Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 8

Zafer Partisi’nden İttifak açıklaması!

0

Ercan KÜÇÜK – ANKARA

Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Parti genel merkezinde yapılan basın toplantısında Karamahmutoğlu Röportajlık’ın da sorusunu yanıtladı.

Zafer Partisi 31 Mart yerel seçimlerinden sonra ilk basın toplantısını düzenledi. Parti Sözcüsü Karamahmutoğlu yaptığı açıklamada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Geçtiğimiz cumartesi yapılan 5. Olağanüstü Kurultayda İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu‘nu kutlayan Karamahmutoğlu, “Yolu Türk milliyetçiliğinden geçen herkesle birgün bir yerde buluşuruz. Bu seçim sandığı olur, belki Türk siyasetinde milliyetçi ittifak bloğunun bir adımı da olabilir. Bu düşünce Türk milliyetçilerinin zihninde oluşmaya başlamaktadır.” dedi.

Yeni anayasa tartışmalarına da değinen Karamahmutoğlu, MHP’nin tavrıyla ilgili olarak da “MHP’nin Türkiye cumhuriyeti kazanımlarına en ufak zarar verecek değişikliklere onay vereceğine inanmıyorum.” sözlerini kullandı.

Azmi Karamahmutoğlu, programda Röportajlık’ın sorusunu da yanıtladı. Türk Milliyetçisi partileriyle işbirliğiyle alakalı sözlerine ilişkin, “Zafer Partisi’nin yeni dönem siyasetinin ana ekseni Türk milliyetçisi partiler arasında b,r işbirliği ittifak kurmak üzerine mi olacak?” sorusuna Karamahmutoğlu şu şekilde cevap verdi:

“Hayır, bu diğer partilerin üzerinde bir vesayet iddiasına bulunmak olur, söz sahibi iddiasına bulunmak olur. Bu doğru değil. Kendimize böyle bir misyon biçmeyiz. Zafer Partisi Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliğini merkezine oturtan ve kendisi de Türkiye ortalaması olan bir parti hüviyetiyle yürüyüşüne devam eder. Bu yürüyüşte kendisiyle aynı siyasal düşünceye büyük oranda sahip olan, yani ortak kesişen hükümeleri daha fazla bulunan partilerle birlikte seçim sandığına giderken şayet bu partilerin Türk siyaseti adına yararına olacaksa böyle bir dayanışma ve iş birliğine girmeyi arzu eder, ister. Buna açık olduğumuzu beyan etmiş oluyoruz. Yoksa biz bunun için çalışacağız, bunun için diğer partilerde domine edeceğiz gibi bir iddiada bulunmak siyasi nezaketsizlik olur.”

 

Gazozuna derbi – Musa Uçan yazdı

0

Bitime 5 hafta kala Galatasaray’ın 4 puan gerisinde şampiyonluk mücadelesi veren Fenerbahçe, tarihinin en kötü dönemini yaşayan Beşiktaş’ı evinde konuk ettiği maçta 2-1 galip gelerek umutlarını sürdürdü.

TARİHİN EN KÖTÜ BEŞİKTAŞ’I

2 senedir büyük bir kaos içerisinde, gelip giden hocalar, oyuncular ve hatta yönetime rağmen hiç bir toparlanma emaresi göstermeyen Beşiktaş dün de hiç bir ışık vermedi.

Cenk’in tamamen bireysel yeteneğiyle kaydettiği gol, Fenerbahçe taraftarına stresli bir son 10 dakika yaşatsa da Beşiktaş takımında hiç bir hareketlenmeyi tetiklemeyince maç öylece bitti.

İSMAİL KARTAL FARKA GİTMEYİ DÜŞÜNMEDİ

Dzeko’yu yedek bırakıp ideal kadroya Batshuayi eklemesi ile başlayan Fenerbahçe, rakip kırmızı kart görene kadar baskılı ve üstün bir oyun ortaya koysa da kırmızı kartı sanki kendisi görmüşcesine adeta ‘stop’ etti çünkü rakip eksik kalınca önlem alırken, rakibi 10 kişi kalan Kartal farkı açmak için herhangi bir hamle yapmadı.

Oysa 10 kişi kalan ve rakibi merkezde karşılayan Beşiktaş’a karşı oyunu biraz Necip’in olduğu kanada yığsa, merkezde oluşacak boşluklarla Beşiktaş’a tarihi bir mağlubiyet tattırması işten bile değildi Fenerbahçe’nin.

İSMAİL KARTAL’A RAĞMEN MÜCADELE EDİYORLAR

İsmail Yüksek’in henüz 19. dakikada şanssız biçimde sakatlanması sonrası son haftalarda formunu yeniden bulan Becao’yu yabancı kontenjanı sebebiyle kenara alan Kartal maçın kalanında hamle konusunda her zamanki gibi ezber bozmadı.

Son derece kısır, öngörülebilen ve verimsiz değişiklikler yapan Kartal’a göre çok çok kısıtlı bir kadrosu olan Serdar Topraktepe, neredeyse 1 puanı da alacaktı. Eğer Al Musrati atılmış olmasa ve son bölümde Aboubakar gibi bir takviye de gelse Fenerbahçe lige havlu atabilirdi dün gece.

İsmail Kartal kenardan takıma katkı vermediği gibi bilakis adeta bir el frenine dönüşmüş durumda.

Sahadaki futbolu anlayarak izleyen herkes, oyuncu ekibinin sadece rakiple değil kendi hocasıyla da mücadele ettiğini görebilir.

İSMAİL KARTAL VE FUTBOLCULAR ARASINDAKİ BAĞ KOPMUŞ

Sezon boyunca süren yanlış antneman, kadro tercihi ve maç içi hamleleri ile dolan bardak Olympiakos maçında taştı.

İsmail Kartal’ın elenmenin faturasını, basın toplantısında oyunculara kesmesi arada kalan son bağları da koparmış.

Tüm kriz dönemlerini itinayla kötü yöneten, çok kötü bir teknik ekiple sırf dostluk ilişkileri iyi diye ısrar eden Kartal kendisine de yazık etti, tarihinin gelmiş geçmiş en iyi kadrosunu kuran yönetimin emeklerine de.

Kalan haftalarda Galatasaray büyük bir hata yapar, Fenerbahçe bunu değerlendirip şampiyon olabilirse, hocasına rağmen kadro bu başarıyı elde etmiş olacak demek pek de haksızlık olmaz.

“Zafer birbirimize karşı değil Erdoğan’a karşı olacak”

0

14 Mayıs Genel Seçimlerine 6’lı masa olarak fa tabir edilen Millet İttifakı çatısı altında giren İyi Parti, 31 Mart’taki yerel seçimlere ise ‘hür ve müstakil’ olarak katılma kararı almıştı. Bu karar İyi Parti’ye pahalıya mal oldu. oyları %4’ün altına düşen İyi Parti’de olağanüstü kurultay için hazırlıklar tamamlanmak üzere. Genel başkan adaylarından Av. Mehmet Tolga Akalın Röportajlık’ın sorularını yanıtladı.

ERCAN KÜÇÜK

Akalın, olağanüstü kurultay kampanyası kapsamında İstanbul il delegeleriyle yemekte biraraya geldi. Programın ardından Röportajlık’ın sorularını yanıtlayan Akalın, yerel seçimlerde yaşanan başarısızlığın nedenlerini ve sık sık kullandıkları 3. Yol politikasının ayrıntılarını anlattı. 

İyi Parti 14 Mayıs’ta %10 oy aldı. 31 Mart seçimlerinde ise yüzde 3.6 oy aldı. Peki bu oylar nereye gitti? Emanet olarak mı gitti yoksa seçmen İyi Parti’den koptu mu?

