Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 96

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz’dan Önemli Açıklamalar

0

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, Türkiye’de iç isyan provalarının yapıldığı bir dönemde Ülkücülerin duruşu, Yaşanan olaylara ve tehditlere aldırmadan Doğu ve Güneydoğu illerine yaptığı ziyaretler, Türkmenlere götürülen yardımlar ve son dönemde Ülkü Ocakları ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin sembollerini kullanan taklitçi ve takiyeci siyasetçiler hakkında önemli değerlendirmeler yaptı.
Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, “Ülkücü Hareket, tarihin acı fakat gurur dolu hatıralarından süzülüp gelen, çatışma nedir, mücadele nedir bilen bir harekettir. Ülkücüler, her türlü mücadeleye hem ferdi olarak hem de teşkilat olarak hazırdırlar, ihtiyaç hâsıl olduğunda Kuvayı Milliye ruhu ile hareket ederek Anadolu Türklüğünü müdafaa edecektir. Bizim ne zaman ne şekilde hareket edeceğimizi belirleyen, Türkmen Beyimiz Sn. Devlet Bahçeli’nin talimatları ve işaretleri olacaktır” dedi.

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, ”Ülkü Ocakları, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük ve en güçlü gençlik teşkilatıdır” dedi.
Kılavuz, ”Şimdilerde  “ocak” adı altında bazı oluşumlar kurarak, akıllarınca bir gençlik teşkilatı kurma çabasına girmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, taklitler, ancak ve ancak aslını yaşatırlar. Türk milliyetçilerinin adresi Ülkü Ocakları, partisi ise Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Sembollerimizi kullanarak siyaset geliştirmeye çalışanlar hadlerini bilmelidirler, gerektiğinde yasal yolları takip ederek izledikleri bu çirkin siyasetleriyle mücadele etmeye devam edeceğiz” açıklaması yaptı.

Kılavuz, “AKP iktidara geldiğinden bu yana, Ülkücü Hareketi yakından izlemiş ve her fırsatta Ülkücü Hareketin dinamiklerinden faydalanmaya kalkışmıştır. Gün olmuş “bağımsız ülkücüler” peyda etmiş, gün olmuş gittiği yerin yenisi olmayı beceremeyen, “eski ülkücü” mahlası ile gezenleri tedavüle sürmüştür. Yetmemiş mitinglerinde kutlu üç hilalimizi kullanmış, kerameti kendinden menkul adamları Ülkücülerin sözcüsü ve temsilcisi gibi lanse etmekten çekinmemiştir. Şimdilerde de “ocak” adı altında bazı oluşumlar kurarak, akıllarınca bir gençlik teşkilatı kurma çabasına girmişlerdir. Şu unutulmamalıdır ki, taklitler, ancak ve ancak aslını yaşatırlar” dedi.
Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz, ”Ülkü Ocakları, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük ve en güçlü gençlik teşkilatıdır. Bu bağlamda, çok defa taklit edilmiş, farklı fikirleri benimseyen kimselerce benzerleri kurulmaya çalışılmıştır” dedi.

 

Yazarımız Yıldıray ÇİÇEK’e önemli açıklamalar yapan Kılavuz, Türkiye gündemindeki soruları cevaplandırdı.

İşte sorular işte cevaplar:

-Sayın Başkan, ağır Türkiye gündeminde ve yoğun faaliyet programınızda bizlere ayırdığınız zaman için teşekkür ediyorum. Size ilk sorum Türkmen soydaşlarımıza sahip çıkmak için iki kere yapmış olduğunuz Kerkük ziyaretleri hakkında olacak. Bu ziyaretlerinizdeki amaç ve orada soydaşlarımızla beraber yaşadıklarınız hakkında biraz bilgi verir misiniz?

 

”TÜRKMENELİ’NDE YAŞANAN HER HADİSEYİ, HER SORUNU KENDİ MESELEMİZ OLARAK KABUL EDİYORUZ”

Cevap: Biz sizlere teşekkür ederiz, bu fırsatı bize verdiğiniz için.

Türkmeneli biz Ülkücüler için, Turan coğrafyasının nadide bir parçasıdır. Türk Milliyetçileri, Irak Türklüğünü hiçbir zaman için Anadolu Türklüğünden ayrı görmemiş, onu, Anadolu Türklüğünün doğal bir uzantısı olarak görmüştür. Nitekim, sosyal, kültürel ve itikadî noktada geniş ve derin bir birlikteliğimiz de söz konusudur. Türkmeneli, bize Osmanlı’nın vasiyeti, Misak-ı Milli’nin emanetidir. Fakat bugüne geldiğimizde, kadim vatan toprağı olan Türkmeneli, sahipsiz bırakılmış, Türkmen kardeşlerimizin can ve malları tehlikeye düşmüş, kardeşlerimiz Türk’e dost olmadığı tarih tarafından defalarca saptanmış odakların arasında bir başına bırakılmıştır. Yani kardeşlerimizin maddi ve manevi varlıkları, kalleşlerimizin olmayan vicdanına terk edilmiştir. Biz Ülkü Ocakları olarak, Kerkük’ü, Emirli’yi, Tuzhurmatu’yu Ankara’dan, Nevşehir’den ya da Ceyhan’dan ayrı görmedik, bundan sonra da göremeyiz. Bu anlamda, Türkmeneli’nde yaşanan her hadiseyi, her sorunu kendi meselemiz olarak kabul ediyoruz.

Tüm bu yönleriyle ele aldığımızda, Türkmeneli’ne ilgi göstermeyi ve orada yaşananlara kayıtsız kalmamayı bir vazife olarak telakki ederek, bölgeye ziyaretlerde bulunduk.

Ziyaretlerimiz bildiğiniz gibi, 25 Haziran 2014 tarihinde Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli Bey’in “Sen de doyur, sen de giydir!” temasıyla başlatmış olduğu ve Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından yürütülen “Türkmeneli’ne Türk’ün Elini Uzat” adlı yardım kampanyası çerçevesinde gerçekleşmiştir. Türkmen kardeşlerimizle yapılan görüşmeler neticesinde bir takım gıda maddeleri ve giysi ihtiyaçlarının bulunduğunu tespit edilmiş ve bu kapsamda bir liste kamuoyuyla paylaşılarak yardım toplanmaya başlanmıştır. Türkiye’nin dört bir yanından gönderilen 20 tır gıda ve giysi yardımı, 7 Temmuz 2014 Pazartesi günü yola çıkmıştır. Yardımların sınırdan geçirilmesinde,  Irak sınırları içinde güvenliğinin sağlanmasında ve dağıtılmasında,  kamu kurumlarından ya da diğer yardım kuruluşlarından herhangi bir destek maalesef ki görmedik. Bilakis, bu yardım faaliyetimize zımnen köstek olup, engellemeye çalıştılar. O kadar ki, yardımların tehlikeye düşmesinin yanında zaman zaman hayatımızın da tehdit altında olduğunu hissettik. Bu şartlara rağmen bize emanet edilen yardımları, bütün Türkmeneli coğrafyasına hiçbir etnik ve mezhepsel ayrım gözetmeksizin dağıtarak sağ salim yerine ulaştırdık.

İkinci ziyaretimiz ise Kurban Bayramı ve toplanan nakdi yardımların iletilmesi amacıyla gerçekleşti. 2 Ekim 2014 Perşembe Günü başlayan ziyaretimiz, Kurban Bayramı’nı da içine alacak şekilde toplam 8 gün sürdü. Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’in de vekâletini alarak kendileri adına da kurban kestik. Toplanan yardımların bir kuruşunun veya bir kolisinin dahi zayi olmasına izin vermeden kardeşlerimize teslim ettik. Bu kapsamda, 7500 aileye gıda, 2000 aileye de nakdi yardım gerçekleştirdik ayrıca Kurban kampanyamız kapsamında da Türkmen ailelere kurban dağıtımında bulunduk. Ziyaretlerimiz kapsamında, kurban eti, giysi, gıda ve nakdi olarak 50.000’den fazla aileye ulaşmış bulunmaktayız.

Türkmeneli’nde gördüğümüz manzara gerçekten son derece üzüntü vericidir. Bölgedeki farklı unsurlara, mezhep ve etnik temelli olarak bir takım ülkelerden ve gruplardan yardımlar ulaşmaktadır; ancak Türkmenler tamamen sahipsiz ve kimsesiz bırakılmıştır. Soydaşlarımız, savaşın dehşetini yaşamakta, açlık ve susuzluktan çocuklar hayatını kaybetmektedir.

Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli’nin talimatıyla gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerimizde, liderimizin ve Anadolu Türklüğünün selam ve muhabbetini kardeşlerimize ilettik.

Ülkü Ocakları’nın bölgeye gidişi Türkmenler tarafından büyük bir coşku ve mutlulukla karşılanmıştır. Bizim de yardımlara bizzat nezaret etmemiz, Kurban Bayramını Türkmeneli’nde idrak etmemiz karşısında, Türkmen kardeşlerimiz “Bizi sevdiğinizi ispat ettiniz, yardımlardan ziyade sizin gelmeniz bizim için çok önemli” ifadeleriyle düşüncelerini belirttiler. Yine aynı bölgede bir amcamız ise “Türk Milliyetçilerinin, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in bizi yalnız bırakmayacağını mutlaka geleceğini biliyorduk.” sözleriyle oradakilerin duygularına tercüman oldu. Kardeşlerimiz yalnız olmadıklarını, Anadolu Türklüğünün kalbinin kendileri için çarptığını görmüş oldular. Bölgedeki siyasiler dini liderler, sivil toplum temsilcileri ve Türkmen bürokratlar bizzat teşekkürlerini ilettiler.

Gözlemlediğimiz bu samimi hislerin resmi yansıması da Irak Türkmen Cephesi yöneticileri ve diğer Türkmen teşkilatlarının, yardımlara bizzat refakat etmemizden duyduğu heyecanı dile getirmesidir. Ben de yeri gelmişken, kampanyamızın başarıya ulaşmasında emeği ve katkısı olan Genel Merkez yöneticilerimize, il ve ilçe ocaklarımız ile tüm hayırsever vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.

 

– AKP hükümetinin Peşmergeye, PYD’ye, PKK sahip çıkarken, yaşadıkları zulümlerde Türkmenleri yalnız ve sahipsiz bırakması, Irak’taki Türkmenler nazarında nasıl bir duyguyla karşılanmaktadır?

”TÜRKMEN KARDEŞLERİMİZ AKP HÜKÜMETİNİN BARZANİ İLE YAPTIĞI İŞBİRLİĞİNE BÜYÜK TEPKİ DUYUYORLAR”

Türkmeneli’ndeki kardeşlerimiz için Türkiye Cumhuriyeti ve Ankara, Osmanlı’nın devamı olarak görülmüş ve Irak Türklüğünün hür yaşamasına ilişkin umutların sembolü olmuştur. Türkülerinde, ağıtlarında anavatana olan bağlılıklarına ve sevgilerine yer vermişler, Türklüğün kalbi olarak Ankara’yı kabul etmişlerdir. Siyasetlerini Ankara’ya göre belirlemişler, Ankara’dan gelecek işarete göre hareket etmişlerdir.

Türkmeneli’nin Ankara’ya bu yönelişine rağmen, Ankara’nın Ortadoğu ve Irak politikasında özellikle son yıllarda Türkmen varlığını hesaba kattığı ifade edilemez. Maalesef bugün Türkiye’nin Irak politikasının merkezinde Türkmenler yer almamaktadır. Türkiye’yi yöneten AKP hükümeti, kendisine dost ve müttefik olarak Peşmerge ve Barzani’yi seçmiş, o derece ki Barzani çapulcubaşısı AKP kongresine katılmış ve “Türkiye seninle gurur duyuyor!” tezahüratları ile karşılanmıştır. Sadece Peşmerge değil, siyasi iktidar ABD, AB, İran, IŞİD ve diğer bütün güç odaklarını dikkate almış fakat Türkmenleri bir türlü göz önüne almamıştır.  Kerkük’te bulunduğum sürede bizzat şahit olduğum durum şudur: Türkmen kardeşlerimiz AKP Hükümetinin Barzani ile yaptığı işbirliğine büyük tepki duyuyorlar. Türkmen kardeşlerimiz Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden bırakın yardımı istemeyi ve destek görmeyi, “IŞİD ve karşımızdaki düşmanlara, Recep Tayyip Erdoğan ve hükümeti hiç değilse mermi vermesin, yeter” diyecek duruma gelmişlerdir. Türkmen kardeşlerimiz, IŞİD belasını başlarına saranın Tayyip Erdoğan olduğunu düşünmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine olan tepkileri o derece ileri seviyeye ulaşmıştır ki, yaptığımız yardımların önce AKP Hükümeti tarafından gönderildiğini düşünerek reddetmişler, daha sonra yardımların Ülkü Ocakları tarafından gönderildiğinin anlaşılması üzerine yardımları kabul etmişlerdir.

Türkmen’siz ve vizyonsuz politikalar karşısında Türkmeneli’ndeki kardeşlerimizin gönülleri karışık duygular içindedir. Ağabey bildikleri, bir işaretiyle harekete geçecekleri Ankara’nın bu ilgisizliği karşısında, günden güne daha bir umutsuzluk içine sürüklenmektedirler. Biz Ülkü Ocakları olarak bu umutsuzluğu kırmak için sonuna kadar mücadele ediyoruz, fakat bu mücadelemizde Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin yanımızda olmayışı, bizi olduğu kadar Türkmen kardeşlerimizi de üzüntüye sevketmektedir.

Irak Türklüğü, mezhepçi İran ile ırkçı Peşmerge arasında kalmış, bu arada kalmışlık karşısında son derece ilgisiz olan siyasi iktidarın Türkmenleri Peşmerge idaresi altında toplama çabaları karşısında şaşkınlıklarını ve üzüntülerini gizleyememektedir. Kuzey Irak’ta AKP hükümetinin desteğiyle meydana getirilmek istenen bir oldu-bittinin benzeri, Ayn el-Arap’ta Peşmerge ve PYD’ye destek verilerek Suriye’de de gerçekleştirilmek istenmektedir. Ancak her ne olursa olsun kardeşlerimiz, Türkmenler’e destek verebilecek tek gücün Anavatan Türkiye olduğu gerçeği karşısında sabır ve metanetle siyasi iktidarın kendine gelmesini beklemeye devam etmektedirler.

 

– Sayın Başkan, Türk Dünyasına ve Türkmeneli’ne olan alakalarınızı biliyoruz. Son yıllarda hem Irak, hem de Suriye’deki Türkmen soydaşlarımızın yaşadıkları sıkıntılar ortadadır. Bu bölgede, Türkmen soydaşlarımız için öngördüğünüz başka projeler var mı? 

”SURİYE TÜRKMENLERİ İÇİN GERÇEKLEŞTİRECEĞİMİZ KAMPANYANIN DETAYLARINI DA AÇIKLAYACAĞIZ”

Şüphesiz ki Türkmeneli ile ilgili çalışmalarımız bundan sonra da devam edecektir. Türkmeneli, bir başka ifadeyle Irak ve Suriye Türklüğü bizim nazarımızda her zaman önceliklidir, bölgede yaşananlar karşısında sessiz kalmamız düşünülemez.

Liderimiz Sn. Dr. Devlet Bahçeli Bey’in talimatıyla başlatmış olduğumuz “Türkmeneli’ne Türk’ün elini uzat” adlı kampanyamız kapsamında yaptığımız ziyaretlerle ilgili olarak az önce bazı açıklamalarda bulunduk. Bu ziyaretlerimizde, bir takım incelemeler ve gözlemler yapma fırsatı bulduk. Özellikle dikkatimizi çeken hususlardan biri, Türkmence eğitim yapan okulların ve bu okullarda eğitimlerini sürdürmeye çalışan soydaşlarımızın durumuydu.

Bizi birbirimize bağlı kılan, milli kimliğin ve milli kültürün yaşatılmasındaki en önemli sacayağı olan Türkçe’miz, Türkmeneli’nde yüzyıllar boyu konuşulmaya devam etsin; hoyratlar yaşasın, ses bayrağımız Türkçe dalgalanmaya devam etsin diye bu okulların varlığını sürdürmesi amaçlı bir yardım kampanyası düzenledik. Bu okullara bir takım yardımlarda bulunduk, Irak Türkmen Öğrenci ve Gençler Derneği’ndeki ülküdaşlarımız bu okullara ziyaretler gerçekleştirip defter, kalem, silgi, cetvel, sırt çantası gibi kırtasiye malzemelerini öğrenci kardeşlerimize ulaştırdılar.  Ayrıca okullarımızın ihtiyaçları için de tahta, çöp kutusu (küçük), çöp bidonu, hazır perde, plastik sandalye, küçük masa, elektrikli soba, halı, spor malzemeleri, Renkli Fotokopi Makinası gibi malzemeler de temin edilerek okullarımıza dağıtılmıştır.

Kerkük Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Ömer Neccar ve beraberindeki heyet Genel Merkezimizi ziyaret ederek yapılan bu yardımlar ve okullarımızın son durumu hakkında bilgi verdi. “Türkmeneli’ne Türk’ün elini uzat” kampanyasına verdikleri destek ve gösterdikleri çabadan dolayı başta Ocak Başkanımız Ahmet Ömer Neccar olmak üzere Kerkük Ülkü Ocaklı kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Bununla birlikte Suriye Türkmenleri ile ilgili olarak da bir kampanya hazırlığı içindeyiz. “Dünyanın neresinde bir Türk varsa, derdi derdimiz, acısı acımızdır” şiarıyla Esad ve IŞİD belası arasında kalmış Suriye Türklüğü için de bir yardım kampanyası düzenleyeceğiz.

Suriye Türkmenleri’nin kaderi de maalesef Irak Türkmenleri’nin kaderi gibi AKP iktidarı tarafından yalnızlığa mahkûm edilmek olmuştur. Ancak Ülkü Ocakları ve onu bağrından çıkaran necip Türk Milleti,  Suriye’deki kardeşlerine de elini uzatacaktır. Önümüzdeki günlerde inşallah, Suriye Türkmenleri için gerçekleştireceğimiz kampanyanın detaylarını da açıklayacağız.

