Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 53

Türkiye’nin En Genç Vekil Adayı Elif İlhamoğlu, Röportajlık’a Konuştu

0

Türkiye 7 Haziran’da yapılacak genel seçimlere hazırlanıyor. Milletvekili aday listelerini hazırlayan siyasi partiler seçim çalışmalarına il il devam ediyorlar. 20 partinin katılacağı seçimde özellikle bazı isimler dikkat çekiyor ve ön plana çıkıyor. Elif İlhamoğlu da bu isimlerden birisi. Türkiye’nin en genç milletvekili adayı olması nedeniyle dikkatleri üzerinde toplayan Elif İlhamoğlu aday listesinde diğer partilerdeki genç adaylar gibi arka sıralarda yer almıyor. Vatan Partisi, Elif’i İstanbul 2.Bölge 3.sıradan aday gösterdi. Vatan Partisi’nin 25 yaşındaki milletvekili adayı Elif İlhamoğlu ile, üniversite mücadelelerinden milletvekilliği adaylığına giden süreci, projelerini, gençliğe bakışını, İşçi Partisi’nin isim değiştirip Vatan Partisi ismini almasını, HDP’nin barajı aşma tartışmalarını, kadın haklarını ve 1 Mayıs’ta nerede olacaklarını konuştuk.

Röportaj: Ercan Deniz Küçük

twitter.com/ercandenizkucuk

Foto: Nehir Kazancı

Ercan Küçük (EK) : Sizi sizden dinleyelim. Elif İlhamoğlu kimdir?

Elif İlhamoğlu (Eİ) : 16 Ocak 1990 İzmit doğumluyum. İzmit’te doğdum büyüdüm. Annem babam Tokatlı. Annem emekli öğretmen, babam emekli elektrik teknisyeni. Emekli çocuğuyum yani. Bir de benden 15 yaş büyük bir ablam var. Annemin tayini nedeniyle İzmit’e taşınıyoruz. Ben de İzmit’te doğuyorum. İlkokul, ortaokul, lise öğrenimimi İzmit’te tamamladım. Lisede aktif olarak eylemlere katılıyordum. Ama bir örgütle değil bireysel olarak katılıyordum. TGB’nin Ergenekon tertiplerindeki eylemlerine katıldım. Bu sayede lisede TGB’li olmuş oldum. Sonra Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’ni bitirdim.

NEDEN VATAN PARTİSİ?

EK : Türkiye’nin en genç milletvekili adayısınız. Neden aday oldunuz? Ve neden Vatan Partisi?

Eİ : Biz gençler olarak şunu görüyoruz; Bugün mecliste özellikle gençliğin taleplerini, özlemlerini dile getirebilecek, bu talepleri gerçekleştirebilecek, karşılayabileceki gençliği anlayabilecek vekiller yok mecliste. Ben de gençliğin taleplerini, özlemlerini yerine getirebilmek, mecliste gençleri temsil edebilmek, meclisi ve Türkiye’yi gençleştirebilmek için aday oldum. Neden Vatan Partisi sorusuna da şöyle cevap verebilirim; Ben kendimi devrimci, mücadeleci biri olarak tanımlıyorum. Dolayısıyla bu mücadele bugüne kadar nasıl devam ediyorsa meclise girdikten sonra da devam edecek. Vatan Partisi’nin Türkiye’nin dört bir yanındaki adaylarına baktığımız zaman Türkiye’nin en mücadeleci insanları diyebiliriz. Büyük halk hareketlerinden çıkan, o halk hareketlerine önderlik eden, barikatları, Silivri zindanlarını yıkan, Ergenekon tertiplerini çökerten adaylar hepsi. Birçok seçkin aday var. Bakanlar, gençler, kadınlar, avukatlar, profesörler, işçiler, emekçiler, çiftçiler. Bunların hiçbiri vitrin süsü değil. Bunu bilmem çok önemli. 1.si mücadeleci adaylar. 2.si de vitrin süsü değiller. Biz gençler de Vatan Partisi’nin vitrin süsü değiliz. Birçok parti genç aday çıkartıyor ama listelerdeki sıralarına baktığımızda, 26.sıra, 30.sırada olduklarını görüyoruz. Ben Vatan Partisi’nde İstanbul 2.Bölge 3.sıra adayıyım. Yadigar Özen arkadaşımız Denizli’de 2.sıra adayı. Ankara’da Fırat arkadaşımız, Malatya’da Adnan Türkkan arkadaşımız 1.sıra adayı. Vatan Partisi’nin gençleri hep en ön sıralardan adaylar. Bu adaylar büyük halk hareketine önderlik eden adaylar. Vatan Partisi gençlerine güveniyor. O yüzden onları en ön sıralardan aday gösteriyor. Bu yüzden ben de Vatan Partisi’nden adayım.

“TÜRKİYE’DE GENÇLİK YENİDEN TARİH SAHNESİNE ÇIKTI”

EK : Aynı zamanda üniversite mücadelesinin de içinden geliyorsunuz. Siz günümüz gençliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eİ : Gençlik üzerinde hep “80 sonrası apolitik gençlik” yaftası vardı. 80 sonrası gelen 90 kuşağı apolitik bir gençliktir, okumaz, yazmaz, çizmez, sesini çıkartmaz, toplumsal olaylara duyarsızdır, sadece gezer, tozar, eğlenir, bireysel düşkünlüklerine bakar. Hep böyle adlandırıldık. Ama 2012’yle başlayan halk hareketine baktığınız zaman bu halk hareketinin tetikleyicisi, öncüsü hep gençlik olmuştur. 2012’de başlayan hareket Haziran’da doruğa ulaşıyor. Ve bunun en önemli öznesi gençlik. Türkiye’de sadece 2012’de ya da günümüzde değil, 1908 Hürriyet Devrimi’nde, 27 Mayıs’ta da gençlik hep en öndeydi. Özellikle de üniversite gençleri hareketlerin dinamiğini oluştururdu. Bugün yine Türkiye’de gençlik tarih sahnesine çıktı. O apolitik yakıştırmalarını üzerinden attı ve halk hareketinin yine başına geçti, öznesi konumuna geldi. Fakat 68’e kıyasla baktığımızda biraz farklı bir gençlik var. Mizahı, yaratıcılığı, daha ön plana çıkartan, mizahı ve yaratıcılığı zekasıyla birleştiren bir gençlik var günümüzde.

Bugün gençlik Türkiye’de yaşanan herşeyin farkında. Ve aslında buna dur demek için ayağa kalkmış durumda. Haziran Hareketi bunun en büyük göstergelerinden biri. Gençlik orada en somut ve meşru taleplerini dile getirdi. Özgür Türkiye, bağımsız Türkiye, demokratik Türkiye dedi. Yaşam alanlarına müdahale ettirmedi, çevreme, kentime, üniversiteme, parkıma dokunamazsın dedi. Yaşam alanlarını korudu. Ve en sonunda hükümet istifa talebi en çok gençler tarafından dile getirildi. Bu taleplerle ayağa kalktı. Şu çok önemliydi: bu yükselen direnişte, harekette en önemli temsillerden biri Türk Bayrağı ve ‘Mustafa Kemal’in Askerleriyiz’ sloganı oldu. Bu da şunu gösteriyor: Karen Fogg’un e-postaları vardır. Orada 1.görev olarak kültür emperyalizminin en önemli görevlerinden birisi Türk gençliğini milli kimliğinden koparmaktır. Gençlik Haziranda da bayrağına ve Mustafa Kemal’e sahip çıktı. Türk gençliğini milli kimliğinden koparamadılar. Bir yandan neoliberal baskıya, ideolojik hegomanyaya, bir yandan gerici baskıya rağmen gençliği milli kimliğinden koparamamış oldular. Üniversitelerde ciddi baskılar var. Rektörler değiştiriliyor, gerici akademik kadrolar yerleştiriliyor, kulüpler kapatılıyor. Evrim dersleri yasaklanıyor, sergiler dağıtılıyor. Gençliğe söz hakkı tanınmıyor. Konseyler kapatılıyor ya da AKP’nin temsilcileri o öğrenci temsilciliklerinin başına getiriliyor. Ama buna rağmen gençlik yine alternatifini yaratıyor. Üniversitenin ticarileştirilmesi, medreseleştirilmesiner karşı kendi kültürünü kendi yaşamını yaratıyor kampüs içerisinde. Onlar McDonalds’lar, Starbucks’lar açıyorlar üniversitelere. Ama öğrenciler oradan yemiyor, öğrenci yemekhanesi, kantini diyor, kendisi kantin açıyor, kazan kaynatıyor, çorbalar dağıtıyor. İstanbul Üniversitesi rektörlük seçiminde 1.sırada yer alan Raşit Tükel’e sahip çıkıyor gidiyor amfileri işgal ediyor. Evrim dersi yasaklanınca, bilimden yana olan hocasını buluyor, gidiyor bahçede, kantinde evrim dersi yapıyor. Bugün sadece yıkıcı değil aynı zamanda yapıcı alternatifini koyan bir gençlik var Türkiye’de.

YÖK KALDIRILACAK !

EK : Milletvekili adayısınız. İllaki projeleriniz vardır. En iddialı, en başta yapmak istediğiniz proje nedir?

Eİ : Bugün Türkiye’de gençliği en önemli problemlerinden birisi geleceksizlik problemidir. Gençliği güncel sorunlardan kimi zaman koparan, kimi zaman güncel sorunların tam merkezine oturtan geleceksizlik problemidir. Bugün Türkiye’de üniversite mezunlarının pek çoğu iş bulamıyor. Gençlerin işsizlik oranları %20-30 dolaylarında. Üniversiteden mezun oluyor iş bulamıyor. Ya da ilgi alanına yönelik bir iş bulamıyor. Mesela mühendislik bitiriyor, bir şekilde formasyon bulup öğretmen olmaya çalışıyor. Ya da başka işlerde çalışıyor. Dolayısıyla gençlik iş bulamıyor. Geleceğine sahip çıkamıyor. Iş bulamadığı için kendisini gerçekleştiremiyor. Başka alanlarda çalıştığı için mutsuz oluyor. Bu bir çok psikolojik durumu, depresyonu yanında getiriyor. Gençliğin geleceksizlik probleminin, işsizlik oranının bu kadar büyük olmasının en önemli sebeplerinden biri Türkiye’nin üretim ekonomisinden çıkması. Türkiye üretim ekonomisinden çıkıyor, istihdam alanları yaratılamıyor. Bilimsel üretim ekonomisinden çıktığı için bilimsel, teknolojik gelişmeleri de takip edemiyor. Dolayısıyla bu gelişmelere uygun istihdam alanları yaratılamıyor. Ve bu iş alanında da kalitesiz eleman yetiştirme sonucu doğuyor. Bunlar birbirini diyalektik olarak etkiliyor. röp1

Vatan Partisi iktidara geldiğinde üretim ekonomisini yeniden tesis edecek. Üretim ekonomisi yeniden tesis edilince bilimsel, teknolojik gelişmeler yakından takip edilecek. Bunla doğru orantılı olarak da gençliğin geleceksizlik problemine ciddi oranda çözümler bulunmuş olacak. Gençlerin istediği bölümlerde okuması, ilgi alanına yönelik bölümlerde okuması, buralardan mezun olduğunda ilgi alanına ve mezun olduğu bölümlere yönelik iş bulması, hatta yeni iş alanlarının açılması, tam istihdamın sağlanması söz konusu olacaktır.

Diğer sorunlardan birisi üniversitede parasız eğitim problemidir. Serbestçe, parasız şekilde üniversitede okuyabilmek gençliğin en temel haklarından birisi. Bu temel hakkı elde edememiş bir genç özgür sayılamaz. Bu bir anlamıyla da özgürlük problemi bizim için. İlk öğretimden üniversiteyi bitirene dek parasız eğitimin sağlanması gerekiyor. Bu eğitime de devam ederken temel ihtiyaçları olan barınma, yol, yemek gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Diğer problemlerden biri YÖK gibi bir kurumla üniversitelerin iktidarın arka bahçesi gibi kullanılması. Bu gerici İktidarın ‘kindar değil, dindar gençlik’ de bahsettiği kindar gençlik aslında ayağa kalkan gençlik yani bizleriz. Dindar dediği gençlik de kendilerinin üniversitede yetiştirmek istedikleri gençlik. Okumayan, tartışmayan, iktidarlara biat eden bir gençlik yetiştirmeye çalışıyorlar. Üniversitenin bilimsel özelliğini tamamen ortadan kaldırdılar. Üniversiteler bilim yuvası olmaktan çıktı hurafe yuvası haline geldi. Bilim üreten merkezler değil hurafe üreten merkezlere oldu. Üniversitelerin laik yapısı yeniden kazandırılacak. Üniversiteler bilim üretim merkezleri haline dönüştürülecek. Üniversiteler iktidarların arka bahçesi olmaktan çıkartılacak. YÖK kaldırılacak ve üiversitelere kendi özerkliği verilecek. Üniversitelerin akademisyenleri öğrencileri, Çalışanları hep birlikte kollektif bir yönetimle yönetecekler. Türkiye’de de laik özgür bilimsel ortamın yaratılması için en başta bu ortamın kurulması gerekiyor. Bu yapının kurulması çok önemli. Bir diğer önelim unsur da gençlik üzerinde oynanan oyunlar demiştik. Karen Fogg’un epostaları, Avrupa ve Amerikan kültür emperyalizminin gençlik üzerindeki etkileri demiştik. Bunlar kendini şöyle gösteriyor; gençliği üretimden kopartıp, toplumdan soyutlaştırıp yalnızlaştırmaya ve tüketime itiyorlar. Toplumsal olaylara ilgi duymayan çevresine ilgi duymayan, ailesiyle arkadaşlarıyla sorun yaşayan, giderek yalnızlaşan gençlik yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye’de 5 yıl öncesine baktığımızda depresyon oranının gençler üzerinde çok yaygın olduğunu görürüz. Liselerde başlar bu depresyon. Birkaç yıl öncesine kadar gençler içindeki intihar oranlarının yükseldiğini görebiliriz. Sorduğunuz zaman “kendimi kalabalıklar arasında yalnız hissediyorum” derler. Pırıl pırıl bir genç kendini neden yalnız hisseder? Çünkü toplumdan soyutlanmış ve yalnızlığa itilmiştir. Tamamen tüketime itilmiştir. Bu bireyci, yoz, tüketim kültürünü en başta yok etmemiz gerekiyor. Bu tüketim kültürünün, yozlaşmanın içerisine düşen gençlik ister istemez uyuşturucuya sarılıyor. Uyuşturucu kullanma oranının bugün ortaokullara kadar indiğini görebiliriz. Gençliği bu tüketim ve yoz kültürden uzaklaştırıp, toplumla iç içe sokarak, toplumun merkezi yaparak, gençliğin üreteceği, ilgi alanlarına yönelik faaliyetler gerçekleştireceği, kültürel sanatsal, sporsal aktiviteler kendisini bulacağı, tanıyacağı sosyal bir kimlik edineceği alanlar yaratılacak. Dolayısıyla gençlik bu tüketim kültüründen, bireycilikten, uyuşturucudan uzaklaşacak. Toplumla iç içe, üreten, kendisiyle ve toplumla barışık bir gençlik bunlara ihtiyaç duymayacak zaten.

