Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 7

Tartışmaların hedefindeki teşkilat: Emniyet

Son dönemde en çok tartışılan kurumlardan birisi de emniyet teşkilatı oldu. Güvenlik uzmanı Mustafa Böğürcü, Türkiye genelinde 3 bin polisin suça karıştığını vurguladı, “Paşakapı Cezaevi’nde kaç tane kamu görevlisi hangi suçlardan hapiste yatıyor? Kaç tanesi polis?” diye sordu.

Ercan KÜÇÜK – Gökhan İLHAN

Emniyet teşkilatına yönelik tartışmalar devam ediyor. Zaman zaman toplumsal olaylarda aldığı emir doğrultusunda orantısız güç kullanmasıyla tepkilere hedef olan Emniyet son dönemde ise karıştığı suçlar ve polis intiharlarıyla gündemde sıkça yer alıyorlar. Röportajlık’a konuşan Güvenlik uzmanı Mustafa Böğürcü, 15 Temmuz 2016’da yaşanan FETÖ Darbe girişiminin polis teşkilatında çok büyük bir eşik olduğunu vurguladı. 

Böğürcü mezun olduğu alanda iş bulamayan gençlerin meslek amacıyla polisliğe geçmesinin emir-komuta zincirine uyum sağlamakta zorlandığını, baskıları kaldıramadığını belirtti. Böğürcü şunları söyledi:

“2016 çok büyük bir eşikti polis teşkilatında. Fethullahçı Terör Örgütü sempatizan ve militan boyutundaki o emniyet mülkiye yapılanmasındakiler tasfiye edildi. Bir kere polisliğin mantığında polis olunur. Polistikte iş bulunmaz. Farklı üniversiteleri bitirmiş ama devlette kadro veya özel sektörde iş bulamayanlar emir komuta zincirinde çalışan bir teşkilatın içerisinde çalışmaya başladığında sorgulamaya başladılar. Bu ağır çalışma, stresli çalışma ortamına, polis ailelerinin bu strese dayanamaması, iş yükünün fazla olması, siyasetin polisin işine çok karışıyor noktada olması 2016’dan itibaren aşırı şekilde intiharları arttırdı.

1 YILDA 3 BİN POLİS…

Bir de önemli konu, polisin içerisindeki suç oranlarında da inanılmaz artış var. Geçen bir emniyet müfettişiyle sohbet ettim. Hep vatandaş suç işlediği zaman teşhir ediliyor, kelepçe takılıyor, basına servis ediliyor, adliyeye çıkartılıyor ama polis suç işlediğinde biz ya iki ay sonra öğreniyoruz.

İstanbul’da 39 tane trafik polisi rüşvet almaktan tutuklanıyor. 2-3 ay sonra haberimiz oluyor. Veya bir organize suç örgütünün içerisinde bir polis çıkıyor. Sonrasında öğreniyoruz. Veya Sinan Ateş cinayetinde İstanbul’dan Ankara’ya kadar tetiği çekenlere araba sürüp eskortluk yapan özel hareketçiler oluyor. Niye polislerin işledikleri suçlar yıllık olarak, istatistik olarak açıklanmıyor? 2023 yılında Türkiye genelinde 3000 polis suça karışmış. İdari suçları saymıyorum. 3000 polis gasp, cinayet, adam öldürme, uyuşturucu taşınmasında şoförlük yapma, çek senet tahsilatı, dolandırıcılık gibi olaylardan gözaltına alınmış veya ifade vermiş. Bunun 600 tanesi de İstanbul’dan. Poliste inanılmaz derecede bir çürüme var. Polisle inanılmaz şekilde suça karışmışlık var. Emniyet Genel Müdürü Çıkıyor Giresun’un Piraziz ilçesindeki yerel seçimlerde akrabası olan amcasının oğlu olan kişinin Ramazan döneminde iftar çadırında fotoğraf veriyor. Devlet çürüdü. Yarın da bir jandarma komutanı, genel komutanı farklı fikirde ve ideolojide gidip kışlanın önünde aynı propagandayı yaparsa ne yapacağız biz? Ki geçmiş dönem Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya’da Samsun Adalet ve Kalkınma Partisi’nin aday adayı olduğu karakolları gezdi. 

POLİS SİYASALLAŞTI

Böğürcü, polislerin öfkesini ve İstiklal Caddesi’nde düzenlenmek isteyen Filistin’e destek eylemine polisin sert müdahalesini de yorumladı:

“İş stresi, iş yükü çok fazla. Özlük hakları anlamında kendisine vaat edilenler gerçekleşmedi. İstiklaldeki o görüntüleri izledim. Bir kere oraya gönderdiğiniz gücün niteliği ve niceliksel yapısı o müdahaleye uygun değildi. Normalde Çevik Kuvvet Polisi eğer bir grubu gözaltına alacaksanız, şartlar oluşmuşsa sarar. Çevik Kuvvet’in bayansa bayan timleri, erkekse erkek timleri o olaya müdahale etmesi gerekirken o gün güvenlik şubeye bağlı, üzerlerine yelek geçirmiş sivil polislerin müdahale etmesi, oradaki grubun da bir şekilde agresifleşmesine belki sebep oldu. Bu tür olaylarda çevik kuvvetin eğitimi ve tecrübesi daha farklıdır. Bazen araya giren provokatörler polisin bir an önce kendilerine sert müdahale yapması için gelir orada polisin üzerine saldırır veya kalkanın altından burun burunayken bir bakarsın bir polisin ayağına vurur botuyla bir anda bir polis cop kaldırır. Bütün polisler cop kaldırmak zorunda kalır. 

Özellikle polis siyasallaştı. Siyasetin içerisine çok sokuldu. İçişleri Bakanı’nın biraz daha arka planda durup devleti temsil etmesi gerekirken Adalet ve Kalkınma Partisi’ni temsil eden noktada pozisyon alması da polisin bu şekilde hal ve hareketlerini yapmasına, yansımasına sebep oluyor. 

Dün Süleyman Soylu’yu alkışlayanlar, bugün onu hain ilan etti. Şimdi Ali Yerlikaya’yı alkışlıyor. Terör örgütleri mensupları Türkiye’nin kimin zamanında girdi? Nasıl girdi? Kim göz yumdu? Hangi kadrolar vardı? Niye buna hesap sorulmuyor? 

Bir ilinizin il emniyet müdürünün kardeşi sigara kaçakçılığında yakalanıyor. Eee o zaman doğru işte üç bin tane polisin çürümüş elma olması işte altı yüz tanesinin İstanbul’da suça karışması Ankara’nın göbeğinde işlenen Sinan Ateş cinayetinde özel hareketçi polislerin çıkması.

