Özel içerik:

Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko’dan Türkiye’ye özel jest: İzleyiciyi Türkçe selamladı, Türkçe parça çaldı

Minimalist piyano müziğinin sevilen isimlerinden Evgeny Grinko, uzun süredir...

Adıyamanlılar Vakfı 30’uncu iftar organizasyonunu gerçekleştirdi

Adıyamanlılar Vakfı tarafından bu yıl 30’uncusu düzenlenen Geleneksel İftar...

Feriköy’ün 100. yıl hedefi: Yeniden profesyonel ligler

MEHMET KALFA Türk spor tarihinde önemli bir yere sahip olan...
Ana Sayfa Blog Sayfa 23

Forum İstanbul’da patlama!

0

Forum İstanbul otoparkında patlama yaşandı. Patlama bazı mağazalardan da hissedildi.

Patlamanın elektrik kaynaklı olduğu iddia ediliyor. Forum İstanbul’da bulunan Decathlon mağazasında patlama sırasında kısa süreli elektrik kesintisi yaşandı.

Olay yerine itfaiye ve ambulans ekibi çağrıldı. Patlamada bir çalışan yaralandı. Yaralanan çalışan ambulansla hastaneye kaldırıldı.

ERCAN KÜÇÜK

Aytuğ Atıcı yazdı: İflas Belgesi

0

Geçen hafta açıklanan “Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi” AKP iktidarlarının 20 yılda ne yapamadıklarını açıkça gösteren bir itiraf, hatta iflas belgesi niteliğindeydi. Vizyon belgesinde milletimize huzur, kalkınma, başarı, barış, verimlilik, sürdürülebilirlik, güç ve üretim vadediliyordu. Sanki 20 yıldır ülkeyi başkası yönetiyordu da, AKP gelince bu vaatleri yerine getirecekti.

İşin trajik yanı ise bir yıllık bile plan yapamayan hükûmetin yüz yıllık bir vizyon belgesi yayınlamaya kalkmasıydı. 2022 yılı için hazırlanan bütçe altı ayda tükenmiş ve AKP Hükûmeti yeniden bütçe yapmak zorunda kalmıştı. AKP Hükûmeti adeta iflasını bildirir gibi, bütçe gideri sapmasını %61.7, bütçe geliri sapmasını ise %73.4 olarak açıklamıştı.

İşin ülkemiz yönünden bir nebze de olsa sevindirici yanı Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi’nin, CHP’nin iki yıl önce yayınladığı “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”ne benzetilmiş olmasıydı. Yani AKP Hükümeti, “İflas Belgesi” ile ancak muhalefeti taklit ederek sorunları çözmeye çalıştığını adeta itiraf ediyordu.

Peki, halkımızın bu sorunları tek başına iktidar olduğu halde 20 yıldır çöz(e)meyen AKP’ye güveni kaldı mı?

Büyük oranda hayır!

AKP’nin kısa/orta vadeli planlarda belirlediği hedeflerin çok büyük bir çoğunluğu tutmayınca halkta da yatırımcılarda da güven duygusu kalmadı. Aslında AKP Hükûmeti “Kur Korumalı Mevduat Hesabı”nı devreye sokarak kendi kendine dahi güveninin kalmadığını itiraf etmişti.

Neydi AKP’nin tutmayan hedefleri? Bazılarını hatırlatayım:

• 2021 yılı enflasyon hedefi %8 idi, %36 olarak gerçekleşti

• 2022 yılı enflasyon hedefi %6 idi, %79 civarında seyrediyor

• 2023 yılı için kişi başına düşen milli gelir hedefi 25.000 ABD Doları idi, bugün 9.500 ABD Doları civarında.

• 2022 yıl sonu ABD Doları kuru 16,62 TL idi, şimdiden 19 TL civarında

• Milli gelire göre dünyada 17 sırada iken, 2023 yılında ilk 10 ülke arasına girecektik. 2021 yılında G20 listesinden de düşerek 21. sıraya geriledik. Bu yıl ise maalesef 23. sıraya düşmemiz bekleniyor.

• İşsizlik %5’in altına inecekti, en iyimser tahminle %11.2

• Kayıt dışı istihdam hedefi %15 idi, %27.8 oldu.

• Seçim barajı sıfırlanacaktı, %7 oldu.

• İlk yerli savaş uçağı göklerde olacaktı

• …

Umut?

Olmaz olur mu?!

Yeter ki ülkemizi bu duruma getirenlerin bizi kurtaramayacağını artık anlayalım! Zaten başarabilecek olsalardı bizi bu duruma getirmezlerdi.

Peki, çözüm? Elbette, bizden beklene de bu!

Ekonomik çözümler:

• Dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan ve bizi batma noktasına getiren düşük faiz-yüksek kur uygulaması yerine faiz konusunu, çağdaş ekonominin bilimsel yöntemlerine bırakmak.

• Kur Korumalı Mevduat uygulamasını kaldırmak.

• Enflasyonu gerçekçi hesaplayarak ücretlilerin gelirini bu hesaba göre ayarlamak.

• Alım garantili ve dövize endeksli bütün “Yap-işlet-devret” uygulamalarını kamulaştırmak.

• Kamuda israfa son vermek.

• Başta tarımsal ürünler ve katma değeri yüksek ürünler olmak üzere bütün üretimleri desteklemek.

• Toplumun da acil ihtiyacı olan yargı bağımsızlığını sağlayıp, yerli ve yabancı yatırımcılara güven vererek ülkeye yatırım çekmek.