EK : Lise ve üniversitelere giriş sınavları sürekli değiştiriliyor. Vatan Partisi’nin bu sınavlara yönelik projeleri var mıdır?

Eİ : Lise ve üniversitelere baktığımız zaman geleceksizlik problemi nedeniyle gençler en fazla para kazanabileceği, iş bulacağı bölümlere yöneliyorlar. Benim yeğenim de lisede. Bölüm seçecek. Edebiyata ilgi duyuyor ama ailesi o bölümlerden iş bulamazsın diyorlar. Dile ilgi duyuyor, “İngilizce bilen çok fazla insan var, 2.dili de öğrenmen lazım. iş bulamazsın” diyorlar. Sayısala yönel diyorlar. Çocuklar istedikleri bölümleri seçemiyorlar. Tamamen sermayenin kurguladığı gelecek odaklı bölümlere, mesleklere yönelmek zorunda kalıyorlar. Kimse kendi ilgili alanına yönelik meslek seçemediği için ne üniversitede ne de sonrasında başarılı olamıyor. Seçtiği alanlarda derinleşemiyor. Bu da büyük bir başarısızlık duygusu yaratıyor gençlik üzerinde. Bu başarısızlık duygusu beraberinde özgüven eksikliği getiriyor. Topluma küsme, yalnızlaşma ve bireyci bir insan olarak toplumda yer almayı getiriyor. Vatan Partisi programında gençler ilkokuldan itibaren kendi ilgi alanlarına göre yönlendirilecek. Liseye geldiğinde bu genç hangi alana ilgi duyduğu, hangi mesleği yapmak istediğini kafasında belirlemiş olacak. Gençlik ilgi alanlarına yöneltilecek, istihdam alanları çoğaltılacak, gençliğin seçebileceği meslek alanları çoğaltılacak ve gençliği yarış atına çeviren sınav sistemi de giderek yavaş yavaş ortadan kaldırılacak.

ELİF İLHAMOĞLU’NUN HAYALİNDEKİ TÜRKİYE

EK : Türkiye’nin en genç milletvekili adayı nasıl bir Türkiye hayal ediyor?

elif3Eİ : Bugün Türkiye’de gazetelerin 3.sayfalarına, akşam ana haberlere baktığımız zaman önümüze bir Türkiye tablosu çıkartılıyor. Bu tablo Özgecanlar’ın tecavüze uğradığı yakıldığı, kadınların şiddet gördüğü, bebeklerin şiddet gördüğü bir tablo. Aslında sadece kadınlara da değil, bebeklere, erkeklere de tecavüz edildi. Hatta hayvanlara ve damacanaya tecavüz edilen bir ülke haline getirildi Türkiye. Şiddet odaklı bir Türkiye olduk. Doğu Perinçek diyorki “Türkiye tecavüzcüler ülkesi olmayacak”. Türkiye tecavüzcüler ülkesi haline getirildi. Şiddet odaklı ülke haline getirildi. Bunun en büyük sebeplerinden biri de insanı değil, metayı, parayı merkezine alan iktidardır. AKP’nin 12 yıllık iktidarına baktığımızda hırsızlık, yolsuzluk, yalan, dolan, katillik her şeyi görüyoruz. Yolsuzluk iktidarı sadece parayı, metayı merkeze aldığı için iktidardaki bu çürüme topluma da yansıyor. Bizim hayalimizde, gençliğin özlemindeki Türkiye; metanın değil insanın merkeze alındığı, sevgi, emek odaklı bir Türkiye. Barış, kardeşlik, dayanışmanın geliştirildiği, bu duygularla bir gelecek kurulacak bir Türkiye özlemi var. Bugün baktığımızda ne insanın ne emeğin değeri var. 300 işçimiz Soma’da can veriyor. Hemen arkasından Ermenek faciası yaşanıyor. Mecidiyeköy’de asansörde işçilerimiz hayatını kaybediyor. İş kazalarının bu kadar arttığı, emeğin bu kadar değersiz olduğu bir Türkiye’de sevgiyi de bekleyemeyiz. Emek ve sevgi birbiriyle orantılı şeyler. Emeğin merkez alındığı, emeğin değer olduğu, bir Türkiye’de sevgi odak alınır. Gençliğin en büyük özlemi bu. Emeğin, sevginin, insanın odak alındığı, bağımsız, özgür bir Türkiye.

KADINLARI YENİDEN YURTTAŞ KONUMUNA GETİRECEK PROGRAM 6 OK’TUR”

EK : Siz de Vatan Partisi’nin kadın adaylarındansınız. Az önce sizin de bahsettiğiniz gibi kadına yönelik şiddet, tecavüz olayları, kadının 2.sınıf vatandaş yerine konmasını görüyoruz. Elif İlhamoğlu ve Vatan Partisi meclise girdiğinde kadınlar için neler yapacak?

Eİ : Kadın sorunu yakıcı bir sorundur. Bugün baktığımızda AKP’nin Türkiye’de en çok saldırdığı 2 unsur var. 1.si gençlik diğeri, de kadın. Çok somut ve yakıcı olarak bu politikalar gözümüzün önüne geliyor. Kadının toplumsal yaşamdan uzaklaştırmaya, üretimden koparmaya, eve kapatmaya çalışıyorlar. Bu politikayı da AKP’nin neoliberal gerici ideologları ekranlarda çıkıp hayasızca dile getiriyor. “Hamile kadın sokakta gülemez, kadın kahkaha atamaz. Erkek kadın ayrı oturmalıdır, merdivenlerden çıkamaz” diyorlar. Eğitimi bırakın yürüyen merdivenleri bile erkek kadın diye ayırmaya çalışıyorlar. AKP döneminde son 10 yılda kadına şiddet oranı %1400 arttı. Bu da AKP’nin kadınlar üzerindeki gerici uygulamalarının aslında topluma bir yansımadır. Nasıl gençler üzerindeki baskı arttıkça gençler ayağa kalktıysa kadınlar da üstündeki baskı arttıkça ayağa kalkmaya başlıyorlar. Yine 2012’de yükselen halk hareketinin en önünde kadınlar vardı. Kırmızılı kadın, siyahlı kadın Haziran hareketinin simgeleri haline geldiler. Ulus Meydanı’nda tomaya göğüs geren Türk bayraklı kadın, sapanlı teyze Haziran direnişindeydi yine. Bugün gençlik gibi kadınlar da mücadelenin en önündeler. Fakat bir yandan da AKP o gerici uygulamalarını toplumda yeniden üretebilmek için çözüm arayışına girmiş gibi görünüyor. Aile Sosyal İşler Bakanlığı bazı yasalar çıkartmaya çalışıyor. Sivil toplum kuruluşları öneriler getiriyor. Çözüm olarak kadınlara özel pembe metrobüs olsun, kadınlar o metrobüsle tacize uğramadan sağlıklı şekilde gidip gelsin diyorlar. Özgecan katlediliyor. Diyorlarki “gece okulunda okuyordu. Bu tehlikeli bir şeydir. Gece okulunun saati 17’ye kadar olsun. Kızlar eve erken gitsinler, öldürülmesinler”. Sokağa çıkmasınlar, kız erkek sınıflarda ayrı otursunlar deniyor. Bunların hepsi o gerici normlarını, yasalarını toplum içinde yeniden üretmeye çalıştıkları önlemler.

Kadınlar buna başkaldırıyor. Gülemezsin diyorlar, kadınlar çıkıp kahkahalar atıyorlar. Dans edemezsin diyorlar, kadınlar sokağa çıkıp dans ediyorlar. Vatan Partisi bu meseleyi özünde şöyle değerlendiriyor; evet Türkiye’de bir kadın sorunu vardır. Ama bu kadın sorunu bu çerçeve içerisinde Türkiye’nin diğer sorunlarından ayrı tutulamaz. Evet kadın sorunu, kadına şiddet vardır. Ama çocuğa, erkeğe de şiddet vardır. Kadın sorununu diğer sorunlardan soyutladığınız zaman önümüze pembe metrobüs gibi çözümler çıkar. Kadınlar eve erken gitsin çıkar, imdat butonu çıkar. Ama kadın sorununu Türkiye’nin iktidar probleminden ayırmadığınız zaman ortaya gerçekçi çözümler çıkar. Türkiye’de bugün kadını özgürleştirecek, 2.sınıf vatandaş olmaktan kurtaracak en önemli çözüm laik Türkiye’yi yeniden inşa etmektir. Laiklik sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değildir. Toplamında Fransız devriminde öne çıkan laiklik, eşitlik sorunudur. Aslında insanların özgür ve eşitçe yaşadığı bir düzeni getirir laiklik. Kadınları yeniden yurttaş konumuna getirecek, cumhuriyetin özgür bireyi, özgür yurttaşı konumuna getirecek olan program 6 Ok programıdır.

EK : Kadın haklarından bahsetmişken Gezi direnişinin öne çıkan kitlelerinden olan LGBTİ’leri de konuşmak istiyorum. LGBTİ’lerle ilgili bir çalışmanız var mı? LGBTİ adayınız var mı?

Eİ : Vatan Partisi olaylara, tarihe hep sınıfsal bakar. Olgularla değerlendirir. Bugün toplumu birleştirebilmek için özlemini duyduğumuz özgür, bağımsız, demokratik, laik Türkiye’yi kurabilmek için meselelere sınıf temelli bakmamız gerekiyor. Neoliberal ideolojinin Türkiye’deki en büyük etkilerinden birisi özellikle sol içerisinde sınıf temelli bakışı kaldırıp onun yerine etnik, cinsiyetçi, dinsel, mezhepsel bakış açısını getirmesidir. Aslında baktığımızda özünde sol sınıf savaşıdır. Ama bugün baktığımızda etnik, mezhepsel, cinsel ayrımları daha çok ön plana çıkaran ve onların peşine düşmüş sol görürüz. Bu neoliberal solculuktur işte. LGBTİ’deki arkadaşlara baktığımız zaman bazı hakları olduğunu ve onları kazanmak istediklerini söylüyorlar. Bugün Türkiye’de hak kazanmanın en önemli yolu toplamında bir Türkiye tablosu düşünmektir. Ve burada da o kimlik savaşını değil sınıf savaşını ön plana çıkarmaktadır. Lenin’in emperyalizm tanımıyla birlikte aslında yeni bir sınıf savaşımı kavramı da doğmuş oldu 20.yüzyılda. Bugün o sınıf kavramı işçiyle burjuvazi arasında değil ezen ve ezilen uluslar arasındadır. Ezen ezilen ulus çelişmesinde ezen, emperyalist ulusların yaratmaya çalıştığı şey dünyada ulus devletlerin parçalanmasıdır. Ulus devletlerin parçalanıp küresel emperyalizmle birlikte şekillendirmeye çalıştıkları bir harita vardır. Sınıf savaşını biz bugün ezen ve ezilen uluslar üzerinden ortaya koyuyorsak bugün önümüzde şu görev durmaktadır: ulus devleti savunmak ve korumak. Bağımsız ve özgür bir Türkiye’yi kurmak. Ama bugün emperyalizmin Türkiye’ye dayattığı şey bölünmedir. Ermeni sorunu, Kürt sorunu üzerinden bölünmektir. Türkiye’nin üniter, laik yapısı en çok saldırdıkları unsurlardır. Burada bize düşen görev etnik, mezhepsel, cinsel kimlik ayrımları üzerinden değil de ezen ezilen uluslar kavramı üzerinden sınıfsal bir savaşıma girmektir. LGBTİ meselesini, Femen meselesini, kadın örgütlerini daha doğrusu kimlik siyaseti yürüten her türlü kitle örgütünü, partiyi bu şekilde değerlendiriyoruz.

VATAN PARTİSİ HOMOFOBİK Mİ?

EK : Sonuçta LGBTİ bireyler toplumda dışlanan, ötekileştirilen bireyler. Buradan şu sonuç çıkmaz mı? ‘Vatan Partisi homofobiktir’

Eİ : Toplumda pek çok dışlanan kesim yaratılmaya çalışılıyor. Bahsettiğimiz neoliberalizmin üzerinden bir dışlanmışlık ve bu dışlanmışlığa karşı da kimlik siyasetlerini ön plana çıkarabilmek için bir renklilik yaratmaya çalışıyorlar. Bunlar Türkiye’nin renkleri deniyor. Ve bu renkler üzerinden, kimlik siyaseti üzerinden, etnik, mezhepsel, cinsel ayrımlar üzerinden Türkiye’yi bölmeye çalışıyorlar. Bu ayrımlar bugün toplumdaki en büyük ayrışmayı yaratan şeydir. Bu üniversitede de yaşanıyor. Üniversitelerde dinli, dinsiz, türbanlı, türbansız ayrımını soktuğun zaman gençlik içinde bir ayrım yaratmış oluyorsun. Akademisyenler arasında ayrım yaratmış oluyorsun. Kimlik siyaseti üzerinden Türk, Kürt, Laz, Çerkes ayrımı yapmış oluyorsun. Mezhepsel ayrım yapmış oluyorsun. LGBTİ, homoseksüel vs ön plana çıkartarak toplumda ciddi bir ayrışma yapmış oluyorsun. Bireyleri toplumdan dışlayan şey aslında bu ayrışmayı yaratmaktır. Bu kimlik siyaseti üzerinden kendini tanımladıkça toplumdaki bu ayrışma derinleşiyor. Neoliberalizm buna bireysel özgürlük diyor. Bu bireysel özgürlük değildir. Bu toplumu ayrıştırma özgürlüğüdür. Toplumda tek tek bireylerin özgürlüğünden bahsedemeyiz. Türkiye’nin toplamında bir ulusun özgür olmadığı bir ortamda bireylerin tek tek özgürlüğünden bahsedebilir miyiz? Senin ulusun özgür değil, Türk milleti özgür değil. Burada bireyin özgürlüğünden bahsedilemez. Bireylerin özgürlüğü adı altında toplumda kimlikler üzerinden ayrışma yaratmaya çalışıyorlar. Bu çok tehlikeli bir ayrışmadır. İnsanların haklarını kazanabileceği ortam bu ayrışma ortamı değildir. Sadece kimlik siyaseti üzerinden hakları kazanmayı bırakın sadece toplumdaki ayrışmayı daha da derinleştirmiş, kendilerini daha da ötekileştirmiş olurlar. Herkesin hakkına saygı duyuyoruz ve sahip çıkıyoruz. Fakat diyoruz ki haklarımıza sahip çıkabilmemiz için önce özgür bireyler değil özgür yurttaşlar olmalıyız. Özgür bir Türkiye olmadan özgür yurttaş olunmaz. Özgür yurttaş olmadan da kimse hakkına sahip çıkamaz. Kimlik siyasetlerine sonuna kadar karşıyız. Bugün kimlik siyaseti yürütmek demek toplumsal ayrışmayı derinleştirmek demektir. Buradan bir hak, özgürlük çıkmaz. Aksine emperyalizmin çıkarları elde edilmiş olur.

VATAN PARTİSİ’NİN BARAJ SORUNU YOK”

EK : Öncesinde İşçi Partisi şimdi de Vatan Partisi yıllardır seçimlerde barajın altında kalıyor. Bu seçim oy beklentiniz nedir? Partinin isim değişikliğine gitmesi nasıl bir etki yarattı? Nasıl tepkiler aldınız?

