamının üzerine çıkabilir. Turgut Özal’ın oğlu Tek Parti lideri Ahmet Özal ve Adalet Birlik Partisi lideri İrfan Uzun da var. İmza sayıları çok düşük. 1000 rakamını bulabilirler mi bilmiyorum. Murat Ünver, Hilmi Özden ve Davut Turan ise 500 rakamını görebilirler.”

Erbakan ‘Batan Gemi’ dediği Cumhur İttifakı’na katıldı

0

Yeniden Refah Partisi, bugün yapılan görüşmelerin ardından Cumhur İttifakı’na katıldı. Genel Başkan Fatih Erbakan, daha önce Ak Parti için ‘Batan Gemi’ ifadesini kullanmıştı

ERCAN KÜÇÜK

Yeniden Refah Partisi’nin Ak Parti’nin Cumhur İttifakı’na katılması için görüşmeler yaptığı Mart ayının başında konuşulmaya başlanmıştı. Röportajlık 9 Mart’ta yaptığı haberde görüşmelerin sonuna gelindiğini yazmıştı. Haberimize göre 2 parti arasında yapılan görüşmelerde Ak Parti’nin listelerinde Yeniden Refah Partisi’ne 17 vekil kontenjan verdiği, Yeniden Refah Partisi’nin ise 30 vekil artı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nı istediği iddialarına yer verilmişti.

Yapılan görüşmelerde Yeniden Refah Partisi’nin Ak Parti’ye ittifaka katılmak için 6284 sayılı yasanın kaldırılması gibi maddeler şart koştuğu iddia edilmişti. Genel Başkan Fatih Erbakan 20 Mart’ta yaptığı açıklamada ittifaka katılmayacaklarını vurgulayarak “Yetkili kurullarımız ve teşkilatlarımızla gerçekleştirmiş olduğumuz son derece kapsamlı istişareler sonucunda milletvekili seçimlerine herhangi bir ittifaka dahil olmadan müstakil olarak gitme kararı aldık.” Demişti. Erbakan, Cumhurbaşkanlığına da aday olarak 100 bin imza yarışına katıldı.

SON DAKİKA GÖRÜŞMELERİ SONUÇ VERDİ

Erbakan 100 bin imza toplamaya çalışırken bugün 2 parti arasında yapılan görüşmelerde Yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakı’na katılma kararı aldı. 

BATAN GEMİ

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, daha önce yaptığı açıklamalar ve verdiği röportajlarda Cumhur İttifakı’nı batan gemi olarak nitelendirmişti. Erbakan, geçtiğimiz günlerde ise ‘Oğuz Haksever ile Şimdi Konuşalım’ programında yaptığı açıklamada “Şu anda içinde bulunduğumuz durumda kendi başımıza seçimlere girip, adayımızı çıkaracağız. Siyasette 24 saat uzun bir zaman eğer prensiplerde anlaşabilirsek, bir ittifakta olmayız diye kesin bir çizgimiz yok.” Diyerek ittifaklara açık kapı bırakmıştı. Ancak Erbakan, “Kılıçdaroğlu çağrı yaparsa tavrınız ne olur?” sorusuna da verdiği yanıtta “CHP’nin politikalarıyla ilgili eleştirilerimiz de ortada. Bu noktada uzlaşı sağlamak çok da mümkün olmaz diye düşünüyorum” diyerek Cumhur İttifakı’na daha yakın oldukları mesajını vermişti.

Erbakan 12 Eylül 2022’de Gazete Duvar’a verdiği röportajda “Yeniden Refah Partisi kendini nerede tarif ediyor? Bu iki ittifakta yer almayacağınızı ifade ediyorsunuz. Ayrı bir ittifak kuracak mısınız?” Sorusuna şu cevabı vermişti:

“Şu andaki şartlarda ittifaklar içerisinde yer almıyoruz. Cumhur İttifakı’yla ilgili, 20 yılın faturasına tam da gemi batarken ortak olmak mantıklı değil. En son Antep’teydik. İnsanların artık boğazına kadar gelmiş, bıçak kemiğe dayanmış. “Ne yaparsanız yapın bizi bunlardan kurtarın” diyorlar. Sadece bizim tabanımız veya seçmen olacaklar değil her kesimden insan bunu söylüyor. Ekonomik kriz ve adaletsizlikler insanları canından bezdirmiş. Battığı açık olan gemiye binmek ve 20 yılın faturasına ortak olmak doğru değil. ‘Altılı Masa’yla da ciddi ideolojik ayrışmalarımız var. Başta CHP’nin İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili tavrı olmak üzere. Oraya da gitme ihtimalimiz yok. Her iki ittifaka da eşit mesafede seçime hazırlanıyoruz.”