• Devlet yönetiminde liyakat esaslı bir yönteme geçerek kayıpları önlemek.

• Bütçe disiplini sağlamak.

• Merkez Bankası’nı partiler üstü bir konumda tutarak bir parti için değil ülke için uygun kararlar almasını sağlamak.

• Sayıştay’ı en verimli bir şekilde çalıştırarak kamuda şeffaflık sağlamak ve usulsüzlükleri önlemek.

• Akılcı dış politika izlenerek dış ticaretimizi artırmak.

Bütün bu sayılanları ve çok daha fazlasını yapmak hiç de zor değil. Ancak yetmez. Bununla birlikte;

• Yeni Anayasa ile Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçmek ve yönetme iradesini yeniden millete vermek.

• Toplumsal barışı ve huzuru sağlamak.

• Eğitim sistemini parti ideolojilerine göre değil, “Çocuğun yüksek yararı”na göre yeniden yapılandırmak.

• Merkezi yönetim ve yerel yönetim işbirliğini sağlamak.

• Aile Destekleri Sigortasını hayata geçirmek.

• Laik, demokratik, sosyal, hukuk devletini güçlendirerek milletin hizmetkârı haline getirmek gerekir.

İmkânsızı mı istiyoruz?

Hayır!

Çok daha fazlasını isteme hakkımız baki…

Aytuğ Atıcı

3.11.2022

İzmir’de korkutan deprem

0

İzmir’de saat 03.29’da deprem oldu. Merkez üssü Buca olan depremin büyüklüğü Kandilli Rasathanesi tarafından 4.9 olarak ölçüldü. Kokurtan depremde ilk belirlemelere göre can kaybı olmazken Konak’ta bir caminin minaresinde hasar oluştu.

Depremle ilgili İzmir Valisi Yavuz Selim Köçger twitter hesabından yaptığı açıklamada şunları belirtti:

“Kıymetli İzmirliler Öncelikle geçmiş olsun. 4,9 büyüklüğünde olduğu ifade edilen Buca merkezli depremde ilimizde Konak’ta bir cami minaresi dışında hasar ve yüksekten atlama şeklinde yaralanmalar dışında herhangi bir sıkıntı olmamıştır. Tekrar geçmiş olsun.”

Depremle ilgili bir açıklama da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan geldi. Soylu twitter hesabından yaptığı açıklamada kendilerine şu ana kadar herhangi bir can kaybı bilgisi ulaşmasını belirtti. Soylu şunu yazdı:

“İzmir Buca’da, saat 3.29’da gerçekleşen 4.9 büyüklüğünde #deprem‘de şuana kadar herhangi bir can kaybı bilgisi ulaşmamıştır. 2 vatandaşımız panikle atlama sonucu yaralanmış, bir camii minaresinde de hasar meydana gelmiştir. Gelişmeler oldukça kamuoyuna bilgi verilecektir..”

Pendik Belediyesi’nde temizlik işçileri iş bıraktı

0

AKP’li Pendik Belediyesi’nde temizlik işçileri, yapılan toplu sözleşmenin kendilerine sorulmadan yapıldığı ve haklarının iyileştirilmesini istediği için iş bırakarak eyleme geçti.

AKP’li Pendik Belediyesi’nde geçtiğimiz aylarda AKP’ye yakın Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş Sendikası toplu sözleşmeye imza atmış, eski asgari ücret üzerinden yapılan yüzde 80’lik zam işçiler içinde tepkilere neden olmuştu.

İŞ BIRAKTILAR
Daha iyi çalışma koşulları ve ücretlerde iyileştirme talep eden temizlik işçileri, 2 Kasım’da iş bıraktı. Patronların Ensesindeğiz Ağı’nda yer alan habere göre, Pendik’te ev kiralarının 7 bin TL’ ye dayandığı, her şeyin fiyatının en az üç katına çıktığı koşullarda kendilerine layık görülen ücretlerin sefalet ücreti olduğunu belirten işçiler geçinemediklerini defalarca dile getirmelerine rağmen belediye ve sendika yönetimi tarafından dikkate alınmadıklarını söylediler.

TALEPLERİNİ 5 MADDEDE İLAN ETTİLER
Eylemlerini sürdüren işçiler, geceyi de şantiye de geçireceklerini söyledi. Sosyal medya üzerinden başlattıkları hastagh kampanyasıyla seslerini duyurmaya çalışan işçiler, taleplerini de açıkladılar. İşçilerin açıkladığı, 5 maddelik talepler şu şekilde:

1. Haftalık 40 saatlik çalışma
2. İşten çıkarılan arkadaşlarımızın işe geri alınması
3. Haklarını arayan işçilerin işten çıkarılmaması
4. Maaşlara enflasyon oranında iyileştirilme yapılması
5. Belediye başkanının işçilerle görüşmesi

 

Boğaziçi Film Festivali’ne Kar ve Ayı Damga Vurdu

Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 21-28 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 10. Boğaziçi Film Festivali, 28 Ekim Cuma akşamı, AKM Tiyatro Salonu’ndaki ödül töreniyle sona erdi.

ENİS DERDİMENTOĞLU

Törende Selcen Ergun’un yönettiği “Kar ve Ayı”, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda En İyi Film seçilerek 100 bin TL değerindeki Altın Yunus Ödülü’nü kazandı.

