Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 5

THTM 3. Genel Kurulu toplandı: “NATO’ya karşı mücadele sürecek”

0

Ankara – Haber Merkezi
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin (THTM) üçüncü genel kurul toplantısı, 6 Ekim Pazar günü Ankara’da yapıldı. Tüm gün süren genel kurulda NATO’ya ve ‘Emperyalist Savaşa Karşı Göreve’ kampanyası, yerel meclislerin mücadele süreçleri değerlendirildi ve ileriki süreçte atacağı adımlar ele alındı.

“HALKIN GÜNDEMİNİ SİYASAL ALANA TAŞIYACAĞIZ”

Genel Kurul’un birinci oturumu THTM Yürütme Kurulu sözcüsü Oğuz Oyan’ın açış konuşması ile başladı. Oyan konuşmasında “THTM topluma gerçek siyasi seçeneklerin olduğunu göstermek için kuruldu. Halkın gerçek gündemini siyasal alana taşımak için, görünür kılmak için kuruldu” diyerek THTM’nin kuruluşu ve sonrasında yaptığı çalışmaları değerlendirdi.

Konuşmanın ardından Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin 15 Eylül’de Kartal’dan başlayan ve 28 Eylül’de İncirlik Üssü’nde son bulan NATO’ya ve Emperyalist Savaşa Karşı Göreve yürüyüşü sonrası hazırlanan Adım Adım Bağımsızlığa videosu gösterildi. Yürüyüşle ilgili hazırlanan video 7 Ekim Pazartesi günü itibariyle THTM youtube kanalından da izlenebilecek.

Birinci oturum THTM üyeliğine yeni isimlerin alınması önergesinin oybirliği ile kabul edilmesinin ardından sona erdi.

2026 NATO ZİRVESİNE KARŞI MÜCADELE KARARI

Oturumda NATO’ya karşı olmanın yalnızca tarihsel ve vicdanı bir sorumluluk olmadığı vurgulanarak ülkedeki ve bölgedeki güncel savaş tehdidine değinildi. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi 2. Genel Kurulunda aldığı NATO ve emperyalist savaşa karşı çok yönlü bir mücadelenin yükseltilmesi kararını 3. Genel Kurulunda da yineledi.

Oturumda 2026 yılında Türkiye’de yapılacağı duyurulan NATO Zirvesi’ne karşı mücadele, Ankara Mamak’taki “Natoyolu adı bağımsızlık yolu olsun” talebiyle başlatılan çalışmaya da vurgu yapılarak Türkiye’de NATO adı verilmiş tüm cadde, sokak vb. kamusal alanların isim değişikliği için mücadele, NATO üsleri ve Türkiye’deki yabancı askerlerin varlığını takip ve faaliyetlerini deşifre etme kararları alındı. Ayrıca İsrail terörüne maruz kalan halklarla dayanışma kararı önergesi hazirunun oybirliği ile kabul edildi.

AYDINLANMA SEFERBERLİĞİNİ YÜKSELTİYORUZ

Genel Kurulun 3. oturumunda THTM’nin 2. genel kurulda aldığı kararlarla başlattığı Aydınlanma Seferberliği kapsamında yaptığı çalışmalara dair gözlemler ve notlar aktarıldı. Uzmanlar Bildirisi ve sonrasında başlatılan imza kampanyası, Aydınlanma Seminerleri’ne dair değerlendirmelerin yapıldığı oturumda Çiğli Halk Temsilcileri Meclisi’nin gerçekleştirdiği tarikat yurdu eylemi selamlandı.

Zorunlu din dersleri ve ÇEDES eğitimlerinden çocukları korumak için öğretmenler ve velilerle koordineli çalışmalara devam edilmesi, tarikat yurtlarına karşı çalışmalar yapılması, kurumlarla ilişkilerin güçlendirilmesi karar altına alındı.

Ayrıca bu oturumda yeni Anayasa gündemi değerlendirilerek “Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi 3. Genel Kurulu, bugün açılmak istenen Anayasa tartışmasının gayrimeşru olduğunu saptamaktadır: “AKP düzeni” anayasa yapma ehliyetine sahip değildir. THTM, ülkemizin Cumhuriyetçi aydınlarıyla yoğun temas içinde, bu tutumu güçlü bir imza kampanyasıyla, aşılmaz bir irade olarak ilan etmeyi karar altına alır. Genel Kurul, Yürütme Kurulunu bu çalışmayı planlamak ve bütün THTM üye ve katkıcılarını harekete geçirmek üzere görevlendirir” değerlendirmesinin de yer aldığı önerge kabul edildi.

YEREL MECLİSLER GÖREVDE

Dördüncü oturumda THTM’nin yerel meclislerine dair değerlendirmelerde bulunuldu. Yerelmeclislerin özellikle yerel yönetimlerin faaliyetlerinin takipçisi ve sorgulayıcısı olma görevine vurgu yapıldı. Var olan ve gerçekleşecek olan çalışmalar tartışılırken yeni açılacak yerel meclislerin yanı sıra il/bölge temsilciliklerinin oluşturulması da kararlaştırıldı.

Oturumda Çiğli, Defne, Çeşme, Halk Temsilcileri Meclislerinden temsilcilerin yanı sıra 12 Ekim’de kuruluşunu gerçekleştirecek Kartal Halk Temsilcileri Meclisinden temsilciler de söz aldı. Yerel Meclislerin yanı sıra mahallelerde devam eden çalışmalar da değerlendirildi.

Yapılan değerlendirme ve tartışmaların ardından Genel Kurul mücadele kararlılığı ile sona erdi. THTM 3. Genel Kurul Sonuç Tutanağı ve Kararlar önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacak.

ABD ablukasına 60 yıldır direniyorlar! Küba heyeti Türkiye’de

0

Ercan Küçük

Soykırım seviyesine ulaşan ve 60 yılı aşkın süredir devam eden ABD ablukasına karşı mücadele eden Küba devletinden bir heyet, Türkiye’ye geldi. Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) daveti üzerine Türkiye’yi ziyaret eden Küba heyeti, Ankara ve İstanbul’da çeşitli görüşmeler yaptı. Heyet Röportajlık’ın sorularını da yanıtladı.

Küba devrimden günümüze ABD’nin hedefi olmaya devam ediyor. Bir takımada ülkesi olan ve ABD’nin coğrafi olarak çok yakınında yer alan Küba, yaklaşık 60 yıldır ABD’nin başını çektiği ablukaya karşı direnmeye çalışıyor. Öyleki dış ticarete bağlı yaşayan Küba ile ticaret yapan şirketler de milyar dolarlara ulaşan cezalara mahkum ediliyor. Üstüne Trump döneminde Küba, ABD tarafından ‘Teröre destek veren ülkeler’ listesine eklendi. Bu da Küba’nın uğradığı ablukayı çok daha sert şekilde artırdı.

TKP’nin daveti üzerine Türkiye’yi ziyaret eden Küba heyetinin programı Ankara’nın ardından İstanbul’da sürüyor. İstanbul’da gazetecilerle de bir araya gelen Küba heyeti “Tarihin En Uzun Soykırımı: Küba’da Abluka” başlıklı sempozyumda ekonomiden siyasete, sağlıktan turizme uygulanan ablukanın boyutlarını aktardı.

Heyete Küba Komünist Partisi Merkez Komite İdeoloji Departmanı Üyesi ve Halk İktidarı Ulusal Meclisi Milletvekili Luis Morlote Rivas başkanlık ediyor. Küba Cumhuriyeti Adalet Bakanı Birinci Yardımcısı ve Milletvekili Rosabel Gamón Verde, Küba Genç Komünistler Birliği (UJC) İkinci Sekreteri Dilberto Manuel González García, Küba Dünya Halklarıyla Dostluk Enstitüsü (ICAP) Temsilcisi Raúl Cardoso Cabrera ve Havana Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Ayuban Gutiérrez Quintanilla heyetin diğer üyeleri.

Filistin ile dayanışma

Heyet, “Tarihin En Uzun Soykırımı: Küba’da Abluka” başlıklı sempozyum öncesinde TKP tarafından düzenlenen basın toplantısına katıldı. Basın toplantısını, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan açtı. Okuyan, Küba’ya son ziyaretlerinde gündeme gelen bu etkinlikler için çeşitli uzmanlık alanlarından, çok yetkin bir heyetin geldiğini belirterek, bundan ve Kübalıları ağırlamaktan mutluluk duyduklarını ifade etti.

“Küba, devriminin 65’inci yılını yaşıyor” diyen Halk İktidarı Ulusal Meclisi Milletvekili Luis Morlote Rivas, Küba halkının çok zor koşullara rağmen bunca yıldır devrimi savunma ve ileriye taşıma direnci göstermiş olmasının hayranlık uyandırıcı olduğunu söyledi.

“Kübalıların omuzlarına dünyanın belki en ağır suçlarından biri yüklenmiş durumda: ABD’nin uyguladığı, soykırım niteliğindeki abluka.” Morlote, uluslararası kamuoyunun hemen tümünün karşı çıkmasına rağmen ABD’nin bu saldırısının sürdüğünü belirtti.