Suriye’nin kuzeyinde görev yapan polis arkadaşı vasıtasıyla önce bir mermi getirttiriyor sonra silah getirtiyor satıyor derken sonra uzun namlulu silah satıyor. Uzun namlulu silah satan polis şu anda cezaevinde tutuklu. Bu polis o noktaya gelene kadar önleyici istihbarat dediğimiz İKK (İstihbarata Karşı Koyma) da görevli personel neden kontrol etmedi, neden denetlemedi ve takip etmedi? Bu polis daha sonra bu silahları nasıl aldı ve sattı? İstanbul’da uzun namlulu silahlarla saldırı oldu diyoruz, polis satmış silahları. Uyuşturucu kaçakçılarından bahsediyoruz, polis taşımış, sevkiyatında yakalanmış cezaevinde şu anda. Bize açsınlar Paşakapısı Cezaevi’nde kaç tane kamu görevlisi hangi suçlardan hapiste yatıyor? Bırakalım diğer 80 ili sadece İstanbul Paşakapısı Cezaevi’nde memur koğuşunda kaç tane kamu görevlisi hangi suçlardan yatıyor ve hangi suçlara karışmış? Bu kişilerden kaç tanesi polis ve jandarma?”

TEŞKİLAT BİRBİRİNE GÜVENMİYOR

Böğürcü, Adnan Oktar’ın bulunduğu malikaneye operasyonun dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan saklanmasını, emniyet içindeki güvensizliği de şu sözlerle yorumladı:

“Teşkilat da birbirine güvenmiyor. Soylu devreye girseydi Adnan Oktar şu anda hapiste olmayacaktı. Bazen kolluk güçleri sızma ihtimallerine karşı bu tip önlemler alırlar. Soylu’nun makam odasında kaç kişiyle fotoğrafı olduğunu çay kahve içtiğine hepimiz şahidiz ve canlı olarak hafızamızda duruyor. Bu kadar kriminal tiple tesadüfen cumhuriyet tarihinde bu kadar fazla görüntü veren bir İç İşleri Bakanı yok. Adnan Oktar  suç örgütüne bunada operasyon yapılacağına bilgi sızması endişeleri vardı ki bu konuda bakanı bile uyarma bilgilendirme gereği duymadılar.”

Güvenlik uzmanı Böğürcü’den kritik uyarılar: Tacik yapılanmasına dikkat, uyuyan hücreler var!

0

Türkiye 14 Mayıs seçimlerinden sonra neredeyse her güne İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın attığı operasyon bilgilendirme tweetleriyle başlıyor. Yapılan operasyonlarla Türkiye’nin sadece yerli suç örgütlerinin değil uluslararası suç örgütleri ve uyuşturucu kartellerinin de cirit attığı bir ülke haline geldiği ortaya çıktı. Üstüne Türkiye’de son dönem yaşanan terör saldırıları ve Moskova’da yaşanan terör saldırısında yer alan teröristlerin Türkiye’den Rusya’ya geçtiğinin ortaya çıkması ülkemizin yaşadığı güvenlik krizinin boyutlarını ortaya koyuyor.

ERCAN KÜÇÜK – GÖKHAN İLHAN

Güvenlik Uzmanı Mustafa Böğürcü Türkiye’nin yaşadığı yaşaması muhtemel güvenlik sorunlarını Röportajlık’a anlattı. Özellikle Orta Asya’daki Türk devletlerinden gelen ve vatandaşlık verilenlerin terör bağlantılarına dikkat çeken Böğürcü, “Uyuyan hücreler var” uyarısında da buundu.

YERLİKAYA’NIN TWEETLERİ DEVLETİN KURUMSAL KİMLİĞİNE AYKIRI
Mustafa Böğürcü, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın hemen her gün yapılan operasyonları kişisel sosyal medya hesabından duyurmasının devlet yapılanmasına aykırı olduğunu belirtti. Peki Türkiye nasıl böyle bir suç cenneti haline geldi? Böğürcü şunları söyledi:

“Sayın Ali Yerlikaya’nın her sabah böyle açıklama yapması ciddi devlet yapılanmasına ve kurumsal kimliğe de aykırı ve uygun olmayan tarz. İçişleri Bakanlığı’na ait Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlık, Sahil Güvenlik gibi birimler var. Bu birimlerin yapmış olduğu operasyonlar bunlar ve bunların da Basın Protokol Daire Başkanlıkları var. Eski Türkiye dediğimiz daha önceki zamanlarda bu birimler bu açıklamaları yaparken; Ali Yerlikaya’nın İçişleri Bakanı olmasıyla birlikte toplumda kendini ön plana çıkarır şekilde sanki bu operasyonları da kendisi yapıyormuş gibi, İstanbul’daki nitelikli dolandırıcılık hakkında bile tweet atacak durumda olmasını doğru bulmuyorum. Resmi kurumların internet sitelerinde olmalı ve bizim bu internet sitelerinden bilgilere ulaşmamız gerekiyor.

Ve bütün hayvanlar aleminden isimler konmak, farklı farklı numaralar verilmek suretiyle numaralı operasyonlara dönüşmüş bir noktada. Belki bu rakamları taşradaki güvenlik bürokrasisi şişiriyor da olabilir. Benim için yakalamalar bir başarıdır ama yakalama sonucunda oluşan suçla ilgili ne kadar kişi delillendiriliyor ve adliyeye çıkarılıyor, tutuklanıyor? Mesela eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ‘Bataklık’ operasyonunu Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonu olarak Twitter’dan herkese duyurdu. 3 ay sonra öğrendik ki operasyon yapıldığında beraat ettiler.

EKONOMİYİ CANLANDIRACAĞIZ DİYE…
Türkiye freni boşalmış kamyon gibi suçlu üreyen ve aynı zamanda üreten bir noktaya geldi. Uluslararası mafyanın, uluslararası uyuşturucu kartellerinin ekonomiyi canlandıracağız diye emlak üzerinden vatandaşlık verilmesi suretiyle Türkiye’ye kaçmaları ve aldıkları kanuni hakla geri iade edilmemeleri burayı cazip yaptı. Latin Amerika ülkelerinden tutun da Avrupa kıtasındaki uyuşturucu kaçakçısı şehrin göbeğinde 5 yıldızlı otel satın alıyor. Çeşme’de, Bodrum’da milyon dolarlık lüks konutlar satın alıyorlar. Ve ancak bir olay patladığında ya da bir çatışma ortaya çıktığında, silahlı eylem yapmaya başladıklarında polisin, kolluk güçlerinin veya mülki yapılanmanın haberi oluyor ve yakalanıyor. Mühim olan bir suç olduğunda yakalama değil, bir suç olmadan önce önleyici tedbirleri alarak yakalanmalarını sağlamak. Nitekim İstanbul’daki, Ankara’daki terör olaylarına bakıyorsunuz olay olduktan sonra yakalama oluyor. Bugünler Türkiye için iyi iyi günler çünkü bütün gayrimeşru tipler, bütün gayrimeşru örgüt yapılanmaları ya da her türlü motifli terör örgütleri de İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e, Antalya’ ya dolmuş durumda ve bunlara bir çözüm de bulamıyorlar. Eğer bu kafayla devam ederlerse zaten bulamayacaklar da.”