Yıldıray Çiçek 19.11.2014

ORTADOĞU GAZETESİ

Self’in Yapımcısı Ahmet Kamil Keleş ile Türk Oyun Sektörüne Dair

0

Bağımsız korku oyunlarının dünya çapında amansız yükselişinin ardından ülkemizde de gelişmekte olan oyun sektörü karanlık bir tohumu filizlendirdi. Self adıyla piyasaya sürülen bağımsız gerilim oyunu, çıkışının hemen ardından birçok oyuncu tarafından denendi ve bu topraklarda geliştirilmiş bağımsız bir yapım olarak çok fazla olumlu dönütler aldı. Biz de sitemiz üzerinde yer verdiğimizincelemeden sonra Self’te her şeyden önce anlatılmak istenen duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde oyuna işlendiğini fark edip, Türkiye adına oldukça değerli sayılacak bu oyunun yapımcısı Aslan Game Studio ile iletişime geçtik.

Self’ten önce de birçok bağımsız yapıma imza atmış stüdyomuz Ahmet Kamil Keleş tarafından Ocak 2014’te kurulmuş ve hala ATOM, ODTÜ Teknokent’te faaliyetlerine devam ediyor. Kuruluşundan bu yana Ahmet Bey tarafından stüdyoya aşılanmış ‘sanat’ vizyonu, Türkiye’de hala gelişmekte olan birçok irili ufaklı oyun stüdyosuna ve geliştiricilere ön ayak oluyor. Aslan Game Studio mobil ve bilgisayar platformu için çeşitli oyunlar üretmekte ve hepsi için benimsedikleri Türkçe dil desteğini her oyunlarında vermeye devam ediyorlar. Dilerseniz konuyu bir de Aslan Game Studio’nun kurucusu ve oyun yapımcısı Ahmet Bey’den dinlemek üzere, Türk Oyun Sektörü ve Self’in üzerine kısa bir söyleşi yaptığımız röportajımıza geçelim.

Merhabalar Ahmet Bey. Bizlere öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz?

26 yaşındayım. Bilgisayar mühendisliği mezunuyum. Aslan Game Studio ile, hobim ve tutkum olan oyun yapımını mesleğim haline getirdim.

Türkiye’de oyun sektörüne yapımcı bir stüdyo olarak girme fikri nereden aklınıza geldi? İlham aldığınız yapımlardan biraz bahseder misiniz?

 Bir oyun yapımcısı olmayı ta 5-6 yaşlarındayken, atari oyunlarıyla ilk haşır neşir olduğum yıllardan beri istiyordum. Bu istek o zamanlardan beri hep kalbimde vardı. Hep kendi oyunlarımı yapmayı istiyordum. Beğenerek oynadığım çok çeşitli türlerde, çok sayıda oyunlar var. Bunların arasında bana ilham verenleri sayayım. Commodore 64’e çıkan Frankie Goes To Hollywood‘un gizemli (o yaşım için de ürkütücü) bir havası vardı. Ghosts & Goblins‘in hem ürkütücü, hem de çizgi filmimsi tarzına bayılırım. The Path‘in çok basit bir oynanışla, sanatsal bir dille hikaye anlatımı beni etkilemiştir. Ve elbette Silent Hill serisi, psikolojik korku konusunda ben dahil çoğu insan için adeta bir ilham pınarıdır.

Ülkemizde son iki üç senedir video oyunları anlamında büyük gelişmeler yaşanıyor. Siz Türkiye’de video oyun sektörünü hangi noktada görüyorsunuz?

Henüz almamız gereken bir yol var. Ama o yolun alınacağına eminim, gelişme hızımız ümit verici.

Ülkede video oyun kavramının sürekli gelişmesi ve belki değişmesini sağlayan oyuncu kitlemiz sizce ne yönde ilerliyor? Ülkemizin oyuncuları hakkında genel izlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

Ülkemizin oyuncu kitlesi, geliştirici ortamlarında genellikle “Para vermiyorlar, korsan kullanıyorlar, oyunların değerini bilmiyorlar” şeklinde eleştiriliyor genellikle. Ben buna kısmen katılıyorum. Öncelikle sosyal medyada gözlemlediğim kadarıyla orijinal oyun kullanımı bilinci geçen yıllara göre iyice yerleşmiş durumda. Steam fiyatlarının sık sık tartışıldığını görüyorum, birisi “Amaan ben zaten korsan oynuyorum” dediğinde bir sürü kişi onunla tartışmaya başlıyor, vesaire… Eskiden orijinal oyun satın almak lüks, enayilik olarak gözükürdü. Self için aldığım yorumlardan edindiğim gözlem de, oyuncularımız bir oyun yapmanın kolay olmadığının bilincindeler. Self gibi minik bir ekiple çıkarılmış hobi oyununu tutup da FarCry gibi AAA oyunlarla kıyaslayacak kitle epey azalmış (bu kıyaslamayı yapanların da korsan oyuncu olduğunu düşünüyorum. Adamlar en kaliteli AAA oyunu bedavaya indirebildikleri için, benim mütevazi ürünümü aynı kategoride değerlendirebiliyorlar). Verilen emeğin farkına varılıyor genel olarak. Yapılan eleştiriler de genel olarak yerinde, oyuncu kitlesi bu konuda da olgunlaşıyor. Sonuç olarak, ben oyunlarımda Türkçe dil desteği vermeye devam edeceğim, çünkü değer verdiğim bir oyuncu kitlemiz var.

Şimdiki haliyle ülkemizde basın ve oyuncu kitlesi sektörün büyük yüzdesini oluştururken yerli geliştiriciler hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Genel” demeyeyim, “sık sık” gördüğüm manzara; yapılan oyunlarda vizyonel bir “Bu benim hep hayal ettiğim, oynamak istediğim oyun” düşüncesinin yerini “Bu yaptığım mobil oyundan ne kadar para kazanabilirim?” kaygısı yer alıyor. Bu haksız bir kaygı mı, değil, hepimiz bir şekilde para kazanmalıyız. Ama video oyunları aynı zamanda kültürel bir olgudur da, salt ticarî kaygıyla geliştirilen oyunların da kültürel birikimimize çok faydası olmayacak. Bunun yerine, ticarî ve sanatsal kaygıyı dengelemeliyiz. Hayalimizdeki o kendimizin oynamak isteyeceği Oyun’u nasıl yaparız ve gerçekçi bir şekilde finanse edebiliriz, onu düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. İş gücü bakımından da bir hayli bölünmüş durumdayız, yeni At & Kılıç’lar çıkması için daha birleşmiş ekipler gerek. Eleştiriyorum da, bu iş gücü bölme işini ben de yapıyorum. İş gücü dağılımının mevcut durumu belki de bu işin doğal dengesidir, kendi haline bırakmak gerekir, bilemiyorum.

Self’in özellikle dikkatimizi çekmesini sağlayan nokta oyunun korku/gerilim türünde geliştirilmiş olmasıydı. Son üç senedir bağımsız korku oyunlarının sektörde ani ilgi görmesini nasıl karşılıyorsunuz?

Bu ani ilgiye neden olan etmen nedir, bilmiyorum. Ama her neyse beni mutlu ettiği kesin.

En son yapımınız olan gerilim oyunu Self’te özellikle teknik anlamda bir oyun yapmaktan çok bir duygu ve düşüncenin aktarımını, farklı bir psikolojinin oyuna yansımasını görüyoruz. Bunun dışında bir oyun yapımında öncelikle temel aldığınız element nedir?

His“. Bu his yeri gelir eğlence olur, yeri gelir Self’teki gibi psikolojik dışavurum olur, belki de ikisi birden olur. Teknoloji ve estetik, hissi yaşatan araçlardır, bu yüzden histen geri plandadırlar.

Bu noktada size Self’in yapımında en büyük motivasyonu sağlayan şey ne oldu?

Zihnimdeki karanlık düşünceleri dışavurma isteği.

Self hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Oyun çoğu yerli basında olumlu dönütler aldı, devam oyununa benzer bir projeye adım atmayı düşünüyor musunuz?

Self benim portfolyomdaki en sevdiğim çalışmalardan birisi oldu. Self 2 çıkmayacak, tadında bırakmak gerek, ama başka benzeri korku oyunları çıkartacağım.

Self’in yapımından önce de Aslan Game Studio olarak birçok oyun projesine imza attığınızı görüyoruz. Yeni proje fikirlerinde sizlere ilham olan en büyük etken ne oluyor?

Bazen fikirler bana kendiliğinden geliveriyor. Bazen bu başka oyunlar oluyor, “Şu oyun aslında şöyle şöyle olsa, uuufff”. Bazen de alakasız bir oyunun prototipini yaparken oyunu bambaşka bir hale getiren fikirler aklımda beliriyor. Mesela Collaboration 6’daki oyunum Divide & Burn, çok alakasız bir mekaniğe sahip bir oyunu kodlarken ortaya çıktı. O ilk yaptığım fikir pratikte çok keyifsiz çıktı, ama prototipi oynarken “Şunları sürüklemek keyifliymiş. Aaa, bir de bunları şöyle lavlara sürüklesem?” fikri aklıma geldi ve Divide & Burn‘ü ortaya çıkardı.

Türk oyun sektörünün de ilerlemesi dahilinde, ülkemizdeki yerli yapımları bundan bir beş sene sonra hangi konumda görüyorsunuz?

TaleWorlds benzeri birkaç firma daha bekliyorum, daha fazla sayıda AAA vermeye başlayacağız. Ama piyasanın büyük kısmını yine küçük ekipler oluşturacak.

Son olarak Self’ten yola çıkacak olursak, şimdiye kadar sizi en çok etkileyen korku oyunu hangisiydi?

Silent Hill 2, tüm atmosferiyle. Ve tam olarak korku oyunu sayılmaz, ama Heavy Rain de oyun yapma tutkumu ateşlemiş, oyuncuyu vakum gibi kendi içine çeken bir oyundur.

Cenk Barkın Us 19.11.2014

BLOG-TAMİNDİR

Self’in Yapımcısı Ahmet Kamil Keleş ile Türk Oyun Sektörüne Dair

0

Bağımsız korku oyunlarının dünya çapında amansız yükselişinin ardından ülkemizde de gelişmekte olan oyun sektörü karanlık bir tohumu filizlendirdi. Self adıyla piyasaya sürülen bağımsız gerilim oyunu, çıkışının hemen ardından birçok oyuncu tarafından denendi ve bu topraklarda geliştirilmiş bağımsız bir yapım olarak çok fazla olumlu dönütler aldı. Biz de sitemiz üzerinde yer verdiğimizincelemeden sonra Self’te her şeyden önce anlatılmak istenen duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde oyuna işlendiğini fark edip, Türkiye adına oldukça değerli sayılacak bu oyunun yapımcısı Aslan Game Studio ile iletişime geçtik.

Self’ten önce de birçok bağımsız yapıma imza atmış stüdyomuz Ahmet Kamil Keleş tarafından Ocak 2014’te kurulmuş ve hala ATOM, ODTÜ Teknokent’te faaliyetlerine devam ediyor. Kuruluşundan bu yana Ahmet Bey tarafından stüdyoya aşılanmış ‘sanat’ vizyonu, Türkiye’de hala gelişmekte olan birçok irili ufaklı oyun stüdyosuna ve geliştiricilere ön ayak oluyor. Aslan Game Studio mobil ve bilgisayar platformu için çeşitli oyunlar üretmekte ve hepsi için benimsedikleri Türkçe dil desteğini her oyunlarında vermeye devam ediyorlar. Dilerseniz konuyu bir de Aslan Game Studio’nun kurucusu ve oyun yapımcısı Ahmet Bey’den dinlemek üzere, Türk Oyun Sektörü ve Self’in üzerine kısa bir söyleşi yaptığımız röportajımıza geçelim.

Merhabalar Ahmet Bey. Bizlere öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz?

26 yaşındayım. Bilgisayar mühendisliği mezunuyum. Aslan Game Studio ile, hobim ve tutkum olan oyun yapımını mesleğim haline getirdim.

Türkiye’de oyun sektörüne yapımcı bir stüdyo olarak girme fikri nereden aklınıza geldi? İlham aldığınız yapımlardan biraz bahseder misiniz?

 Bir oyun yapımcısı olmayı ta 5-6 yaşlarındayken, atari oyunlarıyla ilk haşır neşir olduğum yıllardan beri istiyordum. Bu istek o zamanlardan beri hep kalbimde vardı. Hep kendi oyunlarımı yapmayı istiyordum. Beğenerek oynadığım çok çeşitli türlerde, çok sayıda oyunlar var. Bunların arasında bana ilham verenleri sayayım. Commodore 64’e çıkan Frankie Goes To Hollywood‘un gizemli (o yaşım için de ürkütücü) bir havası vardı. Ghosts & Goblins‘in hem ürkütücü, hem de çizgi filmimsi tarzına bayılırım. The Path‘in çok basit bir oynanışla, sanatsal bir dille hikaye anlatımı beni etkilemiştir. Ve elbette Silent Hill serisi, psikolojik korku konusunda ben dahil çoğu insan için adeta bir ilham pınarıdır.

Ülkemizde son iki üç senedir video oyunları anlamında büyük gelişmeler yaşanıyor. Siz Türkiye’de video oyun sektörünü hangi noktada görüyorsunuz?

Henüz almamız gereken bir yol var. Ama o yolun alınacağına eminim, gelişme hızımız ümit verici.

Ülkede video oyun kavramının sürekli gelişmesi ve belki değişmesini sağlayan oyuncu kitlemiz sizce ne yönde ilerliyor? Ülkemizin oyuncuları hakkında genel izlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

Ülkemizin oyuncu kitlesi, geliştirici ortamlarında genellikle “Para vermiyorlar, korsan kullanıyorlar, oyunların değerini bilmiyorlar” şeklinde eleştiriliyor genellikle. Ben buna kısmen katılıyorum. Öncelikle sosyal medyada gözlemlediğim kadarıyla orijinal oyun kullanımı bilinci geçen yıllara göre iyice yerleşmiş durumda. Steam fiyatlarının sık sık tartışıldığını görüyorum, birisi “Amaan ben zaten korsan oynuyorum” dediğinde bir sürü kişi onunla tartışmaya başlıyor, vesaire… Eskiden orijinal oyun satın almak lüks, enayilik olarak gözükürdü. Self için aldığım yorumlardan edindiğim gözlem de, oyuncularımız bir oyun yapmanın kolay olmadığının bilincindeler. Self gibi minik bir ekiple çıkarılmış hobi oyununu tutup da FarCry gibi AAA oyunlarla kıyaslayacak kitle epey azalmış (bu kıyaslamayı yapanların da korsan oyuncu olduğunu düşünüyorum. Adamlar en kaliteli AAA oyunu bedavaya indirebildikleri için, benim mütevazi ürünümü aynı kategoride değerlendirebiliyorlar). Verilen emeğin farkına varılıyor genel olarak. Yapılan eleştiriler de genel olarak yerinde, oyuncu kitlesi bu konuda da olgunlaşıyor. Sonuç olarak, ben oyunlarımda Türkçe dil desteği vermeye devam edeceğim, çünkü değer verdiğim bir oyuncu kitlemiz var.

Şimdiki haliyle ülkemizde basın ve oyuncu kitlesi sektörün büyük yüzdesini oluştururken yerli geliştiriciler hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Genel” demeyeyim, “sık sık” gördüğüm manzara; yapılan oyunlarda vizyonel bir “Bu benim hep hayal ettiğim, oynamak istediğim oyun” düşüncesinin yerini “Bu yaptığım mobil oyundan ne kadar para kazanabilirim?” kaygısı yer alıyor. Bu haksız bir kaygı mı, değil, hepimiz bir şekilde para kazanmalıyız. Ama video oyunları aynı zamanda kültürel bir olgudur da, salt ticarî kaygıyla geliştirilen oyunların da kültürel birikimimize çok faydası olmayacak. Bunun yerine, ticarî ve sanatsal kaygıyı dengelemeliyiz. Hayalimizdeki o kendimizin oynamak isteyeceği Oyun’u nasıl yaparız ve gerçekçi bir şekilde finanse edebiliriz, onu düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. İş gücü bakımından da bir hayli bölünmüş durumdayız, yeni At & Kılıç’lar çıkması için daha birleşmiş ekipler gerek. Eleştiriyorum da, bu iş gücü bölme işini ben de yapıyorum. İş gücü dağılımının mevcut durumu belki de bu işin doğal dengesidir, kendi haline bırakmak gerekir, bilemiyorum.

Self’in özellikle dikkatimizi çekmesini sağlayan nokta oyunun korku/gerilim türünde geliştirilmiş olmasıydı. Son üç senedir bağımsız korku oyunlarının sektörde ani ilgi görmesini nasıl karşılıyorsunuz?

Bu ani ilgiye neden olan etmen nedir, bilmiyorum. Ama her neyse beni mutlu ettiği kesin.

En son yapımınız olan gerilim oyunu Self’te özellikle teknik anlamda bir oyun yapmaktan çok bir duygu ve düşüncenin aktarımını, farklı bir psikolojinin oyuna yansımasını görüyoruz. Bunun dışında bir oyun yapımında öncelikle temel aldığınız element nedir?

His“. Bu his yeri gelir eğlence olur, yeri gelir Self’teki gibi psikolojik dışavurum olur, belki de ikisi birden olur. Teknoloji ve estetik, hissi yaşatan araçlardır, bu yüzden histen geri plandadırlar.

Bu noktada size Self’in yapımında en büyük motivasyonu sağlayan şey ne oldu?

Zihnimdeki karanlık düşünceleri dışavurma isteği.

Self hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Oyun çoğu yerli basında olumlu dönütler aldı, devam oyununa benzer bir projeye adım atmayı düşünüyor musunuz?

Self benim portfolyomdaki en sevdiğim çalışmalardan birisi oldu. Self 2 çıkmayacak, tadında bırakmak gerek, ama başka benzeri korku oyunları çıkartacağım.

Self’in yapımından önce de Aslan Game Studio olarak birçok oyun projesine imza attığınızı görüyoruz. Yeni proje fikirlerinde sizlere ilham olan en büyük etken ne oluyor?

Bazen fikirler bana kendiliğinden geliveriyor. Bazen bu başka oyunlar oluyor, “Şu oyun aslında şöyle şöyle olsa, uuufff”. Bazen de alakasız bir oyunun prototipini yaparken oyunu bambaşka bir hale getiren fikirler aklımda beliriyor. Mesela Collaboration 6’daki oyunum Divide & Burn, çok alakasız bir mekaniğe sahip bir oyunu kodlarken ortaya çıktı. O ilk yaptığım fikir pratikte çok keyifsiz çıktı, ama prototipi oynarken “Şunları sürüklemek keyifliymiş. Aaa, bir de bunları şöyle lavlara sürüklesem?” fikri aklıma geldi ve Divide & Burn‘ü ortaya çıkardı.