Morlote, Filistin halkıyla dayanışmalarını da dile getirdi. Küba’nın bu hafta 100 Filistinli öğrenciye daha tıp eğitimi bursu sağlama kararı aldığını belirten Morlote, “Küba, Filistin’in yeniden kuruluşunda, Filistinlilerin hazır olmasını sağlamaya katkıda bulunmaya çalışıyor” dedi.

Ak Parti ile görüşme

Basın toplantısında Röportajlık’ın sorularını yanıtlayan Küba Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Alejandro Francisco Diaz Palacios, heyetin Ankara’da yaptığı görüşmeleri şu sözlerle anlattı:

“Ankara’da çeşitli aktivitelere katıldı delegasyon. Mecliste bulunan Küba dostluk grubuyla bir görüşme gerçekleştirdi. Mevcut 2li ilişkilerin zerinden geçildi. Görüş alışverişinde bulunuldu. 2 ülkenin ilişkilerindeki gelişim rotasına ilişkin birçok alanda nasıl bir potansiyele sahip olduğu değerlendirildi. Parlamentolar arası ilişkinin daha fazla derinleştirilmesi üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Ak Parti’nin yönetici kurullarıyla da görüşmelerimiz oldu. 2 ülke arasındaki dostluk ilişkilerinin nasıl daha fazla ilerletilebileceği hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.”

“Tarihin En Uzun Soykırımı: Küba’da Abluka”

Heyet, basın toplantısının ardından 2002 yılında kurulan ve 22 yıldır Küba ile dayanışma çalışmalarını sürdüren José Martí Küba Dostluk Derneği’nin düzenlediği “Tarihin En Uzun Soykırımı: Küba’da Abluka” başlıklı sempozyuma katıldı. Sempozyumda ablukanın etkilerini çeşitli yönleriyle ele alınırken katılımcılar Küba halkının devrimi korumak için verdiği güçlüklerle dolu mücadeleyi dinleme imkanı buldu. 

Sempozyuma ayrıca Küba Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Alejandro F. Diaz Palacios ve Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan da konuşmalarıyla katılım sağladı.

Sempozyumun açılış konuşmasını JMKDD Başkanı Nahide Özkan yaptı. Küba’nın dünya tarihinde görülen en uzun ve kapsamlı emperyalist saldırının hedefi olduğunu kaydeden Özkan, bir iktisadi savaş politikası niteliğindeki ablukanın toplam maliyetinin 1 trilyon 400 milyar doları aştığını aktardı. Dostluk ve dayanışmanın ortak mücadeleyle anlam bulacağını vurgulayan Özkan, “Küba halkıyla olan bağlarımızı sevgi, saygı, takdir ve hayranlığın ötesine taşımamız gerekiyor” dedi.

“Biz Küba’ya güveniyoruz”

Küba Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Alejandro Francisco Diaz Palacios konuşmasında Küba halkı ile Türkiye’deki Küba dostları arasındaki dayanışmanın pandemi ve deprem gibi birçok kritik dönemde pekiştiğini vurguladı.

Küba’yla, Küba halkıyla dayanışmanın insanlık borcu olduğunu vurgulayan Kemal Okuyan, “TKP, olanakları ölçüsünde ve kendi açısından bu borcu ödemeye çalışıyor” dedi. Okuyan Küba’da işsizliğin, açlığın, ırkçılığın, cehaletin ve çocuk ölümlerinin tasfiye edildiğini hatırlatarak “Abluka deyip geçmeyin. İstiyorlar ki, Küba devrimin yolundan dönsün, insanlığa örnek olmaktan vazgeçsin, bir kez daha bağımlı, onursuz bir yönetime, halkı hiçe sayan bir toplumsal düzene sahip olsun” ifadelerini kullandı.

“Ablukanın hedefi açlığı umutsuzluğu kışkırtmak”

Sempozyumda ilk konuşmacı Havana Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Ayuban Gutiérrez Quintanilla’ydı. Quintanilla konuşmasında ABD’nin Küba’ya uyguladığı ablukanın tarihçesini ve boyutlarını aktardı. Ablukanın hedefini “Açlığı, umutsuzluğu kışkırtmak ve halkın hükümete karşı ayaklanmalarını sağlamak ve bunun için tüm yolları denemek” olarak özetleyen Quintanilla, şu bilgileri aktardı:

“Bir takımada olmamız ablukaya alınmamızı kolaylaştırıyor. Dünyayla ticareti kesmek için kolay bir hedefiz. Ekonomimiz küçük, sadece kendi kaynaklarımızla dayanamayız, her zaman dış ticarete bağlıyız.”

“Küba’da 7 yaşına kadar olan çocuklara sağlanan süt ile şeker, pirinç, tavuk gibi birçok gıda kalemi devlet desteğiyle sağlanıyor. Bunları satın almak için döviz gerekiyor. Abluka nedeniyle sadece 2022 yılında 4 milyar doların üzerinde zararımız var. Döviz gelirimiz bu tutarın yarısı kadar. 1962’den bu yana uğranılan zarar 159 milyar doları geçti. 

Sempozyumda ikinci konuşmacı Küba Cumhuriyeti Adalet Bakanı Birinci Yardımcısı Rosabel Gamón Verde oldu. Küba’daki sosyalist demokrasi ve katılım süreci hakkında bilgiler veren Verde, 2019’da halkın yüzde 86’sının onayıyla yürürlüğe giren yeni anayasa ile neyi amaçladıklarını anlattı, çıkan kanunlar hakkında bilgi verdi. 

Neoliberalizmin hedefi gençler

Daha sonra kürsüye Küba Genç Komünistler Birliği (UJC) İkinci Sekreteri Dilberto Manuel González García çıktı. García, konuşmasında “Küba devrimi yaşayacak mı, yeni nesiller tarafından sahipleniyor mu” sorusuna yanıt niteliğine açıklamalarda bulundu. Devrim başarıya ulaştığında Fidel Castro’nun 33 yaşında olduğunu hatırlatan García, “Devrimi korumak, ileriye taşımak, daha adil, daha eşitlikçi bir topluma ulaşmak için Küba gençliği olarak mücadele ediyoruz.” dedi.

ABD’nin abluka politikasının baş hedeflerinden birinin gençler olduğunu kaydeden García, emperyalizmin kışkırtmalarına karşı verdikleri mücadeleyi şöyle anlattı:

“1996’da ablukanın çok ağırlaştığı bir momentten itibaren 2022’ye kadar ABD hükümeti karşı devrimcilere dağıtmak için Küba’da 384 milyon dolar harcadı. 16 milyon dolar ola bu fonları bu yıl 25 milyon dolara çıkartma kararı aldılar. Geleneksel olmayan bir savaşı görüyoruz. Neoliberalizmi savunan birçok kesimlerin Küba’da etki yaratmaya çalıştığını gözlemliyoruz. En temel meselelerde biz gençlere anayasanın verdiği görev, çeşitli süreçler aracılığıyla devrim sürecini sürdürmek.”

Dünyada gençlerin parlamentoda en fazla temsil edildiği yedinci ülkenin Küba olduğunu söyleyen García, sözlerine şöyle devam etti:

“Kübalı gençler devrimin sürekliliğini temsil ediyor. Devrim gençliğe güveniyor. Küba’ya karşı yürütülen kampanyanın gençliğin bir kısmını kışkırttığı bir geçek. Küba gençlerinin sorumluluğu konusunda bilinç sahibi olması için çabalıyoruz.”

Küba Dünya Halklarıyla Dostluk Enstitüsü (ICAP) adına konuşan Raúl Cardoso Cabrera, Küba’yla dayanışmanın önemini anlattı. Ablukanın Küba kadar dünya haklarını da etkilediğini devrimci dayanışmanın örnekleri üzerinden açıkladı:

“Küba bugüne dek 600 binden fazla sağlık operasyonu yaptı. Son 35 yılda 3,5 milyon kişi görme yetisini kazandı. Birçok Latin Amerika ülkesinde okuma yazma seferberliği kampanyaları düzenlendi. 1600’den fazla örgüt, halkalarımız arasındaki dostluğu geliştirmek için çalışmaktadır.

Ablukanın aracı Sosyal medya

Sempozyumda son sözü heyete başkanlık eden Küba Komünist Partisi Merkez Komite İdeoloji Departmanı Üyesi ve Halk İktidarı Ulusal Meclisi Milletvekili Luis Morlote Rivas aldı.

“Küba teslim mi oluyor” sorusunu yanıtlayan Rivas, “Küba teslim olacak olsaydı biz burada olmazdık. Hep bir ayağımızı sağlam basmamız gerektiğini söyleriz. Eğer Küba teslim olacak olsaydı biz burada olmazdık. Asla teslim olmama için kararlılığımız burada olmamızın temel sebebi” dedi.

ABD ablukasının somut sonuçlarının aksine psikolojik ve manevi sonuçlarını anlatabilmenin mümkün olmadığını söyleyen Rivas, “Bazı dönüşümler yapıyoruz. Yapmak zorundaydık. Ama esas olan hayatta kalmak. Küba şok yaratıcı şekilde direniyor. Abluka, Küba hükümetinin elini ayağını kesmeye yönelik bir politika. Küba’da eşitsizlik yaratmaya yönelik bir politika” ifadelerini kullandı.