TERÖR ÖRGÜTLERİ TÜRKİYE’DE CEMİYETLEŞTİ
Böğürcü, son dönem artan terör faaliyetlerinde yer alan başta Tacikler olmak üzere yabancı yapılanmalara dikkat çekerek şunları söyledi:

“Türkiye zaten 90’larda da terör dalgasıyla boğuşuyordu. Hem sol hem de bölücü örgütleriyle. Din motifli terör örgütleri 90’lı yıllarda da 2000’lerde de Türkiye’nin dini ve sosyolojik yapısından dolayı tehdit algısı noktasında ciddiye alınmıyordu, bakış açısı düşüktü. Şimdi bakıyorsunuz 22 yıllık AKP iktidarında oy potansiyelleri nedeniyle cemaatlere daha şirin gözükme hareketleri, coğrafyamızdaki karışıklıklar, otoritenin tam sağlanamaması, din motifli yapıların Türkiye’ye vize muafiyeti ile girmesiyle beraber burada yaşama fırsatı buldular. Özellikle de İstanbul’a baktığımızda şehrin dış çeperlerinde bu din motifli terör örgütleri filizlendi, buraya ailelerini getirdiler, ticaret yapma noktasına geldiler. Sosyal yapı içerisinde vatandaşlık aldıktan sonra dernekleştiler, cemiyetleştiler. IŞİD’in Horasan yapılanmasını Gar saldırısıyla, Urfa saldırısıyla gördük. Daha sonra Reina saldırısında uzun namlulu silahla onlarca yurttaşın onlarca turistin ölmesinden sonra herkesin odaklandığı bu Tacik yapılanma herkesin bir kendine gelmesine ve bunun üzerine bir politika hazırlamasına az da olsa zemin hazırladı. Ama o sırada da sizin ülkenize girmiş Orta Asya’dan, Türki Cumhuriyetlerden binlerce kişi var. Türkiye onlar için bir geçiş noktası, böyle bir iktidar olduğu için. Türkiye’nin içerisinde büyükşehirlerde, metropollerde hem bombalı eylemler hem canlı bomba hem uzun namlulu silahlarla birçok saldırıyı almış oldukları talimatlarla yaptılar, yapmaya devam ediyorlar, bundan sonraki süreçte de devam etme potansiyelleri var. Uyuyan hücreler var.

Şangay beşlisiyle alakalı bir terör makalesini okudum. Başakşehir’den tutun da Halkalı’yı, Sefaköy’ü, Şahintepesi’ni, Kuştepeyi, Zeytinburnu’nu özellikle IŞİD-Horasan yapılanmasını sokak sokak, mahalle mahalle tespit etmişler, yapmış oldukları analiz ve tespit sonucunda da makale yazmışlar. Onlar da biliyor bu yapılanmanın Türkiye’de hızlı bir şekilde olduğunu, uyuyan hücreler olduğunu. Akşam saatlerinde Zeytinburnu’na gidelim. Size bana benzemeyen farklı coğrafyalardan gelmiş onlarca, yüzlerce değil binlerce insan görüyoruz. Rusya’daki 11 Eylül saldırısı gibi bir saldırıda İstanbul’da gezip tozan Tacikler günün sonunda vize süresi dolduğu için giriş çıkış yapıp Türkiye’den Moskova’ya gitmek suretiyle bu kanlı, vahşi terör saldırısının yüzlerce masum insanın katledilmesine sebep oldu. Bunun aynısını yarın öbür gün din motifli bir örgütün İstanbul’da Ankara’da yapmayacağının bir garantisi yok ki şuan.”

15 TEMMUZ KIRILMA NOKTASIYDI

Böğürcü, “Santa Maria Kilisesi’nde Tacikleri ve Uygurları gördük. Reina katliamında Özbek, Tacik ve Uygurları gördük. Bu coğrafyanın bu kadar terörle içli dışlı olması ve bunların vatandaşlığa alınması Türkiye açısından riskli değil mi?” Sorusuna da şu şekilde cevap verdi:

“Ben 2016’daki 15 Temmuz olayını kırılma noktası olarak görürüm. Ondan sonra Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanı olması, polis ve jandarma içinde aynı şekilde kırılmaların olması, bir anda bu noktaların tam denetlenemeyen, incelenmeyip sık dokunmaması. Vatandaşlık bir ülke için çok önemlidir. Çok ince eleyip sık dokunurken maalesef 2016’dan itibaren başkanlık sisteminin Türkiye’ye gelmesiyle artık bu sanki emlak ofislerinde ‘pasaportunu bırak sana vatandaşlık, oturum ya da ikamet alırız’ noktasına geldi, getirildi.

Suriye’den birçok kişi savaşla birlikte Türkiye’ye girdi. Diploma teyidini bile Suriye’den almadan biz vatandaşlık verip hastanede doktor, okulda öğretmen yaptığımız insanlar var. Bunların yarın başka noktaya evrilmeyeceğini garantisini kimse veremez. Orada adam mı öldürdü? Asayişe müessir bir cinsel tacizde bulunup tecavüz mü yaptı birisine? Cinayet mi işledi? Terör faaliyetinde mi bulundu? Bunların hiçbirine bakılmıyor, sorulmuyor. Geliyor, pasaportunu veriyor. Varlıklı olan emlak almak suretiyle vatandaşlık alıyor. Öbürlerine de Türkiye, din ve milliyetçilik saikiyle oturum veriyor, geçici statüyle bulunduruyor, aman dokunmayalım bunlara şeklinde sadece günü kurtarıyor. Bir an önce Türkiye’nin bu sorunlarla yüzleşmesi ve o doğrultuda orta ve uzun vadede yeni stratejiler belirleyip bu olaya, göçe ve geçici statüyle ülkemizde bulunan kişilere bakması, içlerinde suç işlemiş olanları, bir an önce Suriye devletiyle ilişki içerisine geçip, bunları tespit edip deport etmesi gerekiyor. Uzun namlulu silahlar almış başını gidiyor şehirlerde.