Eİ : Çok olumlu bir tepki yarattı. Çünkü Vatan Partisi talebi aslında halktan gelmişti. İşçi Partisi’nin Ergenekon, Balyoz tertiplerinin çökertilmesiyle toplumun gözünde önemli bir yeri vardı. Halktan gelen tepkilere göre isim tam kucaklayıcı değildi. “Ben memurum, kendimi tam olarak ait hissedebileceğim bir isim değil” diye bakıyorlardı. Hatta işçilerden de böyle talep geldi. Yatağan Direnişinde İşçi Partisi’nin çok büyük bir rolü olmuştur. Direnişe İşçi Partili işçiler önderlik etmişlerdir. Özellikle Yatağan’dan böyle bir talep gelmişti. Toplumun tüm kesimleri tarafından kucaklanması, daha çok benimsenmesi için adının değiştirilmesini talep ediyoruz denildi. Program değişikliği olmadı, sadece isim değişikliği oldu. Programı yine aynı. Vatan Partisi isminin belirlendiği son kurultayda birçok aydınımız, bazı valiler, emekli hakimler, askerler, akademik çevrelerden bazı isimler ve Tayfun İçli, Yaşar Okuyan gibi farklı siyasi kesimlerden de isimler katıldı. Bu katılım Türkiye’nin değişik siyasi kesimlerini temsil ediyor. Biz Vatan Partisi’ni ‘Halkçıların, Devrimcilerin, Milliyetçilerin partisi’ olarak tanımladık. En çok da bu birleştirici özelliğinden dolayı halkta çok büyük bir umut, sevinç ve coşkuyla karşılandı. Türkiye’nin emperyalist odaklara karşı durabilmesi için birleşmeye ihtiyacı var. Vatan Partisi ‘Türkiye’nin tam bağımsızlığını ve 6 Ok programını savunan herkesle birleşmeye hazırız’ diye çağrılar da yaptı. Halk üzerinde Vatan Partisi’nin en çok coşku uyandıran etkilerinden birisi birleştirici özelliği. Oy beklentisine de gelirsek Vatan Partisi’nin baraj problemi yok. Çünkü daha iktidara gelmeden Vatan Partisi Türkiye’nin bir çok problemini çözmüştür. Doğu Perinçek Sözde Ermeni soykırımının 100.yılında Avrupa Mahkemelerinde gitmiş, tartışmış savaşmış, en yüksek mahkemelerinde soykırım yalanını çökertmiştir. Türkiye’nin devrimcilerine, aydınlarına, Türk ordusuna yapılan Ergenekon, Balyoz operasyonlarını çökertmiştir. Partiye katılan askerler de “Bizi Vatan Partisi kurtarmıştır” diyorlar. Diğer problem de komşularla yaşanan sorunlar. Komşularla sıfır sorun diye yola çıktılar ama bugün baktığımızda kapısını çalacağımız bir tane komşumuz kalmadı. Ben TGB’nin Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkanı’yım. Yakın zamanda Suriye ve Lübnan’daydım. Bu ayın sonunda İran’a da bir ziyaretimiz olacak. Gittiğimde oralarda AKP’ye karşı çok büyük bir öfke görüyorum. Bugün Suriye’deki terör ihracatının 1.sorumlusu AKP’dir diyorlar. Baas Partisi Genel Sekreteri Hilal Hilal ile görüştük. AKP iktidarıyla Türk Milletini birbirinden ayırıyorlar. “Türk halkıyla kardeşlik duygularımız bakidir. Ama AKP iktidarı bu yaptıklarının cezasını ödeyecek” diyorlar. Aynı zamanda Türkiye’ye de diş bilenmiş oluyorlar. Vatan Partisi’ne baktığımızda Genel Başkan Doğu Perinçek, İran’da Ahmedinecad ile görüşüyor. Suriye’de Esad’la görüşüyor. Mısır’a gidiyor, hatta Vatan Partisi iktidarında şu ticari anlaşmaları yapacağız diye konuşuyorlar. Karşılıklı sözler veriyorlar. Komşularla barış noktasında Vatan Partisi’nin en önemli söylemlerinden birisi “Yurtta barış, dünyada barış” tır. En önemli problemlerden birini daha Vatan Partisi daha iktidara gelmeden çözmüş durumda. Ancak iktidarların çözebileceği problemleri çözüyor ve iktidara aday.

HDP’Yİ MECLİSE TAŞIMAK BİR AMERİKAN PROJESİDİR”

EK : HDP’nin bu süreçte yükselişi söz konusu. Barajı geçeceği konuşuluyor. Özellikle de ana akım medyada HDP üzerine tartışmalar yapılıyor. Siz Vatan Partisi’nin baraj problemi yok diyorsunuz ama hep HDP konuşuluyor. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eİ : Hep HDP konuşuluyor çünkü bu çok güzel kurgulanmış bir oyun her seçim döneminde olduğu gibi. Ana akımda HDP’nin bu kadar yer alması, kurultaylarının, seçim bildirgelerinin canlı yayında gösterilmesi, temsilcilerinin sürekli ekranlarda olması bunu çok açık gösteriyor. Şimdi bir yasa çıkartıldı. Her siyasi partiye eşit oranda yer verilecek şeklinde. Peki Vatan Partisi nerede? HDP’nin bu kadar öne çıkartılması, parlatılması, şunu gösteriyor; ABD’nin, Diyarbakır’ın merkez olduğu, Türkiye’nin güneydoğusunu içine alan Büyük İsrail Projesi’nin Türkiye’deki yürütücüsü HDP. En önemli planlarından biri HDP’yi meclise taşımaktır. Bugün HDP’yi meclise taşımak bir Amerikan projesidir. Büyük İsrail kurma, Akdeniz koridoru oluşturma projesinin en önemli temellerinden birisidir. Ne yazıkki bu projeye “HDP meclise girerse Başkanlık Sistemi’ni AKP geçiremez” diyerek muhalefeti de ortak ettiler. Bugün güya 6 Ok’un, Atatürk’ün partisi CHP diyorki; “Türkiye’nin önündeki tehlikeler karşısında HDP ile ittifaka hazırız.” Muhalefetiyle, iktidarıyla, ana akım medyasıyla işbirliği halinde HDP’yi meclise taşıma projesini yürütüyorlar. Biz HDP’nin parlatılmasını bir proje olarak değerlendiriyoruz. Bugüne kadar meclisten geçen yasalara baktığımız zaman hep HDP ile bu projeleri kolkola geçirdiğini görebiliriz. AKP’nin çıkarttığı hangi projede HDP karşısına dikilmiştir? HDP bugün Türkiye halkının hangi hakkını savunmuştur? Kadın sorununu mu, gençlik sorununu mu? Üniversitelere dair, Türkiye’nin bağımsızlığına dair, Özgür Türkiye’ye dair ne demiş? Aksine HDP’ye baktığımız zaman AKP’nin çıkarttığı bütün gerici yasalarda, uygulamalarda hep kolkola olduğunu görürüz. Bunları yaparken de hep AKP’ye karşıymış gibi bir görüntü izleyip, seçimlerin hemen ertesinde kolkola girmiştir. Eminizki HDP barajı geçerse AKP ile kolkola Başkanlık Sistemini geçirecek. Aksine Başkanlık Sisteminin geçmemesi için HDP’nin barajı aşamaması, Vatan Partisi’nin mecliste olması çok önemli.

EK : Kürt sorunu hakkında Milli Hükümet Programınızda ‘Türkiye’de Kürt meselesi demokratik hak ve özgürlükler açısından esas olarak çözülmüştür’ diyorsunuz. Bunu biraz açmanızı isteyeceğim. Bir de Kürt sorunu konusunda çözüm önerileriniz nelerdir? elif4

Eİ : Demokratik haklara baktığmızda dilini konuşabilme, okuyabilme, diline ilişkin yayınlar çıkarabilme, üretimde bulunabilme vs baktığımız zaman bugün Kürt halkının bir çok demokratik sorununun çözüldüğünü görebiliyoruz. Diyarbakır’da Kürtçe Hamlet oynatılıyor. Televizyonları, radyoları var. Açılım paketiyle PKK’nın devreye sokulmasından önce Türkiye’de Kürt ve Türk halklarının kardeşliği de iyi bir çizgideydi. Bugün Türkiye’de Kürt halkına karşı Türk halkında faşist, ırkçı, şiddet içerikli duygular yok. Bu duygular yerini kardeşlik duygularına bıraktı. Tam da bu yüzden Türkiye’de halkların kaynaşması, kardeşlik duygularının yeniden kazanılması, demokratik sorunların çözülmesi nedeniyle yeniden HDP ve PKK kartı devreye sokuldu. Bu birleşmeyi yeniden bozmak, ayrıştırmak için yaptılar. Sorun demokratik haklar açısından büyük oranda çözülmüştür. Ekonomik anlamda sorunlar vardır. Ama bunlar Türkiye’nin tamamında vardır zaten. Türkiye ciddi bir ekonomik krizin eşiğindedir. Bunu birkaç gün önce Tayyip Erdoğan’da zor durumdayız diyerek açıkladı. Zor bir ekonomik krizin eşiğinde olduğumuz bir dönemdeyiz. Vatan Partisi’nin öne sürdüğü 6 Ok programı, Milli Hükümet Programı Türkiye’yi sıcak para bağımlılığından, tüketim ekonomisinden çıkartıp üretim ekonomisine sokacak bir programdır. Bununla birlikte kalan demokratik haklar da çözülecektir. Bugün en önemli problem Türkiye’nin birliği, bütünlüğü, bağımsızlığı, kardeşliği problemidir. Buna sarılmak gerekmektedir. “Türk de biziz Kürt de bizi diyor” Vatan Partisi. Ötekileştirmeden, kimlik ayrımını ön plana çıkartmadan. Türkiye’yi bağımsız kılacak en önemli şey bu halkların birbirine sıkıca sarılmasıdır.

VATAN PARTİSİ 1 MAYIS’TA NEREDE OLACAK?

EK : 1 Mayıs geliyor. Geçtiğimiz sene İşçi Partisi 1 Mayıs’ı Kadıköy’de kutlamıştı. Bu sene Vatan Partisi 1 Mayıs’ı nerede kutlayacak?

Eİ : Vatan Partisi bu sene 1 Mayıs’ta Bakırköy’de olacak.

EK : Neden Bakırköy?

: Geçtiğimiz senelerde de aynı tartışmalar yaşanmıştı. 1 Mayıs Emeğin Bayramıdır. 1 Mayıs’ta emekçinin, işçinin taleplerinin konuşulması, bunların dile getirilmesi gerekmektedir. Ama Türkiye’de senelerdir Taksim tartışması yüzünden 1 Mayıs hep alanlara hapsediliyor, alan tartışması haline getiriliyor. 1 Mayıs’a bir ay kala, alan tartışmaları başlıyor ve bu alan tartışmalarında işçinin, emekçinin hiçbir talebi dile getirilmiyor. Ne taşeronlaşma, ne özelleştirme, ne iş kazaları hiçbirini duyamazsınız. Halbuki işçinin problemlerinin arttığı, işçi ölümlerinin bu kadar göz önünde olduğu, topluca katliamların yaşandığı bu dönemde işçilerinin haklarının, taleplerinin 1 Mayıs’a aylar kala konuşulmaya başlanması, 1 Mayıs’ta buna ilişkin topyekün yaptırımlar uygulanması, sendikaların buna ilişkin neler yapacaklarını konuşması, belki grev hazırlıklarının başlatılması gerekmektedir. Ama Türkiye’de bunların hiçbirisi olmuyor. 1 Mayıs’a yaklaşırken alan tartışmalarını görmekteyiz. “Taksim’de olacak mıyız, olmayacak mıyız?” “Taksim açılacak mı, açılmayacak mı?” Senelerdir 1 Mayıs’ta işçilerin, sendikaların bir çoğunun yer almadığı, dağınık şekilde grupların polisle çatıştığı görüntüleri görüyoruz. Ve 2 Mayıs’ta gazetelerin manşetlerinde “Taksim’de yine olay çıktı, gruplar polisle çatıştı” başlıklarını görüyoruz. Hani nerede işçilerin problemleri? Bunların hiçbirini göremiyoruz. 1 Mayıs alan tartışmalarının değil, işçilerinin taleplerinin dile getirileceği bir gündür. Bu yüzden Taksim’i tercih etmedik. Bakırköy’de izinli alanlar arasında ve bu taleplerin tartışılacağı, dile getirileceği alanlardan bir tanesi. Bu yüzden 1 Mayıs’ta Bakırköy’deyiz.

DENİZ GEZMİŞLER’İN İDAMINA ONAY VEREN HASAN KORKMAZCAN

EK : Deniz Gezmişler’in idamına onay veren Hasan Korkmazcan ile aynı partide siyaset yapmakla ilgili bazı soru işaretleri oluştu kamuoyunda. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Eİ : Hasan Korkmazcan daha yeni bu konu ile ilgili demeç verdi ve o dönemin kurbanı olduğunu ifade etti. Kendisi şu an her şeyiyle Deniz Gezmişler’in bizlere bıraktığı bağımsızlık mücadelesini savunmaktadir ve yolunun Deniz Gezmişler’in yolu olduğunu söylemiştir. Bu mücadeleyi de Vatan Partisi’nde vermektedir. Önemli olan bugün bu mücadeleyi sahiplenmesidir. Ayrıca kendisi mecliste 12 Mart muhtırasına karşı gelen tek milletvekilidir o dönem.

Sami Elvan: Berkin’in vurulduğu yerden geçemiyoruz

0

Gezi direnişi sırasında ekmek almaya giderken, polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu komaya giren ve 269 gün sonra yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın ölümünün üzerinden 1 yıl geçti. 1 yıl içinde dava açılmadı. Berkin’in babası Sami Elvan’ın şu cümlesi çocuklarını kaybeden anne-babanın, kardeşlerini kaybeden ablaların durumunu ortaya koyuyor: “Vurulduğu yerden geçemiyoruz.”

Gezi direnişi sırasında ekmek almaya giderken, polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu komaya giren ve 269 gün sonra yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın ölümünün üzerinden 1 yıl geçti. 1 yıl içinde dava açılmadı. Berkin’in babası Sami Elvan’ın şu cümlesi çocuklarını kaybeden anne-babanın, kardeşlerini kaybeden ablaların durumunu ortaya koyuyor: “Vurulduğu yerden geçemiyoruz.”

14 yaşındaki Berkin, halkın, Hükümetin politikalarına karşı sokaklara döküldüğü bir Gezi direnişi günü, kahvaltı hazırlayan annesine, “Ekmek almaya gidiyorum” diyerek çıktı evden. Gaziler Sokağı’nı geçip Mithatpaşa Caddesi’ndeki fırına yönelince direnişi bastırmak için saldıran polisle karşılaştı ve polisin attığı biber gazı kapsülüyle başından vuruldu. 14 yaşında 45 kiloyken girdiği Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinden 269 gün sonra 1 Mart günü 15 yaşında 16 kiloyla çıktı.