“SEÇMENDE GÜVEN SORUNU OLUŞTURDUK”

Seçmen asla İyi Parti’den kopmadı. Ama bizim 3-6 Mart tarihlerinde masadan kalkma ve oturma gibi yapmış olduğumuz siyasi tavır seçmende bir güven sorunu oluşturdu bize karşı. Seçmenimiz bu güven sorununa rağmen, partiye kredisini muhafaza etti. Partiyi ikinci defa %10’lar seviyesinde tuttu.

Partinin geleneksel seçmeni 3-6 Mart’ta partisini korudu. Biz o güven sorununun tedavi edecek yeni politik tedbirler almak yerine bir yeni sürece girdik. Bu yeni süreçte önce dedikki ‘ayrı gideceğiz ama şimdi bazı istisnai işbirlikleri olabilir.’ Bu cümlenin üzerine sayın Kemal Kılıçdaroğlu, ‘biz dominant partiyiz’ dedi. Onun üzerine biz de Sayın Genel Başkanın ifadesiyle ‘biz de müstakilen gidiyoruz’ dedik ama aslı şuydu: Türk siyasetinde 3 ana damar var. Bunlardan biri sosyal demokrat sol damar, ikincisi muhafazakâr damar, üçüncüsü de milliyetçi damar. Bu damarlardan ikisi uzun yıllardır Cumhuriyet iktidarını kullandılar. Ama milliyetçi kanat bir daha Cumhuriyeti yönetememişti. İyi Parti de aslında bu eksende kurulmuştu. Demokrat kalkınmacı, kimlik hem cumhuriyetin kurucu değerlerini ve bunları da yeni demokratik ilkelerle, demokratik bir milliyetçilik zemininde savunmak, bunların 21. Yüzyılda günün ve yılın yeni ihtiyaçları boyunca da yeni yerlerini tahkim ve geliştirecek, kuvvetlendirecek damar.

Cumhuriyet çok ciddi bir muhafazakarlık dalgasına muhatap oldu. Ve ne yazık ki devletin çok kurumları, ilkeleri ve yeni yönetim araçları bundan etkilendi. Dolayısıyla İyi Parti burada tedavi edecek tamir edecek geliştirecek, kuvvetlendirecek bir siyasal hedefle kurulmuştu. Biz bunu üçüncü yol olarak ifade ettik. Bu üçüncü yol aslında 2 dönemli bir stratejiydi. Türk milliyetçilerinin yöneteceği 3. Yolu açmak, 2028 yılında sona erdirmekti.

3. YOL’UN STRATEJİSİ VE MANSUR YAVAŞ

Mahalli seçimler de bunun bir ayağıydı. Cumhuriyet Halk Partisi, bazı belediyelerde ister istemez Dem Parti ile kendine göre ittifak ihtiyaçları hissediyor. Onlar bu ittifakları yaptıklarında, onlara tabanları tepki koymuyor. Bizim bu 2 ana eksenden bir üçüncü yol eksenine çıkmamız gerekiyor. Ama onun gereklerine ihtiyaç vardı. Neydi bir tanesi? Selçuklu coğrafyasında yürümek. Selçuklu coğrafyasının Türkiye’deki seçmen algısı itibariye önemli aktörlerinden biri haline gelmişti Mansur Yavaş. 

Mansur Yavaş İyi Parti’den oturacağı milliyetçi demokrat eksen aynı zamanda o Selçuklu coğrafyasındaki Mansur Yavaş’ın hitap ettiği doğru eksen. İyi Parti Mansur Yavaş’ı belediye başkanlığı sürecini destekleyerek ve himaye ederek aynı zamanda o coğrafyadaki Mansur Yavaş algısını ve sempatisini siyaset olarak devşirip bunun üzerinden Ak Parti’nin en güçlü olan coğrafyaya doğrudan nitelikli bir girme stratejisiydi bu. Fakat bir günde Sayın genel başkan Uşak’ta ‘özü başımıza her tarafta’ deyince strateji olgunlaşmadan köreltti.

İyi Parti kurulduğundan beri de hep ülkücü siyaset-merkez siyaseti tartışmaları yapıldı. Tek bir cümleyle özetlerseniz şu an için İyi Parti’nin siyasi çizgisi nedir?

Milliyetçi demokratik kalkınmacı bir siyasal hareket. Çizgisinde hiçbir sıkıntısı yok.

Peki siz kazanırsanız İyi Parti yeni MHP mi olacak?

Kurulurken de ‘ikinci bir MHP istemiyoruz’ dedi İyi Parti’nin kurucuları. İyi Parti’nin yürüdüğü sosyoloji Türkiye’nin merkez ve makul sosyolojisi. Bu sosyoloji aslında Cumhuriyet severler sosyolojisi. Milliyetseverler Atatürkseverler sosyolojisi. Bu sosyolojinin üst siyasal çatı kimliğini oluşturmamız gerekiyordu. Başkalaşma gibi gözüktü faaliyetlerimi. Ondan dolayı da tabanının güveniyle ilgili ciddi güven sıkıntıları yaşadık. Biz pratik uygulamalar sebebiyle başarısız oluyor. Bizim teorik zeminde bir sıkıntımız yok.

MİLLİYETÇİLER NASIL BİRLEŞİR?

Türk milliyetçilerini birleştirmekten bahsediyorsunuz. 14 Mayıs’ta milliyetçi oylar da %20ye ulaştı. Ancak Yavuz Ağıralioğlu, Yusuf Halaçoğlu yeni Parti kuruyor. Sinan Oğan da hazırlık içinde. Zafer Partisi de malum. Milliyetçiler gene mi bölünüyor? Bu kadar güçlü aktörlerin olduğu bir fikriyatı nasıl birleştireceksiniz? 

Kurumsal ilişkiler birleşmede olmaz. Tarihe de bakarsanız bu tür büyük fikir akımlarında bir merkez üzerine birleşmeler yaşanır. Bu çok partileşme döneminin aslında 1899-1948 arasına oturtuyorum. O zaman da Abdülhamit istibdadına karşı özellikle ülkenin milliyetperverlerinde ciddi bir arayış var. Bunlar kendisini fırkalar kurmak, çeşitli yapılar kurmak olarak ifade etti. Ama en sonunda İttihat Terakki bütün bu cepheleri birleştirdi ve buradan bir iktidar çıkardı. Dolayısıyla da bu sosyoloji kendisini kim doğru ifade ederse orada birleşecektir ama bu yetmez.

Gözden kaçırılan bir kesim var; samimi muhafazakarlar. Bir medeniyet tasavvuru oluşturulacağını inanarak uzun yıllar Tayyip Erdoğan’a destek verdiler. Ama işin sonunda bir imar vandalizmi ve Cumhuriyet rövanşizminden rahatsızlar. Bu insanların da katılacağı büyük bir sosyoloji olacak ve bu sosyoloji Cumhuriyeti ikinci yüzyılda yeniden geliştirecek, Cumhuriyeti koruyacak ve onu bir dünya devleti olacak şekilde hazırlayacak bir sosyolojidir. Bu sosyolojinin biz çatı teşkilatı olmak arzusundayız.

Kazanırsanız Ümit Dikbayır, Yüksel Arslan, Adnan Beker gibi isimleri yuvaya geri çağıracak mısınız?

Birçok arkadaşımızla ilgili birçok insanla ilgili geçmişte yapılmış haklı haksız uygulamalar var. Bunların doğru olarak değerlendirilip partinin ana çizgisiyle tenakkkuza düşmemiş, genel başkanıyla ilgili cümleleri politik eleştiri sınırını aşmamış olan arkadaşlarla, ben kişisel olarak yeni yeni süreç başlatmamız gerektiğine can yolunda inanıyorum. Bunun yetkili kurullarla beraber değerlendireceğiz.

YAVAŞ KİMİ DESTEKLİYOR?

Bazı kulislerde Mansur Yavaş’ın sizi bazı kulislerde Koray Aydın’ı desteklediği iddiaları ediliyor. Doğru mu? 