Seçimlerden sonra birçok ilde CHP’li belediye başkanları vergisi, algısı olmayan Arapça tabelaları olan dükkanların yanı sıra farklı dillerde dükkanı açmış olan maliyeye kaydı olmayan dükkanları kapatıyor. Herkesin vergi kaydı varken bunlar yıllardır burada vergisiz bir şekilde yaşadılar. Oradan bir zenginlik elde ettiler demografi değişiyor. Bir bakmışsınız Güneydoğu Anadolu sınırınıza yakın Arap yapılanmasındaki bölgede, Kilis’te, Reyhanlı’da, Antep’te yani Türkiye’de doğmamış ama Türkiye’ye gelip bir şekilde vatandaşlık almış büyümüş, üremiş yapılar Belediye başkanınız olur. Onun için tehlike gün geçtikçe artıyor. Olaya din kardeşliği veya ırk kardeşliği olarak değil doğru temeller üzerinde bakmak lazım.

Bu Afrika kökenli yaşayanlar da yarın Türkiye’nin başına ırkın değişmesi anlamında problem olacak. Bizim bunu durdurmamız lazım.”

Güvenlik Uzmanı Böğürcü’nün Röportajlık’ın sorularına yanıtları şu şekilde:

GÖKHAN İLHAN: Bayrampaşa’da MP5 ile işlenen bir kadın cinayeti vardı mesela.

MUSTAFA BÖĞÜRCÜ: Uzun namlulu silah zaten ruhsata bağlanmaz. Atölyeler yakalanıyor İstanbul’da. silah imalat atölyeleri. Çünkü sizin Suriye’nin kuzeyindeki sınırınızın güvenliği sağlanamıyor. Orada bir Özgür Suriye Ordusu diye Türkiye’nin de desteklediği bir yapı var. Onların aileleri, Türkiye’de Rant a car firmaları kurmuşlar, marketler açmışlar, emlak ofisleri açmışlar, ticaret yapıyorlar. İddia doğruysa Ramazan ayında Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı oradaki gruplarla yemek yemeye gitti. Dönüşte yolu kesildi aynı gruplar tarafından ve bir şekilde farklı yoldan Türkiye’ye giriş yaptı. Yani yarın o grupların da namluları Türkiye’ye çevrilmeyeceğinin kimse garantisini veremez.

FAKİRSEN EMPERYAL GÜÇ OLAMAZSIN

GÖKHAN İLHAN: Geçtiğimiz haftalarda IŞİD’e katılan kadınlar Suriye’de hapishanede bir video çekiyorlar ve Cumhurbaşkanı’na sesleniyorlar. Bizi affedin diye.

MUSTAFA BÖĞÜRCÜ: Suriye’nin kuzeyinde o Afrin bölgesinde ve diğer şehirlerde Türkiye’nin önderliğinde kendi içlerinde kaymakamlar, emniyet müdürleri, jandarma gibi yapılar kurulmuş ve onlar sözüm ona orayı yönetiyorlar. Türkiye hamilik yapıyor. Suç işlendiği zaman da Türkiye’nin hamiliğinde bu hukuku uyguluyor. Yarın bununla ilgili Türkiye’nin uluslararası mahkemelerde sıkıntıya düşme ihtimali de var. Yani sen Suriye devletinin topraklarında bu şekilde hamilik yapıyorsun.
Emperyal güçsün eğer olmak istiyorsan bir kere gayri safi milli hasılan kişi başı 40-50 bin dolar olacak ki emperyal güç olabilesin. 8-10 bin dolarlık gayri safi milli hasılası olan bir ülke nasıl emperyal güç olacak?
Savaş uçak geminin olmadan emperyal güç olamazsın. Denizlere hakim olmadan emperyal güç olamazsın. NATO’nun en çok askeri olan gücü olabilirsin ama gidip sınırın ötesinde başka ülkelerde operasyon yapamıyorsan, oralarda politika üretemiyorsan, o liyakatli kadroların yoksa sadece içeriye oynarsın. Onun sonucunda da halkın iyice fakirleşir.

Suriye’nin kuzeyinde bizim binlerce polisimiz, jandarmamız ve silahlı kuvvetlerine mensup askerlerimiz var. Bunlar hem buradaki özlük haklarını alıyor. Hem de yurt dışında görev yaptıkları için ayrıca maaş veriliyor. Ayrıca lojistik destek veriliyor. Bu ekonomik darboğazda, krizde biz binlerce askerimizi ve polisimizi sırf Suriye’nin kuzeyinde konumlandırmışız. Ondan sonra da bu ekonomik darboğazdan nasıl çıkacağız? Çıkamazsın. Çünkü inanılmaz bir şekilde güvenlik politikalarıyla askeri ve iç güvenlikte polis jandarmanla harcaman var.”

Cemaat yurdunda tecavüze uğrayan çocuğun ailesine tehdit: “Yanlış yoldasınız”

0

İstanbul’da Süleymancılara ait Özel Osmangazi Arifiye Ortaokul Erkek Öğrenci Yurdu’nda yaşanan çocuk istismarı davası devam ediyor. 11 yaşında bir çocuğun cemaat yurdundaki tecavüze uğraması sebebiyle açılan davanın 3. duruşması İstanbul Anadolu 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Mağdur çocuğun annesi dava sürecinde cemaatin kendilerini tehdit ettiğini söyledi.

Berat KARAASLAN

Tarikat yurtlarındaki istismar skandalları bitmiyor. İstanbul’da Süleymancılara bağlı Özel Arifiye Ortaokul Erkek Öğrenci Yurdu’nda yaşanan korkunç istismar yargıya taşınmıştı. Yurtta kalan 11 yaşındaki öğrenciyi istismar eden 22 yaşındaki yurt görevlisi, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Duruşma öncesinde mağdur çocuğun annesinin söyledikleri ise korkunç istismar skandalının boyutunu ortaya koydu.
Duruşma öncesinde dava avukatlarından Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey basın açıklaması yaptı.

“ESAS SORUMLU İKTİDAR”

“Ümraniye Arifiye Yurdunda bir çocuğumuza tecavüz edildi. Aylarca kameralar çalışmadığı için yurt görevlileri istismarı reddetti. Asıl sorumlu tarikat yurtlarına yoksul çocukları hapseden iktidardır. Devlet tarafından bu yurtlara hiçbir denetim yapılmıyor. Bilerek yapılmıyor. Bu gericiliğin kullandığı yöntem. Biz asıl suçluları arıyoruz. Mesele Süleymancılara bağlı bir yurttaki tecavüz değil. Biz dernek olarak Türkiye’nin her yerinde istismara maruz kalan tüm çocuklar için mücadeleyi sürdüreceğiz.”

“KİME SESİMİZİ DUYURACAĞIZ?”

İstismara uğrayan 11 yaşındaki mağdur çocuğun annesi ile konuştuk. Davanın sonuna kadar gideceğini söyleyen anne şunları ifade etti:

“Ben bu davanın sonuna kadar devam edeceğim. Davayı geri çekmem için bana trilyonların lafını yaptılar. Evini terk et dediler. Ben neden evimi terk edecekmişim. Kameralar kaldırılmış. O kameralar neden kaldırıldı diye soruyorum. Cevap alamıyorum.”