Festivalin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda ise Youssef Chebbi’nin “Ashkal” filmi En İyi Film seçilirken, Bosphorus Film Lab’ın destek vereceği projeler de belli oldu. Törenin sunuculuğunu ise Korhan Abay üstlendi. 10. Boğaziçi Film Festivali’nin kapanış töreninde “On Body and Soul”, “Az én XX. Századom”, “The Story of My Wife” filmlerinin Macar senarist ve yönetmeni Ildikó Enyedi’ye Onur Ödülü verildi.

Ekranom’a konuşan Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi Şükrü Sim, Festival Başkanı Ogün Şanlıer festivali değerlendirdi.

Festivalde Özcan Alper, “Karanlık Gece” filmiyle En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanırken; Selcen Ergun ve Yeşim Aslan ise “Kar ve Ayı” filmiyle En İyi Senaryo Ödülü’ne layık görüldü. Ödülü alırken konuşan Yeşim Arslan ve Selcen Ergun, “Büyük oyunlara yaslanmadan hissettiklerimizi sakinlikle anlatmaya çalıştığımız katman katman işlediğimiz ve seyirciyi bu katmanlara çağırdığımız bir film yazmaya çalıştık. Katmanları görme konusunda bizimle oyuna giren jürimize ve festivale çok teşekkür ederiz” diye konuştu.

“SANATSIZ BİR GÜNÜMÜZ GEÇMESİN”

Merve Dizdar, “Kar ve Ayı” filmindeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Jüriye, festivale ve ekibe teşekkür eden Dizdar, filmin yönetmeni Selcen Ergun’a hitaben “Çektiği bütün acılara, inancına ve savaşçı ruhuna minnettarım iyi ki beni dahil ettin” diye konuştu. “Böyle gecelerde bir film yapmanın zorluğunu, uykusuz geceleri, ben bu sahneyi daha iyi yapardım diye ağlamaları, bütçe sıkıntıları hatırlıyorum bütün bunların sebebi böyle gecelerde filmleri daha fazla insanlara ulaştırabilmek, bir hikaye bir dert anlatabilmek için. İyi ki bu işi yapıyoruz. Tiyatrosuz, filmsiz, sanatsız, müziksiz, hiç bir günümüz geçmesin” şeklinde konuştu.

“BİR KARANLIK GECEYE DAHA TAHAMMÜLÜMÜZ KALMADI”

Berkay Ateş, “Karanlık Gece” filmindeki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Ödül konuşmasında Berkay Ateş, jüriye teşekkür ederken, Yönetmen Özcan Alper’e ve ekibe teşekkür etti. “Boş bir kağıda hayal etmek ile başlayan bu hikayelerin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir karanlık geceye daha tahammülümüzn kaldığını düşünmüyorum. İnsandan ayrı dili, dini, ırkı, cinsel yönelimi, düşüncesi konusunda ayrımcılığa uğramadan hayal edebilen ve hayali için mücadele eden herkese teşekkür ederim” dedi.

En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü’nün sahibi de “Kar ve Ayı” filmiyle Florent Herry‘nin oldu. En İyi Kurgu Ödülü’nün sahibi ise “Kar ve Ayı” filminden Çiçek Kahraman’ın oldu. Çiçek Kahraman adına ödülü alan Yönetmen  Selcen Ergun, kurgu konusunda genelde festivallerde daha oyuncaklı kurgular ödüle layık görüldüğüne değinen ve daha sade bir yapım olarak Kar ve Ayı’nın ödül almasına mutlu olduğunu belirtti. Ergun, Kar ve Ayı’da karakterin hissiyatına hizmet eden ve kendini gizleyen bir kurgu olduğunu ve fark edilmesine hem kendisinin hem de kurguda ödüle layık görülen Çiçek Kahraman’ın da sevineceğini ifade etti.

Yapımcı ve yönetmenler Osman Subaşı, Ramazan Arman ve Sevinç Gül Akdere’den oluşan FİYAB (Film Yapımcıları Meslek Birliği) jürisi “Eflatun” filmi ile Cüneyt Karakuş’u FİYAB En İyi Yapımcı Ödülü’ne layık gördü. Yönetmenler Raşit Çelikezer, Aydın Sayman ve Kubilay Erkan Yazıcı’dan oluşan FİLM-YÖN (Film Yönetmenleri Derneği) jürisi, bu yıl Oğuzhan Tercan adına verilen FİLM-YÖN En İyi Yönetmen ödülüne “Karanlık Gece” filmiyle Özcan Alper’i layık gördü.

“BU ÖDÜLÜ İRANLI KIZ KARDEŞLERİM ADINA ALIYORUM”

Ayrıca, yönetmenlik kariyerinin başında olan isimleri desteklemek ve yönetmenlerin yeni filmlerinin önünü açmak amacıyla bu yıl Akli Film’in katkılarıyla verilen 50 bin TL’lik En İyi İlk Film Ödülü, Ümran Safter’in yönettiği “Kabahat”ın oldu. İlk film ödülün alıken jüriye, festivalin tüm emekçilerine ve tüm yapım ekibine teşekkür eden Safter, “Filmimizde 14 yaşında bir çocuğun karanlığa karşı mücadelesini anlattık. Bana ilham veren ve yanı başımızda olan bir kadın hareketini gözlemliyoruz. İran’daki kadınlar karanlığa ve otokratik rejime karşı tarih yazıyorlar bende bu ödülü İranlı kız kardeşlerim adına alıyorum” diye konuştu.