Ben kendi açımdan cevap vereyim. Benim 32 yıllık siyasi geçmişime bakılırsa Devlet Bey’e 2 defa karşı çıkmış ve ondan dolayı görevden alınmış, bu son politik süreçte Sayın genel başkana karşı doğrudan aday olduğunu söyleyen o dönemki tek adayım ben.

Benim politik mücadelemdeki ana esasım şudur. Hiçbir politik ilişkinin nesnesi olmam. Ben bütün politik ilişkilerin öznesi olurum. Özellikle kurumsal kimliği temsil ediyorsam, dolayısıyla da benim açımdan böyle bir şey söz konusu değil. Ama o etrafta olup da benim uzun yıllar yol yürüdüğüm çok iyi niyetli insanlar var, onlar samimiyetle bana destek veriyorlar. Ben Mansur Bey’i partide hiç tanımayan hatta en geç tanıyan, bir defa Sayın genel başkanın bilgisi dahilinde bu kriz döneminde bir saat oturmuş görüşmüş bir insanım.

Benim Mansur Bey’le hiçbir insani ilişkim ve hiçbir siyasi ilişkim yok. 4 senedir Ankara’dayım, elimi bile sıkmışlığımız yoktur. Dolayısıyla ben partinin partinin genel başkanının özne olduğu ilişkilerin tarafı olup, onun dışında bir ilişkinin tarafı olmam.

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş, Akşener’in dediği gibi partiye operasyon çekti mı? 

Etraflarındaki bazı insanların özellikle İstanbul’daki bazı insanların istifa süreci oluşturduklarını gördük. Daha sonra Mansur Bey’in Ankara’daki teşkilatlarda da istifa süreci olduğunu gördük. Fakat bunlar böyle çok ayrıntılı operasyonlardan ziyade aslında bizim genel siyasetimize bir tepki niteliğinde. Özellikle Ankara genel siyasete bir tepki niteliğinde. Çünkü Ankara’da politik tabanımız belediyeyle çok fazlaca iç içe geçmiş bizim. Burada bir teşebbüs oldu ama çok büyük bir teşebbüs değildi. Biraz bazı isimler üzerinden yürüdü. Nihayetinde bir gayret oluştu. Çok kapsamlı, çok büyük bir özel operasyondan daha ziyade içerisinde böyle operasyon yapma niyeti olanların da olduğu biraz da sosyolojinin de etkilediği bir süreç odaklanmak lazım.

Av Hakan Şeref Olgun, 3 adayın uzlaşısıyla seyircisiz kongre yapılması kararı alındığını açıkladı. Bu konu hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Neden seyircisiz kongre yapılacak?

Doğru değil. Koray Beyin temsilcisi de orada. O da aynı şeyi ifade ediyor.

Her konuyu oylayarak yapıyorlar. Kapalı kongre yapma konusunda ‘Bizim böyle bir kararımız var. zaten. Komite olarak bu kararı verdik’ diyorlar.

İyi Parti önümüzdeki günlerde Türk siyasetinde kendisinin dışındaki birçok aktörün hesaplarını yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösterecek bir sürece giriyor. Dolayısıyla bu süreçte İyi Parti’nin yeniden bir umut olması, İYİ Parti dışında birçok aktörü doğrudan etkiliyor. Bununla ilgili siyaset mühendisliği gayretlerini görüyorum. Bunlar dünya siyasetleri, Türkiye siyasetinde mümkündür. İşin bir de kayyuma varan alanı var. 3 günü kaldı, 3 gün sonra bu ilişkilerin tamamını bitireceğiz ve parti yeniden kendi iktidar yoluna gidecek.

“EN TECRÜBELİ ADAYIM”

Seçimi kazanamazsanız yolunuza nası devam edeceksiniz?

Ben Türkiye’de delege ilişkisi münasebeti itibariyle adaylarımız içerisinde en tecrübeli adayım. Ben 3 defa otoriteye karşı politik mücadele yaptım. Birinde 18 gün kala çıktım, 9 ilçenin sekizi karşımdaydı. Herkes fark yiyeceğimi söylüyordu. 7 oy farkla seçimi kaybettim. Salonda el kaldırsaydık ben kazanırdım. Çünkü ikametgahla gelen insanlara oy kullandırmadılar. 2006’da 9 ilçeyi MHP Genel merkezi önümden çekti. Buna rağmen seçime girdim. Bir tane de beni bölecek aday çıkarmalarına rağmen 40 oyla seçim kazandım. 6 sene geçmişti. 

Ankara’dan gelen bir heyet 9 ilçedeki bütün delegeleri kendisi yazdı, onayladı. Bu kongreyi de 150 farklı aldım. Ben delegeyi tanırım delege vicdandır. Partisinin yarınlarını en iyi muhafaza edecek insana partiyi teslim eder. Delege bu anlamda dostluklara değil ümide yönelir. Çok şükür millet de artık bizdeki mücadeleyi görüyor ve millet de delegelerimize kendi görüşünü söylüyor. Partinin tabanı delegemiz de kendi görüşünü söylüyor. Allah nasip  ısrar ederse benim kaybedeceğim değil, çok güzel ve iyi bir sonuçla önde bitireceğim br kongre olacak. O da önemli olan şey. Biz iç mücadelemizde, birbirimize karşı zafer elde etmeyiz. Bizim gerçek zaferimiz 2028’de Erdoğan’la sarayda devir teslim tören yapmak olacak.

MEHMET TOLGA AKALIN KİMDİR?

1974’te Edirne’de doğdu. İlköğretimini 1980-1985 yılları arasında Keşan Atatürk İlköğretim Okulu’nda, ortaokul ve lise öğrenimini 1985-1992 yılları arasında Tekirdağ Anadolu Lisesi’nde, üniversite eğitimini 1992-1996 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamlamıştır.

Evli ve iki çocuk babası olan Akalın, Akalın Hukuk Bürosu’nda avukatlık yapmaktadır.

Ergenekon ve Balyoz olarak adlandırılan kumpas davalarında müdafilik görevleri yapmıştır.

Kendisine ait tarımsal işletmede fiğ, arpa, buğday, Ayçiçek, kanola ve çeltik tarımı ile uğraşmakta ve ceviz yetiştiriciliğinde bulunmaktadır.

Siyasi hayatına ülkü ocakları ve Milliyetçi Hareket Partisi’nde başlayan Akalın; 1992-1997 yılları arasında Keşan Ülkü Ocakları Yöneticiliği, 1997-2002 yılları arasında Keşan Ülkü Ocakları Başkanlığı, 2003-2005 yılları arasında MHP Keşan İlçe Başkan Yardımcılığı, 2005-2006 yılları arasında MHP Keşan İlçe Başkanlığı, 2006-2007 yılları arasında MHP Edirne İl Başkanlığı, 2011-2012 yılları arasında ikinci defa MHP Edirne İl Başkanlığı yapmıştır.

Aletli dalış ve geleneksel savaş sanatları ve iaijutsu eğitmenliği yapan Akalın ayrıca enduro motor kullanıcısıdır.

İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi ve 5 dönem GİK üyeliğine seçilen Akalın, 20 Eylül 2020 tarihli olağan kongre sonucunda Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanmıştır.

İyi Parti Milli Güvenlik Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini tamamladıktan sonra, İYİ Parti Göç Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görevine devam etmektedir.

İsmail Kartal’ın Fenerbahçe kariyeri Sivas’ta fiilen bitti – Musa Uçan yazdı

0

Sivasspor deplasmanında son saniyelerde kesinlikle hatalı ve art niyet taşıyan bir penaltı ile 2 puan bırakan Fenerbahçe için sezon bana göre o maç itibariyle bitti.

Maçın teknik taktik analizini uzun uzadıya yapmak yersiz. Kısa ve net; Sivasspor karşısında feri sönmüş, ruhları alınmış yıldızlar kadrosu Fred ve İrfan Can’ın şapkadan çıkardığı tavşanlarla neredeyse galip geliyordu ama takım oyunu ortaya bir şey koymayınca ve İsmail Kartal’ın her zamanki gibi verimsiz, sebepsiz, lüzumsuz ve akla ziyan değişiklikleri üstüne bir de art niyetli bir penaltı kararı gelince, kalan son kupa ihtimali de ortadan kalktı.