Sosyal medyada “Küba başarısız bir devlet” başlığıyla sahte hesaplar üzerinden kampanyalar düzenlendiğini söyleyen Rivas, şöyle konuştu:

“Devrimin moralini bozmaki önderlerini kaldırmak istiyorlar. Başarısız bir devlet nasıl her gün her çocuğun okula gitmesini güvence altına almış olabilir, bir vatandaşının açık kalp ameliyatını tek kuruş harcamadan yapmasını sağlar? Temel gıdaya erişimi sağlayan devlet, spor ve kültürel etkinliklere katılım sağlayan devlet, her bir yasayı halkın çoğunluğunun onayıyla geçiren, halkın tümünün yurttaşlık haklarını koruyan devlet nasıl başarısız olabilir?”

Soruların cevaplandırıldığı son oturumun ardından sempozyumun sonuç bildirgesi paylaşıldı.

Bugüne kadarki toplam maliyetinin 1 trilyon 400 milyar doları aşan ablukanın, Küba’nın iktisadi ve toplumsal kalkınmasının önündeki en büyük engeli olduğunu kaydeden metinde José Martí Küba Dostluk Derneği adına şu kararlar sıralandı:

-Küba’ya uygulanan iktisadi, ticari, finansal ablukayı bir soykırım suçu olarak lanetler ve kayıtsız şartsız sonlandırılmasını talep eder.

-Küba’nın keyfi ve uydurma “terörü destekleyen ülkeler listesi”ne eklenmesinin hiçbir meşru dayanağının bulunmadığını vurgular ve Küba’nın bu uydurma listeden derhal çıkartılması için çağrıda bulunur.

-Küba gerçeklerini sansürleyen ve çarpıtan medya kampanyalarına karşı duracağını ilan eder; başta iletişim uzmanları olmak üzere toplumun tüm kesimlerini bu kasıtlı yalan ve karalamalarla mücadeleye davet eder.

-Küba’yı istikrarsızlaştırmayı ve ülkeye dönük askeri müdahaleyi hedefleyen her türlü girişimi tereddütsüz reddeder.

-Küba halkının kendi kaderini belirleme ve egemenlik haklarına kayıtsız şartsız saygı gösterilmesi gerektiği konusunda ısrar eder.

-Soykırım suçu niteliğindeki ablukanın Küba’nın ekonomisine ve toplumsal refahına dönük olumsuz etkilerini daha derinlemesine ele alınması ve daha geniş bir kamuoyuyla paylaşılabilmesi için başta akademisyenler olmak üzere tüm aydınları göreve davet eder.

-Küba’ya dönük ablukanın kaldırılmasına yönelik dayanışma faaliyetlerinin hem ideolojik mücadele hem de maddi alanda güçlendirilmesi için yeni araç ve kampanyaların planlanması doğrultusunda adım atar.

-Tüm halkımızı, kardeş Küba halkıyla dayanışmayı yükseltmeye davet eder.

Sanal kumar bağımlılığı! Zafer Partili Aslan uyardı:  Her 10 çocuktan 8’i…

0

Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Esmaül Hüsna Aslan, dijital bağımlılığın çocuklar üzerindeki etkilerine dikkat çekerek özellikle sanal kumar bağımlılığına karşı aileleri uyardı. Her 10 çocuktan 8’inin en az bir kere sanal kumar sitelerine erişim sağladığını belirten Aslan, “10’da 8 gibi bir oran hiç yabana atılacak bir oran değil. Yarının felaketi bugün evlerimizde şekilleniyor olabilir, çocuklarımızın minik ellerine teslim ettiğimiz o kutular, milletimize bir pranga, dahası bir bomba olarak dönmesin” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de yasa dışı bahis ve kumar alışkanlığı, gençler arasında giderek yaygınlaşıyor. Konuya ilişkin basın açıklaması düzenleyerek aileleri uyaran Zafer Partisi Kadın, Aile ve Çocuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Esmaül Hüsna Aslan, çocuklar ve gençler arasında bu bağımlılığın hızla yayıldığını vurgulayarak “Birçok araştırma, kumar bağımlılığı için en riskli yaş grubunun 12-15 yaş olduğunu gösteriyor. 2023 yılında Türkiye’de 160 bin yasadışı kumar sitesi kapatıldı, bu sayı bir önceki yılın altı katı. Çocuklarımız, basit bir oyun reklamıyla sanal kumarın batağına çekiliyor. Anne babalar da çocuklarının bu şekilde güvende olduklarını düşünüyor ister istemez. Çocukları gözleri önünde oyun oynuyor. Çünkü sokaklar güvensiz, her gün kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin saldırısına uğrayan çocuklarımızın acı haberleri yüreğimizi kanatıyor, çocuklarımıza, ailelerine, ülkemizin geldiği hale üzülüyoruz” diye konuştu.

“TERÖR FİNANSE EDİLİYOR”

Sanal kumar bağımlılığının uyuşturucu madde bağımlılığı kadar tehlikeli olduğunu belirten Aslan, söz konusu yolla kara para aklandığına dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Geçtiğimiz yıl yasadışı kumar oynattığı gerekçesiyle Türkiye’de kapatılan internet sitesi tam tamına 160 bin. Önceki sene, yani 2022’de bu sayı altıda biriydi. Yani bir yılda yayın yapan site sayısı 6 kat artmış durumda. Üstelik çocuklarımızın bu tür sitelere erişimi için hiçbir engel yok. Ebeveynler olarak bizim dikkatimizi bile çekmeyecek basit bir çocuk oyununda arada çıkan bir reklamla yapılan yönlendirme, çocuklarımızın sanal kumar batağına düşmesi için yeterli oluyor. ‘Başlangıç hediyesi veriyoruz’ denilerek tuzağa çekilen çocuklarımız, günlük harçlıklarının beş katı, on katı hediye edildiğini düşünerek bu tuzağa güle oynaya düşürülüyor. Dahası bu yolla dev kara paralar aklandığı ve terör örgütlerine ciddi bir finansman sağlandığı da artık inkar edilemez bir gerçek”

“YAKLAŞAN FELAKETE DUR DEMELİYİZ”

Ebeveynlere çağrıda bulunan Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Elbette işteyken, yan yana değilken çocuğumuzla iletişim kurmak için, onların güvenliğini sağlamak adına cep telefonu veriyoruz, vermek zorunda hissediyoruz kendimizi. Ancak daha 10 yaşında bir çocuğun kumar veya şiddet bağımlısı olmasının önüne geçmek için yapmamız gereken onca şey var. Bu imkanlara sahibiz. Yaklaşan toplumsal felakete dur demeliyiz. İşe önce ebeveynler olarak kendimizi dijital okur yazar hale getirerek başlamalıyız. Dijital okur yazar hale gelelim ki, çocuklarımızın nelerle ilgilendiğini anlayalım, önlem alınması gereken noktada doğru tarafından önlemimizi alalım. Şiarlarından biri ‘bilim’ olan Zafer Partisi olarak elbette teknolojiyi, teknolojik gelişmeleri kulak ardı edecek değiliz. Ama birincisi teknolojiyi doğru kullanmak, ikincisi çocuklarımıza ve gençlerimize doğru kullandırmak yükümlülüğündeyiz. 

Doğru önlemleri alalım ki, daha 18 yaşına gelmemiş her 10 çocuğumuzun sekizinin en az bir kere düştüğü bu bataklıkta yarın bebeklikten yeni çıkmış çocuklarımızı bulmayalım. 10’da 8 gibi bir oran hiç yabana atılacak bir oran değil. Yarının felaketi bugün evlerimizde şekilleniyor olabilir, çocuklarımızın minik ellerine teslim ettiğimiz o kutular, milletimize bir pranga, dahası bir bomba olarak dönmesin”

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nden Kaybolan Çocuklar Raporu

0

8 yıldır istatistiği bile tutulmuyor!

Diyarbakır’da sekiz yaşındaki Narin Güran’ın kaybolduktan sonra cansız bedenine ulaşılması ve bu süreçte yaşananlar Türkiye’deki kayıp çocuklar gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Toplum Çalışmaları Enstitüsü, Türkiye’nin gündeminden düşmeyen kayıp çocuklar krizine ilişkin dikkat çeken verilerin yer aldığı bir rapor yayımladı.

Çözüm bekleyen trajedi…

Toplum Çalışmaları Enstitüsü Direktörlerinden Doç. Dr. Asmin Kavas’ın kaleme aldığı “Kaybolan Çocuklar Krizi: Türkiye ve Dünyada Mevcut Durum, Zorluklar ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporda, önemli verilere yer verildi. Raporda, “Her geçen gün daha fazla çocuğun kaybolması, toplumun gözleri önünde yaşanan ve çözüm bekleyen bir trajediyi derinleştiriyor. Narin’in kayboluşu sadece bireysel bir trajedi olarak görülmemeli; bu olay, Türkiye’de çocukların karşı karşıya kaldığı ihmal ve istismarın yaygınlığını ve derinliğini ortaya koyuyor” ifadeleri yer aldı.