269 GÜN ‘UYAN BERKİN’ DEDİK

Berkin’in ölümünden bir sene sonra Sami Elvan, ailenin yaşadıklarını gazetemize anlattı. Berkin’in komada kaldığı hastane günlerini anlatarak başlıyor söze baba Elvan: “269 gün her anıyla her saatiyle her günüyle bizim için çok zordu. Gündüz ailece hastanede bekliyorduk, gece nöbet tutuyorduk. ‘Hadi Berkin uyan’ diyorduk. O süreçte Berkin’in kalbi durdu. Hastaneden çıkarılma durumu oldu. Sürekli gözetim altındaydık. Yani 269 gün direndik biz.” “Ya 269. gün?” diye sorduğumuzda derin bir iç çekerek cevap veriyor Sami Elvan: “Çocuklar uyurken susulur, öldürülürken değil. O gün bütün çocuklar, bütün insanlık uyuyordu. Biz sustuk. Berkin’imizi sonsuzluğa uğurladık” sözleri çıkıyor ağzından.

BERKİN’SİZ BİR HAYAT

Berkin’ini, Berkin’siz geçen günleri anlatıyor Sami Elvan. Bir yandan gözlerinin içi gülüyor Berkin’i anlatırken, bir yandan hatıraları akıttığı gözyaşlarından anıyor: “Şakalarını, yaramazlıklarını her şeyini özlüyoruz. 14 yaşındaki bir çocuktan ne bekleyebilirsiniz ki? İnsanlara yardım etmeyi severdi. Kimsenin isteğini geri çevirmezdi. Hayvanları severdi. Ama onun bütün geleceğini yok ettiler. Berkin’in bütün umutları, yapmak istedikleri, hayalleri elinden alındı.”

KAFKAS HALK OYUNU OYNUYORDU

Bu arada Berkin’in ilkokul boyunca Kafkas halk oyunu oynadığını öğreniyoruz. Ayrıca en büyük hayali ise sporcu olmakmış Berkin’in. Hatta mahallenin takımı, Mahmut Şevket Paşa Spor Kulübünde futbol oynuyormuş. Baba Elvan, Berkin’siz bir hayatı tarif edemiyor. Dramatik bir hayat yaşadıklarını, olmadık bir anda öfkelendiklerini, duygusallaştıklarını, hâlâ vurulduğu yerden geçemediklerini anlatıyor.

“Çocuklarına Berkin Elvan ismini koyan anne-babalar bizi arıyor” diyor ve şunu söylüyor: “İleride çocuklarının yaşayabileceği sıkıntıları biliyorlar, bunu göze alıyorlar. İnsan gurur duyuyor böyle durumlarda. Berkin’imizi kaybettiğimiz günden beri başka Berkin’leri yaşatmak için mücadele ediyoruz. Bizim Berkin’imizi aldılar ama şimdi milyonlarca Berkin’imiz var.”

ELVAN AİLESİ ADALET İSTİYOR

Baba Elvan, “Adalet istiyoruz” diyor ve ekliyor: “Bu ülkede sadece Berkin değil. Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım katledildi. Onlarca gencin gözü çıktı, yüzlerce insan sakat kaldı. Hiçbir davada bir gelişme olmadı. Berkin’i vuranların isimleri hâlâ soruşturma dosyasına işlenmedi. Umarım bizim yaşadığımız sıkıntıları hiçbir aile yaşamaz. Bu ülkede devlet terörüyle çocuklar, insanlar katledilmez. Biz hiçbir zaman şiddet yanlısı insanlar olmadık, intikam alma düşüncesiyle hareket etmedik. Hiçbir insana kinimiz, öfkemiz, düşmanlığımız yok. Ama suçlular cezasını çekmeli. Biz ülkemizde barış ve kardeşlik olmasını istiyoruz” diyerek Berkin’in umudunu taşıyor içinde.

DAVA AÇILMIYOR

Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin devam eden soruşturmada şüpheli olarak 18 polisin ifadesi alındı. Polisin o zamana kadar varlığını inkar ettiği, olay gününe ilişkin kamera kayıtları 17 Nisan 2014 tarihinde ortaya çıktı. Görüntüler, inceleme için savcılık tarafından bilirkişilere gönderildi. Ancak şu ana kadar dava süreci başlatılmadı.
Ailenin avukatı Selçuk Kozağaçlı, dava sürecinin artık başlaması gerektiğini söylüyor.

ERDOĞAN’IN BERKİN KİNİ

Berkin’in ölümüyle ilgili dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çeşitli açıklamalar yaparak Berkin’i suçlamıştı. Erdoğan, “Gezi olayları sırasında hayatını kaybeden bir çocuğun ölü bedeni üzerinden her türlü aşağılık saldırıya maruz kaldık. Sahte ifadelerle ‘Ekmek almaya gidiyor’ dediler, halbuki hiç alakası yok, terör örgütünün maşası olmuştu” dedi. Ayrıca Erdoğan bir miting sırasında da çocuğunu kaybeden Gülsüm Elvan’ı kitleye yuhalatmıştı.

Tolga Alp Turgut 11.03.2015

EVRENSEL

Sami Elvan: Berkin’in vurulduğu yerden geçemiyoruz

0

Gezi direnişi sırasında ekmek almaya giderken, polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu komaya giren ve 269 gün sonra yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın ölümünün üzerinden 1 yıl geçti. 1 yıl içinde dava açılmadı. Berkin’in babası Sami Elvan’ın şu cümlesi çocuklarını kaybeden anne-babanın, kardeşlerini kaybeden ablaların durumunu ortaya koyuyor: “Vurulduğu yerden geçemiyoruz.”

Gezi direnişi sırasında ekmek almaya giderken, polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu komaya giren ve 269 gün sonra yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın ölümünün üzerinden 1 yıl geçti. 1 yıl içinde dava açılmadı. Berkin’in babası Sami Elvan’ın şu cümlesi çocuklarını kaybeden anne-babanın, kardeşlerini kaybeden ablaların durumunu ortaya koyuyor: “Vurulduğu yerden geçemiyoruz.”

14 yaşındaki Berkin, halkın, Hükümetin politikalarına karşı sokaklara döküldüğü bir Gezi direnişi günü, kahvaltı hazırlayan annesine, “Ekmek almaya gidiyorum” diyerek çıktı evden. Gaziler Sokağı’nı geçip Mithatpaşa Caddesi’ndeki fırına yönelince direnişi bastırmak için saldıran polisle karşılaştı ve polisin attığı biber gazı kapsülüyle başından vuruldu. 14 yaşında 45 kiloyken girdiği Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinden 269 gün sonra 1 Mart günü 15 yaşında 16 kiloyla çıktı.

269 GÜN ‘UYAN BERKİN’ DEDİK

Berkin’in ölümünden bir sene sonra Sami Elvan, ailenin yaşadıklarını gazetemize anlattı. Berkin’in komada kaldığı hastane günlerini anlatarak başlıyor söze baba Elvan: “269 gün her anıyla her saatiyle her günüyle bizim için çok zordu. Gündüz ailece hastanede bekliyorduk, gece nöbet tutuyorduk. ‘Hadi Berkin uyan’ diyorduk. O süreçte Berkin’in kalbi durdu. Hastaneden çıkarılma durumu oldu. Sürekli gözetim altındaydık. Yani 269 gün direndik biz.” “Ya 269. gün?” diye sorduğumuzda derin bir iç çekerek cevap veriyor Sami Elvan: “Çocuklar uyurken susulur, öldürülürken değil. O gün bütün çocuklar, bütün insanlık uyuyordu. Biz sustuk. Berkin’imizi sonsuzluğa uğurladık” sözleri çıkıyor ağzından.

BERKİN’SİZ BİR HAYAT

Berkin’ini, Berkin’siz geçen günleri anlatıyor Sami Elvan. Bir yandan gözlerinin içi gülüyor Berkin’i anlatırken, bir yandan hatıraları akıttığı gözyaşlarından anıyor: “Şakalarını, yaramazlıklarını her şeyini özlüyoruz. 14 yaşındaki bir çocuktan ne bekleyebilirsiniz ki? İnsanlara yardım etmeyi severdi. Kimsenin isteğini geri çevirmezdi. Hayvanları severdi. Ama onun bütün geleceğini yok ettiler. Berkin’in bütün umutları, yapmak istedikleri, hayalleri elinden alındı.”

KAFKAS HALK OYUNU OYNUYORDU

Bu arada Berkin’in ilkokul boyunca Kafkas halk oyunu oynadığını öğreniyoruz. Ayrıca en büyük hayali ise sporcu olmakmış Berkin’in. Hatta mahallenin takımı, Mahmut Şevket Paşa Spor Kulübünde futbol oynuyormuş. Baba Elvan, Berkin’siz bir hayatı tarif edemiyor. Dramatik bir hayat yaşadıklarını, olmadık bir anda öfkelendiklerini, duygusallaştıklarını, hâlâ vurulduğu yerden geçemediklerini anlatıyor.

“Çocuklarına Berkin Elvan ismini koyan anne-babalar bizi arıyor” diyor ve şunu söylüyor: “İleride çocuklarının yaşayabileceği sıkıntıları biliyorlar, bunu göze alıyorlar. İnsan gurur duyuyor böyle durumlarda. Berkin’imizi kaybettiğimiz günden beri başka Berkin’leri yaşatmak için mücadele ediyoruz. Bizim Berkin’imizi aldılar ama şimdi milyonlarca Berkin’imiz var.”

ELVAN AİLESİ ADALET İSTİYOR

Baba Elvan, “Adalet istiyoruz” diyor ve ekliyor: “Bu ülkede sadece Berkin değil. Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım katledildi. Onlarca gencin gözü çıktı, yüzlerce insan sakat kaldı. Hiçbir davada bir gelişme olmadı. Berkin’i vuranların isimleri hâlâ soruşturma dosyasına işlenmedi. Umarım bizim yaşadığımız sıkıntıları hiçbir aile yaşamaz. Bu ülkede devlet terörüyle çocuklar, insanlar katledilmez. Biz hiçbir zaman şiddet yanlısı insanlar olmadık, intikam alma düşüncesiyle hareket etmedik. Hiçbir insana kinimiz, öfkemiz, düşmanlığımız yok. Ama suçlular cezasını çekmeli. Biz ülkemizde barış ve kardeşlik olmasını istiyoruz” diyerek Berkin’in umudunu taşıyor içinde.

DAVA AÇILMIYOR

Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin devam eden soruşturmada şüpheli olarak 18 polisin ifadesi alındı. Polisin o zamana kadar varlığını inkar ettiği, olay gününe ilişkin kamera kayıtları 17 Nisan 2014 tarihinde ortaya çıktı. Görüntüler, inceleme için savcılık tarafından bilirkişilere gönderildi. Ancak şu ana kadar dava süreci başlatılmadı.
Ailenin avukatı Selçuk Kozağaçlı, dava sürecinin artık başlaması gerektiğini söylüyor.

ERDOĞAN’IN BERKİN KİNİ

Berkin’in ölümüyle ilgili dönemin başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çeşitli açıklamalar yaparak Berkin’i suçlamıştı. Erdoğan, “Gezi olayları sırasında hayatını kaybeden bir çocuğun ölü bedeni üzerinden her türlü aşağılık saldırıya maruz kaldık. Sahte ifadelerle ‘Ekmek almaya gidiyor’ dediler, halbuki hiç alakası yok, terör örgütünün maşası olmuştu” dedi. Ayrıca Erdoğan bir miting sırasında da çocuğunu kaybeden Gülsüm Elvan’ı kitleye yuhalatmıştı.

Tolga Alp Turgut 11.03.2015

EVRENSEL

Mustafa Balbay “Gazetecilik Öğrencileri Tarihi İyi Bilsinler”

0

Usta gazeteci Mustafa Balbay’ı Cumhuriyet’te yazdığı yazılarıyla tanıyoruz. Gazeteci kimliğinin yanında milletvekili sıfatını taşıyan Balbay’la çocukluğunu, mesleğinde yaşadığı başlıca sorunları, Türkiye’deki gazeteciliği ve sosyal medyayı 12. Bursa TÜYAP Kitap Fuarı’nın son gününde (23 Mart Pazar) konuştuk. Balbay, iletişim fakültesi mezunlarının durumunu değerlendirdi ve gazetecilik öğrencilerine önerilerde bulundu

AJANS ÜNİVERSİTE – Alparslan ÇAKIR

Mesleki tercihinizde çocukluğunuzun etkisi oldu mu?

Kesinlikle oldu. Çünkü ben sosyal bilimleri çok seviyorum. Türkü söylemeyi çok seviyorum. Türkülerin anlatımını çok seviyorum. Biliyorsun, Anadolu’da türküler halkın dertlerini, sevinçlerini anlatan şeylerdir. O da beni gazeteciliğe itti.

Gazetecilik mesleğini icra ederken karşılaştığınız başlıca sorunlar nelerdir?

Bir defa, haber kaynaklarına ulaşmak Türkiye’de çok zor. Bir de, Türkiye o kadar sorunlarla boğuşan bir ülke ki bir haberi yaptığınızda onu hoşnut ettiğiniz, etmediğiniz bir dizi çevre oluşuyor. Ama bütün bunlara göğüs gererek gerçeğin peşinde koştuk hep.

Türkiye’de nasıl bir gazeteci ve gazeteciliğe ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye’de gerçekleri korkmadan dile getirecek bir gazeteciliğe ihtiyaç var. Deyim yerindeyse, hiçbir gücün etkisi altında kalmayacak, yani tarafsız bir gazeteciye ihtiyaç var.

Sosyal medya klasik (geleneksel) medyanın yerini tutuyor mu?

Sosyal medya çok daha ileri bir adım. Ama klasik medya da kalmaya devam edecek.

İletişim fakültesi mezunlarının iş bulma olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?DSC_0122 - Kopya (1)

Evet, giderek zorlaşıyor ama her alanda zorlaşıyor. Ama ben iletişim sektörünün genel alanının genişlediğini düşünüyorum.

İletişim fakültesi mezunlarıyla çalıştınız mı, çalıştıysanız görüşleriniz nelerdir?

Çok çalıştım. Cumhuriyet’in Ankara temsilcisi olarak çoğunlukla, iletişim fakültesi mezunlarına iş verdim.

Ergenekon ve Balyoz davaları ve son olarak 17 Aralık Operasyonu ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkiye için ne ifade ediyor?

Bu, hukukun bittiğini, tamamen siyasallaştığını, maalesef demokrasinin yerleşmesinin güçleşeceğini gösteriyor. İşimiz çok.

CHP İzmir milletvekili olarak, CHP’nin 30 Mart’ta özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’de nasıl bir sonuç alacağını düşünüyorsunuz?

Ben genel olarak CHP’nin % 30’un üstüne çıkacağını düşünüyorum. AKP de 35 civarında olur, diyorum. Devamında da erken seçim isteyip iktidarı zorlayacağız.

Gazetecilik öğrencilerine önerileriniz nelerdir?

Ülkenin tarihini iyi öğrensinler. Bu meslek cefakârdır. Ama aynı zamanda bu meslek hiçbir zaman nankör değildir. Bunun farkına varsınlar. Nihai olarak, çabaları hiç boşa gitmeyecek, bunu bilsinler.

Mustafa Balbay Kimdir?