Türk oyun sektörünün de ilerlemesi dahilinde, ülkemizdeki yerli yapımları bundan bir beş sene sonra hangi konumda görüyorsunuz?

TaleWorlds benzeri birkaç firma daha bekliyorum, daha fazla sayıda AAA vermeye başlayacağız. Ama piyasanın büyük kısmını yine küçük ekipler oluşturacak.

Son olarak Self’ten yola çıkacak olursak, şimdiye kadar sizi en çok etkileyen korku oyunu hangisiydi?

Silent Hill 2, tüm atmosferiyle. Ve tam olarak korku oyunu sayılmaz, ama Heavy Rain de oyun yapma tutkumu ateşlemiş, oyuncuyu vakum gibi kendi içine çeken bir oyundur.

Cenk Barkın Us 19.11.2014

BLOG-TAMİNDİR

Doğu Perinçek OrtaSayfa’ya Konuştu

0

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Türkiye siyasetinin her dönem adından söz ettirmiş isimlerinden. Aldığı oy oranı ne olursa olsun, her zaman etkilediği bir kitle mevcut. Açıklamaları ve eylemleri kamuoyunda yankı uyandırıyor. Aldığı tepkiler olumlu da olumsuz da olsa gündemde yer bulmayı başarıyor. Son olarak TGB üyelerinin ABD’li askerlere çuval geçirmesi olayıyla gündeme gelen Perinçek ile kendisine yöneltilen tüm eleştiri ve tepkileri masaya yatırdığımız bir söyleşi yaptık. Cemaat’e karşı AKP ile işbirliği mi yapıyor, CHP’yi bölmeye mi çalışıyor, Öcalan ile sergilediği samimi görüntüler için pişman mı, neden artık Kürtlerin haklarını savunmuyor; tümünü konuştuk…

ORTA SAYFA-Malum son dönemde yolları ayrılıncaya kadar AKP ve Cemaat birlikte hareket etti. Siz de Ergenekon kapsamında uzun süre tutuklu kaldınız. Şimdi AKP ve Cemaat’in yollarının ayrıldığı noktada, size Cemaat’e karşı AKP ile işbirliği yaptığınız yolunda eleştiriler yöneltiliyor. Bu eleştirilere yanıtınız nedir?

Doğu Perinçek – Kim uyduruyor bizim AKP ile işbirliği yaptığımızı? Birincisi Cemaatin kendisi uyduruyor; çünkü üzerine yürünüyor ve yıkım halinde, perişan. İkincisi Cemaatle işbirliği yapan CHP ve birtakım vatansız solcular. Cemaatle mücadele, Türkiye’de gladyoya karşı mücadeledir. Biz yeni başlamadık ki bu işe. Biz bu işin 40 yıllık sahibiyiz. Biz 12 Mart 1971 Amerikan askeri darbe döneminde işkencehanelerde gladyo ile tanıştık. Bize, anayasa babayasa yoktur, diyorlardı. Orada bizim mücadelemiz başladı. Türkiye’ye kontrgerillayı biz öğrettik. İP olarak biz öğrettik. 1973 savunmalarımızdan başlayarak, ondan sonra Aydınlık, kontrgerilla yayınları vs. Bu dava bizim davamız. Kontrgerillanın son karargahı neredeydi; polisin içindeydi, yargının içindeydi. Amerika’nın Türkiye’de kurduğu gladyonun kadroları kimdi, sizin Cemaat dediğiniz F suç örgütü, Fethullah suç örgütüydü. Artık savcıların iddianamelerinde adı Fethullah suç örgütü.

Ergenekon davasında hakimlere dedik ki, “Ey hakimler gladyonun bir numarası Tayyip Erdoğan, iki numarası Abdulah Gül, üç numarası Fethullah Gülen. Öğrendiniz mi şimdi gladyoyu”. Duruşmada bunları söylediğimin görüntüleri de var. Bunları söyleyen biziz. TSK ile İP hedef alındı. Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluklarına karşı bir mücadele oldu. O mücadelede en önde kimdi, İP. Aynı zamanda Fethullah Gülen gladyosuna karşı soruşturmalar, kovuşturmalarda da en önde İP. Biz kimle ittifak yapmışız? Tayyip Erdoğan’ların Büyük Ortadoğu Projesi başkanlığa, yaptıkları açılıma karşı kim var en önde, yine İP. Hangi ittifaktan bahsediliyor? Türkiye’de açılımın karşısına İP’ten başka kim dikildi? Biraz da böyle göstermelik olarak MHP. Bizim ne Tayyip Erdoğan’larla ittifakımız var ne de Fethullah Gülen’le ittifakımız var. Bu ikisi de Türkiye’nin meselesi… Neden TSK komutanlarını ve İP yöneticilerini Silivri’de hapse attılar? Bize bu iftiraları atanlar neden hedef olmadılar? Bugün neden hedef değiller? Bu tür laflar, suçlamalar, iftiralar bizi hiçbir şekilde yıldırmaz çünkü ne amaçla yapıldığını biliyoruz. Herkesi de buradan uyarıyoruz. F örgütüyle işbirliği gladyoyla işbirliğidir. F örgütünü korumak gladyoyu korumaktır ve Amerika’ya bugün yapılacak en önemli hizmetlerden biridir.

CEMAAT İDDİANAMESİNİ 20YILDIR YAZIYORUZ BİZ

ORTA SAYFA – Gülen Cemaati soruşturmasında gözaltına alınanların önemlice bir bölümü serbest bırakılıyor. Soruşturmada asıl bakılması gereken yerlere bakılmadığı, süreç sonucunda bir şey çıkmayabileceği yönünde değerlendirmeler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Doğu Perinçek – Bir şey çıkacak, çıkacağını göreceğiz, zaten çıkıyor. Bakın bunun iddianamesini sonuç itibariyle son 15-20 yıl içinde biz yazdık. Son 20 yıldır tertipleri yapanları, polis içine yuvalananları, Danıştay cinayetini tertipleyenleri, Hrant Dink cinayetini tertipleyenleri, Silivri, Balyoz, Ergenekon davalarını tertipleyenleri, bunun gizli karargahlarını, uydurma belgelerinin oluşturulmasını hep isimleriyle cisimleriyle biz ortaya koyduk. Onun için dikkat ederseniz, bugün içeri atılan, tutuklananlarla bizim geçmişte ortaya koyduğumuz gerçekler örtüşüyor. Zaten ortada olan suçlar bunlar. Onun için savcıların iddianamelere aldıkları, bizim geçmişte aydınlattığımız gerçeklerdir, bunlar boşuna değil veya asıl suçluların üzerine gidilmiyor gibi görüşler hiç doğru değil. Adım adım bu gelişiyor, savcılar da kendi anlayışlarına, yöntemlerine göre bir yol izliyorlar.

TABANDA OYLAMA OLSA KILIÇDAROĞLU’NUN ŞANSI VAR MI?

ORTA SAYFA-Size yöneltilen eleştirilerden biri de CHP’ye karşı olan tavrınızla ilgili. Sizin, yayın organlarınızın CHP’yi, AKP’yi eleştirdiğinizden bile çok hedef aldığınız söyleniyor. Bir taraftan da ne zaman CHP içinde bir dalgalanma, istifa söylentisi olsa, “İP CHP’den milletvekili transfer edip grup kurmaya çalışıyor. CHP”yi bölmeye çalışıyor” deniliyor. Nedir sizin yorumunuz?

Doğu Perinçek – CHP’yi biz eleştirmiyoruz. CHP’yi YCHP eleştiriyor. Atatürk’ün kurduğu bir CHP var. YCHP, kendilerine YCHP diyen Kemal Kılıçdaroğlu ve etrafındakiler, Atatürk’ün CHP’sine düşmanca tavır aldılar. Bunu bütün CHP’liler söylüyor, biz söylemiyoruz ki. Bizim gazetelerimizde bir eleştiri de yok. Biz yalnızca yaptıklarını söylüyoruz, sevinmeleri lazım. Örneğin, “Ben Dersimli Kemal’im” diyor gerine gerine. Aydınlık da yazıyor, Dersimli Kemal’im dedi, diyor. Bunda eleştiri ne? Dersimli Kemal bir kimlik beyanı, ne, ben Cumhuriyet düşmanıyım. Çünkü Dersim Tunceli oldu. Cumhuriyet Dersim’i Tunceli yaptı. Hala o Dersim davasının kinini gütmek, sonuç itibariyle Atatürk’ü, Cumhuriyet’i, Cumhuriyet hükümetinin feodalizme tavrını, ortaçağı temizleme çabalarını hedef alan gayretler.

Yalnız o değil ki, laiklik tehlikede değil, dedi. Son olarak PKK’ya sahip çıktı, dahası var mı? Diyor ki, “Kobani’de PYD yani PKK’nın koluna silah verelim. Onlar vatan savunuyor” diyor (Kılıçdaroğlu’nun PYD’nin silahlı kolu YPG’nin terör örgütü değil vatan savunması için bir araya gelmiş örgüt olduğu beyanına ithafen) . Onlar vatan savunuyor ne demek, Suriye’yi bölenler, Suriye düşmanı vatan savunucusu oluyor. Onlar vatan savunuyorsa, Diyarbakır’da Hakkari’de de vatan savunuyor oluyorlar. Yani Türkiye’yi bölmek de Kılıçdaroğlu’na göre bir vatan savunması. Peki biz ne yapıyoruz, bunları yalnızca ortaya koyuyoruz. Kalkıp eleştirmiyoruz bile. Eleştirmeye gerek yok ki, bizzat CHP’nin tabanı onları eleştiriyor. Bugün CHP’nin tabanında bir oylama yapılsa, Kılıçdaroğlu’nun kazanma şansı var mı? Onun için bizim CHP’ye eleştirimiz yok. Yalnız toplumumuzu her konuda bilgilendirme var.

HEDEFİMİZ CHP DEĞİL AKP
Biz AKP’yi yıkacağız. CHP diye bizim bir hedefimiz yok, hiç CHP ile ilgilenmiyoruz. Biz AKP iktidarını önümüzdeki 1 yıl içinde yıkacağız. Zaman veriyorum size; AKP hükümeti 2016 yılını göremeyecek.

ORTA SAYFA-Neye dayanarak 1 yıl süre belirlediniz?

Doğu Perinçek – Birincisi içine girdiğimiz ekonomik krize dayanarak, ikincisi onların vatanı bölme programlarına dayanarak. İki noktada da çıkmaza girdiler. Bakın ekonomide çıkmaza girdiler. Sıcak para sorunu bitmiyor. Borçlanma ekonomisi iflas etti. Kendileri Davutoğlu’nun ağzından itiraf ettiler, biz iflas ettik, diyorlar. Bizim ekonomik programımız gitmiyor, şimdi tekrar karma ekonomiye dönüyoruz, diyorlar. Dönüşüm Programı adını verdiler. İkincisi, onların Türkiye’yi bölme planı da yürümedi. Açılım kaldı mı? PKK ile ittifak kurmuşlardı, o ittifak darmadağın oldu. TSK ağırlığını koydu ve o ittifak yürümüyor. Şimdi PKK’yı ne yaptılar, CHP’nin kucağına bıraktılar bu sefer. O nedenle biz AKP ile mücadelemizin zafer günlerine gidiyoruz burada, CHP ile ilgilenmiyoruz. Ama zaten CHP içinde bir mücadele var. Bize sadece CHP’den değil, MHP tabanından, AKP’den katılanlar var. İsim vereyim, Van Erciş AKP teşkilatı bize geçiyor. En önemlisi Kürt yurttaşlarımızdan büyük katılım var. Türkiye’de bugün güneydoğuda parlayan, yükselen parti İP. Bayramda ben Mardin, Urfa, Diyarbakır’daydım. Hangi parti lideri gidip oralarda elini kolunu sallayarak çarşıda dolaşabiliyor, şehirlere gidebiliyor, köylere gidebiliyor?

ÖCALAN’A, ABD’YE UYMA, DEDİM

ORTA SAYFA – Sizinle ilgili sık sık gündeme gelen bir konu da Abdullah Öcalan ile röportajlarınız ve dostane fotoğraflarınız. O zamanki yaklaşımınız ile bugünlerdeki tam tersi tavrınız. Kamuoyunun aklındaki soru, ne oldu da böyle oldu?

Doğu Perinçek – Bizim tavrımızda hiçbir değişiklik yok. Biz ülkemizin bütünlüğünü, Cumhuriyet devrimini, Atatürk devrimini ve emeği, Türkiye’nin bağımsız ve demokratik bir ülke olması davasını 40-50 yıldır savunuyoruz ve hiçbir değişikliğimiz yok. Ama biz 1990 eşiğinde ABD’nin Irak’a saldırısı belli olunca, Öcalan’ın o zaman Suriye’de olmasını da değerlendirerek uyarıda bulunduk. Bu, gerçekçi bir uyarıydı. Çünkü Suriye’nin elindeydi, Suriye de ABD’ye o zaman da direnen bir ülkeydi. Suriye’nin elinde olmasının da bir avantaj olduğunu görerek Abdullah Öcalan’a dedik ki, “Buralara İsrail ile birlikte ABD geliyor. Sakın onlara uyma, onların planlarında yer alma.” Burada görevimizi yaptık, çok doğru yaptık, hiçbir pişmanlığımız yok.

ÖCALAN 4 VEKİLLİK TEKLİF ETTİ

Abdullah Öcalan bize 4 milletvekilliği önerdi SHP listesinden. Bugünkü CHP. Öcalan’a ‘91 seçimine 22 milletvekilliği verdi değil mi, milletvekilliği verenlerle uğraşmıyorlar da gazeteci olarak röportaj yapan Doğu Perinçek ile uğraşıyorlar. Yanıtımı da Öcalan’dan alıntı yapayım. 7 Aralık 1991 tarihli Milliyet ve Sabah gazeteleri ile 3 Mayıs 1993 tarihli Gündem gazetesi. Diyor ki, “Doğu Perinçek buraya geldi. İlk politika önerim şu oldu; dedim ki, bir devrim merkezi ve onun parlamenter sözcüsü ol. Bu güzel bir şey. 4 milletvekili önerdim, tenezzül etmedi.”

Biz CHP (SHP) listesinden milletvekili olacaktık ama o ittifaka girmedik. Abdullah Öcalan ile görüşmemizin kitabını bastık, 4 kere yargılandık 4.’de beraat ettik. Sonradan bana bir komutan söyledi, “Oradaki söyleşi o kadar işimizse yaradı ki. Söyleşi 2000’e Doğru dergisinde yayımlandığı zaman fotokopiler yapıp yüzlerce o bölgede dağıttık, Türkiye’nin yararına olduğu için” dedi.

PKK ÖCALAN’IN DURUMUNA TEPKİLİ

ORTA SAYFA – Siz geçen sürede Öcalan’da nasıl bir değişim gözlemlediniz? Aradaki fark ne?

Doğu Perinçek – Fark şudur; Öcalan hangi devletin avucundaysa o devletin istihbarat örgütleri tarafından yönetilir. Bugün İmralı’da Hakan Fidan’ın yakın koruması altında. O zaman Suriye Muhaberat’ının kontrolündeydi. ABD de zaten o nedenle Suriye’den çıkartıp Türkiye’ye teslim etti. Çünkü ABD Irak’ı bölüp, kuzeyine oturup, orayı işgal edince iki PKK ortaya çıktı. Biri Suriye’nin kontrolünde olan Abdullah Öcalan’ın, diğeri ABD’nin kontrolünde olan Irak’ın. Bu çelişkiyi ABD nasıl çözdü? Öcalan’ı oradan çıkartıp, PKK’yı tamamen avucuna aldı, iki başlı PKK’yı da tek başlı duruma getirdi. Türkiye’ye teslim edildi, bu sefer TSK’nın avucuna düştü. Bizim şu anda Genel Başkan Yardımcımız olan Atilla Uğur’la görüşmelerini yayımlandı. Orada görülüyor nasıl teslim olmuş. Şimdi de Hakan Fidan’a teslim, MİT yönetiyor Apo’yu. Apo’nun bu devlet ve hükümet karşısında bir varlığı yok. Açıkça söylüyor, ben hem yazılı hem sözlü başvurdum Hakan Fidan’a, bunun üzerine kanallar açıldı, diyor. Bu ne demek? Hangi lider bir ülkenin istihbarat başkanına yazılı-sözlü başvurur? Açılım bu şekilde ABD’nin patronluğunda AKP’nin MİT aracılığıyla Abdullah Öcalan’ı avucuna almasıyla ortaya çıktı. Zaten buna PKK’nın kendisinde de çok büyük tepki var Kandil’de. Diyorlar ki, Apo onların elinde. Çok açık söylemeseler bile tavırlarından gözüküyor.

AÇILIM AYN EL ARAP’TA BİTTİ

ORTA SAYFA – Açılım süreci demişken, süreç bazen ılımlı bazen gergin devam ediyor. Kimsenin hala içeriğe ilişkin tam bir bilgisi de yok. Sizin açılıma ilişkin öngörünüz nedir?

Doğu Perinçek – Açılım Amerikan projesi. Türkiye’de MİT tarafından yürütüldü. Ama açılım Ayn el Arap’da bitti. PKK ciyak ciyak bağırıyor, TSK burada ezdiriyor, diye feryat ediyor. Artık açılım-maçılım kalmadı. Ayn el Arap’ta -Kobani diyorlar onlar- uğradıkları bozgundan sonra ne yaptılar, Türkiye’de çarşıları okulları yaktılar, Türkiye’nin Cumhuriyet değerlerini tekmelediler. O zaman açılım iyice bitti. Tamamen bitti, artık açılım falan kalmadı. Ve bu TSK’nın ağırlığını koymasıyla oldu. TSK açılıma hiçbir zaman inanmadı, bunun bir çözüm olmadığını gördü. En son Suriye’de ABD yenildikten sonra sürece ağırlığını koydu ve PKK ile mücadeleyi başlattı ve PKK da çok ağır darbe yedi. Ayn el Arap’ta çok ağır darbe yedi, çil yavrusu gibi dağıldı, iddiasını kaybetti, hayalleri yıkıldı. Güya orada Kürt koridoru açacaklardı. Cemil Bayık ne diyor, Türkiye bizim orada Kürt koridoru açmamıza izin vermedi, diyor. Kürt koridoru falan açamadılar, ABD-İsrail koridoru, ikinci İsrail koridorunu açamadılar. Ayrıca Türkiye’de halk artık onlara itibar etmiyor. Bunlar, silahlıyız külahlıyız kanton kurarız, falan diyor. Hava-cıva çıktı yani. Bir de o çarşıları yakmaları, okulları yakmaları tabii halkta büyük tepkiye yol açtı. PKK şu anda çok büyük bir hızla iniş halindedir. Kuvvet kaybediyor.