ABD’de her yıl 460 bin çocuk kayboluyor

Raporda, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, 2008-2016 yılları arasında ülkemizde tam 104.531 çocuk kaybolan olarak bildirildiği, sonraki yıllarda bu konuda bir istatistik tutulmadığına dikkat çekildi. Raporda yer alan ifadelerde, resmi verilere göre, kaybolan erkek çocuk vakalarının yüzde 55’i; Antalya, Diyarbakır, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Adana, Ankara, Bursa, Denizli ve Şanlıurfa gibi illerde yoğunlaştığı, 9 yıl içinde Antalya’da, emniyet birimlerine bildirilen kaybolan kız çocuğu sayısı tam 4.559 olduğu belirtildi

Dünya genelinde kaybolan çocuklara ilişkin durumun, Türkiye’dekinden farklı olmadığına da değinilen raporda, Missing Children Europe ve AMBER Alert Europe verileri ele alındı. Rapora göre Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde her yıl yaklaşık 250 bin çocuk kayboluyor. Avrupa dışındaki ülkelerde tablo daha da ürkütücü. Hindistan’da her 8 dakikada bir çocuk kaybolurken bu çocuklar ya zorla çalıştırılıyor ya da seks işçiliğine itilerek insan kaçakçılığına maruz bırakılıyor. 

Kurum, kaybolan çocuk vakalarını genellikle şu 5 ana kategoride sınıflandırıyor:

  1. Tehlikedeki kaçak çocuklar (12-18 yaş): Evsiz kalmış, tehlike altında olan ya da kendi isteğiyle evden kaçan çocuklar. 
  2. Aile içi kaçırma (0-18 yaş): Genellikle boşanmış ya da ayrı yaşayan ebeveynlerden birinin, çocuğu diğer ebeveynin bilgisi dışında kaçırması durumu. 
  3. Aile dışı kaçırma (0-18 yaş): Çocukların aile dışındaki bir kişi ya da kişiler tarafından kaçırılması. 
  4. Terk edilmiş veya refakatsiz çocuklar (0- 18 yaş): Göçmen krizlerinde sıkça karşılaştığımız, kimsesiz ya da refakatsiz çocuklar. 
  5. Kaybolan veya yaralı çocuklar (her yaş grubu): Evde ya da dışarıda kaybolan, bir kazaya uğramış veya bilinmeyen bir yerde bulunan çocuklar. 

Yapılan çalışmalara göre 2022 yılında dünya genelinde ülkeler bazında kaybolan çocuk sayıları şu şekilde kaydedildi:

• Avustralya’da her yıl yaklaşık 20 bin çocuk,

• Kanada’da her yıl yaklaşık 45.288 çocuk, 

• Almanya’da her yıl yaklaşık 100 bin çocuk,

• Hindistan’da her yıl yaklaşık 96 bin çocuk, 

• Rusya’da yaklaşık 45 bin çocuk,

• İspanya’da her yıl yaklaşık 20 bin çocuk, 

• Birleşik Krallık’ta her yıl yaklaşık 112.853 çocuk, 

• Meksika’da 120 bin çocuk, 

• Brezilya’da 40 bin çocuk, 

• Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl yaklaşık 460 bin çocuk. 

‘Türkiye gerekli ağlara üye bile değil’

Söz konusu geniş toplumsal iş birliklerinin kayıp çocuklarının bulunmasını hızlandırmak ve hatta önlemek adına önemli adımlar içerdiğine dikkat çeken Toplum Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Doç. Dr Asmin Kavas, enstitünün raporunda “Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, Türkiye’nin kaybolan çocuklar konusundaki uluslararası ağlara üye olmaması ve dolayısıyla, çocukların bulunması için hayati önem taşıyan küresel işbirliği fırsatlarından yararlanamamasıdır. Türkiye özelinde etkili çözümler üretebilmek için, ulusal düzeyde kapsamlı stratejiler geliştirilmesi ve uluslararası işbirliği ağlarına aktif katılım sağlanması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Kayıp çocuklar için 10 maddelik kurtarma planı

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, raporda Türkiye’nin kaybolan çocuklar sorununa etkili çözümler üretebilmesi için ulusal düzeyde geliştirmesi gereken stratejileri şöyle sıraladı:

Ulusal Acil Uyarı Sisteminin Kurulması: Türkiye’de kaybolan çocuk vakalarına hızlı ve etkili müdahale için, AMBER Alert benzeri başarılı uluslararası modelleri örnek alan ulusal bir acil uyarı sistemi kurulmalıdır. Bu sistem, medya kuruluşları, telekomünikasyon şirketleri ve sivil toplum örgütleriyle sıkı işbirliği içinde çalışarak, toplumun tüm kesimlerini kapsayan ve anında harekete geçiren bir mekanizma olarak tasarlanmalıdır. Veri Toplama ve Analiz Kapasitesinin Artırılması: Kaybolan çocuk vakalarına ilişkin verilerin toplanması, analizi ve paylaşımı için kapsamlı ve entegre bir ulusal veri sistemi oluşturulmalıdır. Bu sistem, vakaların detaylı profillerini çıkararak, kaybolma nedenlerini derinlemesine analiz etmeli ve bu analizler ışığında önleyici stratejiler ile etkili müdahale yöntemleri geliştirmeye olanak sağlamalıdır. 

Toplumsal Farkındalık Kampanyaları: Kaybolan çocuklar konusunda toplumsal farkındalığı artırmak için, geniş kapsamlı ve sürdürülebilir bilinçlendirme kampanyaları düzenlenmelidir. Bu kampanyalar, aileleri ve toplumun tüm kesimlerini hedef alarak, çocukların kaybolma risklerini, alınabilecek önlemleri ve kaybolan durumunda izlenecek adımları etkili bir şekilde anlatmalı; ayrıca medya, eğitim kurumları ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde yürütülerek, konunun sürekli gündemde kalmasını sağlamalıdır.

 • Uluslararası İşbirliği ve Entegrasyon: Türkiye, kaybolan çocuklar konusundaki uluslararası ağlara aktif katılım sağlayarak küresel işbirliği fırsatlarından azami ölçüde yararlanmalıdır. Bu katılım, sınır ötesi vaka yönetimini iyileştirecek, veri paylaşımını hızlandıracak ve uluslararası en iyi uygulamaların ülkemize adapte edilmesini kolaylaştırarak, kaybolan çocukların bulunma oranını artıracaktır. 

Teknoloji ve Sosyal Medyanın Etkin Kullanımı: Kaybolan çocukların bulunmasında ileri teknoloji ve sosyal medya platformları stratejik bir şekilde kullanılmalıdır. Yapay zeka destekli görüntü tanıma sistemleri, konum bazlı uyarı mekanizmaları ve viral sosyal medya kampanyaları gibi yenilikçi dijital çözümler, bilginin hızla yayılmasını sağlayarak; toplumsal katılımı maksimize edebilir ve arama süreçlerinin etkinliğini önemli ölçüde artırabilir. 

Hukuki Düzenlemeler ve Cezai Yaptırımlar: Kaybolan çocuk vakalarına yönelik mevcut yasal çerçeve, güncel ihtiyaçlar ve uluslararası standartlar doğrultusunda kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmeli ve güçlendirilmelidir. Çocuk kaçırma, insan kaçakçılığı ve istismar gibi suçlarla mücadelede daha etkili ve caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalı, bu suçların faillerine yönelik cezalar artırılmalıdır. Bu yasal iyileştirmeler, suçları önleme, mağdurları koruma ve failleri adalet önüne çıkarma konularında daha güçlü bir sistem oluşturarak, çocukların güvenliğini artırmayı ve potansiyel suçluları caydırmayı hedeflemelidir. 

Kurumlar Arası Koordinasyon ve Kapasite Geliştirme: Çocuk koruma ve kaybolan çocuk vakalarıyla ilgilenen kurumlar arasında koordinasyon ve işbirliği güçlendirilmelidir. Emniyet birimleri, sosyal hizmetler, sağlık kuruluşları, eğitim kurumları ve ilgili sivil toplum örgütleri arasında etkin bir iletişim ve işbirliği ağı kurulmalıdır. Bu kurumlar arası koordinasyon, vakaların daha hızlı ve etkili bir şekilde ele alınmasını sağlayacak, risk altındaki çocukların erken tespitini kolaylaştıracak ve kaybolan vakalarının önlenmesine katkıda bulunacaktır. Ayrıca, bu kurumların personeline yönelik düzenli eğitimler ve kapasite geliştirme programları düzenlenerek, kaybolan çocuk vakalarına müdahale konusunda uzmanlıkları artırılmalıdır. 