4 MAÇ, 4 KARAR, GİDEN 4 KUPA

Türkiye Kupası son 16 eşleşmesinde Ankaragücü karşısına, ligi düşünerek son derece ciddiyetsiz, lakayıt bir oyun ve kadro ile çıktı. Türkiye Kupası gitti.

Süper Kupa finaline, Olympiakos maçına hazır çıkmak ve maç bile yapmadan adele sakatlıklarıyla revire dönen kadroyu saklamak için çıkmadı. Süper Kupa gitti.

Olympiakos karşısında oynanan her iki maçta da ligi düşünerek akla ziyan kadro tercihleri ve hamlelerle çıktı. Çok muhtemel olan ilk Avrupa Kupası ihtimali gitti.

Olympiakos maçında tüm hata şahsına aitken oyuncularını suçlayıp bir de maç sonrası tesislerde Fred ile tartıştı. Oyuncuların saygısını yitirip, havalarını bozup Sivas maçında taktik iflas yaşadı. Bireysel yetenekle atılan 2 gol yetmedi. Bence şampiyonluk kupası da gitti.

Dört maç, dört karar sonuçta dört kupaya mâl oldu.

İNANILMAZ BİR KİBİR VE BERBAT BİR İLETİŞİM.

6-1 hezimetle sonuçlanan Nordsjealand maçı bana kalırsa Fenerbahçe için sezonun dönüm noktası oldu.

Ağır eksiklere rağmen ısrarla her zamanki oyunu oynatmak isteyen teknik adam, maçı kenarda sadece izlemiş, önlem alamamış ve birbirinin kopyası goller arka arkaya gelince de faturayı İsmail Yüksek, Ryan Kent gibi oyunculara kesmişti.

Dzeko, Tadic gibi dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin tanınan deneyimli kaptanlarla sene başında harika bir diyalog yaşayan teknik adam, tamamen kendi hatasından kaynaklı puan kayıplar oldukça tesislerde de tavrını değiştiriyordu.

Kaptanlara bir dönem “benle değil yardımcılarımla görüşün” diyecek kadar ipleri kopartan, hiç bir sorumluluk almayan, üstüne son olarak Olympiakos maçlarında yüzde yüz kendi hatasıyla elenilmesine rağmen açıkça, alenen oyuncularını suçlayan hoca Sivas maçında ektiklerini biçti.

Bir defa bile sorumluluk alıp özür dilemeyen Kartal, kibiriyle sadece takımı değil, kendisine tezahüratlar yapan taraftarı da kaybetti.

SADECE KARTAL DEĞİL EKİBİ DE BU SEVİYEYİ KALDIRAMADI

Kariyeri boyunca Covid olması dışında sakatlık yaşamayan Fred, Fenerbahçe’de revirden çıkamadı. Tadic ve Szymanski dışında sakatlık sebebiyle maç kaçırmayan tek bir oyuncu yok.

Sezon sonunda hala ağır kondisyon antrenmanları, çok kötü ve geçmiş kariyerinde çalıştığı oyuncular tarafından ağır ithamlarla suçlanmış bir doktor, kariyeri asla Fenerbahçe’yi kaldıramayacak teknik heyet, Kartal’ın ısrarı ile iyileştirilmedi.

Rakip analizi, temposu sezon sonuna doğru düşmesi gerekirken sabit kalan ağır kondisyon antrenmanları, çok kötü planlanan iyileşme süreçleri, takıma otoritesini surat asarak ve konuşmayarak kabul ettirmeye çalışan bir hoca. İsmail Kartal’ın sadece kendisi değil, ısrarla yanında getirdiği ekibi de bu seviyeyi kaldıramadı. Sonuç: tam bir enkaz.

Üçüncü İsmail Kartal dönemi ve Kartal’ın Fenerbahçe kariyeri, Sivasspor deplasmanında bitti.

Bu saatten sonra kalacağı her gün, her saat, her dakika hem hocaya, hem kulübe, hem kadroya hem de yönetime ızdırap olacaktır.

Cumhuriyetin heykel anlayışının kökleri – Nour Abaod

Nour Abaod

Heykel, çok eski çağlardan beri var olan en önemli sanatlardan biridir ve Türkiye toprakları, Paleolitik Çağ’dan bu yana heykel sanatına tanıklık etmiştir. Göbeklitepe’de kadim insanın heykeli yapma girişimini görebiliriz, elinde kafatası tutan bir insana benzeyen ve taştan yapılan heykel gibi (Fotoğraf 1). Böylece zaman dilimi ne olursa olsun genel olarak sanat söz konusu olduğunda insanların yoğun arzusunu kanıtlamış oluyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti 100. Yılına girmiş ve bu yıllarda genel olarak görsel sanatların gelişmesiyle birlikte heykel alanında da dikkate değer bir gelişmeye tanık olmuştur. Türkiye, sanattaki küresel gelişmelerden etkilenmiştir ve birçok çağdaş eğilim ve teknik, ülkedeki heykel sahnesini etkilemiştir.

Geriye dönecek olursak, Cumhuriyet döneminin başında sanatın öneminin ve bunun hissettirilmesinin gerekliliğinin yeniden yapılandırılması ve sağlam bir altyapının kurulması için büyük çaba harcandığını görüyoruz. Gerici halk kendileri için kabul edilemez bir şey olan heykel sanatını kabullenmek için mücadele etti, çünkü İnsan imajını taş, ahşap veya mermer üzerinde somutlaştırma fikri, İslami çekinceler ve Osmanlı döneminden kalma fikir kalıntıları nedeniyle istenmeyen bir sanat türüydü. 

Türklerin İslam’a dini olarak geçiş süreci başladığında, İslam inancının putperestliğe karşı kesin bir tutumu vardı. Bu nedenle, İslam öncesi dönemde yaygın olan perspektif resimler, figürler ve heykeller yapılması yasaklandı. Türkler, yerleşik hayata geçtiklerinde inşa ettikleri dini yapılar ve binalar dışında, özellikle figüratif betimlemeler konusunda daha temkinli davrandılar. Bu dönemde, resim ve heykel sanatı yerine geometrik motifler ve süslemeler daha yaygın hale geldi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yaklaşık altı yüz yıl süren tarihi boyunca, tasvir sanatı önemli bir yer işgal etti. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun uzun tarihinde, farklı dönemlerde ve farklı padişahların hükümdarlığı sırasında tasvir sanatının önemi ve yaygınlığı değişebilirdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun erken dönemlerinde, özellikle Osman Gazi ve Orhan Gazi dönemlerinde, İslam’ın ikonoklastik (resim ve heykel yapımını yasaklayan) yorumuna bağlı olarak, tasvir sanatı daha kısıtlıydı. Ancak bu durum, sonraki dönemlerde değişti. 

Birinci yüzyılda, özellikle II. Mehmet döneminde, tasvir sanatına daha fazla önem verildi. İstanbul’un fethi, Bizans kültürünün etkisi altında olan şehri Osmanlı İmparatorluğu’na katmasıyla, daha fazla resim ve minyatür üretilmeye başlandı. Sarayda ve camilerde duvar resimleri ve süslemeleri yapılırken, minyatürler de kitapların süslemeleri için kullanıldı. Fatih Sultan Mehmed’in minyatürleri ise, Osmanlı saray nakkaşhanesinde Nakkaş Sinan Bey ve çırağı Şiblizade Ahmed Bey tarafından yapılırdı. (Resim 5)

İkinci yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nda ise minyatür sanatının altın çağı olarak kabul edilir. Bu dönemde, özellikle Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığı sırasında, minyatür sanatı büyük bir gelişme gösterdi. Özellikle minyatürler, kitapların süslemeleri ve tarihi belgelerin görsel kayıtları için kullanıldı. (Resim 6)

  1. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu’nda İslam’ın ikonoklastik yorumu yeniden güçlendi ve tasvir sanatı biraz geriledi. Bununla birlikte, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda, resim ve minyatür sanatı yeniden canlandı. Bu dönemde, özellikle Avrupa’dan gelen etkilerle birlikte portre resimleri ve natürmortlar gibi yeni türler ortaya çıktı. Böylece minyatür, Osmanlı kültürünün ve tarihini görsel olarak kaydetmek için önemli bir rol oynamış oldu.

