Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 12

Birleşik Kamu-İş, “Birlik ve Dayanışma” gecesinde buluştu

0

Birleşik Kamu İş Görenleri Konfederasyonu (Birleşik Kamu-İş) İstanbul İl Başkanlığı cumhuriyetimizin 100. yılı onuruna düzenlediği “Birlik ve Dayanışma” gecesinde bir araya geldi. Birleşik Kamu İş Genel Başkanı Mehmet Yeşildağ, Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ve çok sayıda sendika yöneticisi ve üyesinin katıldığı gecede sendikal mücadelenin yanı sıra cumhuriyet ve laiklik mevziisinin önemi vurgulandı.

Umut KURNAZ

2024 yılında bir milyon emekçinin sendikal mücadeleye örgütlemenin hedefinin ilan edildiği gecede emekli olan öğretmenlere kıdem plaketi takdim edildi.

“BU DÜZENİ MUTLAKA DEĞİŞTİRECEĞİZ”
Gecenin ardından Röportajlık’a konuşan Birleşik Kamu İş İstanbul İl Başkanı ve Eğitim İş İstanbul 4 Nolu Şube Başkanı Alkoç Turan Başgönül, “Şartlar ve koşullar ne kadar zor, ne kadar çetin olursa olsun, gerekirse umudun bittiği yerde, ölüm fermanımızın imzalandığı, tüm dünyanın varlığımızın bitişini kutladığı kurtuluş mücadelesinin en derin yıllarında Anadolu’nun ortasından güneşi çekip getiren Mustafa Kemal’in inancı ve inadıyla, bu devranı döndürecek ve bu düzeni mutlaka değiştireceğiz…” dedi.

“CUMHURİYET DEVRİMİNİN TARİHSEL SORUMLULUĞU İLE…”
“Birleşik Kamu-İş’e bağlı sendikalarımızı tercih eden kamu emekçilerinin birlik ve dayanışma göstermesinin temelinde, sadece bir sendikaya üye olmaktan daha fazlası yatmaktadır.” diyen Başgönül, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilkelerine ve mirasına sahip çıkma fedakârlığı açısından da dünyadaki tüm sendikal hareketlerden çok daha fazlasıdır. Bizler, bu ülkeyi daha yaşanılabilir bir yer haline getirmek için, emeğimizi ve alın terimizi ortaya koyarak birlikte mücadele etme kararlılığımızla, cumhuriyet devrimlerinin bayraktarlığını yapıyor ve bu tarihsel sorumluluğu hep birlikte yüklenmiş olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.” İfadelerini kullandı.

“BİZLERİ ASLA SİNDİREMEYECEKLER”
Başgönül sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizleri yoksulluk ve cehalet kıskacına alıp nefes bile alamayacağımız bir yere hapsetmeye çalışıyorlar. Bizleri kapalı bir dünyaya hapsedip en basit temel ihtiyaçları bile lüks haline getiriyorlar. Amaçları bizleri sıkıştırıp çaresizliğe itmek, buradan da tüm radikal hareketleri hortlatıp bizleri sindirmeye çalışmaktır.

Ama bunu asla başaramayacaklar, çünkü her şeye rağmen cumhuriyetin kimliği bizlerden yana, cumhuriyetin söke söke savaş meydanlarında aldığı hakları bizlerden yana, bilim ve fen ile yoğurulmuş anlayışımız bizleri destekliyor. Bu sebeple ışığımızı asla söndüremeyecekler bizleri asla sindiremeyeceklerdir.

Cumhuriyetçi kamu emekçisi milletin vicdanıdır. Bizler cumhuriyet mirası ve kendi coğrafyasının yükselen yıldızı olan, Cumhuriyet kamu düzeninin mimarı ve sürekli inşacısıyız. Bizim mücadele inadımızı başka yapılar bu yüzden anlayamıyorlar. Çünkü onlar kamu emekçisinin emeğine göz koymuş, kamu emekçisinin emeğine ortak olan ve ülkemizin gerçek kimliğinin asla farkına varamayacak yapılardır. Birleşerek ve çoğalarak, bu anlayışı da yine hep birlikte yok edeceğiz.”

Musa Uçan yazdı: Sönük oyun, tatsız derbi

0

Özellikle derbilerin belirleyici faktörlerinden bir tanesidir ev sahibi takım taraftarının coşkusu ve yarattığı baskı. Haftalardır beklenen derbinin hemen öncesinde hain terör örgütü ile çatışmalarda verilen şehitlerin matemi sebebiyle haklı bir durgunluk hâkimdi Kadıköy tribünlerine.

Derbi yazıma geçmeden önce bölücü terör örgütünü lanetliyor, aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, ulusumuza başsağlığı diliyorum.

İki hoca da beraberliğe razıydı

Derbi önü analizimde İrfan Can’ın ortada, Cengiz’in sağda başlaması gerektiğini belirtmiştim ancak İsmail Kartal’ın, sebebini kimsenin çözemediği Crespo tercihini hiç hesaba katmadım.

Fenerbahçe orta saha ve hücum hattında Szymanski ve biraz İrfan Can dışında pres yapacak hiç kimse olmayınca, Toreira Demirbay ikilisi ile top tutmayı başaran Galatasaray, tempoyu da kendisi belirledi, topla da kendisi oynadı.

İlk yarıda ortaya çıkan %40’a %60 topla oynama yüzdesi, Galatasaray’ın kontrolü elinde tuttuğunun belirgin ispatı oldu.

Sürekli ve aktif pres, yıpratıcı baskı, dönen topları toplama, pas arası istatistiklerinde Fenerbahçe ve milli takımın en iyilerinden olan İsmail Yüksek’in sahada olmaması, takımın hücum hattını işlevsiz hale getirdi.

Pres, sertlik ve top kapma işini birileri yapmadığı zaman siz Tadic, Cengiz, Dzeko gibi oyunculardan bir şey bekleyemezsiniz.

Topu rakibe bırakıp, kazanılan toplarla tehlike yaratma stratejisi ile sahaya çıkıp, top kapacak adamı kenarda başlatarak kendi planınızı da sabote etmiş olursunuz.

İsmail Kartal kadroyu planlarken Crespo’nun hangi özelliğinden ötürü bu tercihi yaptı ve top kazanma, pres işini nasıl çözmeyi planladı anlamak zor.

İsmail Kartal kendisine zarar veriyor

10 senelik şampiyonluk özlemi, Fenerbahçe taraftarında şüphesiz bir gerilime sebep oluyor.

Kaybedilen puanlarda şimdiye kadar futbolcu, yönetim ve hakemlere yüklenen Fenerbahçe taraftarları, İsmail Kartal’a hiç toz kondurmadı.

Ancak kendi evinde beraberliğe razı ve edilgen oyun, kadro tercihi, rotasyonda taraftarların sevdiği Batshuayi, Kent, Mert Müldür gibi oyuncular kenarda adeta solup giderken Crespo, Zajc, Samet, King gibi isimlerin olabilecek her fırsatta doyasıya forma şansı bulması artık homurtuları beraberinde getiriyor.

Taraftar nezdinde geçen sene kredisi zaten tükenen bu isimlerde kimsenin görmediği hikmeti aramak, yerlerine oynayabilecek çok daha hazır oyuncular varken ısrarla bunları görmezden gelmek, Kartal’ın adaletini sorgulatıyor taraftara.

4 gün sonra Suudi Arabistan’da oynanacak Süper Kupa finalinde de Fred’in yanında Crespo tercihi olur ve o maç kaybedilirse, Kartal artık taraftarın eleştirilerini işitmeye başlayacaktır.

Derbiyi Fred değil İsmail Kartal belirler – Musa Uçan yazdı

0

Fikstür kaydırmalı hafta içi programının en dikkat çeken maçında Fenerbahçe, Kayseri’de kendi oyununu baskın biçimde sahaya koyarak en zor dört deplasmanın ikincisinden de üç puan çıkartmayı bildi.

Maçın sonuna kadar iyi bir maç yöneten Zorbay Küçük’ün Fred’e gösterdiği kırmızı kart ise, galibiyet sevincine şüphesiz gölge düşürdü.