Önleyici Tedbirler ve Risk Değerlendirme Sistemleri: Kaybolan çocuk vakalarını önlemek için proaktif bir yaklaşım benimsenmelidir. Risk altındaki çocukları erken tespit etmek ve koruyucu önlemler almak amacıyla kapsamlı risk değerlendirme sistemleri geliştirilmelidir. Bu sistemler, çocukların aile durumu, sosyo-ekonomik koşulları, eğitim durumu, sağlık geçmişi gibi faktörleri analiz ederek potansiyel riskleri belirleyebilmelidir. Ayrıca, okullarda ve toplum merkezlerinde çocuklara yönelik güvenlik eğitimleri düzenlenmeli, çocukların kendilerini koruma becerileri geliştirilmelidir. Ebeveynlere ve bakıcılara yönelik bilinçlendirme programları uygulanmalı, çocuk güvenliği konusunda pratik bilgiler ve stratejiler sunulmalıdır. Bu önleyici yaklaşım, kaybolan çocuk vakalarının sayısını azaltmaya yardımcı olacak ve çocukların genel güvenliğini artıracaktır. Türkiye’nin kaybolan çocuklar sorununa etkili çözümler üretebilmesi için uluslararası düzeyde geliştirilmesi gereken stratejiler şunları içermelidir: 

,• Uluslararası Standartların Belirlenmesi: Kaybolan çocuk vakalarının tanımlanması, raporlanması ve yönetilmesi için uluslararası standartlar oluşturulmalıdır. Bu standartlar, Türkiye ile diğer ülkeler arasında tutarlılığı sağlayarak, veri toplama ve paylaşım süreçlerini kolaylaştıracaktır. Ayrıca, bu standartlar, kaybolan çocuk vakalarının raporlanmasında kullanılan terminolojiyi, veri toplama yöntemlerini ve veri paylaşım protokollerini standardize edecektir. Bu sayede, ülkeler arasında veri paylaşımı ve koordinasyon daha etkili bir şekilde gerçekleştirilebilecek ve kaybolan çocukların bulunma olasılığı artacaktır. Uluslararası standartlar, kaybolan çocuk vakalarının daha hızlı ve etkili bir şekilde ele alınmasına yardımcı olacaktır. 

Küresel Veri Paylaşım Ağı: Türkiye, uluslararası veri paylaşım ağlarına katılmalıdır. Bu ağlar, kaybolan çocuklarla ilgili bilgilerin hızlı ve güvenli bir şekilde paylaşımını sağlayarak, sınır ötesi işbirliğini güçlendirecek ve kaybolan çocukların bulunma sürecini önemli ölçüde hızlandıracaktır. Ayrıca, bu ağlar, kaybolan çocuk vakalarının daha etkili bir şekilde izlenmesini ve analiz edilmesini de sağlayacaktır. Bu sayede, kaybolan çocuk vakalarının nedenleri ve trendleri daha iyi anlaşılacak ve önleyici tedbirler alınabilecektir. Uluslararası veri paylaşım ağlarına katılım, Türkiye’nin kaybolan çocuk vakalarına karşı mücadele etmede daha etkili olmasını sağlayacaktır. 

Eğitim ve Kapasite Geliştirme: Türkiye, uluslararası kuruluşlar, hükümetler ve sivil toplum örgütlerinin, kaybolan çocuk vakalarına müdahale edebilecek yetkinlikte personel yetiştirmek için eğitim programlarına katılmalıdır. Bu eğitim programları, kaybolan çocuk vakalarının tanımlanması, raporlanması ve yönetilmesi için gerekli becerilerin geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca, bu programlar, kaybolan çocuk vakalarında etkili müdahale için gerekli olan koordinasyon ve işbirliğini de güçlendirecektir. Uluslararası çapta tüm bu adımlar, dünya genelinde kaybolan çocuk vakalarının önlenmesi ve çözülmesi için ortak bir politika izlenmesini mümkün kılacaktır. Bu politika, tüm ülkelerin kaybolan çocuk vakalarına karşı ortak bir yaklaşıma sahip olmasını sağlayacak ve kaybolan çocukların bulunma şansını artıracaktır. Türkiye de dahil olmak üzere, tüm ülkelerin bu uluslararası standartları benimsemesi ve uygulaması, kaybolan çocuk vakalarının önlenmesi ve çözülmesi için önemli bir adım olacaktır. Bu sayede, kaybolan çocuk vakalarında uluslararası işbirliği ve koordinasyon daha etkili bir şekilde gerçekleştirilebilecek ve kaybolan çocukların bulunma olasılığı artacaktır. Ulusal düzeyde ise Türkiye, kaybolan çocuklarla mücadelede daha entegre ve veri odaklı yaklaşımlar benimsemelidir. Özellikle kaybolan çocukların geri dönme oranlarını artırmak ve suç örgütlerinin tuzağına düşmelerini engellemek için sınır ötesi iş birliği şarttır.

Yeni FETÖ, Menzil mi?

0

Nasıl bu kadar büyüdüler, zenginleştiler? Hangi bakanlıklarda kadrolaştılar? Yeni FETÖ, Menzil mi? Son yıllarda zenginleşmesi ve bakanlıklarda kadrolaştığı iddialarıyla anılan Menzil Tarikatının gerçeklerini Birgün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı, Röportajlık’a anlattı.

‘Ekonomist Bilal, babanın saraydaki harcamalarına bir bak’

0

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Hazine ve Maliye Bakanlığının ağustos ayı bütçe verilerine göre Cumhurbaşkanlığının yaptığı aylık harcamanın bugüne kadarki en yüksek harcama olduğunu belirterek; “Ben ekonomistim” diyen Bilal Erdoğan’a seslendi: “Ekonomist Bilal, EYT ile uğraşacağına babanızın sarayındaki harcamalara bir baksanıza.”

Geçen mayıs ayında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Tasarruf Tedbirleri Genelgesini hatırlatan CHP’li Başarır Cumhurbaşkanlığı’nın ağustos ayındaki harcamanın saatte 2 buçuk milyon liraya denk geldiğini belirterek şunları söyledi:

NE OLDU TASARRUF TEDBİRLERİ?

“Cumhurbaşkanlığı bugüne kadar yapmış olduğu en büyük harcamayı ağustos ayında yapmış. Cumhurbaşkanlığı ağustos ayında 1 milyar 800 milyonluk bir harcama yapmış. Peki tasarruf tedbirleri ne oldu? Bir kenara atıldı. Ekonomist Bilal’e sormak isterim; EYT ile uğraşacağına babanızın sarayındaki harcamalarına bir baksanıza. Cumhurbaşkanı bir günde 60 milyon harcıyor. Saatte 2.5 milyon lira harcıyor. Bir günde 3 bin 529 asgari ücretlinin maaşını tüketiyor, 4 bin 800 emekli maaşını tüketiyor ve oğlu EYT’yi eleştiriyor. Bir asgari ücretle, bir emekli maaşıyla Bilal Bey bir ay yaşasanıza. Ne oldu tasarruf tedbirleri? Ağustos ayındaki harcamaya bir bakın, yazıklar olsun.”

Üzeyir Garih cinayeti soruşturmasında görev almıştı: Mustafa Böğürcü’den jandarma ve medyaya eleştiri

0

Narin Güran’ın cinayetinde köylülerin soruşturmayı manipüle etmek için kullandığı yöntemler şaşkına çevirdi. Jandarmayı yanıltan taktikler ve medyanın olaydaki tavrını Üzeyir Garih cinayetini soruşturan ekipte de yer alan Güvenlik ve Suç araştırmaları uzmanı Mustafa Böğürcü ile konuştuk.

Ercan Küçük

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Tavşantepe mahallesinde, 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüne dair yeni detaylar gün yüzüne çıkıyor. Köylülerin, jandarmayı yanıltarak cinayetin aydınlatılmasını engellemek için çeşitli yöntemlere başvurduğu ortaya çıktı. Süreci Röportajlık’a değerlendiren Mustafa Böğürcü, soruşturmayı yürüten jandarmaya ve medyaya eleştirilerde bulundu.

Böğürcü, özellikle bugün medyada yer alan, ailenin kurduğu taktiklerle jandarmayı manipüle etttiği haberlerine tepki gösterdi. Faillerin bulunmasının gecikmesi ve Narin’in bulunmasının çok uzun sürmesine dikkat çeken Böğürcü, jandarmaya gelen sahte ihbarların normal olduğunu vurguladı. 2001’de öldürülen ve o dönem büyük sansasyon yaratan iş insanı Üzeyir Garih soruşturmasında da asayiş şubede görev aldığını hatırlatan Böğürcü, o dönem de binlerce sahte ihbar geldiğini aktardı. Soruşturmayı yürüten jandarmanın da bunu hesaplayıp buna göre strateji geliştirmesi gerektiğini belirtti. Böğürcü şunları söyledi:

Garih cinayeti, Garipoğlu vakası hatırlatması

“Jandarma eğer cinayet ve adam öldürme olarak düşünüp, çemberi daraltsaydı, o ihbarların olacağını zaten bilmesi gerekiyor. Ben 99’lu yıllarda İstanbul’da asayiş şubede çalıştığım zamanda da Üzeyir Garih cinayeti olmuştu. O zaman da onlarca, yüzlerce, binlerce ihbar geliyordu. Biz bir o viyadüğün altına gidiyorduk, bir bu viyadüğün altına gidiyorduk. Cem Garipoğlu’nda da böyleydi, Hrant Dink cinayetinde de böyleydi. Yani bu tür toplumun radarına girmiş, cinayetlerde veya böyle olaylarda toplumda bir anda farklı noktalardan ihbarlar gelir. Burada da 20’ye yakın ihbardan bahsediliyor. Kolluk da kendilerinin yanıltıldığı beyan ediyorsa, bütün kaynaklarla o ihbarın olduğu yere mi gittiniz? Bu tür olayların olabileceğini bilen kolluk gücü olması gerekiyor. Eğer bunu hesaplayamayıp bu yönde strateji geliştirmedilerse onların hatası. Tabii ki suç işleyen kişi suçu örtbas etmek, suç iz ve delillerini yok etmek veya suçun ortaya çıkmasında ki zamanı uzatarak kendine göre yeni pozisyonlar almak için bunları yapar. En doğal olaydır suç araştırmasında.