 Osmanlı mezarlarının şahidelerinde de görülen bu soyut, heykel olarak tanımlanmasa de kısmen siluet halinde insan heykeline benzediğini görebiliyoruz, ayaklara ve ellere çok önem verilmemiş olsa da boyun ve başın şekli çok kolay algılanır. Bunun en önemlisi de baş serpuşu (başlığı), çünkü mezardan mezara boyut ve şekil olarak değişiyordu. Tabii, kimlik kitabelerini ve bazen ayetleri gövdenin üstünde görebiliyoruz. Osmanlı mezar taşlarının en önemli özelliği başlıkları yani serpuşlarıdır. Bu serpuşlar, mezarın sahibinin sosyal statüsünü, hangi tarikata mensup ve ailesinin zenginliğini göstermek amacıyla kullanılırdı. Serpuşlar, Osmanlı sanatının zarif süslemeleri ile işlenmiş olabilirdi ve sıklıkla İslam sanatının karakteristik motiflerini taşırdı. Heykelleri hatırlatan bu şahideler, İslam inancının etkisiyle genel hatları stilize bir şekilde yaratılmıştır, bu nedenle yüz detaylarına sahip değillerdir. (Resim 7)

Rölyef üzerinden bir değerlendirme yaptığımızda bazı camilerde kuş kabartmaları görebiliriz, Türkiye’deki camilerde bulunan kuş rölyefleri, İslam sanatında oldukça yaygın olan ve cami süslemelerinin önemli bir parçasını oluşturan motiflerden biridir. Bu rölyefler, cami yapılarının dış cephesi, iç mekanları veya mihrap gibi farklı bölgelerinde bulunabilir. Kuş rölyefleri, Osmanlı ve Türk İslam sanatının bir özelliğidir. Kuşlar, İslam sanatında doğal güzellik, özgürlük ve cennet sembolleri olarak kabul edilir. Kuş rölyefleri, camilerin minberleri ve mihrapları gibi önemli noktalarda rastlanıyordu. Bu alanlar sembolik olarak cenneti temsil ettikleri için genelde kuş rölyeflerini orada sıklıkla görülür. Kuş rölyefleri tek başına değil, genellikle geometrik desenler ve bitki motifleriyle birleştirilir. Bu, İslam sanatının temel özelliklerinden biridir ve estetik bir bütünlük yaratır. Türkiye’deki camilerde bulunan kuş rölyefleri, farklı kuş türlerini tasvir edebilir. Bu kuşlar, kartallar, güvercinler, şahinler veya benzeri kuşlar olabilir. Her bir kuş türünün farklı bir sembolizmi veya anlamı olabilir. Bu motifler, hem dini bir amacı yerine getirirken hem de sanatsal açıdan cami yapılarına değer katarlar.

Bizans döneminde Türk topraklarındaki yaygın simgelerin bir tanesi çift başlı kartaldı. Bizans devletinin sonunu getiren İstanbul’un büyük fethinden sonra Selçuklular, iki başlı kartal da dahil olmak üzere birçok Roma sembolünü miras aldı. Bizanslar için Din ve devletin tek bedende uyumunu simgeleyen bu hayvan, Selçuklular için “Artık ben Bizans/Rum topraklarının hakimiyim” mesajını vermektedir. Yeni bir çağın başlangıcı için ilk adımlar olarak görülebilir, böylece çift başlı kartal artık Türklerde Ululuk ve hakimiyeti temsil eder, Selçuklu dönemin eserlerinde, özellikle dediğimiz gibi camilerde enteresan bir şekilde görülüyordu. (Resim 8) 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde “anıt” veya “anıt mezar” gibi modern anlamdaki anıt yapılar İslam kültüründe yaygın değildi. Osmanlı İmparatorluğu’nda mezarlar ve anıtlar, farklı bir anlam ve işlev taşıyabilirdi. Osmanlı toplumunun kültürel ve dini değerleri, haliyle anıtların tasarımını ve kullanımını etkilemişti. 

Bizans döneminden kalan, bir şahıs ve olayın hatırlanması için dikilen sanatsal ve tarihi değere sahip heykeller “anıt” olarak da sayılmaktadır. 19. yüzyılda Osmanlı toplumunun ”anıt” kavramını henüz düzgünce algılamaya hazır olduğu düşünülmemelidir. Ancak eski eserlerin herhangi bir işlevi olmamasına rağmen saklanması ve korunması için çabalar kısmen nesnenin sanat değerine de dikkat çekilmesini sağlayan önemli adımlardır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Bizans dönemine ait dikili taşlar, farklı şekillerde muamele görmüşlerdir. Bu taşlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Bizans İstanbul’u fethettiği 1453 yılından sonra İstanbul ve diğer yerlerdeki çeşitli yerlerde bulunmuşlardır.

Osmanlı İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu’nun İstanbul’daki eserlerini fethettikten sonra, bu eserleri yeniden kullanmayı tercih etti. Özellikle Bizans dönemine ait sütunlar, sıva taşları ve diğer yapı malzemeleri, Osmanlı camileri, sarayları ve diğer yapılarının inşasında kullanıldı.

Osmanlı İmparatorluğu, Bizans dönemine ait pagan veya Hristiyan sembollerini içeren taşları İslam kültürüne uygun hale getirebilirdi. Bu, taşlardaki kabartmaların veya yazıların değiştirilmesi veya tahrip edilmesi anlamına gelebilirdi. 

Bazı Bizans dikili taşları ise Osmanlı İmparatorluğu döneminde yıkılan veya tahrip edilen Bizans binalarından kalan kalıntılar arasında kayboldu. Bu taşlar, zaman içinde unutulup gömüldüler. Ayrıca Osman Hamdi Bey tarafından başlatılan ve 31 Ocak 1884’te Meclis-i Mahsȗs-ı Vükelâ tarafından kabul edilen, ayrıca 21 Şubat 1884’te padişah tarafından onaylanan Ȃsâr-ı Atȋka Nizamnamesi (Akın, 1993: 238) ile, tarihi ve sanatsal değere sahip eski eserlerin imparatorluğun sınırları dışına çıkarılması yasaklandı ve arkeolojik kazılarla ilgili kurallar belirlendi. Bu da çok iyi bir dönüm noktası olarak sayılabilir.

Eski eserleri koruma nizamnamesinin ve Heykel Bölümü’nün Sanayi Nefise Okulu’nda açılmasının ardından, Osmanlı toplumunun anıt kavramına yaklaşımında bazı adımlar atılmış olsa da köklü bir değişiklik görmek pek mümkün değildi.

Osmanlı arşivlerinde kimi belgelerde “anıt” sözcüğü “heykel” anlamında da kullanılmıştır. Çoğu arşiv belgesinde bir kişiye ya da olaya atfedilen heykellerin halka sunulması için yapılan törenler hakkında bir “anıt” açılışı yerine “heykel” açılışından söz edilmiştir (O.A., YA.HUS., Dosya no: 197, Gömlek no: 17).