TÜRKİYE’DE TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI YOK

ORTA SAYFA – Ama toplumda Kürt ve Türk olmak üzere çok ciddi bir kutuplaşma var insanlar arasında. İnsanlar giderek birbirlerinden uzaklaşıyor. Bu konuda ne yapılmalı?

Tabii bunlar kışkırtılıyor. Türkiye’nin birliği temelinde o kutuplaşma son bulacak. Bakın bayramda Diyarbakır, Mardin ve Urfa’daydım. Orada halk artık birlik istiyor, Türk askerine güveniyor, burada benim güvenliğimi Türk askeri sağlar, diyor. Suruç’ta da gördük o manzaraları, Türk ordusuna sarılıyorlardı. Türk ordusunu kurtarıcı görüyorlar. Mehmetçiği görünce boynuna sarılıyor. O noktaya getirildi oradaki insanlar. Onun için o sizin kutuplaşma dediğiniz olay da bundan sonra artık birlik yönünde gelişecektir. Bakın kutuplaşma tam olayı anlatmıyor neden; belli gerginlikler olmasına rağmen Türkiye’de Türk-Kürt çatışması diye bir şey Türkiye’de hiçbir yerde olmadı, hiçbir yerde hiçbir örnek yok. Ufak tefek olaylar olabilir belki, kimse yanındaki Kürt komşusunun dükkanını yakmadı, kimse komşusunun evini yakmadı, kimse bu Türk’tür bu Kürt’tür, diye birbirini öldürmedi.

ORTA SAYFA- Kürt işçilere saldırıldı haberleri geliyor bazı yerlerden…

Doğu Perinçek – Ufak tefek bazı olaylar oluyor ama dünyanın başka bir yerinde böyle şeyler yaşansa, böyle bir silahlı terör örgütü 30 yıl cana kıysa, düşmanlık yapsa, başka yerde neler olurdu. Avrupa’yı, Yugoslavya’yı düşünün, başka etnik çatışmalar olan yerleri düşün. Biz bir imparatorluk kültüründen geliyoruz. O imparatorluk, Türklerin çeşitli kavimleri bir arada yaşatma kültürü. Çok önemli.

KÜRDİSTAN HAYALİ BİTTİ

ORTA SAYFA – Irak’taki son durum, petrol satışı ve merkezi hükümet ile Kürt tarafı arasındaki ayrışma ve Suriye’deki parçalanma, Kürt toplulukların bir araya gelme girişimleri, Kürt devletine doğru gidildiği yönünde tespitleri beraberinde getiriyor. Türkiye’de bulunan Kürt siyasetçiler de bu gelişmelerden ayrı değil ama Türkiye özelinde bu aşamada yalnızca özerkliği gündeme getiriyorlar. Sizin bu gidişata bakışınız nedir?

Doğu Perinçek – Kürdistan hayali daha doğrusu ikinci İsrail hayali darmaduman oldu çöktü, Kürdistan yolunda artık hiçbir gelişme yok. Nasıl çöktü? ABD Suriye’de yenilince. Amerika Suriye’yi yenseydi o zaman Suriye bölünecekti, Suriye’nin kuzeyinde ikinci İsrail koridoru açılacaktı, Kürt koridoru ama açamadılar. Açamayınca Kürdistan hayali tuz-buz oldu. Şu anda Kürdistan hayali artık bir hülyadır. Böyle bir amaca ulaşma şansları bitti, sıfıra indi.

ORTA SAYFA – Uzun siyasi yaşamınıza baktığınızda pişmanlıklarınız var mı?

Doğu Perinçek – Olmaz olur mu, pişmanlık şöyle, hatalarımız var tabii. Devrimci olmaktan çok mutluyum, bütün mutluluğumu devrimcilikte buldum. Sevinçlerim, güzelliklerim, her şeyim, insanlarla beraberliklerim, arkadaşlıklarım, aşklarım, eşimle olan ilişkim, çocuklarım hepsi devrimci olmamın ürünleri. Onun için devrimci olmaktan çok mutluyum. Dünyaya bin kere gelsem bin kere devrimci olurum. Ama Yunus Emre ne diyor, her işim yanlış benim. Yunus Emre gibi bir eren bile böyle diyor. Tabii yaptığı her iş yanlış değildi Yunus Emre’nin ama bu O’nun mükemmelleşme sürecinin bir ürünü. İnsan olgunlaştıkça arkadaki çiğliklerini görür. “Miskin Yunus çiğdik piştik elhamdülillah” diyor ya, yine Yunus’tan gidelim. Bizim de hamlıklarımız, çiğliklerimiz oldu, bir olgunlaşma süreci yaşıyoruz devam ediyor. O bakımdan pişmanlıklar demesek bile geçmişe baktığımız zaman, ben bu işi daha iyi yapardım, daha olgun yapabilirdim bugünkü bilgi ve birikimime göre, dediğimiz tabii birçok olay var.

PKK KONUSUNDA SUÇU KENDİ REJİMİMİZDE ARAMALIYIZ

ORTA SAYFA – Öcalan ile temasınız kesinlikle bu kapsamda değil mi?

Doğu Perinçek – Hayır, o benim cesaretimin ürünüdür. Korkmadığım için o röportajı yaptım. Yanlışları göğüslemedeki kararlılığım nedeniyle yaptım, girişkenliğim nedeniyle yaptım, onu şöyle anlamak lazım; o zaman Kürt yurttaşlarımıza karşı -şimdi geçmişte kaldı ama- baskılar, haksızlıklar, yanlışlar, zorbalıklar oluyordu. Biz bunları göğüsledik. İP’in oralarda çok büyük çabaları olmuştur, o zaman Sosyalist Parti’ydik sonra İşçi Partisi olduk. Orada bir pişmanlık başladı mı, onun ucu zulme karşı boyun eğmeye gider. Biz sonuç itibariyle tabulardan korkmadık ve Kürt’ümüzü kazanmak, ABD’ye İsrail’e kaptırmamak gibi son derece doğru bir bakış açısıyla yaptıklarımızı yaptık. Eğer yapmasaydık şimdi pişman olurduk. Acaba niye denemedik bir denemeliydik, derdik. O doğru bir denemeydi. Gerçekçi de bir deneme.

Suriye’nin de yardımıyla Apo sorunu çözülürdü. Türkiye’nin başındaki Amerikancılar Suriye’deki gerici isyanı desteklediler. O gericiliği desteklemeselerdi Suriye de Apo’yu üretmezdi. Biz burada kendi rejimimizde bu hatayı aramalıyız. Eğer Türkiye’nin başında bulunan Turgut Özal’lar oradaki gerici terörü desteklemeselerdi Apo belası çıkmazdı. Biz bunları gördüğümüz için, ABD gelmeden önce o müdahaleyi yaptık. Ama Amerika tabii bizden daha kuvvetli olduğu için karşı tarafa meyletti. Türkiye’nin başındaki rejim bizim tavrımızı alsaydı, Suriye’ye deseydi ki; ben senin içinde isyanı-terörü desteklemiyorum sen de benim içimdeki terörü destekleme… Bakın bugün de aynı şey oluyor. Bölge ülkeleri işbirliği yaparsa, birbirlerinin terörünü desteklemezse, bölgeye barış gelir, huzur gelir, kardeşlik gelir ve hepsi Müslüman olduğu için elele verirler.

KÜRT SORUNLARINI İLK BEN ANLATTIM

ORTA SAYFA- Kürt sorununun ülkemiz içindeki boyutunda kültürel ve ekonomik meseleler de var…

Doğu Perinçek – Tabii.

ORTA SAYFA – Bunlara dair hiçbir şey söylemiyorsunuz?
Doğu Perinçek –Eskiden hep bunları söyledik. Kimse söylemezken bir tek biz söylüyorduk. 1990’a kadar bir tek biz söyledik.

ORTA SAYFA – Şimdi neden söylemiyorsunuz?
Doğu Perinçek –‘90’da Amerika geldi, tablo değişti. ‘90’a kadar meselenin çözümü içerde eşitlik, kardeşlik, birlikti. Ama şu anda Kürt sorunu Amerika sorunu oldu. Artık tablo apaçık meydanda değil mi? Amerika, benim müttefikim PKK’dır, diyor. PKK da, Amerika gel, diye elini açmış yalvarıyor. PKK sorunu Amerika sorunu oldu. PKK sorunu Amerika sorunu olmuşken kalkıp da, şu haksızlık bu baskı yapılıyor… O baskılar da kalmadı zaten. Evet yapılırken biz yapılıyor, diyorduk. Gidip oraya siper oluyorduk, hayatımızı koyuyorduk. Bunları ilk başlatan benim, PKK değil. Van’da, Nusaybin’de, Diyarbakır’da; hepsinin filmleri var. O zaman haksızlıklara boyun eğmedik ama şu anda çözüm o değil ki. Çözüm Türk-Kürt bütün Türkiye halkının birleşip ABD’ye karşı tavır alması.

ORTA SAYFA – Türkiye siyasetinde ayrılıkçı olmayan ve Kürtlere sahip çıkan bir siyasal hareket eksikliği yok mu sizce, böyle bir odak olması gerekmiyor mu?

Doğu Perinçek – Var işte, biz. Kürtlere sahip çıkmak bugün Türkiye’nin birliğini savunmak. Kürt de öyle diyor, bana sahip çıkmak istiyorsan birliği savun, diyor. Çünkü demokratik haklar açısından çözüldü. Türkiye’de Kürtlere haksızlık vardı, eşitsizlik vardı; hepsi bitti. Bana bir tane somut haksızlık gösterin, bir eşitsizlik gösterin, hepsi tamamlandı bitti. Ayrı bir devlet kurma diyorsanız, onu hiçbir zaman kabul etmiyoruz. Kan-revan içinde kalır bu topraklar ve ne Kürt sağlık ve selamete ulaşır ne de Türkiye’de hiçbir insanda huzur kalır. Ayrılığı kabul etmiyoruz. Bugün Kürtlere sahip çıkmak Türkiye’nin birliğine sahip çıkmaktır. Kürt bunu anlıyor, en önemli şey bu, anlamaya başladı.

Yelda Ataç 19.11.2014

ORTASAYFA

Doğu Perinçek OrtaSayfa’ya Konuştu

0

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Türkiye siyasetinin her dönem adından söz ettirmiş isimlerinden. Aldığı oy oranı ne olursa olsun, her zaman etkilediği bir kitle mevcut. Açıklamaları ve eylemleri kamuoyunda yankı uyandırıyor. Aldığı tepkiler olumlu da olumsuz da olsa gündemde yer bulmayı başarıyor. Son olarak TGB üyelerinin ABD’li askerlere çuval geçirmesi olayıyla gündeme gelen Perinçek ile kendisine yöneltilen tüm eleştiri ve tepkileri masaya yatırdığımız bir söyleşi yaptık. Cemaat’e karşı AKP ile işbirliği mi yapıyor, CHP’yi bölmeye mi çalışıyor, Öcalan ile sergilediği samimi görüntüler için pişman mı, neden artık Kürtlerin haklarını savunmuyor; tümünü konuştuk…

ORTA SAYFA-Malum son dönemde yolları ayrılıncaya kadar AKP ve Cemaat birlikte hareket etti. Siz de Ergenekon kapsamında uzun süre tutuklu kaldınız. Şimdi AKP ve Cemaat’in yollarının ayrıldığı noktada, size Cemaat’e karşı AKP ile işbirliği yaptığınız yolunda eleştiriler yöneltiliyor. Bu eleştirilere yanıtınız nedir?

Doğu Perinçek – Kim uyduruyor bizim AKP ile işbirliği yaptığımızı? Birincisi Cemaatin kendisi uyduruyor; çünkü üzerine yürünüyor ve yıkım halinde, perişan. İkincisi Cemaatle işbirliği yapan CHP ve birtakım vatansız solcular. Cemaatle mücadele, Türkiye’de gladyoya karşı mücadeledir. Biz yeni başlamadık ki bu işe. Biz bu işin 40 yıllık sahibiyiz. Biz 12 Mart 1971 Amerikan askeri darbe döneminde işkencehanelerde gladyo ile tanıştık. Bize, anayasa babayasa yoktur, diyorlardı. Orada bizim mücadelemiz başladı. Türkiye’ye kontrgerillayı biz öğrettik. İP olarak biz öğrettik. 1973 savunmalarımızdan başlayarak, ondan sonra Aydınlık, kontrgerilla yayınları vs. Bu dava bizim davamız. Kontrgerillanın son karargahı neredeydi; polisin içindeydi, yargının içindeydi. Amerika’nın Türkiye’de kurduğu gladyonun kadroları kimdi, sizin Cemaat dediğiniz F suç örgütü, Fethullah suç örgütüydü. Artık savcıların iddianamelerinde adı Fethullah suç örgütü.

Ergenekon davasında hakimlere dedik ki, “Ey hakimler gladyonun bir numarası Tayyip Erdoğan, iki numarası Abdulah Gül, üç numarası Fethullah Gülen. Öğrendiniz mi şimdi gladyoyu”. Duruşmada bunları söylediğimin görüntüleri de var. Bunları söyleyen biziz. TSK ile İP hedef alındı. Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluklarına karşı bir mücadele oldu. O mücadelede en önde kimdi, İP. Aynı zamanda Fethullah Gülen gladyosuna karşı soruşturmalar, kovuşturmalarda da en önde İP. Biz kimle ittifak yapmışız? Tayyip Erdoğan’ların Büyük Ortadoğu Projesi başkanlığa, yaptıkları açılıma karşı kim var en önde, yine İP. Hangi ittifaktan bahsediliyor? Türkiye’de açılımın karşısına İP’ten başka kim dikildi? Biraz da böyle göstermelik olarak MHP. Bizim ne Tayyip Erdoğan’larla ittifakımız var ne de Fethullah Gülen’le ittifakımız var. Bu ikisi de Türkiye’nin meselesi… Neden TSK komutanlarını ve İP yöneticilerini Silivri’de hapse attılar? Bize bu iftiraları atanlar neden hedef olmadılar? Bugün neden hedef değiller? Bu tür laflar, suçlamalar, iftiralar bizi hiçbir şekilde yıldırmaz çünkü ne amaçla yapıldığını biliyoruz. Herkesi de buradan uyarıyoruz. F örgütüyle işbirliği gladyoyla işbirliğidir. F örgütünü korumak gladyoyu korumaktır ve Amerika’ya bugün yapılacak en önemli hizmetlerden biridir.

CEMAAT İDDİANAMESİNİ 20YILDIR YAZIYORUZ BİZ

ORTA SAYFA – Gülen Cemaati soruşturmasında gözaltına alınanların önemlice bir bölümü serbest bırakılıyor. Soruşturmada asıl bakılması gereken yerlere bakılmadığı, süreç sonucunda bir şey çıkmayabileceği yönünde değerlendirmeler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Doğu Perinçek – Bir şey çıkacak, çıkacağını göreceğiz, zaten çıkıyor. Bakın bunun iddianamesini sonuç itibariyle son 15-20 yıl içinde biz yazdık. Son 20 yıldır tertipleri yapanları, polis içine yuvalananları, Danıştay cinayetini tertipleyenleri, Hrant Dink cinayetini tertipleyenleri, Silivri, Balyoz, Ergenekon davalarını tertipleyenleri, bunun gizli karargahlarını, uydurma belgelerinin oluşturulmasını hep isimleriyle cisimleriyle biz ortaya koyduk. Onun için dikkat ederseniz, bugün içeri atılan, tutuklananlarla bizim geçmişte ortaya koyduğumuz gerçekler örtüşüyor. Zaten ortada olan suçlar bunlar. Onun için savcıların iddianamelere aldıkları, bizim geçmişte aydınlattığımız gerçeklerdir, bunlar boşuna değil veya asıl suçluların üzerine gidilmiyor gibi görüşler hiç doğru değil. Adım adım bu gelişiyor, savcılar da kendi anlayışlarına, yöntemlerine göre bir yol izliyorlar.

TABANDA OYLAMA OLSA KILIÇDAROĞLU’NUN ŞANSI VAR MI?

ORTA SAYFA-Size yöneltilen eleştirilerden biri de CHP’ye karşı olan tavrınızla ilgili. Sizin, yayın organlarınızın CHP’yi, AKP’yi eleştirdiğinizden bile çok hedef aldığınız söyleniyor. Bir taraftan da ne zaman CHP içinde bir dalgalanma, istifa söylentisi olsa, “İP CHP’den milletvekili transfer edip grup kurmaya çalışıyor. CHP”yi bölmeye çalışıyor” deniliyor. Nedir sizin yorumunuz?

Doğu Perinçek – CHP’yi biz eleştirmiyoruz. CHP’yi YCHP eleştiriyor. Atatürk’ün kurduğu bir CHP var. YCHP, kendilerine YCHP diyen Kemal Kılıçdaroğlu ve etrafındakiler, Atatürk’ün CHP’sine düşmanca tavır aldılar. Bunu bütün CHP’liler söylüyor, biz söylemiyoruz ki. Bizim gazetelerimizde bir eleştiri de yok. Biz yalnızca yaptıklarını söylüyoruz, sevinmeleri lazım. Örneğin, “Ben Dersimli Kemal’im” diyor gerine gerine. Aydınlık da yazıyor, Dersimli Kemal’im dedi, diyor. Bunda eleştiri ne? Dersimli Kemal bir kimlik beyanı, ne, ben Cumhuriyet düşmanıyım. Çünkü Dersim Tunceli oldu. Cumhuriyet Dersim’i Tunceli yaptı. Hala o Dersim davasının kinini gütmek, sonuç itibariyle Atatürk’ü, Cumhuriyet’i, Cumhuriyet hükümetinin feodalizme tavrını, ortaçağı temizleme çabalarını hedef alan gayretler.