20-30 tane telefondan, farklı numaralardan aranma ilk kez olmuyor. Adam suç işlemiş, suçtan kaçmak ve suç delillerini kaybetmek için bunu yapacak. Gayet normal bu, yapmaması anormal olurdu. Bu tür olaylarda kollu güçlerinin, bölgenin yapısı, feodal yapı, aile içi ilişkileri düşünerek bu işin cinayet ve öldürme olayına dönüşebileceği ve bunun yakın aile içerisinde birileri tarafından yapılabileceğine göre strateji belirleyip kendisine göre plan yapması lazım.”

‘Çok çalıştılar, 10 saat evlerine gitmedi jandarma.’ Gitsin bence. Gitmemesi hataydı. Zaten gitmediği için hata yaptı. Gitseydi daha zihinli kafayla işi daha çabuk çözerdi.

Zamanında köyden şüphelenseydiniz, zamanında muhtarı veya muhtarın yanında çalışanları veya diğer köydeki bu işe şu an kuvvetli suç şüphesiyle karıştığı düşünülerek tutuklanan kişilerin hal ve hareketlerini gözlemleseydiniz. Ağır suç olduğu için teknik takip izni hakimden alıp bütün köyü dinleseydiniz.

Ortam dinleme cihazları ile meclis kurmuşlar. O meclisleri dinleseydiniz istediği kadar Kürtçe konuşsun. Senin kadroların içerisinde Kürtçe bilen ve Zazaca bilen personelin var. Çözümlemesini yapar 3. gün çözerdin. Niye bunları yapmadın?”

“Her şey annede bitiyor”

Böğürcü, Narin cinayetiyle ilgili anne Yüksel Güran’ın kara kutu olduğunu vurguladı. Narin’in abisi Enes Güran’ın ifadesindeki tırnak izi, diş izi savunmalarını gerçekçi bulmadığını belirten Böğürcü, “Her şey annede bitiyor” dedi. Böğürcü şöyle konuştu:

“Olay abisinde patlayacak. Abisindeki o tırnak izlerinden tut da gözündeki morluk izleri, kolundaki ısırık izleri, yasadışı madde kullanma alışkanlığı… Bunlar kuvvetli suç şüphesi. ‘Mısır tarlasına girdim. Sırtımı mısırlar çizdi.’ Tırnak iziyle mısırın çizeceği izi zaten adli tıp verecek. Kim kendisine yumruk atar durup dururken? İki tane ısırık olması… Nitekim o ikinci ısırık anneden çıkarsa senaryo oturacak. Ağabeyi uygunsuz pozisyonda gören Narin bağırarak annesine doğru kaçmasıyla ağabey yakaladı yatırdı, boğazladı. O sırada anne müdahale etmeye çalıştı, ya arkadan çocuğu çekerken tırnaklarını tırmaladı. Baktı yetişemiyor çocuğu kurtarmaya. O bir cinnet haline geldiyse yasadışı maddenin etkisiyle bu sefer ısırdı ısırmayla, acıyla bıraksın diye. Ama bırakmadı çocuk.

Tırnakta DNA bulunursa o da çok büyük bir etken olur. Parmağın birinde tırnağı etten ayrılmış diyorlar. O kadar suda kalsa da ayrılamaz. Muhtemelen bir boğuşma ve çırpınma noktası var. O noktada bence, adli tıbbın vereceği sonuç, oradaki maddi deliller çok önemli.

Her şey annede bitiyor. Anne kara kutu, her şeyi biliyor. Gördü, duydu. İşin içerisinde ama şu anda çözülmediler. Ama çözülür. Çünkü üçüncü yenge de dün alındı. Onun ifadelerine istinaden zaten şey yapıldı. Bu anne ceza evinden alınıp diş izi alındı. Normalde birinci diş izinin abide olduğunu adli tıp açıklanmıştı. Ama ikinci diş izinin kime ait olduğu belli değildi. Şimdi hem Narin’in diş örnekleriyle hem annenin diş örnekleriyle çocuğun kolundan geçmişte alınan diş izleri karşılaştırılıp örtüştürülürse, o zaman zaten istedikleri kadar kendilerini başka noktada konumlandırıp başka senaryolar üretsinler, bu iş oturmuş olur. Zaman içerisinde de vicdana gelip cezaevinde itiraflar başlar.”

Aile neden hala çözülmedi?

Cinayetle yargılanan ve birçok üyesi tutuklanan ailenin hala tam olarak çözülememesi de kamuoyunun çokça dikkatini çekti. Böğürcü bunu bölgedeki feodal yapılanmaya ve muhtarın siyasetçilerle ilişkilerine bağladı. Narin’in muhtar amcası Salim Güran’ın jandarmayı ilk olarak Narin’in olduğu yerde başlattırmasına dikkat çeken Böğürcü şunları söyledi:

“Feodal yapılanma var, o bölgenin gerçeklerini hepimiz biliyoruz. ‘Meclis kurarız, bu işleri biz çözeriz. Büyüklerimizi çağıralım, onlar şeriatı kessin’ gibi söylemler o bölgenin akışı içerisinde var. Bu tür ailelerde bu şekilde kapanmalar olur. Yani suçu saklarlar, olayı saklarlar ve problemi devlete bildirmezler. Hukuki olarak kendi aralarındaki ihtilafı ‘köyün veya bölgenin ileri gelenleri ile oturalım, meclis kuralım, onların verdiği karara hepimiz tabi olalım’ gibi söylemlerle ve eylemlerle yaparlar. Bu da onlardan birisi. Bir de muhtar hem kamu güvenlik bürokrasisi, hem siyasetçilerle ve ailenin başka bireyleri de siyaset içerisinde haşır neşir olduğu için bir özgüvenleri var. Muhtar aramayı birinci gün maktulün bulunduğu o noktada başlatıyor. Bunu bilerek yapıyor. Çünkü daha vücut kimyasal olarak salınımı yapmamış, salınım yapmadığı için koku vermiyor. Koku vermeyince kadavra köpekleri bulamıyor ve daha sonra da bir daha oraya gelmiyorlar. Geniş alana yayılıyorlar. Hem muhtar hem de gömü yapan kişi devamlı kolluğun yanında. Onlara nasıl davranmaları gerektiği noktasında hem fikir veriyorlar, hem de kolluğun konuşmalarını, eylem planlarını öğrenmiş oluyorlar. Ona göre de strateji geliştiriyorlar. Bu yanlıştı. Muhtarı devamlı yanlarında tutmakla hata yaptılar. Bu bilinçli bir hata değildi. Acemilik, bir cahilliktir. İşte liyakatsiz, tecrübesiz kadrolarla Türkiye’de bu olayları çözemezsiniz.”

Elektrik kesintileri ayrıntısı

Böğürcü Narin cinayetiyle ilgili medyanın tavrını da eleştirdi:
“Biraz da gazeteciler haber kasmak için böyle anlatıyorlar. Ben Amasya Taşova’da köydeyim. Burada da elektrik kesiliyor sık sık. O yangın çıktığında niye orada sen kimyasal veri aramadın? 20 gündür kolluk olarak köydesin. Yangın çıktı söndürüldü. Ya bu yangın niye çıktı diye niye olay yeri inceleme yapmadın? O köyün elinizde son dokuz aylık elektrik kesintileri varsa o zaman tamam derim oradan. Ama son dokuz aylık veri yokken, o anda elektrikler kesilmiş dediğin zaman ben çok da bunu ciddiye almam. Bir de bu kız çocuğu bir saat içerisinde öldürülmüş ya elektriği kessen ne olur kesmesen ne olur? Projektörün yok mu? Jeneratörün yok mu senin?

Üzeyir Garih cinayetinde o dönemler öyle bir gizem katıyordu ki televizyonlar, gazeteler… Yok İsrail’den şunlar geldi, yok adam bilmem ne. Orada adam para istedi, vermeyince bıçakladı, öldürdü ya o kadar basit.

Üzeyir Garih de konuşuldu. Bu kadar bilgi saçıldı mı? Saçıldı. Bütün polis muhabirleri bir şekilde polis amirlerinden, savcılıktaki kanallarından bütün ifadeleri aldılar. Günlerce o ifadeler üzerinde herkes tepindi. Cem Garipoğlu’nda saçıldı mı? Saçıldı.

Türkiye bunları yapıyor, hastalığından bir türlü kurtulamıyor. Veya Hrant Dink cinayetinde Ogün Samast yakalanana kadar Erhan’ın devletin gizli tanığı olmasına rağmen her şey deşifre edilip konuşulmadı mı? Konuşuldu.