“Devlet de benim yanımda olmayacaksa kime sesimi duyuracağım. Tecavüz iddiasına karşı olabilir insanlık hali diyorlar. Sanki benim çocuğum dayak yemiş. Sırf para için milletin çocuklarını rezil ediyorlar. Böyle susan kaç tane aile var. O yurt hala duruyor orada. Devlet bu yurdu kapatacak. O kadar.”

“EŞİME GELİP ‘YANLIŞ YOLDASINIZ’ DEDİLER”

“Onlar istediler ki biz fazla konuşmayalım ve sessizce üstü kapansın ama iş basına düşünce eşimi arayıp ‘Yanlış yaptınız siz yanlış yoldasınız’ diye tehdit ettiler.”

Davanın bir önceki duruşmasında kalabalık grubun gelip tekbir getirerek aileyi hedef almasının ardından bu duruşmada güvenlik önlemleri alındı. Çevredeki polisi gören mağdur çocuğun annesi “Keşke bu hassasiyeti denetlemede gösterselerdi” dedi.

MÜTAALA AÇIKLANDI

Duruşmada savcılık mütalaasını açıkladı. Mağdur ve tanık beyanlarının birbiri ile örtüştüğünü ifade eden savcı, suçun nitelikli ve zincirleme şekilde gerçekleştiği göz önünde bulundurularak sanığın cezalandırılmasını istedi.
Karar duruşması 5 Haziran’da yapılacak.

SCP’den 19 Mayıs açıklaması: Yeniden Anayasa değil Yeniden Samsun’a!

0

Sosyalist Cumhuriyet Partisi’nden 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’na ilişkin açıklama geldi. İktidarın yeni anayasa hamlesine karşı mücadele çağrısı yapılan “YENİDEN ANAYASA DEĞİL YENİDEN SAMSUN’A!” başlıklı açıklama şu şekilde:

“19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan irade, emperyalist işgale karşı Kurtuluş Savaşı’nı zaferle sonuçlandırmış, köklü bir devrimle Cumhuriyeti kurmuştur. Bugün bu toprakların bağımsızlığı, emeği ve bütünlüğü yine tehdit altındadır.

Cumhuriyet, iktidar eliyle devletin bütün kademelerinden tasfiye edilmiştir. Kamuya ait ne varsa satılıp yağmalanmış, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlık satar hale gelmiştir. Devlet kurumları tarikatlara teslim edilmiştir. Yurttaşlarımız enkazların altında kaderiyle baş başa bırakılmaktadır. Serbest piyasacı, neoliberal ekonomi yönetiminin ve yağmanın tüm yükü emekçilerin omuzlarındadır.

Cumhuriyet Devrimi’nin bütün kazanımları, iktidarlar eliyle talan edilmektedir. Bugün artık Cumhuriyet Devrimi sadece “fikri hür, vicdanı hür“ yurttaşların fikrinde ve vicdanında kalmıştır.

Cumhuriyet; İliç’te toprağa gömülen işçi, Soma’da göçük altında bırakılan madenci, kanı toprağa karışan Mehmetçiktir! Katledilen aydınlar, ömrünü bağımsızlık mücadelesine adamış, bu uğurda seve seve ölüme yürümüş devrimcilerdir!

Dün Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Kuvva-i Milliye’nin yükselttiği, Denizlerin canları pahasına taşıdıkları bağımsızlık bayrağı, bugün Türkiye yurtseverlerinin elindedir.

AKP iktidarının ortaya koyduğu, Cumhuriyet ve vatan düşmanlarının da yanında hizalandığı “yeni anayasa” hamlesi, Cumhuriyetimizi ve ülkemizi, varlık yokluk noktasına getirecektir. Bu hayâsız akına, bu yıkım projesine karşı koyacak, bu topraklarda Cumhuriyeti yeniden var edecek iradeyi örgütlemek tüm yurtseverlerin öncelikli görevidir.

Ülkemizi emperyalist merkezlerin ve yerli işbirlikçilerinin ellerinden kurtaracak mücadele, yeniden Samsun’a çıkacak iradeyle verilebilir. Bu irade, Türkiye halkının bağımsızlık sevdasından beslenir. Topyekün saldırıya karşı
yeniden topyekün bir kurtuluş mücadelesi kaçınılmazdır.

Sosyalist Cumhuriyet Partisi olarak, Samsun’a ayak basacak iradeyi göreve çağırıyoruz! Atatürk’ün Samsun’a yürüdüğü kararlılıkla, 19 Mayıs’ta saat 16.00’da Ankara Güvenpark’ta buluşarak Anıtkabir’e yürüyoruz!”

TFF Başkan Adayı Erdal Alkış: “Kulüplere 500 Milyon Dolar İddia Geliri Sağlayacağım.”

0

Röportaj: UĞUR TEMEL
KURGU-MONTAJ: Bakırköy Eğitim Danışmanlık Merkezi – https://www.bakirkoyedm.com.tr

#ErdalAlkış #TFF #röportajliktv

Deniz Gezmiş’in idamının 52. yıldönümünde, abisi Bora Gezmiş Röportajlık’a konuştu

0

68 kuşağının öncüleri; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamının 52. yıl dönümünde sadece Deniz’in değil tüm 68’in ağabeyi olarak anılan Bora Gezmiş’le Denizleri ve Denizlerin ardında bıraktığı Türkiye’yi konuştuk. 

Berra DEĞİRMEN, Umut KURNAZ
 
“Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.” 

Sözleri ve eylemleriyle milyonların çıkaramadığı ses olup da sonsuz suskunluğa bırakılmak istenen 3 genç… Ve Türkiye tarihine kazınan kara gün ‘6 Mayıs 1972’… Takvimden düşen bir yaprak, hayattan koparılan 3 can ve geride kalan 3 aile…

6 Mayıs’ın ve öncesinin kitapları yazıldı, belgeselleri çekildi. Belki de bu kez ateş yalnızca düştüğü yeri yakmadığı için gözden kaçırıldı. 6 Mayıs’ın ardından Türkiye ile birlikte Gezmiş ailesinin hayatı da bir daha asla eskisi gibi olmayacak şekilde değişti. Peki Gezmiş ailesinde 6 Mayıs’tan sonra neler değişti, neler yaşandı?  İşte Bora Gezmiş, o günleri ve Deniz’in ardından kalanları şöyle anlatıyor: 

“Babam ilköğretim müfettişiydi. Aynı zamanda İstanbul’da Milli Eğitim Müdür Yardımcısıydı.O zamanlar işyerinin bulunduğu Cağaloğlu’ndan çıkıp Sirkeci’ye vapura binmek için giderken 50 kişiyle beraber inerlermiş ama Denizlerin olayından sonra her geçen gün o 50 kişi azalmış, çeşitli bahanelerle farklı yollardan gider olmuşlar vapura. Babam da baktı ki böyle olmayacak, başkalarına zarar vermemek adına emekli oldu. Annemin de okulunu değiştirdiler”.  