1960’ta, Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Güney beldesinde doğdu. İlkokulu doğum yeri olan Güney beldesinde, ortaokul ve liseyi Aydın’ın Nazilli ilçesinde okudu. 1981 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni birincilikle bitirdi. Gazeteci-köşe yazarı ve yönetici kimliğinin yanı sıra siyaset, güncel konular ve gezi içerikli yirmi sekiz kitap kaleme almıştır. “Ülkelere Değil, Savaşa Düşmanım” (1997), “Balkanlar” (1998), “Affedersin La Fontaine” (2000), “Çin’in Uzun Yürüyüşü (2003), “Nasreddin Hoca ile Eşeği” (2009), Balbay’ın kitaplarından bazılarıdır.

Alparslan Çakır 23.03.2014

Mustafa Balbay “Gazetecilik Öğrencileri Tarihi İyi Bilsinler”

0

Usta gazeteci Mustafa Balbay’ı Cumhuriyet’te yazdığı yazılarıyla tanıyoruz. Gazeteci kimliğinin yanında milletvekili sıfatını taşıyan Balbay’la çocukluğunu, mesleğinde yaşadığı başlıca sorunları, Türkiye’deki gazeteciliği ve sosyal medyayı 12. Bursa TÜYAP Kitap Fuarı’nın son gününde (23 Mart Pazar) konuştuk. Balbay, iletişim fakültesi mezunlarının durumunu değerlendirdi ve gazetecilik öğrencilerine önerilerde bulundu

AJANS ÜNİVERSİTE – Alparslan ÇAKIR

Mesleki tercihinizde çocukluğunuzun etkisi oldu mu?

Kesinlikle oldu. Çünkü ben sosyal bilimleri çok seviyorum. Türkü söylemeyi çok seviyorum. Türkülerin anlatımını çok seviyorum. Biliyorsun, Anadolu’da türküler halkın dertlerini, sevinçlerini anlatan şeylerdir. O da beni gazeteciliğe itti.

Gazetecilik mesleğini icra ederken karşılaştığınız başlıca sorunlar nelerdir?

Bir defa, haber kaynaklarına ulaşmak Türkiye’de çok zor. Bir de, Türkiye o kadar sorunlarla boğuşan bir ülke ki bir haberi yaptığınızda onu hoşnut ettiğiniz, etmediğiniz bir dizi çevre oluşuyor. Ama bütün bunlara göğüs gererek gerçeğin peşinde koştuk hep.

Türkiye’de nasıl bir gazeteci ve gazeteciliğe ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye’de gerçekleri korkmadan dile getirecek bir gazeteciliğe ihtiyaç var. Deyim yerindeyse, hiçbir gücün etkisi altında kalmayacak, yani tarafsız bir gazeteciye ihtiyaç var.

Sosyal medya klasik (geleneksel) medyanın yerini tutuyor mu?

Sosyal medya çok daha ileri bir adım. Ama klasik medya da kalmaya devam edecek.

İletişim fakültesi mezunlarının iş bulma olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?DSC_0122 - Kopya (1)

Evet, giderek zorlaşıyor ama her alanda zorlaşıyor. Ama ben iletişim sektörünün genel alanının genişlediğini düşünüyorum.

İletişim fakültesi mezunlarıyla çalıştınız mı, çalıştıysanız görüşleriniz nelerdir?

Çok çalıştım. Cumhuriyet’in Ankara temsilcisi olarak çoğunlukla, iletişim fakültesi mezunlarına iş verdim.

Ergenekon ve Balyoz davaları ve son olarak 17 Aralık Operasyonu ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkiye için ne ifade ediyor?

Bu, hukukun bittiğini, tamamen siyasallaştığını, maalesef demokrasinin yerleşmesinin güçleşeceğini gösteriyor. İşimiz çok.

CHP İzmir milletvekili olarak, CHP’nin 30 Mart’ta özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’de nasıl bir sonuç alacağını düşünüyorsunuz?

Ben genel olarak CHP’nin % 30’un üstüne çıkacağını düşünüyorum. AKP de 35 civarında olur, diyorum. Devamında da erken seçim isteyip iktidarı zorlayacağız.

Gazetecilik öğrencilerine önerileriniz nelerdir?

Ülkenin tarihini iyi öğrensinler. Bu meslek cefakârdır. Ama aynı zamanda bu meslek hiçbir zaman nankör değildir. Bunun farkına varsınlar. Nihai olarak, çabaları hiç boşa gitmeyecek, bunu bilsinler.

Mustafa Balbay Kimdir?

1960’ta, Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Güney beldesinde doğdu. İlkokulu doğum yeri olan Güney beldesinde, ortaokul ve liseyi Aydın’ın Nazilli ilçesinde okudu. 1981 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni birincilikle bitirdi. Gazeteci-köşe yazarı ve yönetici kimliğinin yanı sıra siyaset, güncel konular ve gezi içerikli yirmi sekiz kitap kaleme almıştır. “Ülkelere Değil, Savaşa Düşmanım” (1997), “Balkanlar” (1998), “Affedersin La Fontaine” (2000), “Çin’in Uzun Yürüyüşü (2003), “Nasreddin Hoca ile Eşeği” (2009), Balbay’ın kitaplarından bazılarıdır.

Alparslan Çakır 23.03.2014

‘BKM tiyatro değil prodüksiyon firması’

Ankara’dan sonra İstanbul’da da Tatbikat Sahnesi’ni açan Erdal Beşikçioğlu, tiyatroda bir ekol olmayı hedefliyor. Beşikçioğlu, “Cesur metinleri oynayacağız, seyirciyi rahatsız edeceğiz” derken genç tiyatroculara göz kırpıyor.

Erdal Beşikçioğlu, beni o meşhur vincine çıkardı. Spotlar, efektler başımı döndürmedi desem yalan olur. Yine de büyük bir fedakarlıkla sahneden inip klavyemin başına geçmeyi seçtim!

AVM’lerin mantar gibi bitmediği zamanlarda, havalı sinemasıyla Levent bölgesinde oturanların piyasa mekanı idi Melodi Pasajı. Zincirikuyu’dan, Etiler’e dönerken hemen solunuzda kalan konumuyla yıllara meydan okuyor. Şu koca şehirde ancak, Ankara’da hayata geçirdiği Tatbikat Sahnesi’ni İstanbul’a taşıyan Erdal Beşikçioğlu’nun aklına gelirdi Melodi Sineması’nı tiyatroya dönüştürmek.
Üç katlı, içinde iki sahnenin olduğu şahane bir tiyatro yapmışlar. ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ 250 kişilik ana salonda oynuyor, küçük salon ise 120 kişilik. Devlet Tiyatrolarında biletleri karaborsaya düşen oyun Tatbikat Sahnesi’nde 70 liraya sahneleniyor. Oyunu izlediğim gece tek bir boş koltuk yoktu.

Tatbikat sahnesi kısa zamanda Ankara’nın en önemli sanat mekânlarından birisi oldu. İstanbul’da da böyle olacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok. Ama bundan daha önemlisi bir misyon kurumu olacağı… Tiyatro tutkunları bilir, Tatbikat Sahnesi, Devlet Tiyatrosu’nun öncülüydü. Şimdi isim hakkı Erdal Beşikçioğlu’nda…
Beşikçioğlu, Tatbikat’ı gerçek ve cesur tiyatronun okulu haline getirmeyi hedefliyor. Bu hedef, Devlet Tiyatrosu’nun işlevini mi üstelenecek sorusunu akla getirse de O, “Devlet görevini yapsın” diye kısa ve net yanıtlıyor. Anlıyoruz ki Beşikçioğlu, tiyatronun devleti değil, cumhuriyeti olma amacında… Erdal Beşikçioğlu ile konuştuk..

Seyirciyi rahatsız etmek istiyorum

 Hayırlı olsun yeni tiyatronuz. Tatbikat burada ise savaş nerede olacak!?

Cumhuriyet tarihinde kurulan ilk tiyatro kurumuna ‘Tatbikat’ adının verilmesinin en önemli nedeni, konservatuar öğrencileri ve mezun sanatçılar için deneme ve uygulama alanı yaratabiliyor olmasıydı.
Ancak Devlet Tiyatroları ismiyle kurumlaşan yapı, içindeki yığılma sebebiyle öğrenci ve mezun sanatçılar için bir ‘tatbikat’ alanı olma misyonunu yitirdi. Biz bu misyonun önemini ilke edindik. Bizim kuruculuğumuzda 75 yıl sonra Ankara ve İstanbul gibi Türkiye’nin iki büyük tiyatro metropolünde canlanan Tatbikat Sahnesi, nitelikli sanat beğenisini geliştirmek, sanat ortamına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Bunun için akademik bir şekilde araştırıp, öğrenim içerisinde eğitimi vurgulayacağız. Manifestomuzu bunun üzerine kurduk.
Konservatuvarlardan mezun olmuş genç tiyatrocular, mesleklerini tatbik etme imkanı bulamıyorlar. Binlerce yıllık bir tiyatro külliyatı var. Ancak tiyatro toplulukları genellikle seyirciyi rahatsız etmeyecek, ona bir televizyon dizisi izletme konforunu yaşatacak oyunlar seçiyorlar. Kolay olan şeyleri sevmiyorum. Sevseydim, Tatbikat isminde ısrar etmezdim. Seyircinin tepkisizliğine yaslanmak yerine, onları harekete geçirecek, rahatsız edecek bir biçim aramak asıl hedefimiz. Tatbikat Ankara’da, Diyarbakır’da, Adana’da, Mersin’de, İstanbul’da. Her bir turnemiz tatbikat.

 Bu şehirlere gittiniz mi?

Evet, bizim sanat konusundaki hedeflerimizden birisi de bu. Daha bir yılını doldurmamış bir tiyatro olarak ancak Adana’ya, Mersin’e kadar ulaşabildik. Sartre’nin ‘Mezarsız Ölüleri’ni sergiledik.
Bu ay Seray Şahiner’in yazdığı, Nihal Yalçın’ın oynadığı, kadına şiddeti anlatan “Antabus” oyununu sahneleyeceğiz. Woyzeck Masalı isimli halk hikayesini bir rock müzikali haline getirdik. Ki, 25 kişilik bir kadrodur. Afişimize dev kadro diye yazmadık. Bu kabare kültüründe vardır.
9 ayda 5 prodüksiyon yapmışız, üç tane de sahne açmışız, 35 günde bir eylem gerçekleştirmişiz. Peki bu dönem içinde Devlet Tiyatrolarında ne oldu? Akün sahnesini kaybettik, Şinasi sahnesini kaybettik, şu anda Küçük Tiyatro’yu kaybetmek üzereyiz. Bu durumda kurumda kalmak ne kadar doğru olabilirdi.

Çok sıkıldım artık olan bitenden

 Türkiye’de tiyatrolar aynı zamanda birer okul da oldu hep. En yakın örneği BKM, öncesinde Müjdat Gezen böyle yola çıktı, hatta kurumsal olarak okulunu kurdu. Sizin kafanızda ne var?

Bu işte beyin takımımız olan Elvin Beşikçioğlu, Binnaz Dorkip, Cem Emüler, İlhami Yazar, Durukan Ordu’dan ve benden oluşan 6 kişilik bir seçici kurulumuz var. Nitelikli sanat beğenisi benim için çok önemli. Çünkü çok sıkıldım artık olan bitenden. Bazıları skeçlerden oluşan birtakım güldürmeceler üzerine tiyatronun ne olduğu anlatılmaya çalışıyor. Nitelikli sanat bitmek üzere.
Dizilerde, TV’lerde boy gösteren insanların toplaşarak bir araya gelip x bir sahnede biletlerini satması değildir tiyatro. Tiyatro başlı başına yeniden yaratmaktır.
Bunu yapmak için uğraşıyoruz. BKM gibi bir şey olmayacak. Onların tiyatro olduklarını düşünmüyorum. Onlara birer prodüksiyon firmaları olarak bakıyorum. Tiyatro başka bir şey. Müjdat Abi öğrenci yetiştirir. Tatbikat Sahnesi’nde de onlarla çalışmaktan büyük keyif alırım ben.
Biz bir arayışın peşindeyiz. Devlet Tiyatroları nasıl bir ekol olarak çıkmışsa, biz de bir ekol yaratmanın yolunu araştırıyoruz. Şu ana kadar bütün tiyatrolar, bir isim üzerinden, ismi lanse etmek üzerine kurulmuş.
Kenterler, Ali Poyrazoğlu. Dostlar Tiyatrosu Genco Erkal adı üzerinden yürüyor. Oysa ben o isim gittikten sonra da o kurumun yaşayabilmesi, bir ekolün yaratılması gerektiğine inanıyorum.

Devletin yerini mi alacaksınız?

Devletin yerini almak niyetinde değilim. Devlet üstüne düşen görevi yerine getirmek zorunda.

Sponsorlara direnecek

 Sadece tiyatro yaparak daha ne kadar devam edebilirsiniz?

Ölene kadar. Bundan başka iş bilmiyorum ki! Tatbikat, Türkiye’de ilk defa kendisine ait üç sahnesi olan bir tiyatro oldu. Devlet Tiyatroları ve ödenekli tiyatroların haricinde hiçbir örneği olmadı. Dışarıdan hiçbir şekilde ödenek almadan, Kültür Bakanlığından en ufak bir ödenek almadan, ki almayı da düşünmüyorum zaten…
Devam etmesi için elimden geleni yapacağım. Zaman zaman TV’lerde de görüneceğim. Tiyatro çok pahalı bir sanat dalı. Bir spot 35 bin lira. Sadece 2 dakikalık bir sahne için en az 12 adet spot kullanmanız gerekiyor. Bu böyle bir delilik işte.
Benim şu anda ne bir sponsorum var, ne bir ödeneğim. Seyircinin bilet parasıdır bizi buraya getiren. Bu sponsor hikayesini StüdyoCer’i kurduğumuzda denedik. Halkbank sponsor oldu, sağ olsun sahnesini de kurdu. Ama niye bu oyunu koydunuz diye bir soru sorduklarında, benim için sponsor olayı bitmiştir.

Sermaye Reaksiyon’dan

Tiyatronuzun bu kadar büyük bir operasyon olduğunu düşünmemiştim. Eşiniz kızdı mı birikimi buraya yatırmanıza?

Bütün birimi buraya koyduk. Ama bu sefer kızmadı! ‘Deli misin’ dedi. ‘Sende para olsaydı Elvin aynı deliliği yapmaz mıydın?’ dedim. Eşim de tiyatrocu, ‘Yapardım’ dedi. Reaksiyon İstanbul sahnesini açtırdı bana, Behzat Ç. de Ankara’yı.

 Artık kendi tiyatronuz var İstanbul’da, ‘Woyzeck Masalı’nı neden Zorlu PSM’de oynuyorsunuz?

Bir oyunun 30 kişi ile üstelik müzikal olarak sahnelenmesi çok ciddi bir meblağdır. Bizim salonumuz 250 kişilik. Bizim sahnede bu sene bu canlı performansı yapacak altyapıya sahip değiliz. 16 oyuncu, tanesi 10 bin dolar olan yaka mikrofonları kullanıyor. Bu altyapı şu anda İstanbul’da Zorlu PSM’de var.

 Bir Delinin Hatıra Defterini vincin üzerinde oynuyorsunuz, oradan bakış nasıl?