Yalnız o değil ki, laiklik tehlikede değil, dedi. Son olarak PKK’ya sahip çıktı, dahası var mı? Diyor ki, “Kobani’de PYD yani PKK’nın koluna silah verelim. Onlar vatan savunuyor” diyor (Kılıçdaroğlu’nun PYD’nin silahlı kolu YPG’nin terör örgütü değil vatan savunması için bir araya gelmiş örgüt olduğu beyanına ithafen) . Onlar vatan savunuyor ne demek, Suriye’yi bölenler, Suriye düşmanı vatan savunucusu oluyor. Onlar vatan savunuyorsa, Diyarbakır’da Hakkari’de de vatan savunuyor oluyorlar. Yani Türkiye’yi bölmek de Kılıçdaroğlu’na göre bir vatan savunması. Peki biz ne yapıyoruz, bunları yalnızca ortaya koyuyoruz. Kalkıp eleştirmiyoruz bile. Eleştirmeye gerek yok ki, bizzat CHP’nin tabanı onları eleştiriyor. Bugün CHP’nin tabanında bir oylama yapılsa, Kılıçdaroğlu’nun kazanma şansı var mı? Onun için bizim CHP’ye eleştirimiz yok. Yalnız toplumumuzu her konuda bilgilendirme var.

HEDEFİMİZ CHP DEĞİL AKP
Biz AKP’yi yıkacağız. CHP diye bizim bir hedefimiz yok, hiç CHP ile ilgilenmiyoruz. Biz AKP iktidarını önümüzdeki 1 yıl içinde yıkacağız. Zaman veriyorum size; AKP hükümeti 2016 yılını göremeyecek.

ORTA SAYFA-Neye dayanarak 1 yıl süre belirlediniz?

Doğu Perinçek – Birincisi içine girdiğimiz ekonomik krize dayanarak, ikincisi onların vatanı bölme programlarına dayanarak. İki noktada da çıkmaza girdiler. Bakın ekonomide çıkmaza girdiler. Sıcak para sorunu bitmiyor. Borçlanma ekonomisi iflas etti. Kendileri Davutoğlu’nun ağzından itiraf ettiler, biz iflas ettik, diyorlar. Bizim ekonomik programımız gitmiyor, şimdi tekrar karma ekonomiye dönüyoruz, diyorlar. Dönüşüm Programı adını verdiler. İkincisi, onların Türkiye’yi bölme planı da yürümedi. Açılım kaldı mı? PKK ile ittifak kurmuşlardı, o ittifak darmadağın oldu. TSK ağırlığını koydu ve o ittifak yürümüyor. Şimdi PKK’yı ne yaptılar, CHP’nin kucağına bıraktılar bu sefer. O nedenle biz AKP ile mücadelemizin zafer günlerine gidiyoruz burada, CHP ile ilgilenmiyoruz. Ama zaten CHP içinde bir mücadele var. Bize sadece CHP’den değil, MHP tabanından, AKP’den katılanlar var. İsim vereyim, Van Erciş AKP teşkilatı bize geçiyor. En önemlisi Kürt yurttaşlarımızdan büyük katılım var. Türkiye’de bugün güneydoğuda parlayan, yükselen parti İP. Bayramda ben Mardin, Urfa, Diyarbakır’daydım. Hangi parti lideri gidip oralarda elini kolunu sallayarak çarşıda dolaşabiliyor, şehirlere gidebiliyor, köylere gidebiliyor?

ÖCALAN’A, ABD’YE UYMA, DEDİM

ORTA SAYFA – Sizinle ilgili sık sık gündeme gelen bir konu da Abdullah Öcalan ile röportajlarınız ve dostane fotoğraflarınız. O zamanki yaklaşımınız ile bugünlerdeki tam tersi tavrınız. Kamuoyunun aklındaki soru, ne oldu da böyle oldu?

Doğu Perinçek – Bizim tavrımızda hiçbir değişiklik yok. Biz ülkemizin bütünlüğünü, Cumhuriyet devrimini, Atatürk devrimini ve emeği, Türkiye’nin bağımsız ve demokratik bir ülke olması davasını 40-50 yıldır savunuyoruz ve hiçbir değişikliğimiz yok. Ama biz 1990 eşiğinde ABD’nin Irak’a saldırısı belli olunca, Öcalan’ın o zaman Suriye’de olmasını da değerlendirerek uyarıda bulunduk. Bu, gerçekçi bir uyarıydı. Çünkü Suriye’nin elindeydi, Suriye de ABD’ye o zaman da direnen bir ülkeydi. Suriye’nin elinde olmasının da bir avantaj olduğunu görerek Abdullah Öcalan’a dedik ki, “Buralara İsrail ile birlikte ABD geliyor. Sakın onlara uyma, onların planlarında yer alma.” Burada görevimizi yaptık, çok doğru yaptık, hiçbir pişmanlığımız yok.

ÖCALAN 4 VEKİLLİK TEKLİF ETTİ

Abdullah Öcalan bize 4 milletvekilliği önerdi SHP listesinden. Bugünkü CHP. Öcalan’a ‘91 seçimine 22 milletvekilliği verdi değil mi, milletvekilliği verenlerle uğraşmıyorlar da gazeteci olarak röportaj yapan Doğu Perinçek ile uğraşıyorlar. Yanıtımı da Öcalan’dan alıntı yapayım. 7 Aralık 1991 tarihli Milliyet ve Sabah gazeteleri ile 3 Mayıs 1993 tarihli Gündem gazetesi. Diyor ki, “Doğu Perinçek buraya geldi. İlk politika önerim şu oldu; dedim ki, bir devrim merkezi ve onun parlamenter sözcüsü ol. Bu güzel bir şey. 4 milletvekili önerdim, tenezzül etmedi.”

Biz CHP (SHP) listesinden milletvekili olacaktık ama o ittifaka girmedik. Abdullah Öcalan ile görüşmemizin kitabını bastık, 4 kere yargılandık 4.’de beraat ettik. Sonradan bana bir komutan söyledi, “Oradaki söyleşi o kadar işimizse yaradı ki. Söyleşi 2000’e Doğru dergisinde yayımlandığı zaman fotokopiler yapıp yüzlerce o bölgede dağıttık, Türkiye’nin yararına olduğu için” dedi.

PKK ÖCALAN’IN DURUMUNA TEPKİLİ

ORTA SAYFA – Siz geçen sürede Öcalan’da nasıl bir değişim gözlemlediniz? Aradaki fark ne?

Doğu Perinçek – Fark şudur; Öcalan hangi devletin avucundaysa o devletin istihbarat örgütleri tarafından yönetilir. Bugün İmralı’da Hakan Fidan’ın yakın koruması altında. O zaman Suriye Muhaberat’ının kontrolündeydi. ABD de zaten o nedenle Suriye’den çıkartıp Türkiye’ye teslim etti. Çünkü ABD Irak’ı bölüp, kuzeyine oturup, orayı işgal edince iki PKK ortaya çıktı. Biri Suriye’nin kontrolünde olan Abdullah Öcalan’ın, diğeri ABD’nin kontrolünde olan Irak’ın. Bu çelişkiyi ABD nasıl çözdü? Öcalan’ı oradan çıkartıp, PKK’yı tamamen avucuna aldı, iki başlı PKK’yı da tek başlı duruma getirdi. Türkiye’ye teslim edildi, bu sefer TSK’nın avucuna düştü. Bizim şu anda Genel Başkan Yardımcımız olan Atilla Uğur’la görüşmelerini yayımlandı. Orada görülüyor nasıl teslim olmuş. Şimdi de Hakan Fidan’a teslim, MİT yönetiyor Apo’yu. Apo’nun bu devlet ve hükümet karşısında bir varlığı yok. Açıkça söylüyor, ben hem yazılı hem sözlü başvurdum Hakan Fidan’a, bunun üzerine kanallar açıldı, diyor. Bu ne demek? Hangi lider bir ülkenin istihbarat başkanına yazılı-sözlü başvurur? Açılım bu şekilde ABD’nin patronluğunda AKP’nin MİT aracılığıyla Abdullah Öcalan’ı avucuna almasıyla ortaya çıktı. Zaten buna PKK’nın kendisinde de çok büyük tepki var Kandil’de. Diyorlar ki, Apo onların elinde. Çok açık söylemeseler bile tavırlarından gözüküyor.

AÇILIM AYN EL ARAP’TA BİTTİ

ORTA SAYFA – Açılım süreci demişken, süreç bazen ılımlı bazen gergin devam ediyor. Kimsenin hala içeriğe ilişkin tam bir bilgisi de yok. Sizin açılıma ilişkin öngörünüz nedir?

Doğu Perinçek – Açılım Amerikan projesi. Türkiye’de MİT tarafından yürütüldü. Ama açılım Ayn el Arap’da bitti. PKK ciyak ciyak bağırıyor, TSK burada ezdiriyor, diye feryat ediyor. Artık açılım-maçılım kalmadı. Ayn el Arap’ta -Kobani diyorlar onlar- uğradıkları bozgundan sonra ne yaptılar, Türkiye’de çarşıları okulları yaktılar, Türkiye’nin Cumhuriyet değerlerini tekmelediler. O zaman açılım iyice bitti. Tamamen bitti, artık açılım falan kalmadı. Ve bu TSK’nın ağırlığını koymasıyla oldu. TSK açılıma hiçbir zaman inanmadı, bunun bir çözüm olmadığını gördü. En son Suriye’de ABD yenildikten sonra sürece ağırlığını koydu ve PKK ile mücadeleyi başlattı ve PKK da çok ağır darbe yedi. Ayn el Arap’ta çok ağır darbe yedi, çil yavrusu gibi dağıldı, iddiasını kaybetti, hayalleri yıkıldı. Güya orada Kürt koridoru açacaklardı. Cemil Bayık ne diyor, Türkiye bizim orada Kürt koridoru açmamıza izin vermedi, diyor. Kürt koridoru falan açamadılar, ABD-İsrail koridoru, ikinci İsrail koridorunu açamadılar. Ayrıca Türkiye’de halk artık onlara itibar etmiyor. Bunlar, silahlıyız külahlıyız kanton kurarız, falan diyor. Hava-cıva çıktı yani. Bir de o çarşıları yakmaları, okulları yakmaları tabii halkta büyük tepkiye yol açtı. PKK şu anda çok büyük bir hızla iniş halindedir. Kuvvet kaybediyor.

TÜRKİYE’DE TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI YOK

ORTA SAYFA – Ama toplumda Kürt ve Türk olmak üzere çok ciddi bir kutuplaşma var insanlar arasında. İnsanlar giderek birbirlerinden uzaklaşıyor. Bu konuda ne yapılmalı?

Tabii bunlar kışkırtılıyor. Türkiye’nin birliği temelinde o kutuplaşma son bulacak. Bakın bayramda Diyarbakır, Mardin ve Urfa’daydım. Orada halk artık birlik istiyor, Türk askerine güveniyor, burada benim güvenliğimi Türk askeri sağlar, diyor. Suruç’ta da gördük o manzaraları, Türk ordusuna sarılıyorlardı. Türk ordusunu kurtarıcı görüyorlar. Mehmetçiği görünce boynuna sarılıyor. O noktaya getirildi oradaki insanlar. Onun için o sizin kutuplaşma dediğiniz olay da bundan sonra artık birlik yönünde gelişecektir. Bakın kutuplaşma tam olayı anlatmıyor neden; belli gerginlikler olmasına rağmen Türkiye’de Türk-Kürt çatışması diye bir şey Türkiye’de hiçbir yerde olmadı, hiçbir yerde hiçbir örnek yok. Ufak tefek olaylar olabilir belki, kimse yanındaki Kürt komşusunun dükkanını yakmadı, kimse komşusunun evini yakmadı, kimse bu Türk’tür bu Kürt’tür, diye birbirini öldürmedi.

ORTA SAYFA- Kürt işçilere saldırıldı haberleri geliyor bazı yerlerden…

Doğu Perinçek – Ufak tefek bazı olaylar oluyor ama dünyanın başka bir yerinde böyle şeyler yaşansa, böyle bir silahlı terör örgütü 30 yıl cana kıysa, düşmanlık yapsa, başka yerde neler olurdu. Avrupa’yı, Yugoslavya’yı düşünün, başka etnik çatışmalar olan yerleri düşün. Biz bir imparatorluk kültüründen geliyoruz. O imparatorluk, Türklerin çeşitli kavimleri bir arada yaşatma kültürü. Çok önemli.

KÜRDİSTAN HAYALİ BİTTİ

ORTA SAYFA – Irak’taki son durum, petrol satışı ve merkezi hükümet ile Kürt tarafı arasındaki ayrışma ve Suriye’deki parçalanma, Kürt toplulukların bir araya gelme girişimleri, Kürt devletine doğru gidildiği yönünde tespitleri beraberinde getiriyor. Türkiye’de bulunan Kürt siyasetçiler de bu gelişmelerden ayrı değil ama Türkiye özelinde bu aşamada yalnızca özerkliği gündeme getiriyorlar. Sizin bu gidişata bakışınız nedir?

Doğu Perinçek – Kürdistan hayali daha doğrusu ikinci İsrail hayali darmaduman oldu çöktü, Kürdistan yolunda artık hiçbir gelişme yok. Nasıl çöktü? ABD Suriye’de yenilince. Amerika Suriye’yi yenseydi o zaman Suriye bölünecekti, Suriye’nin kuzeyinde ikinci İsrail koridoru açılacaktı, Kürt koridoru ama açamadılar. Açamayınca Kürdistan hayali tuz-buz oldu. Şu anda Kürdistan hayali artık bir hülyadır. Böyle bir amaca ulaşma şansları bitti, sıfıra indi.

ORTA SAYFA – Uzun siyasi yaşamınıza baktığınızda pişmanlıklarınız var mı?

Doğu Perinçek – Olmaz olur mu, pişmanlık şöyle, hatalarımız var tabii. Devrimci olmaktan çok mutluyum, bütün mutluluğumu devrimcilikte buldum. Sevinçlerim, güzelliklerim, her şeyim, insanlarla beraberliklerim, arkadaşlıklarım, aşklarım, eşimle olan ilişkim, çocuklarım hepsi devrimci olmamın ürünleri. Onun için devrimci olmaktan çok mutluyum. Dünyaya bin kere gelsem bin kere devrimci olurum. Ama Yunus Emre ne diyor, her işim yanlış benim. Yunus Emre gibi bir eren bile böyle diyor. Tabii yaptığı her iş yanlış değildi Yunus Emre’nin ama bu O’nun mükemmelleşme sürecinin bir ürünü. İnsan olgunlaştıkça arkadaki çiğliklerini görür. “Miskin Yunus çiğdik piştik elhamdülillah” diyor ya, yine Yunus’tan gidelim. Bizim de hamlıklarımız, çiğliklerimiz oldu, bir olgunlaşma süreci yaşıyoruz devam ediyor. O bakımdan pişmanlıklar demesek bile geçmişe baktığımız zaman, ben bu işi daha iyi yapardım, daha olgun yapabilirdim bugünkü bilgi ve birikimime göre, dediğimiz tabii birçok olay var.

PKK KONUSUNDA SUÇU KENDİ REJİMİMİZDE ARAMALIYIZ

ORTA SAYFA – Öcalan ile temasınız kesinlikle bu kapsamda değil mi?

Doğu Perinçek – Hayır, o benim cesaretimin ürünüdür. Korkmadığım için o röportajı yaptım. Yanlışları göğüslemedeki kararlılığım nedeniyle yaptım, girişkenliğim nedeniyle yaptım, onu şöyle anlamak lazım; o zaman Kürt yurttaşlarımıza karşı -şimdi geçmişte kaldı ama- baskılar, haksızlıklar, yanlışlar, zorbalıklar oluyordu. Biz bunları göğüsledik. İP’in oralarda çok büyük çabaları olmuştur, o zaman Sosyalist Parti’ydik sonra İşçi Partisi olduk. Orada bir pişmanlık başladı mı, onun ucu zulme karşı boyun eğmeye gider. Biz sonuç itibariyle tabulardan korkmadık ve Kürt’ümüzü kazanmak, ABD’ye İsrail’e kaptırmamak gibi son derece doğru bir bakış açısıyla yaptıklarımızı yaptık. Eğer yapmasaydık şimdi pişman olurduk. Acaba niye denemedik bir denemeliydik, derdik. O doğru bir denemeydi. Gerçekçi de bir deneme.

Suriye’nin de yardımıyla Apo sorunu çözülürdü. Türkiye’nin başındaki Amerikancılar Suriye’deki gerici isyanı desteklediler. O gericiliği desteklemeselerdi Suriye de Apo’yu üretmezdi. Biz burada kendi rejimimizde bu hatayı aramalıyız. Eğer Türkiye’nin başında bulunan Turgut Özal’lar oradaki gerici terörü desteklemeselerdi Apo belası çıkmazdı. Biz bunları gördüğümüz için, ABD gelmeden önce o müdahaleyi yaptık. Ama Amerika tabii bizden daha kuvvetli olduğu için karşı tarafa meyletti. Türkiye’nin başındaki rejim bizim tavrımızı alsaydı, Suriye’ye deseydi ki; ben senin içinde isyanı-terörü desteklemiyorum sen de benim içimdeki terörü destekleme… Bakın bugün de aynı şey oluyor. Bölge ülkeleri işbirliği yaparsa, birbirlerinin terörünü desteklemezse, bölgeye barış gelir, huzur gelir, kardeşlik gelir ve hepsi Müslüman olduğu için elele verirler.

KÜRT SORUNLARINI İLK BEN ANLATTIM

ORTA SAYFA- Kürt sorununun ülkemiz içindeki boyutunda kültürel ve ekonomik meseleler de var…

Doğu Perinçek – Tabii.

ORTA SAYFA – Bunlara dair hiçbir şey söylemiyorsunuz?
Doğu Perinçek –Eskiden hep bunları söyledik. Kimse söylemezken bir tek biz söylüyorduk. 1990’a kadar bir tek biz söyledik.

ORTA SAYFA – Şimdi neden söylemiyorsunuz?
Doğu Perinçek –‘90’da Amerika geldi, tablo değişti. ‘90’a kadar meselenin çözümü içerde eşitlik, kardeşlik, birlikti. Ama şu anda Kürt sorunu Amerika sorunu oldu. Artık tablo apaçık meydanda değil mi? Amerika, benim müttefikim PKK’dır, diyor. PKK da, Amerika gel, diye elini açmış yalvarıyor. PKK sorunu Amerika sorunu oldu. PKK sorunu Amerika sorunu olmuşken kalkıp da, şu haksızlık bu baskı yapılıyor… O baskılar da kalmadı zaten. Evet yapılırken biz yapılıyor, diyorduk. Gidip oraya siper oluyorduk, hayatımızı koyuyorduk. Bunları ilk başlatan benim, PKK değil. Van’da, Nusaybin’de, Diyarbakır’da; hepsinin filmleri var. O zaman haksızlıklara boyun eğmedik ama şu anda çözüm o değil ki. Çözüm Türk-Kürt bütün Türkiye halkının birleşip ABD’ye karşı tavır alması.