Fredsiz Fenerbahçe derbide ne yapar?

Fenerbahçe cephesinde derbi öncesi herkesin cevap aradığı tek soru: Fred yerine kim oynamalı?

Bence, Fred yerine “kim” oynamalı değil, Fredsiz “nasıl” bir oyun oynanacağı esas soru.

İsmail Kartal, sakatlığı döneminde Fred yerine denediği oyunculardan, Fred oyunu ve temposu bekleyince diğer oyuncular da verimsizlik anaforunda kaybolmuş, seri puan kayıpları yaşamıştı Fenerbahçe.

Merkez orta saha pozisyonunda oynamak istediğini röportajlarda da söyleyen İrfan Can, mevcut fiziksel formu ve temposu ile Fred’in yokluğunda 8 numara pozisyonunun şüphesiz en gözde adayı.

Fizik ve teknik olarak kariyer sezonunu geçiren milli yıldız yerine, topa basan ve ikili mücadelelerde sık sık yere düşen Crespo ve İsmail ikilisi, Galatasaray için avantaja dönüşebilir zira Okan Buruk’un öncelikli planı rakibi orta sahada durdurup tempoyu yönetmek olacaktır.

Diğer yandan sezon başından bu yana ilk defa beklenen oyunu son maçta sergileyip bir gol bir asiste galibiyete büyük katkı sağlayan Cengiz’in bu maçta da ilk 11 çıkması onu kazanmak adına da doğru olacaktır.

Roma’da Dzeko ile harika bir ikili olan Cengiz’in ortaları ve sürati, maçı çözmek için kilit rol oynayabilir.

Galatasaray sol beki istikrarsız

Leipzig zamanlarını mumla arayan Angelinho, bir türlü isteneni veremeyen Kazımcan ile bir türlü dikiş tutmayan Galatasaray sol beki, takımın en aksayan mevkisi.

Nitekim Okan Buruk’un Karagümrük maçında orada Barış Alper’i denemesi, bu istikrarsızlığın bir neticesi.

İrfan Can’a kıyasla çok daha komple bir kanat oyuncusu olan Cengiz’in sağda oynayacağı bir senaryoda Galatasaray, sol tarafından ciddi açıklar verebilir.

Zaha ve Kerem’in de geri koşu özellikleri olmadığını düşünürsek Abdülkerim için ekstra mesai gerektiren bir maç olur böylesi bir senaryo.

Fred’in yokluğu elbette Fenerbahçe oyun planı için çok büyük bir eksik ama sonucu onun yokluğu değil; Fenerbahçe teknik direktörünün o yokluğa bulacağı formül belirleyecek.

Bir Kuşak Yazıyor – Gülbahar Beştepe – İdil Biret

0

Bir Harikanın Beyaz Tuşları 

21 Kasım 1941’de Ankara’da dünyaya geldi. Biret, çok şanslı bir çocuk olduğunu düşünüyor. Annesinin ailesinde herkes bir müzik aletiyle ilgileniyordu, amatör olsalar da hepsi müziği kendi zevkleri için yaptılar. Annesi keman ve piyano sanatları alanında, kuzenleriyle birlikte klâsik (alaturka) müzik adına çalışmalar yapmış; anneannesi ise piyano çalarak, kompozisyonlar ve şiirler yazarak gününü geçirirmiş. Bebekken ağladığında onu bir tek anneannesinin çaldığı piyano susturabilirmiş.

Biret, onların çalışmalarını dinlerken ilk notasını 2.5 yaşında öğrendi. Öğrendiği ilk nota “la” notasıdır. Öğrettikten bir saat sonra kendisine hangi nota olduğunu sorduklarında “la” olduğunu söylemişti. Ailesi çok hızlı bir öğrenme şekli ve müzik zekası olduğunu, duyduğu bütün melodileri parmağıyla piyanodan çıkarabildiğini keşfetmiştir.

Bir süre sonra amatör bir piyanist olan annesini taklit etmeye başladı. Annesi kolay parçalar çalmıyordu. Biret, Mozart ve Beethoven gibi sanatçıları dinleyerek büyüdü.

“Tamamıyla bir şans eseri olarak çok müziksever bir ailede dünyaya geldim.” İdil Biret

Memlekette yetişen önemli müzisyenlerden Mahmut Ragıp Bey (annesinin kuzeni) eve gelip İdil’i dinledikçe onlara da dinletmek için arkadaşlarını eve getirmeye başlamış. Ragıp Bey’in en yakın arkadaşı Adnan Saygun da Biret’i dinleyen şahsiyetler arasındadır.

İdil, çocukken Sibirya’ya kaçmak istiyordu. Macerayı, trenleri her zaman çok sevmiş, okumaktan zevk almıştır. 4 yaşında 1-2 dinleyişten sonra piyanonun başına oturur oturmaz büyüklerin bile çalışmadan çalamayacağı Bach’ın prelüdlerini hatasız şekilde çaldığı ve besteler yaptığı görülünce artık bir dahi olduğu anlaşılmış. Bir seferinde (kendisi dört yaşındayken) sonrasında hocası olacak Mithat Fenmen Bey’in konserine gitmiş. Her konserde olduğu gibi bu konserde İsmet Paşa da varmış. Biret’ten konser sonrasında bir şeyler çalmasını istemişler ve Beethoven’dan bir beste çalmış. Bunun üzerine İsmet Paşa İdil’le özel olarak ilgilenmiştir. Biret, köşkte birçok kez konser vermiştir.

Biret, absolut kulak denen özel bir yeteneğe sahipti. 3-4 yaşında duyduğu her şeyi hemen tekrarlıyordu. Çevresinde duyduğu sesleri piyanoya transkripsiyonluyordu. Bu yüzden nota okumayı asla sevmemiş, zorla öğretilmiştir.

Annesi hiçbir zaman ona ders vermemiştir. İlk derslerini Ankara’da Madam Sabu’dan almıştır. İlk hocası Macar bir kadın piyanist olan Madam Sabu, meşhur Beladertuk’un öğrencisidir. Sonrasında 5 yaşında Mithat Fenmen’le çalışmaya başlamıştır. Mithat Fenmen dönemin seçkin piyanisti, öğretmen ve pedagogdur.

“Mithat Fenmen fevkalade bir insan ve fevkalade bir pedagogdu. Çocuk ruhundan çok iyi anlıyordu.” İdil Biret

Mithat Fenmen çocuk psikolojisinden çok iyi anlarmış. Biret’e piyano dersleri arasında beşer dakika oyun arası verirmiş. Hem sıkı ve tecrübe dolu dersleriyle hem çocuklarla olan iletişimi ve tutumuyla Biret’in gözde hocalarından olmuştur.

“Çocuk psikolojisinde oyun çok önemli.” İdil Biret 

Her şeyin sesini nota olarak ifade edebilen küçük deha, beste yapmaya başladığında dört buçuk yaşındaydı. TRT Çocuk Kulübünde ilk bestelerini çalmaya başladığında henüz 5 yaşındaydı. Dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün küçük İdil’i dinlemesi üzerine TBMM’ye sunduğu öneri ile 1948’de “Harika Çocuklar Yasası” çıkarılmıştır. Bu yasa üzerine 7 yaşında devlet bursuyla müziğin birçok dahisiyle çalışmak üzere ailesiyle birlikte Paris’e gönderildi. Komisyon tarafından Mithat Fenmen’den sonra Nadia Boulanger ile çalışması üzerinde karara varıldı. Komisyon onların nerede, kiminle çalışacağına karar verirdi.

Nadia Boulanger, İdil Paris’e gittiğinde başta çocuk çalıştırmadığını söylemiş. Nevit Kodallı onun talebesiymiş. Sonrasında Nadia Boulanger, İdil’i çalıştırması üzerine ikna edilmiş. İdil bir gün onun evine gittiğinde gri bir kedi ile karşılaşmış, ismi Taşra’ymış. O kediyi gördüğünde Nadia Boulanger hakkında “Böyle bir kedisi olan birisi fena bir insan olamaz.” şeklinde düşünmüş ve o kedi onu oraya bağlamış.