‘70 lira verdik ulan, neymiş bir bakalım’ diyen seyirciler görüyorum. Ama 15. dakikadan sonra aktörle birlikte soluk alıp veren insanlar haline dönüşüyorlar. Buradaki vinç Devlet Tiyatrosu’ndaki gibi de değil üstelik, biraz daha seyirciyi tehdit eder hale geldi. Tedirginlikler, korkular şaşkınlıklar…

Gençlere 1 Mayıs sürprizi

 Gençler size bayılıyor! Bu sevgiye nasıl karşılık vereceksiniz?

Birinci yaşımızı kutlayacağımız, 1 Mayıs’ta öğrenciler için bir festival yapacağız. Biletleri internetten satmayacağız. Öğrenciler, kimlikleri ile Tatbikat Sahnesi’ne geldikleri zaman ay boyunca 25 lira karşılığında ucuza bilet alacaklar…

En verimli çağımın günlüğü 75 lira…

Siz de artık bir emeklisiniz. Seçimlere giderken emeklilerin partiler için hedef kitle olduğunu görüyoruz. Seçim bildirgelerine emekli gözüyle de bakıyor musunuz?

Ben emekli olmadım, emeklilik hakkım saklı kalmak kaydıyla istifa ettim. Çalışma günümü doldurdum, ancak emeklilik ikramiyesini alabilmek için yaş mevzusundan 6 yıl beklemek zorundayım.
Arada kalan emeklilik grubundayım bu statümle. Ne o taraf bize yarıyor, ne öteki taraf. Bir taraf diyor ki; mezarda emekli olun, yaş haddinden emekli olacaksınız bundan sonra. Öteki taraf da diyor ki; sizi mezara kalmadan emekli edeceğim. Tabii ki mezara girmeden önce emekli olmak tercih edilir.
Zaten yeterince emekli olacaksın mezarda. Ama çalışmayı iyileştirecek hiçbir şekil yok. Ben istifa etmeden Devlet Tiyatrosu’nda günlük yevmiyem 75 liraya geliyordu.
Bir karo işçisinin gündeliği bile değil! 75 lira ile hem ailene bakacaksın hem sosyal etkinlikleri devam ettireceksin, hem de provalarını yapacaksın.
Bu durum düzelmeden ben ha mezarda emekli olmuşum, ha mezarda emekli olmamışım, ne fark eder. En güzel, en değerli zamanım günde 75 lira yevmiyeye denk geliyor.

Woyzeck Masalı  
Erdal Beşikçioğlu’nun uyarlayıp yönettiği ve rock müzikali şeklinde sahnelenen ‘Woyzeck Masalı’ nisan ayı boyunca Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Ankara’da üretip İstanbul’a getirecek

 Haftanın 4 günü İstanbul’dasınız, taşınma planı var mı?

İstanbul’da her şey çok çabuk tüketiliyor, çok acayip bir şehir. Burada uzun süre kalmak iyi bir şey değil. Arada bir gidip kendinizi tazelemeniz gerekiyor. Taşınmayı düşünmüyorum. Ankara üretmenize daha uygun, sizi besleyen bir şehir. Bütün kadromuz Ankara’da, orada üretmeye devam edeceğim. Ankara’da üretip gelip İstanbul’da seyirci ile buluşturacağım.

Songül Hatısaru 06.04.2015

MİLLİYET

‘BKM tiyatro değil prodüksiyon firması’

Ankara’dan sonra İstanbul’da da Tatbikat Sahnesi’ni açan Erdal Beşikçioğlu, tiyatroda bir ekol olmayı hedefliyor. Beşikçioğlu, “Cesur metinleri oynayacağız, seyirciyi rahatsız edeceğiz” derken genç tiyatroculara göz kırpıyor.

Erdal Beşikçioğlu, beni o meşhur vincine çıkardı. Spotlar, efektler başımı döndürmedi desem yalan olur. Yine de büyük bir fedakarlıkla sahneden inip klavyemin başına geçmeyi seçtim!

AVM’lerin mantar gibi bitmediği zamanlarda, havalı sinemasıyla Levent bölgesinde oturanların piyasa mekanı idi Melodi Pasajı. Zincirikuyu’dan, Etiler’e dönerken hemen solunuzda kalan konumuyla yıllara meydan okuyor. Şu koca şehirde ancak, Ankara’da hayata geçirdiği Tatbikat Sahnesi’ni İstanbul’a taşıyan Erdal Beşikçioğlu’nun aklına gelirdi Melodi Sineması’nı tiyatroya dönüştürmek.
Üç katlı, içinde iki sahnenin olduğu şahane bir tiyatro yapmışlar. ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ 250 kişilik ana salonda oynuyor, küçük salon ise 120 kişilik. Devlet Tiyatrolarında biletleri karaborsaya düşen oyun Tatbikat Sahnesi’nde 70 liraya sahneleniyor. Oyunu izlediğim gece tek bir boş koltuk yoktu.

Tatbikat sahnesi kısa zamanda Ankara’nın en önemli sanat mekânlarından birisi oldu. İstanbul’da da böyle olacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok. Ama bundan daha önemlisi bir misyon kurumu olacağı… Tiyatro tutkunları bilir, Tatbikat Sahnesi, Devlet Tiyatrosu’nun öncülüydü. Şimdi isim hakkı Erdal Beşikçioğlu’nda…
Beşikçioğlu, Tatbikat’ı gerçek ve cesur tiyatronun okulu haline getirmeyi hedefliyor. Bu hedef, Devlet Tiyatrosu’nun işlevini mi üstelenecek sorusunu akla getirse de O, “Devlet görevini yapsın” diye kısa ve net yanıtlıyor. Anlıyoruz ki Beşikçioğlu, tiyatronun devleti değil, cumhuriyeti olma amacında… Erdal Beşikçioğlu ile konuştuk..

Seyirciyi rahatsız etmek istiyorum

 Hayırlı olsun yeni tiyatronuz. Tatbikat burada ise savaş nerede olacak!?

Cumhuriyet tarihinde kurulan ilk tiyatro kurumuna ‘Tatbikat’ adının verilmesinin en önemli nedeni, konservatuar öğrencileri ve mezun sanatçılar için deneme ve uygulama alanı yaratabiliyor olmasıydı.
Ancak Devlet Tiyatroları ismiyle kurumlaşan yapı, içindeki yığılma sebebiyle öğrenci ve mezun sanatçılar için bir ‘tatbikat’ alanı olma misyonunu yitirdi. Biz bu misyonun önemini ilke edindik. Bizim kuruculuğumuzda 75 yıl sonra Ankara ve İstanbul gibi Türkiye’nin iki büyük tiyatro metropolünde canlanan Tatbikat Sahnesi, nitelikli sanat beğenisini geliştirmek, sanat ortamına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Bunun için akademik bir şekilde araştırıp, öğrenim içerisinde eğitimi vurgulayacağız. Manifestomuzu bunun üzerine kurduk.
Konservatuvarlardan mezun olmuş genç tiyatrocular, mesleklerini tatbik etme imkanı bulamıyorlar. Binlerce yıllık bir tiyatro külliyatı var. Ancak tiyatro toplulukları genellikle seyirciyi rahatsız etmeyecek, ona bir televizyon dizisi izletme konforunu yaşatacak oyunlar seçiyorlar. Kolay olan şeyleri sevmiyorum. Sevseydim, Tatbikat isminde ısrar etmezdim. Seyircinin tepkisizliğine yaslanmak yerine, onları harekete geçirecek, rahatsız edecek bir biçim aramak asıl hedefimiz. Tatbikat Ankara’da, Diyarbakır’da, Adana’da, Mersin’de, İstanbul’da. Her bir turnemiz tatbikat.

 Bu şehirlere gittiniz mi?

Evet, bizim sanat konusundaki hedeflerimizden birisi de bu. Daha bir yılını doldurmamış bir tiyatro olarak ancak Adana’ya, Mersin’e kadar ulaşabildik. Sartre’nin ‘Mezarsız Ölüleri’ni sergiledik.
Bu ay Seray Şahiner’in yazdığı, Nihal Yalçın’ın oynadığı, kadına şiddeti anlatan “Antabus” oyununu sahneleyeceğiz. Woyzeck Masalı isimli halk hikayesini bir rock müzikali haline getirdik. Ki, 25 kişilik bir kadrodur. Afişimize dev kadro diye yazmadık. Bu kabare kültüründe vardır.
9 ayda 5 prodüksiyon yapmışız, üç tane de sahne açmışız, 35 günde bir eylem gerçekleştirmişiz. Peki bu dönem içinde Devlet Tiyatrolarında ne oldu? Akün sahnesini kaybettik, Şinasi sahnesini kaybettik, şu anda Küçük Tiyatro’yu kaybetmek üzereyiz. Bu durumda kurumda kalmak ne kadar doğru olabilirdi.

Çok sıkıldım artık olan bitenden

 Türkiye’de tiyatrolar aynı zamanda birer okul da oldu hep. En yakın örneği BKM, öncesinde Müjdat Gezen böyle yola çıktı, hatta kurumsal olarak okulunu kurdu. Sizin kafanızda ne var?

Bu işte beyin takımımız olan Elvin Beşikçioğlu, Binnaz Dorkip, Cem Emüler, İlhami Yazar, Durukan Ordu’dan ve benden oluşan 6 kişilik bir seçici kurulumuz var. Nitelikli sanat beğenisi benim için çok önemli. Çünkü çok sıkıldım artık olan bitenden. Bazıları skeçlerden oluşan birtakım güldürmeceler üzerine tiyatronun ne olduğu anlatılmaya çalışıyor. Nitelikli sanat bitmek üzere.
Dizilerde, TV’lerde boy gösteren insanların toplaşarak bir araya gelip x bir sahnede biletlerini satması değildir tiyatro. Tiyatro başlı başına yeniden yaratmaktır.
Bunu yapmak için uğraşıyoruz. BKM gibi bir şey olmayacak. Onların tiyatro olduklarını düşünmüyorum. Onlara birer prodüksiyon firmaları olarak bakıyorum. Tiyatro başka bir şey. Müjdat Abi öğrenci yetiştirir. Tatbikat Sahnesi’nde de onlarla çalışmaktan büyük keyif alırım ben.
Biz bir arayışın peşindeyiz. Devlet Tiyatroları nasıl bir ekol olarak çıkmışsa, biz de bir ekol yaratmanın yolunu araştırıyoruz. Şu ana kadar bütün tiyatrolar, bir isim üzerinden, ismi lanse etmek üzerine kurulmuş.
Kenterler, Ali Poyrazoğlu. Dostlar Tiyatrosu Genco Erkal adı üzerinden yürüyor. Oysa ben o isim gittikten sonra da o kurumun yaşayabilmesi, bir ekolün yaratılması gerektiğine inanıyorum.

Devletin yerini mi alacaksınız?

Devletin yerini almak niyetinde değilim. Devlet üstüne düşen görevi yerine getirmek zorunda.

Sponsorlara direnecek

 Sadece tiyatro yaparak daha ne kadar devam edebilirsiniz?

Ölene kadar. Bundan başka iş bilmiyorum ki! Tatbikat, Türkiye’de ilk defa kendisine ait üç sahnesi olan bir tiyatro oldu. Devlet Tiyatroları ve ödenekli tiyatroların haricinde hiçbir örneği olmadı. Dışarıdan hiçbir şekilde ödenek almadan, Kültür Bakanlığından en ufak bir ödenek almadan, ki almayı da düşünmüyorum zaten…
Devam etmesi için elimden geleni yapacağım. Zaman zaman TV’lerde de görüneceğim. Tiyatro çok pahalı bir sanat dalı. Bir spot 35 bin lira. Sadece 2 dakikalık bir sahne için en az 12 adet spot kullanmanız gerekiyor. Bu böyle bir delilik işte.
Benim şu anda ne bir sponsorum var, ne bir ödeneğim. Seyircinin bilet parasıdır bizi buraya getiren. Bu sponsor hikayesini StüdyoCer’i kurduğumuzda denedik. Halkbank sponsor oldu, sağ olsun sahnesini de kurdu. Ama niye bu oyunu koydunuz diye bir soru sorduklarında, benim için sponsor olayı bitmiştir.

Sermaye Reaksiyon’dan

Tiyatronuzun bu kadar büyük bir operasyon olduğunu düşünmemiştim. Eşiniz kızdı mı birikimi buraya yatırmanıza?

Bütün birimi buraya koyduk. Ama bu sefer kızmadı! ‘Deli misin’ dedi. ‘Sende para olsaydı Elvin aynı deliliği yapmaz mıydın?’ dedim. Eşim de tiyatrocu, ‘Yapardım’ dedi. Reaksiyon İstanbul sahnesini açtırdı bana, Behzat Ç. de Ankara’yı.

 Artık kendi tiyatronuz var İstanbul’da, ‘Woyzeck Masalı’nı neden Zorlu PSM’de oynuyorsunuz?

Bir oyunun 30 kişi ile üstelik müzikal olarak sahnelenmesi çok ciddi bir meblağdır. Bizim salonumuz 250 kişilik. Bizim sahnede bu sene bu canlı performansı yapacak altyapıya sahip değiliz. 16 oyuncu, tanesi 10 bin dolar olan yaka mikrofonları kullanıyor. Bu altyapı şu anda İstanbul’da Zorlu PSM’de var.

 Bir Delinin Hatıra Defterini vincin üzerinde oynuyorsunuz, oradan bakış nasıl?

‘70 lira verdik ulan, neymiş bir bakalım’ diyen seyirciler görüyorum. Ama 15. dakikadan sonra aktörle birlikte soluk alıp veren insanlar haline dönüşüyorlar. Buradaki vinç Devlet Tiyatrosu’ndaki gibi de değil üstelik, biraz daha seyirciyi tehdit eder hale geldi. Tedirginlikler, korkular şaşkınlıklar…

Gençlere 1 Mayıs sürprizi

 Gençler size bayılıyor! Bu sevgiye nasıl karşılık vereceksiniz?

Birinci yaşımızı kutlayacağımız, 1 Mayıs’ta öğrenciler için bir festival yapacağız. Biletleri internetten satmayacağız. Öğrenciler, kimlikleri ile Tatbikat Sahnesi’ne geldikleri zaman ay boyunca 25 lira karşılığında ucuza bilet alacaklar…

En verimli çağımın günlüğü 75 lira…

Siz de artık bir emeklisiniz. Seçimlere giderken emeklilerin partiler için hedef kitle olduğunu görüyoruz. Seçim bildirgelerine emekli gözüyle de bakıyor musunuz?

Ben emekli olmadım, emeklilik hakkım saklı kalmak kaydıyla istifa ettim. Çalışma günümü doldurdum, ancak emeklilik ikramiyesini alabilmek için yaş mevzusundan 6 yıl beklemek zorundayım.
Arada kalan emeklilik grubundayım bu statümle. Ne o taraf bize yarıyor, ne öteki taraf. Bir taraf diyor ki; mezarda emekli olun, yaş haddinden emekli olacaksınız bundan sonra. Öteki taraf da diyor ki; sizi mezara kalmadan emekli edeceğim. Tabii ki mezara girmeden önce emekli olmak tercih edilir.
Zaten yeterince emekli olacaksın mezarda. Ama çalışmayı iyileştirecek hiçbir şekil yok. Ben istifa etmeden Devlet Tiyatrosu’nda günlük yevmiyem 75 liraya geliyordu.
Bir karo işçisinin gündeliği bile değil! 75 lira ile hem ailene bakacaksın hem sosyal etkinlikleri devam ettireceksin, hem de provalarını yapacaksın.
Bu durum düzelmeden ben ha mezarda emekli olmuşum, ha mezarda emekli olmamışım, ne fark eder. En güzel, en değerli zamanım günde 75 lira yevmiyeye denk geliyor.