ORTA SAYFA – Türkiye siyasetinde ayrılıkçı olmayan ve Kürtlere sahip çıkan bir siyasal hareket eksikliği yok mu sizce, böyle bir odak olması gerekmiyor mu?

Doğu Perinçek – Var işte, biz. Kürtlere sahip çıkmak bugün Türkiye’nin birliğini savunmak. Kürt de öyle diyor, bana sahip çıkmak istiyorsan birliği savun, diyor. Çünkü demokratik haklar açısından çözüldü. Türkiye’de Kürtlere haksızlık vardı, eşitsizlik vardı; hepsi bitti. Bana bir tane somut haksızlık gösterin, bir eşitsizlik gösterin, hepsi tamamlandı bitti. Ayrı bir devlet kurma diyorsanız, onu hiçbir zaman kabul etmiyoruz. Kan-revan içinde kalır bu topraklar ve ne Kürt sağlık ve selamete ulaşır ne de Türkiye’de hiçbir insanda huzur kalır. Ayrılığı kabul etmiyoruz. Bugün Kürtlere sahip çıkmak Türkiye’nin birliğine sahip çıkmaktır. Kürt bunu anlıyor, en önemli şey bu, anlamaya başladı.

Yelda Ataç 19.11.2014

ORTASAYFA

Müziğin Romantik Delikanlısı “Sessiz Şehirlere” Bayılıyor

0

Türk müziğinin duayen isimlerinden Bülent Ortaçgil, yıllara meydan okuyan şarkıları ile gönlümüzde tahta oturan nadir isimlerden biri. Ortaçgil, Marmaris ve İstanbul Kanlıca ‘da sessiz ve sakinliğin insana verdiği dinginlikte yaşamını sürdürüyor. O güzelim şarkılar, işte böyle çıkıyor usta ismin gitar tellerinden…

Bülent Ortaçgil… Yılların eskitemediği sanatçı tanımlamasına nasıl da uyuyor. Bizim deyimimizle ise müziğin romantik delikanlısı Ortaçgil… Kanlıca’da evinde bir araya geldik. Ünlü müzisyen içtenlikle cevapladı sorularımızı …

Bülent Ortaçgil, sessiz sakin şehirlere bayılıyor. Bu yüzden 12 ayın belli bir dönemini Marmaris’te bir dönemini ise İstanbul Kanlıca’da geçiriyor.

Beste yaparken ilham kaynağını ise tek bir kelime ile özetliyor, “hayat” Usta isim şöyle diyor: “Şarkıyı yazıyorsunuz, yazdığınız şarkı günün modasının ve günün şartlarının dışına çıkabiliyorsa ve sınırını da aşabiliyorsa, o zaman uzun süre yaşıyor. Şu anda popüler müzik çabuk tüketildiği için hepsi uzun süre kalıcı olmuyor. Benim yaptığım müzik popüler müzik midir değil midir bende farkında değilim.”

Bülent Ortaçgil müzikle ne zaman tanıştı?
Çocukken tanıştı.

Peki, çocukken müziğe nasıl heves ettiğinizi soralım…
9 – 10 yaşlarında Amerika’daydım. Türkiye’de o zaman televizyon yoktu. Amerika’da televizyonlarda şarkılarla ilgili programları izliyordum. Bu şekilde müziğe ilgim başladı ve sonrasında bu alışkanlık haline geldi. Babam eve plaklar getirirdi. Bu plakları dinlemeye bayılırdım. Ortaokul yıllarımı yabancı eğitim veren bir okulda okudum. Oradaki yabancı hocalarımın da desteğiyle müziğe olan ilgim arttı.

Gençken kimleri dinlerdiniz?
Hoşuma giden her şeyi dinlerdim. Özellikle The Beatles grubunu çok severdim…

Bülent Ortaçgil denildiği zaman herkesin aklına “gitar” geliyor. Gitarla nasıl bu kadar özdeşleştiniz?
Aslında bu klişe bir bakış açıcı. Ben gitar çalarak şarkı söylerim. Sahnede elim kolum bağlı. Gitar çalıyorum ve aynı zamanda da şarkı söylüyorum. Bende gitarsız şarkı söylemek diye bir fikir yok. Hep gitarla birlikte şarkı söyledim.

Sihirli Bir Değnek Yok!

Şarkı söylemenin yanında çok güzel bestelerde yapıyorsunuz. Beste yaparken ilham kaynaklarınız neler?
Hayatın kendisi. Her şey. İlham yok aslında. İlham dediğiniz şey o işle haşır neşir olmak. Yani bazen yarım saatte yazıyorum, bazen 2 yılda. Şöyle bir şey sanılıyor; Sihirli bir değnek dokunuyor da bir şeyler yazıldığı düşünülüyor. Aslında öyle bir şey yok. Bir şeyler söyleyebilmek için bir sürü şey biriktirmeniz gerekir.

İlk albümünüz bile hala gençlerin dilinde. Bu kadar kalıcı olmayı neye bağlıyorsunuz?
Ben kalıcı olmak istiyorum ile olmuyor bu tabi. Şarkıyı yazıyorsunuz, yazdığınız şarkı günün modasının ve günün şartlarının dışına çıkabiliyorsa ve sınırını da aşabiliyorsa, o zaman uzun süre yaşıyor. Şu anda popüler müzik çabuk tüketildiği için hepsi uzun süre kalıcı olmuyor. Benim yaptığım müzik popüler müzik midir değil midir bende farkında değilim.

Belirli bir dönem Marmaris’te, belirli bir dönemde İstanbul’da yaşadığınızı öğrendik… Bundan biraz bahsedebilir miyiz? Neden Marmaris?
Şehir hayatı, hızı ve kalabalığını 12 ay çekemiyorum. Bu nedenle 6 ay Marmaris’te yaşamayı tercih ediyoruz. Çünkü daha sessiz, daha sakin ve bize daha kolay gelen bir hayat…

Peki ya Kanlıca? Kanlıca’nın da sakinliği mi sizi etkiledi?
Evet. 7 yıldır burada oturuyoruz.

O halde bir şehirde sizi en çok sessiz ve sakin olması etkiliyor. Öyle mi?
Evet, sessizliği ve sakinliği seviyorum. Kanlıca ‘da Marmaris’te öyle yerler. Buralarda yaşamaktan dolayı da çok mutluyum.

Röportaj: Kübra Bal   Fotoğraf: Talip Köse 17.11.2014

BELEDİYEDENİZ

Müziğin Romantik Delikanlısı “Sessiz Şehirlere” Bayılıyor

0

Türk müziğinin duayen isimlerinden Bülent Ortaçgil, yıllara meydan okuyan şarkıları ile gönlümüzde tahta oturan nadir isimlerden biri. Ortaçgil, Marmaris ve İstanbul Kanlıca ‘da sessiz ve sakinliğin insana verdiği dinginlikte yaşamını sürdürüyor. O güzelim şarkılar, işte böyle çıkıyor usta ismin gitar tellerinden…

Bülent Ortaçgil… Yılların eskitemediği sanatçı tanımlamasına nasıl da uyuyor. Bizim deyimimizle ise müziğin romantik delikanlısı Ortaçgil… Kanlıca’da evinde bir araya geldik. Ünlü müzisyen içtenlikle cevapladı sorularımızı …

Bülent Ortaçgil, sessiz sakin şehirlere bayılıyor. Bu yüzden 12 ayın belli bir dönemini Marmaris’te bir dönemini ise İstanbul Kanlıca’da geçiriyor.

Beste yaparken ilham kaynağını ise tek bir kelime ile özetliyor, “hayat” Usta isim şöyle diyor: “Şarkıyı yazıyorsunuz, yazdığınız şarkı günün modasının ve günün şartlarının dışına çıkabiliyorsa ve sınırını da aşabiliyorsa, o zaman uzun süre yaşıyor. Şu anda popüler müzik çabuk tüketildiği için hepsi uzun süre kalıcı olmuyor. Benim yaptığım müzik popüler müzik midir değil midir bende farkında değilim.”

Bülent Ortaçgil müzikle ne zaman tanıştı?
Çocukken tanıştı.

Peki, çocukken müziğe nasıl heves ettiğinizi soralım…
9 – 10 yaşlarında Amerika’daydım. Türkiye’de o zaman televizyon yoktu. Amerika’da televizyonlarda şarkılarla ilgili programları izliyordum. Bu şekilde müziğe ilgim başladı ve sonrasında bu alışkanlık haline geldi. Babam eve plaklar getirirdi. Bu plakları dinlemeye bayılırdım. Ortaokul yıllarımı yabancı eğitim veren bir okulda okudum. Oradaki yabancı hocalarımın da desteğiyle müziğe olan ilgim arttı.

Gençken kimleri dinlerdiniz?
Hoşuma giden her şeyi dinlerdim. Özellikle The Beatles grubunu çok severdim…

Bülent Ortaçgil denildiği zaman herkesin aklına “gitar” geliyor. Gitarla nasıl bu kadar özdeşleştiniz?
Aslında bu klişe bir bakış açıcı. Ben gitar çalarak şarkı söylerim. Sahnede elim kolum bağlı. Gitar çalıyorum ve aynı zamanda da şarkı söylüyorum. Bende gitarsız şarkı söylemek diye bir fikir yok. Hep gitarla birlikte şarkı söyledim.

Sihirli Bir Değnek Yok!

Şarkı söylemenin yanında çok güzel bestelerde yapıyorsunuz. Beste yaparken ilham kaynaklarınız neler?
Hayatın kendisi. Her şey. İlham yok aslında. İlham dediğiniz şey o işle haşır neşir olmak. Yani bazen yarım saatte yazıyorum, bazen 2 yılda. Şöyle bir şey sanılıyor; Sihirli bir değnek dokunuyor da bir şeyler yazıldığı düşünülüyor. Aslında öyle bir şey yok. Bir şeyler söyleyebilmek için bir sürü şey biriktirmeniz gerekir.

İlk albümünüz bile hala gençlerin dilinde. Bu kadar kalıcı olmayı neye bağlıyorsunuz?
Ben kalıcı olmak istiyorum ile olmuyor bu tabi. Şarkıyı yazıyorsunuz, yazdığınız şarkı günün modasının ve günün şartlarının dışına çıkabiliyorsa ve sınırını da aşabiliyorsa, o zaman uzun süre yaşıyor. Şu anda popüler müzik çabuk tüketildiği için hepsi uzun süre kalıcı olmuyor. Benim yaptığım müzik popüler müzik midir değil midir bende farkında değilim.

Belirli bir dönem Marmaris’te, belirli bir dönemde İstanbul’da yaşadığınızı öğrendik… Bundan biraz bahsedebilir miyiz? Neden Marmaris?
Şehir hayatı, hızı ve kalabalığını 12 ay çekemiyorum. Bu nedenle 6 ay Marmaris’te yaşamayı tercih ediyoruz. Çünkü daha sessiz, daha sakin ve bize daha kolay gelen bir hayat…

Peki ya Kanlıca? Kanlıca’nın da sakinliği mi sizi etkiledi?
Evet. 7 yıldır burada oturuyoruz.

O halde bir şehirde sizi en çok sessiz ve sakin olması etkiliyor. Öyle mi?
Evet, sessizliği ve sakinliği seviyorum. Kanlıca ‘da Marmaris’te öyle yerler. Buralarda yaşamaktan dolayı da çok mutluyum.

Röportaj: Kübra Bal   Fotoğraf: Talip Köse 17.11.2014

BELEDİYEDENİZ

Nejat Uygur’un 2001’de Verdiği Röportaj

Bugün büyük usta Nejat Uygur’un aramızdan bedenen ayrılışının 1.yılı. 3 kuşağın tiyatro oyunlarıyla büyüdüğü Nejat Uygur’u Saygı ve özlemle anıyoruz.

Büyük Usta Nejat Uygur 2001’de Aksiyon Dergisi’nden Emin Akdağ’a röportaj vermiş, kendisiyle ilgili merak edilenleri, genç mizahçıları nasıl bulduğunu anlatmıştı.

 

İlaç diye reçeteye yazılan adam…

17 Kasım 2001 / EMIN AKDAĞ
“Sanatçı halkın gözü, ağzı, kulağı. Halkın yanında olduğunuz, dertlerini söylediğiniz zaman sizi seviyorlar. Ayrıca çok güldükleri zaman da unutmuyorlar. Sevgi ve saygımı seyircimden hiç eksik etmedim. İnsan onuruyla katiyetle hiç oynamadım. Oyunda, ‘Kör müsün?’, ‘Sağır mısın?’ diye yazarsa bunları silip, görmüyor musun, duymuyor musun diye düzeltirim”
Aslında onunla görüşmeyi beş ay önce planlamıştım. Ama bir türlü nasip olmuyordu. Arıyordum; Anadolu’ya turneye gitmişti. Bir müddet sonra yeniden aradığımda Avrupa’daki gurbetçilere koşmuştu… Bu böyle devam ederken tam görüşecektik ki ciddi bir rahatsızlık yaşadı. Doktorlar ümitsizdi, ben ise üzgün. Röportajın ne önemi vardı ki, güldürünün duayeni ölümle kalım arasındaydı. Ancak kısa sürede tehlikeyi atlatıp evinde nekahate çekildi. Doktorlar bu kez şaşkındı, ama ben sevinçliydim. Çünkü o hem sağlığına kavuşuyor, hem de röportaj için ümit beliriyordu.Üç nesil onu tanıyor, onunla gülüyor. Vaka ümitsizken tehlikeyi atlatmasını ömür boyu yaptığı spora borçlu olduğunu söylüyor. Nejat Uygur ile Nejat Uygur’u Nejat Uygur yapan faktörleri ve yakadığı sürekliliğin sırlarını konuştuk.— Nejat Uygur kimdir?1927 yılında Kilis’te doğdum. Annem edebiyat öğretmeni, babam vefat ettiğinde kurmay albaydı. Üç kardeşiz. 11 ay büyüğüm New York’ta beyin cerrahı. Küçüğüm Recai de Fransa’da müzik yapıyor.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümünde öğrenim gördüm.

İyi ki heykelcilik

okumuştu…

— Okul sonrası heykeltıraşlıkla uğraştınız mı?

Heykel eğitimi benim ve tiyatromun hayatını kurtardı. 1960 İhtilali olduğunda Antakya’da oynuyorduk. Tiyatro durunca, büyük bir bozguna girdik. Ne yaparım diye kara kara düşünür ve otele alınan gazetelere bakarken aklıma bir fikir geldi. Birinci sayfada Cemal Gürsel’in fotoğrafı vardı. Birkaç farklı gazete daha aldırdım. Gürsel’in cepheden, parstan ve profilden resimlerini gördüm. Otelciden testi çamurunun Kırıkhan’dan temin edilebileceğini öğrendim. Oradan aldığımız çamuru güzel bir terbiye ettim, yağladım. Tezgahı kurdum. Başladım çalışmaya. İlk etapta dört tane yaptım. Bronze ettim. Öyle günlerdeyiz ki vatandaş sokakta askeri gördü mü omuzuna alıyor. Heykellerle çarşıya girdim. Gören, ‘Nejat Abi o ne?’ diye soruyor. Gürsel’in büstü, deyince, elimdekileri kısa sürede sattım.

25—30 adet yapıp satmışımdır. Heykel bilgim beni büyük bir bozgundan kurtardı.

— Aslen nerelisiniz?

Ben Kilis’te doğdum ama babam Sarıyerli. Babam ve annemin mesleği sebebiyle çocukluğum deplasmanda geçti. Lise tahsilime kadar 14 ayrı yerde okudum.

1950’de tiyatrosunu kurdu

— Tiyatroya ilgi duymanız ve başlamanız nasıl oldu?

Anne—babamın sanatseverliğinin bana olağanüstü yardımı oldu. Arkadaşlara arasında oyunlar oynuyorduk. İlkokul müsameresinde bana bir monolog verdiler. Çok sevip alkışladılar. Bir daha okuttular. Alay günlerinde babama telefon ediyorlardı. Behzat, Nejat’ı gönder de bizi bir güldürsün diye. Bu böyle devam ederken bendeki tiyatro sevgisi pekişti. Sarıyer’e geldik. Konservatuvar gibi halkevleri vardı. Tiyatro, müzik, spor kursları veriliyordu. Sarıyer Halkevi’ne babam beni götürdü. 16–17 yaşlarındaydım. O yıldaki halkevi arkadaşlarımızdan bazıları; Devlet Sanatçısı Semih Sergen, rahmetli Sadettin Erbil, Turhan Karacaoğlu, Zihni Küçümen, Ergin Orbey… Sonra İstanbul içinde turneler yapmaya başladık. Yavaş yavaş sevildik, tanındık. Gazeteler küçük küçük yazmaya başladı. Sonra 1946’da asker ocağı geldi. Komutanlarımıza, tatil günlerinde çalışarak bir komedi hazırladığımızı ve oynamak istediğimizi söyledim. Hadi bakalım seyredelim dediler. Ordu evlerine çağırıyorlardı. Moral turnelerine gidiyorduk.

Askerlik bitti, 1949’dan 1950’ye girerken profesyonel Nejat Uygur tiyatrosunu kurdum.

— Perde kapatmaz tiyatro diye şöhretiniz var…

Türkiye’de bir rekordur benimkisi. Özel tiyatrolar arasında perdemizi hiç kapatmadan 52. yılımıza girdik. Buradan sizin aracılığınızla seyircilerime gökteki yıldızların sayısı kadar teşekkür ediyorum.

Halkın gözü, ağzı, kulağı oldu

— İnanılmaz bir rekor. Nasıl sağlanır böyle bir istikrar?

Sanatçı halkın gözü, ağzı, kulağı. Halkın yanında olduğunuz, dertlerini söylediğiniz zaman sizi seviyorlar. Ayrıca çok güldükleri zaman da unutmuyorlar. Araştırmacı bir oyuncuyum. Şehirlerin sevilen kişi, maskot ve amigoları vardır. Gittiğimde onları bulurum. Oyunda onlardan bahsederim, yaptığı hareketlerden yaparım.