İlk zamanlar Paris’te disiplinli ve güç günler yaşamış. O vakitlerde Ankara’yı aramaya başlamış. Çünkü Paris’te oyun oynama dönemleri bitmiş. Hocaları tamamen derse odaklı, disiplinli ilerlemeye başlamışlar. Eve her gün hocaları geliyormuş ve her dakikası çalışmayla geçiyormuş. Bu arada konservatuvara girmesi için çabalamışlar fakat çok küçük olduğu için okula alınmamış.(O zamanlar konservatuvara 10 yaşından önce kabul etmiyorlarmış.) Bu birkaç sene içinde Boulanger’in disiplinli tutumu neticeler vermeye başlamış, İdil büyük oranda gelişme göstermiştir.

Biret, Paris’te çok önemli isimlerle, büyük piyanistlerle tanışma fırsatı bulmuş. Wilhelm Kempff, hayatında önemli rol oynamıştır. Hocası olmuş, onu çalıştırıp takip etmek istemiştir. 

8 yaşındayken Paris Radyosunda ilk konserini vermiştir. 11 yaşına geldiğinde Kempff “Artık bir konser vermemiz gerek.” şeklinde düşünmüş ve İdil, 7-8 Şubat’ta Mozart’ın “İki Piyano İçin Konçerto”sunu Paris Champs-Elysees tiyatrosunda orkestrayla seslendirmiştir. Biret, yaşından ve daha önce öyle bir ortamda bulunmamasından dolayı son dakikaya kadar işin farkında değilmiş ve bu konser kendisinde büyük etki yaratmış. Konserden bir sene sonra Paris Konservatuvarına yazılmış. Bu arada birçok kişiye konser vermiştir. Bunlardan ilki Belçika Ana Kraliçesi Elizabeth’tir. Elizabeth 1938’den o güne birçok yarışma yapmıştır. Bu konkurlar müzik dünyasının sayılı yarışmalarındandır. Elizabeth’in müzik alanına ilgisi ve katkısı büyüktür.

Biret’in gün boyu çalışması hep vardı. Hem hocasıyla okulda hem evde çalışmalarına devam eder, aksatmazdı. 

Konservatuvardaki kalıpları ve disiplini hiçbir zaman sevmemiştir, hayatı boyunca bunu dile getirmekten çekinmemiştir.

“Konservatuvar dönemini hiç sevmedim. Çünkü konservatuvarın kendi kalıpları vardı. Ona uymak zorundaydık.” İdil Biret

Biret, büyük Fransız müzisyen Nadia Boulanger’in gözetiminde yüksek piyano, eşlikçilik ve oda müziği dallarında okuduğu; birincilikle bitirdiği Paris Konservatuvarından mezun olduğunda 15 yaşındaydı. 16 yaşından itibaren çeşitli ülkelerin sahnelerinde yer almaya başlamıştır. ABD’de ilk konserini verdiğinde 21 yaşındaydı. Adına onlarca dilde kitap, röportaj ve yazılar bulunan; albüm ve plakları çok satan; Polonya, İngiltere, ABD, İtalya ve Türkiye’de birçok nişan ve ödüller alan usta piyanist aynı zamanda dünya çapında birçok ünlü piyano yarışmasında jüri üyeliği de yapmıştır.

“İnsan kafasına bir şey takarsa ve çok isterse yapabiliyor, buna inanıyorum.” İdil Biret

Uzun yıllar çalıştığı eğitmeni Wilhelm Kempff Biret’ten “En sevdiğim öğrencim İdil Biret… Bu dahi piyanist zamanımızın seçilmiş piyanistleri sınıfına ait.” diye bahsetmiştir.

Yaptığı röportajlarda ve sohbetlerde eğer seçme imkanı olsaydı tıp okumayı, doktor olmayı seçeceğini her zaman söylemiştir. Piyanist değil doktor olmayı istermiş. Biret uzun süre aletli jimnastikle uğraşmış, vücudunu kuvvetlendirmek için uzun mesafe yüzme çalışmaları yapmıştır. Bunun nefes alıştırmalarına katkısı büyüktü, Biret piyano alıştırmalarının yanında vücudunu geliştirmek için egzersizlerini asla bırakmadı.

“Kuru olmayacaksın, eserlerde ruh olacak.” İdil Biret

1971’de Kültür Bakanlığı tarafından devlet sanatçısı ünvanı ile onurlandırılan ve ülkemizin klâsik müzik alanında ileri seviyelere gelmesinde büyük katkısı olan İdil Biret, sanat yaşamı boyunca kaydettiği onlarca eser ve eşsiz sahne performanslarıyla cumhuriyetin kültür ve sanat hedefinde daima akla gelen ilk isimlerdendir.

“Kolay olduğunu düşündüğüm şeylerden uzak durmaya çabaladım. Zorluklar karşısında cesaretim çabuk kırılmaz, aksine zorluklar beni kanatlandırır.” İdil Biret

Atatürk, İdil Biret’in hocası Paul Hindemith’i 1930’lu yılların başında Türkiye’ye çağırarak müzik reformları hakkında görüşler almak ve Türkiye’nin müzikteki durumunu öğrenmek amacıyla her şeyi kapsayan 2-3 sayfalık bir rapor yazdırdı. Fakat bu raporlar yıllarca raflarda paslandı, geçmişe karıştı. Doç. Dr. Elif Damla Yavuz ise yıllar sonra bu raporları günyüzüne çıkardı, çevirdi ve kitap haline getirdi. Hindemith bu raporlarında Türkiye’deki yetenekli insanların farkına varılması gerektiğine çoğu yerde dikkat çekiyor.

“Tanınmak lazım. Bu memleketin ne kadar cevher çıkardığını anlamaları lazım.” İdil Biret

Atatürk müzik alanında reform yapamazsa reform yapmış olmayacağını söyleyerek müziğe olan ilgisi ve Türkiye’nin geleceği için müziğin gerekliliğini vurgulamış, kanıtlamıştır. Bu raporlar ne kadar ciddi ve kuralcı gibi dursa da fazlasıyla içimizden, doğal, gündelik hayattan hikâyeleri de içinde saklar.

Biret, 16 yaşından itibaren 5 kıtada 2000’e yakın konser vermiştir. Kedileri çok seven usta sanatçının müziğe ilgisi olduğu gibi tarih, sinema, edebiyat, felsefe, resim, hat gibi alanlara da ilgisi büyüktü. Hep bir araştırma merakı vardı içinde, Rus edebiyatıyla da ilgiliydi. Hatta bir ara sırf Rus yazarları okuyabilmek için Rusça dersleri almıştır.

1976’da uzaktan akrabası olan Şefik Büyükyüksel ile bir ömür sürecek olan evliliklerine evet dediler. Sadece iki şahitle kıyılan, Londra’daki sade nikahlarını en başta herkesten sakladılar. Bu yüzden kendisini “Arsenich And Old Lace” filmindeki başrol oyuncusuna benzetmiştir. Eşiyle uyumundan hep çok memnun olduğunu dile getirmiştir. Birlikte kitap okuma, tiyatro, resim, eski film alanlarına olan merakı onu evliliğe ikna etmiştir. Eşinin müziğe olan düşkünlüğünü “Eşim 24 saat müzik dinlese sıkılmaz.” sözleriyle dile getirmiştir.

“Aynı heyecanla aynı şeyleri paylaşmak çok önemli.” İdil Biret

11 yıl Brüksel’de yaşamışlardır. Biret, zevkini evine de yansıtmıştır. Sanatçı kitaplarıyla, sanatsal tablolarıyla, biblolarıyla, 1889 yapımlı vazgeçemediği tarihî piyanosuyla evine gelen misafirleri eşsiz havasıyla büyülemiştir.