“…MECBUR KALMIŞTIK”

Sivas’tan geldiklerinden beri Üsküdar Selimiye’de yaşayan Gezmiş ailesinin yaşantısı bir ihbarla yeniden değişmişti. O anı şu ifadelerle anlatıyor Bora Gezmiş:

“Ben o zaman askerdim. Ev sahibimiz babamları ihbar etmiş ‘Komünist Deniz Gezmiş’in babası dairemde oturuyor’ diye. Böyle olunca mahalleyi de değiştirdik… 

Kardeşim ise o vakitler İş Bankasına müracaat etmişti. Hatta müfettişlik sınavını da kazanmıştı ama almadılar işte. 80’lere doğru sağ-sol kavgası yetmezmiş bir de solun kendi içinde girdiği fraksiyon kavgaları dur durak bilmez hale gelince biz de onu İngiltere’ye gönderdik, mecbur kalmıştık…”

“Ben özel bir şirkette çalışıyordum. Yönetim kurulu başkanımızın da yeğeni 68’lilerdendi.  Herhalde bu sebeple o beni korudu diyorum. Bana özel olumsuz herhangi bir söylem içinde olmadılar.” 

“BORA YAPTI DEMEZLER…”

Denizi’n abisi olmanın çok gurur verici ama bir o kadar da sorumluluğu olduğunu belirten Gezmiş sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Yani ben aileme, çocuklarıma da söylüyorum bunu, bizim hata yapma şansımız yok. Iş hayatında da öyle. Bir söz verdiysen yapman gerekir. En ufak bir hata yaptığınızda ‘İşte Bora Gezmiş böyle yaptı’ demeyecekler. Deniz’in abisi şöyle yaptı, diyecekler. O sıkıntıyı hep çekiyoruz. Ama şimdiye kadar Deniz’in ismine leke sürecek en ufak bir yanlış yapmadık. Yani olsa zaten basın peşini bırakmazdı. Ölene kadar çekeceğiz bunu”. 

AKTİF SİYASETE NEDEN GİRMEDİ?

İlerleyen yaşına rağmen “Gezmiş” olmanın getirdiği sorumluluğu bakışlarıyla dahi hissettiren Bora Gezmiş, hem kendisinin hem de aile fertlerinin aktif siyasette yer almadıklarını, bir bakıma ceylan derisi koltuklara neden hiç talip olmadıklarını şöyle açıklıyor:

 “Ailemi ekonomik olarak ayakta tutacak biri lazımdı. O görev de bana düştü”. Şimdiye kadar kendisine herhangi bir milletvekilliği gibi bir teklif de gelmediğini ifade eden Gezmiş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sen gideceksin onlar da kendilerini bir şey zannedecekler. Gidip de beni milletvekili yapın demek benim yapacağım iş değil. Kaldı ki ben milletvekili olsam aç kalırdım”. 

“68’DE SOL’UN HER ŞEYİ VARDI”
 
68 dönemi başkaydı, ‘68 ruhu’ ise bambaşka… O günlerden bugüne Türkiye’nin ve Türk solunun yaşadığı değişimi ise şöyle değerlendiriyor Gezmiş:  

“68 döneminde Sol’un her şeyi vardı. Tiyatrosu, sineması, müziği, sanatı, her şeyi vardı.  Şimdi yok ama. Yılmaz Güney’in, Kemal Sunal’ın filmlerinin hepsi siyasal içerikliydi, politik bir amacı vardı. Şimdilerde ise yalnızca entrika üzerine kurulu. Elde tutulur bir tane sosyal meselelere dokunan bir üretim yok. Fikir üretimi gerekli, fikir üretecek aydın gerekli… O İstanbul ile bu İstanbul’u mukayese edebilir misiniz? Eğitim yok, hiçbir eğitim yok.”

Türkiye’de sol hareketin devam etmesi için bir lidere ihtiyacın olduğunu vurgulayarak konuşmasına şöyle devam ediyor Gezmiş: 

“Türkiye’de lider kalmadı. Sol var ama onu ortaya çıkaracak lider yok. Bunu peşinden sürükleyen liderdir. Denizler hiçbir zaman ikinci sırada olmadı. Her şeyde en önde oldu. Yalnızca kürsülerde değil dayak varsa, aşılacak bir barikat varsa da en önde onlar vardı.  

Ve o zamanlar birlik vardı bir de tabii. Şimdi 49 tane fraksiyon birbirini boğazlıyor. Oysa solcu olmak, devrimci olmak birleştirmektir. O yüzden söylüyorum Türkiye’de solculuk 68’de bitti”. 

DENİZ GEZMİŞ, ÖCALAN İÇİN NE DEDİ? KAYPAKKAYA’YI NEDEN TOKATLADI?

Sol’un ana omurganın sınıf mücadelesi olduğunu ve Türkiye Sol’unun kendi tarihiyle barışık olması gerektiğini ifade eden Bora Gezmiş, bu noktada Deniz Gezmiş’in iki hatırasını anlatıyor: 

“Abdullah Öcalan, siyasalda öğrenciyken Deniz’in yanına getirmişler bir gün. 15 dakika kadar konuşmuşlar kantinde. Sonra Deniz demiş ki ‘Sakın aranıza almayın onu’. Çünkü o zaman Türk, Kürt, Ermeni diye bir ayrışma yoktu. Sosyalizm vardı.

Bir de Deniz’in Atatürk sevgisi vardı tabii. Cezaevinde konuşuyorlar işte, bahsediyorlar. İbrahim de (Kaypakkaya) Deniz’i işaret ederek diyor ki “Bu çocuk da Atatürkçülükten bir türlü vazgeçmedi”.  Bizim Deniz de hiçbir şey demeden bir anda kalkıyor, tokatı yapıştırıyor İbrahim’e”.

DENİZLERİN FİLMİ NEDEN ÇEKİLEMEDİ? AY YAPIM NEDEN KORKTU?