Sonra sevgi ve saygımı seyircimden hiç eksik etmedim. İnsan onuruyla katiyetle hiç oynamadım. Oyunda, ‘Kör müsün?’, ‘Sağır mısın?’ diye yazarsa bunları silip, görmüyor musun, duymuyor musun diye düzeltirim. Çünkü seyircilerden bazıları doğuştan ya da bir kazada gözlerini kaybetmiş olabilir. Hiçbir insan rahatsızlığını tiye aldırtmam.

— Sürekliliğin sırrı bu mu?

— Sırrı bu. Bir de şu: Ya çok güldüreceksin ya da ağlatacaksın. Bu iki şey çok önemli.

— Oyunları siz mi yazıyorsunuz?

Ben yazmasam da Shakespeare’in bir oyununu alıyorum. Ama afişe yazıyorum: Yazan Shakespeare, kuşa çeviren Nejat Uygur. O zaman kritikçiler diyor ki, ‘Ne yazalım, adam itiraf ediyor.’

— Doğaçlama mı yapıyorsunuz?

Bir oyunu alıp adapte ediyorum veya ben yazıyorum. Yazdığımı bir daha okuyunca ezberliyorum. Çünkü yönetmenliğini de yapıyorum. Karşımdakilerin rollerini bilmem lazım. Provalarda onlara bana nasıl pas vereceklerini anlatırım. Normal bir oyunda eğer o gece başlamışsam oyunun muhakak ki on yerinde bir doğaçlama gelir aklıma. Kelime oyunları yaparım. Bir de afişteki oyun isimlerimi çok tutarlar.

— Geçenlerde ciddi bir rahatsızlık geçirdiniz. Bu sırada neler yaşadınız?

Beyine giden küçük sinirsel damarların birinde sürmenaj denilen bir rahatsızlık oluştu. Şimdi çok şükür iyiyim. Seyircilerim yolda çevirip ağlayarak öptüler. Oyunun başlama saatlerinde rahatsızlık hissediyor, sinirli oluyordum. O anda benim oynamam lazımdı..

— Son nefesinizi sahnede vermeyi arzuladığınızı söylüyorsunuz, sizin için asıl ölüm sahneden uzaklaşmak mı?

Sahneden uzaklaşmak koma durumu gibi.

İki takipçisi var

— Sahnede ölmeyi istemek nasıl bir duygu?

— Görev başında ölmeyi kendime göre belki şehitlik olarak düşünüyorum. Arzum bu, inşaallah da böyle olur. Büyük Allah’ım ne zaman takdir eder bilemem.

— Çocuklarınızdan tiyatro ile uğraşmayan var mı?

Beş oğul 10 torun var. İki tanesi tiyatrocu oldu. Öbürleri kabiliyetsiz çıktı. Televizyonda program yapan Süheyl ile Behzat tiyatrocu. Süha tiyatronun müdürü. Rol verdim, geri aldım. En büyüğü Ahmet, Kadıköy’de konservatuarda müdür. Korna çalıyor. Kemal ise müzik öğretimi gördü, piyanist.

Hemen hemen hepsi de sanatçı. Behzat ile Süheyl özel kolejde okudular. Tiyatro eğitimlerini Nejat Uygur Tiyatrosu’nda aldılar. Süheyl, babam ne olur bana rol versin diye annesine söylemiş. Rol verdim, çok da güzel oynadı. Behzat’ın tiyatrocu olması ise ilginç. Süheyl ile anlaşmışlar. “Hastane mi Kestane mi” adlı oyunda, Behzat, hastane görevlisini oynayan Süheyl’in önünden çok tabii, natürel olarak birkaç defa geçiyor. Süheyl kızıp, ‘Beyfendi burası piyasa caddesi değil, niye geçip duruyorsun’ diye söyleniyor. Behzat ise ‘Ben geçerim’ diyor. Süheyl, ‘Nasıl geçersin?’ diye sorunca, ‘Burası benim babamın tiyatrosu, ben Nejat Uygur’un oğluyum.’ diyor. Süheyl de, ‘Ben kızı mıyım?’ diyor. Seyirci de gülüyor. Bu bölümü sonradan oyuna ekledik. Geldiklerinde bazen torunları da sahneye çıkarıyorum.

Dört oğlu turnede doğdu

— Eşiniz de tiyatrocu. Beş çocukla tiyatro yapmak zor olmadı mı?

Necla’nın tiyatroculuğu hemen hemen benimle beraber. Necla hakikaten büyük anne. Altıncı çocuğum Nejat, der. Analık müessesesi çok mühim. Düşünebiliyor musunuz? Büyük oğlum Ahmet haricinde diğer dört oğlum Anadolu’da turne sırasında doğdu. Bir kadın Anadolu turnelerinde, bu akşam oynuyor, yarın yolda. Süha ile Süheyl ikizdir. Samsun’da doğdular. Necla oynuyor. Zafer Sineması’nda. Birden bire sancısı tuttu. Hemen hastaneye götürdüler. Yarım saat sonra sinema müdürü geldi. Kuliste müjdemi isterim oğlun oldu dedi. Biraz sonra bir oğlun oldu bahşişimi isterim, dedi. Tamam söylemiştin deyince, bu ikincisi dedi. Sinemanın tavanı başımıza yıkıldı. Onun için ben Necla Uygur’u, her yıl yılın anası seçiyorum. Hakikaten zordu. Bizim o seneki kadromuzda 26 tane çocuk vardı. Bunların mesuliyeti bana ait. Hep beraber turneye çıkıyorduk. Bizim hayatımız ne biliyor musunuz, her zaman onu söylerim: Şeker yiyorsunuz ağzınız tatlanıyor, biber yiyorsunuz gözünüz yaşlanıyor. Ben de diyorum ki: Hayat gelip geçiyor ağlamakla gülmekle, zaten komiklik yapıyorum ben böylesine bir dünyaya gelmekle…

— Neden argo kullanıyorsunuz?

Ama bazı politikacılardan daha terbiyeli argo kullanıyorum. Meclis’teki kavgaları görüyorsunuz.

— İnsan onuru ile oynamadım diyorsunuz, hem de argo kullanıyorsunuz, burada ince çizgiyi nasıl koruyorsunuz?

Argoyu yumaşatarak kullanıyorum. Seyircilerin, bazı insanların söylemek isteyip de söyleyemediği şeyler vardır. Onlar namına bunları söylüyorum.

Hiç yuhalanmadı

— Hiç yuhalandığınız olmadı mı?

Yok, hiç ama.

— Çıkıp birisi iyi hoş da şu yaptığınızı beğenmiyorum da mı demedi?

— O olabilir. Şöyle ki; her oyun sonunda daima protokol defterim açıktır. Seyirciler buraya düşüncelerini yazarlar. Vatandaşım çok kibar. Beğenmese bile önce bir iki satır gördüğü güzellikleri anlatıyor, ardından da eleştirisini yapıyor.

‘Burası şöyle olmaz mıydı?’ cinsinten eleştiriler tabii ki alıyorum. Hatta birisi ‘Bu oyun bu paraya değmez.’ diye yazmış. Görevliye mutlaka telefon numaralarını da yazsınlar diyorum. Yazanları tek tek arayıp görüşlerini alıyorum. Mesala bir seyirci bilet parasından daha fazlasını tiyatroya gelip gitmek için taksiye verdiğini yazmış. Haklı, oyun geç bitiyor. Otobüs saatleri de geçiyor. Bunun üzerine İstanbul içinde oyunu seyircinin ayağına götürmeye başladım. Gidip Karagümrük, Yeşilköy, Çekmece, Ataköy’de oynuyorum.

— Şimdiye kadar kaç oyun sergilediniz?

Küçükleri ile beraber, bu kadar yıl içinde herhalde oynadığım oyun sayısı 1000’e yakındır.

— Türkiye’de gitmediğiniz yer var mı?

Hemen hemen yok.

— Avrupa’da nerelere gittiniz?

Avusturya, Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika ve İngiltere. Amerika’da şov yaptım. Avustralya’ya gittim.

Ayhan Songar reçeteye yazdı

— Ekolünüzün temelinde ne var?

Güldürme var. Rahmetli psikiyatrist Ayhan Songar bir hastasına reçete yazmış. Hastaya ‘Bu üç ilacı alacaksın’ demiş. En alta da şöyle yazmış: “Hemen Nejat Uygur tiyatrosuna gideceksin.” Hasta olan adam sonra benim arkadaşım oldu. Gittikçe iyileştiğini gördüm.

— Genç mizahçılarımızı nasıl buluyorsunuz?

Genç mizahçılar iyiler ama bazıları çok absürt espriler yapıyorlar. Tek kişilik şovlar yapan gençler var. Onlara meddah diyorum. Her koyun kendi bacağından asılır. Eğer seyirci gelip iyi kötü yaşayacağınız kadar koltukları dolduruyorsa, yani cevap veriyorsa, tiyatrocu birşey yapıyor demektir. Bu sevildiğinizin, muvaffak olduğunuzun ispatıdır. Shakespeare, ‘Tiyatro seyirciyle vardır’ diyor. Bir de benim iddiam, sanat sanat için değil, sanat toplum içindir.

— Gördüğünüz dertlerini mizahi bir dille ortaya koyduğunuz halka ciddi olarak ne söyleyeceksiniz?

Sabrın sonu selamettir. Ama nereye kadar sabretmek? Bundan sonrasını ben çözemiyorum. Çünkü o kadar oynak, plastik bir politikamız var ki, elinize almak istiyorsunuz kaçıveriyor. Bunun içinden ben çıkamadım.

Nejat Uygur’un 2001’de Verdiği Röportaj

Bugün büyük usta Nejat Uygur’un aramızdan bedenen ayrılışının 1.yılı. 3 kuşağın tiyatro oyunlarıyla büyüdüğü Nejat Uygur’u Saygı ve özlemle anıyoruz.

Büyük Usta Nejat Uygur 2001’de Aksiyon Dergisi’nden Emin Akdağ’a röportaj vermiş, kendisiyle ilgili merak edilenleri, genç mizahçıları nasıl bulduğunu anlatmıştı.

 

İlaç diye reçeteye yazılan adam…

17 Kasım 2001 / EMIN AKDAĞ
“Sanatçı halkın gözü, ağzı, kulağı. Halkın yanında olduğunuz, dertlerini söylediğiniz zaman sizi seviyorlar. Ayrıca çok güldükleri zaman da unutmuyorlar. Sevgi ve saygımı seyircimden hiç eksik etmedim. İnsan onuruyla katiyetle hiç oynamadım. Oyunda, ‘Kör müsün?’, ‘Sağır mısın?’ diye yazarsa bunları silip, görmüyor musun, duymuyor musun diye düzeltirim”
Aslında onunla görüşmeyi beş ay önce planlamıştım. Ama bir türlü nasip olmuyordu. Arıyordum; Anadolu’ya turneye gitmişti. Bir müddet sonra yeniden aradığımda Avrupa’daki gurbetçilere koşmuştu… Bu böyle devam ederken tam görüşecektik ki ciddi bir rahatsızlık yaşadı. Doktorlar ümitsizdi, ben ise üzgün. Röportajın ne önemi vardı ki, güldürünün duayeni ölümle kalım arasındaydı. Ancak kısa sürede tehlikeyi atlatıp evinde nekahate çekildi. Doktorlar bu kez şaşkındı, ama ben sevinçliydim. Çünkü o hem sağlığına kavuşuyor, hem de röportaj için ümit beliriyordu.Üç nesil onu tanıyor, onunla gülüyor. Vaka ümitsizken tehlikeyi atlatmasını ömür boyu yaptığı spora borçlu olduğunu söylüyor. Nejat Uygur ile Nejat Uygur’u Nejat Uygur yapan faktörleri ve yakadığı sürekliliğin sırlarını konuştuk.— Nejat Uygur kimdir?1927 yılında Kilis’te doğdum. Annem edebiyat öğretmeni, babam vefat ettiğinde kurmay albaydı. Üç kardeşiz. 11 ay büyüğüm New York’ta beyin cerrahı. Küçüğüm Recai de Fransa’da müzik yapıyor.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümünde öğrenim gördüm.

İyi ki heykelcilik

okumuştu…

— Okul sonrası heykeltıraşlıkla uğraştınız mı?

Heykel eğitimi benim ve tiyatromun hayatını kurtardı. 1960 İhtilali olduğunda Antakya’da oynuyorduk. Tiyatro durunca, büyük bir bozguna girdik. Ne yaparım diye kara kara düşünür ve otele alınan gazetelere bakarken aklıma bir fikir geldi. Birinci sayfada Cemal Gürsel’in fotoğrafı vardı. Birkaç farklı gazete daha aldırdım. Gürsel’in cepheden, parstan ve profilden resimlerini gördüm. Otelciden testi çamurunun Kırıkhan’dan temin edilebileceğini öğrendim. Oradan aldığımız çamuru güzel bir terbiye ettim, yağladım. Tezgahı kurdum. Başladım çalışmaya. İlk etapta dört tane yaptım. Bronze ettim. Öyle günlerdeyiz ki vatandaş sokakta askeri gördü mü omuzuna alıyor. Heykellerle çarşıya girdim. Gören, ‘Nejat Abi o ne?’ diye soruyor. Gürsel’in büstü, deyince, elimdekileri kısa sürede sattım.

25—30 adet yapıp satmışımdır. Heykel bilgim beni büyük bir bozgundan kurtardı.

— Aslen nerelisiniz?

Ben Kilis’te doğdum ama babam Sarıyerli. Babam ve annemin mesleği sebebiyle çocukluğum deplasmanda geçti. Lise tahsilime kadar 14 ayrı yerde okudum.

1950’de tiyatrosunu kurdu

— Tiyatroya ilgi duymanız ve başlamanız nasıl oldu?

Anne—babamın sanatseverliğinin bana olağanüstü yardımı oldu. Arkadaşlara arasında oyunlar oynuyorduk. İlkokul müsameresinde bana bir monolog verdiler. Çok sevip alkışladılar. Bir daha okuttular. Alay günlerinde babama telefon ediyorlardı. Behzat, Nejat’ı gönder de bizi bir güldürsün diye. Bu böyle devam ederken bendeki tiyatro sevgisi pekişti. Sarıyer’e geldik. Konservatuvar gibi halkevleri vardı. Tiyatro, müzik, spor kursları veriliyordu. Sarıyer Halkevi’ne babam beni götürdü. 16–17 yaşlarındaydım. O yıldaki halkevi arkadaşlarımızdan bazıları; Devlet Sanatçısı Semih Sergen, rahmetli Sadettin Erbil, Turhan Karacaoğlu, Zihni Küçümen, Ergin Orbey… Sonra İstanbul içinde turneler yapmaya başladık. Yavaş yavaş sevildik, tanındık. Gazeteler küçük küçük yazmaya başladı. Sonra 1946’da asker ocağı geldi. Komutanlarımıza, tatil günlerinde çalışarak bir komedi hazırladığımızı ve oynamak istediğimizi söyledim. Hadi bakalım seyredelim dediler. Ordu evlerine çağırıyorlardı. Moral turnelerine gidiyorduk.

Askerlik bitti, 1949’dan 1950’ye girerken profesyonel Nejat Uygur tiyatrosunu kurdum.

— Perde kapatmaz tiyatro diye şöhretiniz var…

Türkiye’de bir rekordur benimkisi. Özel tiyatrolar arasında perdemizi hiç kapatmadan 52. yılımıza girdik. Buradan sizin aracılığınızla seyircilerime gökteki yıldızların sayısı kadar teşekkür ediyorum.

Halkın gözü, ağzı, kulağı oldu

— İnanılmaz bir rekor. Nasıl sağlanır böyle bir istikrar?

Sanatçı halkın gözü, ağzı, kulağı. Halkın yanında olduğunuz, dertlerini söylediğiniz zaman sizi seviyorlar. Ayrıca çok güldükleri zaman da unutmuyorlar. Araştırmacı bir oyuncuyum. Şehirlerin sevilen kişi, maskot ve amigoları vardır. Gittiğimde onları bulurum. Oyunda onlardan bahsederim, yaptığı hareketlerden yaparım.

Sonra sevgi ve saygımı seyircimden hiç eksik etmedim. İnsan onuruyla katiyetle hiç oynamadım. Oyunda, ‘Kör müsün?’, ‘Sağır mısın?’ diye yazarsa bunları silip, görmüyor musun, duymuyor musun diye düzeltirim. Çünkü seyircilerden bazıları doğuştan ya da bir kazada gözlerini kaybetmiş olabilir. Hiçbir insan rahatsızlığını tiye aldırtmam.

— Sürekliliğin sırrı bu mu?

— Sırrı bu. Bir de şu: Ya çok güldüreceksin ya da ağlatacaksın. Bu iki şey çok önemli.

— Oyunları siz mi yazıyorsunuz?

Ben yazmasam da Shakespeare’in bir oyununu alıyorum. Ama afişe yazıyorum: Yazan Shakespeare, kuşa çeviren Nejat Uygur. O zaman kritikçiler diyor ki, ‘Ne yazalım, adam itiraf ediyor.’

— Doğaçlama mı yapıyorsunuz?

Bir oyunu alıp adapte ediyorum veya ben yazıyorum. Yazdığımı bir daha okuyunca ezberliyorum. Çünkü yönetmenliğini de yapıyorum. Karşımdakilerin rollerini bilmem lazım. Provalarda onlara bana nasıl pas vereceklerini anlatırım. Normal bir oyunda eğer o gece başlamışsam oyunun muhakak ki on yerinde bir doğaçlama gelir aklıma. Kelime oyunları yaparım. Bir de afişteki oyun isimlerimi çok tutarlar.

— Geçenlerde ciddi bir rahatsızlık geçirdiniz. Bu sırada neler yaşadınız?

Beyine giden küçük sinirsel damarların birinde sürmenaj denilen bir rahatsızlık oluştu. Şimdi çok şükür iyiyim. Seyircilerim yolda çevirip ağlayarak öptüler. Oyunun başlama saatlerinde rahatsızlık hissediyor, sinirli oluyordum. O anda benim oynamam lazımdı..

— Son nefesinizi sahnede vermeyi arzuladığınızı söylüyorsunuz, sizin için asıl ölüm sahneden uzaklaşmak mı?