Usta piyanist 50 yılı geçkin kariyerinde oluşturduğu kendine özgü tonu, yorumu ve tekniğiyle dünyaca ünlü şefler ile yüzlerce konser vererek birçok festivale katılmıştır. Sanatçının yaptığı kayıtlar 2 milyonun üzerinde satıp çok büyük bir dinleyici kitlesine ulaşmıştır. Bu yüzden müzik eşleştirmenleri tarafından fenomen olarak nitelendirilir.

“Plaklar benim için bir fotoğraf gibidir. Bir anın fotoğrafı, bir zamanın fotoğrafı…” İdil Biret

İdil Biret’in 1959-2017 yılları arasındaki 131 CD’lik arşivini Şefik Bey plak haline getirip doğum gününde eşine hediye etmiştir. Bütün stüdyo kayıtlarının bulunduğu Süper Kutu, devletimizin bir kültür mirasıdır. Biret, bu CD kayıtlarından birinin tamamını çok enteresan bulduğu kompozitör, roman yazarı, ağır ceza hakimi, resim tutkunu Ertuğrul Oğuz Fırat’tan çok etkilendiği için onun yazdığı eserlere ayırmıştır.

“Memleket için çok iyi insanlar yetişiyor. Memleket için dinleyici lazım, konser dinleyicisi lazım.” İdil Biret

Dünyada ilk defa sessiz piyanoyu keşfeden ve kullanan sanatçıdır. Provalarını sessiz piyano ile yapmıştır. Komşuların rahatsız olmasını düşünen sanatçı kendinden sonraki nesillere bu davranışıyla büyük örnek olmuştur.

Eski Amerika Birleşik Devletleri başkanı Kennedy öldürüldüğü gün Amerika’da sahnedeymiş. Hayat dergisinde bu başarısı “İdil Biret Amerika’yı fethetti” şeklindeki başlıklarla bahsedilmiştir. Onun başaramayacağını düşünmüşler ama o her şeye rağmen o gece konserini eksiksiz ve olaysız şekilde tamamlamıştır.

“Müzik tamamıyla bir an, prensip olarak an’ı yaşarım.” İdil Biret

Oscar ödüllü “Phentom Thread” isimli filmde kendisinin çaldığı bir eser filmin müziği seçilmiştir.

Sanatçı 80’lerde plak tarihinde ilk kez Beethoven senfonilerinin Franz Listz tarafından yapılan uygulamalarının tamamını çalmıştır.

Chopin ve Rachmonioff’un bütün piyano eserlerini ve konçertolarını kayda almıştır. 2007’de Chopin’in bütün piyano eserlerinin kayıtları ve konserleri ile Polonya kültürüne yaptığı katkılarından dolayı Polonya’nın en üst nişanı olan “Yüksek Liyakat Madalyası”na layık görülen sanatçı “Dünyanın en geniş repertuarlı piyanisti” ünvanını taşımaktadır.

Yazar Dominique Xardel “Dünya Sahnelerinde Bir Türk Piyanisti İdil Biret” adlı kitabında Biret’in hayatı ve görüşlerine yer vermiştir.

Yazar Üner Birkan “Piyanodaki Harika” adlı kitabında Biret’le iki söyleşiye ve sanatçıyla ilgili yabancı basında çıkmış yazılara yer vermiştir.

Yönetmenliğini Eytan İpeker’in yaptığı “Bir Harika Çocuğun Portresi” adlı belgeselde sanatçının kendi arşivinden çocukluk fotoğraflarına ve beş yaşında yaptığı bestelerin özgün hallerine yer verilmiştir.

Biret, 50’li yıllarda toplumların bile henüz birbirinini yeterince tanımadığı bir dönemde Türkiye’nin adını ciddi musiki çevrelerine taşıdı. Biret, çevirdiği Fransız edebiyatı romanlarından, haritalardan Paris’i ezbere biliyor ve seviyordu.

Türkiye’de ilk defa Bursa’da Mozart’ın 2 konçertosunu art arda çalmıştır. Müziğini ve duygularını piyano tuşları üzerinde adeta bir çift kuş gibi salınan parmaklarıyla tüm dünyaya anlatır. İdil Biret düşlerinin ve mekanlarının sınırları aştığı piyanosunun başında azmin ve inanmanın başarıdaki önemini kanıtlayan bir duayen; Brahms, Chopin, Beethoven ve birçok dahinin onlarca sonatını ve konçertosunu saatler süren sayısız çalışmalarıyla müzik tarihine armağan eden bir piyanist; milyonlarca nota ve sesi hafızasına kaydeden ve sonrasında repertuara dönüştüren dahi bir müzik insanıdır.

Daha küçük yaşta oturduğu piyano rahlesinde geçmişten bugüne ülkemizi tüm dünyada eşsiz müzik kariyeriyle temsil eden İdil Biret,2021 yılında 21 Aralık’ta Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü almaya hak kazanmıştır.

2023 Kasım ayında 82. Yaşını kutlayacak olan dünyanın harika piyanisti Biret, eşi Şefik Bey ile birlikte evlerinde yaşamaya devam etmektedir.

“Nükleer Savaş Tehlikesi ABD’den Geliyor”

0

Gazeteci Mehmet Kıvanç’ın hazırladığı ve Çağatay Yurt’un yönetmenliğini üstlendiği Harici Medya yapımı belgeselde “ABD-Çin rekabeti yeni bir Soğuk Savaş’ın habercisi mi?”sorusuna yanıt arandı.

Kanadalı Akademisyen Prof. Dr. Radhika Desai’ye göre Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle Batı ancak “Pirus zaferi” kazanabildi. Eskiden SSCB’nin şimdilerde ise Çin’in emperyalizme direndiğini düşünen Desai, “Rusya ve Çin’in birlikte hareket etmesi gerektiğini” söylüyor. Manitoba Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Jeopolitik Ekonomi Araştırma Grubu Direktörü Desai, “Emperyalizmin düşüşünü temsil eden köklü bir değişim sürecindeyiz” diyor ve güç değişiminin yaratabileceği potansiyel riskler hakkında şu iddiayı ortaya atıyor: ”Eğer nükleer bir savaşa girme tehlikesi varsa ki bu mümkün… Bu tehdit öncelikle ABD’den geliyor.” 

“Çin ile barış aramak için çok neden var”

İsviçreli Araştırmacı – Yazar Daniele Ganser de ABD’nin “Çinlileri ve Rusları birbirine bağladığı için şu anda çok büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kaldığını” düşünüyor.

Avrupa’da verdiği konferanslarda büyük kalabalıkları toplayan ve Batı’daki yerleşik statükoyu eleştiren çıkışlarıyla bilinen Ganser’in Türkiye’ye ilişkin çarpıcı tespitleri var. Ganser’e göre “CIA 1980 yılında Türkiye’deki hükümeti devirdi ve o zamanki amaç, Jimmy Carter hala ABD Başkanı’ydı, Türkiye’yi NATO’da tutmaktı.” 

Dünya çapındaki jeopolitik gerilimi ise Ganser, “Bir tarafında NATO ve karşısında da BRICS ülkeleri olarak gördüğüm yeni bir çatışma var” sözleriyle açıklıyor.

“Çin ile barış aramak için çok neden var” diyen Ganser, Tayvan adasında yaşayanların “İkinci bir Ukrayna” durumuna düşmek istemediklerini düşünüyor. ABD’nin Asya – Pasifik stratejisini yorumlayan Ganser, “Çin ve Tayvan’dan bahsedersek bu gerginlikler daha da artacaktır. Eğer Amerikalılar NATO’nun Tayvan’ın yanında ve Çin’e karşı savaşması gerektiğini söylerse eğer bir noktada tabiri caizse orada bir olay olursa o zaman Fransızlar kesinlikle ‘Bu bizim çıkarımıza değil’ diyecektir. Türklerin de ‘Bu bizim çıkarımıza değil’ diyeceğini düşünüyorum.” 

“Geçiş döneminde çatışmalar artabilir”

Belgeselde konuşan Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal, ABD ile Çin arasında Tayvan üzerinden bir savaş çıkma riskine işaret ediyor. Ünal’a göre; “Tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçişte çatışmaların artması olasıdır. ABD ve müttefikleri çok kutupluluğu kabul etmiyorlar hala.” 