Daha önce birçok kez, Denizleri hakkıyla anlatan bir filmin yapılmasını istediğini dile getiren Gezmiş, gelen film tekliflerini ve yaşadıklarını da bizimle paylaştı:  

“5 farklı teklif geldi bugüne kadar ;fakat tabii benim amacım, böyle film yaptığında bir tane olmalı ama en üst seviye olmalı. Aslında Ay Yapım ile epey ilerlemiştik bu konuda. Deniz’i Kenan İmirzalıoğlu oynayacaktı, Can Dündar senaryoyu yazacaktı, Zülfü Livaneli de filmini çekecekti. Tam o sırada Gezi olayları olunca korktular onlar (Ay Yapım). Çok zor yani yapması, hadi yapalım diyemiyorsunuz. Biz de bekledik. Şu iktidar değişirse belki daha rahat hareket ederiz dedik ama…”

Ankara’da ‘Deniz Gezmiş Tam Bağımsız Türkiye Buluşması’

0

TKG’nin ‘Deniz Gezmiş Tam Bağımsız Türkiye Buluşması’nda yüzlerce genç bir araya geldi

Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) gençlik örgütü Türkiye Komünist Gençliği (TKG), Üç Fidan Deniz, Mahir ve Ulaş’ın 52. ölüm yıldönümünde Ankara’nın Sakarya Meydanı’nda “Deniz Gezmiş Tam Bağımsız Türkiye Buluşması” düzenledi.

Yüzlerce genç Gündoğdu Marşı söyledi

Buluşma, saat 16.00’da yüzlerce gencin bir ağızdan “Gündoğdu Marşı”nı söylemesiyle başladı.
Mitinge dönüşen büyük buluşma, Nazım Hikmet’in “Vatan Haini” ve Can Yücel’in “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) şiirlerinin okunmasıyla devam etti.

TKP, Filistin ve Türkiye bayraklarının taşındığı buluşmaya, birçok farklı üniversite ve liseden öğrenciler de dövizleriyle katıldı. Buluşma boyunca sıkça “NATO defol bu memleket bizim!”, “Emperyalistler, işbirlikçiler, korkun TKP görev başında!”, “Denizlere sözümüz devrim olacak!” ve “Nehirden denize özgür Filistin!” sloganlarını attı.

‘Karşı devrimle barışılır mı? Hesaplaşılır’

Miting, TKP Merkez Komite üyesi Berkay Kemal Önoğlu’nun konuşması ile sürdü. Önoğlu konuşmasında Türkiye’nin durumuna, NATO’nun izlediği politikalara ve gençleri uyuşturmaya itenlere değindi.

Önoğlu’nun konuşmasında öne çıkanlar şöyle:
“Gençlerimizin çoğunluğu bu çöküntüyü anlamlandırma çabası içindeler, toplum örgütsüz, toplumumuz ne yazık ki yorgun. Cumhuriyet’in çöktüğünü söyledik, Cumhuriyet’i çökertenler orada. Şimdi toplumumuzu sessiz sedasız karşı devrimle barıştırmak istiyorlar. Toplumumuz, Cumhuriyet’i yıkanlarla el sıkışmaya itiliyor. Soruyoruz: karşı devrimle barışılır mı? Karşı devrimle hesaplaşılır, karşı devrim yenilir. Yeneceğiz!

Bu mesele acildir. Bölgemizdeki gerilimler ortadadır, NATO’nun peşinden tek bir yurttaşımızın, tek bir gencimizin gitmesine, bir damla kanlarının akmasına izin vermeyeceğiz.
Uyuşturulmak istenen, yanlış taraflaşmalara meze edilen genç arkadaşlarımızı ayağa kaldıracağız, mutlaka başaracağız, en başta Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Komünist Gençliği ve Solcu Liseliler öncülük edecek, bu bataklıktan çıkmak için arkadaşlarımıza dost eli uzatacacağız.”

Önoğlu’nun konuşmasının ardından ABD Başkanı Joe Biden ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun görselleri ve NATO bayrağına sembolik olarak kırmızı boya döküldü.

Boyalı eylem sonrasında miting sonlanırken, yüzlerce genç ise sloganlar eşliğinde yürüyüş gerçekleştirdi.

Yüksel Caddesi ve Konur Sokak’ta gerçekleştirilen yürüyüşün ardında buluşma sona erdi.

TFF Seçimlerinde en güçlü aday kim? Atilla Türker açıkladı

0

Spor Gazeteciliğinin duayen ismi Atilla Türker ile; Futbol Federasyonu seçimlerini, Suudi Arabistan’da, oynanamayan Süper Kupa öncesi yaşananları ve “sezon finali” Galatasaray – Fenerbahçe derbisi hakemini konuştuk.

Türker, TFF seçimlerinde başkanlık için en güçlü adayı da Röportajlık’a açıkladı.

Röportaj: UĞUR TEMEL
KURGU-MONTAJ: Bakırköy Eğitim Danışmanlık Merkezi – https://www.bakirkoyedm.com.tr

#AtillaTürker #TFF #röportajliktv

TKP’den 1 Mayıs açıklaması: Artık bu saçmalığın parçası olmayacağız

0

1 Mayıs milyonlarca işçinin birlik, mücadele ve dayanışma günü. Türkiye’de emekçiler bu iddiayla sokaklara çıktı, meydanları doldurdu. Gözlerse iktidarın 42 bin polisle birlikte ablukaya aldığı Taksim Meydanı’ndaydı.

Bu yıl Taksim’e çıkma iradesi gösteren sendika ve partiler, buluşma noktası olarak Saraçhane’yi işaret etti. Sabahın erken saatlerinden itibaren binlerce kişi Bozdoğan Kemeri önünde kurulan polis barikatının karşısında toplandı. Alana çağrıda bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da oradaydı. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamanın öneminden bahsettikten sonra arabalarına binip, alandan ayrıldılar.

Bu sırada alanı dolduran diğer parti ve sendikalar polis barikatını aşmak için çalışıyor, yoğun müdahaleye maruz kalıyordu. Dakikalar sonra buluşmanın çağrıcılarından DİSK ve KESK de mitingi sonlandırdığını duyurdu. Meydanın kısmen boşalmasıyla birlikte polis kalabalığı ittirerek Saraçhane’den uzaklaştırdı.

Türkiye Komünist Partisi binlerce üyesiyle son ana kadar Saraçhane’deydi. Süreci yerinde takip eden TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Saraçhane’de yaşananları soL’a değerlendirdi.

‘Binlerce kişi boyun eğmediğini gösterdi’

Taksim için gösterilen iradenin önemine dikkat çeken Okuyan, yasaklamalara rağmen binlerce kişinin boyun eğmediğinin altını çizdi:

“Bugün Türkiye’de binlerce kişi işçi sınıfının mücadele gününün hakkını vermeye çalıştı, çalışıyor. Devam eden mitingler var. Ama herkesin tartıştığı, merak ettiği İstanbul’daki mitingdi. Saraçhane’de bugün Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs Meydanı olarak tarihsel değerinin devam ettirilmesine dönük çok güçlü bir irade sergilendi. Yasaklamalara, tehditlere, provokatif açıklamalara rağmen binlerce kişi Saraçhane’de toplandı. Bu son derece önemli.