Sinema yazarları Ali Can Sekmeç ve Ali Ulvi Uyanık, yönetmen Engin Ayça’dan oluşan SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) jürisi, sinema araştırmacısı Agah Özgüç anısına bu yıl ilk kez verdiği SİYAD Ödülü’ne “Bir Umut” filmiyle Ümit Köreken’i layık gördü.

Nashen Moodley, Urszula Antoniak, Nenad Dukic, Jan Jilek ve Prof. Dr. Şükrü Sim’den oluşan Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi ise 50 bin TL değerindeki Altın Yunus Ödülü’nün sahibini yönetmen Youssef Chebbi’nin “Ashkal” filmi olarak belirledi. Yarışmada, “Six Weeks” filmindeki rolüyle Katalin Román, En İyi Kadın Oyuncu; “Love Dog” filmindeki rolüyle John Dicks de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

 

Yarışmada, “A Long Break” filmi ile Davit Pirtskhalavat, Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi tarafından En İyi Yönetmen seçildi. Jüri Özel Ödülü ise “Victim” filmiyle Michal Blaško’ya gitti. Sinema yazarları Rıza Oylum, Sergey Lavrentiev ve Ştefan Dobroiu’dan oluşan FEDEORA (Avrupa ve Akdeniz Film Eleştirmenleri Federasyonu) jürisi bu yıl ilk kez verilen FEDEORA Ödülü’ne Michal Blaško’nun “Victim” filmini layık gördü.

10. BOĞAZİÇİ FİLM FESTİVALİ ÖDÜLLER ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI

En İyi Ulusal Uzun Metraj Film Ödülü: Kar ve Ayı/ Selcen Ergun

En İyi İlk Film Ödülü: Kabahat/ Ümran Safter

En İyi Yönetmen Ödülü: Karanlık Gece/ Özcan Alper

En İyi Senaryo Ödülü: Kar ve Ayı/ Selcen Ergun-Yeşim Aslan

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü: Kar ve Ayı/ Merve Dizdar

En İyi Erkek Oyuncu Ödülü: Karanlık Gece/ Berkay Ateş

En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü: Kar ve Ayı/ Florent Herry

En İyi Kurgu Ödülü: Kar ve Ayı/ Çiçek Kahraman

FİYAB En İyi Yapımcı Ödülü: Eflatun/ Cüneyt Karakuş

FİLM-YÖN En İyi Yönetmen Ödülü: Karanlık Gece/ Özcan Alper

SİYAD Ödülü: Bir Umut/ Ümit Köreken

ULUSLARARARASI UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI

En İyi Uluslararası Uzun Metraj Film Ödülü: Ashkal/ Youssef Chebbi

En İyi Yönetmen Ödülü: A Long Break/ Davit Pirtskhalavat

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü: Six Weeks/ Katalin Román

En İyi Erkek Oyuncu Ödülü: Love Dog/ John Dicks

Jüri Özel Ödülü: Victim/ Michal Blaško

FEDEORA Ödülü: Victim/ Michal Blaško

ULUSAL BELGESEL FİLM YARIŞMASI

En İyi Ulusal Belgesel Ödülü: Crossroads/ Mahmut Fazıl Coşkun

Jüri Özel Ödülü: Kennedy’nin Doğuşu/ Gülben Arıcı

KISA FİLM YARIŞMASI

Ahmet Uluçay Büyük Ödülü: Ice Merchants/ João Gonzalez

En İyi Ulusal Kısa Kurmaca Film: Ben Tek Sizsiniz/ Barış Kefeli, Nükhet Taneri

En İyi Uluslararası Kısa Kurmaca Film: I Didn’t Make It to Love Her/ Anna Fernandez De Paco

İstanbul Medya Akademisi Genç Yetenek Ödülü: Birlikte, Yalnız Kasım Ördek

BOSPHORUS FİLM LAB PİTCHİNG PLATFORMU

TRT Ortak Yapım Ödülü: Hacer

Yönetmen: Yeşim Tonbaz

Yapımcı: Yeşim Aktaş, Yeşim Tonbaz

PostBıyık Renk Düzenleme Ödülü: Rüzgarla Beraber

WORK İN PROGRESS PLATFORMU

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü: Güneşin Altında Yeni Bir Şey Yok

CGV Mars Film Dağıtım Ödülü: Bildiğin Gibi Değil

Yönetmen ve Yapımcı: Vuslat Saraçoğlu

Babacan’dan MEB-A101 protokolü açıklaması

0

Deva Partisi Genel Başkanı, Küçükçekmece Kibrithane’de düzenlenen basın toplantısında Kalkınma Seferberliği Planı’nı açıkladı. Babacan programda Röportajlık’ın sorularını da yanıtladı.

ERCAN KÜÇÜK

DEVA Partisi Kalkınma Seferberliği Planını düzenlediği lansman etkinliğiyle açıkladı. 76 maddeden oluşan planın lansmanında konuşan Genel Başkan Ali Babacan, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan MEB-A101 protokolünü sorduğumuz Babacan, konuyu bilmediğini, incelemeleri gerektiğini belirtti.  Mesleki eğitimin önemini vurgulayan Babacan, “tek bir firmayla anlaş tek bir şirketle anlaş herkesi oraya gönder falan. Bunlar tabii doğru değil. Biraz seçenekleri çoğaltmak lazım” dedi.