Ünal ayrıca, “BRICS ve Şangay hegemonyaya karşı bir duruş sergiliyor” görüşünü paylaşırken, sözlerine “Gelişen ülkeler artan oranda hegemonyaya karşı tavır alıyorlar. BRICS’te toplanmak üzere tavır alıyorlar” yorumuyla devam etti.

“ABD İkinci Soğuk Savaş inşa ediyor”

Gazeteci-Yazar Mehmet Ali Güller ise küresel düzende yaşanan sancılı geçiş döneminde Çin yönetiminin savaşsız bir şekilde süreci yönetmeye çalıştığını düşünüyor.

“Çin isterse askeri olarak Tayvan’ı alır” diyen Güller, “ABD ekonomik çıkarları için ikinci bir Soğuk Savaş inşa ediyor” diyor. 

Güller, Çin’in ABD ile ve dünya ile kurduğu ilişkilerde “Soğuk Savaş dışı bir yaklaşımla” ve  “savaşsız” bir politika izlemeye çalıştığını savunuyor. 

Soğuk Savaş Asya’da mı devam edecek sorusuna Güller şu yanıtı veriyor:

“Arktik Okyanusu’ndan başlayıp Doğu Akdeniz’den inip Süveyş Kanalı ve Aden Körfezi’ne oradan Hint Okyanusu’na kadar inen bir cephe çizip bu cepheden Rusya’ya ve Asya dünyasına karşı bir saldırı yürütüyor.” 

Alman politikacı: 30 yıllık küresel düzen değişiyor

Alman parlamenter Andrej Hunko da “Çin’in ABD’nin tek taraflı üstünlüğüne en azından ekonomik olarak meydan okuyan ilk ülke” görüşünü paylaştı. Alman politikacı, küresel düzendeki yeni duruma ve arayışa ilişkin, “ABD’nin dünya çapında egemen güç olduğu son 30 yıldır alıştığımız tek taraflı düzenin köklü bir değişimine tanık oluyoruz” tespitini yapıyor.

Andrej Hunko küresel güvenlik ortamında yükselen tehditlerle ilgili şu tespitte bulunuyor:

“ABD’nin bakış açısına göre, ABD’nin en büyük ve stratejik rakibi olan Çin’i zayıflatmak için bir çatışma dışarıdan stratejik olarak körükleniyor”  

Hunko bir dönem Alman Sol Parti’nin Avrupa politikaları konusunda Alman Parlamentosu’nda sözcülük görevini yürütmüştü.

“Avrupa değişimin parçası değil ama olmalı”

2018 yılında düğününe davet ettiği Rusya lideri Vladimir Putin’le bir dans etmesiyle bütün hayatı ve kariyeri değişen Avusturya Eski Dışişleri Bakanı Karin Kneissl da Soğuk Savaş 2.0 belgeseline katkı sunan isimlerden. “Avrupa küresel düzeyde yaşanan değişimin bir parçası değil ancak olmalı” diyen Kneissl yaşanan jeopolitik gerilimleri “Soğuk Savaş”parantezinde görmediğini söylüyor. Deneyimli diplomata göre şimdiki durum Soğuk Savaş’tan daha vahim olabilir. Kneissl, gözlemini “Soğuk savaşta en azından caydırıcılığa dayalı karşılıklı saygı vardı. Bugün bunu göremiyoruz” sözleriyle paylaştı.

“Batı, yaptırımların işe yaramadığını anlayacak”

Çin konusunda birincil elden gözlem ve tecrübeye sahip İtalya Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Michele Geraci, “Doğu ile Batı arasında bir miktar Soğuk Savaş tutumu olduğunu düşünüyorum” diyor. 10 yıl Çin’de yaşayan ve çeşitli üniversitelerde finans profesörü olarak çalışan Geraci, İtalya Ekonomik Kalkınma Bakanlığı’nda Uluslararası Ticaret ve Yatırımdan Sorumlu Devlet Müsteşarlığı görevinde de bulundu.

Belgeselde görüşlerine yer verilen Geraci’ye göre gerilim ve çatışmalar sadece ülkeler arasında değil aynı zamanda ülkelerin içinde de yaşanıyor. Geraci, “Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşan seçimlerle birlikte, başkanlık kampanyasında Washington’da şirketlere Çin’le iş yapmak istemeye yönelik baskı lobisi oluşturulması konusunda bir tartışmanın yaşanacağını umuyorum” görüşünü paylaşıyor.

Dışişleri Bakanlığı döneminde İtalya’nın Kuşak ve Yol İnisiyatifine katılmasında kilit rol oynayan isimlerden olan Geraci, ABD’nin Çin’i sınırlayıcı ekonomi politikasına ilişkin “Umarım ABD bu gerilimleri azaltır. ABD ve Batı’daki insanlar Rus karşıtı yaptırımlarda olduğu gibi bunların işe yaramadığını, kendilerine zarar verdiğini ve aslında diğer ülkelere pek de zarar vermediklerini anlayacaklar” değerlendirmesinde bulundu.

Liderliğin hakkını verdi – Musa Uçan yazdı

0

UEFA Konferans Ligi H grubu kuraları çekildiğinde herkes Fenerbahçe’nin bu grubu lider tamamlayacağı konusunda hemfikirdi.

Nordsjaeland deplasmanında 6-1 gibi “yüz kızartıcı” bir sonuçla liderliği bir anlığına kaptırmış olsa da, dün gece seyircisi önünde zayıf rakibi Spartak Trnava karşısında as kadrosu ile işi şansa bırakmadan şahane bir oyunla grubunu hakkıyla lider tamamladı.

“Makine gibi olmalıyız”

Avrupa’da zayıf rakiplere karşı takımlarımızın şok puan kaybı ve yenilgileri hep olmuştur.

Seyirci ve spor kamuoyunun beklentileri ile girilen rehavet ve maçı savsaklama gibi kronik hastalıklar, senelerce unutulmayacak hayal kırıklıklarını beraberinde getiriyordu.

Fenerbahçe bu sefer bu kronik hastalığa tutulmadı. Sert ve kompakt defans yapan rakibine karşı Sarı-Lacivertli ekip aynı şekilde kompakt hücum ve disiplinle işi çözdü.

Bireysel yetenekler, takım oyununa hizmet edince ortaya kolektif bir başarı çıktı ve ilk yarının sonlarına doğru açılan düğüm ikinci yarıda rakibi çorap söküğü gibi tel tel döktü.

Maç sonrası takımın “orkestra şefi” Tadic’in sözleri de, galibiyetin sırrını açıklar nitelikteydi: “biz büyük takımız, makine gibi olmalıyız.”

Öne çıkan performanslar

Ferdi Erenay Kadıoğlu, oynadığı her mevkiden, geçirdiği her sezondan, çalıştığı her hocadan ve beraber oynadığı her oyuncudan bir şeyler katan inanılmaz bir profesyonel. Ferdi için milli efsanemiz Nihat Kahveci’nin “robot” benzetmesi sanırım en ideal benzetme.

Örnek profesyoneller Edin Dzeko ve Dusan Tadic’in yıllandıkça kalitesi artan performansı diğer takım arkadaşları ve tüm futbolculara bir ders niteliğinde adeta.

Fenerbahçe defansını rakip yarı sahada başlatan Djiku, “makine gibi” Fenerbahçe’nin dinamosu görevini yine kusursuz yerine getiren Fred, 100 metre sprintçisi tadında çıkışlarıyla Osayi ve rakibin sağlıklı bir geçiş yapmasına hiç izin vermeyen İsmail Yüksek de hatırlanacak bireysel performanslar arasındaydı.

Bu sene de Avrupa’da Mart ayını gören Fenerbahçe, ara transferde yapacağı bir iki takviye ile bu kupanın mutlak favorilerinden birisidir.

Erken bir eşleşme olmazsa veya yol kazası olmazsa, Atina Ayasofya Stadındaki olası finalin adı Fenerbahçe – Aston Villa olacaktır.