Woyzeck Masalı  
Erdal Beşikçioğlu’nun uyarlayıp yönettiği ve rock müzikali şeklinde sahnelenen ‘Woyzeck Masalı’ nisan ayı boyunca Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Ankara’da üretip İstanbul’a getirecek

 Haftanın 4 günü İstanbul’dasınız, taşınma planı var mı?

İstanbul’da her şey çok çabuk tüketiliyor, çok acayip bir şehir. Burada uzun süre kalmak iyi bir şey değil. Arada bir gidip kendinizi tazelemeniz gerekiyor. Taşınmayı düşünmüyorum. Ankara üretmenize daha uygun, sizi besleyen bir şehir. Bütün kadromuz Ankara’da, orada üretmeye devam edeceğim. Ankara’da üretip gelip İstanbul’da seyirci ile buluşturacağım.

Songül Hatısaru 06.04.2015

MİLLİYET

Levent Üzümcü: Türkiye nefretle yönetiliyor

Levent Üzümcü, Türkiye’nin psikolojisini şöyle değerlendirdi: “Türkiye nefretle yönetiliyor. Susmalar başladı. Asıl sıkıntı bu.”

İŞTİSAN Başkanı, oyuncu Levent Üzümcü ile son günlerde istifaların gündeme geldiği Şehir Tiyatroları ve Türkiye gündemini konuşmak üzere evinde buluştuk. Üzümcü, Şehir Tiyatroları’nda iki buçuk yıldır teşvik maaşlarının ödenmediğini ve bürokratların elindeki yönetmeliği değiştirmek için mücadeleye devam edeceklerini söylüyor.

Bildiğiniz gibi, Üzümcü de “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlarından soruşturma açılması talep edilen isimler arasında yer alıyor. Peki Üzümcü ne diyor? Mesela, söyleşide Türkiye’de “Cadı Kazanı”nın sahnelendiğini söyledi. Haksız mı?

‘Teşvik maaşları ödenmiyor’

– Şehir Tiyatroları’nda istifalar cepte! ‘Tiyatroyu tiyatrocular yönetir’i anlatamadınız bir türlü…

Anlatamadık. İki buçuk yıldan beri çalışanların teşvik maaşları ödenmiyor, insanlar hakları olan maaşları alamıyorlar. Yönetmelik değişmez, kadrolar verilmez ve teşvik maaşları ödenmezse Erhan Yazıcıoğlu ve ekibi burada durmaz, istifa ederler.

– Yönetmelik değişmez ve tiyatroyu bürokratlar yönetmeye devam ederse İŞTİSAN olarak ne yapmayı planlıyorsunuz?

Bugüne kadar hakkın, hukukun karşısında olan insanların karşısında olduk. Buna devam edeceğiz. Bugüne kadar yaptığmız eylemlerle nerede duruyorsak orada durmaya devam edeceğiz. İsteklerimiz belli. Defalarca söyledim ama bir kez daha söylemek istiyorum. Bugünkü yönetmelik, ilaç mümessilinin doktor olarak ameliyata girmesine benziyor. Bugünkü tiyatronun yöntemi bu. Uzaktan yakından tiyatro yönetimiyle alakası olmayan kişiler tiyatronun her şeyinden sorumlu hale getirildi, sırf bize duydukları kinden dolayı. Çünkü doğrunun, dürüstün, hakkın yanındayız.

– Bugünkü Türkiye’yi en iyi hangi oyun anlatıyor?

“Cadı Kazanı” ve “Macbeth”. Bir de “Yaşlı Kadının Ziyareti” oyunu vardır, çok fazla bilinmez. Günümüzün paraya dayalı sisteminin insanı nasıl kötü olmaya yönelttiğini anlatır.

‘Yalan üretiyorlar’

– Eskiden politikacılar tiyatroya giderdi, şimdi ise birtakım ‘muhbir’lerin gittiğini, oyunu ve oyuncuları başta siyasilere olmak üzere toplumda hedef gösterdiklerini söyleyebilir miyiz?

Artık başkalarını gönderiyorlar tiyatroya. Tiyatronun ucundan bilgisi olmayan, ama nasıl bir baskıcı dünyayı düşlediği bilinen birtakım insanları oyunları izlemeye gönderiyorlar. Onlar da oyunlarda cımbızla yer alıyor… Son örnek “Ölü Adamın Cep Telefonu” oyunu. Kendilerince sansür gerektiren yerleri bularak hedef gösteriyorlar. Birileri geliyor ve ihbar ediyor! O kadar acı ki… Nasıl olsa bize inanan milyonlar var, biz ne dersek diyelim inanacaklar, patlatalım gitsin diyorlar. Yalan üret ve söyle mantığı.

– Sizce Türkiye nasıl bir psikolojide?

Bu iş çığrından çıktı. Türkiye nefretle yönetiliyor. Öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki bu ülkede yönlendirilebilen her türlü yalana kanabilen bir çoğunluk var. Bu çoğunluk sürekli üzerimize doğru yönlendiriliyor, bizi yok etmek üzere güdüleniyor. Böyle bir gerçekliğin içinde yaşamak gelecekle ilgili umudumuzu öldürüyor. “Hiç mi değişmeyecek?” diyorsun; hiç mi insanlar görmeyecekler, bilmeyecekler, fark etmeyecekler…

Evet, Türkiye’de böyle bir çoğunluk var. Bu çoğunluk, laftan sözden anlamayan, başlarındaki ne derse ona inanan, onu doğru bilen bir çoğunluk ve bu değişmeyecek. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünen arkadaşlarımız yavaş yavaş susmaya başladılar. Türkiye’de susmalar başladı. Asıl sıkıntı bu.

Gezi Direnişi’ne katılmış, orada sesini duyurmuş insanların kaçının sosyal medyadan uzaklaştığına bakarsak görebiliriz bunu. Gezi’ye destek veren pek çok insan bu desteğinin bedelini ödemekten korktuğu için çekilmeye başladı, çünkü eninde sonunda şöhretlerini ve kazandıkları parayı devam ettirmek isteyecekler ve bunun yolu da susmaktan geçiyor.

‘Beyinler paralize olmuş’

– Sanat Meclisi olarak Berkin Elvan için “Hayatı durdurun” dediniz. Bu da yanlış anlaşıldı…

Sanat Meclisi “Berkin Elvan’ın katili nerede? Hayatı durdurun” diyor. Burada “hayatı durdurun”dan kasıt hayatı felç edin değil, bir dakika dur ve düşün, ne oluyor, neden Berkin Elvan’ı katili yok… Provokatör bir belediye başkanı da “Bu insanlar hayatı durdurmak istiyor, savcımız öldürüldü, onların azmettirmesiyle öldürüldü” diyor.

‘Maaşlarını korumaya çalışıyorlar’

At gözlüğü de denilemez buna, beyinler paralize olmuş. Gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibiler… O an bulundukları o gariban konumunu korumaya çalışıyorlar. Nedir o gariban konum, aldığı maaşı korumaya çalışıyor, zannediyor ki bu korkunç korku filmini yönetenler gidince para kaynakları kesilecek. Arkadaş, hiç mi çocuğunun geleceğini düşünmüyorsun? Hiç mi düşünmüyorsun daha iyi bir yarını?

‘Hırsların sembolü AKM’

Bugünkü iktidar kendi istekleri olmadığı müddetçe yapmıyor. AKM’yi atıl hale getiriyorlar, çünkü kendi istedikleri şeyi yapamıyorlar, yapamayınca da kahrolsun diyorlar. Yok olsun, orada gözünüzün önünde çürüsün diyorlar. Altında bilginin olmadığı hırsla, bol vicdansızlıkla yüklü bir istek… Bana oy atmayan benden değildir, beni onaylamayan herkes benim düşmanımdır mantığıyla yapılan birtakım hareketler bunlar, AKM de bunların sembolü.

‘Faşizm korkaklıkla yakın ilişkilidir’

Kendi ülkemizin gerçeğiyle yüzleşiyor olmaktan dolayı çok kırgınız. Ülkemizde manipüle edilmeye bu kadar yatkın insanın, bu kadar kötücül ruhun varlığını görmekten hepimiz mustaribiz. Demokrasiyi sandıktan çıkarabilirsek Türkiye ileriye gidebilecek. Sandıktaki kalabalığın hâlâ sosyal medya üzerinden gördüğümüz en aşağılık küfürlerle, tehditlerle insanlara saldıranların olduğunu bilmek çok yıpratıcı. İnsanların ölüleriyle uğraşmak nereden çıktı? Mertliğiyle ünlü, Kurtuluş Savaşı’nı başarmış bir halktan bahsediyoruz. Ölü evi taşlanıyor… Ölüye eziyet dinen günah değil mi? Faşizm böyle bir şey. Yolda, düğünde görür utancından merhaba diyemez, ama klavyenin üzerinden senin ve çocuklarının fotoğraflarını yayımlayıp hedef gösterebilir. Bu korkaklıktır. Faşizm korkaklıkla yakın ilişkilidir.

CUMHURİYET

Levent Üzümcü: Türkiye nefretle yönetiliyor

Levent Üzümcü, Türkiye’nin psikolojisini şöyle değerlendirdi: “Türkiye nefretle yönetiliyor. Susmalar başladı. Asıl sıkıntı bu.”

İŞTİSAN Başkanı, oyuncu Levent Üzümcü ile son günlerde istifaların gündeme geldiği Şehir Tiyatroları ve Türkiye gündemini konuşmak üzere evinde buluştuk. Üzümcü, Şehir Tiyatroları’nda iki buçuk yıldır teşvik maaşlarının ödenmediğini ve bürokratların elindeki yönetmeliği değiştirmek için mücadeleye devam edeceklerini söylüyor.

Bildiğiniz gibi, Üzümcü de “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlarından soruşturma açılması talep edilen isimler arasında yer alıyor. Peki Üzümcü ne diyor? Mesela, söyleşide Türkiye’de “Cadı Kazanı”nın sahnelendiğini söyledi. Haksız mı?

‘Teşvik maaşları ödenmiyor’

– Şehir Tiyatroları’nda istifalar cepte! ‘Tiyatroyu tiyatrocular yönetir’i anlatamadınız bir türlü…

Anlatamadık. İki buçuk yıldan beri çalışanların teşvik maaşları ödenmiyor, insanlar hakları olan maaşları alamıyorlar. Yönetmelik değişmez, kadrolar verilmez ve teşvik maaşları ödenmezse Erhan Yazıcıoğlu ve ekibi burada durmaz, istifa ederler.

– Yönetmelik değişmez ve tiyatroyu bürokratlar yönetmeye devam ederse İŞTİSAN olarak ne yapmayı planlıyorsunuz?

Bugüne kadar hakkın, hukukun karşısında olan insanların karşısında olduk. Buna devam edeceğiz. Bugüne kadar yaptığmız eylemlerle nerede duruyorsak orada durmaya devam edeceğiz. İsteklerimiz belli. Defalarca söyledim ama bir kez daha söylemek istiyorum. Bugünkü yönetmelik, ilaç mümessilinin doktor olarak ameliyata girmesine benziyor. Bugünkü tiyatronun yöntemi bu. Uzaktan yakından tiyatro yönetimiyle alakası olmayan kişiler tiyatronun her şeyinden sorumlu hale getirildi, sırf bize duydukları kinden dolayı. Çünkü doğrunun, dürüstün, hakkın yanındayız.

– Bugünkü Türkiye’yi en iyi hangi oyun anlatıyor?

“Cadı Kazanı” ve “Macbeth”. Bir de “Yaşlı Kadının Ziyareti” oyunu vardır, çok fazla bilinmez. Günümüzün paraya dayalı sisteminin insanı nasıl kötü olmaya yönelttiğini anlatır.

‘Yalan üretiyorlar’

– Eskiden politikacılar tiyatroya giderdi, şimdi ise birtakım ‘muhbir’lerin gittiğini, oyunu ve oyuncuları başta siyasilere olmak üzere toplumda hedef gösterdiklerini söyleyebilir miyiz?

Artık başkalarını gönderiyorlar tiyatroya. Tiyatronun ucundan bilgisi olmayan, ama nasıl bir baskıcı dünyayı düşlediği bilinen birtakım insanları oyunları izlemeye gönderiyorlar. Onlar da oyunlarda cımbızla yer alıyor… Son örnek “Ölü Adamın Cep Telefonu” oyunu. Kendilerince sansür gerektiren yerleri bularak hedef gösteriyorlar. Birileri geliyor ve ihbar ediyor! O kadar acı ki… Nasıl olsa bize inanan milyonlar var, biz ne dersek diyelim inanacaklar, patlatalım gitsin diyorlar. Yalan üret ve söyle mantığı.

– Sizce Türkiye nasıl bir psikolojide?

Bu iş çığrından çıktı. Türkiye nefretle yönetiliyor. Öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki bu ülkede yönlendirilebilen her türlü yalana kanabilen bir çoğunluk var. Bu çoğunluk sürekli üzerimize doğru yönlendiriliyor, bizi yok etmek üzere güdüleniyor. Böyle bir gerçekliğin içinde yaşamak gelecekle ilgili umudumuzu öldürüyor. “Hiç mi değişmeyecek?” diyorsun; hiç mi insanlar görmeyecekler, bilmeyecekler, fark etmeyecekler…

Evet, Türkiye’de böyle bir çoğunluk var. Bu çoğunluk, laftan sözden anlamayan, başlarındaki ne derse ona inanan, onu doğru bilen bir çoğunluk ve bu değişmeyecek. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünen arkadaşlarımız yavaş yavaş susmaya başladılar. Türkiye’de susmalar başladı. Asıl sıkıntı bu.

Gezi Direnişi’ne katılmış, orada sesini duyurmuş insanların kaçının sosyal medyadan uzaklaştığına bakarsak görebiliriz bunu. Gezi’ye destek veren pek çok insan bu desteğinin bedelini ödemekten korktuğu için çekilmeye başladı, çünkü eninde sonunda şöhretlerini ve kazandıkları parayı devam ettirmek isteyecekler ve bunun yolu da susmaktan geçiyor.

‘Beyinler paralize olmuş’

– Sanat Meclisi olarak Berkin Elvan için “Hayatı durdurun” dediniz. Bu da yanlış anlaşıldı…

Sanat Meclisi “Berkin Elvan’ın katili nerede? Hayatı durdurun” diyor. Burada “hayatı durdurun”dan kasıt hayatı felç edin değil, bir dakika dur ve düşün, ne oluyor, neden Berkin Elvan’ı katili yok… Provokatör bir belediye başkanı da “Bu insanlar hayatı durdurmak istiyor, savcımız öldürüldü, onların azmettirmesiyle öldürüldü” diyor.