DEVA Partisi, 16. eylem planını İstanbul Kibrithane’de düzenlenen tanıtım töreninde duyurdu. “Kalkınma Seferberliği” başlığını taşıyan eylem planında yer alan 10 hedefi açıklayan Babacan, Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı ‘Türkiye Yüzyılı’ programını da değerlendirdi. Program için “Tam bir boş çerçeve” tanımlaması yapan Babacan, “Geçen hafta 1,5 saat boyunca içi boş bir ‘Türkiye Yüzyılı’ masalı dinledik. Madem çoğulcu demokrasi, katılımcılık, insan hakları diyorsun; niye gelecek yüzyılı bekliyorsun? Bugün yapsana. Adaleti her gün çiğniyorlar, ondan sonra ‘Türkiye Yüzyılı’nda adalet, özgürlük diyeceğiz’ diyorlar.” diye konuştu.

10 MADDELİK HEDEF

Kalkınma Seferberliği Eylem Planı’nın ayrıntılarını DEVA Partisi Sanayi, Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm Politikaları Başkanı Burak Dalgın anlattı.  Dalgın, eylem planının başlıklarını “sağlam altyapı”, “uygun finansman”, “aranan eleman”, “açılan pazarlar”, “yaygınlaşan yenilikçilik” ve “etkin teşvikler” şeklinde sıraladı.  Dalgın, “Anlayışımız, kontrol-kumanda ekonomisi yerine hür teşebbüs odaklı, lobilerin değil KOBİ’lerin kalkınma seferberliğidir” dedi.

5 yıl içinde kişi başına millî geliri yüksek gelirli ülkeler grubuna yükselteceklerini ileri süren Babacan, eylem planındaki maddeleri “sıçrama tahtasına” benzetti. Babacan, Kalkınma Seferberliği Planı’nda belirledikleri 10 hedefi şu başlıklarla anlattı:

En az 10 sanayi vahası, 500 milyar dolar ihracat, En az 100 bin Süper KOBİ, Sanayide her gün bin istihdam, Ara değil, aranan eleman, Yeni finansman modeli, Yenilikçiliğin iktidarı, Katma değer hamlesi, Kaliteli büyüme, Lokomotif teşvikler

‘YABANCI FON KURULUŞLARI GRUPLAR HALİNDE GELİYOR’

Babacan programda basının sorularını da yanıtladı. Uluslararası finans ve fon kuruluşlarıyla çok yoğun temas halinde olduklarını açıklayan Babacan, “Merkez Bankası-Hazine-Deva Partisi uluslararası yatırımcılar için bir standart uğrak yeri” dedi. Babacan şunları söyledi:

“Uluslar arası finans kuruluşlarıyla çok yoğun temas halindeyiz. Temas halindeyiz derken onlar bize geliyorlar. Bizim oralara gitmemize gerek olmuyor, çünkü her hafta ziyaretlerimiz oluyor. Hatta İbrahim Çanakçı Bey dün akşam bizimleydi. Dün gece dönmek zorunda kaldı. Çünkü bu sabah yine dünyanın en büyük finans kuruluşlarından birisi genel merkezimizi ziyaret ediyor ve bizim ekonomi ekibimizin onlarla toplantısı var. Geçen ay dünyanın en büyük fonu geldi. Heyet halinde görüştük.

“Fonlar gruplar halinde geliyorlar. Üçlü beşli onlu gruplar halinde genel merkezimize. Artık bu bir standart haline geldi. Yani Ankara’da Merkez Bankası-Hazine-Deva Partisi uluslararası yatırımcılar için bir standart uğrak yeri. Her şeyi soruyorlar. Mesela geçen sene sorular daha çok şu andaki hükümetin ne yapacağı ile ilgili sorulardı. ‘Siz yakın çalıştınız. Az çok tanırsınız, bunlar ne yapar?’ Diye soruyorlardı. Ama bu yıl artık hiç sormuyorlar onu. Siz ne yapacaksınız diye soruyorlar. Biz yerli iş dünyamızla da çok sık görüşüyoruz. Her boyuttan kuruluşla görüşüyoruz.”

MAHİR ÜNAL’IN İSTİFASI

Babacan programda Röportajlık’ı sorularını da yanıtladı. Ak Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın Cumhuriyet devrimlerini hedef aldıktan sonra gelen tepkilerden dolayı istifa etmesini değerlendiren Babacan, Bu soru haberi yokken sorulmuştu. ‘Şu son 4-5 yılın, ülkedeki baskı ikliminin oluşturduğu bu kısırlığı fikir üretememe, yeni bir şey üretememe iklimini dönüp de faturasını 100 yıllık cumhuriyete kesmeyin’ demiştim. Hatta sormuştum, ‘ya bu söylenecek laf değil. Sözünü geri aldı mı’ diye. Ama işte sonuç demek ki böyle tamamlanmış.”

TEK FİRMA DEĞİL ÇOK FİRMA OLMALI

Babacan, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile A-101 marketler zinciri arasında yapılan protokolle öğrencilerin haftada 4 gün bu mağazalarda çalışmasına ilişkin protokolle ilgili Röportajlık’ın sorusunu da yanıtladı. Konuyu ilk defa sorumuz üzerine duyduğunu belirten Babacan şöyle konuştu:

“Mesleki eğitim önemli bir konu. Ve meslek eğitimi sadece teorik değil pratiğinin de eş zamanlı olması gerekiyor. Bunun böyle zoraki tek bir şirket tek bir mağaza, tek bir yer değil ama, ailelerin ve tabii ki gençlerin de tercihine bağlı olarak gençlerimizin 14 yaşından itibaren iş dünyasıyla bir şekilde bir tanışıklığın olması bizim politikalarımızda var.