Yöresel lezzetimiz, kültürel mirasımız TÜRK KAHVESİ

0

☕️Türk kahvesi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 15. yüzyılda Mısır’dan İstanbul’a gelmiştir. Kahvenin Türk kültüründe önemli bir yer edinmesi ise 16. yüzyılda başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun genişlemesiyle birlikte kahve, İstanbul’da popüler bir içecek haline gelmiş ve kısa sürede yayılarak Türk kahvesi geleneğini oluşturmuştur.

Hadi biraz Türk kahvesi hatta kahve ve kafein tüketimi hakkında konusalım.

Öncelikle; 50 ml Türk kahvesinde 60mg kafein bulunur. Yetişkinler için günde 400 mg kafein tüketimi sakıncalı değildir. Hepsi kahveden gelmiyor tabiki. Yeşil çay ve diğer kafein içerikleri ile beraber bu miktar aşılmamalı.

TÜRK KAHVESİ/SADE KAHVE:

☕️Canlandırır miss gibi uyandırır.

☕️Kafein yanında içeriğindeki klorojenik asid ve maillard reaksiyonu (kavrulma) sonucu oluşan melanoidin gibi ürünler Türk kahvesinin fonksiyonel özelliklerini oluşturur.

☕️Yüksek tansiyon, diyabet, karaciğer kanseri, kolon kanseri, rektal kanser, alzheimer, parkinson ve depresyona karşı koruyucudur.

Türk kahvesi, uygun miktarda tüketildiğinde bazı potansiyel sağlık faydalarına sahip olabilir. Ancak, bu etkiler kişiden kişiye değişebilir ve tıbbi durumlar göz önüne alınmalıdır. Ayrıca faydalı olması genel yaşam seklinizin doğru olmasına bağlıdır. Sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam ile beraber kahve size fayda sağlayabilir.

Sağlık üzerindeki en temel faydalarına ayrıntılı bakacak olursak:

  • Metabolizma Desteği: Kahve, metabolizmayı hızlandırır ayrıca adrenalin hormonu salgılatarak kalp damar gibi ş sistemlerini uyararak enerji artısı ve daha fazla kalori harcama sağlar. Egzersiz öncesi içilen kahvenin performansı artırabileceği ve yağ yakımını destekleyebileceği gözlemlenmiştir. İçerdiği kafein, iştahı  bastırır ve kilo verme sürecindekilere yardımcı olur. Zayıflama ve yağ yakmayı hızlandırır. Yemekten önce özellikle spordan önce içilirse metabolizmayı hızlandırırken, yemekten sonra sindirimi kolaylaştırır.
  • Antioksidanlar: Türk kahvesi, antioksidanlar açısından zengin bir içecektir. Özellikle Türk kahvesinin telvesi ile pişirilmesi içeriğindeki polifenollesin antioksidan ve antikanserojen özellik kazanmasını sağlıyor. Unutmayın Antioksidanlar cok önemli ve şart! Onlar vücuttaki serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltıyor.
  • Zihinsel Uyanıklık ve Performans: İçerdiği kafein sayesinde, Türk kahvesi özellikle erken saatlerde; zihinsel uyanıklığı artırır ve odaklanmayı destekler. Konsantrasyon yeteneğini ve ezber gücünü artırır. Kakao oranı yüksek bitter çikolata ile tüketilirse daha da etkili olacaktır.
  • Parkinson Hastalığı ve Alzheimer Riskinin Azaltılması: Bazı araştırmalar, düzenli kahve tüketiminin Parkinson hastalığı ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklara karşı koruyucu olabileceğini öne sürmektedir. Düzenli ve doğru tüketilen kahve bilişsel fonksiyonlardaki azalmayı geciktirir.
  • Karaciğer Sağlığı: Bazı çalışmalar, kahve tüketiminin karaciğer sağlığını destekleyebileceğini göstermiştir. Çünkü antioksidan etkili kahve iltihaplanmayı/inflamasyonu azaltır ve özellikle karaciğer yağlanması riskini azaltabilir.
  • Kalp Damar Sağlığı: Kahvenin kalp ile ilişkisi doğru bilinmiyor. Antioksidan ve yüksek Potasyum içeriği ile kalbe dost. Araştırmalar; düzenli doğru miktarda kahve tüketilmesinin kalp ve lenf damarlarının iç yüzeylerinde hücre onarımı yapıp, kalp hastalıklarına yakalanmayı azalttığını gösteriyor.

Ancak, herkesin vücut yapısı farklıdır, bu nedenle aşırı kahve tüketiminden kaçınılmalıdır. ‼️

Tıbbi durumlarınızı ve önerilen günlük kafein alım miktarını göz önünde bulundurarak kahve tüketimini ayarlamak önemlidir.

‼️Tüketilebilir rakam 400 mg olsa da bu rakam gebe ve emziren anneler için 200 mg’ı geçmemelidir.

Aşırı tüketildiğinde bazı tıbbi etkilere neden olabilir. Özellikle fazla miktarda kafein içerdiği için uyku problemlerine, huzursuzluğa ve taşikardi dediğimiz kalp çarpıntısına yol açabilir. Aritmi sorunu olanlarda, stabil olmayan tansiyon sorunu olanlarda rahatsız edici ve sağlıksız olabilirken; mide ve sindirim sistemi hastalığı olanlarda, mide asidinin artmasına ve bu nedenle mide yanmalarına, ağrılara neden olabilir.

Yani ne diyoruz:

Her şeyin faydası, kişisel özellik ve sağlık durumunuza göre görülür.

Her şeyin faydası, sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam eşliğinde olursa görülür.

Her şeyin fazlası zarar dengelisi karar.

Kahve hayatın içinde. Sektörel olarak da en yaygın sosyalleşme tüketim ürünü ve şehirlerde giderek artan bir trend aslında. Güzel bir kahve bilgisi hepimize gerekli yani 🙂

Elinizde kahveniz keyifle okumanız dileği ile Geride kalan 5 Aralık Dünya TÜRK KAHVESİ GÜNÜNÜZÜ kutlarım.

Sevgiyle kalın 

Diyetisyen KARANFİL ÖZDEMİR 

Bir ‘Kuşak’ Yazıyor – Burhan Kurtulmuş Aytoslu

BİR KUŞAK YAZIYOR

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını yaşıyoruz. Geliyor, gelecek derken cumhuriyetimizin yüzüncü yılı geldi ve geçiyor. Yüz yılda neler yaptık, neler yapamadık diye düşünürken esas soruyu sorup “şimdi ne yapacağız” diye sorduk. Ulusal ve yerel ölçekte farklı projeler üretsek de yeterli mali desteği oluşturamadığımız için bütün dosyaları arşivimize koyduk. 

Sonra da söz uçar yazı kalır diye düşünüp en azından fikrimizi, umutlarımızı yazalım istedik. Cumhuriyetimizin bir asırda geldiği noktada yayın camiası kâğıt krizi yaşandığı için dergimizi basmayı düşünmedik. Fakat bahanelere sığınmak yerine bir şeyler yapmalıydık. Kuşak dergisi ekibinden çıkan bir çözüm sayesinde bugün bu yazıları okuyabiliyorsunuz. Dergimizi dijital olarak yayınlama kararı aldık. Hem biz sizlere daha kolay ve ücretsiz bu dergiyi ulaştıracağız, hem de otobüste, metroda, sıcak yatağınızda siz Kuşak dergisini okuyabileceksiniz. Bir güzel yanı ise çevre dostu bir dergi yarattık. 

Bir nevi dergi diyoruz, çünkü bu bildiğiniz işlerden değil. Bu çalışmamızı yıl boyunca sürdürmeyi arzuluyoruz. Yazılarımız ve röportajlarımız hazırlandıkça “Kuşak” başlığında bir nevi dergimizi okuyabileceksiniz. Projemizi hayata geçirmemize imkân veren roportajlik.com’a teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ülkemizin dört bir yanından ve farklı yaşlardan, mesleklerden yazarlar kadromuzu oluşturduk. Yüz yılın dörtte üçünü yaşamış ziraat yüksek mühendisi ile üniversiteye yeni başlamış on sekiz yaşındaki öğrenci bu çalışmada buluştu. Hatta sınır komşumuz Suriye’den yazarlarımız dahi var. Herkesin eline emeğine sağlık.