‘Maaşlarını korumaya çalışıyorlar’

At gözlüğü de denilemez buna, beyinler paralize olmuş. Gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibiler… O an bulundukları o gariban konumunu korumaya çalışıyorlar. Nedir o gariban konum, aldığı maaşı korumaya çalışıyor, zannediyor ki bu korkunç korku filmini yönetenler gidince para kaynakları kesilecek. Arkadaş, hiç mi çocuğunun geleceğini düşünmüyorsun? Hiç mi düşünmüyorsun daha iyi bir yarını?

‘Hırsların sembolü AKM’

Bugünkü iktidar kendi istekleri olmadığı müddetçe yapmıyor. AKM’yi atıl hale getiriyorlar, çünkü kendi istedikleri şeyi yapamıyorlar, yapamayınca da kahrolsun diyorlar. Yok olsun, orada gözünüzün önünde çürüsün diyorlar. Altında bilginin olmadığı hırsla, bol vicdansızlıkla yüklü bir istek… Bana oy atmayan benden değildir, beni onaylamayan herkes benim düşmanımdır mantığıyla yapılan birtakım hareketler bunlar, AKM de bunların sembolü.

‘Faşizm korkaklıkla yakın ilişkilidir’

Kendi ülkemizin gerçeğiyle yüzleşiyor olmaktan dolayı çok kırgınız. Ülkemizde manipüle edilmeye bu kadar yatkın insanın, bu kadar kötücül ruhun varlığını görmekten hepimiz mustaribiz. Demokrasiyi sandıktan çıkarabilirsek Türkiye ileriye gidebilecek. Sandıktaki kalabalığın hâlâ sosyal medya üzerinden gördüğümüz en aşağılık küfürlerle, tehditlerle insanlara saldıranların olduğunu bilmek çok yıpratıcı. İnsanların ölüleriyle uğraşmak nereden çıktı? Mertliğiyle ünlü, Kurtuluş Savaşı’nı başarmış bir halktan bahsediyoruz. Ölü evi taşlanıyor… Ölüye eziyet dinen günah değil mi? Faşizm böyle bir şey. Yolda, düğünde görür utancından merhaba diyemez, ama klavyenin üzerinden senin ve çocuklarının fotoğraflarını yayımlayıp hedef gösterebilir. Bu korkaklıktır. Faşizm korkaklıkla yakın ilişkilidir.

CUMHURİYET

Barbaros Şansal: Beni Yakacaklar

0

Ünlü modacı Barbaros Şansal şok açıklamalarda bulundu.
Eşcinsel kimliği ile gündemde olan modacı ölümü ile ilgili öyle bir şey söyledi ki!

Öldüğünde yurtdışında cenaze töreni yaptırmak için bir şirket ile anlaşan Şansal “cenazem yakılacak” dedi.  

Açıklamaları ile gündem değiştiren Barbaros Şansal aynı zamanda bilgi birikimi ile de diper modacılara fark atıyor.

Şansal, Yavuz Oymak’a konuştu. 

GAY’im diyor… Eşcinselim diye bas bas bağırıyor.

Tepkisini; ‘40 yıldır eşcinselim ama böyle i.nelik görmedim’ diyerek gösteriyor.

Gezi Olayları sırasında en öndeydi. Kimseden korkusu yok.

İşte Türkiye’nin en ünlü ve en sivri dilli modacısı Barbaros Şansal’ın hiç bilmediğiniz yönleri…

 

Türkiye’de sizin kadar rahat kendisine eşcinselim diyebilen hatta bunu ‘haykıran’ başka biri var mı? Nereden geliyor bu cesaret?

Tüm canlıların ( birkaç tür hariç) ortalama %7 si eşcinseldir ve % 99 u poligamik yani çok eşlidir.

Eşcinsellik anayasamızda da suç değil. Haykırmıyorum, Okan Bayülgen’in programında izleyiciden bir soru geldi oradakilerden hangisi ne olduğunu açıklayacak kadar delikanlı diye.

Bende ‘’ben’’ dedim. Diğerleri sustu.
Karanlıkta ve susarak çiftleşip üreyen bir toplumda yaşadığımızdan benim doğal halim sorun olmamalı.

 

Nerelisiniz? Hangi okuldan mezunsunuz? Kendinize modacı değil terzi yamağı diyorsunuz. ‘Dike dike’ hayat geçer mi?

Annem İzmirli babam İstanbullu ama ben Ankara’da doğdum.

Çok okul değiştirdim hep takdir ama tasdik, haşarıydım biraz sonra Cumhurbaşkanımızın da okuduğu İİTİA ( Bakırköy) e girdim 80 ihtilali oldu işkence gördüm tutuklandım, taciz gördüm terk ettim ülkeyi 1989 de geri geldim dayanamayıp.

Modacı ne demek? İşportacı, öğrenci, siyasetçi, politikacı gibi cı lı cili işler meslek olur mu hiç?
Ustam Yıldırım Mayruk bile kendine terzi darken neden ben yamak demiyeyim ki: unutmayın sadece iki zanat yamak mertebesinden başlar. Biri yemek biri terzi

 

Gezi olayları sırasında ‘değme muhabirlere’ taş çıkarttınız. Saatlerce canlı yayın yaptınız. Gazetecilik ruhu var mı içinizde?

Muhbir ile muhabir arasında epey fark vardır. 2006 da Habertükte yaptığım Top’lu İğne adlı ironic politik formatı RTÜK sevmedi.

2008 de ise Sky Türkte’ki Çengelli iğne hemen yayından kalktı.

Akşam GAzetesindeki hafta sonu roprtajlarım TMSF’ye geçince sansürlendi. 

Aydınlıktaki makalelerim ise; makas değiştir röportaj yap denerek pek sevilmedi.

Yalan söyleyecek kadar akıllı değilim ben onu aklımda tutmakla uğraşamam.
Beynimle dilim arasında süzgeç sevmem. Neyse o.

 

 

Kim olursa olsun; lafınızı sakınmıyorsunuz? Çok mu cesursunuz? Yoksa kaybedecek bir şeyiniz mi yok?

Bir şey çalmadım ki kaybetmekten korkayım.
Para insanın elinin kiridir.
Nice kimya profesörü dekan biliyoruz ki alafranga helaya alaturka tünüyor.

Hiçbir şey sonradan olunmuyor.
Onurum, Gururum, Şerefim ve haysiyetim yeter bana gerisi mal mülk zaten oda simitten sonra adalet sarayında tezgahta.

 

Bir ara kaçırıldığınızı söylediniz. Ortalık ayağa kalktı. Kimilerine göre; ‘şov’ yaptınız! Şov mu yaptınız gerçekten?

Halen davası devam ediyor.
Evimin önünde de darp edildiğimde kendi kendini dövdü dedilerdi.

Hala faili meçhul duruyor olaylar bağlantılı. Benim ne şova ne şöhrete ihtiyacım yok, Pavyon şarkıcısından gelme pop yıldızı değilim ben.

Dava sonuçlandığında Takvim gazetesinin ne derece factor olduğunu herkes görecektir.

 

Sizce en güzel giyinen, en zarif ünlü kim? Onca paraya rağmen çok kötü giyinenler de var mı?

Ünlü darken kastınız anlamadım?
Eğer şarkıcı topçu popçu hopçu diyorsanız onlar zaten sponsor elbise giyer para ödemez.

Zaten para ödenen kadınlar para ödemeyi unuturlar.
Ben bir kadının şıklığını yanındaki erkekle ölçerim. Ekran ve magazinlere bakarsanız yorum sizin.

 

Mesleğinizde neyi asla unutamıyorsunuz? Neden cep telefonu kullanmıyorsunuz?

Hiç unutmadığım Ruhat Menginin ( biliktan) asla giyemeyceği dekolte bir elbiseyi satın almasıydı.

Bir de bir defilemizde zibidi menejerin bir başka ‘’modacı’’meşhur edeceğini düşünerek Swiss Otel’deki defilemize bomba ihbarı yapması, deniz sekinin kulise kamera sokup gizli çekim yaptığı defile…

Cep telefonu insanları 2. Sınıf yapar.
Erişilebilir olursanız ulaşılmaz olursunuz ancak.
Ayrıca bunca insanın dinlendiği ve fişlendiği bir diktatörlükte özel hayatımın masturbasyon malzemesi olmasını yeğlemem.

 

Sık sık hükümeti eleştiriyorsunuz? Üstelik üslubunuz da çok sert. Korkmuyor musunuz? AK Parti’nin yaptığı hiç mi iyi bir şey yok sizce?

Yapmaz mı? Duble yol, bina, her kente şehrin sembolu teneke anıtlar, Saraylar, Kömür makarna. Korku düşmandır.

İnsanlığığın ortak korkusu yoktur.
Korkular korkuları silah olarak kullanığp en tehlikeli düşmana dönüşür.

Ayrıca Alo Fatih ve Yalçın beyin telefon kayıtları mahkemede.

Bana ibne başı diye hitapları hukukta. Neden korkayım ki?

 

Dünyada ve Türkiye’de son 1 yılın en önemli olayı sizce hangisidir?

Dünyada, tabi ki bilimse ve teknolojik devrimler, Türkiyede ise demet Akalının babyshower partisi.

 

Dizi izliyor musunuz? Hangi gazeteleri ve internet sitelerini takip ediyorsunuz? En beğendiğiniz gazeteciler kimler?

TV seyretmem ben, Birgün, evrensel, sözcü gibi gazetelere arada bakarım.

Necati Doğru, Bekir Coşkun gibi yazarları sever sayarım.
Ama sayısal ortam bilgi kirliliği yani sanal kanal sonu anal.

 

Erkek adam’ neyi yapmaz? Dünya yarılsa siz neyi asla yapmazsınız?

Erkek adamdan kastınız?
Penisine cebine kasına göre mi erkek, yoksa bilgeliğine, saygınlığına ya da kültürüne göre mi?

 

Ötekileştirildiğinize inanıyor musunuz? Ölümden korkuyor musunuz? Kimin yokluğuna asla dayanamazsınız?

Başkalarının en düşündüğü çok da fifi. Ölümden korkmam.

Zaten bir yabancı şirketle anlaşma yaıpı bedeli ödedim.
Zincirlikuyu krematoryumu Aralık 1938 de kapatıldığından beri yasak bu ülkede. 

Cenazem yurtdışına gidecek ve yakılacak. Kimsenin yokluğu ya da varlığı meselesine gelince tek doğar ek ölürüz, algılara takılmam.

 

Türkiye’de gerçek bir ‘moda ikonu’ var mı sizce?

Elbeteki vardı. Lale Belkıs, Belgin Doruk, Gönül yazar gibi hanımlar çok şıktı.
Şimdi ülke ya sahnede ekranda soyunup dökülüyor ya da protokolde sarıp sarmalanıp geziyor. Polyester ile şıklık olmaz.

 

Türkiye’de eşcinsel evlilik malum yasak. Siz bir gün evlenmek isterseniz ne yapacaksınız?

Evliliğin serbest olduğu yerde evlenirim. Bakın Amerikan Konsolusu Mr John ve Ramazan Bey ABD de evlendiler bile.

 

Türkiye’nin en ünlü terzi yamağısınız… Peki, söz konusu yemek olunca nasılsınız? Yemek yapmayı biliyor musunuz? Seviyor musunuz? En çok hangi yemeği seviyorsunuz/ sevmiyorsunuz?

Yemekteyiz programını hatırlarmısınız bilmem.
Yüksek Venedik ( cenk eren ) , Nur yerlitaş, Ece Şahapoğlu (!) ve Neşe erberk ile katılmıştık.

Koyun eti, kapuska vs gibi şeyleri sevmem ama yemek ayırmam.

 

Modacı olmak isteyen gençler illa da ‘kıvırtmalı mı?’ ‘Delikanlı modacı’ olur mu?

Kıvırtmak TBMM de varken bize pek imkân kalmıyor zaten.

Ama Hiçbir kadın heteroseksüel bir erkeğe güvenip önünde soyunmaz.
Hoş o delikanlı dediklerinizi cihangir gecelerinde görseniz asenaya taş çıkarıyorlar

 

Tarzını beğendiğiniz modacılar var mı?

Büyük kreatörler var.
JPG YSL John Gallioano gibi.
Ama yudumuzdan Kalurussi, Cemal Bürün, enver Baki, Maksut Varol, Lüfiye arıbal gibi isimler de inanılmaz işler yapmışlar.

 

Özgür müsünüz? ( Her anlamda soruyorum )

Özgürüm elbette, düşündüğüm dilde sevişir düşmanımın dilinde savaşırım.
Hayatımda kimlerin ve nelerin kalacağını değil kimlerin ve nelerin çıkacağını hesaplarım.

 

Neyden asla vazgeçmezsiniz? Asla affetmeyeceğiniz şey nedir? Bıktım bu meslekten dediniz mi hiç?

Benim en iyi dostum içkim sigaram asla vazgeçmem.
Tacizi darpı gaspı tecavüzü cinayeti ve iftirayı asla affetmem.
Mesleğimi bırakıyorum zaten. Bıktığımdan değil, Bu ülkede gerek kalmadığından.

 

Siz sosyal medyayı çok aktif kullanıyorsunuz. Sosyal medyanın etki gücüne inanıyor musunuz?

Hiç umurumda değil yüz binlerce zibidi engellemiştim sosyal medyada.
Gördüğüm ve duyduklarıma değil, kokladığım tattığım ve dokunduklarımla yaşarım ben.

 

Fuat Avni sizce kim?

Vallahi ben değilim !!!!

 

Hep terzi yamağı olarak mı kalacaksınız?

Evet dike dike hem de.

 

Hükümet ile Cemaat arasındaki gerilimin sonu, sizce nereye varır?

Benim annem senin anneni geneleveinde görmüş siyasetinin yapıldığı bir ülkede ne hükümet bne cemaat ne de muhalafet diye bir kavram olmaz

 

Sizce dünyanın en güzel yeri neresi? Nişantaşı ve Kasımpaşa sizde ne anlam ifade ediyor?

Nişantaşı et pazarı, kredi kartına taksitle mertebe aranan, Türkçe konuşulan çakma Avrupa, Kasımpaşa deyince Dolapdere ve kalyoncu kulluğu çocukluğumdan bildiğimden dünü ve bugünü arasında sıkışmış cin deresi ve şöhretler kahvesi ( anlayan anlar)

Dünyanın en güzel yeri ise bana göre İzlanda ve Grönland.

 

Sizce; Türkiye’de adalet var mı? En çok neyden rahatsızsınız?

Adalet anneannemin adıydı çok oldu öleli. Eskiden birçok şeyden rahatsızdım belki ama artık değilim ayrılma kararı aldım Türkiye’den zaten.

 

Beğenmediğiniz erkek var mı?

Keşke beğendiklerim sorsaydınız daha magazine olurdu.

 

Ötekileştirildiğinize inanıyor musunuz? Ölümden korkuyor musunuz? Kimin yokluğuna asla dayanamazsınız?

Başkalarının en düşündüğü çok da fifi. Ölümden korkmam.
Zaten bir yabancı şirketle anlaşma yaıpı bedeli ödedim.

Zincirlikuyu krematoryumu Aralık 1938 de kapatıldığından beri yasak bu ülkede.
Cenazem yurtdışına gidecek ve yakılacak. Kimsenin yokluğu ya da varlığı meselesine gelince tek doğar tek ölürüz, algılara takılmam.

Teşekkürler Barbaros Şansal

Yavuz Oymak 20.01.2015

İNTERNETAJANS