“22, 23, 24 yaşında üniversiteyi bitirip ondan sonra ilk defa çalışıyor olmak biraz geç oluyor. Ve hayatı daha erken yaşta tanıyınca meslek tercihleri de daha isabetli oluyor. Dolayısıyla yani 14 yaşından itibaren hem iş hayatıyla tanışıyor olmak ve farklı farklı şirketlerde farklı farklı sektörleri bilmek daha isabetli meslek tercihi için daha sonra yardımcı oluyor. Ben bunu pek çok ülkede gözlemliyorum. Dolayısıyla iş hayatıyla eğitimin böyle biraz yakın olması, biraz beraberce yürüyor olması gençlerimiz için iyi bir şey. Ama hani tek bir firmayla anlaş tek bir şirketle anlaş herkesi oraya gönder falan. Bunlar tabii doğru değil. Biraz seçenekleri çoğaltmak lazım. Ailelere ve gençlere özgürlük alanını geniş tutmak lazım.

İŞSİZLERE EĞİTİM PROGRAMLARI

“Biz ne yapacağız? İşi olmayan işsiz vatandaşlarımızın tekrar eğitim programlarına almamız gerekecek yeniden. Yeniden ihtiyaç olan alanlara göre işsiz vatandaşlarımızı yeniden beceri kazandırma, bilgi ve beceri donatımı programlarına zaten almamız gerekecek, hatta onu da açıkladık biliyorsunuz. Gidiş geliş yol parası ve öğlen yemeği masrafını da düşünmeyecek şekilde programlar olacak ve o programlara katılan gençler, kadınlar işe başladıklarında bir süre vergi ödemeyecekler. Bizim bu konuya bakışımız bu. Tabii o programı detaylı incelememiz lazım. Bilmediğim birşey hakkında daha fazla bir şey söylersem yanlış olur.”

Oku-Korkma: EL TESETTÜR, LE TÜRBAN

Arapça’da kelimelerin başlarına gelen ‘el’ ne ise Fransızca’da da ‘le’ odur. Belirleyicilik ifade ederler, işaret ederler. Benzerlik mi tesadüf mü, tevafuk mu?

KADİR ERGEN

Arapça birader, Almanca bruder, İngilizce brother, Fransızca frere; ‘erkek kardeş’ demek. Dünya dilleri birbirine benziyor birader…

Tesettür kelimesi Arap dilinde kadın için, ‘erkekten kaçma, erkeğe açık görünmeme’ demek, malumunuz. İslam deyince kadının örtüsü, namaz ve oruç zahir olduğundan, dinin üçte biri neredeyse… Fransızca turban ise ‘Türk sarığı’ sözcüğünden alıntıdır. İlgili sözcük Türkiye Türkçesinde tülbend, ‘kavuk üstüne sarılan sarık’ sözcüğünden, yine alıntıdır. Etimolojik olarak ise Farsça dulband kelimesine dayanır. Hindistan’da ve Sudan’da erkek örtüsüdür, statüdür. Bizde ise siyasi bir sorundur. Başörtüsü dendiğinde türban algılanır.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın çiçeği burnunda ‘biz türban meselesini 2013’te çözdük’ açıklamasına rağmen yine yeniden nur topu gibi sorun oldu, daha doğrusu şirinlik tepsisinde sunulası ballı börek oldu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu helalleşme çağrıları kapsamında yanlışları da olduğunu kabul edip, değişerek gelişmekten bahsetti (sanki daha önce de duymuştum, kapat parantez). Ve CHP başörtüsü için üç maddelik kanun teklifini ekim ayı başında TBMM’ne sundu.

Misafirlikte çayımıza şeker atarken kibarlıktan kırıla kırıla, serçe parmağımız kuzeydoğuyu göstere göstere maşa kullandığımız olmuştur. Oysa ev sahibesi hanımefendi kesme şekerleri o kristal şekerliğe eliyle koyar, ama biz özü biçime biçimi öze şekerden önce karıştırırız.

Türbanlı polis memuru, asker, öğretmen, milletvekili varken, devlet dairelerinde devlet memurları varken, türban sorunu nedir?. Bence düşünce setlerimize burada bir zarar veriliyor.

Bizim Sivaslılar köylülerinin kahvehanesinde oturmuşlar okey oynuyorlar, dörtlü masa, iki de yancı var, bir de yancı adayı, eşli okey, masa yeşil çuha kaplı, pudrasız, çayların çın çını düzden (demli), ocak bakır, ocakçı bıçkın önce bir taraf bir parti çıkıyor, sonra diğer taraf, eller çekişmeli, meşrubatlar içilmiş, oyun kontraya gidiyor, hesap kol gibi, kontranın son eli, açan kazanacak diğer masalarda oyunlar bitmiş ayakta seyircileri var.

Derken Yiğidom koltuğunun altına okey atıyor, pardon deyip geri alıyor. Alırsın alamazsın, hır dı gür dü, kahvehane sahibine danışıyorlar. Kahveci abimiz soruyor’ okeyi geri alırken pardon söyledi mi gıı?’. ‘Söyledi’ cevabını alınca, olgun bir tavırla masanın gübürünü hırpalıyor, ‘ alır hemii‘…

Siyaset sahnesinde, hele ki seçim sath-ı mahalinde öyle kahvede konuşur gibi konuşamazsınız, ağzınızdan çıkan sözü pardon deyip geri alamazsınız. Eloğlu (siyasi rakip anlayalım lütfen) gelir oyunu bozar, hatta oyunu değiştirir, pokere çevirir. Önce anayasa değişikliği sonra referandum diyerek iki defa da el yükseltir. Attığın taşa kalmak ta değil, başka bir şey bu! Bizim Bayrampaşa’da ki kahvelerde ‘yarar taş atmak’ derler.