Yönetim, yurt dışındaki heykellerin açılışlarına ilgi göstermesine rağmen, Osmanlı toplumunda zengin kişilerin evlerinin dekorasyonu için yaptırdıkları küçük boyutlu heykellere ilgi eksikliği olduğu görülmektedir. Kamusal alanda anıtsal boyutlarda heykel sergilenmesine ise pek fazla ilgi olmadığı gözlemlenmektedir. Özellikle insan figürü içeren küçük boyutlu heykellere 19. yüzyılın sonlarında genellikle gayrimüslimlerin ve yabancıların yaşadığı yerlerde rastlanmaktadır. İstanbul Beyoğlu’ndaki bazı apartmanların cephelerinde ise kadın ve erkek yüzlerine ilişkin kabartmalar ve insan heykellerinin bulunması, halkın heykellere ve büstlere bir ölçüde aşinalık kazanmasına yardımcı olmuştur. Ayrıca bazı zengin tüccarlar ve paşalar, konak ve yalılarında Batı yaşam tarzını benimseyerek sanatçılardan resimlerini ve heykellerini yaptırmış veya heykeller satın almışlardır. Örneğin, Koca Reşid Paşa, yalısının bahçesine koymak üzere Fransız şairi Lamartine’den bir mermer heykel satın almıştır.


Genç Cumhuriyet – Ezgi Güler

Ezgi Güler

Mustafa Kemal Atatürk sanata ve sanatçıya verdiği önem ile bir milletinin varlığının sanata bağlı olduğunu her fırsatta dile getirmiş, yapmış olduğu devrimler ile de özgür sanat ortamının önünü açmıştır. Uygar ülkeler arasına girmenin güzel sanatlar alanındaki başarılar ile sağlanacağını vurgulamıştır. Henüz 1923 yılında Bursa’da Şark Sinemasında yaptığı bir konuşmadaİnsanlar mütekâmil olmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin icabettiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin tarik’i terakkide yeri yoktur. Halbuki bizim milletmiz, evsafı hakikiyesiyle mütemeddin ve müterakki olmaya lâyıktır ve olacaktır” demiştir. 

Türkler’in yenileşme hareketi 18. Yy’a kadar geriye gider. Bu yenileşme hareketleri maalesef tüm toplum katmanlarını etkileyememiştir. Yukarıda bahsedilen yenileşme hareketleri İstanbul, hatta ve hatta İstanbul’un belli başlı bölgelerinde sınırlı kalmıştır. Ancak Cumhuriyet’in temellerinin atılmaya başlaması bile Anadolu’nun en ücra köşesinde yer alan kırsal kesimi bile kökten değişiklik hareketiydi. Ulusal kararların alınması, eğitim, sosyal hayat, ekonomi gibi birçok alanda Türk toplumunu kısa zamanda ileriye taşıdı. Milli demokratik, laik bir eğitim programı, Arap alfabesinin yerine Latin alfabesinin kullanılması, Türkçe’den yabancı sözcüklerin arındırılması, Türk tarihçiliği üzerinde bilimsel/akademik programların başlatılması ile birlikte, Türk Devrimi’nin kültürel alanında gerçekleştirilen belli başlı yeniliklerdir.

18.yy’da başlatılan yenileşme hareketlerinin, büyük çaplı değişikliklere yol açamamasının bir diğer nedeni de geleneksel etkilere takılı kalmasıydı. Güzel sanatlar alanında en çok resim sanatını etkileyen konu, eserlerde insan figülerinin kullanılmasına dini açıdan olumsuz bakılmasıydı. Atatürk bu yasakları ortadan kaldırmıştır. yüzyıllarca yasak sayılmış resim ve heykel konusunda daha 1923 yılında “Dünyada medenî olmak isteyen herhangi bir millet, mutlaka heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir. Anıtların tarihî hatıralar olarak dikilmesinin dine aykırı olduğunu iddia edenler, din hükümlerini gereği gibi araştırıp incelememiş olanlardır” sözleriyle bu alandaki tabuları yıkması güzel sanatlardaki gelişim önündeki engellemeleri kaldırmasına dair sadece küçük bir örnek olarak gösterilebilir.

Ümmet ideolojisini bırakıp tek devlet, tek millet kavramı çerçevesinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti kültür ve sanat anlayışlarını da bu çerçeve içinde görülebilecek temeller üzerine oturtmuştur. Bu amaçla kültür sanat ve fikir hayatına yön verecek kurumlar oluşturulmuş, uzun yıllar sürecek etkinlikler diğer alanlarda olduğu gibi sanat alanında da kısa zamana sığdırılmıştır. Atatürk, sanata verdiği değeri, 13 Şubat 1923’te İzmir’de bir okulun açılışında şeref defterine yazdığı; “…vasıl olmaya mecbur bulunduğumuz seviyeye, bugünkü kadar uzak kalışımızın mühim sebeplerinden birinin sanata ve sanatkarlığa layık olduğu derecede ehemmiyetin verilmemiş olmasıdır” sözleriyle ifade etmiştir.

Genç Cumhuriyet döneminde sanatçıların ortaya çıkardıkları eserler, Paris’te aldıkları eğitimlerin etkisi ile empresyonist akımına dahil edilen eserler ortaya çıkmaktaydı. Tema olarak dönemin şartları gereği, Atatürk devrimleri, yaşanmış olan savaşlar, Anadolu kültürüne realist yaklaşımlar, kadınların kazandığı haklar; eğitim alanın katılmalar, modern giyim tarzları, katıldıkları sosyal aktiviteler tuvallere aktarılmaktaydı. 1950’li yıllara kadar toplumdan kopamayan sanatçılar yavaş yavaş bireyselliğe dönmeye başlayıp soyut, düşsel çalışmalar ortaya çıkarmaya başladılar. 1960‟larda başlayan sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamdaki gelişmeler, yerli ve yabancı yayımların izlenmesi, resim sanatında da etkisini göstermiştir. 

1970’li yıllara gelindiğinde ise Eğitim alanında yaşanan gelişmelere parelel olarak, güzel sanatlar alanındaki eğitimlerde yaygınlaşmış ve sanat ortamı kısa sürede hareketlenmeye başlamıştır. Güzel sanatlar eğitimlerinin bu kadar popüler olması, birçok sanatçı eserlerinin izleyiciye ulaştırma sorunu yaşamaktaydı. Dönem içerisinde gerek devlet kurumları gerek bankalar özel sanat galerileri ve sergiler oluşturarak bu sorunu ortadan kaldırmış oldular.

1980 sonrası dönemde Türk resim sanatının yurt içi ve yurt dışında tanıtımı için açılan sergilerin işlevi önemlidir. Cumhuriyet dönemi Türk resminin gelişiminde ressamların çalışmaları etkili olmuştur.

2000‟li yıllara gelindiğinde Türk ressamları, uluslararası düzeyde kendilerine yer bulacak konuma gelmişlerdir. Cumhuriyetle birlikte yükselmeye başlayan eğitim düzeyi, sanatçı, sanat yapıtı ve izleyici açısından olumlu yönde gelişmeler göstermektedir. Halkın eğitim seviyesi yükseldikçe kültür ve sanata karşı ilgiyi attırmıştır.

İNKILAP SERGİLERİ

Cumhuriyet’in ilk yıllarında neredeyse sadece devlet desteğiyle ayakta duran kısıtlı bir sanat ortamı vardı. Sanatçı sayısı azdı. Yetişmiş sanatçılar için ise üretken olabilecekleri bir ortam söz konusu değildi. Sergi açabilmeleri neredeyse imkansızdı. Buna rağmen az sayıda da olsa sergiler açılmıştır. Ancak değil satış yapmak, izleyici bulabilmek bile güçtü. Dolayısıyla sanatçılar kendi başlarına sergi açmak yerine grup sergileri açmayı uygun görüyorlardı. 

Cumhuriyet’in ilanından önce 14 kuşağı sanatçılarının Güzel Sanatlar Birliği geleneksel yıllık Galatasaray sergileri devam etmekle birlikte, 1924 yılından itibaren her yıl Ankara’da da bir sergi açılmaya başlandı. 12 Eylül 1926 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Ankara’da açılan sergiler resmi nitelikli sergiler olarak açıldı. 