Siyasi iktidarın Taksim’e dönük ‘güvenlik’ gerekçesiyle yaptığı yasaklamanın olağanüstü saçma olduğu bir kez daha görüldü. İstanbul’un neredeyse yarısında bir sıkı yönetim var. Taksim’de yapılacak bir mitingin güvenliğini almanın çok daha misliyle kaynağı İstanbullulara ve emekçilere bir gün boyunca çile çektirmek için kullandılar. Buna boyun eğilmediğini gösterdi binlerce kişi.”

‘Çağrı yapanlar arasında bir plan olmadığını gördük’

“İşin başka bir boyutu var” diyen TKP Genel Sekreteri, “Taksim” iddiası taşıyan kurumların bugün sergilediği tutumu “sorumsuzca” diye niteledi:

“Bugün emekçi yığınlar, yoksullar çok tarihsel bir hayat pahalılığı problemiyle karşı karşıyalar. Buna karşı mümkün olduğu kadar kitlesel, kararlı, ne dediği belli olan bir mücadelenin örülmesi gerekir. Bu anlamda bir kez daha gördük ki Türkiye’de 1 Mayıs’ı kutlama iddiasını taşıyan kuruluşlar, zayıflıkları nedeniyle veya siyasi siyasi özellikleri nedeniyle olabilir ama bunu becerme yeteneğine sahip olmadıklarını gösterdiler. 

‘Taksim’e yürüyoruz’ büyük bir iddiadır. Bu iddiayı dile getirenlerin kendi aralarında koordine olmaları gerekir. Böyle bir koordinasyon yoktu. Saraçhane’ye çağrı yapan kurumlar arasında bir kararlılık, plan olmadığını gördük. Laf olsun diye ‘Taksim’e yürüyoruz’ demek kolay ama binlerce insan oraya geldiği zaman o insanların sorumluluğunu üstleneceksiniz ya da ‘Gelmeyin, biz kendi üyelerimizle Saraçhane’de toplanacağız’ diyeceksiniz.”

‘Çok ağır bir sorumsuzluk’

Sorumsuz tavrın, İstanbul’da 1 Mayıs’ın organizasyonundan bu yana sürdürüldüğünü kaydeden Okuyan, “Ne olacağını bilmemize rağmen son ana kararlı davrandık dedi.

“1 Mayıs öncesinde bu kadar ciddi bir iddia taşıyan konfederasyonlar, siyasi partilerle ilişkiye dahi geçmediler. Biz Türkiye Komünist Partisi adına konuşalım. TKP oraya binlerce kişiyle gitti ve onların sorumluluğunu taşıdı. Biz çağırıcı değildik. Bir çağrı oldu, bölmemek adına, ne olacağını bilmemize rağmen geldik, sorumlu ve kararlı davrandık, son ana kadar kitlemizi koruduk, dağılmadık. Ama öte yandan düzenleyicilerin bir bölümü alanı çoktan terk etmişlerdi. 

CHP yönetimi en yetkili kişisinin ağzından ‘Oraya geleceğiz ve kitlemizle birlikte Taksim’e yürüyeceğiz’ dedi. Bu büyük bir iddiadır. Ne oldu? Verilen adres de büyükşehir belediyesiydi. Belki onun önünden bir yürüyüş planlanıyordu ama sayın Genel Başkan Özgür Özel, kısa bir süre sonra belediye başkanıyla birlikte alanı terk etti. Bu çok ağır bir sorumsuzluktur. CHP’nin orada duran kitlesi için de sorumsuzluktur.”

‘Bu anlayışın düzenleyeceği hiçbir 1 Mayıs’ın parçası olmayacağız’

Bugün Saraçhane’de yaşananların ardından aynı çağırıcıların düzenleyeceği 1 Mayıs’larda yer alamayacaklarını duyuran Okuyan, “Artık bu saçmalığın parçası olmayacağız” dedi.

“Bu sendikal anlayışın düzenleyeceği hiçbir 1 Mayıs’ın artık parçası olmayacağız. Bugünden ilan ediyoruz. Kimse de TKP şöyle yapıyor, böyle yapıyor demesin. Bizim Türkiye işçi sınıfına karşı sorumluluğumuz var. Halkımıza, üyelerimize, dostlarımıza karşı sorumluluğumuz var. Bugün o sorumlulukla hareket ettik. Sonuna kadar bekledik. Hiçbir şekilde, tek bir arkadaşımız dahi alanı terk etmedi. Organize bir şekilde çıktı.

Önümüzdeki yıl Türkiye işçi sınıfıyla sermaye sınıfına karşı bir mücadelenin yükseltilmesi için nasıl bir 1 Mayıs’a ihtiyaç varsa Türkiye Komünist Partisi bu 1 Mayıs’ı organize etme yeteneğine ve kararlılığına sahiptir. Bunu benzer bir iddia, sorumluluk ve kararlılıkla dürüstçe yapmak isteyenlerle birlikte tabi ki hareket ederiz. Ama biz artık bu saçmalığın parçası olmayacağız.”

İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç’tan 1 Mayıs gözaltılarına tepki

0

İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada toplantı ve gösteri yürüyüş haklarının hukuksuz bir şekilde kullandırılmak istenmediğini vurguladı. Saraç, yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun, tüm emekçilerimizin güzel gününü kutluyorum. Toplantı ve gösteri yürüyüşü temel bir haktır, Anayasada ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenmiştir. 2023 yılında Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararla Taksim’de yapılmak istenen toplantı ve gösteri yürüyüşü engellemeleri hak ihlali olarak nitelemiştir. Ancak hukuksuz şekilde bir idari kararla yine bu sene bu toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullandırılmamak istenmediğini gördük. Bugün Anayasal haklarını kullanmak için gelen yurttaşlarımızın gözaltına alındığına dair bilgiler baromuza ulaşmaktadır. Şu anda ilgili merkez ve komisyonlardaki meslektaşlarımızla gözaltılarla ilgili hukuki destek vermek üzere sahada bulunmaktayız. Bu gözaltıların derhal sona erdirilmesi ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününe, bayrama yakışır şekilde kutlamaların yapılmasının temini gerekmektedir.

4’ü meslektaşımız olmak üzere gözaltında bulunanlar için İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, Baro Genel Sekreteri Av. Burcu Öztoprak Alsulu, Avukat Hakları Merkezi Sözcüsü Av. Burak Kahan Kaya, Kadın Hakları Merkezi Sözcüsü Av. Birsen Baş Topaloğlu ve meslektaşlarımızla birlikte Kağıthane İlçe Emniyet Müdürlüğündeyiz. Yanlarındayız…
Gözaltına alınanlar serbest bırakılmalıdır…”