Dersim’den ders almamışsan, oyunu da takip etmeyip böyle aval oynarsan, başka ülkelerde erkekte başı, kadında saçı örten türban bizde neleri örter neleri. İşsizliği örter mesela, hayat pahalılığını örter, asgari ücreti azami örter, muhalefet lehine ne bulursa örter… Çok hassas konudur, ummadık tarafları olur. Kartopunun çığa dönüşmesi gibi büyür. Avara kasnak misali yol alırken içine ailenin korunması gibi, LGBT gibi, tarikatların yasallaşması gibi konuları da toplar ve sürükler.

Arapça ve Fransızca’da ifadeleri belirleyen ‘el’ ve ‘le’ belirlilik eklerinin tesettür ve türban üzerinden bizim siyasi gündemimizi belirleyeceği ve dahi sonuca etki edeceği kimin aklına gelirdi; du bakali parti kimde kalacak, partide kimler kalacak?!

Çubuklu Laci: ON BİRE DOKUZ

0

Antrenmanlarda futbolcular beşe iki top kapmaca çalışması yaparlar. Fenerbahçe İstanbulspor maçında on bire dokuz puan kapmaca çalışması yaptı. İstanbulspor’un kalecisi Jensen’e yakın oynayan Pedro ve Fenerbahçe kalecisi Altay’a yakın oynayan Szalai toz duman.

KADİR ERGEN

Attila ağır adam, çalımı yedi mi dönüp kimseyi yakalayacak hali yok. Bari geri paslarının boyunu ayarlasa. Szalai’nin geri paslarının boyu Fenerbahçe’nin takım boyu gibi, henüz oturmamış. Macar davetiyesi bu hafta Kosova’ya gitti. Kaan Ayhan’a da Fener davetiyesi gitmiş, kendiceğzine dikkat et.

Batshuayi süper ligde ilk kafa golünü attı, artık kafasını da kullanıyor, Jesus faktörü değilse, nedir? Yedekte başlasa, on bir de başlasa Batsman’da aynı yüz ifadesi var, küsmüyor; kulübede faydalı kulübeye de. Zaten Fenerbahçe’de kesik yok, rotasyon var. Arda Gülerin olayı uzatmalı rotasyon. Bir rotasyon mucizesi de Miha Zajz, küsmediği yaptıklarından belli.  Pierre van Hooijdonk mirası olsa gerek bu davranış biçimleri, Hollanda beyefendisiydi…

İrfan Can kariyer rekoru kıracak, bir gol kaldı, daha 12. haftadayız. Attığı gole şapka çıkarırım. Önce kaleciye gerçek bir bakış attı, adeta yerini nişanladı, sonra kalecinin sağına sahte bir bakış fırlattı ‘bizden kim var’  der gibi, hesapta orta yapacak gibi; kitapta topa uzattığı ayağını bilekten son anda çevirip Jense’nin solundan tıngırdadı. Sadece ayak bileğini göster, yarışma programında soru diye sor, cevap diye Messi derler. ‘’Şifo Mehmet’’ ten sonra Messi İrfan yolda…

Valencia on birde başlamadığı maçta on birinci golüne imza attı. Ayrıca Batshuayi ile birbirlerine iade-i asist yaptılar. Ekvadorlu’nun maşallahı var, gol sayısı beş süper lig takımından daha fazla.

Ferdi (sağ tarafta iken) ve Emre takım oyunu adına olumlu işler yaptılar. Emre İrfanla beraber ileri uçta prese bile başlamış. Yalnız Osayi’nin oyuna dahil olmasından sonra sol tarafa geçen Ferdi bu dakikadan sonra sol koridorda Lincoln ile beraber gitti geldi, ikisi de assolistlik peşinde, uvertür de lazım…

Takımın başına yeniden ve yeni geçen Fatih Tekke’ye Türk futbolu adına başarılar diliyorum, ama başarı için dersini çalışması lazım. Tek stratejisi Fenerbahçe’nin hızını kesmekti. Jensen 82’nin Dino Zoff’u gibiydi, oyundan çaldı da çaldı, hakem baktı da baktı. Bir de İstanbulspor’lu futbolcular sürekli kramponlarını bağladılar, bir Jensen ile olmuyor. Yalnız ilginçtir her yedikleri golden sonra kaleci beklemeleri, ve krampon bağlamalar azaldı, maça daha fazla düğüm atamadılar. Gol-bağcık paritesine moral-kondisyon algoritması etki etti!

Bir yeni ve yeniden başlayan Hoca’da Şenol Güneş, ona da futbolumuz adına başarılar diliyorum.  Ne de olsa Beşiktaşlı babanın dayıları Fenerbahçeli olan oğluyum. Kartal kanadı genlerimde var, ama o piyasa dayıların elinde, dayılarıma teşekkür ediyorum. Şenol Hoca klasik uzaktan eğitim hocası gibi, derslerini ihmal etmemiş, örgüne gelir gelmez, Mert Günok’a eldiven verdi, riskti ama verdi, risksiz başarı olmaz. Darısı Jesus’un başına.