Sahneden uzaklaşmak koma durumu gibi.

İki takipçisi var

— Sahnede ölmeyi istemek nasıl bir duygu?

— Görev başında ölmeyi kendime göre belki şehitlik olarak düşünüyorum. Arzum bu, inşaallah da böyle olur. Büyük Allah’ım ne zaman takdir eder bilemem.

— Çocuklarınızdan tiyatro ile uğraşmayan var mı?

Beş oğul 10 torun var. İki tanesi tiyatrocu oldu. Öbürleri kabiliyetsiz çıktı. Televizyonda program yapan Süheyl ile Behzat tiyatrocu. Süha tiyatronun müdürü. Rol verdim, geri aldım. En büyüğü Ahmet, Kadıköy’de konservatuarda müdür. Korna çalıyor. Kemal ise müzik öğretimi gördü, piyanist.

Hemen hemen hepsi de sanatçı. Behzat ile Süheyl özel kolejde okudular. Tiyatro eğitimlerini Nejat Uygur Tiyatrosu’nda aldılar. Süheyl, babam ne olur bana rol versin diye annesine söylemiş. Rol verdim, çok da güzel oynadı. Behzat’ın tiyatrocu olması ise ilginç. Süheyl ile anlaşmışlar. “Hastane mi Kestane mi” adlı oyunda, Behzat, hastane görevlisini oynayan Süheyl’in önünden çok tabii, natürel olarak birkaç defa geçiyor. Süheyl kızıp, ‘Beyfendi burası piyasa caddesi değil, niye geçip duruyorsun’ diye söyleniyor. Behzat ise ‘Ben geçerim’ diyor. Süheyl, ‘Nasıl geçersin?’ diye sorunca, ‘Burası benim babamın tiyatrosu, ben Nejat Uygur’un oğluyum.’ diyor. Süheyl de, ‘Ben kızı mıyım?’ diyor. Seyirci de gülüyor. Bu bölümü sonradan oyuna ekledik. Geldiklerinde bazen torunları da sahneye çıkarıyorum.

Dört oğlu turnede doğdu

— Eşiniz de tiyatrocu. Beş çocukla tiyatro yapmak zor olmadı mı?

Necla’nın tiyatroculuğu hemen hemen benimle beraber. Necla hakikaten büyük anne. Altıncı çocuğum Nejat, der. Analık müessesesi çok mühim. Düşünebiliyor musunuz? Büyük oğlum Ahmet haricinde diğer dört oğlum Anadolu’da turne sırasında doğdu. Bir kadın Anadolu turnelerinde, bu akşam oynuyor, yarın yolda. Süha ile Süheyl ikizdir. Samsun’da doğdular. Necla oynuyor. Zafer Sineması’nda. Birden bire sancısı tuttu. Hemen hastaneye götürdüler. Yarım saat sonra sinema müdürü geldi. Kuliste müjdemi isterim oğlun oldu dedi. Biraz sonra bir oğlun oldu bahşişimi isterim, dedi. Tamam söylemiştin deyince, bu ikincisi dedi. Sinemanın tavanı başımıza yıkıldı. Onun için ben Necla Uygur’u, her yıl yılın anası seçiyorum. Hakikaten zordu. Bizim o seneki kadromuzda 26 tane çocuk vardı. Bunların mesuliyeti bana ait. Hep beraber turneye çıkıyorduk. Bizim hayatımız ne biliyor musunuz, her zaman onu söylerim: Şeker yiyorsunuz ağzınız tatlanıyor, biber yiyorsunuz gözünüz yaşlanıyor. Ben de diyorum ki: Hayat gelip geçiyor ağlamakla gülmekle, zaten komiklik yapıyorum ben böylesine bir dünyaya gelmekle…

— Neden argo kullanıyorsunuz?

Ama bazı politikacılardan daha terbiyeli argo kullanıyorum. Meclis’teki kavgaları görüyorsunuz.

— İnsan onuru ile oynamadım diyorsunuz, hem de argo kullanıyorsunuz, burada ince çizgiyi nasıl koruyorsunuz?

Argoyu yumaşatarak kullanıyorum. Seyircilerin, bazı insanların söylemek isteyip de söyleyemediği şeyler vardır. Onlar namına bunları söylüyorum.

Hiç yuhalanmadı

— Hiç yuhalandığınız olmadı mı?

Yok, hiç ama.

— Çıkıp birisi iyi hoş da şu yaptığınızı beğenmiyorum da mı demedi?

— O olabilir. Şöyle ki; her oyun sonunda daima protokol defterim açıktır. Seyirciler buraya düşüncelerini yazarlar. Vatandaşım çok kibar. Beğenmese bile önce bir iki satır gördüğü güzellikleri anlatıyor, ardından da eleştirisini yapıyor.

‘Burası şöyle olmaz mıydı?’ cinsinten eleştiriler tabii ki alıyorum. Hatta birisi ‘Bu oyun bu paraya değmez.’ diye yazmış. Görevliye mutlaka telefon numaralarını da yazsınlar diyorum. Yazanları tek tek arayıp görüşlerini alıyorum. Mesala bir seyirci bilet parasından daha fazlasını tiyatroya gelip gitmek için taksiye verdiğini yazmış. Haklı, oyun geç bitiyor. Otobüs saatleri de geçiyor. Bunun üzerine İstanbul içinde oyunu seyircinin ayağına götürmeye başladım. Gidip Karagümrük, Yeşilköy, Çekmece, Ataköy’de oynuyorum.

— Şimdiye kadar kaç oyun sergilediniz?

Küçükleri ile beraber, bu kadar yıl içinde herhalde oynadığım oyun sayısı 1000’e yakındır.

— Türkiye’de gitmediğiniz yer var mı?

Hemen hemen yok.

— Avrupa’da nerelere gittiniz?

Avusturya, Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika ve İngiltere. Amerika’da şov yaptım. Avustralya’ya gittim.

Ayhan Songar reçeteye yazdı

— Ekolünüzün temelinde ne var?

Güldürme var. Rahmetli psikiyatrist Ayhan Songar bir hastasına reçete yazmış. Hastaya ‘Bu üç ilacı alacaksın’ demiş. En alta da şöyle yazmış: “Hemen Nejat Uygur tiyatrosuna gideceksin.” Hasta olan adam sonra benim arkadaşım oldu. Gittikçe iyileştiğini gördüm.

— Genç mizahçılarımızı nasıl buluyorsunuz?

Genç mizahçılar iyiler ama bazıları çok absürt espriler yapıyorlar. Tek kişilik şovlar yapan gençler var. Onlara meddah diyorum. Her koyun kendi bacağından asılır. Eğer seyirci gelip iyi kötü yaşayacağınız kadar koltukları dolduruyorsa, yani cevap veriyorsa, tiyatrocu birşey yapıyor demektir. Bu sevildiğinizin, muvaffak olduğunuzun ispatıdır. Shakespeare, ‘Tiyatro seyirciyle vardır’ diyor. Bir de benim iddiam, sanat sanat için değil, sanat toplum içindir.

— Gördüğünüz dertlerini mizahi bir dille ortaya koyduğunuz halka ciddi olarak ne söyleyeceksiniz?

Sabrın sonu selamettir. Ama nereye kadar sabretmek? Bundan sonrasını ben çözemiyorum. Çünkü o kadar oynak, plastik bir politikamız var ki, elinize almak istiyorsunuz kaçıveriyor. Bunun içinden ben çıkamadım.

Emine Ülker Tarhan, Anadolu Partisi’yle Hedeflerini Anlattı

0

Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa eden Emine Ülker Tarhan bugün Anadolu Partisi’nin kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı’na teslim etti. CHP’den istifa ettikten sonra İşçi Partisi ve HEPAR’la anılan Tarhan siyasete yeni kurduğu partiyle devam edecek.

Dün akşam saatlerinde Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Emine Ülker Tarhan, yeni siyasi partisiyle hedeflerini ilk kez açıklamış oldu.

İşte o röportaj:

CHP’den ayrıldıktan sonra nasıl hareket edeceği merak konusu olan Bağımsız Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, yeni siyasi partisine ilişkin detayları Amerika’nın Sesi’ne açıkladıktan sonra “Anadolu Partisi”nin İçişleri Bakanlığı’na kuruluşunu gerçekleştiriyor.

Bağımsız Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, CHP’den istifasının ardından DSP gibi var olan siyasi partilere katılmak yerine “kurucu genel başkanlık” koltuğunda oturacağı Anadolu Partisi kuruluş hazırlığını açıkladı.

Amerika’nın Sesi’nin sorularını dün akşam yanıtlayan Tarhan, yeni siyasi partisiyle hedeflerini ilk kez açıklamış oldu.

Hedefinde yüzde 26 oranındaki kararsız seçmen olan Tarhan’a göre, Türkiye’de böylesi yeni bir siyasi parti beklentisi ise yüzde 46 oranında. Bu noktada Tarhan, Türkiye’de demokrasiye duyulan inancı devam ettirebilmek adına “umut” için yola çıktığını açıkladı.

VOA: “Deniz Baykal’ın sizin partide tutulmanız gerektiği yönündeki görüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Emine Ülker Tarhan: “Teşekkür ederim iyi dilekleri için. Ama ben yaptığım her şeyi, verdiğim her kararı mantık süzgecinden geçirdiğim için dostlarımdan ayrılma pahasına, o inançlı CHP tabanından ayrılma pahasına verdiğim kararın arkasındayım.”

VOA: “Başka bir partiye geçiş veya yeni siyasi parti hamleniz olacak mı?”

Tarhan: “Toplumun tüm kesimlerinden yeni bir yol haritam olup olmadığına dair anlamaya çalışma gayretlerini görüyorum. Çizeceğim yol toplumun yönlendirmesiyle olacak. Şu anda izliyorum, değerlendiriyorum.”

VOA: “Sizden sonra Süheyl Batum parti yönetimini eleştirdi ve hemen arkasından parti yönetimince kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildi. Son olarak Birgül Ayman Güler de CHP yönetimini istifaya çağırdı. CHP’deki süreç sizce nasıl devam edecek?”

Tarhan: “Bunu bilemiyorum. Benim verdiğim çok kişisel bir karardır. Diğer milletvekilleri arkadaşlarım ne düşünüyor bilemiyorum. Sayın Süheyl Batum Türkiye’nin yetiştirdiği çok değerli bir hoca. Bazı yapılar kendi değerlerini korumaya odaklanırken bazı yapılarca tasfiye çalışması yapılmasını üzücü buluyorum. Bakıyoruz iktidar partisi yüzde 50’den söz ediliyor ama pek çok insanı kucaklamaya çalışan eğiliminde görülürken, muhalefetin bu kaygıları taşımaması, oy oranı düşmesine rağmen kayıplara uğramasını üzücü karşılıyorum.”

VOA: “Bu noktada CHP de başka oyları alabilmek adına örneğin Mehmet Bekaroğlu gibi isimleri transfer etti ve geçtiğimiz günlerde Bekaroğlu ismi çerçevesinde de CHP’de tartışma yaşandı. CHP’de sizce bu açılımı yaparak oy oranını arttırabilir mi?”

Tarhan: “Aslında sadece CHP’yi de konuşmak istemiyorum. Ben artık başka bir dünyaya bakıyorum. Başka bir dünya mümkün diyenlerin temsilcisi olmak istiyorum, düşünüyorum. Bu ülkede çok ciddi bir temsil sorunu var. Daha önce söylediğim bir ifadeyi hatırlatayım, gri ve siyahlar arasında ben kırmızıyım diyenlere de şans vermek gerekiyor. O yüzden o temsil sorununa odaklanmış durumdayım. Aksi takdirde insanlar demokrasiye inancını yitirecek. Gençler, kadınlar sandığa gitmeyecek. Kendilerinin temsil edilmediğini düşünen çok önemli bir kitle son seçimde sandığı boykot ettiler. Sandığa küsmek demokrasi için felakettir. Onlara yeniden umut vermek, demokrasiye inançlarını yeniden güçlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Benim şu anda CHP üzerinde değil bu konuda çalışmalarım var.

CHP eğer benim kurultay çağrıma gerçek anlamıyla uysa idi, partideki o travmayı gidermek için nezaketle yapılmış bir çağrıydı. Keşke kavgalar, öfke krizleri olmasaydı da yol haritası çizilecekti. O zaman ideolojik tanımlama da yapılabilecekti. O zaman bir eylem ve söylem tutarlılığı sağlanabilecekti. Ama şu açık ki CHP programında yazılanlardan başta geleni şöyle diyor; altı oka bağlılık ile Anadolu ve Trakya’nın felsefi birikimine saygı. Böyle söylüyor. Bunun dışındakiler ideolojik olarak sorgulanmalı.”

VOA: “2015 seçimleri siz bu bahzettiğiniz gençleri ve kadınları sandığa getirmekten mümkün olacak mı?”

Tarhan: “‘Neden olmasın?’ diyorum. Türkiye’de kararsız kesimin oy oranının yüzde 26 küsur olduğu ve yeni bir parti ihtiyacı duyanların oranın yüzde 42 küsur olduğu görülüyor. Bunlar olağanüstü oranlar. İkinci bir umutsuzluk dalgası toplumun demokrasiye inancını, Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi tekrarlanması halinde, zayıflatacağını düşünüyorum.”

‘Majestelerinin iktidarı-muhalefetiyle başkanlık sistemi var’

VOA: “2015 seçimlerinde AKP’nin gündeminde alacakları oy oranına göre başkanlık sistemini hayata geçirme hedefi de var.”

Tarhan: “Bakın seçim hiç yapılmamış gibi de olabilir. AKP 42-51 bandında görülüyor. Diğerleri de hep aynı hamam aynı tas. Bu tablonun değişmeyeceğine ve umudun yeşermeyeceğine işaret ediyor. Anayasa’yı değiştirseler ne olur değiştirmeseler ne olur? Bugün anayasamızda, yargı bağımsızdır, basın özgürdür yazıyor. Fiilen bunlar var mı? Yargı bağımsız değil, basın özgür değil. Fiilen anayasadaki parlamenter sistem uygulanmıyor. Kadın da anayasada yazdığı üzere eşit değil bu ülkede. Fiilen zaten başkanlık sistemi uygulanıyor. Yürütmeyi, yargıyı bir kişi atıyor. Hatta ben ‘majestelerinin iktidarı ve majestelerinin muhalefeti’ diyorum. Bu ülkeyi ikisinden de memnun görünen bir adam yönetiyor.

‘Yeni parti suç şebekesi yönetimini frenleyecek’

O yüzden ben anayasayı değiştirmeleri bile gerekmez diyorum. Çünkü zaten fiilen başkanlık sistemi var. Ama nedir, eğer anayasa değişikliği ile meşru zemine bunu oturtabilirlerse yolsuzluklar nedeniyle olası yargı takiplerini de onları önlemek bakımından kendilerine güç kazandırır. Bunu tabi ki engellemek gerekiyor. Bunun için de TBMM’ye yeni bir partinin girmesi ve bir ülkeyi suç şebekesi gibi yöneten bir anlayışın frenlenmesi gerekiyor.”

‘Kürtler ile Türkler’in birlikte yaşama iradesi güçlenecek’

VOA: “2015 seçimleriyle ilgili bir başka kırılmada Kürt Sorunu’nun çözümünde görülüyor. Siz bu Kürt Sorunu’nun çözümünün nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Tarhan: “Kürt Sorunu elbette çözülmelidir. Ben bununla ilgili çözüm önermeyen anlayış düşünemiyorum. Bu topraklarda sekülerizmin değerini öyle iyi anlıyoruz ki çevremizdeki kafa kesmekteki anlayışı gördükçe. Sekülerizm de çağdaş ulus-devlet de daha iyi anlaşılmaktadır. Ben Kürtler’de de Türkler’de de birlikte yaşama iradesi bu dönemde güçlenecektir diye düşünüyorum.

‘Hükümet Kürt Sorunu’nu seçim sonrasına erteleyecektir’

Çözüm elbette bulunmalıdır. Ama silahlarını bırakmamış bir terör örgütü ile dünyanın hiçbir yerinde çözüm bulunacağını da düşünmüyorum. Ancak siyasi temsilcilerle olur. Başınıza silah dayanmış bir ortamda özgür irade sergileyemezsiniz. O anlamda siyasi kurumlarla çözülebilir diye düşünüyorum.”

VOA: “Süreçte Kürtçe eğitim, ana dilde eğitim ve Abdullah Öcalan’a sekreterya kurulması gibi çok kesin talepler var. Sizce bu talepler gerçekleşmeden Kürt Sorunu çözülemez mi?”

Tarhan: “Aslında bunların çok açıklıkla konuşulması lazım. Hep bugüne kadar kaçamak davranılıyor. Hükümet’in taleplerin sadece kültürel talepler mi var yoksa toprak talebi mi var bunları bildiğini düşünmüyorum. Hep erteleme eğilimi var. Hele de seçime kadar çözmek niyetleri olduğu zannetmiyorum.

‘Toprak talebi var mı açıklıkla ortaya konulmalı’

Bir kere ne istediklerinin çok açıklıkla ortaya koyulması gerektiğini düşünüyorum. Kültürel talepler mi yoksa toprak talebi mi çok açıklıkla ortaya konulmalı ki bunun üzerine bir değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum.”

Toplumu kucaklayacak vaatler

VOA: “Bu yeni siyasi parti Türkiye’ye ne vaat edebilir?”

Tarhan: “Bir kere Türkiye çok yoruldu. Anadolu coğrafyasının kardeşlik coğrafyasının kutuplaşmadan, terörden, devlet baskısından çok yorulduğunu düşünüyorum. Gezi’nin nasıl bastırıldığını, ne canlar kaybedildiğini gördük. Dünya siyaset tarihinde her sert dönemin ardından daha yumuşak, kucaklayıcı, kapsayıcı aklıselimin egemen olduğu yeni bir yapı gelmiş. Toplum her sert dönemden sonra kucaklayıcı anlayışa sarılmış o görülüyor. Ben toplumun kucaklaşması anlayışı çerçevesinde politikalar üretecek özellikle de ekonomideki olası bir krizin karşısında, kadın-erkek eşitliğinde yeni şeyler söylenmesi, IŞİD tehlikesi karşısında seküler hattın koruması noktasında hareket edecek bir siyasi parti düşünüyorum. Türkiye çok yoruldu. AKP’de çok eskidi.”

Yıldız Yazıcıoğlu 14.11.2014

AMERİKA’NIN SESİ