Gelelim yüz yılın sonunda söyleyeceklerimize;

Maalesef yüzüncü yıla yakışacak bir kutlama yapamadık. Ülkemizdeki “ulusalcı” kimlikli partiler dahi yalandan bile olsa yüz yıla yakışır bir çalışma yapmamayı tercih etti. Cumhuriyetin yüzüncü yılında Diyarbakır’ın göbeğine cumhuriyete isyan etmiş Şeyh Said’in adı verildi. Koca koca partiler gıkını çıkartmadı. Gıkını çıkartan partilerin binalarının basıldığını sosyal medyadan öğrendik. Yüz yılın sonunda cumhuriyet düşmanları baş tacı yapılıyorsa hangi cumhuriyeti kutluyoruz diye düşünüyorum. 

Yüz yılın sonunda, bu ülkenin köprülerini, opera binalarını, saraylarını, otobanlarını, gemilerini, uçaklarını, sihalarını yaratan emekçiler hala geçim sıkıntısı yaşıyor. Bu bir gelişme midir? Bu bir başarı mı? Anadolu’ya girişimizin bininci yılında, cumhuriyetimizin ise yüzüncü yılındayız ama hala kütüphanesiz okullarımız var. Bu nasıl mümkün olur? Bin yıldır çalışıyorsak, hadi diyelim yüz yıldır çalışıyoruz, neden hala okullarımızın kütüphaneleri yok?

Yüz yılın sonunda bu ülkenin gençleri için en büyük umut nedir? Kimlerle hangi konuda yarışıyoruz? Cevaplamaya çalışırsak en başta ülkeyi terk etmek en büyük umut olmuş durumda. İkinci büyük umut ise yolu ne olursa olsun köşeyi dönmeye yarayacak bir torpil bulmakdır. Daha küçük umutlar da var. Örneğin üniversiteden mezun olup varlıklı bir eş bulmak da çağımız için en çok tercih edilen refaha erişme yöntemlerden biri. Çok çalışıp, yetenekleri ile dürüst bir şekilde refah içinde yaşamak gibi bir umudun ülkemizde genel olarak geçerli olduğunu söylemek maalesef mümkün değil. 

Herkes z kuşağına “kendi” umutlarını yüklüyor. Seçimlerdeki tercihlerde herkes bir kuşağa farklı anlamlar yükledi. Ancak herkes anasının babasından farklı bir yönelim göstermedi. Zaten mevcut yaşlı siyasi parti liderleri de anamızın babamızın yarattığı insanlar. Dolayısı ile onların düzeninde bizden farklı bir sonuç beklemeleri pek doğru değil. Hayatında ilk defa oy kullanacak olan bir gence bu senin son oyun derseniz ne sonuç beklersiniz? Bu sizce de çok vicdansız bir yönlendirme değil mi? Yıllardır sonu gelmeyen “son seçim” sloganı hepimizin sırtında bir kambur oldu. Sırtımızda kambur ile geleceğe nasıl koşmamız beklenebilir. Artık hiçbirimiz “kazanma” kaygısı düşünmeden yaşamak istiyoruz. Artık seçimlerde kazanma kaidesi ile oy kullanmak istemiyoruz, artık yeteneklerimizi hayata geçirirken kazanma kaygısı ile yaşamak istemiyoruz, artık kadın erkek ilişkilerinde kazanma yabancılaşmasını değil gönlümüzü dinlemek istiyoruz.

Yüz yılda gelişen şeyler de oldu. Kadın ve erkek birlikte vakit geçirebiliyor. Artık kadınlar ve erkekler istediği insanlar ile aile kurabiliyor. Artık köhne gelenekler terkediliyor. Maalesef ülkemizde aile içi şiddet, tehdit, tecavüz, evlilik hala var. Ülkemizde inanç hürriyeti giderek yayılıyor ancak devletin ve toplumun içinde öbeklenmiş bazı grupların menfi çalışmaları da oldukça kabul görmüş durumda. Bu kuşak kanlı bir darbe girişimini yaşadı. Darbeyi yapan ABD’ye bağlı dini bir cemaatti. Cemaatin cemaat olduğunu herkes biliyordu. Devlette ve toplumun farklı kademelerinde bu mensupların egemen olması sağlandı. Böyle bir sonuç hiç de sürpriz gibi durmuyor. Belki devletimizin yüz yıl önce sarayları, otobanları yoktu, ancak devlet ve toplum içinde hiçbir dini cemaate ayrıcalık yapacak bir zihniyeti de yoktu. Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmasın diye yüz yıl öncesine göre daha fazla çalışmamız gerekiyor. Çünkü o kuvvetler yeri geliyor devleti ele geçiriyor, yeri geliyor yurtlarda çocuklara tecavüz ediyor, yeri geliyor o yurtlarda öğrenciler diri diri yanıyor. 

Belki çevre ve sanat gündemli bir çalışma için “çok siyasi” bir sunum hazırladığımı düşünen okuyucularımız olmuştur. Bile isteye bunu yazıyoruz. Çünkü kent sokaklarında başıboş köpek sürüleri insanları parçalıyorsa bu yerel gündem meselesi değildir. Devletin en üst kademesinde çözülmesi gereken ulusal ölçekte sorundur. Bu ülkenin şehitler verilerek kazanılmış topraklarında ormanlar zarar görüyorsa slogan atarak bunu çözemeyiz. Bizden önce bu devleti yönetenler bu ormanları korumalı. Biz zaten bu ormanları korusun diye millet vekilleri seçmedik mi? Türkiye’nin çevre sorunları bu ciddiyet ile ele alınmalıdır. 

Velhasıl bir asırda çok şey kazandık ama verilen mücadele hala kazanılmadı. Hatta bazı konularda geriye gittiğimiz dahi söyleyebiliriz. 

Önümüzdeki yüzyılda öyle bir ülke yaratalım ki; orman yangınları bir saatten uzun sürmesin, avcılık yalnızca eski kitaplarda okunsun, Marmara’nın her koyunda denize girilsin, ormanlarımızda bir tek çöp bulunmasın, tek bir hayvanat bahçesi bulunmasın, sokaklarda bir tek başıboş köpek bulunmasın, cins hayvan üretimi geçmişte kalsın, herkes etikete bakmadan yiyecek alabilsin, yürüyen merdivenler, süs aydınlatmalar ve gereksiz enerji tüketen bütün gereksiz aletler dedelerin hatıralarında kalsın. 

Daha neler neler sayabiliriz. Her şeyden önce bağımsız, bütün, laik ve refah içinde demokratik bir ülke olmayı başaralım. Cumhuriyetin iki yüzüncü yılı kutlanırken umarım bu yazdıklarımız bir sorun olarak bile görülmez ve çözülür. Hiç yoksul insanın yaşamadığı bir ülke yaratmayı yalandan bile olsa birileri savunsun ki umudumuz yeşersin. Yoksa bir asır daha bizim olmayan şeyler için çalışıp duracağız ve sonunda çok zenginler ve ailesini asgari şartlarda yaşatmaya çalışan insanlardan öteye gidemeyen bir toplum olmaya devam edeceğiz. 

Kuşak okumaya devam edin.

Kripto para şirketi ICRYPEX’in sahibi Gökalp İçer’e dolandırıcılık suçlaması

0
Azerbaycanlı üç diplomatın şikâyeti üzerine hakkında soruşturma açılan ve 7.5 yılla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan kripto para şirketi ICRYPEX’in CEO’su Gökalp İçer’in dosyasına 12punto ulaştı.

Kara para aklayan fenomenler, kripto vurgunları ve tutuklamalar, yüksek kâr vaadiyle dolandırılan ünlü isimler Türkiye’nin gündemindeki yerini korurken yeni bir gelişme daha yaşandı.