1950’li yıllara kadar süren bu sergiler sayesinde sanatçılar tek bir çatı altında birleşmiş ve çalışma bilinçleri kökleşmeye başlamıştır. 

1933 yılında Ankara’da İnkılap Sergileri düzenlenmeye başlamıştır. İlk defa 1933 yılının Ekim ayında açılan İnkılap Sergisi Cumhuriyet’in ilk 10 yılını konu alan eserler ile açıldı. Bundan sonraki süreçlerde de İnkılap Sergilerinin temalarında Türk Devrimi izlenmiştir. 

İBRAHİM ÇALLI

Türk empresyonist ressamımızdır. Şeker Ahmet Paşa’nın desteğiyle Sanayi Nefise Mektebine girip mezun olduktan sonra Paris’e eğitim almaya gönderilmiştir. I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda dönüş sağlamış ve sanatta değişime gidilmesine yönelik çalışmalarını her fırsatta öne çıkarmıştır. 

Yurda döndükten sonra eser üretme çalışmalarının yanı sıra Sanayi Nefise Mektebi’nde öğretim görevlisi olarakta görev almaktaydı. İyi bir ressam olmasını yanı sıra iyi bir öğretmendi. Ve yetiştirdikleri sanatçılarımız arasında Bedri Rahmi Eyüboğluda bulunmaktadır. 

Güçlü fırça darbeleri, kullanmış olduğu renk armonileri, ışık ve gölge teknikleri ile nü, portre, peyzaj ve natürmortlar ile öne çıkmıştır. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılâpların muvaffak olduğunun en kat’î delilidir. Bunda muvaffak olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün muvaffakiyetlerine rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum kalacaklardır” diyerek güzel sanatlarda başarılı olmanın diğer alanlarda da başarının ispatı olduğuna inanır ve güzel sanatların her alanına önem verir.

II.Meşrutiyet’in ilanı ile dönemin getirdiği özgür sanat ortamı ve yenileşme adına gerçekleştirile eğitim programları ile Paris’e eğitim almaya gönderildi. O dönem Paris sanat ortamında Empresyonizm, Post-Empresyonizm ve Sembolizm akımları ile sanat eserleri üretilirken bir yandan da sanatçılar Fovist, Kübist ve Fütüristik akımları ile deneme çalışmalar yapmaktaydılar. 

1915 yılında Çanakkale’ye gidişi ve 1917 yılında Şişli Atölyesinde savaş temalı eserler ortaya çıkarmıştır. Çeşitli temalar üzerinde çalışan Çallı 1923 sonrasında Atatürk ve Atatürk Devrimlerini tema olarak kendisine seçmiştir. 

1914 Kuşağı temsilcisi olan Türk empresyonist ressam bireysel yaklaşımları ile farklı bakış açılarını Türk resim sanatına kazandırmıştır. 1920’li yıllarda Mevleviler ve Arzuhalciler serisinde empresyonizm akımı dışında farklı akımları dendiği de görülmektedir. 

Atatürk ile yakın temasta olan İbrahim Çallı birçok defa Atatürk portresi çalışmıştır. En az altı adet Atatürk portresi bulunmakta ancak bugün hangi Atatürk portresinin Çallı’ya ait olduğu bilinmemekte. Zira portreler bugün devlet kamu kurumlarında yer almaktadır. 

1930’lu yıllarda Atatürk portrelerinde oldunluk kazanan sanatçı, 1932 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan habere göre Atatürk portresi en başarılı çalışmasıdır. Bir süre portre üzerinde çalışan sanatçı, ‘’portreyi tamamlayabilmem için Atatürk’ü bir kez görmem yeterlidir’’ açıklamasını yapmasının üzerine, 13 Haziran 1933 yılında yine Cumhuriyet gazetesinde ‘’Gazinin en güzel portresi’’ başlıkla portre kamu oyuna duyurulmuştur. 

NAMIK İSMAİL

1914 kuşağı temsilci olan ressamımız, Paris’te eğitim almıştır. Birçok kez yurtdışına giden sanatçı Sanayi Nefise mektebinde yönetici ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. 

Portre ve figür çalışmaları yapan Namık İsmail, kent görünümleri ve iç mekan çalışmaları ile öne çıkmaktadır. İstanbul, Bursa, Ankara, Viyana ve Paris’ten görünüm çalışmaları ile tanınmaktadır. 

MALİK AKSEL

Folklorik bilgisi oldukça geniş olan Malik Aksel, ressam olmasının yanı sıra hem eğitimci hemde araştırmacıdır. 

Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda Galatasaray salonlarında Güzel Sanatlar Birliği’nin düzenlediği karma sergilere katıldı. Sonradan Halkevleri çevresinde halk sanatlarını araştırmaya yöneldi, resimlerinde yöresel konuları ve köy yaşamını işlemeye başladı

NURULLAH BERK

Kübist akımdan ilham alan sanatçı eserlerinde Doğu-Batı sentezi oluşturmuştur. 

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde başlayıp Paris’te sürdürdüğü resim öğreniminin ardından yurda dönmüş ve yaşamı boyunca Güzel Sanatlar Akademisinde ders vermiştir. Özellikle El Baskı Yazmacılık, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üreten sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri yapıtlarında Batı’nın teknikleriyle birleştirerek kullandı. Şiirlerinde de halk kaynağından beslendi; masallardan, söylencelerden, türkülerden yararlanarak, doğa tutkusunu, insan sevgisini, yaşama sevincini, toplumsal sorunları yansıttı.

Trabzon Lisesi’nde okurken öğretmeni Zeki Kocamemi ile resme başlayan (Ali Bedrettin) Bedri Rahmi Eyüboğlu ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun Paris’ten  gönderdiği resim kitaplarıyla resme olan ilgisi ve bilgisi arttı. 1929’da girdiği Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. 1931’de okulu bitirmeden Fransızcasını ilerletmek için ağabeyinin yanına Paris’e gitti. Sanat tarihi ile ilgilendi, Romantiklerden post-izlenimci sanatçılardan kopyalar yapan sanatçı Cézanne’dan etkilendi.

Aynı zamanda şair olan Eyüboğlu, 1933’ den başlayarak Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık dergilerinde şiirlerini, resim, desen ve deneme yazılarını yayımladı. Çok sayıda şiir kitabı, deneme ve sanat kitapları yazdı. Halk edebiyatından, etkilenen sanatçı, bu etkileri resimlerine de taşıdı.  Yazma, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok teknik ve biçimde yapıtlar üretti, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarıyla aldığı Batı eğitimini birleştirdi ve dönemin Doğu-Batı sentezi anlayışına bağlandı.

Anadolu ve kültürünü daha yakından tanımak amacıyla başlattıkları Mavi Anadolu yolculukları eksenindeki hümanizma anlayışı ve kültür tarihi yorumu, yapıtlarının ana fikrini oluşturur. Anadolu kilimleri, İslam kaligrafisi, Bizans mozaikleri gibi verilerden de etkilenerek bireşim kültürü temelli yapıtlar yaratan sanatçı 1950’ li yıllarda dönemin non-figüratif/soyut anlayışına uygun işler de üretti.

NURİ İYEM

İlk dönemlerinde duygusal bir realizm yolunda yürüyen sanatçı, kübizm ve soyut geometrik alanlarda geniş ve başarılı araştırmalarda bulunmuştur. Kendine özgü stili ve kişiliği içinde figüratif alanda doyurucu eserler veren sanatçı, kendi kuşağının en güçlü ressamlarından biridir.

Fenerbahçe el frenini ikinci yarı indirdi – Musa Uçan yazdı

0

Olympiakos karşısında tamamen İsmail Kartal’ın kötü kadro tercihi sebebiyle, rahat kazanacağı maçta 3-2 yenilen Fenerbahçe için F. Karagümrük maçı, fikstürde hesap edilmeyen bir engele dönüştü sakatlara beraber.