Maç bitiyor, Jesus’un kaynaştırmaları başlıyor. Futbolcuları tribüne götürüyor, futbolcu eşleri saha kenarına geliyor, futbolcu çocukları sahaya renk, Jesus camiaya anlam katıyor. Bunlar usta ressamın tuvale küçük dokunuşları, büyük karşılığı mayısta inşallah…

 

Uğur Hoca Yazıyor: TARİH, TEKERRÜRDEN Mİ İBARETTİR?

0

Hatırlayın; bir buçuk ay önce Fransa’da oynanan maçta da Rennes, Fenerbahçe defansının arkasına dört defa top atmıştı. İkisi gol olup, ikisi de kaçmıştı…

UĞUR TEMEL

Sezon başından beri söyledim, dilimde tüy bitti,
Sakal da bıraktım sözümü kimse dinlemedi…
Rennes’in oğlu, görmüş çalışmış dersine karınca misali,
Profesör; “rotasyon yapayım bana yeter” demiş, ağustos böceği gibi…
Hatırlayın; bir buçuk ay önce Fransa’da oynanan maçta da Rennes, Fenerbahçe defansının arkasına dört defa top atmıştı. İkisi gol olup, ikisi de kaçmıştı…
Saraçoğlu’nda oynan maçta, savunma arkasına sarkan oyuncu asist yaptı ikinci gol oldu. Yarım saat dolduğunda da defansın arkasına atılan topla, üç olmuştu.
Ofsayt nedeniyle sayılmayan gole de Gouri’nin kaçırdığı pozisyona da, “anlamsız” ofsayt taktiği sebep olmuştu.
Takım boyu kısa olması, ancak “Kim” varsa güzel,
Serdar Aziz, Gustavo tandeminde, bu tercih hep üzer…
İlk yarı boyunca hep soldan atak yaptı, bastı topu kaptı Rennes;
Çözüm bulmak bu kadar mı uzun sürdü Profesör Jesus, pes…
Geriden gelip, maçı çevirmek elbette güzel,
Skora göre değil, oyuna göre yazıyorum ey müptezel.
Demiş ki Akif; “tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
Bu maçı kaybetseydi, Jesus efendi ne ederdi?
Takke düşünce, kel’i göründü Fener’in,
Acaba, Tekke efendi gördü mü bu hali?
Diyecekler ki; “Sen Fener düşmanı mısın? Geriden gelinip maçı çevirilmiş, daha ne diye sorun ararsın”
Derim ki; arabada devrilince yol gösteren çok olur, testi daha fazla kırılmadan fazlaca vurdum, darılmayın ne olur.

Uğur Hoca Yazıyor: İSMAEL’İ, OKAN KURTARIR

0

Valerian İsmail değilim, Uğur Temel’im.
Gereksiz tevazu etmeye gerek yok, futbolu bilirim…

UĞUR TEMEL

Yeri geldiğinde yazarım, kendini beğenmişlik olarak algılanmasın üzülürüm…
Elli’ye merdiven dayadık, 35 yıldır futbolla teşrik-i mesaimiz bol.
Sokak futbolcusunun ötesine geçemedim. İyi bir seyirci oldum, seyrettim. Kuralları öğrendim hakem oldum, yönettim… Şimdi de yazıyorum, kalemimin ucu döndüğünce…

Niye yazıyorum bunu?
Çünkü lisansım olmamasına rağmen, bu kadar ‘cık’ futbol bilgim ve yaşanmışlıkla Beşiktaş’ın başında olsam, takım bundan kötü olmazdı…
Valerian İsmail değilim, Uğur Temel’im.
Gereksiz tevazu etmeye gerek yok, futbolu bilirim…
Tek oyun planına bağlı kalmam, kendimi geliştiririm…
Seyredemedik, anlatır büyüklerimiz; “Ver Lefter’e, yazsın deftere” diyerek inlermiş tribünler. Valerian duymuş olmalı bunu, güncelini yapmaya çalışıyor: “Ver Weghorst’a yazsın deftere…” Vre; hiç olur mu futbola Fransız?
Sağdan orta, soldan orta karışsın ceza sahası Weghorst vursun gol olsun…
İyi de hoca, “sen herkesi kör, âlemi sersem mi” sanırsın?
Takarım kilit’i, “uçamayan Hollandalıya” bakarım keyfime…
Ayının bile; ‘kırk hikâyesi var ahlat üzerine”. Be hey Futbol’a Fransız; senin hikâyen ne üzerine?

Dün akşam Galatasaray maçını yazmadım diye kırılmış, üzülmüş bazı arkadaşlar. Bekledim, ikisini bir arada yazayım, hem zamandan hem elektrikten tasarruf edeyim diye…
Al birini vur ötekine…
İttire kaktıra, ‘göklerden gelen bir karar’ ile şampiyon oluverdi birisi, kendini “bulunmaz Hint Kumaşı” sandı… Fidan boyluydu, kendini 1,90 sandı;
Ancak bilmiyordu ki; kaptan köşkünde rahat oturmak için, boyunun en az 2,10 olması lazımdı…
Arkasındaki duvarda, duruyor “Demoklasin’in kılıcı.” An meselesidir inmesi boynuna;
Hoş; iki vakit’e kurtarıcısı olur Futbol’a Fransız’ın, kendi gider adı kalır yadigâr…
Olan, Beşiktaş taraftarına olur…
Futbol’a Fransız olanı, kulübede seyreder durur…