Kripto para şirketi ICRYPEX’in sahibi Gökalp İçer ve şirketinde SGK’lı olarak çalıştığı tespit edilen Murat Şirinov hakkında üç Azerbaycanlı diplomat dolandırıldıkları iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu.

Suç duyurusunda bulunan Azerbaycanlı diplomatların Türk Devletleri Teşkilatı Sekreteryası’nda görevli Farrukh Jumayev, Hasanali Hasanov, Jeyhun Shahverdiyev olduğu öğrenildi.

12 punto’nun haberine göre üç diplomatın suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturma başlatılmış, ICRYPEX’in sahibi Gökalp İçer, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2023/376 E numaralı doyası ile dolandırıcılık suçlamasıyla 7.5 yılla yargılanmaya başlamıştı.

Azerbaycanlı diplomatların suç duyurusunda bulunmasının ardından şüpheliler Murat Şirinov ile Gökalp İçer’in yargı süreci, çeşitli medya organlarında yer aldı ancak bir süre sonra Gökalp İçer ve avukatının girişimleriyle haberler mahkeme kararı olmadan yayından kaldırıldı.

Sürece dair tüm ayrıntılara 12punto.com.tr ulaştı.

Müştekiler Farrukh Jumayev, Hasanali Hasanov, Jeyhun Shahverdiyev’in ifadelerinden elde edilen bilgilere göre Murat Şirinov, kendisini Amig Capital Limited Şirketi’nin sahibi olarak tanıttı.

Şirinov, diplomatlara, yatırım yapmaları halinde her ay düzenli olarak yüksek kâr payı verme vaadinde bulundu ve yatırımlarının Meta Trader adlı uygulama üzerinden takip edileceğini, tek seferde 50 bin dolar verdikleri takdirde ise ortaklık yüzdesi verileceğini belirtti.

Şikâyetçi diplomatlardan Jeyhun Shahverdiyev’in yüksek kâr beklentisiyle ilk etapta parça parça ve elden olmak üzere toplamda 110 bin dolar ve 31 bin Euro verdiği, ardından diğer diplomatların da ödeme yaptığı, toplamda 350 bin doları aşan paranın ise geri alınamadığı öğrenildi.

Hesaplarını Meta Trader adlı uygulama üzerinden takip eden diplomatlar, bir süre sonra dolandırıldıklarını düşünerek Şirinov ile İçer’den ana paralarını ve kâr paylarını talep etti.

Ancak Murat Şirinov, üç diplomata ICRYPEX’in CEO’su Gökalp İçer’in lisans sahibi olduğu Meta Trader uygulamasının lisansının iptal edildiğini söyledi.

Hesaplarına erişemeyen diplomatlardan Hasanali Hasanov, ifadesinde şüphelilerden Murat Şirinov’un bir süre kendisini Gökalp İçer ile tanıştırmadığını, paralarını alamadıkları süreçte İçer’in ofisine gittiklerini, Şirinov ile Gökalp İçer’in kendi aralarında farklı bir odaya geçerek toplantı yaptıklarını ve iyi polis-kötü polisi oynadıklarını ileri sürdü.

Diplomatların dolandırıcılık şikâyetini 2023 yılının başında yaptığı, iddianamenin ise 2023 yılının ekim ayında hazırlandığı öğrenildi. 

12punto.com.tr’nin sorularını yanıtlayan müşteki avukatı, sürecin devam ettiğini doğruladı.

Gökalp İçer ve Murat Şirinov adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Murat Şirinov’un da kanser hastası annesini görme gerekçesini öne sürerek Azerbaycan’a gitmek için yurt dışı yasağının kaldırılması talep etti.

ICRYPEX’in CEO’su Gökalp İçer ve Murat Şirinov, 18 Aralık 2023 tarihinde hâkim karşısına çıkacak. 

Sabancı Topluluğu, Cumhuriyet’in 100. yılını 
10 bini aşkın gönüllüsüyle çalışarak kutladı

0

Sabancı Topluluğu, 2021 yılında başlattığı ve kısa sürede Türkiye’nin en geniş katılımlı sosyal sorumluluk hareketine dönüşen Sabancı Cumhuriyet Seferberliği ile bu yıl da Cumhuriyet’i sahada çalışarak kutladı.

2023 yılında, eğitim ve kalkınma olmak üzere iki ana odak alanda düzenlenen ve Türkiye’nin dört bir yanına yayılan etkinliklere 10 binin üzerinde Sabancı Gönüllüsü katıldı. Sabancı Gönüllüleri, 153 bin saatlerini etkinliklere ayırırken, hayata geçirilen sürdürülebilirlik ve sosyal etki odaklı projelerin yaklaşık yüzde 50’si, deprem bölgesinin yerel kalkınmasına destek vermek amacıyla 6 Şubat depremlerinin yaşandığı illerde gerçekleştirildi.

BİRLİK VE BERABERLİK BU ÜLKENİN EN BÜYÜK GÜCÜ

Yıl boyunca tüm Sabancı Gönüllülerinin, ayrı bir motivasyonla sahada olduğunun altını çizen Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper, “Cumhuriyet’in bu topraklara getirdiği cesaret ve inançla doğan, Cumhuriyet ve Atatürk değerlerini pusula kabul ederek bugün Dünya’nın Sabancı’sı haline gelen bir Topluluk olarak, 100’üncü yılı hak ettiği şekliyle kutlamaya çalıştık. Yani çok çalışarak… Birbirimize ve daha da önemlisi ihtiyacı olanlara omuz vererek, onların elinden tutarak… Bu süreçte tek bir amacımız vardı: Başka bir Cumhuriyet’in olmadığını bir kez daha hatırlatmak. Bu ülkenin en büyük gücünün birlik ve beraberlikten geçtiğini anımsamak. İşte bu yüzden bu yılki etkinliklerimizin yarısını deprem bölgesinde gerçekleştirdik. Çünkü bu bölgede yaşayan insanlarımız tam olarak iyileşmeden, hiçbirimiz eskisi gibi olamayacağız, olmamalıyız. Bunu hissedebilmek, aslında Cumhuriyet’i yaşamakla da eşdeğer” şeklinde konuştu.

SABANCI GÖNÜLLÜLERİ, 19 YILLIK ÇALIŞMAYI 3 YILA SIĞDIRDI

Eğitim ve kalkınmayı birer Cumhuriyet değeri olarak gördüklerinin altını çizen Cenk Alper, “Bayramların çalışarak kutlanabileceğini gösterdik. Bu yılki etkinliklerimizi iki başlık altında topladık. Hayata geçirdiğimiz 8 ana proje içerisinde, 1.000’in üzerinde etkinlik yaptık. Kadınlarımız, gençlerimiz, çocuklarımız başta olmak üzere yaklaşık 7 bin kişinin doğrudan hayatına dokunduk, gönüllülüğün ülkemizde artmasına öncü olduk. Son 3 yılda Sabancı Gönüllülerimiz yaklaşık 170 bin saatlerini Sabancı Cumhuriyet Seferberliği kapsamındaki etkinliklere ayırdı. Diğer bir ifadeyle, 19 yıllık çalışmayı, gönüllerimizin müthiş özverisiyle 3 yıla sığdırdık. Bu 3 yıl boyunca, ülkemizin dört bir yanında sahadaydık. Yönetim Kurulu üyelerimiz, Yürütme Kurulumuzdaki yöneticilerimiz, henüz işe yeni başlamış çalışanlarımız kısacası her bir gönüllümüz bu süreçte etkinliklerde yer aldı. Hep birlikte fidan diktiler, teknolojiden sürdürülebilirliğe birçok eğitim verdiler, mentorluk yaptılar, okul boyadılar, balıkçı ağlarını tamir ettiler. Gençlerimizle, kadınlarımızla, üreticiler ve girişimcilerle bir araya geldiler. Onlarla deneyimlerini paylaşarak yol gösterdiler. Yeri geldi; bilgisayar, kitap, masa taşıdılar. Bu 3 yıllık süreçte, emeği geçen her bir çalışma arkadaşıma, etkinliklerimizde bizlere güç veren tüm paydaşlarımıza yeniden çok teşekkür ederim” diye konuştu.