Hücumda sezonun en verimsiz ilk yarı performansını ortaya koyan Fenerbahçe, ikinci yarıya adeta ‘el freni’ işlevi gören Krunic yerine Batshuayi ile başlayıp sahaya kazanan bir karakter koyarak kazandı ve maç fazlasıyla liderliğe oturup rakibinin maçına, Olympiakos rövanşına kilitlendi.

İSMAİL KARTAL’IN AÇMAZI

Akla ziyan sakatlıklarla boğulan Fenerbahçe için, Fred’in olmadığı dönem hep şunu söyledik; bir oyuncunun yokluğunu diğer oyuncudan aynı performansı bekleyerek dolduramazsın. Yeni bir oyun ortaya koymak zorundasın!

Szymanski’nin gol katkısının ötesinde, oynanan sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu bu maçta tamamen ortaya çıktı.

Dzeko’nun oyun kurduğu anlarda içeri ikinci santrfor koşuları yapacak kimse olmayınca Fenerbahçe, ilk yarıda tamamen verimsiz kaldı.

İsmail Kartal, Szymanski’nin yokluğunda sistem değiştirmek yerine Krunic ve Fred’den Szymanski oyunu bekleyince o verimsizlik bir de yenen gole mâl oldu.

İkinci yarıda çift forvete dönen takım hem rahatladı hem de Karagümrük’ün zaaflarını rahatlıkla işlemeye başladı.

Batshuayi oyuna girince savunma dengesi dağılan Karagümrük, ikinci yarıda geriye düşüp bir de 10 kişi kalınca fişi çekti.

Fenerbahçe için kaza yapacağı bir maç, 3 puanla moral ve motivasyona dönüştü.

İLETİŞİM TAMAMEN FACİA

Futbol dışı gündemlerle fikstürü karışan Fenerbahçe, 1 ayda sadece 2 maç yapmasına rağmen bir çok sakatlık verdi.

Olympiakos maçında adelesini tutup kendini yere bırakan oyuncular, riskli kulübe ve mantıkla açıklanması mümkün olmayan sakatlıklar için kopan kıyamete rağmen sessiz kalma şeklinde bir ‘iletişimsizlik’ yürüten Fenerbahçe’de bu sorunlar İsmail Kartal’a yazıyor, dolayısı ile Kartal’ın stres yükü giderek artıyor.

Bu tip sorular sorulunca agresif yanıtlar ve basına yetersiz bilgi vermek bir çözüm olmayacağı gibi hocaya karşı taraftarda güven kırılmasına sebep oluyor.

Mayıs ayına giderken bu kadar yoğun fikstür demek, hedeflere yürüyen bir takım demektir ki buna başarı denir. İsmail Kartal, neden basına karşı agresif bir tutumla sürekli fikstürden şikayet ediyor anlamak yine mümkün değil.

Bu kadar sakatlığın normal olmadığını, sezon başındaki rakibi ilk 20 dakikada boğup sonucu alan takımın yerine yeller estiğini, Kent, Lincoln ve Crespo’nun King, Krunic ve Zajc’tan çok daha faydalı olacağını bir çocuk bile görüyor.

İsmail Kartal kendisine sorulan her sorunun altında bir niyet aramak yerine bu soruların cevaplarını veya açıklamalarını yapsa daha faydalı olacağı gibi şampiyonluk ve Avrupa yürüyüşü için desteğine çok ihtiyaç duyduğu taraftarın ve ekibin motivasyonu açısından da çok iyi olacak.

Metin Tokat: “Arıcı, 12 yılın hesabını verecek”

0

Eski Hakem, Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği Genel Başkan Adayı Metin Tokat, Röportajlık TV’ye Konuştu.

Röportaj: UĞUR TEMEL
KURGU-MONTAJ: Bakırköy Eğitim Danışmanlık Merkezi – https://www.bakirkoyedm.com.tr

#MetinTokat #hakem #tffhgd #röportajliktv #mhk #tff #AbdurrahmanArıcı

Taktik intihar girişimi! – Musa Uçan Yazdı

0

Futbol dışı gündemlerle bunalan Fenerbahçe’yi Adana Demirspor maçına harika motive ettiği için galibiyeti İsmail hocaya mâl etmiştim.

Aynı şekilde Olympiakos karşısında alınan, bence ‘utanç verici’ mağlubiyetin de tek sebebi İsmail Kartal ve teknik ekibidir.

Taktik intihar girişimini kaliteli kadro önledi.

Maç öncesinde rakibi çok iyi analiz edip ona göre plan hazırladıklarını söyleyen Kartal, bana göre rakibi hiç iyi analiz edememiş. Rakip analizi başarılı olsa, önde baskı yerine rakibi daha geride karşılayıp zayıf bekleri ve hantal defans oyuncuların zaafları üzerine oynardı.

Dahası, Avrupa’da bir çeyrek final müsabakasına Adana Demirspor maçı baz alınıp Zajc Krunic orta sahası ile çıkmak adeta intihar girişimiydi. İlk yarıda sıfır top kapma ile oynayan, top Fenerbahçe’de iken de hiç bir katkı sağlamayan, sahada adeta hayalet gibi gezen ikiliye 60 dakika ve 3 gol yiyene kadar katlandı deneyimli hoca.

3 gol yedikten sonra Fred ve İsmail’i oyuna alıp elden kaçıp giden tur şansını 25 dakika içinde İstanbul’a taşıdı ama taraftarda kendisiyle ilgili bir güven kaybına da bizzat kendisi sebep oldu.

Kartal, Ali Koç yönetimini de zor durumda bırakıyor.

Tam da dünkü maç sebebiyle Süper Kupa finalinin ertelenmesini istemiş ve talebine karşılık bulamayınca olağanüstü genel kurulda aldığı ‘maça U-19 takımıyla çıkma’ yetkisini kullanmıştı Fenerbahçe yönetimi.

Dün, tam dinlenmiş ve ideal ilk 11 bekleyen taraftar, kadro açıklanınca gözlerine inanamadı. As orta saha oyuncuları yedek kulübesinde, lakayıt bir orta saha kurgusu ve ilk defa beraber oynayacak bir stoper tandemini görenler, haklı bir ‘eyvah’ çekti.

Taraftar maç sonrası haklı olarak “Karagümrük maçında rotasyon yapmak için mi Süper Kupa finaline çıkmadık” diye isyan etti.

Bizim ligimizde olsa ilk 5’e zor girecek bu Olympiakos takımı elenip yarı final bileti alınmazsa bu tur, Ali Koç’un da başını çok ağrıtacağı gibi sezon sonu bir de şampiyonluk giderse “çok iyi kadro ama vizyonu yetersiz hoca” eleştirileri kaçınılmaz olacaktır.

Sağlık ekibi ve antrenman programı skandal derecede kötü!

Sürekli nükseden adele ve eklem sakatlıkları, bir türlü geri dönmeyen, dönse de randıman veremeyen oyuncular ortada iken ısrarla aynı heyetle devam edilmesi artık rahatsız edici boyuta geldi.

Normalde taraftarın hiç bilmediği bu tip detaylar artık dillere düştü. İsmail hocayı, kaleci antrenörü için bile ‘zorlukla ikna eden’ yönetim yarını bile beklemeden hemen yeni bir doktor ve fizyoterapist ekibi getirmeli.

Yoksa bu teknik heyet ve sağlık ekibi, Ali Koç’un yeniden başkanlık hedefine de darbe vuracak.

Hüseyin Çalışkaner: “Erdoğan’da yenilme retorik’i başladı.”

0

Artıbir Araştırma Şirketi Genel Müdürü Hüseyin Çalışkaner, 31 Mart Yerel Seçimlerini Röportajlık Tv için yorumladı: “CHP, milliyetçilerin de oyunu aldı.”

Röportaj: UĞUR TEMEL
KURGU-MONTAJ: Bakırköy Eğitim Danışmanlık Merkezi – https://www.bakirkoyedm.com.tr

#RecepTayyipErdoğan #AkParti #HüseyinÇalışkaner #Seçim2024