Bu olayda da bu kadar konuşuldu. Evet konuşulur. Çünkü basın üzerine gitti, fikri takip arttı. Sosyal medyada toplumsal bir farkındalık oldu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve Batman’daki kız çocuğu intiharları, çocuk istismarları, kadın cinayetleri ön plandayken bu cinayet de bir anda ortaya çıktı. Bulunsaydı üçüncü gün maktul bu kadar konuşulmazdı. Arama sonucunda üçüncü gün cesede ulaştık diye açıklama yapıp üzerinden adli tahkikat başlatsalardı bu zamana konuşulmazdı bu iş. Yıllardır Habertürk beni yayına almazdı. Habertürk beni yayına aldı.”

“Aile içinde işlenmiş adi suç”

Böğürcü, Narin’in silah gördüğü için öldürüldüğü iddialarının da gerçekçi olmadığını belirtti:
“Bu olayda çok gizem aramaya gerek yok. Bu normal, sıradan, spontane gelişmiş bir cinayet. Ama cinayetin devamında muhtar ve aile bireyleri tarafından örgütlenilmiş ve örgütlenmeyle birlikte suç ve suç delillerinin ortadan kaldırılması için ağız birliği yapılmış bir cinayet. Yok orada depo varmış, silahları görmüş mermiler. Yahu mermi her yerde var Güneydoğu Anadolu’da. 80 tane mermi için çocuğu mu öldürürler?”

İstanbul’dan İncirlik Üssü’ne… NATO’ya karşı yürüyüş başladı

0

Ercan Küçük

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM), ‘Türkiye NATO’dan çıkmalıdır! NATO lağvedilmelidir!’  Kampanyası kapsamında İncirlik Üssü’ne başlattığı yürüyüş Kartal’dan başladı. ‘NATO’ya ve emperyalist savaşa karşı yürüyoruz’ sloganıya başlayan ve 28 Eylül’de İncirlik’te sonlanacak yürüyüş boyunca il il ilçe ilçe NATO ve suçları anlatılacak.

Yürüyüş, adını Nazım Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı’nda yer verdiği Kartallı Kazım’dan alan Kartallı Kazım Meydanı’nda yapılan açıklamayla başladı. THTM Kartal’ı temsilen koşan Av Gökmen Dumlu konuşmasında NATO’nun işçi düşmanı ve dünyanın en büyük terör örgütü olduğunu vurguladı. Dumlu, “Bu memlekette NATO’yu, tarikatları, holdingleri defedene kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

Yürüyüş boyunca yurttaşlar “NATO defol, bu memleket bizim”, “Filistin halkı yalnız değildir”,”Kahrolsun ABD emperyalizmi”, “Katil NATO ülkemizden defol”, “NATO’ya oyuncak olmayacağız” sloganları attılar. 

“Bağımsızlığın nerede olduğunu göstereceğiz”

THTM Yürütme Kurulu Üyesi Aydemir Güler, yaptığı açıklamada ‘Türkiye’nin çaresi yok, NATO’ya girdik bir kere çıkamayız’ diyenlere iki hafta boyunca göstereceğiz. Emperyalizm olmasa Filistinlilerin kılına dokunamayacak olan İsrail severlere göstereceğiz. Bağımsızlığın nerede olduğunu göstereceğiz.” Dedi. 

Yürüyüşte yurttaşlarla buluşmalar da yapacaklarını, bu buluşmalarda NATO’yu anlatacaklarını belirten Güler şunları söyledi:

“Bu memleket ‘Kurtuluş savaşını Yunanlılar kazansa daha iyi olurdu’ diyenlerin ve onların mirasçılarının mıdır yoksa Kurtuluş Savaşını bu ülkenin dört bir yanında yükseltenlerin midir? 1950’lerde Türkiye’yi NATO’ya sokmak için TSK’yı dünyanın öbür ucuna ölmeye gönderenlerin midir yoksa barış için sokaklara çıkanların mıdır? 6. Filoyu kendilerine kıble görenlerin midir yoksa Bağımsızlık Yürüyüşünü yapan, 6. Filoyu Dolmabahçe’de denize döken Deniz Gezmişlerin midir?

NATO’nun Türkiye’nin kaderi olduğunu söyleyenler var. Girdik bir kere çıkamayız diyenlerin midir bu memleket? Yoksa ‘girdiğimizden çok daha anlı şanlı barikatları yıka yıka çıkacağız’ dyenlerin midir?

Türkiye küçük kız çocuklarını boğazlayanların ülkesi midir? Yoksa aydınlanmanın ülkesi midir? Ters cevabı verenlerin kim olduğunu biliyoruz. Yıktıkları yaktıkları komşu ülkeleri tekrar inşaa etmek için ellerini avuçlayan inşaat tekelleridir. Türkiye’nin karanlıkta kalmasını isteyenlerdir.” 

NATO’ya karşı kalemle, boyayla, fırçayla ses verdiler

0

68 sanatçı 125 eser bu sergide

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi’nin (THTM) “NATO’ya ve savaşa karşı kaleminle, boyanla, fırçanla ses ver!” çağrısıyla 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde çevrimiçi olarak ziyarete açtığı karikatür ve resim dallarındaki sergi, Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde (NHKM) fiziksel olarak da düzenlenmeye başladı.

Ercan Küçük

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM), ‘Türkiye NATO’dan çıkmalıdır! NATO lağvedilmelidir!’  Kampanyası kapsamında 15 Eylül Cumartesi günü Kartal’dan yola çıkarak İncirlik’e yürüyecek. ‘NATO’ya ve emperyalist savaşa karşı yürüyoruz’ sloganıya başlayacak ve 28 Eylül’de İncirlik’te sonlanacak yürüyüş boyunca il il ilçe ilçe NATO anlatılacak.

Kampanyasının ilk adımı olan ve “NATO’ya ve savaşa karşı kaleminle, boyanla, fırçanla ses ver!” Çağrısıyla hazırlanan sergiye aralarında Rusya ve Çin’den sanatçıların da olduğu 68 sanatçı 125 eserle katıldı. Daha önce çevrimiçi olarak ziyarete açılan sergi Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde (NHKM) fiziksel olarak da ziyarete açıldı. NHKM’de düzenlenen etkinlikte sergi komitesi adına konuşan Fide Lale Durak, sergiye şu ana kadar yaklaşık 68 sanatçının toplam 125 eserle katıldığını, katılımın halen devam ettiğini vurguladı.

Durak, serginin THTM’nin yürüyüş güzergahı boyunca İzmit’te, Ankara’da, Eskişehir’de, Konya’da, Mersin’de ve Adana’da da açılmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

THTM Yürütme Kurulu Üyesi Aydemir Güler, Türkiye’nin NATO üyeliği üzerinden çok uzun sürenin geçtiğine işaret ederek şunları söyledi:

“Bu süre içinde NATO üyeliği de var fakat Behice Boranların kurduğu Barışseverler Cemiyeti de var. Bu sürede NATO var fakat Deniz Gezmişlerin yürüyüşü de var. Karşımızda 1950’lerden beri NATO ülkemizde olduğu halde NATO sever, Amerikancı bir Türkiye toplumu yok. NATO Türkiye’ye yakışmıyor. Türkiye böyle bir ülke değil, yürüyüşün asıl anlamı bu. Dünyanın çeşitli yerlerinde NATO’nun provokasyonları ve savaş kışkırtıcılığı devam ederken Türkiye’nin bununla yüzleşmesi için.” 

NHKM’de düzenlenen sergi, 30 Eylül tarihinde, yürüyüş güzergahı boyunca çeşitlik illerde fiziksel olarak ziyarete açılmak üzere sona erecek.

“Devletin çocuk politikaları yapması lazım”

0

Diyarbakır’da öldürülen Narin cinayetine ilişkin soruşturma devam ediyor. Ancak çocuklara ilişkin cinayetlerde Narin ilk değil. İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Sözcüsü Av. Çağla Gül Bulut, Narinler yaşatılsın, istismara uğramasın diye devletin üzerine düşen görevleri Röportajlık’a anlattı.

Ercan Küçük – Röportajlık

Diyarbakır’da kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedenine ulaşılan 8 yaşındaki Narin Güran cinayetine ilişkin soruşturma devam ediyor. Yirmiden fazla kişinin gözaltında sorgusu sürerken, Narin’in gözaltında olmayan tek aile ferdi ağabeyinin röportajı gündem oldu. İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Sözcüsü Av. Çağla Gül Bulut, soruşturma sürecine ilişkin Röportajlık’a değerlendirmelerde bulundu.

Narin Güran cinayetine ilişkin soruşturma derinleşiyor. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 22 kişi, sabah saat 06.00 sıralarında jandarmadaki ifadelerinin ardından Diyarbakır Adliyesine sevk edildi. 22 kişinin savcılıktaki ifade işlemleri sürüyor.

Narin Güran soruşturması kapsamında gözaltına alınan anne Yüksel Güran ve baba Arif Güran ise tutuklama talebi ile mahkemeye sevk edildi.

Hayatın olağan akışına aykırı

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Sözcüsü Av. Çağla Gül Bulut, çelişkili ifadeler ve önemli deliller hakkında açıklamalarda bulundu. İlk ifadelerin usulüne uygun alındığını vurgulayan  Av. Bulut, Nevzat Bahtiyar’ın ifadesinde hayatın olağan akışına aykırı ciddi çelişkiler bulunduğunu bu nedenle aleyhine karar verilebileceğini dile getirdi.

Bahtiyar’ın ifadesinde, “Bana cesedi getirdi, göm; aileni düşün dedi ve 200 bin TL verdi” gibi açıklamaların yer aldığını belirten Av. Bulut, bu ifadelerin mantığa aykırı olduğunu söyledi. Bulut, “Soğukkanlılıkla bir cesedin hemen gömülmesi, bu işin yarım saatte halledilmesi mümkün değil. Bu çelişkiler sanık aleyhine değerlendirildi ve kasten öldürme suçlamasıyla tutuklanmaya sevk edildi.” dedi.

Kritik Adli Tıp Raporu

Soruşturma kapsamında gözaltında olan yirmiden fazla kişiyle çapraz sorgular yapıldığını belirten Av. Bulut, bu sorgulardan yeni beyanların çıkmış olabileceğini ifade etti. Adli tıp raporunun kritik delillerden biri olduğunu ve henüz tamamlanmadığına dikkat çeken Bulut, şunları söyledi:

“Gözaltı süreleri bugün bitiyor ve bugün tutuklanmaya sevk edileceklerine dair Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un bir açıklaması var. Bu durumda, eğer beyanlar bittiyse başka tutuklamalar da olabilir. Şu anda adli tıp raporu bekleniyor, en önemli delillerden biri bu. Zaten raporda Salih’in DNA’sı tespit edildiği için gözaltına alındı.

Adli tıp raporu ve kriminal rapor bekleniyor. Kamera kayıtları, WhatsApp kayıtlarının geri getirilmesi gibi deliller değerlendirilerek Narin’in bir ayağı kopmuş şekilde bulunduğu ve istismar durumu henüz bilinmeyen detaylarla ilgili iddianame hazırlanacak. Olayın nasıl gerçekleştiği, kimlerin ne kadar işin içinde olduğu konusunda bir iddianame hazırlanıp dava açılacak. Şu an hâlâ soruşturma ve delillerin toplanma aşamasında diyebiliriz.

Gözaltılar devam ediyor, bu yüzden net bir şey söylemek şu an için mümkün değil. Ancak savcılığın çok etkin ve hızlı bir şekilde bu davaya öncelik verdiğini görüyoruz. Bu önemli bir durum ve bu vesileyle sadece basına yansıyan bu olay değil, tüm çocuk istismarı, çocuk öldürme ve kadın davalarında da aynı hassasiyetle hareket edilmesi gerektiğini vurgulamak isteriz. İlerleyen süreçlerde göreceğiz. Bu olay birkaç aya sonuçlanabilir ama şu anda kesin bir şey söylemek peşin hüküm olur. O yüzden net bir şey söylemek sağlıklı olmaz.”

“Ağabey kendisini kurtarmaya çalışıyor olabilir”

Narin’in tutuklanmayan tek aile ferdi olan ağabeyi Baran Güran, Milliyet Gazetesi’nden Çiğdem Yılmaz’a verdiği röportajda “Diyorlar ki aile yapmış. Biz kendi aramızda bu kızı öldürseydik kim bilecekti. Kimin ruhu duyacaktı. Kimse bize diyebilir miydi, Narin nerede?” Dedi. Ailelerine iftira atıldığını savunan Baran Güran, amcasına da sahip çıktı.

Av. Bulut, ağabey Güran’ın ifadelerine tepki gösterdi. Kız kardeşi öldürülen bir kişinin kimseyi savunamayacağını belirten Av. Bulut şöyle konuştu:

“Bir insan olarak olaya hukuktan önce insani yönden bakmak gerekir. Burada, kız kardeşinin eziyet edilerek öldürülmesi, katledilmesi söz konusu. Böyle bir durumda insan, en yakınında olanlardan şüphelenmeye başlar. Ki deliller de bunu gösteriyor. Akla insani ve sağlıklı bir yorum gelmiyor çünkü akla ve mantığa aykırı. Bir insanın kardeşi katledilmişse, feryat figan olması gerekirken kimseyi savunamazsın. Öz babanı veya öz amcanı asla savunamazsın, bu vicdana sığmaz. Öncelikle bu açıdan bakmak lazım. Belki kendisi de şüpheli olabilir. Bunu ilerleyen süreçlerde göreceğiz. Gözaltına alınabilir, tutuklanabilir. Bunları savcılık elindeki delillerle değerlendirecektir. Gözaltında alınan bir ifade ya da kamera kaydından tespit edilebilir. Belki kendisini suçtan kurtarmaya çalışıyordur ya da kamuoyu yaratma amacı olabilir. Vicdani olarak da tamamen kendisine okları çeviren ve insanların öfkesini artıran biri. Amcasının veya Nevzat’ın tarafına koyuyorum. O yüzden korkunç bir yorum.”

Çocukları korumak devletin en temel görevi

Av. Çağla Gül Bulut, bu tür çocuk istismarı ve öldürme davalarında devletin daha etkin politikalar üretmesi gerektiğine de dikkat çekti. Bulut, yeni Narin vakaları yaşanmaması, çocukların korunması için devletin üzerine düşen anayasal yükümlülüklerine vurgu yaparak şunları söyledi:

“Çocuğu her türlü ihmal ve istismardan korumak devletin en temel görevidir. Ancak bunun için devletin çocuk odaklı politikalar geliştirmesi gerekir. Bunun için sadece hukuki değil, siyasal, sosyal ve ekonomik birçok alanda işbirliği içinde çalışmalar yapılmalı” dedi. Av. Bulut şunları söyledi:

“Öncelikle istismarı ve ihmali önlememiz lazım. Yoksullukla ilgili devletin çocuk politikaları yapması lazım. Bakanlığın bir eylem planı var, ancak bu planda yer alan hedeflerin hangilerinin yapıldığı veya yapılacağına dair somut bir çalışma yok. Herkesin canı yanıyor, günlerdir bunu konuşuyoruz. Başka bir gündem yok. Bu da bizim utancımızdır. O yüzden çocuk odaklı politikaların uygulanması lazım. Eğitim her zaman önce ailede başlar, sonra okulda devam eder. Aileler çocuklarını takip etmelidir.

İstismara uğrayan bir çocuk aslında susmaz. Psikolojik olarak olumlu ya da olumsuz çeşitli hareketler gösterir. Morali bozulabilir, fazla üzgün olabilir ya da tam tersi, çok mutlu olabilir. Bu tamamen çocuğun kişiliğine bağlıdır. Bir farklılık sezmeniz gerekir. Aile olarak sorumluluğunuz ve göreviniz budur. Küçük bir köyde, oradaki ölüm anını veya battaniyeye sarılı cesedi görmeyen birinin olması mantığa aykırıdır. Bunu görenler şikayetçi olacak veya korkuyorsa, devlet ona güvence verecek, pek çok farklı adım atılacak.

Biz de baro olarak her zaman iş birliğine açığız. Çocuk istismarı ve çocuk hak ihlallerine dair dosyaları takip ediyoruz. Ancak bizim müdafiliğimize izin verilmiyor, “Suçtan zarar görmediniz” deniyor. Oysa mahkemeler bu kararı verebilir. Sözleşmeler de buna uygun. Çok yönlü, çocuğu odağına alan politikalar üretilmeli ve somutlaştırılmalıdır. Hep birlikte, toplum olarak bu sorunları çözmemiz gerekiyor.”

Diyarbakır Barosu’yla işbirliği

Av. Bulut, İstanbul Barosu olarak Diyarbakır Barosu ile işbirliği içinde olduklarını ve davaya müdahil olmak için gerekli adımları attıklarını da belirtti.

Çocuk istismarı ve hak ihlallerine dair yürütülen davalarda baro olarak sonuna kadar takipçi olacaklarını vurgulayarak şunları söyledi:

 “Narin, bu acı olaylarda ilk değil, umarız ki son olur. Biz İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak bu dosyaların takipçisiyiz ve asla geri adım atmayacağız

Diyarbakır Barosu ile en son görüştüğümüzde neler yapabileceğimizi konuştuk. Onlar da şu an soruşturma aşamasının tamamlanmasını bekliyor. Her zaman iletişimde olmak istediğimizi belirttik. Dava açıldığı zaman İstanbul Barosu adına müdahale talebinde bulunacağız. Narin’in avukatları ve CMK avukatı olacak. CMK avukatından yetki belgesi alıp dosyayı takip edeceğiz. Çünkü genelde müdafiliğimiz kabul edilmediğinde, CMK avukatlarından yetki belgeleri alarak bu tür önemli dosyaları takip ediyoruz. En son Bağcılar’daki su satıcısı olayını da bu şekilde takip ettik. Bu işin peşini asla bırakmayacağız, kimse bırakmasın. Sizler de bırakmayın. Aylar geçtikten ve dava açıldıktan sonra bile bırakmamalıyız.

Biz çocukla ilgili davaların basına yansımasını istemeyiz. Çünkü çocuğun tüm bilgileri, Narin’in hatırası var. Mahkemeler görevlerini tam olarak yapmadığı için ailenin sesi olmamız önemli. Hep birlikte, bu ailenin bu olaydan en ağır cezayı almasını sağlamak için çalışıyoruz. Umarım başarılı oluruz.”